Posts Tagged Netanyahu
İsrail’in yeni güvenlik doktrini
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/10/2026
ABD-İsrail ilişkileri iki ülkede de tartışılıyor. Bu ilişki Washington’da, İsrail’in ABD’ye yükünün boyutu, Tel Aviv’de ise ABD desteğinin ne kadar sürebileceği üzerinden tartışılıyor.
Bu tartışmayı hızlandıran bir etken de Trump Doktrini oldu. Zira doktrin, ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki işlerini müttefiklerine dağıtmayı, yük paylaştırmayı esas alıyor.
Heyman’a göre doktrinin ana hatları
Konunun bir süredir Tel Aviv’de kapsamlı bir şekilde ele alındığını gösteren konulardan biri, İsrail’in yeni güvenlik doktrini. Gerçi 2023’te şekillenmeye başladıysa da, ABD gibi açık belgesi olmadığı için doktrinin içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Neyseki İsrail seçim süreci ve sertleşen iç mücadele, bu yeni doktrine dair ipuçları edinmemizi sağladı: Eski İsrail Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) Başkanı Tamir Heyman, henüz resmi belgelere dökülmemiş yeni güvenlik doktrini hakkında, Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde (INSS) bir analiz yayımladı.
Heyman’ın yeni güvenlik doktrinini nazıl değerlendirdiğine geçmeden önce, Anadolu Ajansı’nın derlemesinden hareketle, doktrinin içeriğini anlamamızı kolaylaştıran ana hatlarına bir göz atalım:
ABD ile yol ayrımı
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hükümetinin uyguladığı yeni güvenlik doktrinine göre;
1) Yahudi kimliği demokratik sistemin önüne geçiriliyor.
2) Ortadoğu’da gerçek ve anlamlı bir barışın mümkün olmadığı ve Arap devletlerle varılacak mutabakatların geçici olduğu savunuluyor.
3) ABD ile yol ayrımı öngörülüyor. ABD “gerileyen bir güç” olarak niteleniyor ve bu durumun “İsrail’i terk etmesini” hızlandıracağı düşünülüyor. İsrail’in güvenliğinin sadece kendi askeri gücüne dayanması gerektiği belirtiliyor ve ABD ile bağları koparmanın yalnızca kaçınılmaz değil, ulusal kimliğin direnci açısından zorunlu olduğu savunuluyor.
Savunma yerine saldırı
4) Askeri stratejide savunma yerine saldırının mutlak öncelik kazandığı belirtilerek, baskın ve sürpriz önleyici darbelerin tek yol olduğu savunuluyor. Çatışmayı düşman sahasına taşımak ve derin hatlar kurmak amacıyla “ileri savunma alanları” oluşturulması gerektiği kaydediliyor.
5) İki devletli çözüm reddediliyor, Filistin topraklarına yerleştirilen İsrailliler, İsrail için “savunma kalkanı” olarak nitelendiriliyor.
6) Savunma sanayisinde, siber teknolojide ve yapay zekada tam yerlileşme ve uluslararası ortaklıklardan bağımsız bilimsel üretim hedefleniyor. (Muhammet Nazım Taşcı, AA, 14.10.2026)
Savunma açığı ve izolasyon riski
Peki eski AMAN Başkanı Heyman, ana hatları yukarıda özetlediğimiz bu yeni güvenlik doktrinini nasıl yorumluyor?
Heyman’a göre yeni güvenlik doktrininin üç temel zayıflığı var:
– Doktrinin, İsrail’in varoluşsal temellerini dinamitlediği savunuluyor.
– Doktrinin, İsrail’i uluslararası alanda derin bir izolasyona, ekonomik ve teknolojik durgunluğa, beyin göçüne ve sınırları belirsiz sürekli bir savaş döngüsüne sokacağı savunuluyor.
– ABD ile stratejik bağı koparmanın, savunma açığına ve diplomatik izolasyona yolaçağı savunuluyor.
ABD-İsrail yol ayrımı şu anda olası görünmüyor
Heyman’ın analizinin ve eleştirisinin temelini, “ABD ile stratejik bağı koparmanın doğuracağı sorunlar” oluşturuyor. Heyman haksız değil; ABD’nin askeri ve istihbarat desteğinin olmaması savunma sorununa, siyasi desteğinin olmaması diplomatik yalnızlığa yol açacaktır. Çünkü İsrail’in Araplar karşısında sağladığı askeri başarılarının kaynağı da ona uluslararası platformlarda dokunulmazlık sağlayan da ABD’dir.
Peki ABD, Ortadoğu’daki “ileri karakolu” gördüğü İsrail’den öyle kolayca vazgeçer mi? Son tahlilde ABD için İsrail, Ortadoğu dizaynında kullandığı değerli bir sopadır. Bu nedenle doktrinde belirtilen bir “yol ayrımının” yaşanması kısa ve orta vadede pek olası görünmüyor. Üstelik Netanyahu’suz bir İsrail ile Trump’sız bir ABD’nin, yolu birlikte yürümek için hâlâ geçerli nedenleri olacaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ekim 2026
Hazar’da ortak cephe olasılığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/07/2026
Yinelemek pahasına şu iki saptamayla başlayalım:
1) ABD’nin İran’a saldırısı, “ana strateji” düzleminde, ABD’nin Asya’yı ve Çin’i hedef almasının aşamasıdır.
2) Ankara’daki NATO zirvesi ve 6 maddelik sonuç bildirisi, NATO üyelerine Rusya’ya ve İran’a karşı konumlanma görevi yüklemektedir.
Ankara’daki NATO zirvesinin önemi
ABD’nin NATO aracılığıyla müttefiklerine dayattığı bu planlama haliyle en çok Türkiye’yi etkileyecektir. Türkiye Ukrayna-Rusya savaşında “aktif tarafsızlık” izledi, ABD-İran savaşında ise dört füze kışkırtmasına rağmen ABD’ye üslerini ve hava sahasını kullandırmadı ve savaşın dışında kalabildi.
Ancak NATO’nun 7-8 Temmuz tarihli Ankara zirvesi bu açıdan bir değişiklik dayattı. İstanbul Boğazı’ndaki yeni deniz komutanlığı Ukrayna ile, Adana’daki yeni NATO kolordu karargâhı da Doğu Akdeniz-Ortadoğu ile ilgilidir. Haliyle ABD ve İngiltere’nin Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı pozisyonlamasıyla ilgilidir.
Netanyahu ve Zelenski’nin hedefleri
İsrail Başbakanı Netanyahu ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin peşi sıra Washington’da bulunmaları elbette bir planlamayla ilgili. Her iki isim taktik düzeyde ABD’den destek almanın ve stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenmenin peşinde:
– Netanyahu taktik düzeyde ABD-İran anlaşmasını önleyebilmenin yolunu ararken, stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenerek Ortadoğu’da genişlemek ve merkez ülke olmak istemektedir.
– Zelenski ise taktik düzeyde Trump yönetiminden yeniden almaya başladığı desteği artırmanın ve stratejik düzeyde Ukrayna’yı NATO’ya bağlamanın peşindedir.
Ukrayna Hazar’da İran gemisini neden vurdu?
Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran gemisini vurmasının anlamı işte buradadır. Zelenski, taktik düzeyde Rusya-İran tedarik hattına saldırarak iki ülkenin silah sevkiyatına müdahale edebileceğini ve buradan hareketle Trump’a “Rusya-İran askeri ortaklığını” hedef alabileceğini göstermek istedi.
Zelenski’nin “iki savaşı birleştirme” amacı elbette öncelikle Washington’un desteğini artırmak istemesiyle ilgili ve Trump yönetiminin şu ana kadar “iki savaşı ayrı ele alma” şeklinde götürdüğü planlamaya da uymuyor. Ancak Trump yönetiminin son birkaç aydır Ukrayna-Rusya savaşı konusunda yeniden söylem değiştirmesi, Alaska’da bir anlaşma yapmadıklarını belirtmesi ve daha önemlisi Pentagon’un yeniden Ukrayna’ya askeri destek vermeye başlaması bir durum değişikliğine işaret ediyor. NATO zirvesi kısa sonuç bildirisinden “Rusya’ya karşı Ukrayna’ya ve İran’a karşı ABD’ye (ve elbette İsrail’e) destek” çıkması da bir strateji değişikliğine işaret ediyor.
Dolayısıyla ABD açısından “Asya’ya karşı geniş cephe” stratejisi, koşullarını bulabilirse, hayata geçirilmek istenecektir.
ABD’nin Hazar’daki taktik hamleleri
Kaldı ki ABD bu stratejinin kimi taktik hamlelerini zaten başlattı: 1) ABD, Esad’ı devirme operasyonu üzerinden Astana Platformu’nu, Türkiye-Rusya-İran ortaklığını rafa kaldırdı. 2) ABD, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru’nu 99 yıllığına Trump Koridoru’na çevirerek Güney Kafkasya’ya, Türkiye-İran-Rusya arasına, kama gibi girmeye çalışıyor. 3) ABD, Gürcistan-Rusya ilişkilerini bozmaya, Gürcistan’ı NATO üyesi yapmaya, Gürcistan’ın Karadeniz kıyısından ABD/NATO üssü elde etmeye çalışıyor. 4) ABD Büyükelçisi Barrack, mevcut tablo hiç öyle göstermese de ısrarla “göreceksiniz, Türkiye ve İsrail, Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” diyor.
Dolayısıyla ABD’nin bu “ana/büyük stratejisi”, Türkiye’yi Karadeniz, Hazar, Doğu Akdeniz ve Basra (Fars) Körfezi çerçevesi içerisinde İran ve Rusya ile sıkıntıya sokma riski içermektedir.
İç politik mücadele ve onunla bağlantılı operasyon-gözaltı trafiği ise siyasetin ve kamuoyunun bu esas tehdide dikkat kesilmesini engellemektedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Temmuz 2026
Dezenformasyon ağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/05/2026
Bir süredir iddiam şu: Atlantik dünyasında devlet adamı/insanı erozyonu yaşanıyor.
ABD’nin hali ortada: Psikiyatristler seçim sürecinde tam sayfa ilan vererek uyarmıştı, dünya şimdi yaşayarak görüyor Trump’ı.
Güney Amerika’daki liderlerde de erozyon yaşanıyor. Arjantin’in başındaki Javier Milei’nin ırkçılığı, nazi hayranlığı, soykırımcı İsrail’e desteği, bireysel silahlanmayı savunması yanında, devlet adamından ziyade bir TV şovmeni gibi hareket etmesi, en azından ülkesinin yarısı için büyük utanç oldu.
Atlantik sisteminin çürümesi
Atlantik’in Avrupa kanadı da aynı; belki de eski kıtadaki son devlet adamı/insanı Angela Merkel’di…
Tacizleri ve partileriyle ünlü İtalya Başbakanı Berlusconi, sahte fatura ve telekulak skandallarıyla Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, bağış karşılığı devlete bürokrat atayan ve eşine kıyak makamlar bağlayan İngiltere Başbakanı Boris Johnson, üstüne kanal kurulup tv şovlarıyla parlatılan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski…
Katar’dan rüşvet alan Avrupalı vekiller, video skandalları ortalığa saçılan Avrupalı bakanlar, altın klozetleri ve yolsuzluklarıyla halklarına ihanet eden Ukraynalı bakanlar, uyuşturucu kullanan Avrupalı siyasetçiler…
Atlantik devlet adamlarının erozyonu, kuşkusuz Atlantik sisteminin çürümesiyle ilgili…
Teröristleşen liderler
Uzun bir giriş oldu ama aslında konumuz bu değil, ikinci iddiam: Atlantik dünyası liderleri teröristleşiyor.
ABD liderliği doğrudan terör eylemlerine imza atıyor. İranlı Ordu Komutanı Kasım Süleymani’ye suikastten Venezuela lideri Maduro’yu evinden kaçırmaya, tekne batırmaktan uçak kaçırmaya son dönemde onlarca terörist eylemin emrini verdi ABD başkanları…
İsrail liderlerinin ve emri uygulayanların yaptıklarına ise terör ve soykırım kelimesi eksik kalıyor. Binleri katlettiler, milyonları aç, susuz ve ilaçsız bıraktılar, yardıma giden teknelere saldırdılar, aktivistleri kaçırdılar, gazetecileri öldürdüler, resmi yetkililere suikast düzenlediler…
Zelenski’den dünya liderlerine tehdit
Washington-Brüksel’e piyonluk yapan ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun en sıkı destekçisi olan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski de terör eylemlerine imza atan isimlerden biri. CIA ve MI6 işbirliği ile yapılan sabotajlar, Kuzey Akım ve Mavi Akım boru hatlarına saldırılar, elektrik santrallerine sabotajlar…
Zelenski şimdi de açıkça Moskova’ya gidecek ülke liderlerini tehdit ediyor!
9 Mayıs, SSCB’nin Nazi’lere karşı zaferinin yıldönümü ve SSCB dağıldıktan sonra da Rusya başta eski SSCB üyesi ülkelerde kutlanıyor.
Zelenski bu yıl Moskova’daki 9 Mayıs törenini kana bulamakla tehdit etti. Zelenski Moskova’ya gidecek dünya liderlerine “gitmenizi tavsiye etmiyorum” diye seslendi ve “Kızıl Meydan’a dron gönderebileceğini” söyledi.
Hondurasgate skandalı
Bakınız, aynılar aynı yerdeler…
ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Arjantin Cumhurbaşkanı Milei destekli “Latin Amerikan dezenformasyon ağı” ifşa oldu.
İspanyol gazetelerinin yayımladığı ve “Hondurasgate” adını verdikleri skandal, uyuşturucudan hapis yatan eski Honduras Devlet Başkanı Hernandez’in soruşturmasındaki ses kayıtlarına dayanıyor. Buna göre Hernandez, Trump, Netanyahu ve Milei’den destek alarak, Meksika ve Veneuzela’daki sol hükümetleri hedef alan bir dezenformasyon haber sitesi kurmaya çalışmış.
Konuyu Honduras Devlet Başkanı Asfura’ya anlatan Hernandez şöyle diyor: “Buradan, ABD’den yönetilecek bir hücre kuracağız. Böylece Honduras’tan izlenmeyeceğiz. Latin Amerika haber sitesi gibi görünecek.”
Hernandez devamında ABD yönetiminden nasıl destek aldıklarını anlatıyor, Milei’nin 350 bin dolarlık destek verdiğini söylüyor. Bunun üzerine Asfura da 150 bin dolar vereceğini belirtiyor. “Solun kanserini söküp atacağız” diye konuşuyorlar.
Ayrıntılar buraya sığmayacak kadar çok ve önemli. Şunu belirterek bitirelim: Soruşturmaya göre İsrail Başbakanı Netanyahu, Hernández’in serbest bırakılması sürecinde devreye giren uluslararası siyasi ilişkiler ağının parçasıydı!
Özetle, kimler kimleri nasıl da koruyor, kolluyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Mayıs 2026
Trump’ın Netanyahu’dan farkı ne?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/09/2025
Başlıktaki çok önemli soru bir canlı yayın kazasına uğrayınca, ne yazık ki mevcut siyasal iklimde bir soruşturmaya dönüştü.
Duymayanlar için özetleyeyim: Pazar akşamları benim de sabit konuğu olduğum Tele1 TV’deki Türkiye’nin Yönü programında, programın sabit konuklarından emekli general Dr. Haldun Solmaztürk, konuşmasını bitirirken sordu bu soruyu ve kendi yanıtını da verdi.
Konuşma sırası bana geçerken, rejideki görevli arkadaş, televizyoncuların KJ dediği, daha doğru bir tabirle ekran alt bant yazısına dönüştürüyor bu sözü. Fakat bizim programımızın sonuna yaklaştığımız için, çalışanlar bir yandan da bir sonraki canlı spor programının görüntülerini hazırlıyorlar, zira Fenerbahçe Kongresi konuşulacak.
İşte o şartlarda, ne yazık ki görevli arkadaş Trump yerine Erdoğan yazıyor. Sunucu Musa Özuğurlu fark etmiyor bile. Zira çok kısa süre ekranda kalıyor yazı. Hatayı fark edip, altyazıyı çekiyor reji. Ama böyle bir hatayı “kollayanlar” var elbette. Pazartesi günü troller devreye sokuldu ve Tele1 hedef alındı.
Ya TRT Haber’in hatası?
Kuşkusuz altyazı aslında hukuken sorun içermiyor ama siyaseten de insani açıdan da Erdoğan ile Netanyahu’yu karşılaştırmak hem yanlış hem haksızlık. Tele1 Yayın Kurulu da bu gerekçeyle kamuoyuna açık bir özür metni yayınladı. Nitekim bir süre sonra açıklama yapan AKP Sözcüsü Ömer Çelik, altyazıya tepki gösterdi ama özre de dikkat çekti. Fakat ne olduysa ondan sonra oldu ve önce danışmanlar ardından resmi kurumlar Tele1’i hedef almaya başladı. Sonunda Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bir açıklama yapıp soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Salı günü Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Tele1 Sorumlu Müdürü İhsan Demir ve programın sunucusu Musa Özuğurlu, polis eşliğinde ifadeye götürüldü. Üç arkadaşımız yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Oysa bırakın özel televizyonları, en geniş kadroyla yayıncılık yapan TRT Haber bile zaman zaman bu tür canlı yayın kazaları yapıyor. Örneğin bir kaç yıl önce Karabağ Savaşı sırasında ekranda beliren “Azerbaycan sivillere saldırıyor” altyazısı bunlardan en hafifiydi. Hata olduğu ortadaydı ve soruşturma açılmadı elbette.
Halkın hoşgörüsü
Durum, kamuoyunun önemli bir kısmı tarafından basın özgürlüğünü sınırlama boyutu nedeniyle tepki gördü. Ortada bir suç olmamasına rağmen, bir hatanın soruşturmaya dönüştürülmesi, elbette budanan demokrasimizin geldiği yeri resmediyor.
Öte yandan bu süreçte bazı sanatçılar ve mizahçılar da hedef alınmış durumda. “Halkı kin ve nefrete tahrik” diye bir suçlamayla kültür ortamı baskılanıyor. Halbuki halkımız gayet hoşgörülüdür ve öyle kolay kolay tahrik olmaz. (Geride kalan yıllarda yaşanan bazı “tahrik” olayları, elbette halka maledilemez, zira tipik Gladyo operasyonlarıydı.) Nitekim bu suçlamayla sayısız soruşturma yaşandı son yıllarda ama gerçekte sokaklarda tahrik olan bir halk yoktu. Ne vardı? Sosyal medyada görevli trollerin yaygarası!
Bu toprakların hoşgörüsü, hâlâ dinlenen ve söylenen türkülerimizde yaşıyor. Ama o türkülerden daha “muhafazakâr” olan şarkı sözleri nedeniyle bugün sanatçılar hedef alınıyor.
Erdoğan’ın Batı’ya demokrasi eleştirisi!
Bu arada kimi “çok cesurlar” da Tele1’in özrüne, “korkup geri adım attınız” diyerek tepki gösterdiler.
Merdan Yanardağ başta Tele1 ailesinin korkmadığını herkes bilir. Bilmeyenlere şöyle anlatayım: Birincisi, Tele1 henüz hiçbir açıklama yokken bu özrü yaptı, bir baskı üzerine değil! İkincisi, biz devrimciler kendimize güveniriz, hata olduğunu düşünüyorsak, özür dileriz, bizim kültürümüz böyledir. Başka kültürlerdeki gibi kamuoyundan ve muhatabından özür dilemek yerine, “Allah affetsin” diyerek meseleyi geçiştirmeyiz!
Ve bitirirken konuyu trajik yapan asıl noktaya dikkat çekeyim. Arkadaşlarımızın ifade verdiği akşam, Cumhurbaşkanı Erdoğan BM genel Kurulu’nda konuştu ve şöyle dedi: “İsrail‘in artan saldırganlığı sebebiyle Avrupa başta olmak üzere Batı’da, II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan değerler de çok ağır yara almıştır. En temel insan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, gösteri ve protesto özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları, demokrasi, eşitlik, adalet gibi kavramlar rafa kaldırılmıştır.”
Doğru, bu demokrasi kazanımları İsrail’i savunmak adına Batı’da rafa kaldırılmış durumda. Ancak ne acı ki iç siyasi mücadele nedeniyle biz de çoktan rafa kalkmış durumda!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Eylül 2025
İsrail “federal Suriye” için vuruyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/07/2025
İsrail’in Dürzilerle Bedevi aşireti arasındaki çatışmayı bahane ederek Şam’ı bombalaması, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şara’yı zor yoluyla iki hedefe mecbur etme amacı taşıyor.
Evet, İsrail hükümeti bir yandan Azerbaycan’da Suriye hükümetiyle görüşüyor ama bir yandan da Suriye topraklarındaki işgalini genişletip, üstüne doğrudan başkenti bombalıyor.
Evet, ABD bir yandan Şara’yı yaptırımları kaldırarak İsrail’le normalleşmeye zorluyor ve eylül ayında Beyaz Saray’da Netanyahu-Şara anlaşmasına hazırlanıyor ama bir yandan da İsrail’in Suriye politikalarını destekliyor.
Bunlar çelişki değil, emperyalist ABD ile siyonist İsrail’in “politika yapma” şeklidir; havuç-sopa taktiğini aşan, döverek zorla masaya oturtmayı ve şartlarını kabul ettirmeyi amaçlayan bir hukuk dışılık da diyebiliriz.
Ve elbette ne desek, ABD-İsrail saldırganlığını tarif etmeye yetmez.
İsrail’in Güney Suriye planı
İsrail hem Şara’nın Şam’da iktidar olmasının yolunu kolaylaştırdı hem de Şara’yı silahla baskı altında tutarak onu Suriye adına taviz vermeye zorluyor aylardır.
Şara’nın, yani Colani’nin terörist örgütü HTŞ, İdlib’den Şam’a daha kolay ilerleyebilsin diye yol üzerindeki Suriye ordusu mevzilerini bombalayan İsrail, şimdi de Colani “federal Suriye”ye razı olsun diye Şam’ı vuruyor.
İsrail, üniter bir Suriye değil, federal bir Suriye istiyor. Güneyde Dürzilerin, kuzeyde Kürtlerin özerkliğini savunuyor. Dürzilerin özerkliğini, Şam’la arasında tampon olması için, Kürtlerin özerkliğini de Türkiye karşıtlığı için istiyor. Dürzilerin özerkliğini silahla, Kürtlerin özerkliğini (şimdilik) siyaseten savunuyor.
İsrail Suriye’de genişliyor
İsrail yetinmiyor, Beşar Esad’ın yıkılmasının sonucu ve Colani’ye “desteğinin” karşılığı olarak, Suriye’yi güneyden işgal ediyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın verdiği sayıyla söylersek, Suriye’nin 400 kilometrekare toprağı, İsrail’in işgali altında.
Ve İsrail yönetimi, hem işgali genişletmek hem de Şam yönetimini askeri baskı altında tutmak için, bu 400 kilometrekarelik alanda tam 10 üs kurmuş durumda. Bunlardan biri Şam’a sadece 40 km yakında.
Üstelik Netanyahu yönetimi, Suriye’yle Azerbaycan’da yapılan görüşmelerde, ele geçirdikleri bu toprakların pazarlık konusu olmadığını ilan ediyor.
Ankara’nın stratejik hatası
8 Aralık, yani Esad’ın yıkılması ve terör örgütü HTŞ’nin Şam’da iktidar olmasının tarihi, ne acı ki Ankara’nın resmi lügatinde bir tarih olmaktan öte, “8 Aralık devrimi” olarak, AKP hükümetinin dış politika “başarısı” diye kutsanmaktadır!
Ankara, 8 Aralık’ı ne yazık ki 15 yıl süren ısrarın başarılı sonucu olarak görüyor ve Suriye’de rejimin değişimini kendi adına kazanç sayıyor. Hâlâ Suriye’deki tabloyu “zafer” olarak okuyorlar.
Çünkü Colani’yle ilişkilerinin, kontrolleri altındaki İdlib’de Colani’ye kalkan olmalarının ve İdlib’de HTŞ’ye bölge hükümeti olarak staj yaptırmalarının, yeni Suriye’de Ankara’ya yarayacağını hesaplıyorlardı.
Colani’nin sıkışıklığını gevşetme saldırısı
Oysa Esad’ın devrilmesinin Ankara’ya değil, Tel Aviv’e yarayacağı ortadaydı.
Çünkü mesele Colani’ye destekse, daha büyük desteği ABD vermişti. ABD büyükelçilerinden James Jeffrey onu Esad’a ve Suriye ordusuna karşı koruduklarını, Robert Ford onu siyasete hazırladıklarını anlattı daha sonra. Ve İsrail Başbakanı Netanyahu da Şara’nın işini kolaylaştırdıklarını açıkladı.
Mesele hangi desteğin daha çok olduğu noktasında değil, hangisi desteklerse Colani’nin Suriye’yi yönetebileceği düzlemindedir artık. Ankara ile Washington-Tel Aviv arasında kalan Colani, sıkışıklığı idare etmeye çalışıyor.
İşte İsrail bombaları, asıl bu sıkışıklığı gevşetmeyi amaçlıyor!
Ve emperyalistler, gerekirse kullanıp atarlar!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Temmuz 2025
Netanyahu ve Trump’ın attığı zarlar
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/06/2025
ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programını durdurmayı, Tahran yönetiminin ileride nükleer silah elde etmesini engellemekten çok, İran’ı rejim değişikliğine götürecek bir dış basınç olarak görüyorlar.
Washington ve Tel Aviv’in bu amaçla işbölümü yaptığı anlaşılıyor. ABD müzakere yoluyla, İsrail askeri yolla İran’ın nükleer programını durdurmaya çalışıyor. Üstelik Netanyahu yönetimi, İsrail halkının bir bölümünün de karşı olduğu bu saldırıya meşruiyet sağlayabilmek için, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumla bir kaç gün içinde, bir düzine nükleer silah yapabileceğini iddia ediyor!
Oysa gerçek şu: İsrail’in nükleer silahları var ama İran’ın yok. İsrail’in nükleer silahları olduğunu nükleer fizikçi Dr. Vanunu’nun MOSSAD operasyonuna mal olan açıklamalarından ve hatta bazı ABD belgelerinden biliyoruz. İran’ın nükleer silahı olmadığını da yine ABD belgelerinden biliyoruz.
Trump‘ın sözlerinin anlamsızlığı
ABD, Obama döneminde İran’la nükleer anlaşma yapmış ama daha sonra Beyaz Saray’a yerleşen Trump, İsrail’in de isteğiyle o anlaşmadan çekilmişti. Aynı Trump, başkanlığının ikinci yılında, çekildiği anlaşmayı yeniden yapmak için İran’la masaya oturmuş durumda ve altıncı oturum bu pazar günü Umman’da yapılacaktı.
Açık ki ABD yönetimi açısından bu müzakereler, İsrail’in saldırısını perdeleme aracıydı.
Trump’ın 12 Haziran gece saldırısından önce “İsrail saldırabilir” diyerek aslında İran’ı İsrail’e karşı uyardığı iddiası, bir anlam ifade etmiyor. Hatta Trump’ın birbirini tutmayan tüm sözlerinin de anlamı yok; İsrail’den İran’a saldırmamasını sosyal medya mesajıyla isteyen de o, İran yanıt verdiği takdirde İsrail’i koruyacağını söyleyen de o, hatta saldırıdan sonra “İranlı şahinler sert konuşuyordu, hepsi öldü” diyerek İranlı yetkilileri tehdit eden de o, Tahran yönetimine “gelip masaya oturmazsan daha kötüsü olacak” diyen de o…
ABD’nin asıl rolü
Trump yönetimi ile ABD kurulu düzeni arasındaki çelişmelerden ve hatta Trump ile Trump yönetimi arasındaki çelişkilerden hareketle ABD’nin bu saldırıdaki sorumluluğunu görememek, hatta ABD’nin bu saldırıda hiçbir rolünün olmadığını iddia edebilmek, en hafifinden siyasi saflıktır.
İsrail bu saldırıyı ABD desteğiyle, ABD istihbaratıyla ve ABD olanaklarıyla yaptı: 200 İsrail uçağının aynı anda İsrail’den hareket etmesi pek olası değil, belli ki bazıları önceden bölgedeki ABD üslerinde konuşlandı. Daha da önemlisi, ABD sayesinde bölge ülkelerinin hava sahasını kullanabildi.
Trump’ın İran yönetimine karşı “ABD dünyanın en güçlü ve en öldürücü silahlarını yapar. İsrail’in elinde bu silahlardan çok var, daha fazlası da yolda” demesi, zaten tek başına her şeyi açıklıyor.
Avrupalıların iki yüzlülüğü
Ya Avrupa’ya ne demeli? İkiyüzlülükte sınır tanımıyorlar: İsrail’i kurban ilan ediyorlar, kendisini savunma hakkı olduğunu söylüyorlar. Bu “çok demokrat” Avrupalılar, İran’ın İsrail’e yanıt hakkına karşı da “itidal çağrısı” yapıyorlar!
İsrail’i “kurban” gibi göstermeye çalışmak da nihayetinde bir insanlık suçudur. Çünkü kurban dedikleri İsrail, Filistinlilere soykırım yapıyor, Lübnan’ı bombalıyor, Yemen’i vuruyor, Suriye’yi işgal ediyor ve İran’a saldırıyor.
Ama çok liberal Avrupalılara göre İran saldırgan, İsrail savunmada!
Bölge ülkeleri ne yapmamalı?
Netanyahu hükümeti de Trump yönetimi de kendi ülkelerinde, ülkenin yarısıyla kavgalı durumdalar. Trump yönetimi, her ne kadar İsrail’in ABD’den ayrı İsrailcilik yapmasını istemiyorsa da, İran karşıtlığında çıkarları örtüşüyor.
Gazze’de Hamas’ın zayıflamasını, Lübnan’da Hizbullah’ın gerilemesini ve Suriye’de Esad yönetiminin yıkılmasını, tarihi bir fırsat olarak görüyorlar. Ve bu fırsatı, öncelikle İran’da bir rejim değişikliği zemini oluşturmakta kullanmaya çalışıyorlar. Rejimi değişen bir İran’ın da üçe bölünebileceğini hesaplıyorlar.
Bölge ülkeleri tarihi bir tutum alma kararıyla karşı karşıyadır. ABD ve İsrail’in hesaplarına aldanarak, dahası bu hesaplardan kendilerine pay düşeceğini varsayarak, bir yandan itidal çağrısı yapıp bir yandan da ABD-İsrail’in İran’ı vurmasından memnun olup kazanç bekleyenler, yarın kendi rejim ve sınırları konusunda bedel ödemek zorunda kalabileceklerini mutlaka göz önünde bulundurmalıdırlar!
Bir zarı Netanyahu, diğer zarı Trump attı ama yere kaç kaç düşecekleri belli değil çünkü…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Haziran 2025
Emperyalizmin iki karakolu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/05/2025
Emperyalizmin siyasi sözcüleri bazen öyle net konuşurlar ki, bir kitapta anlatacağınız konu, çırıl çıplak ortaya seriliverir.
İngiliz Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch’un sözleri de öyle oldu. Badenoch, Hamas tartışmalarına değindiği konuşmasında aynen şöyle dedi: “Tıpkı Ukrayna‘nın Batı adına Rusya’yla savaşması gibi İsrail de İngiltere adına savaşıyor” (Odatv, 25 Mayıs 2025).
İngiltere’nin ileri karakolu olarak Ukrayna
Bir grup gazeteci olarak birlikte yazdığımız Ukrayna: Tarih Yapan Savaş (Kırmızı Kedi, 2022) kitabında işte tam olarak bunu anlatmaya çalıştık: Öyle iddia edildiği ve medyada işlendiği gibi diktatör bir Rus liderin komşusuna sebepsiz saldırısı değildi bu, ABD’nin NATO’yu genişletme planının artık Moskova’ya dayanmasıydı, emperyalizmin stratejistlerinin ifadeleriyle Rusları Asya içlerine doğru çekilmeye mecbur etme stratejisiydi. Putin, Rusya’yı kuşatan bu çevrelemeye karşı, zorunlu bir “yarma harekatı” yapmıştı. Öncesinde Batı’ya ortak güvenlik mimarisi ve güvenlik garantileri anlaşması gibi seçenekleri sunmuş ama yanıtsız kalmıştı.
Bu gerçek, kimi sol kesimlerde bile anlaşılmadı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın kapitalist modelde örgütlenmesinden hareketle, bu ülkeyi emperyalist ilan ederek, olayı Batı’nın penceresinden bile okuyanlar oldu.
İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch, gerçeği çırılçıplak ortaya koyuyor, “Ukrayna, bizim adımıza Rusya’yla savaşıyor” diyor. Böylece Ukrayna’nın Atlantik cephesinin Rusya’ya karşı “ileri karakolu” olduğunu belirtmiş oluyor.
İsrail karakol ülke olarak tasarlandı
İngiliz lider, aynı şekilde İsrail’in de İngiltere adına savaştığını belirtiyor.
Evet, İsrail önce İngiliz emperyalizminin, ardından da ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolluğunu yaptı. Bu ülke, en başından itibaren, emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarları için tasarlandı.
İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz.” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s. 69)
İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch tam olarak Herzl’i doğrulamış oldu. İsrail, emperyalizm adına, Batı adına, sözde uygarlık adına barbar gördükleri Asya’ya karşı bir ileri karakoldur.
ABD için İsrail’in anlamı
Önceki ABD başkanı Joe Biden’ın sözleri de gerçeği çırılçıplak ortaya koyan türdendi.
Başkanlığı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Gazze’de Filistinli soykırımına tam destek veren Biden, Senatörken 1986’da aynen şöyle demişti:
“Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!”
Evet, Ortadoğu’yu İngilizlerden devraldıktan sonra ABD, ileri karakolu olan İsrail üzerinden bölgedeki çıkarlarını geliştirmeye çalıştı hep…
Emperyalist gözlükten görünen
Görüleceği üzere Ukrayna Doğu Avrupa’da Ruslara karşı, İsrail Ortadoğu’da Asya’ya karşı Atlantik cephesinin, ABD’nin, İngiltere’nin “ileri karakolu” durumundadır.
Batı, Ukrayna ve İsrail’e kendi adlarına rakipleriyle çarpışarak onları zayıflatsın, kendi çıkarlarını uygulayacakları alan açsın diye yatırım yapıyor.
Bu olguyu atlayarak yapılacak analizler, hem gerçeği ıskalar hem siyaseten yanlış pozisyon alınmasını sağlar ama hem de ABD-İngiltere gözlüğüyle Rusya ve İran karşılığına yol açar.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
27 Mayıs 2025