ABDÜLHAMİT DÜŞERKEN

Nabi Avcı’nın durumu saptayan itirafı önemli: “Normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek birbirinden çok farklı kesimleri, grupları, fraksiyonları toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk.”

Peki, Erdoğan tüm Türkiye’yi karşısında birleştirirken, kendi cephesinde durum ne? İnceleyelim:

AKP TAKSİM’İ DEĞİL, TAKSİM AKP’Yİ BÖLDÜ

1. Erdoğan’ın kurmayları açıkça Gül-Arınç ittifakına dikkat çekiyor. Erdoğan cephesine göre ikili, süreçten yararlanmak için çaba sarf ediyorlar. Abdülkadir Selvi üzerinden “Eğer Erdoğan’ı tasfiye operasyonu başarılı olursa, Gül’ü ikinci kez Çankaya’ya çıkaralım, Arınç’ı başbakan yapalım diye hareket etmeyecekler”  uyarısı yapıyorlar. Mesaj açık: Sizi de yerler, dönün bu tarafa!

2. Erdoğan’ın kurmayları, bu ikili ile Cemaatin ittifakı üzerinde önemle duruyorlar. Zira bu ittifak AKP içindeki Erdoğan nüfuzuna önemli oranda darbe vuruyor.

3. AKP’ye oy veren geniş kitle bölündü. Erdoğan’ın faşizan uygulamalarından rahatsız olanlar her türlü karşı propagandaya rağmen alanlara gidiyorlar. Erdoğan bu yön değişikliğini engellemek için önce Taksim’e Cami lafını ortaya attı. “Taksim’dekiler Cami karşıtı” diye yaftalayarak, tabanının o kitleyle karışmasını engellemeye çalıştı, tutmadı.

Erdoğan’ın kurmayları ardından psikolojik savaş üretimi “Cami’de grup seks yapıyorlar”, “Başörtülülere saldırıyorlar” yalanlarıyla kitleyi ayrıştırmayı denedi, tutmadı. Olan Erdoğan’ın medyadaki “başörtüsü mağduriyeti fetişizmi” yaşayan sözcülerine oldu.

4. AKP içinde durumdan rahatsız olan alt düzey yönetici istifaları başladı. Kimi il ve ilçelerdeki Yönetim Kurulu üyelerinin tepki istifası daha da büyüyecek gibi görülüyor.

5. Erdoğan’ın kimi destekçileri, ekranlardan onun artık alanlara kulak vereceğini iddia ederek tansiyonu düşürmeye çalıştı. Nitekim Erdoğan’ın Kuzey Afrika’daki basın toplantıları süngüsünün düştüğünü gösteriyordu. Ancak şikâyet edilen özellikleri, Erdoğan’ın karakterini oluşturuyordu ve alttan alırken bile o faşizan tutumu sivilce gibi çıkıyordu: “Demokratik talep olsa canım feda.”

Yani alanlardaki kitlenin talebinin demokratik olup olmadığına da o karar verecekti! 23 Nisan’da koltuğunu verdiği çocuğa “Artık başbakansın, ister asar, ister kesersin” diyen birinden “demokrat” portresi çıkarmak mümkün değildi!

5. Kuzey Afrika dönüşü Erdoğan’ın kitlesel karşılanıp karşılanmayacağı da partide tartışma yarattı. Bir yandan “ya fiyasko olursa” endişesi, bir yandan “karşılanmayan bir başbakan” pozisyonuna düşme endişesi, partiyi ikircikli duruma düşürdü.

Bazı üst düzey AKP’lilerin ekranlara çıkıp karşılama olmayacağını ilan etmesine rağmen, 6 Haziran gece yarısı İstanbul’daki tüm örgütlere ve üyelere SMS’le Atatürk Havalimanı’nda toplanma çağrısı yapıldı. Ancak bu “orta yol” çözümü, duruma çare olmadı!

Üstelik az sayıdaki taraftara attırılan şu sloganlar “çaresizlik atağı” olmaktan öteye gidemedi: “Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim”, “Azınlık şaşırma sabrımızı taşırma”, “Tayyip’in askerleriyiz.”

“Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” diyerek halkını tehdit eden Erdoğan, alanlara çıkan milyonları bu sloganlarla da korkutamadı, tersine taraftarlarının arasındaki itibarını daha da aşındırdı ve tabanda eylemcilere hak verenlerin oranını yükseltti.

AKP-MHP-BDP KOALİSYONU

6. Erdoğan’ın cephesi gibi TBMM’deki partiler de fiilen bölündü.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisine eylemlere katılmayı yasakladı, ısrar eden milletvekillerinin istifasını istedi. Bahçeli’nin gerekçesi, alanlarda PKK-BDP’nin ve sol maskeli örgütlerin de bulunmasıydı.

BDP de alana mesafe koydu. Onların gerekçesi özetle “Ulusalcılarla ve ırkçılarla yan yana olmayız.” şeklindeydi.

Yani MHP bölücülerle, BDP de ırkçılarla yan yana durmayacaktı ama her iki parti de Erdoğan’ın eteğinde birleşecekti!

Üstelik BDP, Erdoğan’ın imdadına iki kere yetişecekti. BDP 9. günden itibaren Taksim’e gelme kararı aldı. Böylece Öcalan posterleri açarak halkı alandan soğutacaktı. Erdoğan, biber gazıyla yapamadığını Öcalan posterleriyle deneyecekti!

7. Erdoğan’ın ekibi, alanlardaki Cumhuriyetçi kitleyi etkileyebilmek adına, özellikle Yeni Şafak üzerinden “CIA operasyonu” yalanına başvurdu. Güya CIA Erdoğan’ı devirmek için düğmeye basmıştı! Alanlardaki orantısız zekâ haliyle sordu: “Obama’yla yağan yağmurda beraber yürümeniz yalan mıydı?”

Erdoğan ekibinin bu tezgâhı da tutmadı, tersine tezgâhın sahipleri de bölündü. Hem Yeni Şafak içinde, hem de diğer yandaş gazeteler içinde bu tür “dış düğme” haberlerine ciddi itiraz eden kalemler oldu.

8. Erdoğan eylemlerin arkasında “faiz lobisinin” olduğunu belirterek, açıkça büyük sermayeye ve medyasına devletin “maliye” kılıcını sallamış oldu. Ekonomisini faiz lobisi üzerine inşa eden Erdoğan, istemese de bu kesimi hedef almak zorundaydı zira tutunabilmek adına ayrışma mecburiyetine düşmüştü.

Yani Erdoğan’ın üstünde bulunduğu cam tepsi, artık kırılmıştı!

HALK HÜKMÜNÜ VERDİ

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Erdoğan için yolun sonu göründü. Halk hükmünü verdi: “Hükümet istifa!”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Haziran 2013

Reklamlar

, , , , , ,

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: