Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

Kumpasın kumpası

İslam İleri, Ali Duman, Kurtça Köroğlu, Sadık Kırkayak

Bu dört Vatan Partili, bayramı cezaevinde geçiriyor…

Neden mi?

Suçları, Ergenekon tertibini protesto etmek, Silivri’de kumpas davasına isyan etmek!

7 Haziran 2010 tarihli duruşmayı izleyenler, Silivri’de düşman hukukunun uygulandığını görmüş ve haklı olarak isyan etmişti.

Tam 119 protestocu hakkındaki dava kesinleşti ve cezası ertelenmeyen 6 Vatan Partili’ye hapis cezası verildi…

Onlardan dördü de bayramdan önce cezaevine girdi…

HANİ KUMPASTI?

Şaşırdınız mı?

Haklı olarak soruyorsunuzdur şimdi: Hani Ergenekon davası kumpastı? Hani başta Erdoğan olmak üzere AKP yöneticeleri “kandırıldık” demişti? Hani Silivri mahkemesi kapatılmış ve davanın yargı ve polis ayağaıyla ilgili operasyonlar yapılıyordu? Hani ETO değil ama FETO vardı?

Ve şunları da soruyorsunuzdur: Anayasa Mahkemesi’nin dershane kararı nedeniyle ayağa kalkan ve yargıyı hedef alanlar neden 4 Vatan Partili’nin cezaevine gönderilmesine sessizler? Neden en azından gazetelerinde iki satır yer ayırmıyorlar?

Eminiz “o başka bu başka” diyorlardır…

Eminiz “sizden bize ne” diyorlardır…

Eminiz “düşmanımın düşmanı, dostum değildir” diyorlardır…

Eminiz “sıkışmıştık ve durumdan yararlandık” diyorlardır…

Haklılar!

AKP – F TİPİ ÇATIŞMASINDAN YARARLANAMAMAK

Bakınız burası önemli: Ergenekon kumpasını prostesto edenler ve F Tipi yapıya isyan edenler bugün hapistedir ama sözde “meğer kumpas varmış, yanıldık, kandırıldık” diyerek tüm suçu ortağına atmaya çalışarak aklanmaya çalışanlar hâlâ iktidardır!

Burası önemli diyoruz, şundan: Politika aynı zamanda kuvvet kazanma sanatıdır. AKP ile F Tipi yapı arasındaki çatışmadan yararlanmak yerine taraflardan sadece birini hedef almak, en sonunda hedef alınmayanın iktidarını korumasına dönüştü.

Yani yanlış politika iktidarın iktidarını sürdürmesiyle sonuçlandı.

İki yılda şöyle oldu: “Kanırıldık” diyen Erdoğan Haziran 2013 sarsıntısından kurtuldu, 17-25 Aralık’tan yırttı, 30 Mart 2014 yerel seçimlerini kazandı, 10 Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı oldu ve gerilese de partisini yine de 7 Haziran 2015’te birinci parti yapabildi!

Kuşkusuz Erdoğan zayıfladı, partisinde çatlaklar oluştu ama hâlâ Türkiye’nin en belirleyici aktörüdür.

Bu tablo ise başka nedenlerle birlikte AKP – F Tipi çatışmasından iyi yararlanamamanın sonucudur.

ERGENEKON SANIKLARI GÖREV BAŞINA

Meselenin bir de şu boyutu var elbette. 7 Haziran 2010’da İslam İleri, Ali Duman, Kurtça Köroğlu, Sadık Kırkayak ve Vatan Partili arkadaşları ayağa kalkmamış olsaydı, Silivri’nin duvarları belki daha geç yıkılacaktı.

Bayramı cezaevinde geçiren bu dört kahraman, Silivri duvarlarının yıkılmasının öncüleridir!

Milletvekili olan Dursun Çiçekler, Mustafa Balbaylar, Tuncay Özkanlar o dört kahramana çok şey borçludur!

Özgürlüklerine kavuşan TSK subayları o dört kahramana çok şey borçludur!

Dünün Ergenekon sanıklarının tamamının bu dört kahramana destek verme borcu vardır!

Bu vesileyle başta İslam İleri, Ali Duman, Kurtça Köroğlu, Sadık Kırkayak olmak üzere tüm duvar yıkıcıların bayramını kutlarız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2015

Yorum bırakın

ABD’nin İran’ı dengeleme seçenekleri

P5+1 ülkeleri ile İran arasında yapılan nükleer anlaşma nihai bir ABD-İran barış anlaşması değildir. Yani Washington’un bölgede İran’ı dengele(t)mek diye bir sorunu hala vardır.

Peki ABD İran’ı bölgedeki hangi kuvvet ya da kuvvetlerle dengeleyecek?

SUUDİ – İSRAİL STRATEJİK ORTAKLIĞI

Bu noktada ortaya çıkan ilk seçenek, Suudi Arabistan – İsrail ortaklığıdır.

İran’ı bölgede baş düşman gören bu iki devlet, ABD’nin 22 ay önce İran’la nükleer müzakerelere başlamasıyla birlikte ittifaka yönelmişti:

1) Riyad ve Tel Aviv Tahran’a karşı stratejik ortaklık ilan etti.

2) İki ülke Ortadoğu’ya ilişkin 7 maddelik bir plan üzerinde çalışıyorlar. (Maddelerden biri bölgede bir “Kürt” devleti kurulmasıdır.)

3) Riyad, pratikte Tahran’a karşı bir işlev görecek olan Arap Ordusu kurma peşindedir.

4) Riyad ile Tel Aviv, Türkiye’yi İran’a karşı yanlarına çekmeye, tek bir cephe olmaya çalışmaktadır. Riyad ve Ankara zaten fiilen Suriye’de ortaktır.

TÜRK – KÜRT İTTİFAKI

ABD’nin bölgede İran’ı dengeleyecek nitelikte gördüğü bir diğer kuvvet seçeneği ise Türk – Kürt ittifakıdır. (İleride ilk seçenekle birleştirilebilecek özelliktedir.)

Bu seçenek Washington için çok yönlülüğü nedeniyle oldukça değerlidir. ABD’nin Irak ve Suriye düzlemi üzerinden inşa etmek istediği bu ittifakın Washington için başlıca yararlı özellikleri şunlardır:

1) Türk – Kürt ittifakı, ABD’nin esas hedefi olan Büyük Kürdistan’a gidecek en elverişli ara yoldur.

ABD bu ihtiyacı IŞİD’e karşı ittifak gerekçesi üzerinden adım adım inşa etmekte, İncirlik mutabakatıyla bağıtlamaktadır.

Varacağı yer neresidir? IŞİD’e ya da Esad‘a karşı PYD kantonlarının korunması ve en sonunda da Suriye’nin kuzeyindeki koridora bekçilik!

2) Türk – Kürt ittifakının bir diğer ayağı da Erdoğan – Barzani enerji ortaklığıdır ve zaten uygulanmaktadır.

Washington bu ilişkiyi İran’ın nüfuz sahibi olduğu Irak’a karşı bir denge ve sopa olarak görmektedir.

3) ABD bu ittifakla Türkiye’yi adım adım bölerken, Batı kampı içinde tutabilecektir.

ABD, İran’ın tam üyeliği ile Türkiye sınırına dayanmış olacak ŞİÖ’nün yaratacağı çekim alanını ancak bölgede düşmanlıklar yaratarak dengeleyebilir.

4) Türk – Kürt ittifakı aynı zamanda ABD’nin Araplara karşı kullanacağı bir sopa olacaktır.

Bölgede gerçek bir Türk, Kürt, Arap ve Fars ittifakının önüne geçmek isteyen Washington için en iyi yol, halkları birbirine karşı kullanmaktır.

Türk ile Kürt’ü Türkiye’de karşı karşıya getirip Irak ya da Suriye’de ittifaka zorlamak, Türk ile Arap’ı Irak ve Suriye’de karşı karşıya getirmek, Türk ile Fars’ı Suriye’de karşı karşıya getirmek ABD’nin sürekli müdahale edebileceği bir Ortadoğu için eşsiz bir zemindir.

BATI ASYA BİRLİĞİ

Elbette bu girdaptan çıkış yolu vardır ve bu yol Kürt sorununa hem Kürtler hem de tüm halklar adına yararlı bölgesel bir çözümdür; Batı Asya birliğidir.

Üstelik ŞİÖ’nün genişlemesi bu bölgesel ittifak olasılığını düne göre daha da arttırmıştır.

Ankara’yı Washington bağımlılığından kurtarmak, Batı Asya Birliği’ne gidecek en kritik yoldur.

Ve aslında Batı’nın İran’la yapmak zorunda kaldığı nükleer anlaşma, Ankara için de büyük fırsattır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Nükleer anlaşma: Asya çağının önemli bir aşaması

P5+1 ülkeleri ile İran arasında 22 aydır süren ve son olarak Viyana’da 18 günlük kesintisiz görüşmelerle sonuçlanan anlaşma, kuşkusuz bir ABD-İran barışı değildir; fakat devletlerarası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcıdır!

Genel olarak Batı basını anlaşmayı “kazan-kazan” şeklinde yorumlamaktadır ve doğrudur; ABD’nin de İran’nın da anlaşmadan kazandığı kesindir. Hangisinin daha çok kazandığı ise ileride daha net anlaşılacaktır. Bugünden bakıldığında İran’ın daha çok kazandığı görülmektedir.

İRAN BASINININ MANŞETLERİ

Nitekim İran basını anlaşmayı şu manşetlerle duyurmaktadır:

Arman: Dünya İran’a saygı duruşunda.

Merdomsalari: Zafer kutlu olsun.

Kanun: İran’a kuşatma kırıldı.

Şehrivend: Bombasız nükleer infilak.

Şark: Savaşmadan zafer.

Horasan: İradeler savaşında İran’ın zaferi.

İtimad: 14 Temmuz diplomasi devrimi: Dünya değişti.

Fakat en ilginci İbtikar gazetesinin menşetiydi: İran çağının başlangıcı!

Manşeti vurgulayan fotoğraf ise iki parçalı bir yüzdü. Yüzün bir bölümü nükleer anlaşmanın mimarı olan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif‘e aitti, diğer yarısı ise Muhammed Musaddık‘a!

Musaddık, 1951’de başbakan olduktan sonra İran’daki İngiliz petrol tesislerini millileştiren ve 1953’te darbe ile devrilen tarihi kişiydi!

ŞİÖ BATI ASYA’YA UZANIYOR

İran gazetesinin anlaşmayı “İran çağının başlangıcı” olarak yorumlaması elbette hakkıdır.

Fakat biz Türkiye’den baktığımızda anlaşmayı İran’dan ziyade Asya’nın zaferi olarak okuyoruz.

Zira anlaşma İran’ı Ortadoğu’da daha önemli bir aktör yapmasının çok ötesinde, Asya kuvvetlerini Atlantik cephesinin karşısında daha güçlü bir hale getirmiştir.

Bir kere anlaşmayla birlikte İran’ın ŞİÖ üyeliğinin önündeki “tüzük” engeli ortadan kalkmıştır. ŞİÖ üyeliği için gerekli şartlardan biri olan BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarına maruz kalmama şartı, bu anlaşmayla son bulmuş ve İran’ın ŞİÖ tam üyeliğinin önünde artık bir engel kalmamıştır.

Böylece son olarak Hindistan ve Pakistan’la genişleyen ŞİÖ, İran’ın önümüzdeki günlerde tam üye olmasıyla birlikte kıtasallaşmış ve Batı Asya’ya kadar uzanmış olacaktır!

TÜRKİYE’YE ETKİLERİ

ŞİÖ’nün Batı Asya’ya kadar uzanması ise en başta Türkiye’nin siyasal pozisyonunu etkileyecektir. Ankara’nın Atlantik cephesi ile ilişkisi başta olmak üzere, Ortadoğu’daki rolü nitelik değiştirecektir.

Bu nesnel durum haliyle Türkiye’nin hangi sınıfsal kuvvetler tarafından yönetileceğini bile etkileyektir.

Kısa vadede ise bu anlaşma Türkiye’nin önüne Suriye merkezli Ortadoğu politikalarını değiştirme fırsatı sunmaktadır.

Çünkü anlaşma pratik sonuçları bakımından Batı’yı “Suriye’de rejim değiştirme yerine terörle mücadele etme” yönüne zorlayacaktır.

Bu durum ise Ankara’yı yeni seçeneklerle karşı karşıya bırakacaktır.

O seçenekleri de yarın inceleyelim…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2015

Yorum bırakın

TBMM’yi yok sayan mutabakat

ABD ile AKP Hükümeti’nin “İncirlik mutabakatıyla” ilgili iki yazı yazdık. İlkinde Türk ve Amerikan heyetlerinin görüşmesinde mutabık kalınan altı maddeyi inceledik. İkinci yazımızda ise mutabakatın sahibinin kim olduğu üzerinde durduk.
Bugün “İncirlik mutabakatının” bir başka yönüne dikkat çekeceğiz; anlaşmayla ABD’nin BM’yi, AKP’nin de TBMM’yi yok sayma yönüne bakacağız.
Ancak önce bir anımsatma yapalım:
ABD-AKP GÜVENLİK ANLAŞMASI
15 Mayıs 2015 tarihli “ABD-AKP güvenlik anlaşması hazırlığı” başlıklı makalemizde şöyle yazmıştık: “Ankara ile Washington IŞİD’e karşı yeni bir güvenlik anlaşması hazırlığı yürütüyor.”
Kaynağımız açık kaynaktı, 12 Mayıs 2015 tarihli Amerika’nın Sesi’ydi. Fakat Dorian Jones’un kısaca değindiği bu bilgiyi Ankara’dan ayrıntılandıramamıştık.
Artık öğrenmiş bulunuyoruz. MİT Müsteşarı Hakan Fidan Mayıs ayında Washington’da ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile gizlice görüşüyor ve bugün kamuoyunun “İncirlik mutabakatı” olarak bildiği ön anlaşmayı yapıyor.
Geçen hafta Türk ve Amerikan heyetlerinin geliştirdiği bu anlaşma, şimdi hükümetlerin onayını bekliyor.
AKP-SUUDİ-İSRAİL CEPHESİ
Öte yandan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Dore Gold’un Roma’da buluşması da doğrudan Ankara ile Tel Aviv’in Suriye’deki ortak beklentisiyle ilgiliydi!
İsrail de tıpkı AKP Hükümeti gibi Esad’ı devirmek ve Suriye’yi bölmek, parçalamak istiyor. Tel Aviv bu amaçla Dürzileri kışkırtıyor. İsrail’in bu faaliyeti ile Ürdün’ün tampon bölge hazırlığının AKP takvimiyle uyumu dikkat çekicidir!
Diğer yandan ayrı ayrı hem Türkiye ile hem de İsrail ile Ortadoğu’da İran karşıtı hatlar inşa eden ve bunu sahada, yani Yemen ve Suriye’de uygulamaya sokan Suudi Arabistan, hatları birleştirip, tek ve güçlü bir cepheye dömüştürmeye çalışıyor.
Özetle, ABD dahil herkes Suriye’nin bölünmesini istiyor. Çelişme, hangi parçada, yani hangi koridorda kimin nüfuz sahibi olacağından çıkıyor.
ABD BM’Yİ ATLIYOR

Artık “İncilik mutabakatıyla” ABD’nin BM’yi, AKP’nin de TBMM’yi yok sayma çabasına geçebiliriz:
ABD’nin IŞİD’e karşı İncirlik üssünü operasyonel olarak kullanması demek, pratikte Suriye’nin kuzeyi üzerinde “uçuşa yasak bölge” kurma girişimi demektir. Zira ABD ancak sorti yapacağı bölgenin üzerinde Suriye hava kuvvetlerinin bulunmasını engelleyerek hedefine ulaşabilir.
“Uçuşa yasak bölge” ise pratikte adım adım cep bölge, tampon bölge, güvenli bölge demektir. (Irak’ta Çekiç Güç pratiği derslerle doludur.)
Nitekim AKP Hükümeti İncirlik’in operasyonel kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
Normalde “uçuşa yasak bölge” gibi girişimler BM Güvenlik Konseyi’nin onayını gerektirir. Çin ve Rusya ise böyle bir talebi veto edecektir.
İşte ABD AKP ile İncirlik merkezli bir güvenlik anlaşması yaparak BM’nin üzerinden atlamış oluyor!
TBMM DIŞI MUHALEFETİN GÖREVİ

Aynı atlamayı AKP de yapıyor, o da TBMM’yi atlıyor.
ABD’nin İncirlik’i istediği gibi kullanması ve mutabakatta yer alan diğer maddelere göre Türkiye’ye asker getirmesi, Türkiye üzerinden bir başka ülkeye askeri müdahalede bulunması gibi konular, doğrudan TBMM’nin yetki alanına giriyor.
Ancak MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden ön anlaşma, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu üzerinden anlaşma yapan AKP Hükümeti, adım adım TBMM’yi atlamış oluyor.
Bu hukuksuzluğun kaynağı Gladyo sözleşmesidir!
Eğit-Donat konusu da normalde TBMM’nin yetkisine giriyordu. AKP orada da hukuku yok saymış ve Suriye tezkerisinin içerisine “yabancı güç bulundurulması” cümlesi yerleştirerek arkadan dolanmıştı.
TBMM ise koalisyon pazarlıkları nedeniyle pek yetkisini kullanma peşine düşecek görünmüyor. İş yine Meclis dışındaki asıl muhalefete düştü.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Temmuz 2015

Yorum bırakın

İncirlik mutabakatının sahibi kim?

ABD’nin “stratejik piyonları” ile “taktik piyonlarının” kimler olduğunu doğru saptamak ve Washington’un bunları nasıl kullandığını doğru okuyabilmek, bölgedeki gelişmeleri daha net anlayabilmemizi sağlar. Aksi taktirde “taktik piyonlar”, IŞİD örneğinde olduğu gibi yanlış cephelere bile yazılır.
Bu girişi İncirlik konusunda yaşanan “ihanet mutabakatı” nedeniyle yaptık. Açalım:
AKP’YE RAĞMEN MUTABAKAT YOK
Doğru, mutabakatı Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk heyeti yapmıştır ve mutabakat imza için AKP Hükümeti’nin önündedir.
Ancak mutabakatı Sinirlioğlu‘nun yapması, ne Genelkurmay’ı mutabakat sorumluluğundan kurtarır ne de mutabakatın asıl sahibinin AKP Hükümeti olduğu gerçeğini değiştirir. Dışişleri Bakanlığı, hele de Feridun Sinirlioğlu, AKP Hükümeti’ne rağmen bir mutabakat yapamaz!
Dahası Erdoğan ile Davutoğlu da bu konuda farklı yerlerde değildir!
Kaldı ki mutabakata çok öncesinden varıldığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘ın ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile bir araya geldiği Mayıs ayındaki gizli görüşmede “İncirlik ihaneti” anlaşması yapıldığı bugün ortaya çıkmıştır.
FİDAN’IN ROLÜ

Bu tablo AKP Hükümeti’nin yine 13 yıldır olduğu gibi çalıştığının da kanıtıdır. Hukuk, gelenekler, devlet adabı ayaklar altındadır. Erdoğan‘ın “sır küpü” MİT Müsteşarı, Hükümet adına anlaşmalar yapmaktadır.
Zira AKP Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti devletinin “bağımsız” hükümeti değil, Erdoğan‘ın da 36 kez söylediği gibi ABD projesinin eş başkanlığıdır. İlişkinin bu düzeyi, en son İncirlik konusunda olduğu gibi, “bağımsız” hareket edilebilmesinin önündedir.
Yeri gelmişken belirtelim: Hakan Fidan tüm operasyonların başındadır. Fidan sadece Erdoğan‘ın Açılım temsilcisi değildir. Esad‘ın Suriye’nin kuzeyine egemen olmak üzere başlattığı taarruzu durduran İdlip operasyonunda Fidan‘ın izleri vardır. Erdoğan‘ın Kral Salman‘la Riyad’da yaptığı Türkiye-Suudi Arabistan anlaşmasında Fidan‘ın parmağı vardır. Fidan o nedenle İncirlik mutabakatının da asıl uygulayıcısıdır.
Kuşkusuz bugün halk ayağa kalksa ve İncirlik mutabaktını imzalatmasa, Erdoğan Fidan‘ı kolayca harcayabilecektir; zira “sır küplüğü” ilişkisi çok yönlüdür.
ŞART YALANI

Gelelim “taktik piyonların” nasıl kullanıldığına…
Emperyalist devletler, hedef ülkeleri “taktik piyonları” aracılığıyla biçimlendirirler. Devletin emperyalizmin baskısına direndiği sanıldığı durumda, taktik piyonun gizli mutabakat yaptığı, dahası direnme görüntüsünü kısmen sahiplenerek “gaz aldığı” anlaşılır.
İşte İncirlik mutabakatında anlaşılmıştır. Efendim, Türkiye İncirlik’in kullanımını ABD’nin Eğit-Donat programını daha etkin uygulaması şartına bağlamış! Bugüne kadar sadece 60 kişiyi eğitip donatan ABD, İncirlik karşılığında daha çok Suriyeli muhalif eğitip donatacakmış!
Peki dün İncirlik’in şartı neydi? AKP’nin “güvenli bölge” talebine ABD’nin onay vermesi…
PİYONLAR SIRADA
Aslında sonuçları ABD’ye yarayan şartların, sanki hedef ülkenin “direnme” şartlarıymış gibi sıralanması, işte ABD’nin taktik piyonlarını nasıl kullandığına örnektir.
Eğit-Donat programı bunun tipik örneğidir. Eğit-Donat programı önce Erdoğan tarafından önerildi. Sonra öneriye ABD’nin kimi taleplerine karşı masaya sürülen şart muamelesi yapıldı. Müzakereler esnasında da sırasıyla “anlaşma olmayacak” dendi, “anlaşma oldu ama imza atılmayacak” dendi, “imza atıldı ama eğitim olmayacak” dendi, “eğitim başladı ama PYD’liler eğitilmeyecek” dendi!
Bir yıl boyunca süren bu “gaz alma” operasyonu sırasında örneğin TSK, Irak’ın kuzeyinde Eğit-Donat programı kapsamında Barzani‘nin peşmergelerini eğitiyordu!
Ya şimdi? İncirlik mutabakatıyla birlikte iki yeni gelişme yaşandı.
1) Barzani‘nin Suriye kolu olan ve düzenli olarak Türk Dışişleri heyetiyle görüşen Suriye Kürt Ulusal Konseyi  üyesi KDP-S, ABD’den Eğit-Donat kapsamında kendilerini eğitmesini istedi.
2) AKP’nin desteklediği Ahrar’ı Şam’ın Dış İlişkiler Başkanı Lebib Nahhas, Washington Post’ta yayınlanan makalesiyle ABD’den “kendilerini eğitip donatmasını” istedi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Koridor mimarlığı mutabakatı

ABD Başkanı Barrack Obama’nın IŞİD’le mücadele koalisyonu özel temsilcisi Em. General John Allen ile Büyükelçi Brett McGurk’un Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk heyetiyle yaptığı iki günlük müzakereden “ön mutabakat” çıktı. Pentagon Müsteşarı Christine Wormouth’un da dahil olduğu görüşmelerden çıkan mutabakat metni, hükümetlerin imzasından sonra yürürlüğe girecek.
Peki AKP-ABD ön mutabakatında neler var?

MUTABAKAT MADDELERİ

1) İncirlik’i bugüne kadar lojistik ve istihbarat amaçlı olarak Suriye’ye karşı kullanabilen ABD, mutabakat metnine göre artık operasyonel amaçlı da kullanabilecek.
Silahlandırılacak 2 adet predatör, hem IŞİD’e hem de Esad rejimine karşı kullanılacak.
AKP Hükümeti predatörlerin kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
2) ABD Diyarbakır ve Batman’daki askeri üsleri de Suriye’ye karşı lojistik amaçlı kullanabilecek.
3) Ankara’da Türkiye ile ABD arasında “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi” kurulacak.
4) IŞİD’e karşı yürütülen mevcut operasyon merkezinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) temsilcisi de görev yapacak.
5) ABD PYD’nin Cerablus’a “yayılmayacağı” ve PYD’nin kontrol ettiği bölgelerde demografik yapının değişmeyeceği konusunda güvence verdi.

GÜVENLİ BÖLGE YERİNE BÖLGE KONTROLÜ

Peki ya AKP’nin bir yıldır ısrarla istediği güvenli bölge konusu?
ABD güvenli bölge yerine sınıra yönelik havadan ve karadan alınacak tedbirlerle bölge kontrolünü yeterli görüyor.
İki gün süren müzakere neticesinde bu konu karara bağlanamadı ve önümüzdeki günlerde tekrar görüşülmek üzere mutabakattan ayrı tutuldu.
Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi AKP Hükümeti İncirlik’in operasyonel kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
6) Bu arada Türkiye’nin tek taraflı müdahale ihtimali de tek şarta bağlandı: Ulusal güvenliğin tehdit altına girmesi!

KORİDORA MÜDAHALE RAFA KALKTI
Mutabakat metnindeki bu maddelere bakılırsa Türkiye’nin koridora müdahale niyeti ABD’nin AKP’yi “hizalamasıyla” şu aşamada rafa kaldırılmış görünüyor!
Zira AKP “Esad’ın vurulması” karşılığında hem İncirlik’i vermiş oluyor, hem PYD’nin mevcut pozisyonunu kabullenmiş oluyor hem de “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi” ile Pentagon’a çıpalanıyor!

PROBLEMİN KAYNAĞI PROBLEMİ ÇÖZEMEZ!

Bu noktada döne döne şu vurguları yeniden yapmalıyız:
1) 5 yıldır Esad’ı devirmeye çalışan AKP hükümeti, desteklediği terör örgütleriyle Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğuna neden olmuş ve sonuç itibariyle PKK kantonlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kantonların birleşip koridora dönüşmeye başlaması Esad düşmanlığının sonucudur.
2) Esad’ın ve Şam rejiminin yıkılması demek Suriye’nin parçalanması demektir. Parçalanmış Suriye ise bir kaç koridor demektir. Erdoğan’ın ve AKP Hükümetinin Esad düşmanlığını sürdürmesi, pratikte koridorculuğa hizmet etmektedir.
3) PYD koridoru yerine ÖSO koridoru istemek ya da IŞİD koridoruna gözyummak “Kürt” koridorunu önlemez. Her türü koridor son tahlilde “Kürt” koridoruna dönüşür.
4) ABD’yle müttefiklik, 22 yıllık Irak örneğinde de görüldüğü üzere, en sonunda Türkiye’yi Amerikan koridoruna bekçi yapacaktır!
5) Problemin kaynağı probleme çözüm olamaz! BOP eşbaşkanlığı BOP haritasına karşı çıkamaz! (Nitekim Barzani yönetimi önceki gün Ankara’nın da desteğini alarak tek yanlı petrol satışı kararı aldı. Bu fiilen Barzanistan’ın Irak’tan ayrılma çabasıdır. Irak’tan Kürdistan çıkmasını destekleyenler Suriye’den Kürdistan çıkmasını önleyemezler.)
Türkiye önce Erdoğan rejimi problemini çözmelidir!

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

12 Temmuz 2015

Yorum bırakın

21. Yüzyıl: Asya yüzyılı

ABD’nin Çin’i çevrelemeyi esas alan Asya-Pasifik merkezli güvenlik doktrini aynı zamanda Rusya’yı Batı’ya entegre etme stratejisydi. Zbigniew Brzezinski’nin de ifade ettiği gibi ABD ancak Rusya’yla “daha geniş batı” inşa ederse Çin’i alt edebilirdi.
Fakat geride kalan 4 yılda degil Rusya’nın Batı’ya entegre edilmesi, tersine Rusya daha da Çin’e yapıştı!
Pekin’in Moskova ile yaptıgı 400 milyar dolarlık enerji anlaşması, ABD’nin stratejisinin önündeki ilk ciddi engel oldu. Suriye ve Ukrayna konuları ise adım adam Rusya’yı Batı’dan uzaklaştırdı.
Peki bugün durum ne?

ASYA’NIN YENİ DÜNYA DÜZENİ

Rusya’nın Ufa kentinde ŞİÖ’nün 15. ve BRICS’in 7. liderler zirvesi yapıldı. İki gün süren BRICS ve bir gün süren ŞİÖ zirveleri Asya’nın dünya siyasetine ağırlık koyması olarak özetlenebilir. Üç gün içinde öne neler mi çıktı? İnceleyelim:
1) Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin BRICS Zirvesi’nde yeni bir dünya düzeninden bahsetti. Putin Rusya ile Çin’in uluslararası ekonomik ve siyasi sorunları birlikte aşacağını ilan etti. Böylece Washington’u korkutan ittifak iyice pekişti.
Çin ile Rusya’nın ortak askeri tatbikatlar düzenlemesi, hele de bunu ABD’nin sürekli denetim altında tutmaya çalıştığı bir bölgede, Akdeniz’de yapması, küresel çapta yeni bir düzen için ortak hareket edeceklerinin önemli bir göstegesiydi.
2) Çin ve Rusya geçen yıl 90 milyar dolar olarak gerçekleşen ticaret hacmini 2020 yılında 200 milyar dolara çıkarma hedefini ilan ettiler.
Böylece Çin yaptırım uygulayan Batı’ya karşı ortağı Rusya’ya kalkan olmuş oldu.

ÇOK KUTUPLULUK KAYDA GEÇTI
3) Hindistan BRICS üyeliğinin ardından Ufa’da ŞIÖ tam üyeliği yoluna da girmiş oldu. Böylece ABD’nin Asya’da Çin ve Rusya’ya karşı dayanak yapmak istediği Hindistan, Asya kuvvetleriyle yan yana olduğunu ilan etmiş oldu.
Ekonomisi son yıllarda Çin’den sonra en yüksek büyüme oranları yakalayan 1,2 milyar nüfuslu dev Hindistan’ın Çin ve Rusya’yla stratejik ortaklığa yönelmesi, dünya dengelerinin tamamıyla Atlantik’ten Asya’ya kayması demek.
4) Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin Ufa’daki iki zirveyle “çok kutupluluğun kayda geçtiğini” ilan etti. Putin’in Çin ve Hindistan liderlerinin desteğini alarak yaptığı bu açıklama, Rusya’yı dışlayarak G8 yerine G7 zirvesi toplayan ABD Başkanı Barack Obama’ya sert bir yanıt oldu.

IMF DÜZENINE SON
5) BRICS üyeleri bir kaç yıl önce adım adım başkattıkları “karşılıklı ticarette ulusal paraları kullanma” kararını genişletmeyi önlerine görev koydular. Böylece doların dünya saltanatına önemli bir darbe vurulmuş oldu.
6) IMF ve Dünya Bankası’na karşı alternatif olarak kurulan BRICS Kalkınma Bankası 100 milyar dolarlık kurtarma fonu ilan etti.
Ufa’daki liderler zirvesinden önce Moskova’da yapılan BRICS Yeni Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu’nun ilk toplantısında bankanın yıl sonunda hizmete girmesi kararlaştırıldı. Merkezi Şangay’da olacak bankanın ilk başkanlığını ise Hindistan temsilcisi K. V. Kamath yapacak.
İlk toplantı sonrasında gazeteciler Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov’a bankanın Yunanistan’a yardım yapıp yapmayacağını da sordular. Siluanov kurtarma fonundan öncelikle üye ülkelerin yararlanacağını ama başvuran diğer ülkelere de destek vereceklerini açıkladı. Böylece BRICS tüm dünya ülkelerine “IMF yerine bize başvurun” mesajı vermiş oldu.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

11 Temmuz 2015

Yorum bırakın

ABD Ulusal Askeri Stratejisi – 2015

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, geçen hafta “ABD’nin Ulusal Askeri Stratejisi – 2015” başlıklı 20 sayfalık bir rapor açıkladı.
Rapor, Obama’nın bu yıl yayımladığı Ulusal Güvenlik Strateji’ne uyumlu hale getirilen 2011 tarihli askeri stratejinin güncellenmiş halidir.

KAOSUN ÜÇ KAYNAĞI

Askeri strateji belgesi özetle geride kalan 5 yılda dünyanın bir düzenden kaosa doğru kaydığını saptıyor. Kaosun üç kaynağı olduğu belirtiliyor:
1) Kurulu düzeni değiştirmek isteyen büyük güçler; Çin ve Rusya.
2) Ciddi güvenlik kaygılarına neden olan ülkeler; İran ve Kore DHC.
3) Devlet-altı yapılanmalar, şiddete başvuran aşırı örgütler.
Çin, Rusya, İran ve Kore DHC raporda revizyonist devlet diye niteleniyor; yani kurucu düzeni değiştirmek isteyen devletler… “Kurulu düzenden” kasıt ise ABD’nin hegemonya düzenidir!
Rapor, bu tehditlere bakarak şu saptamayı yapıyor: Hiçbir büyük güç henüz ABD ile askeri bir çatışmaya giremez ama ABD’nin büyük güçlerden biriyle askeri çatışmaya girme riski artmaktadır!
Rapora göre ABD askeri gücünün küresel konuşlanmasında yeniden bir düzenleme de gerekebilir.
ÇİN VE RUSYA HEDEF

ABD’nin bir önceki, yani 2011 tarihli Ulusal Askeri Stratesi’nde Rusya’ya neredeyse hiç yer verilmemişti. Ancak son strateji belgesinde Rusya önemli bir yer tuttu. Pentagon belgede “komşularının bağımsızlığını tanımayan ve hedefine varmak için şiddet kullanmaya hazır” diyerek Rusya’yı açıkça suçluyor. Rus askerilerinin Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçılar safında savaştığı belirtilen belgede bu nedenle NATO’nun önemine dikkat çekiliyor.
ABD Çin’i ise “Asya-Pasifik bölgesinde gerilimlere neden olmakla” suçluyor. Çin’in Japonya ve Güney Kore ile yaşadığı ada sorunları gerginliğin ana nedeni olarak gösteriliyor.

OBAMA DOKTRİNİNİN ÜÇ ÖZELLİĞİ
Bu askeri stratejiyi daha iyi anlayabilmek için, ABD Başkanı Barrack Obama’nın bu yılın başında ilan ettiği Ulusal Güvenlik Strateji’sine bakmamız gerekiyor. Zira askeri stratejiler, bu ana stratejiye uygun olarak hazırlanıyor.
Obama doktirini de denilen son güvenlik strateji belgesi, 2010 tarihli Asya-Pasifik merkezli Çin’i çevreleme esaslı stratejinin başarısızlığı üzerine belirlenmişti. Rusya’yı Çin’den koparamayan, Rusya’nın Ukrayna krizi nedeniyle Çin’e daha çok yağıştığı bir sürecin ve Ortadoğu’daki işlerin taşeronlar tarafından halledilemediği bir sürecin arkasından gelen Ulusal Güvenlik Stratejisi, aslında bir savunma stratejisi izliyordu. Ancak Ortadoğu’da taktik hamleler yapılacaktı.
Staretinin şu üç özelliği “stratejik savunmada taktik atak” anlamına geliyordu:
1) Obama’nın stratejisi “uzun vadeli taaruz kara muharebelerine” izin vermese de “kısa vadeli” ve “savunma” gerekçeli kara harekatlarına izin veriyor.
2) Obama’nın stratejisi muharip güçlerin sahada kullanılmsına izin vermese de özel operasyonlar yürütülmesine izin veriyor.
3) Obama’nın stratejisi “savunma” gerekçeli “özel operasyon” odaklı kara harekatlarını Suriye ve Irak’la sınırlamıyor.

SAVAŞ İHTİMALİ ARTIYOR
Sonuç olarak Ulusal Askeri Stratejisi, ABD’nin Çin ve Rusya ile savaşa girme ihtimalinin giderek arttığını saptıyor ve bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Matin Dempsey, raporunun tanıtımında, bu çatışmanın muazzam sonuçları olacağını vurguluyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Haziran 2015

Yorum bırakın

40 saat sonra vazgeçilen anlaşma

AKP Hükümeti İsrail’le ilişkileri normalleştirmek istiyor. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun iki hafta önce Roma’da İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Dore Gold ile görüşmesi bu nedenleydi…
O görüşmenin kimi ayrıntıları şu gerçeği ortaya çıkardı. 18 ay önce yapılan anlaşmanın onaylanmaması AKP Hükümeti’nden değil, İsrail’den kaynaklanmış!
Peki AKP Hükümeti neden İsrail’le anlaşmak istiyor? Neden Tel Aviv’le ilişkilerinin normalleştirilmesinin yolları aranıyor? Bölgedeki hangi gelişmeler bu yönde bir adımı gerektirdi?
İnceleyeceğiz ama gelin önce AKP Hükümeti’nin genel İsrail yaklaşımını anlayabilmek için bazı kritik verilere bakalım:

ONE MINUTE VE MAVİ MARMARA
“One minute” olayına en başından beri “Davos draması” demiştik. “Peres değil moderatöre one minute dendi” türü açıklamalar, olayın danışmanlar tarafından kurgulandığı yorumlarının yalanlanamaması, iş ve dış politika ihtiyaçları bu değerlendirmeyi gerektiriyordu.
Mavi Marmara olayı da aslında bir kurguydu. Zira Ankara İsrail’in Gazze’ye yardım konvoyuna müdahale edeceğini biliyordu. Hatta Ankara’da yapılan bir dizi toplantıda “en iyi” ve “en kötü” senaryolar masaya yatırılmış ve “en kötü” senaryonun gerçekleşmesi beklenmişti!
Üstelik AKP Hükümeti Mavi Marmara’nın tüm teknik sorunlarını da çeşitli kılıflarla çözmüştü. Örneğin uluslararası karasularda  seyir evraklarını tamamlama sürecinde çıkan problemler çözüldü. Örneğin idarenin yola çıkmasını teknik olarak doğru bulmadığı gemi başka bir ülke üzerinden evraklandı vs.

İSRAİL BÜYÜKELÇİSİNİN İDDİASI

Ancak yeni bir bilgi, Mavi Marmara olayının AKP kurgusu olduğu gerçeğini iyice teyit etti Anlatalım:
İsrail’in eski Washington Büyükelçisi Michael Oren “Müttefik” isimli bir kitap yazdı. İsrail-ABD ilişkilerinin ele alındığı kitap tartışma yarattı. Washington Oren’i “kitabını satmaya çalışan bir politikacı” olarak suçladı ama kitaptaki bilgileri de yalanlamadı!
Tolga Tanış kitaptan Türkiye’yi ilgilendiren önemli bilgileri okurlarıyla paylaştı. Kitapta Mavi Marmara ile ilgili çok önemli bir bilgi vardı ve “acaba yalanlanır mı” diye bekledim.
Oren’i dinleyelim: “Gazze’deki Hamas yetkilileri filoyu (Mavi Marmara) karşılamak için büyük bir çadır kurmuşlardı. İki gün sonra Büyükelçi Namık Tan’dan şaşırtıcı bir telefon aldım. ‘Filo İsrail’in Aşdod limanına yanaşabilir mi’ dedi. ‘Kızılay’ın temsilcileri orada buluşup insani yardımları alıp Gazze’ye transfer edebilirler mi?’ İsrail hükümeti kabul etti. Ama Tan, 40 saat içinde yeniden telefon etti. Erdoğan’ın anlaşmadan vazgeçtiğini söyledi. Filo, planlandığı şekilde ilerleyecekti.” (Hürriyet, 3 Temmuz 2015)
Peki 40 saatte ne değişti? Erdoğan neden anlaşamdan vazgeçti?
Oren’in açıkladığı ve Tan’ın yalanlamadığı bu bilgi, bizim birinci elden aldığımız “Ankara’da yapılan bir dizi topantıda ‘en iyi’ ve ‘en kötü’ senaryolar masaya yatırıldı ve ‘en kötü’ senaryonun gerçekleşmesi beklendi” bilgisiyle ne de çok uyuşuyor!

İRAN’A KARŞI AKP-İSRAİL-SUUDİ CEPHESİ
İleride arşivler açıldığında olayı daha net öğrenmiş olacağız. Biz şimdi yeniden AKP’nin İsrail’le neden normalleşme aradığına dönelim ve şu üç olguya dikkat çekelim:
1) ABD Başkanı Barack Obama’nın İran’la anlaşma yolunu zorlaması, bölgede İran karşıtı bir cephe inşası başlattı. İsrail ve Suudi Arabistan hızla İran’a karşı stratejik ortak oldu. Tel Aviv ile Riyad, 7 maddelik bir Ortadoğu planı üzerinde çalışıyor.
2) Suudi Arabistan ayrıca Suriye’de yine İran’a karşı Türkiye’yle bir anlaşma yaptı. Erdoğan’ın Riyad gezisinde yapılan o anlaşmayla çeşitli terörist örgütler birleştirildi ve Esad’ın Suriye’nin kuzeyinde denetimi ele geçirmek hedefiyle başlattığı stratejik taarruz bastırıldı.
3) AKP Hükümeti’nin Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge araması ile İsrail’in ve Ürdün’ün Suriye’nin güneyinde tampon bölge araması eşzamanlı gerçekleşiyor.
Bu üç olgu, AKP Hükümeti ile İsrail’in çıkar ortaklığına işaret etmektedir ve bu nedenle İsrail’le normalleşme aranmaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Türkiye ve Çin’in çıkarları ortak

Sahte fotoğraflarla başlatılan Çin düşmanlığı kampanyasının iki hedefinden birncisini, yani “Ankara-Pekin hattına sabotaj” hedefini dün incelemiştik. Bugün de “IŞİD’in Sincian Uygur Özerk Bölgesi’ne sokularak Çin’in sıkıştırılmaya çalışılması” hedefini inceleyeceğiz.

SİNCİAN UYGUR BÖLGESİ IŞİD’İN HEDEFİNDE

1 Aralık 2014 tarihli Anadolu Ajansı’ndan geçen bir haberin spotu şöyleydi: “Çin’in kuzeybatısındaki Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nden Suriye’ye yaşadıkları baskılar dolayısıyla göç eden bir grup Uygur Türkü Suriyeli muhaliflerle birlikte Esad yönetimine karşı savaşıyor.”
Çin baskısından kaçıp da, ilgisiz bir ülkede savaşmak daha rahat bir hayat olsa gerek! Kuşkusuz Anadolu Ajansı’nın durumu böyle ifade etmesi, AKP’nin Suriye’ye terör örgütleri seferber ettiği gerçeğini perdelemek için…
Çin’den Suriye’ye savaşa götürülenler elbette savaşın kaderini değiştirecek çoklukta değiller ama bölgeye ilerisi için staj yapmaya geliyorlar. Suriye’de deneyim kazanıp dönüp Çin’in Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nde terör estirecekler!
Nitekim Sincian Uygur’un ayrlıkçı örgütü bu süreçte El Kaide ile yakın bağlar kurdu. CIA organizasyonlu ağ üzerinden Suriye’de savaşmaya gelenlerin bir bölümü de IŞİD saflarına katıldı.
IŞİD’in yakın bir zamanda Sincian-Uygur bölgesinde harekete geçebileceği analizleri istihbarat raporlarına yansımış durumda…
Neden? Çünkü Japonya ve Güney Kore’ye dayanarak Çin’i çevrelemeye çalışan ABD, içeriden de azınlıkları kışkırtarak Pekin’i zayıflatmayı umuyor. Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nin ayrılıkçı örgütünün lideri Rabia Kadir’in ABD’den Japonya’ya taşındığına da dikkat çekelim. (Kadir düzenli olarak Japonya’ya gidiyor ve Dünya Uygur Kongresi’ni bu ülkede topluyor.)

ÇKP’DEN HDP’YE DAVET

Gelelim bu süreçte Çin Komünist Partisi’nin 18 kişilik HDP heyetini Pekin’e davet etmesine…
Resmi açıklamaya göre bu ziyarette ÇKP-HDP ilişkileri, küresel ve bölgesel sorunlar, Ortadoğu’daki gelişmeler ve yerel yönetimler alanındaki deneyim paylaşımları masaya yatırılacak.
Çin’in HDP daveti, anlayabildiğimiz kadarıyla salt bu partinin seçim başarısıyla ilgili değildir. Zira Pekin diplomasi geleneğini iyi bilenler, bu tür davetlerin birkaç ay öncesinden planlanmış olduğunu belirtiyorlar.
Çin’in Ortadoğu ilgisi nedeniyle bölgesel sorunlara daha aktif dahil olmak isteyebileceği düşünülebilir. Zira Çin 8 ay önce Erbil’de başkonsolosluk açtı ve Barzani yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirmeyi önüne hedef koydu.
Enerji ihtiyaçları nedeniyle Ortadoğu’ya özel bir önem gösteren Çin, bölgede ABD’ye karşı Rusya’yla birlikte hareket ediyor. En son Akdeniz’de Rusya’yla birlikte askeri tatbikat da düzenleyen Pekin, İran’la işbirliğini stratejik bir aşamaya ilerletiyor, Suriye’yi Rusya kadar olmasa da destekliyor, Filistin meselesine daha sıkı eğiliyor.
Daha önemlisi ise Çin Doğu Akdeniz, Süveyş Kanalı, Aden Körfezi ve Basra Körfezi dörtgeni içerisinde silahlı gemi gezdirmeye başladı, Cibuti gibi bölgeye yakın Afrika ülkelerinde askeri üs kurma çalışmaları başlattı.

ESAD DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI
Çin’in meseleye yaklaşımında kuşkusuz doğrudan kendisini ilgilendiren yeni bir tehdidin varlığı da etkili olmuş olabilir. IŞİD tehdidi, Pekin’in o tehditle sahada karşı karşıya gelen aktörlerle daha yakın işbirliği araması ihtiyacını doğurmuş olabilir. Neticede her ülke, öncelikle kendi çıkarlarını düşünür. Dahası ABD’nin Ortadoğu’da oyalanması, hatta IŞİD’in burada eritilmesi, Çin’in çıkarınadır; en iyi düşman, uzaktaki düşmandır!
Bizim açımızdan ise mesele şudur: AKP Hükümeti’nin Esad düşmanlığı sadece komşularımızla değil, Çin gibi uzaktaki bir ülkeyle bile ilişkimizi bozuyor. ABD’nin Çin’e IŞİD tezgahı kurabilmesi, AKP Hükümeti’nin Esad düşmanlığının üzerinden yürütülebiliyor!
Ancak Ankara’nın Suriye ile işbirliği yaparak koridorları (PYD, IŞİD ya da ÖSO koridorlarını) engellemesi Pekin’in de çıkarına olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2015

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın