Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

‘PKK’yi vur, PYD’yi tanı’ anlaşması

Türkiye’nin IŞİD ve PKK’ye karşı başlattığı operasyonlar değişik boyutlarıyla tartışılıyor. Zira meselenin hem İncirlik mutabakatı merkezli ABD’yle işbirliği boyutu var, hem de PKK’ye operasyon boyutu…

Bu durum haliyle sürecin milli olup olmadığını sorgulatıyor. Tabloya sadece “PKK vuruluyor” noktasından bakanlar gelişmeleri milli olarak değerlendiriyor. Sadece İncirlik mutabakatı penceresinden bakanlara göre ise gelişmenin karakteri milli değil.

Bu tür iç içe geçmiş süreçleri toplam bakımından değerlendirmek gerekir ve öncelikle iki sürecin birbirine rağmen mi ilerlediği, yoksa birinin diğerinin aracı mı olduğu saptanmalıdır.

PİYON KULLANIMI

Gelişmeyi toplamda milli karakterde görenlerin temel argümanı şu: “PKK ABD’nin piyonu olduğuna göre demek ki Türkiye ABD’ye rağmen PKK’yi vuruyor. İşin esası budur ve İncirlik mutabakatının o nedenle bir önemi yoktur.”

Bize göre bu argüman “Türkiye’nin baş düşmanı PKK’dir” tezinden kaynaklanıyor. PKK baş düşman olunca, ABD’yle işbirliği de tali kalıyor!

Oysa Türkiye’nin baş düşmanı ABD emperyalizmidir ve PKK ABD’nin stratejik piyonudur. AKP ise bu köşede daha önce incelediğimiz gibi “taktik piyon” düzeyindedir.

Peki emperyalizm stratejik piyonunu harcar mı? Adı üstünde, piyon, elbette harcar. (Ama bu örnekte harcama yok, ölçülü kullanma vardır.)

ABD’nin “Büyük Kürdistan” hedefi stratejiktir. ABD bu stratejisi gereği, taktik olarak zaman zaman PKK’yi de, KDP’yi de harcar: ABD 25 yıl önce Irak’ta Barzani’yi ayaklanmaya teşvik etti ve sonra da arkasını dönmedi mi? Arkada kalan yıllar içerisinde ABD Türkiye’nin PKK’yi vurmasına çoğu zaman sessiz kalmadı mı? Ve PKK neticede ABD’nin terör örgütü listesinde değil mi?

Emperyalist kuvvet piyonunu çok amaçlı kullanır; tokmak olarak da, davul olarak da…

AKP PYD KANTONLARINI TANIDI

Bugünkü tabloyu anlamak için şu esası görmemiz gerekir: ABD’nin ana stratejinin bu aşamasındaki ihtiyacı Türkiye’ye mevcut PYD kantonlarını kabul ettirmek; diğer kantonlarla birleşmeyeceği ve Irak’taki PKK üslerini vurabileceği karşılığında da Ankara’yı ana projeye eklemlemek. İncirlik mutabakatının esası buur. Erdoğan’ın bundan iç politikada yararlanacak oluşu da anlaşmanın bonusudur.

PKK, PYD ve HDP’ye yönelik ayrı söylemler başlatılması işte bu nedenledir.

Örneğin gazete genel yayın yönetmenleriyle buluşan Ahmet Davutoğlu şöyle demektedir: “PYD rejimle (Esad’la) ilişkisini keser, Türkiye’yi rahatsız etmez ve Suriye Ulusal Koalisyonuna katılır ise biz buna itiraz etmeyiz. Suriyeli Kürtlerin kazanımlarından rahatsız değiliz.

Böylece Davutoğlu Ankara’nın PYD kantonlarını tanımış olduğunu diplomatik olarak ilan etmiş oluyor!

Dışişleri Bakanlığı’nın “Türk tankları YPG’yi (PYD’nin askeri kolu) vurdu” haberini yalanlamasını Davutoğlu‘nun bu yönelimiyle birlikte düşünmek gerekiyor. Hatta Davutoğlu‘nun CNN International‘a verdiği röportajda “operasyonlar HDP’ye karşı değil, PKK’ye karşı” demesini de…

Ve hatta Erdoğan‘ın “Parti kapatılması doğru değil ama yöneticiler bedel ödemeli” demesini de…

Çünkü daha önce Açılım koordinatörü Yalçın Akdoğan‘ın belirttiği gibi hükümet “süreç bitmez, aktörler değişir” noktasındadır. Zira AKP Hükümetinin “yeni Açılım” için HDP’ye PKK baskısını sınırlamak, HDP’yi “inceltmek” ve Öcalan‘ı rahatlatmak ihtiyacı vardır!

SÜREÇ MİLLİ DEĞİL

Meselenin esasını ABD Dışişleri Sözcüsü John Kirby açıklamaktadır. Kirby Türkiye’nin PKK’ye operasyonuna destek verdiklerini belirtmekte ve aynı zamanda “İncirlik sayesinde YPG’ye daha aktif destek verebileceğiz” demektedir!

Dolayısıyla sürece “Türkiye PKK’yi vuruyor” diye bakamayız. Bu tür süreçler ancak ABD’nin toplamda ne alıp verdiğine bakarak daha nesnel değerlendirilebilir.

Türkiye açısından koridor bir güvenlik meselesiyse, Ankara’nın Bazanistan’la işbirliği yaptığı ve PYD kantonlarını tanıdığı bir süreçte PKK’ye hava harekatı yapmasının sonuç açısından değeri yoktur.

Ve daha önemlisi AKP sözcülerinin de büyük memnuniyetle ifade ettiği gibi “AKP ile ABD ilişkilerinin yeniden tanzim edildiği” ve Davutoğlu’nun “bölgedeki denklemin değiştiğini” ilan ettiği bir süreç milli değildir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Erdoğan’ın iktidarda kalabilme becerisi

Kabul edelim, Erdoğan iktidarını sürdürebilmeyi iyi beceriyor. Kuşkusuz dış destek ve muhalefetin zayıflığı da bunda bir etkendir ama yine de Erdoğan‘da doğal bir “ayakta durabilme” yeteneği vardır.

Erdoğan ara kuvvetler oluşturarak düşmanını yalnızlaştırmayı ve kendi cephesini düşmanının düşmanlarıyla tahkim edebilmeyi iyi beceriyor.

Örneğin Cumhuriyet’e karşı tüm gerici unsurlarla birleşerek iktidar olabildi. Örneğin TSK’ye karşı PKK, cemaat ve liberallerle birleşerek iktidarını sürdürebildi. Örneğin cemaate karşı yeni cepheler yaratarak iktidarını koruyabildi.

ERDOĞAN’IN ERKEN SEÇİM İHTİYACI

Bu girişi son gelişmeleri açıklayabilmek için yaptık. Artık konuya daha doğrudan girebiliriz:

İlk günden beri dikkat çekiyoruz: Erdoğan 7 Haziran akşamından bu yana erken seçim planı yapıyor. Zira AKP’nin tek başına iktidar olamaması ve her türden koalisyon Erdoğan‘ın “saltanatını” sınırlamaktadır.

Erdoğan‘ın masasındaki araştırma sonuçlarına göre 2-3 puanlık artışla AKP yine tek başına iktidar olabilecektir. Peki nasıl? Birincisi MHP’ye giden yüzde 4,5 oydan bir bölümünü alarak, ikincisi de HDP’nin yüzde 13’ünü düşürerek…

Erdoğan ve kurmaylarının HDP için iki yolu var: HDP’yi baraj altına itecek siyasal hamleler yapmak ve barajı yüzde 7’ye çekerek HDP’ye oy veren kitlenin motivasyonunu düşürmek…

ABD VE NATO’DAN DESTEK

Kuşkusuz Erdoğan‘ın bu ihtiyacını en iyi okuyan da ABD’dir. Washington bu nedenle Erdoğan‘ın ihtiyacını fırsata çevirdi ve bir yıldır bastırdığı İncirlik için mutabakat koşulları yarattı:

30 Haziran’da ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Erdoğan‘la gizli bir telefon görüşmesi yaptı, 7-8 Temmuz’da Obama‘nın özel temsilcisi John Allen Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu‘yla İncirlik mutabakatına vardı, 22 Temmuz’da Obama Erdoğan‘ı telefonla arayarak mutabakatı sonuçlandırdı ve aynı gece İncirlik mutabakatı gizli Bakanlar Kurulu kararı olarak imzaya açıldı.

24 Temmuz’da IŞİD’e ve 25 Temmuz’da PKK’ye karşı başlatılan harekatlar bu takvimle gerçekleşti.

Hem ABD’den hem de NATO’dan PKK’nin vurulmasına karşı yapılan “müttefiğe destek” açıklamaları, ABD’nin birincisi AKP’ye erken seçim desteğidir, ikincisi de AKP’yi baskılayan milli kuvvetleri yatıştırma hedeflidir.

Beyaz Saray sözcüsü Alistair Baskey “PKK saldırılarına karşı NATO müttefikimiz Türkiye’nin kendini savunma hakkına tamamen saygı duyoruz” derken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg IŞİD ve PKK’ye karşı operasyonlar hakkında kendisine bilgi veren Ahmet Davutoğlu‘na “Türkiye’nin terörle mücadele çabalarının yanında kararlılıkla durmaya devam edeceğiz” demektedir!

TAKTİK KAZANÇ AMA STRATEJİK KAYIP

Durumu özetleyen analiz, ABD’nin ünlü düşünce kuruluşu Bipartisan Policy‘de yayınlanan şu görüştür: ABD-Türkiye anlaşması (yani İncirlik mutabakatı) Erdoğan’ın iktidarını sürdürebilmesinin taktik fırsatıdır!

Yani ABD bu anlaşmayla Türkiye’yi stratejik hedefine eklemlemiş ve karşılığında Ankara’ya taktik fırsatlar sunmuştur; Erdoğan da bu fırsattan yararlanarak erken seçim yatırımı yapmaktadır. Dolayısıyla ortada Obama ve Erdoğan için bir kazan-kazan durumu vardır.

Bu nedenle “İncirlik mutabakatının önemi yok, önemli olan Ankara’nın PKK’ye karşı harekete geçmesidir” demek günlük bir bakıştır ve orta vadeli hedefleri ıskalamak demektir!

Çünkü ABD’nin koridor planı stratejiktir ve iki kantonun hemen yarın üçüncü kantonla birleşmesi gerekmemektedir, Türkiye’nin bir mutabakatla stratejiye eklemlenmesi ve yatıştırılması ara aşama için daha yararlıdır!

Düzeltme: Dünkü yazımızda “ABD ise karşılığında AKP Hükümetini ‘Afrin-Kobani’ye evet ama Cerablus’la birleşmesine hayır’ noktasına mecbur ediyor” demiştik. Doğrusu “Cizire-Kobani’ye evet ama Afrin’le birleşmesine hayır” olacaktı. Düzeltir, özür dileriz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Suriye’yi zayıflatan hamle, Türkiye’yi zayıflatır

Türkiye’nin hem IŞİD’i hem de PKK’yi hedef alması kafaları karıştırdı. Zira “İncirlik mutabakatı”na kadar mevcut tablo şöyleydi: IŞİD ile PKK(PYD) çatışıyor ve ABD de IŞİD’e karşı daha aktif işbirliği sağlaması için Ankara’ya bastırıyordu.

ABD “İncirlik mutabakatı” öncesi şu noktaya geldi: Nasılsa Afrin-Kobani hattı ile koridorun iki parçası birleştirildi, bunu üçüncüsüyle birleştirmeye zorlayarak Ankara’yı kaybetme riski yaratılmamalı!

Zira Ankara’da Obama‘dan gelecek bir telefonla her mutabakata evet diyecek bir iktidar da var, doğrudan ABD’nin ana hedefine göre konumlanılması gerektiğini savunanlar da…

Hatta ikisinin arasında durarak zaman kollamayı esas alan bir odak da…

ANKARA’YI YATIŞTIRMA FORMÜLÜ

İşte bu ikili (hatta üçlü) yapı, yeni süreci iç içe geçmiş farklı süreçler olarak ilerletiyor. Şöyle anlatmaya çalışalım:

Örneğin AKP Hükümeti, ABD’nin ana hedefine eklemlenmeyi iktidarının devamı olarak görüyor ve bu nedenle İncirlik mutabakatına evet diyor.

ABD ise karşılığında AKP Hükümetini “Afrin-Kobani’ye evet ama Ceablus’la birleşmesine hayır” noktasına mecbur ediyor.

Fakat daha önemlisi ABD İncirlik mutabakatının karşılığında Ankara’nın PKK’ye “had bildirmesine” belli ölçülerde onay veriyor. Böylece AKP’yi baskılayan kesimleri de yatıştırmış oluyor.

Burada ABD açısından önemli olan Türkiye’yi İncirlik mutabakatıyla “bağlamış” olması ve Ankara’yı “Afrin-Kobani” koridorunu kabule belli ölçülerde getirmiş olmasıdır.

Nasılsa Washington için koridor bugünden yarına tamamlanması gereken aciliyette değil!

AKP’NİN GÜVENLİ BÖLGE HEDEFİ

Kuşkusuz meselenin bu boyutu iç politikayla ve içerideki iktidar kavgasıyla ilgili…

Ama meselenin bir de dış boyutu var. Oradaki tablo ise Türkiye’nin aleyhine, şundan:

AKP Hükümeti’nin hedefi ne? Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu şöyle açıklıyor: Hedefimiz IŞİD tehdidini ortadan kaldırmaktır. IŞİD tehdidi ortadan kalkınca, kendiliğinden güvenli bölgeler oluşacaktır.”

IŞİD: Kara Terör”ü okuyanlar, ABD’nin IŞİD stratejisinin hedefinin “IŞİD’den boşaltılacak alanları Kürt örgütlerinin denetimine bırakmak” olduğunu anımsayacaktır.

Washington IŞİD’den boşaltılacak alanları güvenli bölge, kanton, özerk bölge ilan ederek Suriye’yi parçalamaya çalışıyor.

Peki AKP Hükümeti “IŞİD tehdidi ortadan kalkınca kendiliğinden güvenli bölgeler oluşacak” derken, o bölgelerin hangi kuvvetin denetimine geçeceğini hesaplıyor? ÖSO’nun mu? Türkmenlerin mi? Peki pratikte bu mümkün mü?

ŞAM’LA İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ

Kategorik bir doğrudur: Şam yönetimini zayıflatan her olay, Türkiye’nin aleyhinedir.

Suriye’de Şam yönetiminin egemenliğinden koparılarak kurulacak her güvenli bölge Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracağı için Türkiye’nin de toprak bütünlüğünü hedef alır.

ABD’nin istediği gibi PKK-PYD egemenliğinde güvenli bölge yerine, Türkiye’nin istediği gibi ÖSO egemenliğinde güvenli bir bölge kurulsa bile, bu gerçek değişmez. Kaldı ki güvenli bölgelerin PKK yerine ÖSO’ya bırakılabilmesi kağıt üzerinde bile bir seçenek değildir!

Meselenin esası burasıdır. Israrla Amerikan koridorunun ancak Suriye’yle anlaşarak engellenebileceğini savunmamız bu nedenledir.

Zira ABD’yle işbirliği yaparak ABD planını bozmak mümkün değildir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Koridorun ağırlık merkezi

ABD ile Türkiye arasındaki mutabakatın sahadaki ilk sonucu IŞİD’çilerin artık elini kolunu sallaya sallaya sınırı geçememesi oldu. Sınırı geçmeleri durdurulunca da askerlere ateş açtılar.

Arkasından IŞİD mevzileri bombalandı, 60 bordo bereli sıcak takip yaparak sınır ötesine geçti ve gece de IŞİD mevzilerine hava harekatı düzenlendi.

ABD’YLE GÜVENLİ BÖLGE!

Türkiye’nin bu hamlesinin ABD’yle yapılan mutabakata dayandığı anlaşılıyor. Ayrıntıları biraz daha ortaya çıkan mutabakata göre ABD İncirlik’i operasyonel olarak, diğer üsleri lojistik olarak kullanacak, Eğit-Donat programı hızlanacak, Suriye toprakları içerisinde Cerablus merkezli 90 km genişliğinde 50 km derinliğinde bir alan güvenli bölge ilan edilecek.

Peki nasıl? Güvenli bölgenin üstü uçuşa yasak bölge ilan edilecek ve ABD tarafından korunacak.

Karada? Güvenli bölgeye bir saldırı olursa Türkiye kendi topraklarından bombalayacak, bu şekilde sonuç alamadığı taktirde kara gücüyle güvenli bölgeye girecek!

ŞAM’LA ANLAŞMANIN ÖNEMİ

Tablo, buna rağmen Türkiye’nin koridora müdahalesi için fırsat olarak görülüyor. Hatta “nasılsa en sonunda TSK PYD’yle karşı karşıya gelecektir” deniliyor.

Biz bu görüşlere katılmıyoruz ve kategorik olarak ABD projesi altında Amerikan koridorunun engellenemeyeceğini savunuyoruz.

Ve en baştaki koridor tartışmalarımıza yeniden dönüyoruz: Şam yönetimiyle anlaşmadan Suriye’ye yapılacak her müdahale, amaç ne olursa olsun, en sonunda Türkiye’yi ABD’nin hedefine bağlar!

Nitekim öyle olmuştur ve değil Şam yönetimiyle anlaşmak, tersine ABD’yle anlaşarak Suriye’ye operasyonlara başlanmıştır!

İNCİRLİK MUTABAKATININ ÖNEMİ

Daha önemli nokta ise Amerikan koridoruna karşı mücadelede neyin ve nerenin esas alınacağıdır.

Daha pratik soralım: Amerikan koridorunun ağırlık merkezi mi yoksa kanatları ve kenarları mı hedef alınmalı?

Amerikan koridorunun ağırlık merkezi Türkiye’dedir ve PKK’dir. Ankara koridorla gerçekçi bir mücadele yürütecekse, asıl buraya ağırlık vermelidir.

Koridor Suriye’den değil, asıl Türkiye’den önlenir!

İncirlik mutabakatı işte bu nedenle ABD açısından kritik önemdedir.

Önemi askeri ihtiyacında değil, Türkiye’yi bir siyasal hedefe bağlamasında ve Ankara’yı “koridoru Türkiye’den önleme” perspektifinden çıkartmasındadır.

BÖLGEYLE DÜŞMANLIK

Hal böyleyken ABD’yle anlaşarak Suriye’ye operasyonlar düzenlemek ve Suriye topraklarında ABD’yle güvenli bölge ilan etmek Türkiye’nin milli çıkarlarına hizmet etmez. Hatta en sonunda ABD’nin stratejik hedeflerine yarar!

Dahası Türkiye’yi Suriye’yle işbirliği olasılığından daha da uzaklaştırır ve Ankara’yı bölgeyle, İran’la ve Rusya’yla karşı karşıya getirir!

Kuşkusuz tablonun bu hali Türkiye’yi içeride de çok olumsuz etkiler. Açık söyleyelim: İncirlik mutabakatlı sürecin içerideki siyasal tablosu Erdoğan’a yarar!

KORİDORA MİMARLIK YOLU

Türkiye, kendisini İncirlik mutabakatıyla bir girdaba sokan ABD’ye cepheden karşı çıkmadıkça, milli çıkarlarını savunabilme refleksinden uzaklaşacaktır. ABD’yle birlikte ABD projelerinin engellenemeyeceği gerçeği, 1990-2010 Irak örneğinin en önemli dersidir!

1995-1998 yılları arasında yapılana kimi bağımsız girişimlere rağmen ABD’yle aynı cephede yer alınmaya devam edildiği için, Ankara en sonunda Barzanistan’ın mimarı olmuştu!

Benzer durumla yine karşı karşıyayız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Müşterek harekatlarda eylem birliği!

Ne acı? ABD’nin Ankara’yı zorladığı İncirlik mutabakatı için Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın meğer tek şartı varmış: Obama’nın kendisini araması!

Meğer Türk heyeti 7-8 Temmuz’da yapılan görüşmelerle ortaya çıkan prensip anlaşmasının sonuçlanması için Obama ve Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi yapılmasını bekliyormuş! (Tolga Tanış, hurriyet.com.tr, 23 Temmuz 2015)

İKİ MUTABAKAT

Ve ne acı? Meğer AKP Hükümeti ABD’yle aslında iki mutabakat yapmış!

Eğer IŞİD Cerablus’u ele geçirirse ya da PYD Cerablus’u IŞİD’in elinden alırsa ve bu durumda bir göç dalgası oluşursa, Türkiye güvenli bölge ilan edecekmiş!

ABD İncirlik mutabakatı karşılığında bu ikinci mutabakatı kabul etmiş!

Demek ki ya ABD’yle anlaşarak Amerikan koridoruna müdahale edebileceğini sanma noktasına kadar gelinmiştir ya da Türk devleti içindeki bu eğilimin gazını almak için Washington ile AKP Hükümeti özel bir anlaşma yapmıştır!

Her ikisi de birbirinden vahimdir.

Zira ABD’yle anlaşılarak kurulacak bir güvenli bölgenin en sonunda Kürt Koridoru olacağı açıktır!

TBMM YOK SAYILMAKTA

Ancak daha vahimi şudur: AKP Hükümeti “geçici” bir hükümettir, topal ördektir ve bu anlaşmayı yapamaz!

Fakat CHP ve MHP’nin muhalefetsizliği altında geçici AKP Hükümeti bu anlaşmayı yapmakta, dahası TBMM’den de kaçırmaktadır!

15 Temmuz tarihli “AKP’nin TBMM’yi yok sayma mutabakatı” başlıklı makalemizde berlittik: AKP Hükümeti bu mutabakatın ön hazırlığını Mayıs ayında MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘a ve mutabakatı da 7-8 Temmuz’da Dışişleri Bakanlığı Müsterşarı Feridun Sinirlioğlu‘na yaptırarak, aşama aşama TBMM’yi atlamaktadır!

Nitekim Obama‘nın Erdoğan‘ı aradığı saatlerde Bülent Arınç da hükümet sözücüsü olarak Bakanlar Kurulu toplantısı arasında gazetecilerin sorularını yantlamış, ABD’yle varılan konsensusun Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldığını müjdelemiştir!

Üstelik Arınç varılan anlaşmanın “müşterek harekatlarda sadece fikir birliği olmadığını, eylem birliği de olduğunu” belirtmiştir!

Dahası Arınç bir gazetecinin “İncirlik açıldı mı, lojistik ve istihbari olarak kullanılabilir mi? Türk jetleri operasyona katılacak mı?” sorusuna ise şu yanıtı vermiştir: “Bakanlar Kurulu kararı mutlaka bu tür şeylerde gizli olarak kalır. Resmi Gazete’de de yayımlanmaz.” (milliyet.com.tr, 23 Temmuz 2015)

Yani AKP Hükümeti İncirlik mutabakatını sadece TBMM’den değil, egemenliğin asıl sahibi olan milletten de gizlemektedir!

KKTC’Yİ BİTİRME MÜZAKERELERİ

Elbette şaşırmıyoruz!

Anayasayı rafa kaldırdığını ve parlamenter sistemi bekleme odasına aldığını söyleyebilen bu anlayışın TBMM’yi yok sayması hiç sürpriz değildir!

Milliyetçilik oynayarak ve Türk Ordusu içindeki koridora müdahale eğiliminin gazını parça parça alarak Obama‘dan telefon bekleyen bir anlayış, elbette BOP eşbaşkanlığı görevi gereği Washington’la yine gizli anlaşmalar yapacaktır!

Suruç saldırısının işte ilk sonucu budur!

Üstelik tüm bu süreçte kaşla göz arasında Kıbrıs müzakereleri de yapılmakta ve Erdoğan’ın “yeni bir Annan planı lazım” mesajıyla müzakere “Birleşik Kıbrıs Federasyonu” aşamasına getirilmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Temmuz 2015

1 Yorum

Ankara’ya İsrail ve PYD’yle müttefiklik baskısı

İngiliz Dışişleri Bakanı Philip Hammond‘ın “Suriye’de Esad rejiminin çökmesini değil, siyasi geçisin olmasını istiyoruz” sözleri iki gerçeğe işaret ediyor:

1) Batı Esad’ı doğrudan yıkamayacağını gördü.

2) Batı bu nedenle güvenli bölgeler inşa ede ede Esad’ı Lazkiye’ye sıkıştırmaya ve bu yolla yıkmaya çalışıyor.

Nitekim Obama‘nın açıkladığı IŞİD stratejisi de buydu. “Önce IŞİD” denilerek IŞİD’den “kurtarılacak” alanlar Kürt egemenliğine bırakılacak ve Suriye adım adım parsellenerek Esad rejiminin düşüşü sağlanacaktı!

ANKARA ‘ÖNCE IŞİD’ ÇİZGİSİNE İKNA OLDU

Washington ile Ankara arasındaki güvenlik anlaşması, işte bu esasın uygulanmasına ilişkindir.

O anlaşmanın izlerini ABD belgelerinde ararken ulaştığımız sonucu 6 Temmuz’da sosyal medyada paylaşmışız:

Şu olasılığı not edelim: 1) ABD adına IŞİD’le savaşılacak. 2) PYD ile müttefik olunacak. 3) Açılım’da yeni aşama başlatılacak.”

Güvenlik anlaşması müzakereleri sonucunda varılan İncirlik mutabakatı, işaret ettiğimiz olasılığı kısmen doğruluyor.

Evet, AKP Hükümeti “önce Esad” demeyi bırakarak Washington’un istediği gibi “önce IŞİD” demeye başladı. ABD’li yetkililer, “önce IŞİD” demenin pratikte Esad’ı devirebilmenin en geçerli yolu olduğuna Ankara’yı ikna ettiler.

ABD’NİN 3 HEDEFİ

Sırada PYD’yle müttefiklik var!

Zira ABD ancak bir AKP-PYD müttefikliği sağladığı oranda şu 3 kazanımı elde edecek:

1) Türkiye’yi ana projeye eklemlemiş olacak.

2) Türkiye’nin Suriye’deki kuzey kuşağını yıkma eğilimini zayıflatacak.

3) Türkiye’yi tıpkı Barzanistan örneğinde olduğu gibi, kuzey kuşağının adım adım mimarı yapacak.

İSRAİL’İN AKP’YE ÇAĞRISI

Suruç saldırısının hedefi” başlıklı ilk günkü yazımızda belirttik: Saldırı ABD’nin IŞİD’e karşı AKP-PYD ekseni kurma çabasıdır!

Yukarıda özetlediğimiz strateji, bu gerçeğe işaret ediyordu.

Nitekim saldırıyla birlikte bu eksen inşası çabasına tuğlalar eklenmeye başlandı:

Örneğin birkaç hafta önce Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile Roma’da görüşmeler yapan İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Dore Gold İran ve IŞİD’in iki ülke için ortak tehdit olduğunu, Ankara ve Tel Aviv’in bu ortak tehditler nedeniyle yakınlaşması gerektiğini savundu!

Örneğin “Suruç saldırısı Erdoğan için bir uyarı olmalı” denilen Times’ın başyazısında Ankara’ya “PYD’yle işbirliği” çağrısı yapıldı!

Örneğin Suruç saldırısıyla ilgili açıklama yapan hemen her HDP yöneticisi önce “Açılım’ın devamı gerekir” mesajı verdi!

ESAD DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI

Dün de belirttik. Bu bir girdaptır ve ABD “ya IŞİD devleti ya da PKK devletiyle komşu olursun” diyerek Türkiye’yi sıkıştırmaktadır. Türkiye ise AKP tarafından yönetiliyor olmanın zaafıyla, bu sıkıştırma karşısında “ikisiyle de değil, Suriye devletiyle komşu kalacağım” diyememektedir.

Tersine ABD’nin yukarıda özetlediğimiz çizgisine eklemlenen AKP hükümeti, Esad‘a düşmanlığı sürdürmekte, hatta sahadaki girişimleriyle artırmaktadır.

Şam yönetimi de bunun farkındadır. Nitekim Suriye Başbakanı Vail Nadir el-Halki şöyle demektedir: “Türkiye, Suudi Arabistan, İsrail ve Ürdün, Suriye’deki silahlı gruplara yardım etmeyi sürdürüyor. Putin‘in Suriye ile Suriye’ye komşu ülkeler arasındaki terörle mücadele için birlik kurulması yönündeki inisiyatifini destekliyoruz. Ancak Türkiye Esad hükümetiyle işbirliğine hazır değil!” (Sputnik, 21 Temmuz 2015).

İşte Türkiye’nin asıl sorunu budur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2015

Yorum bırakın

ABD’nin ‘PKK mi, IŞİD mi’ sıkıştırması

ABD Türkiye’nin önüne iki seçenek koyuyor: “Güneyinde PKK devletiyle mi, yoksa IŞİD devletiyle mi yaşamak istersin?”

Aslında ABD bu yöntemle Türkiye’nin önüne tek seçenek koymaktadır ve Ankara’dan PKK devletini kabul etmesini istemektedir; tıpkı daha önce Irak’ta Barzanistan’ı kabul ettirdiği gibi…

Türkiye’yi AKP hükümetinin yönetiyor oluşu da ABD’nin işini kolaylaştırmakta, Ankara’yı istediği mecraya doğru adım adım çekebilmektedir.

Beşar Esad’ı baş düşman ilan eden AKP Hükümeti “ne PKK ne de IŞİD devleti, güneyde Suriye devletiyle yaşamak istiyoruz” diyemediği için, Washington Ankara’yı bir girdabın içine çekebilmektedir.

Son İncirlik mutabakatı da, Suruç saldırısı da ancak bu düzlemde değerlendirilebilir.

ABD’NİN KONFEDERAL SURİYE HEDEFİ

Dün Aydınlık‘ta Fikret Akfırat‘ın yayımladığı “Konfederal Suriye’ye doğru” başlıklı haber-analiz, ABD’nin esas hedefini görmek bakımından oldukça öğretici.

Obama yönetimine yakınlığıyla bilinen Brookings Enstitüsü Haziran 2015 tarihli raporuyla Washignton’a özetle şu stratejiyi öneriyor: Suriye’de önce güvenli bölgeler kurulmalı. Sonra bu güvenli bölgeler özerk yönetimlere dönüştürülmeli. Ardından da bunların birleştirilmesiyle konfederal bir Suriye kurulmalı!

Bu raporun yayınlanmasından bu yana geçen süreçte neler oldu? Suriye’nin hem kuzeyinde hem de güneyinde Türkiye ve Ürdün eliyle “güvenli bölgeler” oluşturulması gündeme geldi. Üstelik Dürzileri kışkırtan İsrail, güney tamponunun asıl sahibiydi.

Kuzeyde mi? Bu köşede daha önce gündeme getirdiğimiz MİT’in organize ettiği “Milli Tel Abyad Buluşması” toplantısındaki “güvenli-özerk bölge” hedefi, Brookings Enstitüsü’nün raporuyla ne kadar uyumlu, değil mi! Ya adım adım “IŞİD’e karşı AKP-PYD eknesi” kurulması?

Gelin bir de İsrail Savunma Bakanı’nın bu konudaki sözlerine bakalım:

4 VE 6 PARÇALI SURİYE PROJESİ

İsrail Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Moşe Yalon Suriye’nin yeniden birleşik bir devlet haline gelmesinin imkansız olduğunu iddia ederek şöyle diyor: “Suriye, omlet olmuş bir yumurta gibi. Omletten tekrar yumurta yapamazsınız.”

Suriye’nin şimdiden yarı-bağımsız yapılara bölündüğünü söyleyen İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon şöyle bir harita çiziyor: “Dürziler güneydeki belirli alanlarda yoğunlaşırken, Suriyeli Kürtler de kuzeyde… Doğuda ise IŞİD gibi Sünni unsurlar var.” (Sputnik, 21 Temmuz 2015)

Moşe Yalon burada belirtmiyor ama Atlantik’in mevcut stratejisinde Suriye’nin batısı da Nusayrilere verilerek ülke dört parçaya bölünmek istiyor. Hatta B Tipi stratejide Hristiyan ve Türkmen unsulara da küçük bölgelerin verildiği 6 parçalı Suriye hedefleniyor.

GÜVENLİ BÖLGE ASIL KİMİN PROJESİ?

Özetle İsrail Savunma Bakanı’nın zihnindeki harita ile Brookings Enstitüsü’nün Obama yönetimine önerdiği “konfederal Suriye” hedefi örtüşüyor. Hatta AKP’nin ortağı Suudi Arabistan’ın İsrail’le birlikte üzerinde çalıştığı 7 maddelik Ortadoğu planı da…

Daha önemlisi ise şu anda sahada bu örtüşmenin gereğinin yapıldığıdır!

İşte “güvenli bölge” meselesi de aslında budur. “Amerikan koridoruna” karşı hamle gibi sunulan güvenli bölge projesi gerçekte ABD’nin AKP eliyle Türkiye’yi kendi “konfederal Suriye” projesine eklemlemesinin adıdır, aracıdır, yollarından biridir. (TSK’nin müdahaleye direnmesi bu nedenledir.)

Zira Esad‘la anlaşmadan bir güvenli bölge hamlesi yapmak en sonunda ABD’nin güvenli bölgesine dönüşecektir. Ve koridora müdahale etmek başkadır, yeni bir koridor anlamına gelen güvenli bölge ilan etmek başkadır!

Daha da önemlisi ise şudur: Mesele Amerikan koridorunun önlenmesi ise bunun yolu güvenli bölgeden önce Ankara’nın Suriye politikasını değiştirmesinden geçmektedir. Ankara Suriye’ye düşmanlığı bırakırsa Şam yönetimi Rusya ve İran’ın katkısıyla hızla siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamlaştıracaktır!

Özetle Türkiye için üniterliği sürdürebilmenin yolu bellidir: ABD’nin “PKK devleti mi, IŞİD devleti mi” sıkıştırmasına, “ikisi de değil, Suriye devleti” yanıtı verebilmesi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Suruç saldırısının hedefi

Ayn El Arap’a (Kobani) yardım için Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine giden SGDF üyesi gençler, Amara Kültür Merkezi önünde patlayan bir bombanın hedefi oldu. Katliamda 31 kişi öldü, 100 kişi de yaralandı.

Saldırının ilk belirlemelere göre IŞİD’li bir intihar bombacısı tarafından yapıldığı iddia edildi. Ancak biz bu satırları yazarken henüz saldırıyı üstlenen olmamıştı.

Kuşkusuz IŞİD saldırının olağan failidir ve katliamdaki elin o olduğu yüksek ihtimaldir. Ancak bu tür saldırılarda görünen elden ziyade görünmeyen asıl eli ve hedefini ortaya çıkarabilmek önemlidir.

IŞİD’E KARŞI AKP-PYD EKSENİ KURMA ÇABASI

Saldırı, konuyla ilgili pek çok uzman tarafından öncelikle IŞİD – PYD çatışması olarak değerlendirildi. Fakat bize göre mesele bunun çok daha ötesindedir. Şundan:

Mesele IŞİD – PYD çatışması olsa, IŞİD PYD’yi yerinde, yani Suriye’de hedef alır. Saldırının Türkiye’de olması ve “IŞİD – PYD çatışmasının Türkiye’ye taşınması” görüntüsünün yaratılmaya çalışılması, saldırının doğrudan Ankara’yı hedef aldığını gösteriyor!

Saldırının hedefini anlamak için bir süredir Washington ile Ankara arasında yürütülen güvenlik anlaşması müzakerelerine ve onun ilk sonucu olan İncirlik mutabakatına bakmamız gerekiyor.

Bu köşede bir kaç yazıyla inceledik: İncirik mutabakatı aslında Ankara’yı ABD’nin ana hedefine eklemleme mutabakatıdır ve pratikte Ankara’yı IŞİD’e karşı PYD’yle aynı eksene oturtma çabasıdır!

IŞİD’in doğrudan Suruç’ta katliam yapması ve devletler hukukuna göre Türkiye topraklarını hedef alması, işte bu ekseni inşa etme çabasının bir parçası olarak görünüyor!

ESAD DÜŞMANLIĞI TERÖRE ZEMİN YARATIYOR

Kuşkusuz meselenin bir de doğrudan AKP Hükümetini ilgilendiren boyutu vardır. Son tahlilde bu saldırı, AKP’nin Beşar Esad’ı devirme ve Şam’da İhvan rejimi kurma hedefiyle 5 yıldır uyguladığı “komşulara düşmanlık” politikasının bir sonucudur; terör örgütlerini desteklemenin, her türlü lojistik ve istihbarat desteği vermenin, sınırları teröre açmanın, terör örgütlerine karşı terör örgütleriyle denge aramanın sonucudur.

Geçen hafta “Milli Tel Abyad Buluşması” adlı bir örgütün Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde toplanması ve Suriye’de güvenli-özerk bölge kurma hedefi ilan etmesi; yine önceki gün Suriyeli muhalif askerlerin Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde toplantı yapması ve ÖSO’ya bağlı 30 kişilik bir Yüksek Askeri Konsey oluşturması, kendi içlerinden bir “genelkurmay başkanı” seçmesi gibi faaliyetler, Türkiye’yi her türden saldırıya açık hale getirmektedir!

TERÖRÜ BİTİRME PROGRAMI

Türkiye’nin bu tür saldırıların hedefi olmamasının yolu açıktır:

1) Ankara ABD’yle varılan İncirlik mutabakatını yırtıp atmalıdır.

2) ABD’yle kurulmakta olan “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi”nden Suudi Arabistan’la kurulan “Ortak Operasyon Merkezi”ne kadar her türlü Suriye karşıtı merkez kapatılmalıdır. Eğit-Donat programı sonlandırılmalıdır.

3) Şanlıurfa ve Hatay’da çeşitli örgütlerin yaptığı toplantılar yasaklanmalı ve bu örgütlerin MİT gözetiminde kurduğu karargâhlar dağıtılmalıdır, ÖSO lağvedilmelidir.

4) Sınırlar derhal kapatılmalı ve Suriye’ye terör ihracına son verilmelidir. Türkiye Suriye sınırı boyunca kendi topraklarında bir güvenlik kuşağı oluşturmalı ve Hatay-Urfa hattına “konuşlandırılmış” yapılar adım adım eritilmelidir.

5) Ankara Suriye politikasını değiştirmelidir. İran’ın Batı’yla yaptığı nükleer anlaşma bu konuda Ankara’ya fırsatlar sunmaktadır.

Ardından Ankara angajman kurallarını kaldırarak Suriye hava kuvvetlerinin ülkesinin kuzeyinde denetim sağlama sortileri yapmasına olanak sağlamalıdır. Yine Ankara Suudi Arabistan ile kurduğu Fetih Ordusu’nu dağıtmalı ve İdlip’in işgalini kaldırmalıdır. Böylece Suriye kara kuvvetleri 2 ay önce kesintiye uğrayan kuzeye yönelik taarruzunu sürdürür ve rejim kuzeyde yeniden egemenlik sağlar.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2015

Yorum bırakın

‘Türkiye mutabakatı’ tuzağı

Erdoğan‘ın son Dolmabahçe açıklaması da yine “mutabakatın reddi” diye yorumlandı.

Oysa Erdoğan ilkinde olduğu gibi ikincisinde de öze değil, biçime itiraaz ediyor; birincisinde verilen poza, ikincisinde de “mutabakat” ifadesine karşı çıkıyor!

İTİRAZIN ESASI NE?

28 Şubat günü AKP ile HDP Açılım’da vardıkları mutabakatı Dolmabahçe Sarayı’nda kamuoyuna ilan etmişti. Aslında mutabakata varan da Erdoğan ile Öcalan‘dı.

Açılım’ın en sıkıntılı olduğu dönemeçte sürece sıçrama yaratan bu girişimle, müzakereler yeniden rayına oturtulmuştu.

Ancak yaklaşık bir ay sonra Erdoğan Dolmabahçe mutabakatı konusunda bir çıkış yaptı. O çıkış mutabakatın reddi olarak yorumlandı. Oysa Erdoğan hükümet üyeleri ile HDP milletvekillerinin yan yana verdiği poza itiraz ediyordu.

Zira seçime gidiliyordu ve Erdoğan‘ın AKP’nin düşen oylarına fren yaptırabilmesi için milliyetçi oylara seslenmesi gerekiyordu.

Erdoğan‘ın son açıklaması da yine mutabaktın reddi olarak yorumlanıyor. Oysa Erdoğan yine öze değil, bu kez “mutabakat” ifadesine karşı çıkıyor; hükümet ile HDP’nin “mutabakat” yapamayacağını belirtiyor.

ERKEN SEÇİM İŞARETİ

Dolmabahçe mutabakatı Erdoğan ile Öcalan arasında varılan bir anlaşma olduğu için özüne itiraz edilememesi normaldir.

Nitekim dün Can Dündar yalanlanmayan hatta kısmen doğrulanan bazı ayrıntıları kamuoyu ile paylaştı (Cumhuriyet, 19 Temmuz 2015).

Erdoğan Dolmabahçe mutabakatının pozunun verildiği ve mutabakat metninin okunduğu gün, sürecin tam ortasındaydı; metindeki pürüzlerin giderilmesinden nasıl oturulacağına kadar ortaya çıkan her sorunda Erdoğan “çözücü” rol alıyordu!

O zaman bu çıkışın anlamı ne?

İlkini seçim yatırımı olarak yorumlamıştık, ikincisini de Erdoğan’ın “erken seçim” sinyali olarak değerlendiriyoruz!

Açık ki Erdoğan “yolsuzluk iddiaları” nedeniyle koalisyonu büyük risk görüyor ve erken seçimi tercih ediyor. Erdoğan koalisyon kurulamaması görüntüsü ve barajı yüzde 7’ye düşürme hamlesiyle AKP’ye bu kez 276 koltuk kazandırabileceğini hesaplıyor.

MESELENİN SURİYE BOYUTU

Kuşkusuz meselenin bir de dış politika boyutu var: AKP Hükümeti ile ABD’nin İncirlik mutabakatına varmasının mutlaka iç politikaya da yansıması olacaktır.

Washington’un Ankara’yı IŞİD’i esas alarak PYD karşıtlığı rotasından çıkarmaya çalışması ve bunda önemli bir ilerleme sağlaması, içeride de yeni bir durum yaratacaktır.

Burada önemli olan şudur: Açılım mevcut rotada ilerleyebileceği kadar ilerledi, artık o rotada yol yok; ancak Açılım’a yeni bir yön verilerek süreç ilerletilebilir.

İşte Erdoğan‘ın bu kez “mutabakat” ifadesine itiraz ettiği açıklamasındaki bir detay, o yeni yöne işaret ediyor.

Hükümet ile HDP’nin mutabakata varamayacağını belirten Erdoğan, parlamentonun mutabakat yapabileceğini, bunun da ortaya Türkiye mutabakatı çıkaracağını savunuyor!

Yani Erdoğan aslında Dolmabahçe mutabakatını Türkiye mutabakatına götürecek yolu açmaya çalışıyor!

Böylece yasadışı Dolmabahçe mutabakatına TBMM eliyle “hukuk” giydirilmek isteniyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Türkmen koridoru ile Kürt koridoru önlenir mi?

Son günlerde ajanslara sıkça düşen “Esad güçleri Türkmenlere” saldırdı türü haberler, AKP Hükümeti’nin MİT eliyle yürttüğü yeni bir Türkmen planıyla ilgili görünüyor.

Plan Suriye’nin kuzeyinde, Kürt koridorunu engellemek amaçlı Türkmen koridoru ya da tampon bölgeler oluşturmak.

Planın çerçevesini Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde yapılan bir toplantının ayrıntılarından da çıkarabiliyoruz. Aktaralım:

GÜVENLİ-ÖZERK BÖLGE TALEBİ

PYD’nin Tel Abyad’ı IŞİD’den alması üzerine, MİT burada yeni bir grup kurdu: Milli Tel Abyad Buluşması.

Grubun sözücü Enver Hıdır, grubun Tel Abyad’lı Türkmen, Arap ve Kürtlerden oluştuğunu söylüyor.

Grup hafta içinde Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde MİT gözetiminde 150 kişilik bir toplantı yaptı.

Sözcü Enver Hıdır‘ın El Cezire‘ye anlattıkları grubun amacını ve aslında MİT’in hedefini ortaya koyuyor. Enver Hıdır “Tel Abyad özgür oluncaya kadar faaliyetlerini sürdüreceklerini” açıklıyor.

Hıdır Tel Abyad’ın Esad, IŞİD ve PYD-YPG olmak üzere üç düşmanı olduğunu ve kentin bunlardan herhangi birine bırakılmayacağını söylüyor.

Peki ne öneriyor? Hıdır “bölge istikrara kavuşana kadar Türkmen, Kürt ve Arap sivillerin yaşayabileceği güvenli-özerk bölgeler ilan edilmesini” istiyor!

Peki bu nasıl sağlanacak? Hıdır hangi hazırlıkların yapıldığını da anlatıyor: “Biz Milli Tel Abyad Buluşması olarak ‘Özgür Tel Abyad’ sloganı ile yola çıktı. Askeri açıdan da içeride yakın zamanda direniş gruplarının oluşumu ve savaşması için tüm desteği vereceğimizi açıkladık.” (El Cezire, 16 Temmuz 2015)

MİT AKLIYLA KORİDOR BEKÇİLİĞİ

Enver Hıdır‘ın istediği “güvenli-özerk bölge” AKP Hükümeti’nin ajandasındaki güvenli bölgedir; yakın zamanda harekete geçecek dediği direniş grupları da MİT’in koordine ettiği terör gruplarıdır!

MİT aklı, Türk devletinin Irak’taki hatalardan hiç ders çıkarmadığını ve ABD’nin şablon gibi planlarının her seferinde yutulabildiğini gösteriyor!

Okurlarımız anımsayacaktır: Irak’ta da özellikle 1994’ten sonra Türk devleti içinde “nasılsa Irak bölünecek, biz de Türkmenlere özerk bölge kurdurarak pay sahibi olalım” fikri hakim olmaya başlamış ve kimi Türkmen örgütleri üzerinden bu yönde girişimler yapılmıştı.

Ancak bu taktik(!) Türkiye’ye pay kazandırmadığı gibi en sonunda Ankara’yı Barzanistan’a mimar yapmıştı!

Irak’ta Suriye’dekine göre daha hatırı sayılır oranda bir Türkmen nüfusu varken yapılamayanın aynısını yine denemek, ciddi bir devlet aklıyla açıklanamaz!

HER KORİDOR AMERİKAN KORİDORUDUR

Kuşkusuz ABD’nin “Kürt koridoru” planının önemli gündem olduğu şu günlerde bir “Türkmen koridorundan” bahsetmek, çeşitli çevreleri heyecanlandırabilir, mutlu edebilir.

Ancak lafı hiç dolandırmadan belirtelim: Türkmen koridorunun pratikte Kürt koridorundan hiçbir farkı yoktur. Zira Suriye’yi parçalayacak ve bölecek her koridor, Türkiye’nin ve bölgenin aleyhinedir.

Ve daha önemlisi, mümkün olmamakla birlikte bir Türkmen koridoru kurulsa bile, en sonunda bu bir Kürt koridoruna dönüşecektir. Çünkü Suriye’de kurulacak her koridor temelde Amerikan koridorudur!

Ve en önemlisi, Suriye’de bir Türkmen koridoru kurmak hiç mümkün değildir. MİT aklıyla Türkiye’nin böyle bir yola sokulması ise Türkiye’nin İncirlik mutabakatıyla tıpkı Irak’ta olduğu gibi adım adım koridor bekçiliğine götürülmesinin perdelenmesi çabasıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Temmuz 2015

Yorum bırakın

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: