Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

MİLLİYETÇİLİK MASKELİ ERDOĞAN

Suriye sınırında ateş açıldı, çatışma çıktı ve 3 askerimiz şehit oldu. Genelkurmay’a göre ateş açanlar PKK-PYD’liydi.

Ancak ortada bir tuhaflık vardı. Çünkü PKK-PYD “biz ateş açmadık” diyordu.

Hatta ateşi açanın IŞİD olduğu bile iddia ediliyordu.

ATEŞİ KİM AÇTI?

Bu ilginç durum normal bir zamanda yaşansa, AK Medya’da hem TSK’nin hem de “derin PKK’nin” Kürt Açılımı’nı baltalamaya çalıştığı yorumları yapılırdı.

Analiz üzerine analizler yapılır, İran ve İsrail’in PKK’yi AKP’nin üzerine sürdüğü iddia edilirdi.

PKK de bu iddialardan pek rahatsızlık duymaz, müzakere ortağı AKP’nin propagandasının her durumda kendine tavize dönüşeceğini bilerek izlerdi.

Ancak bu kez böyle olmadı…

PKK çevreleri “olayla ilgili” olmadıklarını üst üste çeşitli ağızlardan açıklamak durumunda kaldı.

Peki, olay nedir?

Şimdilik “şudur” diyecek kadar somut veriye sahip değiliz; zira ateş açanların “açılım çerçevesinde silah bırakanlar” olduğu bile iddia ediliyor…

Nasılsa ortaya çıkacaktır, biz bu olayı şimdilik başka ilginç olaylarla birlikte değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz:

DİREĞE TIRMANAN MECZUPLAR

Geçen ay Diyarbakır 2. Hava Taktik Komutanlığı’nın kapısına dayanan PKK taraftarlarından biri direğe tırmanmış ve birliğin içindeki Türk Bayrağı’nı indirmişti. Asker seyretmiş, bayrağı indiren kayıplara karışmıştı.

Erdoğan, tabelalardan T.C’yi indiren kişi değilmiş gibi bu konuyu kendine malzeme yapmış ve TSK’yi “bayrağımızı indireni indireceksiniz” diye uyarmıştı.

Sonra yurdun çeşitli yerlerinde meczuplar ortaya çıkmış ve direğe tırmanarak bayrağımızı indirmeye çalışmıştı.

Ancak bu kez askeri birlik önündeki direkleri değil, karakol önündeki direkleri hedef aldılar.

Hepsi de ya bacağından vurularak, ya başka yöntemlerle yakalandılar.

ERDOĞAN: HDP’NİN TBMM’DE İŞİ YOK!

Bu süreçte başta Selahattin Demirtaş olmak üzere HDP’li yöneticiler “bayrak ortak bayrağımız, bayrağa saygısızlık yapmayız” şeklinde açıklamalar yaptılar; direklere çıkan meczupların “kendilerinden olmadığını” söylediler.

Özne meczup olunca, kuşkusuz herkesçe kullanılabilir demekti; tabi PKK mi, MİT mi, bilmiyoruz…

Ama bildiğimiz şu: Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan, tam da bu süreçte şu sözleri etti: “Kongrelerinde Türk bayrağını asmayı kendileri için zillet kabul eden bu parti (HDP) aslında bu ülkenin demokratik parlamenter sistemi içinde dahi yer alamaz, almamalı.”

Nasıl yani? Öcalan’la anlaşan, PKK ile müzakere yürüten, HDP ile Açılım yasaları çıkaran Erdoğan, nasıl olur da, Bursa’da 17 Temmuz’da HDP’nin bayrak pozisyonuna takar ve TBMM’de olmamaları gerektiğini söyler!

İlginç değil mi?

MİLLİYETÇİ OY İHTİYACI

PKK ile çatışma, HDP ile bayrak kavgası, HDP karşıtı konumlanma…

Tam da cumhurbaşkanlığı seçiminin öncesinde tüm bunların üst üste gelmesi moda ifadeyle “zamanlaması manidar” bir durumdur.

Açık ki Erdoğan, ortaklığına rağmen, PKK karşıtı bir görüntüyle seçime girmek istiyor:

1) Kendi muhafazakâr oyunu PKK’yle ilişkisi nedeniyle kaybetmemek için.

2) MHP’nin milliyetçi oylarına ihtiyacı olduğu için.

Yani “her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyen Erdoğan, cumhurbaşkanı olabilmek için milliyetçilik maskesi takıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Temmuz 2014

Yorum bırakın

F TİPİ’NE OPERASYONUN ANLAMI

Erdoğan’ın işaretini verdiği “paralel yapı”ya yönelik operasyon dün sabah başladı. Olayı, kumpas savcısının kumpas polislerine operasyonu olarak niteleyebiliriz. Kumpasçıların tamamı hesap verinceye kadar da bu tür operasyonları destekleyeceğiz.

Peki, kumpasın savcısı, kumpasın polislerine neden operasyon yaptı? Yanıt, kumpasçıların tamamının hesap verebilmesi için sürdürülecek mücadelede pusula olacaktır. O nedenle yanıtı bulmaya çalışalım.

ABD ZAYIFLADI, TAŞERONLARI SAVRULDU

Bize göre kumpasçıların birbirine düşmesinin 3 temel nedeni var:

1) Kumpasçıların bağlı olduğu merkez, yani ABD güç erozyonuna uğradı. Merkez zayıflayınca, uydular yörüngeden savrulma eğilimi gösterdi, çarpıştı…

ABD zayıfladıkça, hâkim sınıflar arasındaki çelişmeler derinleşti ve devlet aygıtı içindeki güç mücadelesi eksenli bir çarpışma başladı. Bu aynı zamanda Gladyo’nun merkezinde de çatlaklar yarattı. CIA Başkanı’na “gönül ilişkisi” üzerinden görev bıraktırıldı, geri çekilmeye itiraz eden generaller görevden alındı, Pentagon ile Dışişleri arasındaki çelişmeler derinleşti vs.

2) Kuşkusuz Gladyo’nun merkezindeki çelişmeler, yerel Gladyolara da yansıdı. AKP ile Cemaat karşı karşıya geldi. Kumpasın ortakları, güç paylaşımında sorunlar yaşamaya başladı.

Cemaat operasyonlarda başarı kazandıkça palazlandı ve Erdoğan iktidarından daha çok pay istedi. Erdoğan ağırdan aldıkça, ona yönelik de “önlem hamleleri” yaptılar; böcekler, dinlemeler, kasetler vs.

HAZİRAN VURDU, SİSTEM ÇATLADI

3) Kuşkusuz daha belirleyici olan neden, dışarıda ABD’yi güç erozyonuna uğratan neden ile içeride ABD’nin taşeronlarını zayıflatan nedendir.

ABD güç erozyonuna uğradı çünkü önce işgal ettiği Irak 2004’te direndi, Hizbullah 2006’da İsrail’e geri adım attırdı, 2008’de Rusya Gürcistan’a müdahale etti ve ekonomik kriz başladı. Ardından Tunus ve Mısır’da halk hareketleri ABD’nin 30 yıldır iktidarda olan taşeronlarını alaşağı etti.

ABD Suriye’ye müdahale ile denge aramaya çalıştı ancak Esad direndi ve Rusya ile İran’ın desteğiyle Atlantik cephesinin saldırısını durdurdu. ABD son olarak Ukrayna’dan “büyük oyuncu” Rusya’yı uyardı ama orada da Putin’in Kırım hamlesiyle istediği sonucu alamadı.

ABD’nin bu hamlelerinde öne çıkan taşeronlarının başında Erdoğan iktidarı geliyordu. ABD gibi Erdoğan iktidarı da, direniş cephesinin karşısında güç kaybetmeye başladı.

Ve daha önemlisi içerideki büyük mücadeleydi. Dışarıda Esad’ı deviremeyen Erdoğan, içeride de milli kuvvetlerin büyük eylemleriyle sarsılmaya başladı. 19 Mayıs eylemleri ile Silivri’yi kuşatma eylemleri, Haziran Halk Hareketi’ni doğurdu. Ayağa kalkan milyonlar hem Erdoğan iktidarını salladı, hem de sistemi sarstı.

Cumhuriyeti yıkan mafyokrasi rejimini hedef alan ayaklanma, sistemin efendilerini vurdu, çelişkilerini derinleştirdi, birbirine düşürdü: İki kuvvet çarpışmaya başlayınca, önce ortak suçlarından arınmaya yöneldiler, ortak suçlarını birbirlerine yıkmaya çalıştılar, “kumpas var” dediler.

ERDOĞAN’IN 10 AĞUSTOS HEDEFİ

Bu üç neden, kumpasçıların neden birbirine düştüğüyle ilgili genel nedenlerdir ama bir de AKP’nin F Tipi yapıya tam da şimdi operasyon yapmasıyla ilgili özel bir neden var: Cumhurbaşkanlığı seçimi!

Erdoğan’ın seçim başarılarının en önemli dayanağı, seçime güçlü bir görüntüyle girmesidir. Erdoğan 2007’de 17 Nisan bildirisine “yanıt verebilen” ve 2011’de “TSK’ye diz çöktüren” güçlü başbakan portresiyle seçime girdi ve kazandı.

Erdoğan, 10 Ağustos’taki seçime de “dış bağlantılı F tipi yapının inine giren” güçlü başbakan portresiyle girmek istiyor. Böylece çok ihtiyaç duyduğu MHP’nin milliyetçi oylarına da seslenmiş olacak!

ARASIZ MÜCADELE

AKP’nin F Tipi operasyonunun milli kuvvetler açısından anlamı şudur: Kumpasçıları zayıflatan her eylem, Türkiye’nin yararınadır.

Ancak Gladyo’yla mücadele yarım yapılamaz ve sadece uygulayıcılarını hedef alamaz, çünkü kuvvet kazanır, döner ve yeniden vurur. Tamam, Gladyo içi çarpışma neticesinde, Gladyo’nun operasyon biriminin Emniyet’ten MİT’e taşınmak zorunda kalması Gladyo’nun bütününü zayıflatmıştır ama Gladyo’nun siyasi ayağına da avantajlar sağlamıştır.

Dolayısıyla mücadeleyi sürdürmeli ve Galdyo içi çarpışmadan yararlanarak, kumpasçıların tamamından, 1 numara olanına kadar hepsinden tek tek hesap sormalıyız!

Cumhuriyet ancak böyle yeniden inşa edilebilir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2014

1 Yorum

ERDOĞAN SİSİ’YLE ÇALIŞACAK

AKP ve Katar’ın, Hamas’a baskıyla Mısır ateşkesini baltalayarak İsrail’in Gazze saldırısına nasıl dolaylı ortak olduğunu anlattık.

Yani AKP o denli Mısır’a düşmandı…

Çünkü Erdoğan, Mısır halkının ordusuyla birlikte İhvan’ı ve Mursi’yi devirmesini, kendisinin de dâhil olduğu diğer İhvan iktidarlarına tehdit olarak okuyordu!

Öyle ki, AKP’nin sesi Yeni Şafak, 19 Temmuz tarihli manşetinde, olan biteni, Mısır lideri Sisi’ye “itibar ve meşruiyet” kazandırma girişimi şeklinde yorumluyordu!

Gerçi Yeni Şafak bu aralar komplo teorisinde sınır tanımıyordu; Gezicilerin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını engelleyebilmek için muslukları açıp İstanbul’un suyunu bitirmeye çalıştığını da yazdı, “Filistinli çocuklar İsrail askerlerini korkutmak için ‘Recep Tayyip Erdoğan’ diye bağırıyorlar” diye de yazdı…

MISIR MESELENİN GÖBEĞİNDE

Erdoğan öylesine Sisi karşıtıydı ki, sanki kendisi karar verebiliyormuş gibi, “Mısır, İsrail ile Filistin arasında arabulucu olamaz” diye açıklama bile yapıyordu.

Ancak hem Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas “Mısırlı kardeşlerimizden arabulucu olmasını biz talep ettik” diyerek hem de Hamas sözcüsü Zuhri “Mısır’ın rolü bizim için çok önemli” diyerek Erdoğan’ı açığa düşürdü!

Ancak…

Devreye yine Washington girdi!

Beyaz Saray, ateşkes görüşmeleri için Dışişleri Bakanı John Kerry’yi en kısa zamanda Mısır’a yollayacağını açıkladı. (hürriyet.com.tr, 20 Temmuz 2014)

Yani Mısır, meselenin göbeğindeydi…

ABD’DEN AKP’YE: MISIR’I DESTEKLE

Zaten kimi iddialara göre İsrail, Mısır ve hatta Filistin yönetimi, ABD’ye “Türkiye ve Katar ikinci bir rota izlemesin” talebi iletmişlerdi!

Haaretz gazetesinin şu iddiası önemli: “Amerikalılar, mutabık oldu ve Kerry, Türkiye ve Katar’ın dâhil olmak istemesi durumunda Mısır’ın çizgisine gelmeleri gerekeceği yönünde açıklık getirdi. Amerikalı bir yetkili de ‘Katar’a, Mısır’ı desteklemelerini beklediğimizi söyledik’ dedi.” (Odatv, 20 Temmuz 2014)

Öte yandan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’la görüşen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da Türkiye’den Mısır’ın önerisini desteklemesini istediği iddia edildi.

Abbas’ın İstanbul’daki açıklamalarına bakılırsa, bu iddia da doğruydu.

Demek ABD yönetimi ile Erdoğan arasındaki “çok kırıcısın… Hayır, asıl sen kırıcısın” şeklindeki romantik repliklerin arka planı vardı!

ERDOĞAN: MISIR’LA GÖRÜŞÜYORUZ

Nitekim AKP’nin bir başka sesi olan Akşam gazetesinin dünkü manşetinden Erdoğan’ın şu açıklamalarını okuduk: “Ateşkes için Filistin, Katar, ABD ve Mısır’la çalışıyoruz. Davutoğlu, Kerry ve Abbas’la sürekli görüşüyor. Mısır’la temasları istihbarat organları yürütüyor.

Yeni neymiş?

ABD istedikten sonra:

1) Mısır’dan arabulucu olurmuş!

2) Erdoğan Mısır’ın rolünü kabul edermiş!

3) Erdoğan ve El Tani, Mısır’ın ateşkes girişimine dâhil olurmuş!

4) Erdoğan, MİT üzerinden de olsa, Kahire’yle görüşürmüş!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ONE MİNUTE KURGUYDU!

Başbakan Erdoğan’ın Milli Türk Talebe Birliği’nde hocalığını yapan, AKP’nin kurucularından eski milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Davos’taki “one minute” çıkışının, Başbakan’ın danışmanları tarafından kurgulandığını açıkladı! (Bugün, 20 Temmuz 2014)

Biz de o tarihte olayı analiz etmiş ve şu maddi nedenlerle bunun bir kurgu olduğunu “Davos’ta drama” diyerek belirtmiştik:

1) Şimon Peres’in yer aldığı panel talebi Erdoğan’dan gelmişti.

2) “Davos fatihi” afişleri “çabucak” hazırlanmıştı!

3) Erdoğan’ın İsrail karnesi pekiyiydi. Örneğin Davos’ta “one minute” krizi yaşanırken, TBMM’de Türkiye-İsrail Dostluk Grubu üyesi 361, Türkiye-Filistin Dostluk Grubu üyesi ise sadece 60 milletvekili bulunuyordu.

4) Ve en önemlisi, önemli mahfillerde, Erdoğan’ın danışmanının panelden önce İsrail tarafına özetle “başbakanımız iç politikayı ve Arap dünyasını esas alan mesajlar verecek, lütfen sözlerini böyle yorumlayın” denildiği konuşuluyordu.

MAVİ MARMARA TEZGÂHI

Peki, Erdoğan ve ekibi neden bir “dramaya” ihtiyaç duymuştu?

Geleceğiz ama Davos’tan yaklaşık bir yıl sonra yaşanan Mavi Marmara krizini de anımsayalım.

Yazdık: Mavi Marmara’nın uluslararası sularda sefer yapacak onayı yoktu. Gemi bir kere “Denizde Can Emniyeti Sözleşmesi’ne” uygun değildi. Bayrak idaremiz, Mavi Marmara’ya eksikleri nedeniyle “emniyet sertifikası” vermiyordu.

AKP geminin hem klasını, hem de bayrağını değiştirip, Mavi Marmara’yı kâğıt üzerinde sefere hazır hale getirdi.

İsrail açık açık Mavi Marmara’ya müdahale edeceğini ilan ediyordu ve buna rağmen AKP ısrar ediyordu. Gemi sefere çıkarıldı, İsrail müdahale etti ve 10 yurttaşımız şehit oldu.

Ardından sözde İsrail karşıtı açıklamalar yapıldı, Erdoğan’a manşetlerden “fatih” rütbeleri verildi vs.

Çok değil, olaydan birkaç hafta sonra hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik bir röportajda “Erdoğan milletin gazını alıyor” diyordu!

EMPERYALİZMİN BÖLGESEL İHTİYACI

Artık Erdoğan’ın Davos’ta neden bir dramaya ihtiyaç duyduğuna gelebiliriz.

Davos, aynı zamanda Amerikan devlet aygıtının Beyaz Saray’ı yenilediği takvimle örtüşüyordu. Beyaz Saray yenilenmişti çünkü BOP çökmüş, Bush üzerinden uygulanan politikalar olumlu sonuç vermemişti ve ABD derin bir ekonomik krizle karşı karşıyaydı. ABD’nin hem bütçesini kısmaya, hem transatlantik ilişkileri onarmaya, hem de Müslüman karşıtlığını törpülemeye ihtiyacı vardı.

O nedenle “biraz zenci, biraz Müslüman, biraz Hüseyin” olan Barrack Obama devletin başına oturtuldu. Obama Irak ve Afganistan’dan asker çekecek ve Ortadoğu’daki işleri taşeronlar üzerinden yürütecekti.

Taşeronun görevi belliydi: Vazgeçilemeyecek BOP’u olabildiğince zorlayacaktı. Zaten Erdoğan BOP’un eş başkanıydı!

Başbakan’ın danışmanı Ahmet Davutoğlu, Obama’nın göreve başlamasından üç, Erdoğan’ın Davos’taki çıkışından iki ay sonra “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak” dedi ve bu taahhüdünden bir ay sonra da Dışişleri Bakanı olarak atandı.

BOP’un merkezi hedefi Büyük Kürdistan’dı ve tam bu süreçte, AKP hükümeti bir de “Kürt Açılımı” başlatıyordu…

İSRAİL KARŞITLIĞI ÜZERİNDEN LİDERLİK ARAYIŞI

Peki, Erdoğan bu zor görevi nasıl yapacaktı? Bölgede Amerikan askerleri varken gerçekleşmeyen bir projeyi, Erdoğan Amerikan askeri olmadan nasıl başaracaktı?

Washington zaten tam bir başarı değil, daha ziyade ekonomik krizini çözene kadar zaman kazanmayı hedefliyordu… Erdoğan’ın bölgeyi müdahaleye açık tutacak karışıklıkta tutabilmesi, zaten başarı olacaktı!

AKP’nin BOP içinde bir “alt düzen” kurabilmesinin yolu, bölgeye liderliğini kabul ettirmesinden geçiyordu. Bu da öncelikle İran’la liderlik yarışı yapmak demekti.

Peki, Erdoğan Arap dünyasına nasıl lider yapılacaktı? Ancak İsrail karşıtlığında öne fırlayan biri, Arap dünyasında kabul görebilirdi.

İşte bu ihtiyaç nedeniyle önce Davos’ta “one minute” kurgusu yaşandı, ardından da Mavi Marmara tezgâhı kotarıldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN HAMAS’I BÖLDÜ

İsrail için en kötü senaryo, yedi yıldır ayrı ayrı yönetilen Barı Şeria ile Gazze’nin birleşmesi ve El Fetih ile Hamas’ın “birlik hükümeti” kurmasıydı.

Bu senaryo Haziran’da gerçekleşti ve İsrail bir ay boyunca bu birliği dinamitleyecek planlamalar yaptı. İsrail’in Gazze saldırısına “bahane” yaratan üç İsrailli gencin ölümü, bu nedenle şüphelidir!

Birlik hükümetinin İsrail açısından neden en kötü senaryo olduğu, şu tarihi gerçekte gizlidir: Hamas, İhvan’ın Filistin kolu olarak 1987’de kuruldu. Arafat’ın liderliğindeki El Fetih, ilk günden itibaren Hamas’a kuşkuyla yaklaştı. El Fetih liderliğine göre İsrail, Hamas’a FKÖ’yü bölmesi için destek veriyordu.

Arafat’ı kuşkuya düşürecek kanıtlar da vardı: Hamas’ın kurucularından bazıları CIA ajanı çıkmıştı!

Konumuz olmadığı için uzatmayacağız ama şu notu düşmeliyiz: Son tahlilde bu tür örgütler, tarihleri boyunca ikili bir yapı gösterirler ve zaman içinde kuruluş misyonlarına ters eğilimler içine de girerler. Hamas’ın gövdesi sonuçta İsrail’le çarpışmaktadır.

BİRLİKTEN ERDOĞAN DA RAHATSIZ

El Fetih ile Hamas’ın birliği, İsrail gibi Erdoğan’ı da rahatsız etti.

Neticede Erdoğan da İhvan’dı ve “kardeşim Esed” dediği günlerde, Esad’a İhvan üyelerini hükümete alması için baskı yapıyordu.

“Düşmanım Esad” günlerinde ise ilk icraatı, Hamas’ın karargâhını Suriye’den Katar’a taşıtmaktı. Zaten Hamas liderlerinden Halid Meşal, sık sık Türkiye’ye geliyor ve Erdoğan’la görüşüyordu.

Erdoğan’ın İhvancılığı, onu sadece Hamasçı yapmamış, aynı zamanda El Fetih ve Arafat düşmanı da yapmıştı. Örneğin Erdoğan 13 Haziran 2004’te ABD’de İsrail Başbakanı Ehud Barak, ABD Kongre üyesi Jane Harmor ve Prof. Bernard Lewis’le katıldığı panelde, Arafat’ı “barışın önündeki engel” olarak niteliyordu!

Dahası Erdoğan, şu sözleriyle El Fetih lideri Abbas’la Hamas’ı karşı karşıya getirmeye çalışıyordu: “İsrail’in en yetkili ağzı, Mahmud Abbas’ın tutuklu Hamas milletvekillerinin serbest bırakılmasını istemediğini söyledi.”

Uzatmayalım, sonuç olarak El Fetih ile Hamas’ın birliği, İsrail gibi Erdoğan’ı da rahatsız etmişti.

AKP-KATAR-MEŞAL EKSENİ

İsrail’in Gazze’ye kara harekâtı öncesinde Mısır’ın yaptığı ateşkes girişimi işte bu ilişkiler nedeniyle önemliydi.

Ve bu nedenle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu girişime “tek taraflı” diyerek karşı çıkmıştı ve işte bu nedenle Erdoğan “ikiniz çalıyorsunuz, ikiniz oynuyorsunuz” diyerek Mısır’ı İsrail’le işbirliği içinde olmakla suçlamıştı.

Evet, Erdoğan “Mısır arabulucu olamaz” diyordu ama Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da açık açık “Mısırlı kardeşlerimizin girişimi bizim talebimiz üzere gerçekleşti” diyordu!

Kaldı ki Filistinli yetkililer açıklamıştı: Kahire’deki ateşkes görüşmelerinde hem Mahmud Abbas vardı, hem de Hamas liderlerinden Ebu Marzuk… Yani ateşkes “birlik hükümeti” adına kabul edilmişti. Ancak “bir başka Hamas” ateşkesi reddetti!

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, AKP ile Katar’ın Hamas’a baskı yaparak ateşkesi baltaladığını açıkladı.

Doğruydu… 15 Temmuz gece yarısı Erdoğan, Davutoğlu ve Hakan Fidan, Katar Emiri El Tani ile 2,5 saat görüşmüştü ve alınan karar üzerine ateşkes girişimi Katar’daki Hamas lideri Halid Meşal üzerinden reddedilmişti.

Yani AKP, Katar ve Katar’daki Hamas adına Halid Meşal bir tarafta, Mısır, El Fetih ve Gazze’deki Hamas adına Ebu Marzuk diğer taraftaydı.

TAPINAK ŞÖVALYESİ OLARAK ERDOĞAN

Siz bakmayın Erdoğan’ın yüksek perdeden konuşmasına…

Irak’ta, Libya’da, Suriye’de Batı’ya “tapınak şövalyesi” hizmeti veren Erdoğan’ın Gazze için “haçlı ittifakıyla karşı karşıyayız” demesi, laftan ibarettir!

Amerikan Yahudi Komitesi tarafından Erdoğan’ın boynuna asılan “Davut boynuzu” madalyası, onu şövalyelerin en bağlısı yapmaktadır!

Erdoğan Hamas’ı bölerek ve Mısır ateşkesini baltalayarak Gazze’ye en büyük zararı vermiştir!

IŞİD’in Musul işgali, KDP’nin Kerkük işgali, Davutoğlu’nun Ankara’da Maliki’yi yıkma toplantıları, İsrail’in Gazze’ye saldırısı, AKP ve Katar’ın Mısır girişimini baltalaması… Tüm bunlar aynı cephenin hamleleridir fakat nihai sonucu değiştirmeyecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2014

Yorum bırakın

İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ ORTAĞI: ERDOĞAN

İsrail, Gazze’ye hava saldırısının ardından, önceki gece de kara harekâtı başlattı.

Hava saldırısı sırasında şu saptamayı yapmıştık: İsrail’in Gazze saldırısının hedefleri birincisi, siyasi olarak El Fetih-Hamas ortaklığıydı, ikincisi de ekonomik olarak Gazze gaz sahasına egemen olmaktı.

Peki, Ortadoğu’nun mevcut siyasi tablosu olmasaydı, İsrail bu kadar rahat Gazze’ye saldırabilir miydi?

İSRAİL’İN GÜVENLİK MİMARI ABD, USTASI AKP

Daha da somut soralım: IŞİD Musul’u, Barzani de Kerkük’ü işgal etmese, yani IŞİD-KDP ortaklığı Irak’ın birliğini hedef almasa; ABD, AKP, PKK, İsrail, IŞİD koalisyonu Suriye’ye saldırmasa; Atlantik koalisyonu Suriye’yi baskılayarak Lübnan Hizbullah’ının etki alanını daraltmasa, İsrail Gazze’ye bu kadar rahat saldırabilir miydi?

Filistin halkının İsrail’e karşı mücadelesine pratikte “gerçekten” destek veren son 20 yılda üç kuvvet var(dı): Saddam Hüseyin’in yönettiği Irak, baba-oğul Esad’ın yönettiği Suriye ve antiemperyalist İran.

Her üç ülke de emperyalizmin hedefi oldu. ABD, Irak’ı işgal ederek, Suriye’ye terörist saldırılar düzenleyerek, İran’ı da ekonomik ambargoyla sıkıştırarak İsrail’in elini güçlendirdi.

13 yıldır Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti de, Irak ve Suriye saldırılarında bizzat görev alarak, pratikte İsrail’in güvenliğini sağlamış oldu. (14 Temmuz’da bu köşede AKP’nin İsrail karnesini açıklamış ve 30 maddede Erdoğan-İsrail ilişkisini incelemiştik.)

AKP’NİN GAZZE İCRAATI: NUTUK

Günlerdir İsrail Gazze’ye saldırıyor ve AKP hükümeti, tıpkı daha önce Hüseyin Çelik’in itiraf ettiği gibi, sadece gaz alan nutuklar atıyor.

Peki, pratikte ne yapıyor? Kaçak Irak petrolünü Barzani’yle birlikte İsrail’e satmaya devam ediyor, Gazze’yi vuran İsrail jetlerine yakıt gönderiyor, Kürecik radarıyla İsrail’in güvenliğini sağlıyor…

Bu arada Erdoğan’ın kızı Gazze için eyleme katılıyor ama oğul da İsrail’e ticaret için gemisini göndermeye devam ediyor.

İnsan bu tabloya bakınca Erdoğan ailesinin Gazze için şöyle bir iş bölümü yaptığını düşünür: Oğlan İsrail’le ticaret yapsın, kız İsrail’i protesto etsin, ana ağlasın, baba da gaz alsın!

Peki, AKP hükümeti, sözde İsrail’e karşı nutuk atarken, başka ülkeler pratikte neler yapıyorlar? Örneğin Venezuela İsrail Büyükelçisini sınır dışı ediyor, örneğin Şili İsrail’le ticarete son verip, yaptırım kararı alıyor!

MISIR: AKP HAMAS ÜZERİNDEN ATEŞKESİ ENGELLEDİ

AKP hükümetinin hiçbir şey yapmadığını söyleyemeyiz tabi!

Örneğin, Erdoğan’ın “tanımadığı” Mısır yönetimi, kara harekâtı başlamadan önce bir ateşkes girişimi yaptı. İsrail kabul etti, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da kabul etti ama Hamas kabul etmedi!

Peki, Hamas, Abbas’ın ve “birlik hükümetinin” kabul ettiği ateşkesi neden kabul etmedi?

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri açık açık söyledi: “Türkiye ve Katar, Mısır’ın ateşkes girişimini baltalamak için komplo kurdu. Hamas’a baskı yaptı.

Bakınız Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf kara harekâtı başlamadan önce Kahire’deki tabloyu nasıl anlatıyor: “Mısır’ın ateşkes teklifine Mahmud Abbas ve birlik hükümeti olumlu yanıt verdi. Şu an Mahmud Abbas, Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Ebu Marzuk ve İslami Cihat temsilcileri Kahire’de, Mısırlı yetkililerle görüşüyor, İsrailliler de yine Kahire’de Mısır’la görüşme halindeler. Hamas ve Fetih arasında bu bir sorun teşkil etmiyor. Zaten teklife hızla olumlu yanıt veren birlik hükümetidir.” (aljazeera.com.tr, 18 Temmuz 2014)

Ancak bu tabloya rağmen, Hamas herkesin kabul ettiği ateşkesi kabul etmiyor! Bu durumda Mısır Dışişleri Bakanı haksız mı?

Kaldı ki Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, TGRT Haber’de açık açık ateşkese karşı çıkmış, “tek taraflıdır, şekli yanlıştır” demişti!

Bu arada anımsatalım, Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan, Katar Emiri ile 15 Temmuz’da, saat 23.40’ta başlayan ve 2,5 saat süren bir toplantı yapmıştı!

Ve şu notu da anımsatarak bitirelim: Atlantik koalisyonu Suriye’ye saldırı başlattıktan sonra, sık sık Erdoğan’ın misafiri olan Hamas lideri Halid Meşal, Hamas’ın karargâhını Suriye’den alıp Katar’a taşımıştı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN BAGAJINI HAFİFLETMEYE ÇALIŞIYOR!

Beşar Esad’ın üç yıl dört aydır Atlantik cephesine karşı vatanını savunan kahraman Suriyelileri selamlayarak başladığı yemin töreni konuşması yeni bir dönemin de başlangıcı oldu: Şam zafer kazandı!

Kuşkusuz savaş bitmedi ve sürüyor ama Atlantik cephesinin galip gelemeyeceği de ilgili taraflarca anlaşılmış oldu.

Peki, şimdi ABD ne yapacak? ABD adına sahada olan savaş lordları Erdoğan-Davutoğlu ikilisi ne yapacak?

ABD’NİN SAVUNMADAKİ DENGE ARAYIŞI

IŞİD’in Musul işgaliyle başlayan bölgedeki Atlantik hamlelerini, anımsayacaksınız, bu köşede “ABD’nin savunmadaki denge arayışı” olarak yorumlamıştık.

Daha önceki analizlerimizde de ABD’nin kazanamayacağını anladığı bir savaşı, mümkün olduğunca özel savaşa dönüştüreceğini, savaşı sürdürerek Ortadoğu’daki kazanımlarını korumaya çalışacağını belirtmiştik.

ABD’nin savaşın sürmesini istemesinin üç nedeni vardı: 1) Savaşın varlığı, ABD’nin koşullar elverdiğinde yeniden açık müdahalesini doğururdu. 2) Bölge ülkeleri güç kaybederdi. 3) İşsiz kalan terör gruplarının geri dönüp, terörü yayması engellenirdi.

ABD: SAVAŞIN SÜRMESİ İŞİMİZE

Bu analizlerimizi doğrulayan bir haber vardı dünkü Radikal’de…

Fehim Taştekin’in kulis haberine göre, ABD’nin Suriye saldırısının mimarlarından eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, 6 Ağustos 2013’te Paris’te görüştüğü Demokratik Değişim İçin Koordinasyon Kurulu lideri Heysam Menna’ya “Suriye’deki savaşı durdurmak Amerikan çıkarlarına uymuyor” dedi!

Diğer yandan Wall Street Journal’ın haberine göre Pentagon, Esad’a karşı savaşan 2,300 teröristin eğitimi için harcanacak 500 milyon dolar tutarındaki parayla ilgili program tasarısını Kongre’ye sundu. Program 2015’in başında başlayacak ve 18 ay sürecek!

Yani ABD en az 2017’in ortasına kadar “savaşın sürmesini” istiyor!

Dolayısıyla IŞİD’in Musul işgaliyle başlayan Atlantik Cephesi hamlelerini ABD’nin “savaşı bitirmek işimize gelmez” demesi üzerinden değerlendirmemiz gerekiyor.

O zaman aynı cephe içerisinde gördüğümüz şu gelişmeler de anlam kazanıyor: KDP’nin Kerkük’ü işgali, IŞİD’in PYD bölgesine yönelmesi, Ankara-Erbil kaçak petrol anlaşmasının uygulanması, kaçak petrolün İsrail’e satılması, KDP’nin bağımsızlık kozunu oynaması, AKP ve İsrail’in Kürdistan’ı tanıma işaretleri, İsrail’in Gazze’ye saldırısı…

IŞİD MERKEZLİ GELİŞMELER

IŞİD demişken, şu gelişmeleri de kısa kısa sizlerle paylaşmalıyım:

İsrail’in Gazze saldırısı sonrası IŞİD “İsraillileri ve Yahudileri öldürmek için emir almadık” diye açıklama yaptı. Anlaşılan CIA ajanı olduğu gündeme gelen IŞİD lideri Bağdadi’ye başka görevler verilmişti!

Suudi Arabistanlı General Faleh al-Subai “IŞİD mühim değil, esas tehlike Şiiler” dedi!

Yalanlanmayan bir iddiaya göre Barzani, IŞİD konusunda istihbarat önerisi yaptı ama Ankara reddetti.

Öte yandan Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın IŞİD soruşturması için Emniyet ve MİT’in hazırladığı raporlara göre bir şema oluşturuldu. Bağdadi’nin 1 numara olduğu şemada, iki Türk de üst düzey komutan olarak görülüyor!

ÇANKAYA İÇİN BAGAJ HAFİFLETMEK

Açık ki bu soruşturma AKP-IŞİD ilişkisine dair ortaya çıkan bulguları ve Erdoğan hükümetine yönelik baskıyı hafifletmeyi hedef alıyor.

Zira üstü üste ortaya çıkan kimi gerçekler Erdoğan’ı zor duruma sokmuştu:

Örneğin Aydınlık’ın haberine göre, Adana-Gaziantep otoyolunda 10 Ocak’ta yapılan bir operasyonda, MİT organizasyonuyla Suriye’ye bir firmanın otobüslerince insan ve silah taşındığı ortaya çıkmıştı. Belge savcının önündeydi!

Erdoğan bu ve benzeri haberler nedeniyle endişeliydi ve IŞİD ilişkisinin Çankaya yolunda bir engel oluşturmaması için bagajını hafifletmek istiyordu. Ancak Esad’ı devirebilmek için öyle ilişkilere girilmişti ki, bagajı hafifletmek pek mümkün olmuyordu!

Örneğin İran’ın Fars Haber Ajansı’na göre 2 Temmuz’da 254 sefer sayılı THY uçağıyla Tacikistan’dan İstanbul’a IŞİD militanları taşınmıştı. Habere göre bugüne kadar bine yakın Tacik terörist THY ile İstanbul’a taşınmış, oradan da Irak’a transfer edilmişti!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2014

Yorum bırakın

DEMİRTAŞ NEDEN PARLATILIYOR?

Medyanın bir bölümündeki Selahattin Demirtaş kampanyası dikkatinizi çekmiştir.

Medyanın neoliberal yazarları birkaç gündür Demirtaş güzellemesi yapıyorlar: Ekranlarda Demirtaş’ın esprileri, manşetlerde Demirtaş’ın sözleri, köşelerde Demirtaş’ın kucaklayıcılığı…

Hatta bu tabloyu fırsat bilenler “hani Kürt oyları Tayyip’e yönlendirilecekti” diyerek AKP-PKK ilişkisini perdelemeye çalışıyorlar.

Örneğin Açılım’ın Akil Adamlarından Hüseyin Yayman şöyle yazıyor: “Hani Erdoğan köşk için Öcalan’la pazarlık yapmıştı. HDP zayıf aday gösterip, Kürtleri Tayyip’e yönlendirecekti! İddialara ne oldu?” (Twitter, 16 Temmuz 2014)

DAHA PAHALI KART

Kuşkusuz tek yönlü bir Erdoğan-Öcalan Köşk pazarlığı yoktu ve Öcalan, Erdoğan’a “karşılıksız oy” vermiyordu!

Alınacakların büyüklüğü, koparılacak tavizlerin siyasi değeri, Köşk seçimlerinin ilk turda mı tamamlanacağı yoksa ikinci tura mı kalacağı, PKK’nin ilk tura katılması halinde oyunu yükseltmesinin Çankaya sonrası pazarlıklar için sağlayacağı avantajlar ve benzerleri, PKK’nin “çoklu kazanım” denkleminin parametreleriydi…

Ve PKK, ilk turda aday gösterip oy oranını artırmayı ve bunu ikinci tur için daha pahalı bir kart haline getirmeyi, siyaseten daha avantajlı buldu. O nedenle de Selahattin Demirtaş aday gösterildi.

Zira PKK için ilk turda kazanamayan ya da kazansa bile yüzde 50’nin çok üzerine çıkamayan bir Erdoğan, daha çok taviz koparılacak bir müzakere ortağı olacaktı. Hem 10-24 Ağustos seçimleri için, ama daha çok da sonrası için…

LAİK-ALEVİ OYLARI DEMİRTAŞ’A YÖNLENDİRİLİYOR

Gelelim sorumuza: Neden Selahattin Demirtaş rüzgârı estirilmeye çalışılıyor?

Bizi yanıta götürecek bazı sorularımız ve yanıtlarımız var:

1) Demirtaş’ın HDP dışında oy alabileceği kitle kimdir? Erdoğan ve İhsanoğlu’nun siyasal İslamcı kimliği nedeniyle, tepki olarak kimi laik oylar ve özellikle Alevi oyları Demirtaş’a gidebilir.

2) Demirtaş’ın HDP dışında oy alabileceği adres AKP midir, CHP mi? Kuşkusuz CHP ve yukarıda belirttiğimiz gibi kimi laik ve Alevi oylar…

3) Peki Demirtaş’ın CHP’den koparacağı bu oylar en çok kime yarar? Kartına değer kattığı için öncelikle Demirtaş’a ama Çankaya yolu açacağı için de Erdoğan’a…

ERDOĞAN-DEMİRTAŞ CEPHESİ

Bu durumda medyada yürütülen Demirtaş kampanyasının hedefini şöyle özetleyebiliriz: Bu kampanyayla Ekmeleddin İhsanoğlu’nun oylarından bir parça Demirtaş’a kazandırılarak, Erdoğan-Demirtaş cephesinin oy oranı artırılıyor. Bu da son tahlilde, Erdoğan’a yarar!

Yani Demirtaş kampanyası Erdoğan-Öcalan pazarlığı olmadığını değil, tersine etraflı bir anlaşma yapıldığını göstermektedir!

Öcalan F tipine karşı Erdoğan’a kalkan olmaktadır, Haziran Halk Hareketi’nde Erdoğan rejiminin yıkılmasına karşı örgütünü siper etmektedir, Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkabilmesi için Hakan Fidan’ın ince hesaplarına uymaktadır…

Neden? Yanıtını HDP milletvekilleri veriyor: Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa, Açılım sürer!

10 AĞUSTOS’TA NE YAPMALI?

Cumhuriyetçi bir aday çıkaramadık ama Türkiye’yi bölme cephesinin iktidarını pekiştirmesine karşı mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Hem de seçeneksizliklere ve çıkmazlara rağmen…

10 Ağustos mevziisinde, sonrası için çarpışacağız ve kuvvet biriktireceğiz…

10 Ağustos mevziisi, devrimciler için “Erdoğan-Demirtaş cephesine” karşı mücadele etme cephesidir!

Bu cephenin kuvvet kazanmasını önlemek, durdukları zemini oynak tutabilmek, sonrasında daha kolay yıkılabilmesi için zayıflatabilmek, çıkmazlar içinde yine de yapabileceklerimizdir…

10 Ağustos’ta, bu nedenle ısrarla “Ne Erdoğan, ne Demirtaş” diyoruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN KÜRDİSTAN TAKVİMİ

Pazar günü Irak Kürt Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, Pazartesi günü de bakanlarıyla birlikte Irak Kürt Bölgesi Başkanı Mesut Barzani Türkiye’deydi.

Barzani, hem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le hem de Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüştü.

Birer gün arayla hem Neçirvan Barzani’nin hem de Mesut Barzani’nin Türkiye’de olmasının nedeni neydi? Petrol satışı gelirinin transferi mi? Halkbank’taki geçici hesabı, kalıcı hesaba dönüştürme imzaları mı?

Kuşkusuz bunlar da vardı… Ama ziyaretin asıl amacının, Kürdistan’ın takvimiyle ilgili olduğu anlaşılıyor.

Zira IŞİD’in Musul saldırısını fırsat bilerek Kerkük’e saldıran ve Irak’ın kaçak petrolünü Türkiye üzerinden İsrail’e satan Barzani, bağımsızlık girişimi için bir fırsat yakaladı. Bu nedenle de referanduma gideceğini ilan etti.

Kürt basınına göre Barzani’nin 10 gün içinde referandum takvimini açıklaması bekleniyor.

İRAN’A GÖRE KÜRDİSTAN MÜMKÜN DEĞİL

Barzani bağımsızlık ilan edebilir mi, hatta referandum yapabilir mi?

Bunu şundan soruyoruz:

Kürdistan’ın ilanı için ABD’nin desteğinin yetmeyeceğini, öncelikle Türkiye ve İran’ın olurunun gerektiğini, bu bölgede en iyi bilen kişi Barzani’dir.

Üstelik Barzani, bu konuda ABD’den istediği desteği de alamadı. Zira ABD güç erozyonu nedeniyle, Ortadoğu’da kontrol edemeyeceği değişikliklerin olmasını şu aşamada istemiyor. Maliki’yi yıkamayan, onunla mecburen çalışan Obama yönetimi, Washington’a gelen KDP heyetine bu nedenle “bekleyin” mesajı verdi.

Öte yandan İran açık açık Kürdistan’ın ilanına karşı olduğunu belirtti. Hatta usta gazeteci Rafet Ballı’nın belirttiğine göre Tahran, Kürt devletini 10 yıl içinde mümkün de görmüyor!

AKP’NİN ONAYI BARZANİ’YE YETMİYOR!

Ya Türkiye?

Bir kere Erdoğan ile Barzani arasında, Irak’ın kaçak petrolüne dayanan bağımlı bir ilişki var!

Ama daha önemlisi, Kürdistan’ın bağımsızlığı, zaten Erdoğan’ın eş başkanlığı yaptığı BOP’un merkezi hedefi…

Kaldı ki, AKP hükümeti iki yıldır Bağdat’a rağmen Erbil’le ayrı bir ilişki kurmaktadır.

AKP sözcüsü Hüseyin Çelik de açık açık Kürdistan’ı tanıyacaklarının işaretini verdi.

Ancak Mesut Barzani, Kürdistan’ın ilanı için Erdoğan’ın onayının yetmediğini, TSK’nin ve Türk kamuoyunun da ikna edilmesi gerektiğini, geçmiş ilişkilerine dayanarak çok iyi biliyor.

Aynı bilgi, Erdoğan’ın da zihninde var!

İşte Erdoğan o nedenle önceki gün görüştüğü Barzani’ye “acele etme” mesajı verdi. Hatta Yeni Şafak’ın Başbakanlık kaynaklarından aktardığına göre Ankara bir süre daha bekleyecek, Irak’ın bütünlüğünü savunacak ancak olası bağımsızlık ilanına da hazır olacak. (Yeni Şafak, 15 Temmuz 2014)

ERKEN HAMLE, ÇANKAYA’DAN DÜŞÜRÜR!

Erdoğan, Barzani’yi mecburen frenleyecekti. Zira Barzani’nin 10 gün içinde ilan edeceği referandum takvimi, Erdoğan’ın 10-24 Ağustos tarihli Çankaya takviminin önüne geçemezdi!

Her ne kadar AKP Türkiye’nin bu konudaki kırmızıçizgisini sildiyse de, İran’ın karşı çıktığı bir Kürdistan’ın ilanı, Türkiye’de, Erdoğan’ı da sürükleyen yeni bir dalga yaratabilirdi!

Kaldı ki Barzani bağımsızlık da ilan edemez. Onun referandum kararı, bize göre blöftür. Zira aynı blöfü daha önce de yapmıştı. Kürt cumhurbaşkanı konusunun sorun olduğu süreçte Barzani referandum tehdidi ile Talabani’yi kabul ettirmişti.

Barzani yine aynı oyunu oynuyor: Hem cumhurbaşkanının yine Kürt olmasını garanti etmeye çalışıyor, hem de Maliki’yi sıkıştırarak kabinede avantaj elde etmeye çalışıyor.

Bakanlarını istifa ettirmesi ama milletvekillerini parlamentodan çektirmemesi de zaten böyle bir taktiği olduğuna işaret ediyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2014

Yorum bırakın

10 AĞUSTOS TEZLERİ

Aydınlık’taki “Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne yapmalı” tartışması, sadece bir tartışma değildir. Daha çok, geleceği inşa edecek öncülerin ortak akıl yaratma ve güç biriktirme çabasıdır.

Bu çabaya biz de üç yazı ile katkı sunmaya çalışmıştık. Devam edelim:

1. TEZ: STRATEJİ – TAKTİK AYRIMI

Ana stratejimiz “Bağımsız Türkiye” inşa etmektir. Erdoğan iktidarını yıkmak ve yerine bir milli hükümet kurmak, bu ana stratejiye giden ara stratejidir.

Strateji, hedef gerçekleşene kadar sabittir. Taktik yani siyaset ise stratejik hedefin gerçekleşmesi için yapılan mücadelenin ihtiyaçlarına göre değişkendir.

Taktiğin iki ölçütü vardır: 1) Stratejik hedefe yaklaştırıyor mu? 2) Kuvvet toplamaya yarıyor mu?

2. TEZ: 3 TEMMUZ – 10 AĞUSTOS AYRIMI

3 Temmuz önceki düzlem ile 10 Ağustos düzlemi farklıdır. İkisi birbirinden farklı mevziilerdir. Her mevzii için ayrı taktiklerimiz olmalıdır.

Erdoğan’ı yenebilecek bir aday arama taktiği 3 Temmuz öncesi için geçerliydi; çok uğraştık ama 20 milletvekilinin imzasını toplayamadık.

3 Temmuz sonrasında hâlâ yeni aday arayamayacağımıza ve havlu atıp kenara çekilmeyeceğimize göre yeni bir taktiğimiz olmalı.

3. TEZ: ARASIZ MÜCADELE

“Kazanamayacağımız savaşa girmemek” kuşkusuz ana ilkedir. O savaşın içindeki bölümler olan çarpışmalar için de aynı ilke geçerlidir.

Ama bazen kaçınamayacağımız çarpışmalar ve kenarında duramayacağımız mevziiler vardır. Öyle mevziilerdir ki, kurmay, bir sonraki mevziide güçlü olabilmek adına bu mevziide yenilmeyi göze alabilir. Önemli olan savaşı kazandıracak çarpışmaları başarılı yapabilmek ve arasız mücadele edebilmektir.

10 Ağustos mevziisi işte böyle bir mevziidir.

4. TEZ: ERDOĞAN’I ZAYIFLATMA HEDEFİ

10 Ağustos seçiminin galibi büyük ölçüde bellidir. O nedenle taktiğimiz, birincisi Erdoğan’ı zayıflatmayı, ikincisi de 11 Ağustos’tan sonra Erdoğan’a karşı daha etkili mücadele edebilmek için güç toplamayı esas almalıdır.

Bunun yolu, boykot yerine Erdoğan’a oy vermemektir. Yüzde 55’in altında kalarak seçilebilen bir Erdoğan, Çankaya’ya meşruluğu tartışmalı olarak ve güç kaybederek çıkacaktır.

5. TEZ: ERDOĞAN’A MUHALEFET ETME GÖREVİ

3 Temmuz öncesinde Ekmeleddin İhsanoğlu’na, “Erdoğan’a Çankaya yolu açacak aday” olduğu için karşı çıktık. Yani İhsanoğlu’na karşı çıkarken bile konumumuz Erdoğan karşıtlığımızla ilgiliydi.

Erdoğan’a karşı en güçlü muhalefeti yaparak kuvvet biriktirmek, stratejimizi besleyen en önemli taktiktir. 10 Ağustos sürecinin kenarına çekilerek ve boykot diyerek, işte bu taktiği elimizden bırakmış oluruz. Hatta o taktiği, onu en kötü kullanacak adreslere teslim etmiş oluruz.

6. TEZ: KUVVET BİRİKTİRME HEDEFİ

3 Temmuz öncesinde önemli kuvvetlerle birleştik; öncü örgütlerle, geniş kesimlerle… Ama daha önemlisi, aday belirleme gücüne sahip 6 milletvekiliyle birleştik.

10 Ağustos taktiğimiz, 3 Temmuz öncesinde birleştiğimiz kuvvetlerle ilişkimizi muhafaza etmelidir. Onlardan ayrı düşen bir taktiğin mücadeleye yararı yoktur. Zira çarpışmalar biriktirilmiş güçlerle kazanılır.

7. TEZ: BOYKOTUN ŞARTLARI YOK

Erdoğan, İhsanoğlu ve Demirtaş’ın katıldığı ve cumhuriyetçi bir adayın bulunmadığı bir seçimi boykot etmek ve geçersiz oy vermek, pratikte Erdoğan’a yarayacaktır. Zira cumhurbaşkanı, geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçilecektir. Geçersiz her oy, Erdoğan’ın oy sayısının değil ama oy oranının artması demektir. Erdoğan’ın yüksek oyla Çankaya’ya çıkması, onu zayıflatma taktiğimizle çelişecektir.

3 Temmuz öncesinde Ekmeleddin İhsanoğlu isminin yerine başka bir isim çıkarılabilse, kimse boykot demeyecek ve sandığa gidecekti. Demek ki boykot, bugün pratikte aslında Ekmeleddin İhsanoğlu’nu boykot etmektir ve son tahlilde bu Erdoğan’a yarar.

Diğer yandan boykot, devrimle genel grev arası bir yerdedir. Sandık boykot edilecekse, yerine bir şey koymalısınız; ayaklanma ya da kuşatma çağrısı gibi…

Peki, bu mümkün müdür? O zaman? Şezlongda güneşlenerek boykot yapılmaz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Temmuz 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın