Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
CUMHURİYETÇİ ADAY ÇIKARILAMAMASININ ANLAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/07/2014
Türkiye’nin 10 Ağustos’ta iki siyasal İslamcı adayla bir etnik ayrımcı adaya mahkûm edilmesi CHP, MHP ve sistem açısından şu anlamlara gelmektedir:
CHP AÇISINDAN
CHP liderliği kendisini bitirdi; AKP’ye karşı dincilik yarışına girerek, daha baştan kaybetti.
1) Erdoğan’ı 2003’te başbakan yapan CHP liderliği, 2014’te de onu cumhurbaşkanı yapmaya soyundu!
AB Komiseri Verheugen’in Deniz Baykal’ı nasıl ikna ettiği, yasal düzenlemelere CHP’nin nasıl mecbur edildiği, Siirt seçimlerinin nasıl yenilendiği ve “muhtar olamayacak” Erdoğan’ın nasıl Türkiye Cumhuriyeti’ne başbakan yapıldığı arşivlerdedir!
2) CHP liderliği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstererek hem Erdoğan’ı aday yaptı, hem de ona Çankaya yolunu açtı!
Erdoğan adaylığını bir türlü açıklayamıyordu, zira Çankaya’yı çantada keklik görmüyordu, başbakanlığını tehlikeye atmak istemiyordu. O nedenle AKP’nin adayının açıklanması sürekli erteleniyordu: Mayıs sonunda, olmadı Haziran ortasında, daha da olmadı Haziran sonunda açıklanacaktı…
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday ilan edilmesiyle, Erdoğan rahatladı, kazanacağını gördü ve 1 Temmuz’da adaylığını ilan etti.
3) CHP hâlâ kasetlerin esiridir!
Ekmeleddin İhsanoğlu ismine karşı olduğu halde Cumhuriyetçi bir aday için girişimde bulunmayan, mevcut girişime de destek vermeyen Baykal, açık ki hâlâ kendisini genel başkanlıktan eden o kasetin arkasındaki iradenin esiridir!
4) CHP Atatürk’ten koparıldı!
CHP’yi Atatürk’ün partisi olmaktan çıkaran, Atatürk’le seçim kazanılmayacağını savunan ve Atatürkçülüğü bir yük gibi gören Kılıçdaroğlu yönetimi, CHP’yi dört yılda parçaladı. Yeni CHP diyerek partiye monte ettiği isimlerle CHP daha da liberalleşti, dincileşti, Kürtçüleşti…
5) CHP Halk Hareketlerine sırtını döndü!
2007’deki Cumhuriyet mitingleri sırasında iktidar olmayı reddeden CHP, 2013’te de aynı misyonu yüklendi. Kılıçdaroğlu, Haziran Halk Hareketi’nin salladığı Erdoğan hükümetini yıkmadı! Gezi’ye desteği yüzeyseldi, gerçekte partisini bir halk hareketine önderlik etmeye ve Erdoğan’ı yıkmaya soyunmadı! Ve en sonunda Ekmeleddin İhsanoğlu ismi ile AKP’nin yıktığı Cumhuriyetin yeniden inşasını isteyen halk hareketine ihanet etmiştir!
Peki, CHP neden bu durumdadır? Ekmeleddin İhsanoğlu tuzağına düşülmesi taktik hatanın, siyaset bilmezliğin, basiretsizliğin bir sonucu mudur?
Hayır, bu tuzak, CHP’nin son tahlilde Atlantik projelerine dâhil edilmesiyle ilgilidir. Halkçılıktan, devrimcilikten, Atatürkçülükten kopan CHP, sosyal demokratlaştıkça, liberalleştikçe bu sona ulaşmıştır! Türkiye, 1946’dan itibaren küçük Amerikalılaştıkça, CHP de dönüşmüştür! CHP dönüştükçe, Türkiye de Atlantik’e daha çok çıpalanmıştır!
MHP AÇISINDAN
Abdullah Gül’ün 2007’de cumhurbaşkanı olmasının 1 numaralı sorumlusu Devlet Bahçeli’ydi… Gül bile cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini görerek bu sevdadan vazgeçmişken, imdadına Bahçeli çıktı ve Gül’e 367’yi sağladı!
2007’de Gül’ü cumhurbaşkanı yapan Bahçeli, 2014’te de Ekmeleddin İhsanoğlu tuzağıyla Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolu açtı!
Kaldı ki, AKP’yi 2002’de iktidar yapan da Bahçeli’dir! ABD ve AB, Ecevit hükümetini devirebilmek için ekonomik krizler çıkarmış, sağlık komploları kurmuş, DSP’yi bölmüş ama başaramamıştı. İmdatlarına Bahçeli yetişti ve ne koalisyon ortaklarına ne de MHP yönetimine danışmadan, 3 Kasım 2002’yi erken seçim günü ilan etti!
Bahçeli, AKP’ye iktidar takvimi hazırlarken de, Gül’ü cumhurbaşkanı yaparken de, Erdoğan’a Çankaya yolu açarken de, aslında Atlantik’e karşı milli devrimci yükselişin önünde barikat olmuştur!
SİSTEM AÇISINDAN
Açık ki sistem tıkanmıştır. Cumhurbaşkanlığı adayı gösterebilmenin hem iktidar hem de muhalefet açısından bu kadar sorunlu olması, ancak sistemin tıkanmasıyla ilgilidir.
2013 Haziran’ından beri Türkiye’de ciddi bir yönetim krizi vardır. Halk hareketinin sarstığı sistem, tıkanmıştır, çare bulamamaktadır, çözüm üretememektedir.
Bu gerçek, Türkiye’nin sorunlarının ancak sistem dışında çözüleceğinin göstergesidir ve devrimin kapıda olduğuna işaret etmektedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2014
CUMHURİYET’İN KIRMIZISI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/07/2014
Cumhuriyet’in adayı Emine Ülker Tarhan dün yaptığı yazılı açıklamasında şöyle dedi: “Toplum, siyahla gri arasında seçim yapmaya zorlanmamalı, ‘ben kırmızıyım’ diyenlere de seçenek sunulmalıydı.”
Emine Ülker Tarhan bu sözlerle, sadece, ortaçağın siyahı Recep Tayyip Erdoğan’a ve grisi Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı Cumhuriyet’in kırmızısı olduğunu ilan etmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’yi siyaha ve griye mecbur etmeye çalışan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve onun zoruyla Ekmeleddin İhsanoğlu’nu gönülsüzce destekleyen milletvekillerini eleştiriyordu!
ARASIZ MÜCADELE
Biz bu satırları yazarken adaylık belirlenmesine 27 saat, siz okurken de 8-10 saat kalmış olacak!
Bu iki zaman dilimi arasında Cumhuriyet’in kırmızısı için 20 imza toplanmış olacak mı, bilmiyoruz…
Bildiğimiz, 2013 Haziran’ından beri Cumhuriyet için çabalayan, bedel ödeyen kesimlerin, yani Türk milletinin ağırlıklı bir bölümünün o 20 imza için hâlâ çırpınıyor olacağıdır…
Bildiğimiz, “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” diyen, Erdoğan’a karşı dincileşerek çare arayan Yeni CHP’ye inat, siz “Mustafa Kemal’in askerlerinin” 17.00’a kadar görev başında olacağı gerçeğidir…
Bu gerçek bize şunu öğretiyor: Mustafa Kemal’in “arasız devrim” ilkesi gereği mücadele hep sürecektir. 17.00’dan sonra da, 10 Ağustos’tan sonra da…
ERDOĞAN NASIL YIKILIR?
Dün “Erdoğan’a karşı Ekmeleddin” diyen zihniyetin geçen yüzyılda da “Sevr’e karşı Amerikan mandası” dediğini anımsatmıştık. Kafa aynı kafaydı; devrimci değildi, bağımsızlıkçı değildi, kendine güvenmiyordu…
Üstelik sağlıklı da düşünmüyordu!
Gelin oradan devam edelim… Hani “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” diyorlar ya, işte oradan…
Adaylık töreninde izletilen biyografisinde, dikkatinizi çekmiştir, Tayyip Erdoğan için “devrimci” deniyordu…
Dahası Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimine Samsun’dan başlayacağı, ardından Erzurum’a geçeceği belirtiliyordu… Tıpkı Atatürk gibi; önce Samsun, sonra Erzurum…
Peki neden?
Öte yandan Erdoğan seçim sürecine girildiğinde, daha önce “ayaklarımın altına alırım” dediği milliyetçiliğe sarılıyordu; bayrak diyordu, vatan diyordu…
TC’yi tabelalardan indiren sanki kendisi değilmiş gibi, “Diyarbakır’da bayrağımızı indireni asker neden indirmedi” diye kükrüyordu. Sanki Öcalan’la müzakere yapan kendisi değilmiş gibi PKK karşıtı görüntü vermeye çalışıyordu.
Peki neden?
Çünkü CHP her ne kadar “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” dese de, Erdoğan bir tek Atatürk’ün devrimciliğiyle ve milliyetçiliğiyle yıkılacağını biliyor; cumhurbaşkanı olarak MHP’nin milliyetçi oylarına ihtiyacı olduğunu görüyordu…
Ve bunu bir tek CHP’nin tepesi göremiyor!
Oysa 2013 Haziran Halk Hareketi’nin üzerinden daha sadece bir yıl geçti. Haziran’da milyonlar Türk Bayrağı’na sarılarak ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek Erdoğan’ın iktidarını sallamıştı!
SİYAH VE GRİ’YE KARŞI KIRMIZI
Birkaç kez söyledik… En son 30 Mart yerel seçimleri de gösterdi ki, Türkiye’de seçimler Yeni CHP’nin sandığı gibi muhafazakârlık zemininde değil, vatanseverlik zemininde yürümektedir.
Rakamlar bu gerçeği göstermektedir, Erdoğan’ın seçim yaklaşırken sarıldığı siyasetler bu gerçeğe işaret etmektedir…
Dahası geride kalan seçimler, türban diyerek AKP’yle, Dersim diyerek HDP’yle yarışılamayacağını CHP’ye “kayıplarla” öğretmiştir!
Bu gerçeğe rağmen AKP’ye karşı dincileşmeyi çare görmek ve Erdoğan’ın karşına Ekmeledin İhsanoğlu’nu çıkarmak, batı tipi projelere angaje olmaktır, Tayyip Erdoğan’ın Çankaya yoluna kırmızı halı sermektir…
Ancak Türk milleti Haziran’ı sürdürecektir, Çankaya’da Atatürk düşmanlarını barındırmayacaktır, o koltukta oturtmayacaktır!
CHP ve MHP’nin Erdoğan’ın ayağına serdiği kırmızı halıyı kaldırıp, er geç Çankaya’ya Cumhuriyet’in kırmızısını çıkaracaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2014
SEVR’E KARŞI ABD MANDASI, ERDOĞAN’A KARŞI İHSANOĞLU!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/07/2014
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismi gerçekte Ekmeleddin Muhammed İhsan’mış, sonra İhsan’ı İhsanoğlu, Muhammed’i de Mehmet yapmış. Olabilir, tercihidir.
Zaten artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun gönlünde o Ekmeleddin Kemal’dir!
‘KEMALİST’ EKMELEDDİN!
40 yıllık Ilımlı İslamcı’yı CHP tabanına aday diye yutturabilmek için oynanan oyunun yeni perdesinde, Anıtkabir ziyareti vardı!
Ekmeleddin İhsanoğlu’nu önce laik, sonra da sosyal demokrat ilan ettiler! Sırada “Kemalist” Ekmaleddin var!
Önce, “siz bakmayın onun kimliğine, Anıtkabir defterine neler neler yazacak, göreceksiniz” dediler. O imzaladı, üstünü danışmanı doldurdu!
Sırf bugünler için geçen sene yazdığı anlaşılan “Yeni Yüzyılda İslam Dünyası” kitabına dayanarak, onun “laik” olduğu iddia edildi. Oysa yazdıklarına bakılırsa, Ekmeleddin İhsanoğlu laik değil, zorlansa zorlansa Anglo-Sakson tipi seküler olabilirdi!
Yine o kitaba dayanarak, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Tayyip Erdoğan’dan farklı olarak Atatürk’e saygılı olduğunu, karşı olmadığını iddia ettiler. Oysa İhsanoğlu kitabında Atatürk’ten bir kez bahsediyordu ve orada da Atatürk’ün “hilafet karşıtı olmadığını” ispatlamaya çalışıyordu!
MANDACI KAFA
Ekmeleddin İhsanoğlu ismini savunamayan ve “mecburuz” diyen kimi CHP milletvekillerinin durumu vahimdir!
Zira Erdoğan’ı ancak ılımlı İslamcı bir adayla yıkabileceklerini sanmaktadırlar. Bunu da açık açık söylüyorlar, “Erdoğan’ı ancak benzeriyle durdurabiliriz”, “Solcu, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, laik adayla kazanamayız”, “Ekmeleddin’in İslamcı kimliğiyle Erdoğan’ı yıkabiliriz” diyorlar…
Atatürk’ün partisinin bu temsilcilerle yönetiliyor olması, Atatürkçülük adına vahimdir!
Çünkü dün “Sevr’e karşı tek çare Amerikan mandasıdır” diyen zihniyetle, bugün “Erdoğan’a karşı tek çare Ekmeleddin’dir” diyen zihniyet, aynı zihniyettir!
Fakat tarih göstermiştir ki, yenilecektir!
Zira Türk milleti nasıl hem Sevr’e hem de seçeneği gösterilen Amerikan mandasına karşı bağımsızlık diyerek gerçek seçenek çıkarabildiyse, bugün de Erdoğan ve seçeneği gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı bağımsızlık ve vatanseverlik diyerek gerçek seçeneği çıkaracaktır!
MUSTAFA KEMAL’İN DEVRİMCİLİĞİ
Kimi CHP’liler bizi suçluyor…
Vay efendim CHP öyle ya da böyle Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdi, Aydınlık nasıl olur da başka aday ister, nasıl olur da CHP milletvekillerine çağrı yapar!
Yaparız, görevimiz! Tek bir CHP milletvekili yeni aday için imza atmasa bile, biz Erdoğan’a ve ona Çankaya yolu açacak sözde adaya karşı mücadele ederiz! Yılmayız, geri adım atmayız, durmayız!
Hepsi birden ne diyorlar? Güya Ekmeleddin İhsanoğlu Tayyip Erdoğan’ın, Selahattin Demirtaş da ikisinin seçeneği!
Yani siyasal İslamcı ve etnik ayrımcı cumhurbaşkanları adayı olsun ama Cumhuriyet’in adayı olmasın, öyle mi? Aydınlık’ı suçlayan CHP’liler işte bunu istiyor!
Fakat bize bunu kabul ettiremezler!
Biz, ikisi de Erdoğan’a Çankaya yolu açan bu sözde seçeneklere karşı çıkar ve son dakikaya kadar Cumhuriyet’in adayının Erdoğan’ın karşısına çıkarılması ve onu alaşağı etmesi için mücadele ederiz!
Mustafa Kemal’in devrimciliğinden öğrendiğimiz budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2014
TARİH SİZİ NASIL YAZSIN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/07/2014
Türkiye’nin ilerici güçleri, Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a Çankaya yolu açan Ekmeleddin İhsanoğlu önerisinden bu yana, vatanı ve cumhuriyeti savunacak bir adayın ortaya çıkarılmasına çalışıyor.
20 milletvekilinin imzasıyla gösterilebilecek o aday için günlerdir uğraşılıyor.
Konuşulan her milletvekili, “20 imza bulunsun, ben de atarım” diyor!
20 milletvekili bulunsa, zaten herkes atacak!
Değil 2 tane 20, 120 bile çıkacak!
İLK İMZA, İLK KURŞUN
En sonunda Süheyl Batum ortaya çıkıyor ve Emine Ülker Tarhan’ı aday göstererek altına 20 imzanın birincisini atıyor.
Türkiye umutlanıyor…
Zira “ilk imza”, “ilk kurşun” oluyor…
Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz, Ümit Özgümüş imzalarını atıyor…
4 imza oluyor…
Ve 16 imza daha gerekiyor…
Öte yandan CHP’nin tam 109 milletvekili, üstelik istemeye istemeye, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdiklerini belirten imzalı dilekçelerini, İhsanoğlu’nun dava arkadaşı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e sunuyorlar…
O listeye imza atmayan 21 isim var. 4’ü zaten Emine Ülker Tarhan için attı.
Yani 16 imza ile Türkiye büyük bir kumpası boşa çıkarmış olacak!
20 İMZA OLSUN, HERKES ATAR!
Üstelik o 109 ismin içindeki örneğin Uğur Bayraktutan, “Alternatif aday için 20 imza toplansın, Ekmeleddin İhsanoğlu’na verdiğim imzayı geri çekerim. Ben de alternatif adaya imza atarım” diyor.
Biliyoruz, 20 kişi atsa, 120 kişi zaten atacak!
Tamam, bu şekilde de olsun, böyle de olsun diyoruz…
Yeter ki diyoruz, 20 imza bulunsun ve 1. Tayyip ile 2. Tayyip’in karşısına Cumhuriyetin adayı çıkarılabilsin!
TARHAN’A SUÇLAMA
Ancak…
CHP’nin “tarafsız” milletvekillerinden Şevki Kulkuloğlu çıkıyor ve “Emine Ülker Tarhan beni aradı. Adaylığının söz konusu olmadığını, olayların kendisinin bilgisi dışında geliştiğini söyledi” diyor!
Öyle bir söz ki, CHP’li vekilden CHP’li vekile olduğu için, doğruluğu bir türlü, yalan olması başka türlü bir soruna dönüşüyor…
Gün boyu Tayyip-Ekmeleddin cephesi bu sözleri alkışlıyor, “aday çıkaramıyorlar” diye seviniyor…
Ne demeli şimdi?
En hafifinden, CHP’yi bu hale düşürenler utansın!
BAYKAL’IN SORUMLULUĞU
En çok da Baykal ve arkadaşlarının sorumluluğu var!
2003’te Erdoğan’ı başbakan yaptığı için, 2007’de cumhuriyet mitinglerinde iktidar olmayı reddettiği için, 2010’da kaset komplosuna direnmediği için ve bugün de önce çıkmadığı, imza atmadığı ve beklediği için!
Peki, ne diyeceğiz şimdi bu tabloya?
Pırıl pırıl genç teğmenlerin, Haziran Halk Hareketi direnişçilerinin, işi ve aşı için kavga eden emekçilerin, vatanı için geleceğini feda eden öğrencilerin “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyerek bedel ödediği şartlarda, Mustafa Kemal’in partisinin temsilcileri sürekli top mu çevirecek?
Kemal Kılıçdaroğlu genel seçimlerde üzerlerini çizer diye ceza sahasından uzak mı duracak?
SİZSİZ DE KAZANILIR!
Bakın hiç kimse kendisini kandırmasın: Bu millet, size rağmen yine ayağa kalkar…
Bu milletin içinden öyle kahramanlar çıkar ki, sizin yapamadığımızı yapar ve yeniden bir gelecek kurar!
Ancak siz bu çözümün karşısında yer almış ve tarihe öyle geçmiş olursunuz!
Üstelik millet nezdinde bunun sonuçlarına da katlanırsınız!
Önünüzde 36 saat var!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2014
İHSANOĞLU KİMİN ADAYI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/07/2014
Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu gerçekte kimin adayı? Kılıçdaroğlu bu ismin aklına nereden geldiğini neden bir türlü açıklamıyor?
Bu soruyu Ulusal Kanal’da birlikte konuk olduğumuz programda CHP kulislerini çok iyi bilen gazeteci Barış Yarkadaş’a sordum. Yanıtı önemli bir bilgi içeriyordu:
‘İHSANOĞLU 5 AY ÖNCE KENDİ GELDİ’
“Ekmeleddin İhsanoğlu bundan 5 ay önce kendisi cumhurbaşkanlığı adaylığı için CHP’ye başvurdu. Hatta Kemal Bey, İhsanoğlu’nun ismini diğer adı geçen adaylarla birlikte cumhurbaşkanlığı anketine koydu. Ancak en son sırada kaldığı için ismi unutuldu gitti.”
Gerçi Barış Yarkadaş, ismi açıklandığında şaşırdığı İhsanoğlu’nu şimdi destekliyordu ve 5 ay önceki anketten sonra, bir de şimdi kendisi Gerçek Gündem’de bir anket yapmıştı. Ancak CHP’liler dün olduğu gibi bugün de İhsanoğlu’na ilgi göstermedi!
Ne demişti Kılıçdaroğlu: “Ekmeloğlu’nu tanıdıkça seveceksiniz!” Hem adını yanlış söylüyordu, hem de bize görücü usulü cumhurbaşkanı öneriyordu!
AYDIN DOĞAN’IN 3 YIL ÖNCESİNDEN ADAYI
Gazeteci Tevfik Diker, bundan 16 ay önce yazdığı “Kurtlar Medyası” isimli kitabında bakın ne yazıyor:
“Sekiz yıldır sürdürdüğü İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği görevini bu yılın sonunda bırakacak olan Ekmeleddin İhsanoğlu’na genelde Doğan Grubu özelde Hürriyet Gazetesi iki yılı aşkın bir süredir özel bir ilgi gösteriyor. Aydın Doğan, hac farizasını yerine getirmek üzere Suudi Arabistan’a gittiğinde kendisini Prof. İhsanoğlu misafir etmişti. Aydın Doğan’a Hüsamettin Özkan da eşlik etmişti.
“Bir süre önce, İhsanoğlu’nun iki ciltlik ‘Darülfünun’ adlı eserinin tanıtımına Aydın Doğan’la birlikte Hüsamettin Özkan, Doğan Hızlan, Vuslat Doğan Sabancı, Mehmet Ali Yalçındağ, Ertuğrul Özkök, Altan Öymen, Taha Akyol, Uğur Dündar ve Nedim Şener katılmışlardı.
“Aydın Doğan’ın 2011 yılının Ağustos ayında da Cidde’ye gidip Ekmeleddin İhsanoğlu ile görüştüğünü bütün bunlara eklemeliyim. Aydın Bey’in Ekmeleddin İhsanoğlu ile yakın irtibatı bu tarihten öncesine dayanıyor.
“Aldığım bilgiler, Aydın Doğan’ın Prof. İhsanoğlu’ndan Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymasını istediği doğrultusundadır. Bu proje hayata geçer ya da geçmez, ancak böyle bir talebin yapılmış olduğu kesindir.”
RİCCİARDONE’NİN ADAYI MI?
Bir de bizim anımsattığımız Ricciardone faktörü var.
Bundan 8 ay önce, ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile baş başa bir görüşme yapmak istemiş ve ikili, tüm teamüllere aykırı olarak, bir otel odasında baş başa 2,5 saat görüşmüştü.
Kulislere düşen tek bilgi, o görüşmede Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisine ikna edildiğiydi. Başka?
Erdoğan’ın dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la yaptığı ve ayrıntılarını mezara götüreceklerini söylediği sır Dolmabahçe görüşmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, neden kendi “Dolmabahçe görüşmesi” hakkında somut bir şey söylemiyor?
İHSANOĞLU BİR TEK CHP’NİN ADAYI DEĞİL!
Görüldüğü gibi ortada üç seçenek var:
1) Ekmeleddin İhsanoğlu (belki de Abdullah Gül’ün adayı olarak) 5 ay önce CHP’ye kendi geldi.
2) Aydın Doğan – Hüsamettin Özkan ikilisinin 3 yıl öncesinden beri adayıydı.
3) Francis Ricciardone’nin adayıydı.
Üçü de aynı kapıya çıkıyor ve görülüyor ki, İhsanoğlu aslında Erdoğan’a Çankaya yolu açabilme özelliği nedeniyle gerçekte AKP’nin adayıdır!
Neyse ki, CHP Atlantik cephesinden ithal “siyasal İslamcı” bir adaya mahkûm kalmadı ve partinin yurtsever, Atatürkçü, ulusalcı milletvekilleri Emine Ülker Tarhan’ı aday göstermek için harekete geçti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Haziran 2014
KÜRDİSTAN’IN MİMARI: ERDOĞAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/06/2014
Kerkük merkezli bölgesel gelişmelerin anlamı, şu üç soruyla ilgilidir:
1) IŞİD Musul’u işgal etmeseydi, Barzani Kerkük’ü işgal edebilir miydi, işgalin ardından “Kerkük’ten çıkmam” diyebilir miydi, Kerkük işgali sonucunda “bağımsızlığa yaklaşıldığını” söyleyebilir miydi?
2) IŞİD Musul’u işgal etmeseydi, Bağdat’a rağmen yapılan 50 yıllık Ankara-Erbil kaçak petrol anlaşması hayata geçebilir miydi? IŞİD Musul’u işgal etmeseydi, AKP hükümeti Irak’ın petrolünü Barzani adına İsrail’e satabilir miydi?
3) IŞİD Musul’u işgal etmeseydi, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin durumu bu kadar tartışılmaya açılabilir miydi, hükümet kurmaması için baskı yapılabilir miydi? IŞİD Musul’u işgal etmeseydi, ABD ve AKP, Maliki karşıtı yeni bir hükümet için “açıktan” girişimde bulunabilir miydi?
ATLANTİK TERÖRÜ
Bu üç sorunun yanıtı üç gerçeğe işaret etmektedir.
1) AK Medya’daki MİT patentli “IŞİD’in arkasında İran var”, “IŞİD ile Esad ortak” yalanlarının maskesi hızlı düştü.
2) İran-Irak-Suriye cephesine yönelik “Atlantik terörü cephesi”, ABD’den başlayarak AKP ve IŞİD’e kadar uzanmaktadır.
3) Atlantik terör cephesinin Musul saldırısının baş hedefi, Kürdistan’ı kurmaktır.
KÜRDSTAN’IN ÖNÜNDEKİ ENGEL: MALİKİ
Kürdistan’ın kurulması için öncelikle Irak’ın birliğini savunan Nuri El Maliki’nin yıkılması ve Bağdat’a ABD’nin çıkarlarına hizmet edebilecek birinin oturtulması gerekmektedir.
IŞİD saldırısından hemen sonra Maliki’nin “Irak’ı yönetememekle” suçlanması ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bizzat yollara düşerek Maliki karşıtı bir hükümet kurma arayışına soyunması önemlidir.
Kerry’nin bu hedefle, hem IŞİD’in arkasındaki askeri sorumlu İsrail’i, hem de IŞİD’in finans kaynağı Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesi, İsrail ile Suudi Arabistan’ın İran’a karşı yaptığı stratejik ortaklık anlaşmasıyla da uyumluydu.
Üstelik o ziyarette İsrail ABD’ye, Kürdistan kurulduğu takdirde tanıyacağının mesajını da verdi.
ERDOĞAN İSRAİL’DEN ÖNCE KÜRDİSTAN’I TANIDI
Ancak Kürdistan daha kurulmadan onu tanıyan biri vardı: Recep Tayyip Erdoğan!
Çünkü Erdoğan, Barzani’yle 50 yıllık bir anlaşma imzalamıştı.
Böylesi bir anlaşma Irak’a ait özerk bir bölgeyle değil, ancak “bağımsız bir devletle” imzalanabilirdi.
Üstelik Irak hükümeti, AKP hükümetini uyarmakta ve Ankara ile Erbil’in Bağdat’a rağmen imzaladığı anlaşmanın yasa dışı olduğunu belirtmekteydi. Bu yasa dışılık, Erdoğan ile Barzani’yi devletlerarası hukukta “petrol kaçakçısı” konumuna götürüyordu.
Bu nedenle Erdoğan ile Barzani o anlaşmayı bir yıl boyunca uygulayamadılar. Ne zaman ki IŞİD Musul’u işgal etti, Erdoğan, Barzani’nin gönderdiği petrolü satmaya soyundu. İlk alıcı da İsrail’di!
Daha ötesi Barzani, Musul’u fırsat bilip, “Kürdistan’ın kalbi” dediği Kerkük’ü de işgal etti. Zira Kerkük, petrolü ve jeopolitik konumu nedeniyle önemliydi ve Kerkük’ün olmadığı bir Kürdistan yaşayamazdı. Barzani’nin yöneticileri, işgalle birlikte Kerkük’ün petrollerini de Türkiye üzerinden satacaklarını müjdeledi!
IRAK-SURİYE CEPHESİ TÜRKİYE’Yİ SAVUNUYOR
Böylece ABD, Turgut Özal’a yaptıramadığını Tayyip Erdoğan’a yaptırmış oldu ve Kerkük petrollerinden pay karşılığında Kürdistan’ı yeni bir aşamaya getirmiş oldu. Yani Kürdistan’ın bu aşamasındaki mimarı Erdoğan oldu.
Üstelik Erdoğan eş zamanlı olarak Türkiye Kürdistanı’nın yolunu açan Kürt Açılımı’nda da 2. aşamaya geçti, TBMM’ye PKK’ye yasallık paketi getirdi!
Ancak tüm bu hamleler, ABD cephesinin savunmadaki ataklarıdır ve son tahlilde inisiyatif Asya ve bölge kuvvetlerinin elindedir. Esad’ın zaferi bunun göstergesidir.
Tıpkı Suriye gibi Irak da kazanacak ve Erdoğan’a rağmen Türkiye’nin “toprak bütünlüğünü” savunmuş olacaklar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2014
AKP’NİN 2. BALYOZ SALDIRISI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/06/2014
AKP’ye yakınlığıyla bilinen ve eski bir AKP’li milletvekili tarafından yönetilen Akşam gazetesi dün “Karargâhta 40 paralel paşa” manşetiyle çıktı.
Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ve 30 Ağustos öncesinde psikolojik savaş amacı taşıdığı görülen haberde, Erdoğan’ın talimatıyla üç aydır TSK içinde önemli bir çalışmanın yürütüldüğü belirtiliyor.
Erdoğan’ın özel ekibinin ulaştığı sonuç şu: “Karargâhta 40 paralel paşa var, TSK subaylarının yüzde 50’si paralelci.” (Akşam, 27 Haziran 2014)
İÇERİDEN İHANET
Kuşkusuz TSK içinde “paralelci subaylar” vardır.
Zira içeriden ihanetin olmadığı bir AKP-Cemaat operasyonunun bu kadar başarılı olması mümkün değildi.
Ergenekon ve Balyoz tertipleriyle millici subayların tasfiye edilmesi ve TSK’ye bir ölçüde diz çöktürülmesi, ancak içeriden ihanetle mümkündü.
Ancak burada esas önemli olan, bu operasyona içeriden katkı yapanların kimliğinin F tipi örgütçü, hatta AKP’ci olmasından daha çok, ABD’ci ve NATO’cu olmasıdır.
2. BALYOZ’UN HEDEFLERİ
Gelelim Akşam’ın haberine…
Bize göre bu haberin hedefleri şunlardır:
1) TSK’ye yönelik bir baskı oluşturarak, YAŞ öncesinde Erdoğan’ın elini güçlendirmek.
2) Çok sayıda yapılması istenen tasfiye girişimine kamuoyu desteği oluşturmak.
3) F Tipi yapı üzerinden TSK’ye 2. Balyozu vurmak, F tipi yapıyı gerekçe göstererek TSK’yi biçimlendirmek.
4) “F Tipi” diye korkutup, TSK içindeki millici komutanları Erdoğan’ın arkasında pozisyon almaya zorlamak.
5) Balyoz davasından tahliye edilen muvazzaf komutanların bu YAŞ’ta etkili yerlere gelmesini engellemek, emekli edilmelerini olağanlaştırmak ve en azından pazarlıkta kullanmak.
ÖZEL OPERASYONUN ANLAMI
Peki, Erdoğan’ın Akşam gazetesi üzerinden başlattığı bu psikolojik savaş ve özel operasyon ne anlama gelir?
1) TSK karşıtlığında AKP ile F Tipi yapı arasında bir fark yoktur.
2) AKP’nin “F Tipi yapı TSK’ye kumpas kurdu” lafı taktikseldir.
3) AKP’nin TSK düşmanlığı stratejiktir.
4) AKP, TSK’yi tamamen diz çöktürmeden ve hizaya sokmadan 2023 hedefini gerçekleştirmeyeceğini bilmektedir ve o nedenle 2. Balyoz operasyonuna ihtiyaç duymuştur.
ERDOĞAN HEDEFİNE ULAŞABİLİR Mİ?
Peki, Erdoğan bu operasyonla istediği sonucu alabilecek mi?
Hayır!
“Her iki subaydan birinin paralelci olduğu” iddiası, TSK içinde gözleri daha da açacak ve ABD’nin, AKP’nin, F Tipi yapının niyetlerini daha da belirginleştirecektir.
Türk subayı, TSK’yi IŞİD’in ve Nusra’nın önünü açma konumuna düşürenlerin, “temizlik” yalanına inanmayacaktır!
“Her ikisinden birinin paralelci” olmadığını bilen Türk subayı, 2007 ve öncesindeki gibi değil, Mustafa Kemal’in askeri gibi davranacaktır: Önlem alacaktır, kurumunu savunacaktır, koruyacaktır ve milletinin geleceği için asker gibi savaşacaktır!
Daha da önemlisi, Türk Ordusu açısından artık esas olan meseleye gelmiş bulunuyoruz: Esas mesele AKP ya da F Tipi yapının kendisi değil, bunların bağlı olduğu yapıdır.
Esas mesele, ABD’yle, NATO’yla ve onların TSK içinde kurduğu mekanizmayla hesaplaşabilmektir!
Türk ordusu, ancak bu hesaplaşma ile milli devletini gerçekten koruyabilecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Haziran 2014
KERKÜK TÜRK-KÜRT DEĞİL, IRAK ŞEHRİDİR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/06/2014
Irak’ın kuzeyinde ne zaman önemli bir gelişme olsa, hemen Kerkük-Musul fetihçileri ortaya çıkar ve “Kerkük Türk’tür, Türk kalacak” sloganları atar.
Bu slogan, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıyla uyumlu bir slogan olduğu için, tehlikelidir.
KERKÜK BÖLÜCÜLÜĞÜ
Bu sloganı en son MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de bu haftaki grup toplantısı konuşmasında attı.
Bu sloganın tersini de yıllardır Mesud Barzani atıyor. O da şartlar elverdikçe ortaya çıkıyor ve “Kerkük Kürt şehridir” diyor, “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir” diyor. Hatta IŞİD’in Musul işgalini fırsat bilip, Kerkük’ü işgal ediyor.
Sonuçları itibariyle Bahçeli’nin “Kerkük Türk’tür, Türk kalacak” demesiyle, Barzani’nin “Kerkük Kürtlerindir” demesi arasında hiç fark yoktur! Her iki slogan da farklı pencerelerden bölücüdür!
Neden? Çünkü “Kerkük’ün bir Irak şehri” olduğu gerçeğini değil, onun bir etnisiteye ait olduğunu iddia eder!
KERKÜKÇÜLÜK IRKÇILIKTIR
Kerkük’ün tarihte kime ait olduğu üzerinden günlük siyaset yapılmaz. Zira tarih içinde savaşlar olmuş, kaynaşmalar olmuş, kavimlerden milletlere dönüşen büyük uygarlık tarihinde yerler sürekli değişmiştir.
Bir yerin tarihte kime ait olduğu üzerinden siyaset yapılması, hem ırkçı bir yaklaşımdır hem de ahmakçadır. Çünkü birileri de kalkıp “Ey siz Türkler, Anadolu’ya 1071’den sonra geldiniz, şu taraf Rum diyarıdır, bu taraf da Kürtlere aittir” der.
Ancak maalesef Türkiye’de bu tür ırkçı kafalar vardır. Hatta “HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Türk olursa desteklemeyiz” diyebilen Devrimci Demokrat Kürt Derneği Başkanı İmam Taşçıer gibiler bile vardır! (Rusya’nın Sesi, 24 Haziran 2014)
DEVRİMLE TÜRK MİLLETİ OLDUK
Özellikle belirtelim: Irak’ın Türkmenleri, Türkiye Türklerine, Türkiye Kürtlerinden daha yakın değildir!
Çünkü Türkiye’nin her etnik grubu bir devrimle milletleşmiş ve Türk milleti olmuştur. O nedenle Mustafa Kemal, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” demiştir.
Türkiye’de Türk, Kürt, Arap milliyetinden insanlar vardır, Türk, Kürt ve Arap halkları vardır ama hepsinin toplamı Türk milletidir!
KERKÜK HAVUCU
Peki, hem Bahçeli’nin hem de Barzani’nin sözleri neden ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıyla uyumludur?
Çünkü her ikisinin sözleri de Irak’ın “toprak bütünlüğüne” aykırıdır. ABD zaten Irak’ın kuzeyinin Irak’tan kopmasını istemektedir ve gücü yettiği oranda fiilen 1991’den beri bunu yapmaktadır.
Bu parçanın bölgede yaşayabilmesinin yolunun da Türkiye’nin himayesinde olmasından geçtiğini bilir. Bu nedenle Özal üzerinden Türkiye’de Musul-Kerkük petrolleri havucu uzatmış, bu nedenle AKP hükümeti üzerinden Bağdat’a rağmen Ankara-Erbil eksenini kurmuştur.
IRAKLI VE SURİYELİ KİMLİĞİ ESASTIR
Türkiye açısından son 25 yılın en büyük gerçeği şudur: Irak’ın ve Suriye’nin “siyasal birliği ve toprak bütünlüğü”, Türkiye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğüdür.
Bölgedeki ülkelerden birinin bölünmesi, diğerinin de bölünmesini doğurur.
Batı, Irak ve Suriye’yi dinsel ve etnik bakımdan ayırmaya kalktıkça, bölge kuvvetleri Iraklılığı ve Suriyeli kimliğini öne çıkarmalıdır, o kimlikleri desteklemelidir.
Kerkük’ün Irak, Diyarbakır’ın Türkiye, Kamışlı’nın Suriye şehri olması hem bölge ülkelerinin, hem de bölgedeki tüm halkların yararınadır!
Aksi, emperyalizmin tezgâhında Türk, Kürt, Arap boğazlaşmasıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Haziran 2014
EKMELEDDİN İSMİNİ RICCIARDONE Mİ FISILDADI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/06/2014
“Tanıdıkça sevilecek” biri olduğu, yani tanınmadığı CHP Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde teyit edilen Ekmeleddin İhsanoğlu ismini Kemal Kılıçdaroğlu’na kim fısıldadı?
Kılıçdaroğlu’nun “çatı aday” arayışı görüntülü parti ve STK ziyaretlerinde bu ismin gündeme bile gelmediğini, yapılan açıklamalardan biliyoruz.
Öte yandan Ekmeleddin İhsanoğlu isminin Kemal Derviş tarafından önerildiği iddiası da, Derviş tarafından yalanlandı. Yalanlamayı, tekrar yalanlanamadığı sürece doğru kabul etmeliyiz.
Ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Beykoz Konakları’nın adayı olduğu, yani Aydın Doğan-Hüsamettin Özkan tarafından ortaya atıldığı iddiası da Ayın Doğan tarafından yalanlandı; bunu da doğru kabul ediyoruz.
Peki, bu durumda Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Kılıçdaroğlu’na kim önerdi? CHP’de konuşulmayan, gündeme hiç gelmeyen bu ismi Kılıçdaroğlu rüyasında görmedi ya?
RİCCİ’YLE BAŞ BAŞA 2,5 SAAT
Tarih 22 Ekim 2013.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ile bir otel odasında 2,5 saat baş başa görüştü.
Bu teamül dışı baş başa görüşmeye CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin şu açıklamayı getirdi: “Talep öyle geldi. İkili görüşme talebi olduğundan başkası katılmadı.”
Görüşmenin içeriği açıklanmadı. Bu nedenle esrarengiz görüşme, siyaset tarihine “Kılıçdaroğlu’nun Dolmabahçe’si” diye geçti.
Kulislere yansıyan tek bilgiye göre, 2,5 saat süren bu baş başa görüşmede Ricciardone, Kılıçdaroğlu’nu ABD’yi ziyaret etmeye ikna etmişti.
Kılıçdaroğlu’nun ziyarete ikna olması için 2,5 saate ihtiyaç var mıydı? Bu baş başa 2,5 saat süren görüşmede başka şeyler konuşulmadı mı?
BAYKAL GİTMEDİ, KILIÇDAROĞLU GİTTİ
Neyse, bu baş başa görüşmeden yaklaşık 1,5 ay sonra, Kılıçdaroğlu ABD’yi ziyareti etti.
Bu tablo Ricciardone için büyük başarıydı. Zira ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey çok uğraşmış ama Deniz Baykal’ı bir türlü Washington’u ziyaret etmeye ikna edememişti.
Ancak Ricciardone, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ikna ederek CHP’deki yönelimi değiştirmeyi başarmıştı!
Bu arada anımsatalım: Central Asia-Caucasus Institute & Silk Road Studies Program’ın CIA için hazırladığı Ekim 2008 tarihli Türkiye raporunda 3 senaryo var. 2.’sinin ilgili bölümü şöyle: “Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmeye nihayet razı edilince, yerine 2008’de AKP ileri gelenlerinin yolsuzluklarını ortaya çıkarmakla kamuoyunun dikkatini çekmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu gelir.”
Rapor hazırlandığında, daha Baykal’ın bir kasetle “razı edilmesine” 1,5 yıl vardır!
RİCCİ KILIÇDAROĞLU’NU BÜYÜKELÇİLİĞE ÇAĞIRDI
Uzatmayalım…
Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisinden sonra yine sıradışı bir şey oldu: Ricciardone, hem de 17 Aralık operasyonundan bir gün sonra Kılıçdaroğlu’nu Büyükelçiliğe yemeğe davet etti. CHP Genel Başkanı da daveti kabul edip, ABD Büyükelçiliği’ne yemeğe gitti!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’na göre büyükelçilikte 1 saat 15 dakika süren bu yemek normaldi ve Kılıçdaroğlu yemekte Ricciardone’ye ABD’den memnun ayrıldığını anlatmıştı.
Y-CHP’nin üst düzey yöneticileri bu iki yemeği “normalleştirmeye” çalışsa da normal değildi ve CHP tarihinde “otel odasında” baş başa bir görüşme yoktu.
Türkiye’nin ana muhalefet partisinin liderinin, bir otel odasında bir büyükelçiyle baş başa 2,5 saat görüşmesi, ancak manda rejimlerinde olabilecek bir görüşme şekliydi.
KILIÇDAROĞLU YANITLAMALI
Şimdi yeniden soralım: Hiç kimsenin aklında olmayan Ekmeleddin İhsanoğlu ismini Kemal Kılıçdaroğlu’na kim fısıldadı?
Ricciardone, baş başa 2,5 saat süren görüşmede önermiş olabilir mi?
Zira İhsanoğlu, ABD’yi “günümüzün Osmanlı İmparatorluğu” diye övecek kadar Washington’un “BOP – Yeni Osmanlı” projelerine uyumlu bir isimdir. ABD’nin Cidde Başkonsolosu Martin Quinn’e ait 1 Kasım 2009 tarihli ABD kriptosu, bu konuda kesin yanıtlarla doludur. (Aydınlık, 24 Haziran 2014)
O nedenle Kılıçdaroğlu bu soruya yanıt vermelidir: Ekmeleddin İhsanoğlu ismini kendisine Ricciardone mi fısıldadı?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2014
MUSUL İŞGALİNİN PERDE ARKASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/06/2014
Ayrıntıları Aydınlık’ta okuyacaksınız: Christof Lehmann’ın Hariri’ye çok yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre, IŞİD’in Irak savaşının merkez üssü, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’dir!
Üstelik operasyona da 22-23 Kasım 2013’te İstanbul’da yapılan Atlantik Konseyi Enerji Zirvesi’nde karar verildi.
Peki, kimler vardı o zirvede? ABD’nin hangi ağır topları İstanbul’daydı? ABD Enerji Bakanı Ernst Monitz, Atlantik Konseyi Başkanı Frederick Kempe, eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft.
Scowcroft’un Henry Kissinger’la ve Irak Kürdistanı Doğal Kaynaklar Bakanı Hawrami ile yakın bağları olduğunu özellikle not edelim!
ABD’Lİ SENATÖR: ‘IŞİD’İ BİZ SİLAHLANDIRDIK’
Peki, İstanbul’daki bu Enerji Zirvesi’nin asıl konusu neydi? Kerkük merkezli Kuzey Irak petrollerinin Türkiye üzerinden satışı; yani Bağdat’a rağmen Ankara-Erbil ekseni kurulması.
Hatta konunun tam merkezinde yer alan kaynak, Kissinger, Scowcroft, Nulan, Keagan, Stavridis, Petreaus, Ricciardone ekibinin, Obama’ya “Kasım’a kadar Kürt özerkliğine razı olması için Maliki’ye baskı yapsan iyi olur” mesajı da gönderdiler.
Böylece Partilerüstü Politikalar Merkezi Türkiye uzmanı John Hannah’ın bu köşede iki gün önce yazdığımız şu sözleri daha da anlamlı hale geldi: “Ankara’nın Erbil’le yakınlaşması Washington’un çıkarlarıyla örtüşüyor ama Türkiye ve ABD daha fazla koordinasyon içinde olmalı.” (Amerika’nın Sesi, 21 Haziran 2014)
Bakınız ABD ile IŞİD’in Musul işgali arasındaki ilişkiyi kanıtlayan başka açıklamalar da var. Örneğin ABD’nin Cumhuriyetçi Senatörü Rand Paul, “IŞİD’i biz silahlandırdık” dedi. (Rusya’nın Sesi, 23 Haziran 2014)
Bir diğer senatör Richard Black de Aydınlık’ın sorularına verdiği yanıtta, CIA’nin Libya’dan Türkiye’ye silah sevk ettiğini, MİT’in de bu silahları Suriye’ye gönderdiğini açıklamıştı. Ayrıca Black, Adana’da her ay 250 cihatçının eğitildiğini de belirtmişti.
ABD’NİN TAŞERONLARI VE 7 HEDEFİ
Artık tablo iyice netleşti.
İlk günden itibaren IŞİD’in Musul işgalinin arkasında ABD’nin ve taşeronları olan AKP ile KDP’nin olduğunu belirtmiştik. Daha ilk günden IŞİD ile Peşmergenin çatışmayacağının açıklanması, Musul’u fırsat bilen KDP’nin Kerkük’ü işgal etmesi ve AKP’nin fırsattan yararlanıp Erbil’den aldığı kaçak petrolü İsrail’e satması, bu gerçeğin göstergeleriydi.
Öte yandan IŞİD’in Musul’u işgalinin birbirine bağlı 7 hedefi olduğunu da belirtmiştik: 1) Suriye ve Ukrayna yenilgisini dengelemeye çalışan ABD, Musul hamlesiyle Ortadoğu’da mevzi kazanmaya çalışıyor. 2) ABD Suriye ile Irak içinde petrol bölgesi olan bir yayı sorunlu hale getirmek ve Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan İran, Irak, Suriye hattı içinde gedik açmak istiyor. 3) Bu sorunlu bölgeye dayanarak Irak’ın Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olarak üçe bölünmesini kolay hale getirmeye çalışıyor. 4) Kerkük ve Musul’u bu hamleyle Bağdat’tan koparmak, “Türkiye himayesinde Kürdistan” planının önünü açmak istiyor. 5) “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” adı altında Fars-Arap bloğuna karşı düşmanlığı derinleştirmek istiyor. 6) Türkiye’yi Suriye’de Rojava’ya yani Suriye Kürdistanı’na razı etmeye çalışıyor. 7) Maliki’yi “hizaya sokmak” istiyor. (Aydınlık, 14 Haziran 2014)
TÜRKİYE’Yİ KÜÇÜLTME HAMLESİ
Öte yandan PKK de IŞİD’in Musul işgalini, KDP ile olan sorunlarının çözümünde fırsat olarak kullanmaya çalışıyor. Bölgenin savunulmasında ortaklık öneriyor.
O nedenle PKK de nesnel olarak aynı cephededir. Nitekim dünkü Özgür Gündem’in manşeti de bu bakımdan önemlidir. PKK liderlerinden Mustafa Karasu’nun Hüseyin Ali ismiyle yazdığı analizde, özetle şöyle deniyordu: “Türkiye, Kuzey Irak ve Rojava ile Misakı Milli’sini güncellemelidir.” ABD’nin “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” diye tarif ettiği, işte tam da buydu.
Üstelik Barzani aynı gün CNN’den “Kürtlerin kendi geleceğini belirleme vakti geldi” diyordu.
Ancak sürekli uyardık: Türkiye gerçekte büyümeyecek, Türk-Kürt federasyonundan kopacak Büyük Kürdistan’dan geriye, küçültülmüş Türkiye kalacak!
O nedenle IŞİD’in Musul işgali, ABD’nin Türkiye’yi küçültme hamlesi diye de özetlenebilir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Haziran 2014