Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

İP-CHP YARIŞI

Hatay Samandağ’daki “Gericiliğe ve Teröre Karşı Dünya Gençliği Buluşuyor” sempozyumu sırasında kısmen seçim havasını da soludum.

Samandağ ile merkez ilçe Defne’den izlenimlerim şöyle:

DEFNE VE SAMANDAĞ

Her iki ilçede de seçime sanki iki parti giriyor gibi: İşçi Partisi ve CHP.

Diğer partilerden ise sadece MHP ve TKP’nin birkaç pankart, afiş ve duvar yazısına rastladım.

Samandağ ilçesinin girişinden çıkışına kadar ana cadde kesintisiz İP ve CHP bayraklarıyla dolu. Her iki ilçede gün boyu vızır vızır İP ve CHP seçim araçları dolaşıyor, propaganda yapıyor.

Yine her iki ilçede sık sık bu iki partinin seçim ofisine rastlanıyor.

Bu arada en çok dikkatimi çeken ise şu oldu:  Tayyip Erdoğan’ın geldiği günü saymazsak, Hatay’da AKP sanki seçime girmiyordu. Suriye’ye düşmanlık politikası AKP’yi burada çoktan sıfırlamıştı.

HATAY PERİNÇEK’İ BEKLİYOR

Defne’de İşçi Partisi’nin üç mahalle mitingine katıldım: Dursunlu, Harbiye, Armutlu…

İşçi Partisi, üç dört bin nüfuslu bu mahallelerin her birinde bine yakın vatandaşla miting yaptı. Yıllardır miting izlerim, buradaki coşkuya, buradaki heyecana çok az şahit oldum.

İşçi Partisi’nin Defne Belediye Başkanı adayı Cafer Özenir ile Samandağ Belediye Başkanı adayı Selim Kamacı olağanüst seviliyor ve ilgi topluyor.

Bu afmosfere bakarak iki iddiada bulunacağım:

1) Doğu Perinçek’in Defne ve Samandağ’da ayrı ayrı yapacağı mitingler İstanbul ve İzmir mitinglerinden kalabalık olacak.

2) İşçi Partisi her iki ilçede de belediye başkanlığını kazanacak.

Kaldı ki İP aslında buralarda çoktan iktidar olmuş!

ARMUTLU’DA DİRENİŞ İZLERİ

Sempozyuma katılan Iraklı, Suriyeli, Lübnanlı ve Venezuelalı dostlar da İşçi Partisi’nin Armutlu’daki mahalle mitingine katıldılar. Dostlarımız Türkiye-Suriye kardeşliği ve bölgesel barış için İşçi Partisi’ni desteklediklerini ilan ettiler.

Bu arada Iraklı, Suriyeli, Lübnanlı ve Venezuelalı dostlarımızla Haziran Halk Hareketi’ndeki direniş ruhuyla öne çıkan Armutlu mahallesini ziyaret ettik, çarpışmaların yaşandığı caddeyi baştan başa dolaştık, sokakların duvarlarında hala izleri olan o günleri hatırladık.

O süreçte zaman zaman Armutlu’ya gelen TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz ile TGB Hatay İl Başkanı Ali Turna bizlere sokak sokak o kahramanca direniş günlerini aktardılar.

EL ZEYD’DEN ŞEHİTLERİMİZE FATİHA

Ali Turna, Haziran Ayaklaması’nin ilk şehidi Abdocan’ın, Abdullah Cömert’in düştüğü yere götürdü bizi. TGB orayı kamulaştırmış ve üyesi Abdocan’ın anısını yaşatmaya çalışıyor.

TGB, Abdocan şehit olduğunda elinde olan Türk Bayrağı’nı da, Berkin Elvan’ın almaya giderken vurulduğu ekmeği de zincirlediği o köşede, mumların arasında sergilemiş…

 

Başta ABD Başkanı Bush’a ayakkabı fırlatan Muntazer El Zeyd olmak üzere dostlarımız öldürüldüğü yerde Abdocan için Fatiha okudular.

 

Abdocan’ın şehit düştüğü sokağın ardından, Armutlu’nun bir diğer kahramanının, Ahmet Atakan’ın öldürüldüğü yere gittik. Sempozyumun ardından kurulan Dünya Antiemperyalist Gençlik Birliği’nin yedi kişilik Kurultay Koordinasyon Merkezi burada Ahmet Atakan için saygı duruşunda bulundu.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

25 Mart 2014

 

Yorum bırakın

EL ZEYD İLE SADDAM TARTIŞMASI

Hatay’daüç günü geride bıraktım. Bugün hem içeriden, yani sempozyumdan, hem de dışarıdan gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım.

Önce içeriden…

MALİKİ KONUSUNDA AYRILIK

Sempozyuma Türkiye’den sonra en kalabalık katılım Irak’tandı. Iraklı kardeşlerimizle çok yararlı tartışmalar yaptık.

Örneğin ABD Başkanı Bush’a ayakkabı atan Muntazer El Zeydi, konuşmamda kimi Ortadoğu liderleriyle ilgili yaptığım değerlendirmelere itiraz etti. El Zeydi, emperyalizme direnen liderler arasında Saddam Hüseyin’i saymama ve Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi ülkesini birleştiren lider olarak nitelememe karşı çıktı.

El Zeydi biraz da diplomatik bir ifadeyle kürsüden özetle şunları söyledi: “Irak’ta dün Saddam Hüseyin’e kahraman diyen de diktatör diyen de vardı… Bugün sizin gibi ‘Maliki Irak’ı birleştiriyor’ diyen de var, diktatör olduğunu söyleyen de… Her iki görüşte hem doğrular var hem de yanlışlar.”

LAİKLİK EKSENLİ MALİKİ İTİRAZI

El Zeydi’nin bu diplomtik ifadelerinin dışında Maliki konusunda arada paylaştığı kimi görüşler de vardı. Örneğin El Zeydi laikti ama Maliki değildi. Temel itirazı bundandı.

Bir de Bush’a ayakkabı fırlattıktan ve tutuklandıktan sonra rejimin işkencesine uğramıştı ve bunu affetmiyordu. Haklıydı…

Sempozyumun ikinci günü akşamı yemeğe gidilirken bu konu bu kez Iraklılar arasında tartışıldı. Örneğin Menas El Süheyl her liderin yanlışları olabileceğini, bu nedenle toplam yönelimi açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu. El Süheyl, Maliki’nin kimi hatalarına rağmen ülkeyi yeniden ayağa kaldırmaya başladığını savundu.

Bu arada El Zeydi’nin temel fark olarak ortaya koyduğu laiklik konusu devrimci, milliyetçi, halkçı, antiemperyalist tüm Araplar açısından çok önemseniyor. Kuşkusuz bunda her an karşı karşıya kaldıkları radikal İslamcı terörün etkisi de var.

HATAY: EN LAİK KENT

Laiklik demişken…

Hatay gördüğüm en laik kent. Bütün dinler bir arada. Mahalleler içiçe. Müthiş bir hoşgörü hakim.

Örneğin Nusayri kökenli bir yurttaşımız durumu şöyle anlatıyor: “Doğduğum evin karşısında Ermeni, yanında da bir Türk evi vardı. Ben tesadüfen bu evde doğduğum için Nusayri’yim, diğer evlerde de doğabilirdim…”

Konuştuğum herkes içice yaşamaktan memnun. Yüzlerce yıla dayanan bu yanyanalık, şehirde tam bir hoşgörü iklimi yaratmış.

Bu durum üç günde izleyebildiğim kadarıyla insanların yaşam tarzına da yansımış. Örneğin Hatay’da akşamları ailecek yemeğe çıkmak başka herhangi bir ilimizden daha yaygın. Bu nedenle lokantaları çok büyük ve çocuklar için bahçelerinde oyun alanları var.

Örneğin kadınlar çok şık ve modern. Bunda mutlaka rahatsız edilmeden sokakta yürüyebilmelerinin de etkisi vardır. Yani hoşgörü iklimi en çok kadınlara yaramış.

Bu arada sempozyumun yapıldığı otelde akşamları düğünler vardı. Erkekler ve kadınlar, Oscar törenine gider gibiler; şık, bakımlı, havalı…

Anlaşılan Hatay’ın Gezi eylemlerinde başı çekmesi sadece AKP’nin Suriye politikası nedeniyle değil, aynı zamanda laikliğe ve yaşam tarzlarına sahip çıkmak içindi…

BUSH’A AYAKKABI FIRLATABİLMENİN KAYNAĞI

Yazıya El Zeydi ile başladık, onunla bitirelim…

Kolundaki gösterişli saati saymazsak (ilginçtir, sempozyumdaki tüm Arap kardeşlerimiz gösterişli saat takıyordu) tam bir halk adamı, mütevazi…

Kalabalık olduğumuz için garsonlar servise yetişemediğinde kalkıp önümüze tabaklar da koyuyor, minübüsümüz dar bir yerden geçmeye çalışırken inip şoföre muavinlik de yapıyor.

Zaten herhangi biri gibi olsaydı Bush’a ayakkabı fırlatamazdı.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

24 Mart 2014

Yorum bırakın

BATI ASYA – GÜNEY AMERİKA HATTI

Türkiye Gençlik Birliği ile Arap Öğrenci Birliği’nin Hatay Samandağ’da düzenlediği “Gericilik ve Teröre Karşı Dünya Gençliği Buluşuyor” sempozyumu çok yararlı tartışmalara sahne oldu. İlgilendiğim konular bakımından özellikle Iraklı ve Lübnanlı kardeşlerimizden çok şey öğrendim.

Bu arada sempozyumda yaptığım “Kürt Koridoru” konuşması Venezuelalı kardeşlerimiz tarafından ilginç ve şaşırtıcı bulundu. Zira yıllarca Kürt sorunu konusunda tek yanlı ve yanlış bilgilendirilmişlerdi.

Türk hükümetleri ne yazık ki ABD işbirliği nedeniyle Kürt, Ermeni ve Kıbrıs meselelerini Batı’ya doğru anlat(a)mamıştı. Anlaşılan Ermeni meselesi konusunda Türkiye’ye önemli bir kazanım sağlatan İşçi Partisi’ne daha çok iş düşmekteydi.

2300 YILLIK KARDEŞLİK

Bu arada sizlerle paylaşayım. Hatay’ın sevilen turizmcilerinden Ayhan Kara anlattı: Sempozyum için toplandığımız Samandağ milattan önce 300’de, yani 2300 yıl önce, çok önemli bir kardeşlik anlaşmasına sahne olmuştu.

Selevkiya, Antiyokya, Laodikya ve Apamiya kent-devletleri, yani Samandağ, Antakya, Lazkiye ve Hama şehirleri arasında 2300 yıl önce bir anlaşma yapılmıştı.

Türkiye’nin Samandağ ve Antakya’sı ile Suriye’nin Lazkiye ve Hama’sı 2300 yıl önce kardeşlikle bağlanmıştı. Selevkiya’nın kurucusu Selevkos, bu dört şehirin sonsuza kadar kardeş olmasını istemişti.

İşte şimdi de TGB’nin çabalarıyla yine Samandağ’da Türk, Iraklı, Suriyeli, Lübnanlı ve Venezuelalı gençler bir dayanışma platformu inşa ediyordu: Kardeşlik, anti-emperyalizm, birlik!

‘TARİHİ BİR İŞ YAPIYORUZ’

Anti-emperyalist gençlerin Samandağ’dan inşa etmeye başladığı bu platform, bu kardeşlik projesi tüm dünyayı etkileyecek bir potansiyel taşıyor.

Nitekim Iraklı temsilci Münaf El Ubeydi konuşmasına bu nedenle “dünyanın merkezindeyim” diye başladı.

Çok doğruydu ve bize göre iki nedenle böyleydi:

1)Hatay bugün emperyalizm ile Ortadoğu’nun düğüm merkezlerinin başında gelmektedir.

2)Hatay’da anti-emperyalist dünya gençliğinin çatı örgütü inşa ediliyor.

Nitekim sempozyuma videokonferans sistemiyle katılabilen Arap Öğrenci Birliği Genel Sekreteri Nidal Ammar da bu noktaya dikkat çekti: “Sıradan bir sempozyum değil, tarihi bir iş yapıyoruz, tarihi bir adım atıyoruz. Orada yalnız değilsiniz. Gelemeyen, sınırı geçemeyen, yanınıza bırakılmayan, vize alamayan biz gençlik örgütü temsilcileri de yanınızdayız. Orada bir üst örgüt kuruyorsunuz. Bu bir şemsiye olacak. Buradan çıkacak kararlar bütün dünya anti-emperyalist gençliğine ulaşmalı.”

BİRLİKTE MÜCADELE

Gerçekten de Hatay Samandağ’da bir tarih yazıldı. Konuşmamda da vurgulu olması için biraz abartarak söylediğim gibi “yüzyıl önce İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kurarak birlikte mücadele eden Türk, Kürt, Arap öğrenciler yüzyıl sonra yeniden birlikte mücadele etme kararı alıyorlar.”

Iraklı gazeteci Münaf El Ubeydi’nin Suriye’den videokonferansla sempozyuma katılan Nidal Ammar’a sorduğu şu soru aslında bu gerçeğe işaret ediyordu: “Benim babam Irak, annem de Suriye. 21 Mart biliyorsun anneler günü. Annem Suriye nasıl?”

DİRENİŞ DEĞİL TAARRUZ HATTI

Venezuela temsilcileri Micaela Ovalear ve Yurimar Longart Hatay’da bir tarih yazıldığına katıldığını belirttiler ve daha da ötesine geçtiler. Ovalear ve LongartHatay’dan Karakas’a bir dayanışma hattının kurulmaya başladığına dikkat çektiler.

Evet, Samandağ’nda emperyalizme karşı bir taarruz hattının temeli atıldı: Hatay’dan, Ortadoğu’dan, Batı Asya’dan Venezuela’nın başkenti Karakas’a, Güney Amerika’ya kadar dünya anti-emperyalist gençleri yeni bir dünya kurmak için birleşti.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

23 Mart 2014

Yorum bırakın

DIŞİŞLERİNE EL KADI, İÇİŞLERİ’NE ZARRAB

Yayınlanan ses kayıtlarının ortaya çıkardığı gerçeklerden biri şudur: Türkiye kurumlarla değil, Erdoğan ve etrafıyla yönetiliyor.

Dolayısıyla yönetilemiyor!

BİLAL, EFTAL, SERDAR

Örneğin Yasin El Kadı Bilal Erdoğan’ı arıyor, Mısır ve Müslüman Kardeşler nedeniyle Suudi Arabistan’a karşı yapılan açıklamaların dozajının düşürülmesini istiyor.

Bilal babasıyla Yasin El Kadı’yı buluşturuyor. İkilinin görüşmesine Erdoğan’ın kızı Sümeyye de katılıyor.

Bu kadar ciddiyetsizlik yetmiyor ve asıl rezalet bundan sonra başlıyor. Sümeyye, Yasin El Kadı’nın Erdoğan’a kabul ettirdiği yeni Suudi Arabistan politikası konusunu abisi Bilal’e anlatıyor. Bilal, Eftal isimli arkadaşına aktarıyor. Eftal de Serdar isimli arkadaşına…

Bu kulaktan kulağa dış politika aktarma işleri, Serdar’ın konuyu sosyal medyada paylaşmasıyla iyice çığırından çıkıyor. Konunun bu yolla deşifre olması üzerine Tayyip Erdoğan çıldırıyor ve oğlu Bilal’i fırçalıyor!

Dışişleri Bakanlığı’nın devre dışı bırakıldığı bu dış politika belirleme işi kuşkusuz en geri devletlerde bile görülmeyecek cinstendir!

THY İLE SİLAH SEVKİYATI

Dış politikada daha neler var neler…

Uluslararası uçuş kuralları hiçe sayılarak THY uçağıyla Nijerya’ya silah sevk ediliyor. THY yetkilisi Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Mustafa Varank’dan, konunun muhatabı olan MİT’in olaya el atmasını istiyor. Zira sefer sayısı artıkça, THY görevlisi tedirgin oluyor.

Geride kalan iki yılda benzer başka olaylar da yaşandı. Yemen’e silah sevk edildi, iki kez yakalandı. Suriye’ye pek çok kez silah sevk edildi. Libya’dan Al Antisar gemisiyle İskenderun’a militan ve silah getirtilip, Suriye’ye gönderildi.

Her biri uluslararası arenada Ankara’nın başını büyük belalara sokacak türden olaylar…

KALKAN BAKANI GÜLER

Dışarıda durum bu… Ya içeride?

Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Muammer Güler, kendisine bağlı kolluk kuvvetlerinin Reza Zarrab’ın üzerine gelmesi halinde ona siper olacağını, önüne yatacağını telefonda söylüyor…

Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, 7 ay önce MİT tarafından AKP yönetimine yolsuzluk ve rüşvet ilişkileri nedeniyle raporlanan bir kişiye kendini kalkan ediyor!

Erdoğan ise Fenerbahçe başkanı seçiminden TOKİ’nin işlerine kadar her konuya karışıyor. TOKİ Başkanı’nı arayıp, bir arazinin kendisinden habersiz nasıl başkasına satıldığını soruyor, kızıyor, anlaşmanın feshedilmesini istiyor. Telefonu kapatırken talimat veriyor: Ondan habersiz kuş uçmayacak!

SINIRSIZ YETKİLİ RTÜK BAŞKANI

Ya medya? Alo Fatih’e Alo Mustafa ekleniyor.

Erdoğan neyin canlı verileceğinden, altyazıda ne yazılacağına kadar kendi karar vermek istiyor. Açık açık “sahibi olmadığı” gazetelerin yöneticilerine telefon açıp, “şunu at, bunu al” diyor!

Üç yılda pek çok gazetede pek çok yazar işinden oluyor…

Erdoğan beğenmediği soruyu soran gazeteciyi azarlıyor, hoşuna gitmeyen yazıyı kaleme alanı uçağından atıyor…

SULTAN, PADİŞAH, PEYGAMBER

Tüm bunların sahnelendiği ülkemizde Erdoğan sultan ilan ediliyor, padişah kabul ediliyor, hatta peygamber mertebesine çıkartılıyor…

Kimi çığırından çıkanlar, Allah’ın vasıflarının Erdoğan’da toplandığını bile söyleyebiliyorlar…

Erdoğan’ın gideceği ilde bir gece önceden operasyonlar yapılıyor, eylem yapması muhtemel kişiler gözaltına alınıyor… Korumalar balkonundan Erdoğan’a tepki gösterenlerin evini basıyor, yetkisi olmadığı halde gözaltına alıyor…

Hatta ve hatta güzergâhtaki partilerin kapısı kırılıp, içeriye gaz atılıp Erdoğan’a dikensiz bahçe yaratılıyor!

TÜRKİYE İÇİN YIKMA VAKTİ

Tüm bunların yaşandığı ülkemiz, çeşitli istatistiklerde ve gelişmişlik indekslerinde de görüldüğü gibi hızla en alt sıralara yuvarlanıyor…

Erdoğan ülkemizi kurumlarla değil, evlatlarıyla; yetkililerle değil İran ve Suudi uyruklu para babalarıyla yönetiyor! Daha doğrusu yönetemiyor!

AKP’nin 9 aydır iktidar olmamasının bir nedeni de bu mafyokratik anlayıştır!

Ve rezilliğin bu seviyede olması, yıkılma vaktinin geldiğini gösteriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Mart 2014

 

Yorum bırakın

CEMAAT PKK’YE EL Mİ UZATIYOR?

Emperyalizm ile milli devlet çelişmesinin en derin yaşandığı yerden, Hatay’dan yazıyorum bu satırları.

Türkiye Gençlik Birliği TGB Hatay’da “gericiliğe ve teröre karşı” dünya gençliğini buluşturuyor. Hatay Samandağ’da üç gün sürecek sempozyumda biz de Kürt Koridoru konusunda bir konuşma yapacağız.

Zira Kürt Koridoru, emperyalizmin üç yıldır Suriye’ye saldırmasının en önemli gerekçesidir.

ABD Irak’ın kuzeyinde inşa ettiği yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak istemektedir. Washington bilmektedir ki ancak denize bir koridor açabilirse Kürdistan’ı gerçekten ilan edebilecektir.

Mesele bu nedenle Ankara için çok önemlidir ve ABD bu nedenle Türkiye’deki tüm araçlarını bu işe seferber etmiştir.

AKP-PKK İLE BARZANİ-CEMAAT SAFLAŞASI

Hem bölgedeki Kürt Koridoru düzleminde hem de Türkiye’deki Kürt Açılımı düzleminde ABD’nin araçları arasında Suriye saldırısıyla birlikte bazı çelişmeler ortaya çıktı: PKK ve Barzani Suriye’nin kuzeyi konusunda ayrı düştüler. Türkiye’de de AKP ile Cemaat bir kaç nedenle karşı karşıya geldiler.

Bu durum şöyle bir saflaşma yarattı: Bir tarafta AKP ile PKK, diğer tarafta Barzani ile Cemaat.

Öyleki AKP ve PKK sözcüleri, Cemaat’in bu süreçte sürekli Kürt Açılımı’nı baltaladığını dile getirdiler. Oslo mutabakatının sızdırılmasını da İmralı tutanaklarının yayınlanmasısını da hep Cemaat’e dayandırdılar.

Diğer yandan Barzani’nin Cemaat’e Kuzey Irak’ta faaliyet izni vermesi fakat Güneydoğu Anadolu’nun PKK ve Cemaat için rekabet alanı olması da, yukarıda belirttiğimiz saflaşmayı yaratan etkenlerdendi.

SURİYE DİRENDİ, SAFLAR BOZULDU

Ancak 2013 yazından itibaren Suriye’de Şam yönetiminin taarruza geçmesi ve PKK’nin kuzeyde fırsattan ve boşluktan yararlanıp özerklik ilan etmesi saflaşmada değişikliklere yol açtı. Buna bir de AKP’nin Ankara-Erbil ekseni ihtiyacı eklenince ortaya bir Erdoğan-Barzani cephesi çıktı.

Mesut Barzani Diyarbakır’a, Neçirvan Barzani Van’a davet edildi. Kürtçe mesajlar verildi, Başbakan ilk kez Kürdistan dedi.

Bu gelişme önceleri AKP-PKK ortaklığını çok olumsuz etkilemedi. ZiraPKK, açılımı bir tek AKP ile yürütebilirdi. Halk hareketi baskısı altında olan AKP de PKK’ye mecburdu.

GÜLEN’DEN YENİ KÜRT AÇILIMI

Bu durum 17 Aralık sonrasında da sürdü. Ta ki PKK, AKP’siz bir döneme girildiğini saptayana ya da yeni bir işaret alana kadar.

Önce kimi BDP’liler “AKP’ye mecbur değiliz” demeye başladı ardından da KCK bir deklarasyon yayınlayıp “AKP muhatap olmaktan çıktı” dedi.

İşte tam bu süreçte yeni bir gelişme yaşandı.

Zaman gazetesine konuşan Fethullah Gülen, Kürt Açılımı konusunda olumlu mesajlar verdi, “süreci bozmamak lazım” dedi. (El Cezire Türk, 20 Mart 2014)

Hatta Gülen o kadar ileri gitti ki, Erdoğan hükümetini örneğin anadilde eğitim konusunda gerekli adımları atmamakla suçladı.

ABD’NİN TEK ÖLÇÜTÜ: AÇILIM

Kuşkusuz bu köklü söylem değişikliğinin iç politikayla ve AKP ile Cemaat’in çatışmasıyla doğrudan ilgisi var.

Ama tam PKK’ye göre AKP’nin muhatap olmaktan çıktığı bir süreçte Açılım’a Cemaat’ten, hem de bizzat Fethullah Gülen tarafından yeşil ışık yakılması oldukça anlamlıdır.

Ve de ABD için Açılım’ın bütün işlerden daha önemli olduğunu gösterir.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

21Mart 2014

Yorum bırakın

PKK ÖZERKLİĞİ NASIL İNŞA EDECEK?

PKK’nin hedefi, özerkliğin üçüncü aşamasına geçmek! Peki nasıl?

Gelin önce ilk iki aşamayı anımsayalım:

Birinci aşamada; Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 24 Ekim 2007’de “demokratik özerklik projesini” kabul etti. Demokratik Toplum Partisi de (DTP) Kasım 2007’deki kongresinde projeyi “siyasi tutum belgesi” olarak tüzüğüne soktu.

DTK 14 Temmuz 20011’de “demokratik özerklik” ilan ederek, ikinci aşamaya geçti!

30 Mart 2014’ten sonra da üçüncü aşamaya, “inşa” aşamasına geçeceklerini ilan ediyorlar…

3 ÖZERKLİK – 3 AÇILIM

Özerkliğin üç aşaması ile AKP’nin Kürt Açılımı aşamaları birlikte, birbirinden beslenerek yürütüldü: 2005’te Diyarbakır Açılımı, 2009’da Kürt Açılımı, 2013’te Öcalan Açılımı…

Bir de Açılım ile özerklik hedeflerinin altyapısını sağlayacak yasalar var elbette: BM İkiz Sözleşmeleri, Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı, Kalkınma Ajansları, Büyükşehir Yasası…

Kuşkusuz bu kısa “bölünme” tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri de Öcalan’ın 2004’te TSK denetiminde çıkarılması ve MİT’in kontrolüne verilmesi olmuştur. O tarihten itibaren PKK eylemlere yeniden başlamış, ABD’nin işgal ettiği topraklarda güvenli bölge kazanmış, büyümüş ve Türkiye’yi yeniden tehdit eder hale gelmiştir.

5 ADIMDA ÖZERKLİK İNŞASI

Peki, sırada ne var? PKK nasıl bir hamleyle özerkliğin “inşa” sürecini gerçekleştirecek?

Murat Karayılan’ın açıklamalarıyla başlayalım. Karayılan Suriye’de yani Batı Kürdistan’da üç kantonda ilan ettikleri özerkliğin, Kuzey Kürdistan, yani Türkiye için örnek olacağını belirtmektedir.

El Cezire Türk televizyonuna konuşan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise konuyu daha da somutlaştırmaktadır. Buna göre:

1) BDP kazandığı yerel yönetimler aracılığıyla, kamusal alana anadili sokacak.

2) Belediyeler eliyle kütüphane, dil kursu, etüt merkezi açılacak ve buralarda anadilde eğitim yapılacak.

3) Belediye meclislerini bir tür yerel parlamentoya çevirecek.

Bir de Demirtaş’ın anlatmadığı ama fiilen atılan adımlar var:

4) PKK’nin asayiş birimleri, fiilen polisin yerini alacak. Nitekim bu başladı ve asayiş birimleri, örneğin fuhuş yapılıyor diyerek bir internet kafeyi bastı, bilgisayarları parçaladı, binayı yaktı!

5) PKK’nin kolluk kuvvetleri, kent giriş ve çıkışlarını tutacak. O kente giren ve çıkan araçları durdurup, ehliyet, ruhsat, pasaport kontrolü vs. yapacak. Böylece bölgeye adım adım otoritesini kabul ettirecek.

ABD VE BÖLÜCÜLÜK KAYBEDİYOR

Peki, tüm bunlar mümkün mü?

Kuşkusuz fiilen uygulanmaya başladığı için mümkündür. Fakat bu tür uygulamalar son tahlilde gerçek bir özerklik değildir ve AKP sonrasında uygulanma alanı bulamayacaktır.

Diğer yandan Türkiye’de özerkliğin iki temel şartı vardır:

1) ABD’nin bölgede silahlı kuvvet bulundurması.

2) Irak’ın kuzeyinin Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanması.

Her iki şart da mevcut değildir. ABD 2010’da Irak’ı terk etmek zorunda kalmıştır. ABD olmayınca, 1992’den itibaren adım adım inşa edilen Kuzey Irak’taki yapı yeniden Bağdat’ın çekim alanına girmeye başlamıştır. Suriye de iyi direnince Kürt Koridoru inşa edilememiştir.

Bu şartlarda Türkiye’de özerklik ilan edebilmek, gerçekçi değildir.

Ama PKK’nin “özerkliği inşa edeceğim” demesinin başka anlamları vardır: Türkiye’de bir iktidar seçeneği yaratamayan ABD, PKK’nin özerklik kışkırtmasını manivela yapmayı ve TSK’yi bir Amerikancı darbeye mecbur etmeyi planlamaktadır.

Bunun da uygulanamayacağını gerekçeler ile bu köşede incelemiştik.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mart 2014

Yorum bırakın

PKK AÇILIM’I KİMİNLE YÜRÜTEBİLECEK?

PKK’nin önündeki en önemli sorun, ABD’nin Kürt Açılımı projesini Türkiye’de artık kiminle birlikte yürütebileceğidir.

KCK deklarasyonuna kadar bu sorunun yanıtı belliydi: AKP!

Öcalan bu nedenle Haziran Halk Hareketi sırasında Erdoğan’a can simidi attı, bu nedenle 7 Şubat ve 17 Aralık’ı “AKP’ye darbe” diye niteledi ve ona göre konumlandı, BDP bu nedenle AKP’ye “yeni Anayasa” ortağı oldu, BDP bu nedenle AKP’ye ciddi bir muhalefette bulunmadı.

AKP MUHATAP DEĞİL

Ancak artık durumlar değişti. KCK yayınladığı son deklarasyonla “AKP muhatap olmaktan çıktı” dedi ve AKP’siz bir döneme işaret etti. Kuşkusuz PKK’nin siyasetlerindeki bu köklü değişim, ABD’den alınan bir işaretten bağımsız olamaz!

Ancak bizim bu konudaki görüşümüz farklıdır ve en başından beri ısrarla belirtiğimiz gibi şöyledir: ABD Erdoğan’ı çizmedi, daha doğrusu çizemedi; çünkü uygulanabilir seçeneği yok. Washington AKP’nin 30 Mart’taki oy kaybının büyüklüğüne göre tutum belirleyecek.

CHP-MHP ELVERİŞLİ MUHATAP DEĞİL

Ancak neticede AKP’nin gerçek anlamda bir iktidar olamayacağı da ortadadır, nitekim 9 aydır aslında iktidar da değildir!

Bu durumda AKP-PKK ortaklığı ne olacaktır, ABD Açılım projesini hangi araçlar üzerinden yürütebilecektir, PKK kiminle yürüyecektir?

Bu konuda ilk somut değerlendirmeyi yapan, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş oldu. El Cezire Türk televizyonuna konuşan Demirtaş, Gonca Şenay’ın “AKP olmazsa çözüm süreci devam eder mi, kiminle eder” sorusuna şu yanıtı verdi:

CHP, MHP bu konuda çok elverişli muhataplar değil. Bizim açımızdan çözüm arayışı, mücadelesi devam eder fakat AKP’nin yerine gelecek alternatifler CHP-MHP ise zannediyorum kendileri bir müzakere sürecini yürütmeyecektir. Biz AKP’nin alternatifinin CHP-MHP olmadığını halka anlatmaya çalışıyoruz. Bunun dışındaki her seçenek daha fazla kaos yaratır, daha fazla gerilim, çatışma yaratır.” (El Cezire Türk, 18 Mart 2014)

Kuşkusuz AKP’ye dolaylı destek de içeren bu sözler, KCK deklarasyonuna yansıyan şu sözlerle birlikte okunduğunda daha anlamlıdır: “İç ve dış güçler CHP ve Fethullahçılarla yeni bir iktidar kurarak demokratik devrimci güçleri etkisiz kılmayı hedefledi.” (Özgür Gündem, 16 Mart 2014)

ÜÇ RENKLİ ARA DÖNEM

Peki, PKK’ye göre AKP artık muhatap olamayacaksa, CHP ve MHP zaten elverişli muhatap değilse bu durumda PKK ne yapacak?

TBMM ve hatta sistem dışı yeni bir odağın ortaya çıkacağını ve onunla masaya oturabileceğini mi düşünmektedir? Bilmiyoruz…

Kuşkusuz yeni dönemde sistem dışı bir odağın belireceğinin işaretleri vardır ama o odağın açılım karşıtı olduğu da kesindir!

Ya o zaman?

Gelin Demirtaş’ın ipuçları içeren başka sözlerine de mercek tutalım. Demirtaş, 30 Mart sonrasında üçe bölünmüş bir Türkiye siyasi haritası çiziyor: “Bir tarafta AKP’nin kemik tabanı diyebileceğimiz, AKP’nin etrafında kilitlenmiş muhafazakâr bir kitle, öbür tarafta milliyetçilik ve ulusalcılık ekseninde bir araya gelmiş ve Cemaat’in desteğiyle bloklaşmış ve sahillerde yoğunlaşmış bir kitle. Türkiye’nin doğusunda da bizi destekleyen daha çok Kürtlerin ağırlıkta olduğu bir blok oluşacak.”

AÇILIM DEĞİL, KARDEŞLİK PROJESİ UYGULANACAK!

Böyle bir harita belki 30 Mart’tan sonra bir süreliğine belirecektir ama orta vadede Türkiye’nin siyasi haritası bambaşka olacaktır.

ABD o yeni haritayı engelleyebilmek adına kaos planlarını uygulamaya çalışacak, PKK üzerinden özerklik kışkırtmaları yapacaktır, daha şimdiden bunun işaretleri vardır.

Ancak Türkiye artık geri döndürülmez bir atılım sürecine girmiştir ve bu gerçek, yeni bir siyasi harita ortaya çıkaracaktır.

Türkiye’nin o yeni siyasi haritasında da PKK’nin Açılımı yürütebileceği bir aktör olamayacaktır! Erdoğan’ın bile mevzi koruyabilmek adına köklü geri adımlar atmak zorunda kalacağı bu yeni süreçte, ABD’nin Kürt Açılımı projesi çöpe atılacak ve yerine Türk-Kürt kardeşliği projesi uygulanacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mart 2014

Yorum bırakın

MİLLET BAŞBAKANA NEDEN KÜFREDİYOR?

Tayyip Erdoğan konvoyla İzmir’e giriyor, bir kadın balkonundan tepki gösteriyor. Erdoğan konvoyu durdurup korumalarına balkonu işaret ediyor. Korumalar evi basıyor, kadın gözaltına alınıyor.

Evin hangi hukukla basıldığını, korumaların yetkisinin olup olmadığını bir kenara bırakalım ve devam edelim.

Erdoğan İzmirli kadının evini bastırmakla yetinmiyor, mitingde de saydırıyor: “Bugün gelirken bir bayan balkonda, yanında herhalde kocasıydı, beyiydi. Oradan eliyle öyle çirkin bir hareket yapıyor ki… Ülkenin Başbakan’ı oradan geçiyor, sen elinle kolunla o hareketi yapıyorsun. Sen bir bayansın ya, sen bir kadınsın ya… Sen, bu ülkenin Başbakan’ı buradan geçerken, o kol hareketini nasıl yaparsın? Yani bunu, bir erkek yapsa, akıl erer de, ki o dahi yapamaz, bir bayanın bunu yapmasını ben anlayamıyorum.”

Erdoğan’ın sözleri arasına sızan muhafazakâr anlayışı da yine bir kenara bırakalım ve Erdoğan’ın bıraktığı yerden devam edelim:

Erdoğan, birinin kendisine el kol hareketi yapmasını, küfretmesini neden anlamıyor? Biz anlatalım.

Kuşkusuz İzmirli kadının değil başbakana,  herhangi birine el kol hareketi yapmasına kategorik olarak karşıyız. Bunun tartışılacak bir yanı yok.

Ama sorun böylesi kategorik yaklaşımların çok ötesindedir ve en başta sorunun muhatabı olan Erdoğan’ın kafa yorması gereken bir meseledir. Bu ülkenin başbakanı kendine sormalı ve yanıt aramalıdır: “Millet bana neden küfrediyor?”

Erdoğan’a yardımcı olması için ipuçları verelim:

1) O kadının İzmir’ine “gavur” diyorsunuz, haliyle İzmirliye de diyorsunuz!

2) O kadının hemcinslerine sık sık ahlaksız göndermesi yapıyorsunuz. Oturduğunuz Dolmabahçe Sarayı’nın penceresinden vapurdan inenleri izlediğinizi, kıyafetlerinden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz!

3) İzmir’de polis, başı açık ve eylemci genç kızları saçından tutarak sürükledi. O fotoğraf herkesin belleğinde. O polis sizin yarattığınız iklimden beslenerek yasadışı davranıyor. Nitekim bir türlü cezalandırılmıyor!

4) O kadının destek verdiği Gezi eylemlerine katılan herkesi çapulcu ilan ediyorsunuz, terörist diyorsunuz… Sizin verdiğiniz emirlerle şiddet uygulayan ve eylemci öldüren polise destan yazan kahraman polis muamelesi yapıyorsunuz, daha da şiddet göstermelerini teşvik ediyorsunuz.

5) En çok kadınlara müdahale ediyorsunuz. Kaç çocuk doğuracağını, nasıl doğuracağını belirlemeye kalkıyorsunuz. O kadının çocuğunu hangi okula göndermesi gerektiğini dikte ediyorsunuz.

6) Doğru olmadığı halde ısrarla Gezi eylemcilerinin Dolmabahçe Camisi’nde bira içtiğini iddia ediyorsunuz ve o muhafazakâr parti tabanınızı o gençlere karşı kışkırtıyorsunuz. Sizi yalanlayan Cami müezzinini iki defa sürüyorsunuz. O gençleri günlerce ekranlardan “dine hakaret etmekle” suçluyorsunuz.

7) Kabataş’ta bir grup eylemcinin bir yakınınızın gelinine ve altı aylık çocuğuna “neler neler yaptığını” söylüyorsunuz. Görüntüler sizi yalanlıyor ama siz ısrarla kışkırtmaya devam ediyorsunuz. O yalana dayanarak eylemcileri, muhalefeti, ahlaksız ilan ediyorsunuz!

8) Halkı hakla karşı kışkırtmakla yetinmiyor, komşunun tencere tava eylemi yapan komşusunu ihbar etmesini açıkça istiyorsunuz. Neyse ki sağduyulu halk sizi dinlemiyor!

9) Ses kayıtlarından öğrendik. İçişleri Bakanınız Muammer Güler, Gezi eylemcileriyle ilgili olarak, havuza dâhil ettiğiniz o işadamına şöyle diyor: “Abicim kim kalıyorsa kalsın, iki gün, kulaklarından tutar, geçmişini s.ker atarım onların hepsinin yani.”

10) Sadece bakanınız değil, havuza dâhil ettiğiniz bir başka işadamı da şöyle diyor: “Bu milletin a.ına koyacağız, sen merak etme.”

11) Bakanınız, işadamınız vatandaşa küfreder de Valiniz eksik kalır mı? O da kendisine tepki gösteren halka “gavat” diyebiliyor!

12) “İmam Hatip’ten terörist çıkmadı” diyerek, diğer okul mezunlarına topluca terörist diyorsunuz. Eylem yapan ODTÜ’lü öğrencilere sürekli hakaret ediyorsunuz.

13) Yazısını beğenmediğiniz köşe yazarını patronuna şikâyet ediyorsunuz, “tasmalısın” diyorsunuz, “batsın sizin gazeteciliğiniz” diye meydanlardan bağırıyorsunuz. Beğenmediğiniz manşetler olunca “o başlıkların altında kalacaksınız” diye tehdit ediyorsunuz.

14) Hoşunuza gitmeyen şeyler söyleyen işadamlarını açık açık tehdit ediyorsunuz; maliye, vergi diyorsunuz. Hatta meydanlarında “ondan alışveriş yapmayın” bile diyorsunuz.

15) Size biat etmeyeni düşman ilan ediyorsunuz. Dün birlikte çalıştığınız isimleri, bugün hain diye damgalıyorsunuz.

16) Açılımlarınızın üstündeki yaldız kazındığında Kürt, Alevi, Şii karşıtlığınız ortaya çıkıyor. Paralel yapıyı kötülerken ”Şia’dan bile beterler” diyorsunuz. Alevileri zaman zaman dinsiz ilan ediyorsunuz, muhalifinizi “Alevi” diyerek ötekileştiriyorsunuz.

17) Herkesin yaşam tarzına karışıyorsunuz. Elinizdeki yetkiyle beğenmediğiniz yaşam şartlarını daraltıyorsunuz. Alkol satış saati belirliyorsunuz. Alkol kullanan vatandaşa “zıkkımlan” diye sesleniyorsunuz.

Yaptıklarınıza bu köşe yetmiyor. Bitiriyoruz ve soruyoruz: Sizce bu millet neden size küfrediyor?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mart 2014

Yorum bırakın

PKK AKP’SİZ DÖNEME HAZIRLANIYOR

Önce “ABD’nin Kürdistan planı askıda” dedik. Toplamda geri çekilen, Ortadoğu’da yenilen, Suriye’de Kürt Koridoru oluşturamayan Washington’un, planını askıya almaya mecbur kaldığını yazdık.

Peki, bu durumda ABD’nin en önemli kartı olan PKK neden özerklik kışkırtmaları yapıyordu? Onu da bir sonraki “ABD’nin ‘Küçük Amerika rejimini’ kurtarma planı” başlıklı yazımızda inceledik. ABD’nin çift koldan kışkırtmalar yaparak kaos çıkarmaya çalıştığını, kaosa çareyi de Amerikancı bir darbe olarak sunacağını yazdık. Ama önemle belittik: Washington bu kez beceremeyecek!

Dün de devamı olarak ABD’nin enstrümanları arasındaki çarpışmanın PKK’ye nasıl yansıdığını inceledik. Kronolojik olarak PKK liderliğinin saptamaları şöyleydi: Öcalan’a göre Kürt Açılımı’na karşı olan Cemaat darbe yaptı, AKP desteklenmeli. Cemil Bayık’a göre Kürt karşıtlığında AKP ve Cemaat ortak. Duran Kalkan’a göre Kürt darbesini yapan aslında AKP’dir.

Bu bir süredir izleri görülen İmralı ile Kandil arasındaki çatlağın en somut göstergesiydi. O nedenle Gladyo içi çarpışma olan AKP-Cemaat çatışmasının PKK’yi de bu anlamda böldüğüne işaret ettik.

PKK AKP’SİZ DÖNEME HAZIRLANIYOR

Kuşkusuz bu saptama farkının bölünme dışında başka anlamları da var:

1) PKK, üç ayda Öcalan’ın AKP’ye destek çizgisinden, Kalkan’ın işaret ettiği AKP’siz dönem çizgisine geldi.

2) PKK, AKP’nin uğradığı siyasi erozyonu dikkate alarak, kazandığı mevzileri tahkim etmeye çalışıyor.

3) AKP’ye destek veren PKK, artık AKP’nin iktidar olamayacağı bir yeni Türkiye’ye göre hazırlanıyor, ona göre strateji belirliyor, yeni ittifaklar arıyor.

4) PKK, ABD’nin kaos planında baş aktör olmaya hazırlanıyor.

Peki, bu durum İmralı’daki Öcalan’ı nasıl etkileyecek, PKK AKP döneminde kazandığı mevzileri koruyabilecek mi? Yazıyı bitirirken yanıtlayacağız ama önce KCK’nin dün ilan ettiği deklarasyona bakalım.

PKK’NİN STRATEJİK HEDEFİ: KÜRT-ALEVİ İTTİFAKI

Aydınlık da yazdı ama daha geniş ele aldığı ve manşetten verdiği için Özgür Gündem’den bakalım: “KCK Yürütme Konseyi, tarihi bir deklarasyon yayınladı. AKP muhatap olmaktan çıktı.”

Tam da dün işaret ettiğimiz eğilimi, yani AKP’ye destekten AKP karşıtlığına konumlanışı yansıtan bir deklarasyon.

Özgür Gündem spottan şöyle özetlemiş deklarasyonu: “‘Hükümet işlevini yitirdi ve muhatap olmaktan çıktı’ diyen KCK, demokrasi güçlerine kurucu bir irade olarak inisiyatif alma çağrısı yaptı. KCK, iç ve dış güçlerin CHP ve Fethullahçılarla yeni bir iktidar kurarak demokratik devrimci güçleri etkisiz kılmayı da hedeflediğini açıkladı.”

KCK bu nedenle demokrasi güçlerinin ittifak kurmasını istiyor ama kim o demokrasi güçleri? HDP’nin içine dâhil ettikleri etkisiz birkaç parti mi?

KCK’nin deklarasyonu içerisinde yer alan önerilerine bakılırsa onu aşan bir ittifak arayışı bu: “Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere tüm toplulukların kendini yöneteceğini kamuoyuna deklare etmek.”

Yani PKK bir Kürt-Alevi ittifakına dayanmayı ve özerklik ilan etmeyi yeni dönemin en temel stratejik hedefi olarak önüne koymuş oluyor!

SİLİVRİ ODAKLI YENİ TÜRKİYE

Kuşkusuz bu hedefin, ABD’nin tek belirleyen olamadığı, Washington’un iktidar seçeneği üretemediği, AKP’nin yönetemediği bir Türkiye’de gerçekleşmesi mümkün görünmüyor!

Zira Duran Kalkan’ın da saptamak durumunda kaldığı gibi Silivri’den tahliye olan isimlerin odak olduğu bir yeni Türkiye var artık.

Ve o Türkiye’de PKK’nin ayrılıkçılığına hükümet katından verilen destekler kesilecek, Hakan Fidan’ın çalışma arkadaşı olarak PKK içindeki otoritesini adım adım erozyona uğratan Öcalan’ın ABD adına girişimlerde bulunmasına izin verilmeyecek, ABD’nin kaos planına geçit verilmeyecek, Türk-Kürt kardeşliği gerçek anlamda yaşatılacak ve Kürtler yeniden Türkiye’nin birliğine kazandırılacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mart 2014

1 Yorum

AKP-CEMAAT ÇATIŞMASI PKK’Yİ BÖLDÜ

Öcalan’a göre MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın KCK davasına dâhil edilerek tutuklanmaya çalışıldığı 7 Şubat operasyonunu da, 17 Aralık “yolsuzluk” operasyonu da aslında Erdoğan’a yönelik bir darbe girişimidir ve hedefi Kürt Açılımı’dır, “çözüm” sürecidir!

Öcalan bu tezi pek çok kez dile getirdi hatta her seferinde daha da somutlaştırdı: Önce “Hakan Fidan’a sahip çıkmak lazım” dedi, Gezi’de PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyerek Erdoğan’a can simidi attı, en sonunda da 17 Aralık sonrasında açıkça Erdoğan’dan yana tavır koydu, “ateşe benzin dökmeyiz” diyerek AKP’yi rahatlattı.

Kuşkusuz şaşırmamıştık. Zira ABD’nin Kürt Açılımı’nı Erdoğan ile Öcalan birlikte uyguluyordu, ortaklardı. Hakan Fidan da o müzakereleri Erdoğan adına yürüten ve PKK’yle masaya oturan kişiydi.

ÖCALAN BAŞKA BAYIK BAŞKA DİYOR

Öcalan’ın bu açıklamaları PKK içinde sıkıntı yarattı. PKK yöneticilerinin bir bölümü AKP ile Cemaat çatışmasında açıkça AKP’den yana tutum almanın siyaseten sorunlu olduğunu düşünerek, Öcalan’ın açıklamalarına “müdahale” etti.

Örneğin KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın Vatan gazetesinden Ruşen Çakır’la yaptığı iki gün süren söyleşi tam bu süreçte, 2-3 Şubat 2014’te geldi…

Ruşen Çakır kendi internet sitesinde tam metnini yayımladığı söyleşide şöyle soruyordu: “Öcalan’ın darbe tespiti ve hükümetten yana olması bir tereddüt yarattı mı sizde?

Bayık’ın yanıtı Öcalan’ı düzeltme hedefliydi: “Önder Apo öyle hükümetten yana bir tavır filan belirlemiş değil. Öyle yansıtılıyor ama doğru değil.”

Oysa BDP heyetleri üzerinden Öcalan’ın yaptığı açıklamalar, AKP’ye tam destek verdiğini açıkça ortaya koyuyordu!

Söyleşinin bütününde ise ortaya şu tablo çıkıyordu: Kürtlere baskı, KCK operasyonları, Oslo mutabakatının sızdırılması, Uludere bombalaması, Paris cinayeti gibi sorunlu konular AKP ile Cemaatin ortak sorumluluğundaydı. Cemil Bayık’a göre birlikte yapmışlardı!

Oysa Öcalan, tüm bu sorunlu konuları cemaatin operasyonu olarak görüyor ve çözüm sürecini hedef alan, AKP’ye darbe girişimi olarak niteliyordu.

Yani Bayık ile Öcalan en temel konularda ayrı düşmüşlerdi. Hatta Bayık o söyleşide, Öcalan’ın Leyla Zana üzerinden Barzani ile temas aramasına bile karşı çıkıyordu.

KALKAN: ‘KCK DAVASI, AKP’NİN KÜRT DARBESİDİR’

Öcalan ile Cemil Bayık bu en temel konularda ayrı düşmüşken, bir diğer PKK lideri Duran Kalkan da önceki gün konuştu ve Öcalan ile Bayık’tan farklı bir tutum sergileyerek, sorunlu konularda AKP’yi işaret etti!

Öcalan’a göre Cemaat Hakan Fidan’ı KCK davasına dâhil ederek tutuklamaya çalışmış, Erdoğan’a darbe girişiminde bulunmuştu. Cemaat’in KCK operasyonu, çözümü baltalamak içindi.

Ancak Duran Kalkan tersini söylüyordu. Kalkan AKP’nin yerel seçimler sonrasında Kürt siyasetini tümden silebilmek için KCK operasyonu başlattığını savunuyordu. Operasyonu Başbuğ-Erdoğan ortaklığının bir sonucu olarak yorumluyordu: “Düpedüz 2009 yerel seçimlerinin ardından AKP ile Genelkurmay birleşip 14 Nisan siyasi soykırım operasyonlarını başlattılar. 13 Nisan günü dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Harp Okulu’nda AKP’nin daha sonra uyguladığı programı iki buçuk saat anlattı. AKP 14 Nisan’da onu uygulamak üzere Kürdistan’da sıkıyönetim ilan etti. DTP’yi kapatma sürecini başlattı. Milletvekillerini görevden aldı, belediye başkanlarını tutuklattı. On binden fazla Kürt siyasetçinin tutuklandığı süreci başlattı. Aslında bu darbeydi. AKP’nin Kürt darbesiydi.” (ANF, 14 Mart 2014)

ENSTRUMANLAR ÇARPIŞIYOR, AYRIŞIYOR

Artık tablo şu şekildedir:

1) Öcalan’a göre Kürt Açılımı’na karşı olan Cemaat darbe yaptı, AKP desteklenmeli.

2) Cemil Bayık’a göre Kürt karşıtlığında AKP ve Cemaat ortak.

3) Duran Kalkan’a göre Kürt darbesini yapan aslında AKP’dir.

Peki, bu durum ne anlama geliyor?

ABD zayıfladıkça Gladyo içi çarpışmalar yaşanıyor, AKP ile Cemaat yörüngeden çıkıp çarpışıyor. ABD’nin enstrümanları hem birbirleriyle karşı karşıya geliyor, hem de kendi içlerinde ayrışıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mart 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın