Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

AKP’NİN AYRILIKÇI KART OLMA DEĞERİ

İki gündür uyarıyoruz: ABD Suriye’den sonra Ukrayna’da da Türkiye’yi taşeron olarak kullanmak istiyor…

AKP hükümeti hem Montrö’yü delip ABD’ye boğazları açması için, hem de yüzde 10 nüfusa sahip Kırım Tatarları üzerinden Rusya’yı rahatsız etmek için Washington’a lazım…

Aydınlık’ın üç gün önce yaptığı “Kırım’da MİT parmağı” haberi bu bakımdan oldukça önemli.

Haberde, Aydınlık’a konuşan kaynaklar, “ABD’nin talebi doğrultusunda Türkiye’de bir ekibin Ukrayna’ya gittiğini ve Kırım Türklerini Rusya’ya karşı MİT’in kışkırttığını” belirtmişlerdi…

ÇİN’DEKİ KIŞKIRTICI SALDIRININ ZAMANLAMASI

Çin-Rusya ortaklığının ABD’ye karşı Suriye’de başarı kazandığı koşullarda Batı’nın Ukrayna’yı karıştırması gibi Çin’de palalı saldırganların tren istasyonunda insanlara saldırıp 29 kişiyi öldürmesi ve 100’den fazla kişiyi yaralaması da oldukça çarpıcı bir gelişmedir.

Ülkemiz açısından kritik olan ise olaydan sonra ortaya çıkan şu delillerdir:

1) Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı’nın saptamasına göre, saldırıyı düzenleyen ve 6 erkek ile 2 kadından oluşan ekibin lideri Abdürehim Kurban.

2) Saldırganların üzerlerinde “Doğu Türkistan” amblem ve bayraklarına rastlandı.

3) Saldırının yapıldığı Yunnan Bölgesi, Sincian’dan yüzlerce kilometre uzaklıkta!

Bir aracın Tiannenman Meydanı’ndaki kalabalığın içine dalıp 5 kişiyi öldürmesinden sonra gelen bu saldırı, düzenleyen merkezin, kışkırtıcı eylemleri Sincian dışında da yaygınlaştırmak istediğini gösteriyor.

ÇİN-TÜRKİYE İLİŞKİSİNE BOMBA

Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’ni Çin’in zayıf karnı olarak gören ABD’nin bu ülkede ayrılıkçı “Doğu Türkistan” örgütüne CIA kanalıyla her türlü desteği verdiği biliniyor. Washington’un Türk hükümetleri ve MİT üzerinden de bu ayrılıkçı örgütleri yıllardır yönlendirdiği biliniyor.

Ancak bugün soru şudur: Son saldırının hedefi esas olarak Çin midir, yoksa Çin-Türkiye ilişkisi midir? Kuşkusuz ikisi birdendir; stratejik olarak Çin, taktik olarak da Çin-Türkiye ilişkisidir.

Çin’deki kışkırtma, ABD’nin hem Türkiye’yi Suriye’den sonra Ukrayna’da da Rusya’nın üzerine sürmesiyle, hem de Çin’in Ukrayna konusunda Rusya’ya verdiği destekle bağlantılıdır.

Çünkü AKP hükümeti ABD’nin hem silahıdır, hem de büyük devletlere karşı kullanacağı bir barikattır.

Çünkü 62 yıl önce NATO’ya bağlanan Türkiye ABD’nin hem bölgede değerlendirdiği “müttefiki” ama hem de esas olarak hedefidir! Çünkü ABD’nin bölgeye dair stratejik planının merkezinde “Büyük Kürdistan” vardır ve bu da Türkiye’nin son tahlilde bölünmesi demektir!

EMPERYALİZM, HER TÜRLÜ AYRILIKÇILIĞIN ARKASINDADIR

ABD’nin kaşıdığı Çin’in ayrılıkçı “Doğu Türkistan” sorunu ile yine ABD’nin Türkiye’de kaşıdığı ayrılıkçı “Kürdistan” sorunu, İran’da kaşıdığı ayrılıkçı Azerbaycan sorunu, Rusya’da kaşıdığı ayrılıkçı Çeçenistan sorunu arasında gerçekte bir fark yoktur.

ABD, etnik meseleleri kaşıyarak ve kışkırtarak kısa vadede o ülkenin enerjisini boşa harcatmayı, uzun vadede de bölerek zayıflatmayı ve bağımlı hale getirmeyi hedefliyor.

Sorunun etnik kaynağı olması da maalesef emperyalist çıkarlara gözleri bir ölçüde kapatıyor. Kıbrıs’ta Türklük kaygısı olmayanların ve Denktaş’a darbe yaparak KKTC’yi ABD ve AB’nin çıkarlarına sunanların, konu Çin, Rusya ve İran’daki ayrılıkçılık olunca Türklüğü anımsaması, Uygurlara, Çeçenlere, Tatarlara destek nutukları atması, hepimiz için öğretici olmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mart 2014

Yorum bırakın

ABD TÜRKİYE’Yİ RUSYA’NIN ÖNÜNE SÜRÜYOR

Rusya’nın Kırım hamlesine karşı ABD’nin Karadeniz’e savaş gemisi yolladığı iddiası, dünün en konuşulan gelişmelerindendi…

İddianın sahibi Ukrayna’da faaliyet gösteren Askeri Araştırmalar Merkezi uzmanı Dmitriy Timçuk, Akdeniz’de bulunan ABD 6. Filosu’na bağlı savaş gemilerinin Karadeniz’e doğru yola çıktığını açıkladı. Timçuk, ABD destroyerlerinin 7 Mart günü Karadeniz’e gireceğini söyledi.

ABD’nin geçen ay sonunda Akdeniz’e giriş yapan “George Bush” uçak gemisinin de rotasını değiştirip Doğu Akdeniz yerine Ege’ye girdiği iddia edildi.

Biz bu yazıyı gazetemize teslim ettiğimizde Ankara’dan henüz bu bilgiyi teyit eden ya da yalanlayan bir açıklama gelmemişti.

MONTRÖ, TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİDİR

Normalde Montrö gereği, değil ABD uçak gemisi, barış şartlarında 8 bin tonajdan büyük herhangi bir ABD gemisi bile Karadeniz’e giremez.

2008 yılındaki Gürcistan krizi sırasında AKP üzerinden baskı kurarak Montrö’yü delmeye çalışan ABD, Türk Deniz Kuvvetleri’nin direncini aşamamış fakat karşılığında amiraller Ergenekon tertibine uğramıştı.

Bu bakımdan şartlar ilk bakışta şimdi ABD’nin daha çok lehineymiş gibi görünüyor. Çünkü hem iktidarı sallanan Tayyip Erdoğan ABD’ye daha mahkûm hem de TSK’nin nasıl bir tavır sergileyeceği soru işaretleriyle dolu.

Öte yandan yine teyit edilmeyen bir bilgiye göre Çin Türkiye’yi NATO gemilerinin boğazdan geçirilmemesi için ikna etti. Rusya’nın Sesi Radyosu’nun bildirdiğine göre Çin temsilcileri, bu bilgiyi doğrulamayı veya yalanlamayı reddetti.

Her iki iddiayı da şimdilik bir kenara bırakıyoruz.

ÇİN-RUSYA UKRAYNA’DA ORTAK

Bize göre Rusya’nın Kırım’dan ABD’ye silah göstermesine Washington’un aynı yöntemle yanıt vermesi mümkün görünmüyor.

Yani AKP Montrö’yü hiçe sayarak ve Türkiye’nin bağımsızlığına gölge düşürerek Boğazları ABD ve NATO gemilerine açsa bile, Washington’un doğrudan Moskova’yla silahlı karşı karşıya gelmesi mümkün görünmüyor.

Kuşkusuz ABD’nin silah yerine kullanabileceği başka kartlar var. En başta da Çeçen terörü…

Peki, o zaman yukarıdaki iddialar ne anlama geliyor?

Bize göre ABD’nin Karadeniz’e gemi gönderme girişimi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Rus askerleri Kırım’da kalıcı olacak” demesinden ötürüdür.

Zira önce Rusya G-8’den atılmakla tehdit edildi, ambargoyla korkutulmaya çalışıldı, “BM yaptırımına maruz kalırsın” diye uyarıldı…

Ancak Moskova bu tehditlerin hiçbirine kulak asmadı ve Kırım’da kalıcı olacağını ilan ederek ABD’ye açıkça meydan okudu.

Hatta Çin ve Rus Dışişleri Bakanları Ukrayna konusunda Pekin ile Moskova’nın aynı bakışa sahip olduğunu dünyaya ilan ettiler.

Bu saatten sonra ABD, ya masadaki kartının seviyesini yükseltecek ya da geri adım atacaktı. Mecburen yükseltti.

Olan kısaca budur…

RUSYA’YLA KARŞI KARŞIYA GELMEMELİYİZ

Burada asıl sorun Türkiye’nin durumudur.

ABD tıpkı Suriye’de olduğu gibi Ukrayna’da da Türkiye’yi Rusya’nın önüne sürmeye çalışmaktadır; Moskova’nın önünde kendine barikat yapmaya uğraşmaktadır.

Mesele sadece AKP’ye Montrö’yü deldirmek değil, dün de belirttiğimiz gibi Kırım’ın yüzde 10 Tatar nüfusuna dayanarak ABD’nin Ahmet Davutoğlu’nu cepheye sürmesidir!

AKP’nin Suriye’den sonra Ukrayna’da da Türkiye’yi ABD’nin çıkarlarına alet etmesi, hem Ankara’yı bölgede iyice yalnızlaştıracaktır hem de ülkemizi zayıflatacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mart 2014

 

Yorum bırakın

TÜRKİYE YENİDEN İNŞA SÜRECİNDE

Bu satırları yazdığımızda sandıklar henüz kapanmamıştı. O nedenle seçim sonuçlarına dayanan bir yorum yapmayacağız, ama sandık sonuçlarına bağlı olmayan kimi sonuçlara önemle dikkat çekeceğiz:

ARTIK AKP İKTİDARI YOK

Sandıktan ne çıkarca çıksın, yüzdeler ne olursa olsun, artık bir AKP iktidarından söz etmek mümkün olmayacaktır.

Elbette bunu “ABD AKP’den desteğini çekti” anlamında söylemiyorum. O konuda başından beri savunduğum hep şu oldu: “ABD Erdoğan’ı çizmedi, 30 Mart’a göre karar verecek; oylar önemli oranda düşmezse Washington yola Erdoğan ile devam edecek.”

Ancak…

“AKP iktidarından söz edilmeyecek” derken ABD’ye değil, Türkiye’ye bakarak bir değerlendirme yapıyoruz. Orada da gördüğümüz tablo şu:

1) Haziran Halk Hareketi ile birlikte AKP iktidarı çözüldü. Erdoğan 9 aydır fiilen iktidar değil. Bu iktidar boşluğunu hayatımızın her alanında somut görüyoruz.

2) Erdoğan’ın konutundan Davutoğlu’nun bakanlık makamına kadar her yer böcek dolu, her yer dinleniyor… Bu tablo iradesizliğe işaret etmektedir.

3) Devlet kurumları eşgüdümü kaybetti, ayrıca kurumsal erozyon yaşanıyor. Yargı ve emniyet başta olmak üzere pek çok kurum yapısal olarak darmadağın.

4) Başbakan’ın yasakladığı twittere Cumhurbaşkanı’nın gizli yollarla girmesi, devlet ciddiyetinin ortadan kalktığına işaret etmektedir.

HALK İRADE KULLANIYOR

Haziran Halk Hareketi’nden bu yana Türkiye’de önemli bir değişiklik yaşandı: Halkın etkili bir bölümü, özellikle gençler irade kullanıyor!

Halk iradesini “yasakları” çiğneyerek, AKP’nin gerçeği gizleme çabalarına engel olarak, korkmayarak, cesaretle gerçeği haykırarak kullanıyor.

Örneğin, AKP yolsuzluk içeren ses kayıtlarını yasakladığında gençler o kaydı cep telefonlarına yüklüyor ve cesaretle toplu taşıma araçlarında kitleye dinletiyor.

Örneğin, AKP twitteri yasaklayarak kimi gerçekleri örtmeye çalıştığında, gençler o yasağı açıktan çiğniyor ve korkusuzca gerçeği paylaşıyor.

SANDIK HER ŞEY DEĞİL!

Kuşkusuz bu irade sandığa tam olarak hemen yansımaz, ancak bir eğilimi mutlaka işaret eder.

Kaldı ki sandık da her şey değildir.

Nitekim Türk milleti sandığın her şey olmadığını, tek belirleyen olmadığını geride kalan bir yılda fazlasıyla gösterdi.

O nedenle AKP artık sandık fetişizmi yapıyor. Erdoğan o nedenle sandıkta aklanmayı, yolsuzlukları o nedenle sandıkta beraat ettirmeyi arzuluyor.

Ancak bu demokrasiye de aykırıdır, halkın devrim ihtiyacına da…

DEVRİM ZORUNLULUĞU

Geldiğimiz noktada önemli olan asıl gerçek artık şudur: Halkın değişim ve yenilik isteği, devrim ihtiyacı!

Artık o ihtiyaca göre hayat şekillenmekte ve o ihtiyaca göre siyaset kendisine yatak aramaktadır. Çünkü Kemalist Devrim’i tamamlama zorunluluğu, Türkiye’nin varlık yokluk sorunudur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mart 2014

Yorum bırakın

ABD’NİN UKRAYNA YANGININA RUS İTFAİYESİ

Ukrayna’da neler olduğunu anlamak için önce geriye gitmeliyiz ve eski ABD Başkanı Bush’un şu sözünü anımsamalıyız: “Son 18 ay içerisinde Gül, Turuncu, Mor, Lale ve Sedir devrimlerine tanıklık ettik ve bunlar sadece birer başlangıçtır. Bu devrimlerde STK’ların ve ABD hükûmetinin önemli rolleri bulunmaktadır. Yeni dönem savaşları milletleri değil rejimleri hedef alacaktır.”

Evet, ABD Bush döneminde, 2002’de Türkiye’de, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ve 2005’te Kırgızistan’da darbe yapmıştı. ABD ayrıca 2001’de Afganistan’a ve 2003’te de Irak’a saldırmıştı.

Ancak Irak direnişiyle başlayan Doğu’nun Batı’ya yanıt süreci 2008’de Gürcistan’da, 2010’da Ukrayna ve Kırgızistan’da renkli devrimlere son vermişti. ABD ayrıca 2010’da Irak’tan çekilmiş, Afganistan’daki kuvvetlerini de azaltma kararı almıştı.

RUSYA’NIN HIZLI VE SERT TEPKİSİ

Şimdi ABD geri çekilirken ve Suriye üzerinden Ortadoğu’dan atılırken, Ukrayna’yı yeni bir hamle üssü olarak kullanmaya çalışmaktadır. Geri çekilirken oluşan boşluğu Rusya’nın hızla doldurmasına karşı bir tıkaç arayışındadır. Suriye’de bükülen bileğinin masaya çarpmasından önce Rusya’nın zayıf gördüğü karnına yumruk atmaktadır.

Bu nedenle güdümündeki kuvvetleri kışkırtmış ve Yanukoviç’in de “önlem almak yerine sorunu tavizle geçiştirme ve zamana yayma stratejisi” benimsemesinden yararlanarak Ukrayna’da darbe yapmıştır.

Ancak esas olay sonrasında başlamıştır. Rusya Kırım’dan ABD’ye silah göstermiştir!

Ve bu hamleden sonra tablo artık şu şekilde okunmaktadır: ABD Ukrayna’da yangın çıkarmış, Rusya da Kırım’dan itfaiye yollamıştır.

Batı’nın Kırım’da yaşadığı şaşkınlık, Rusya’nın gösterdiği tepki hızı nedeniyledir. Batı, tıpkı 2004’teki gibi Rusya’nın bekleyeceğini, sorunu zamana yayacağını düşünmüştür. Ama Moskova bu kez, Rus kökenlilerin varlığı üzerinden Kırım’dan askeri çıkartma yapmıştır!

ABD’NİN SİYASİ EROZYON TABLOSU

ABD’nin savunmada yaptığı bu taktik hamlenin nedenleri ortadadır:

1) Pentagon geçen yılın 700 milyar dolarlık bütçesini bu yıl 490 milyar dolara düşürerek Kongre’ye sunabildi! ABD asker sayısını 1940 yılı seviyesine düşürdü: 440 bin.

2) Kırgızistan’daki ABD üssü geçen ay boşaltılmaya başlandı.

3) Obama Pentagon’a, Afganistan’dan tamamen çekilmeyi başlatma talimatı verdi.

4) CIA ve Pentagon raporları Suriye’de Beşar Esad’ın stratejik üstünlük kurduğunu ve taarruza geçtiğini raporluyor.

5) Çin ve Rusya Doğu Akdeniz’de ortak tatbikat yaparak, İran ise savaş gemisi yüzdürerek ABD’ye meydan okumaktadır. (Çin ve Rusya önümüzdeki aylarda da Güney Çin Denizinde ortak tatbikat yapma kararı aldı.)

6) İran ile Irak önce petrol üretiminde işbirliği anlaşması yaparak, ardından silah satış sözleşmeleri imzalayarak 35 yıllık bir sürece son noktayı koymuş oldu.

7) Çin Dışişleri Bakanı geçen hafta Irak’ın enerji altyapısına yatırım için Bağdat’taydı. Pekin-Bağdat işbirliği Ortadoğu’da yeni bir başlangıç olacak.

8) Mısır ile Rusya başta silah olmak üzere bir dizi stratejik anlaşmalar imzaladı. Mısır, 3 yılda ABD’nin cephesinden Rusya’nın içinde yer aldığı Doğu cephesine geçmiş oldu.

ABD’NİN YÜZDE 10 KARTI: DAVUTOĞLU

Dikkat ederseniz, kabaca resmettiğimiz tabloda bir tek AKP’nin varlığı sırıtıyor. ABD, 2001’den itibaren BOP coğrafyasına yaptığı saldırılardan bir tek Türkiye’de hâlâ iktidarını tutabiliyor.

Kuşkusuz onun da aslında 2013’te, Haziran Halk Hareketi ile yıkıldığını, ama bıraktığı boşluk doldurulamadığı için hâlâ varlığını koruduğunu söyleyebiliriz.

Diğer yandan AKP’nin stratejik kullanım önemi, ABD’nin diğer tüm ülkelerdeki araçlarından daha çok Erdoğan’a yatırım yapmasına neden olmuştur.

ABD “AKP ya da türevi” bir iktidara Ermenistan-Azerbaycan geriliminde, İran’da, Irak’ın kuzeyinde, Suriye’de, Kürt Koridoru projesinde, Kıbrıs’ta, Afganistan’da, Sincian-Uygur özerk bölgesinde ve şimdi de Ukrayna’da ihtiyaç duymaktadır.

ABD’nin Kırım’daki yüzde 10 Tatar varlığını Rusya’ya karşı bir koz olarak kullanma ihtiyacı gündemdedir ve Ahmet Davutoğlu mesaiye başlamıştır.

Peki, Suriye’de ABD’ye ilaç olamayan Davutoğlu, Ukrayna’da merhem olabilir mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Mart 2014

2 Yorum

URLA OLAYININ PERDE ARKASI

Urla’da bölücülüğe tepki gösteren halk, HDP’nin seçim bürosu açmasına izin vermedi. Israr eden HDP, halkla karşı karşıya gelmek pahasına zorladı, 300 araçlık konvoyla ilçeye girmeye çalıştı, olmayınca dönüşte yolunun üzerindeki İşçi Partisi Güzelbahçe binasına saldırdı. Yetinmedi askeri konvoya da saldırdı.

Ulusalcılığın kalesi gibi değerlendirilen İzmir-Urla’da meydana gelmesi, olayı, sıradan bir seçim konusu olmanın ötesine geçirmektedir.

Bugün bu konuyu aydınlatmaya çalışacağız:

URLA’DA GERÇEKTE NE YAŞANDI?

1) Urla’da halkın HDP seçim bürosu istememesi, ilk bakışta, anti-demokratik görünmektedir. Ancak PKK’nin şu günlerde sık sık özerklik ilan edeceğini açıklaması, Öcalan’ın “olmazsa 500 bin kişi ölür” şeklinde açık tehditlerde bulunması, halkı PKK’nin türevi olan yasal partilere karşı tahammülsüzleştiriyor.

Bu gerçek görülmeden ve anlaşılmadan olaya getirilecek çözümleme, eksik olacaktır.

2) HDP’nin askeri konvoya saldırması özellikle önemlidir ve sorunun seçim bürosu tartışmasının ötesinde olduğuna işaret etmektedir.

3) Urla’daki olay, PKK’nin özerklik hedefi ve niyetiyle birlikte okunmalıdır.

PKK açık açık 30 Mart’tan sonra özerkliği inşa edeceğini ilan etmektedir. Diğer yandan iktidar boşluğundan yararlanarak bir kalkışma başlatabileceği konuşulmaktadır.

Bu niyetle birlikte okunduğunda Urla’dan verilen mesajlar şunlardır: İzmir Türklerin, Diyarbakır da Kürtlerin şehri… HDP İzmir’e sokulmuyorsa, Türk partileri de Diyarbakır’a sokulmaz…

Yani HDP üzerinden Urla’da hedeflenenler aslında şunlardır:

1) Türk’ü Diyarbakır’a, Kürt’ü de İzmir’e sokturmamak…

2) Türk-Kürt çatışmasını kaşımak…

3) Özerklik için kalkışmaya gerekçe yaratmak…

FİDAN İSTEDİ, ÖCALAN KURDURDU

Bu noktada HDP’nin neden ve kim tarafından kurdurulduğu, hedeflerinin ne olduğu önem kazanmaktadır.

HDP’nin mimarı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’dır.

Haziran Halk Hareketi’nin en sıcak günlerinde, Erdoğan iktidarının sallandığı günlerde, 21 Temmuz 2013’te, Öcalan kendisini ziyarete gelen BDP heyetine, HDP’ye geçmelerini söyledi.

BDP’nin bir bölümü bu projeye itiraz etti. Hatta BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, uzayan tartışmalar sonrasında, “Doğu’da BDP ile gireceğimiz kesin ama Batı’da BDP mi olur, HDP mi olur, henüz kararlaştırmadık” dedi. (ANF, 1 Ağustos 2013)

Ancak neticede Fidan-Öcalan talebi gerçekleşti.

HDP’nin üç önemli hedefi vardı:

1) HDP, Açılım’ın ve AKP’nin ihtiyacıydı, Erdoğan’ın Gezi’yi bölme ve etkisizleştirme projesiydi.

2) MİT bu projeyle, Haziran Halk Hareketi’ne katılan büyük kitleyi ana yatağından uzak tutmak istedi, kitlenin önüne “alın size sol” diyerek sahte bir havuz koydu.

3) HDP’nin hedeflerinden biri de CHP’ydi. Üstelik iki yönlüydü…

Hem CHP’yi önüne yerel seçim ittifakı havuçları koyarak Açılım’a teslim almak için…

Hem de yerel seçimlerde CHP’nin oylarını tırtıklayarak AKP’nin önünü açmak için…

EN ÖNEMLİ GÖREV: BİRLİĞİ SAVUNMAK

MİT’in rolü ve HDP’nin varlık gerekçesi anlaşılmadan, PKK’nin önüne koyulan özerklik hamlesi görülmeden, hem Urla’daki olay anlaşılmaz, hem de benzeri kışkırtmaların önüne geçilmez.

Türk-Kürt karşıtlığı yaratmak ve ayrılıkçılığı güçlendirmek isteyenlere karşı birliği savunmak, kardeşliğe sahip çıkmak, bugün dünden daha önemlidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mart 2014

Yorum bırakın

ABD KAOS ÇIKARABİLİR Mİ?

Türkiye’de bir iktidar boşluğu var ama o boşluğu dolduracak bir kuvvet henüz olmadığı için, Erdoğan ayakta durmaya devam ediyor.

Ana muhalefet ya da TBMM’deki diğer muhalefet partileri o boşluğu dolduramıyor. Çünkü çemberin içindeler ve sisteme dâhiller.

Oysa bugün çelişme, emperyalizm ile millet arasındadır ve sistem içinden bir çözüm çıkamamaktadır. Belki çeşitli ara rejimler mümkün olacaktır ama o da bir süreliğine…

Erdoğan’ın sallanması ama düşmemesi, değişimin uzatmalı ve sancılı yaşanması bundandır.

SİSTEM ÇÖZÜM ÜRETEMİYOR

Sistemin sorunu büyüktür:

1) Erdoğan ile yola devam edilememektedir. Tıkanmıştır. BOP, Açılım, Suriye görevleri başarılamamıştır.

2) Ancak sistem, Erdoğan’a alternatif üretememektedir.

a) İçeriden: Erdoğan’sız bir AKP mümkün gözükmemektedir. Erdoğan’sız AKP, Özal’sız ANAP gibi sönecektir.

b) İçeriden: Sistem, Abdullah Gül’ün AKP’nin başına geçirilmesinin, partiyi ikiye hatta üçe böleceğinden endişe etmektedir. Bu parçalardan biriyle CHP’nin koalisyon kurması, gerçek bir çözüm olamayacaktır.

c) Dışarıdan: CHP’nin ya da MHP’nin birinci parti olması, ya da birlikte hükümet oluşturacak sayıda sandalye kazanması şu anda mümkün görünmüyor.

3) AKP’nin alternatifi, panzehri, karşıtı Cemaat değildir. Tersine AKP zayıfladıkça, Cemaat da zayıflamaktadır. AKP güç kaybettikçe, Cemaat de devletin sinir merkezlerinden dökülmektedir. Bu sarmal, sistemin aynı zamanda en zayıf yanıdır.

4) ABD açısından soru şudur:  ABD’nin bölgedeki ihtiyaçları açısından, Erdoğan’ın yapamadığını kim yapacak?

KAOS TEORİSİ

İşte burada devreye kaos teorisi girmektedir:

Başbakanın düştüğü, ara hükümetlerin iktidar olamadığı, sistemin baskı rejimine dönüştüğü, hatta Amerikancı bir darbenin yapıldığı, belki öncesinde belki sonrasında durumdan yararlanmak isteyen PKK’nin ayrılık kalkışması yaptığı bir kaos…

Mümkün mü? Çok zor…

Belki bir kısmı, o da geçici olarak gerçekleşir…

Bu noktada şu soruları sormalıyız: Kaos teorisinin başarısı, çıkaran kuvvetin muktedir olup olmamasıyla ilgilidir. Zayıflamış bir ABD, yararlanamayacağı bir kaosu çıkarır mı? Hatta ABD’nin kaos çıkarabilecek bir gücü var mı?

Elimizde henüz yeterli olgu yok…

Ama Suriye, Irak, Mısır örnekleri öğretici…

SİSTEM DIŞI ÇÖZÜM

Türkiye açısından “kaos çıkar mı, çıkmaz mı” sorusundan daha önemlisi ve kaosu engelleyecek gerçek şudur:

Başta da belirttiğimiz gibi; çelişme emperyalizm ile millet arasındadır ve sistem içinden bir çözüm yoktur.

Ya o zaman?

Önemle vurguluyorum: İşçi Partisi 30 Mart seçimlerinden bir kuvvet olarak çıktığı anda, yani seçmen bakımından “tercih edilebilir” bir büyüklüğü yakaladığı anda, 31 Mart’ta TBMM’ye girer!

İki hatta üç partiden kopabilecek yurtsever milletvekilleri ile İşçi Partisi önce grup kurar, örgütlü halk hareketini yükseltir ve sonra da kaosu engelleyecek bir sistem dışı çözüm yaratır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mart 2014

Yorum bırakın

28 ŞUBAT’A TURUNCU DARBENİN SONUÇLARI

Bin yıldır süremeyen 28 Şubat’ın yıldönümü bugün…

28 Şubat, Mart 1995’te Türk Ordusu’nun ABD’nin hâkimiyet alanı olan Kuzey Irak’a girmesiyle başladı ve 2001’de ABD’nin turuncu darbesiyle sona erdi.

O turuncu darbe kabaca 5 adımda yapıldı:

 

1) Ecevit hükümetini düşürmek için ekonomik kriz çıkartıldı.

2) Ergenekon şemaları ile Türk Ordusu’na tertip başlatıldı.

3) AKP kuruldu ve Amerikancı basın üzerinden parlatıldı.

4) Türkiye, Devlet Bahçeli üzerinden erken seçime götürüldü.

5) 3 Kasım 2002’de sandıktan BOP Eşbaşkanlığı çıkartıldı.

Peki, ABD’nin Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’dan önceki bu ilk turuncu darbesinin sonuçları ne oldu?

Gelin bugün 28 Şubat’a darbenin bilançosunu çıkarmaya çalışalım:

28 ŞUBAT’A DARBE, PKK’Yİ BÜYÜTTÜ

1) Türkiye 28 Şubat sürecinde Öcalan üzerinden PKK’yi önemli oranda bastırmıştı. PKK güçlerini Türkiye dışına çekmiş ve 1999-2004 yılları arasında terör neredeyse sıfırlanmıştı.

Ancak turuncu darbeyle durum değişti. ABD’nin Irak’a saldırısıyla PKK bölgede güçlendi, yeni silahlara kavuştu. Diğer yandan ABD’nin AKP üzerinden 2005’te Diyarbakır Açılımı, 2009 yılında Kürt Açılımı ve 2013’te Öcalan Açılımı yapmasıyla PKK adım adım bölgede otorite olmaya başladı.

28 Şubat’ta Öcalan üzerinden PKK sıfırlanırken, bugün Öcalan İmralı’dan PKK’ye sadece Türkiye için değil, Suriye için de talimatlar verebilmektedir. Dahası özerklik ve Öcalan’ın özgürlüğü artık konuşulmaktadır.

28 ŞUBAT’A DARBEYLE KOMŞULARA DÜŞMANLIK

2) Türkiye 28 Şubat süreciyle Atatürk’ün “bölge merkezli dış politikasına” dönüş yaptı. Bu durum Ankara’nın komşu başkentlerle ilişkisini hızla geliştirdi.

Turuncu darbeyle AKP’ye verilen BOP Eşbaşkanlığı ve “küresel düzene alt bölgesel düzenler kurma” görevi Türkiye’yi tüm komşularıyla karşı karşıya getirdi.

Ankara bugün Suriye’de rejimi devirmeye çalışıyor, Irak’ta Maliki’ye darbe yapmaya teşebbüs ediyor, Erbil’i Bağdat’tan koparmaya çalışıyor, İran’ı ABD’nin talebi doğrultusunda dengelemeye çalışıyor, Mısır’la diplomatik bağını koparıyor, Ermeni Açılımı nedeniyle Azerbaycan’ı küstürüyor, KKTC’yi ABD ve AB’nin projelerine kurban etmeye çalışıyor.

28 ŞUBAT’A DARBE CEMAATLERİ DEVLET YAPTI

3) Turuncu darbe, içeride ise adım adım Cumhuriyetin yıkılmasına yol açtı. Türkiye 28 Şubat’ta irtica ile mücadele ederken, turuncu darbe sonrasında irtica devlet oldu. Laiklik karşıtı odak olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile de saptanan AKP, tarikatları ve cemaatleri devlet yaptı.

Özellikle Fethullah Gülen cemaati Emniyet’in ve Yargı’nın sinir merkezlerini ele geçirdi, hatta TSK’ye bile bir ölçüde sızabildi.

Cemaatlerin devletleşmesiyle süslümanlık hortladı, mücahitler müteahhit oldu, rüşvetler zekat oldu, komisyonlar yasallaştı… Hırsızlık arttı, rantçılık ve devlet arazisini yasa çıkararak peşkeş çekmek sıradan bir iktidar faaliyeti haline geldi!

28 ŞUBAT’A DARBEYLE, EKONOMİ YABANCILAŞTIRILDI

4) 28 Şubat’a turuncu darbe ile Türk ekonomisinin son kaleleri de ele geçirildi. 12 Eylül ile serbest piyasaya eklemlenen ve KİT’leri özelleştirilen Türk ekonomisinin, direniş nedeniyle satılamayan stratejik kurumları turuncu darbeyle yabancılara satıldı. 2001 ekonomik krizi ile bankacılık sistemi çökertildi, batırılan bankalar yabancılara devredildi. Sonrasında Telekom gibi, Tüpraş gibi en stratejik kurumlar elden çıkarıldı.

Turuncu darbe ile milyarder sayısı arttı. TÜSİAD zenginleri daha da zengin olurken, AKP’nin yarattığı imkânlar ile yeni zenginler türedi. Ancak fakirlik arttı.

En üstteki yüzde 20’lik dilim ile en alttaki yüzde 20’lik dilim arasındaki makas açıldı. Ama daha vahimi, en üstteki yüzde 20’lik dilimin tepesinin, yani yüzde 1’in yüzde 19’dan hızla kopması oldu!

5) Tüm bu sürece direnecek milli kuvvetler ise daha turuncu darbe sırasında hazırlığı yapıldığı ortaya çıkan tertiplerle, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla tasfiye edildi, etkisizleştirdi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Şubat 2014

Yorum bırakın

ÖZERLİK FEDERASYONDUR

PKK’nin 30 Mart sonrasında özerkliği “inşa” edeceğini açıklaması önemli…

Kuşkusuz gerçekleşemeyecek bir tehdit ama ilandan inşa aşamasına geçmiş olmalarını ciddiye almalıyız. Bu sürece nasıl gelindiğini anlamak da bugünden sonra yapılacaklar için çok yararlı olacak.

Gelin bugün o önemli dönemeçleri ve hamleleri anımsayalım önce:

AKP’NİN ÖZERKLİK HAMLELERİ

AKP, “BM İkiz Sözleşmeleri” diye bilinen “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ile “Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesini” 4 Haziran 2003’te TBMM’de onayladı.

AKP, özerkliğin bir aşaması olarak değerlendirilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nu 15 Temmuz 2004’te TBMM’den geçirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “Türkiye’ye suikast” gibi gördüğü yasayı veto etti.  Erdoğan, Gül’ün cumhurbaşkanlığı sırasında bu yasayı onaylattı.

AKP hükümeti, Türkiye’yi 12 eyalete bölen Kalkınma Ajansları Yasası’nı 25 Ocak 2006’da TBMM’den geçirdi ama yine Sezer’e takıldı.

BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş “biz 20-25 bölgeden oluşmuş özerk yönetim bölgeleri istiyoruz” dedikten sonra AKP Kalkınma Ajanslarını yeniden gündemine aldı ve 25 eyalete bölünmüş haliyle Gül’e onaylattı.

PKK’NİN ÖZERKLİK HAMLELERİ

Demokratik Toplum Kongresi, 24 Ekim 2007 tarihinde “demokratik özerklik projesini” kabul etti.

Demokratik Toplum Partisi DTP de, Kasım 2007’deki 2. Olağan Kongresi’nde, projeyi, “siyasi tutum belgesi” olarak tüzüğüne soktu. O süreçte DTP milletvekilleri, projeyi Türkçe, Kürtçe ve İngilizce kitapçık şeklinden bastırıp, TBMM’de dağıttı.

Sonra DTP kapatıldı, yerine BDP ve DTK kuruldu…

DTK, yani Demokratik Toplum Kongresi 14 Temmuz 2011’de “demokratik özerklik” ilan etti. Bir hafta sonra AKP’li Tarım Bakanı Mehdi Eker “Demokratik özerkliği Meclis’te tartışabiliriz” diyerek projeye meşruiyet sağlamaya çalıştı.

Geride kalan 2,5 yıl içinde konu hem Meclis’te tartışıldı, hem de iktidar ile ana muhalefet partisinin belgelerine girdi.

Nasıl mı? Geleceğiz…

Ama önce Öcalan’ın hem AKP’ye hem de BDP’ye yaptığı şu uyarıyı anımsamalıyız.

23 Şubat 2013 tarihli İmralı Tutanağından öğreniyoruz ki Öcalan kendisini ziyaret eden BDP heyetine şöyle diyor: “Kürtler kendi kendilerini yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir.”

Ancak daha önemlisi Öcalan “AB Yerel Yönetim Özerklik Şartı’na şerh kaldırılırsa meselenin önemli ölçüde çözüleceğini” vurguluyor!

CHP’NİN ÖZERKLİK HAMLELERİ

Burada duralım ve bu kez de Şubat 2011’e gidelim…

7 ay önce CHP’nin Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu Van’da bir arama konferansı yapıyor… Kılıçdaroğlu partisinin Kürt sorunundaki çizgisini “üçüncü yol” diye açıklıyor.

Bir hafta sonra Meclis Grup Toplantısı konuşmasında Van’da Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nı gündeme getirdiğini belirterek, gerekli idari reformların yapılması gerektiğini söylüyor!

Sonrasında Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu şerhin kaldırılması defalarca CHP’nin gündemine giriyor.

YURTSEVERLERİN BİRLİK HAMLESİ

İşte Türkiye 30 Mart seçimlerine bu tablo içinde giriyor.

AKP artık “yerel yönetimlerin” ülke sınırları dışında da işbirliği yapabilmesine olanak tanıyacağını seçim beyannamesine yazıyor!

Türkiye, dışarıdan BM İkiz Sözleşmeleri ve Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı ile içeriden yerel yönetimler, kalkınma ajansları, eyalet yasaları ve özerklik ilanları ile federasyona zorlanıyor!

AKP, PKK ve CHP’nin özerkliğe yaptıkları maskeli tanımlar aldatmasın. Özerklik federasyondur!

Bu gerçek nedeniyle de hamle sırası bizdedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Şubat 2014

Yorum bırakın

DİNLEME OPERASYONUNUN 6 HEDEFİ

7 bin kişinin dinlenmesiyle ilgili haberler, aslında operasyon içinde operasyondur. Bugün bu iç içe geçmiş operasyonlar ile hem AKP’nin hem de Cemaat’in neleri hedeflediğini aydınlatmaya çalışacağız:

1) CEMAATİN İRAN’A OPERASYONU

AKP’nin yayın organlarının eş zamanlı manşetine göre Cemaat 7 bin kişiyi dinlemişti. Bunlardan 3 bin 64’ünün isimlerini de listelediler.

Oysa gerçekte “Kudüs-Selam örgütü” adı altında 7 bin kişi dinlenmemişti. O davanın savcısının açıklamasına göre 40, bizim bilgilerimize göre yaklaşık 60 kişi bu örgüt kapsamında dinlenmişti.

Dinlenenlerin kimliklerine bakıldığında, Cemaatin “Kudüs-Selam örgütü” operasyonu ile aslında baş düşman kabul ettiği İran’a karşı bir operasyon yürüttüğü anlaşılmaktadır.

Ancak Ak-Medya daha doğrusu hükümet, 26 dosyayı da bu dosyaya dâhil ederek 7 bin kişinin dinlendiğini açıkladı.

2) AKP VE CEMAAT 26 DOSYADA TÜRKİYE’Yİ DİNLİYOR

Öncelikle belirtelim: 26 dosyanın bazıları Cemaatin, bazıları AKP’nin, bazıları da AKP ile Cemaat ortaklığının dosyalarıdır.

AKP hepsini Cemaate yıkarak hem suçtan arınmaya hem de Cemaatin kendisi de dâhil hemen her kesimi dinlediği algısı yaratmaya çalışıyor, “Cemaat hepimizin ortak düşmanı” demeye getiriyor.

3) CEMAAT OPERASYONUNA HAZIRLIK

AKP Hükümeti, Yeni Şafak ve Star üzerinden yaptığı yayınla kamuoyunu Cemaate yapacağı büyük operasyona hazırlamaya çalışıyor.

Cemaatin dinlediklerini de, kendisinin dinlediklerini de, hatta birlikte dinlediklerini de aynı torbaya koyarak ve failin Cemaat olduğunu açıklayarak cephesini genişletmeye ve Cemaati yalnızlaştırmaya çalışıyor.

Nitekim AKP’nin konuyu MGK’ye de getireceği ve “paralel tehdit” adı altında Cemaati tehdit kapsamına alacağı konuşuluyor.

4) OBAMA’DAN DESTEK ALMAK

Erdoğan bu yayının yapıldığı sabah kahvaltı yaptığı milletvekillerine Obama’yla görüşmesini aktarıyor. Buna göre Erdoğan Obama’ya “içişlerimize karışan kişi sizin ülkenizde” diyerek Fethullah Gülen’i işaret ediyor. Erdoğan’ın açıklamasına göre Obama “mesaj alındı” diyor.

Kuşkusuz bu mesaj Obama’ya “ona değil bana destek ver” çağrısı demektir aslında. Ülkemiz için önemli olan ise Obama’nın bu kozla hangi çıkarları elde edebileceği ihtimalidir!

5) MİT DÜZENLEMESİNE ZEMİN YARATMAK

AKP “7 bin kişi dinlendi” operasyonu ile aynı zamanda MİT düzenlemesine dayanak aramaktadır.

Erdoğan kahvaltı yaptığı milletvekillerine “bu olay MİT’le ilgili düzenlemenin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkardı” demiştir.

6) YOLSUZLUK KASETLERİNE GÖLGE DÜŞÜRÜLÜYOR

AKP “7 bin kişi dinlendi” operasyonu ile Cemaatin kendisiyle ilgili hemen her gün yayımladığı yolsuzluk kasetlerini itibarsızlaştırmak istemektedir.

Zira hem kendilerini bilmektedirler, hem de Cemaatin bunları 30 Mart’a kadar düzenli servis edeceğini öğrenmişlerdir.

SONUÇ: AKP İLE CEMAAT GÜVENLİK SORUNUDUR

Türkiye’yi bu dinlemelere, bu kasetlere öncelikle AKP mahkûm etmiştir. Cemaatin bu “yeteneğini” iktidar olmak için, muhalifleri tasfiye etmek için, TSK’ye diz çöktürmek için, rakiplerini sindirmek için kullanan AKP, en sonunda aynı ahlaksız yönteme kendisi maruz kalmıştır. O andan itibaren de “ahlakı” hatırlamıştır ve dün dinlediklerinden bugün medet ummaktadır.

Türkiye AKP ve Cemaatin bu ahlaksız siyaset anlayışına kuşkusuz mahkûm değildir. Her ikisinden de kurtulmanın koşulları oluşmuştur.

Ahlakız siyaset anlayışları ülkemiz açısından artık bir numaralı güvenlik sorunu haline gelmiştir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Şubat 2014

Yorum bırakın

PARALEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI

AK Medya’nın iki gazetesi Yeni Şafak ve Star, dün cemaatin kimleri dinlediğini yayımladı. Liste 7 bin kişi…

Habere göre paralel savcılar yan yana gelmesi mümkün olmayan isimleri yine aynı çuvala koymuşlar ve “Selam Terör Örgütü” üyesi oldukları gerekçesiyle dinlemişler!

Listede biz de varız ama olmayanlar üzülmesin, onları da karşı taraf  “Kontraselam Terör Örgütü”  üyesi oldukları gerekçesiyle dinliyor!

Zira AKP’nin de kasetleri çıkıyor, Cemaatin de… Ve tarihlere bakılırsa daha önce ortak düşmanlarını dinleyen iki taraf üç yıldır da ek olarak birbirini dinliyor!

Açık ki bu bir güç mücadelesi olmaktan çıkmış ve ülkeyi zaafa uğratan bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Suriye sınırının kevgire dönmesi yetmezmiş gibi bir de bu dinlemeler yoluyla ülke her türlü casusluk faaliyetine yatak haline getirilmiştir.

ÜÇ PARALELLER: AKP, PKK, CEMAAT

Zaten “rejim koktuğu ve sistem çöktüğü” için her tarafından dökülmektedir. Örneğin hükümet-devlet Öcalan’ın fotoğraflarını çekip, yayımlaması için basına servis edebilmekte ama bu fotoğrafları sosyal medyada kullanan vatandaşa “örgüt propagandası” nedeniyle dava açılabilmektedir.

Devlet Öcalan’ın fotosunu basına servis ederken de, vatandaşa dava açarken de aslında PKK’ye çalışmaktadır!

Tüm bu saçmalıklar, yaptıkları işlerin sonuçları bakımından AKP, PKK ve cemaati, aynı Atlantik planının paralel kuvveti yapmaktadır.

Nitekim devletin kurumlarını ele geçiriş biçimleri, üstlendikleri roller en başından beri kirli bir paralel ittifak olduğunu resmetmektedir.

Anımsayalım mı?

DEVLET’TE PARALEL İTTİFAK

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “AKP varsa cemaat var” demesi, özlüydü ve meselenin esasıydı. Zira bugün yakınılan, Erdoğan ve kurmaylarının haşhaşi dediği, habis ur diye nitelediği cemaat, AKP ile orantısız büyümüş ve devlete sızmıştır!

AKP öncesi ABD’nin operasyonel araçlarından biri olan cemaat, AKP ile birlikte devletin ortağı olmuştur!

Nasıl mı?

TSK’YE SIZMADA PARALEL İTTİFAK

Bugün Erdoğan dâhil pek çok AKP’li, paralel yapı dedikleri cemaatin TSK’ye sızdığından yakınmaktadır. Dün orduyu düşman ilan eden AK Medya’da cemaatin TSK’ye sızmasından duyulan rahatsızlıklar dile getirilmektedir.

Peki, cemaat TSK’ye nasıl sızdı? Ya da şöyle soralım: TSK bugüne kadar kendisine sızılmasını hangi yollarla engelliyordu, asgariye indiriyordu? Yüksek Askeri Şura kararlarıyla!

İnternetten, geçmiş 12 yılda yapılan 24 YAŞ toplantısının kararlarını inceleyin. Acaba Erdoğan ilk kaçında “irticai faaliyetler nedeniyle ordudan atılan” subaylar için şerh koydu? Ve ne zamandan bu yana “irticai faaliyetler nedeniyle” TSK’den atılan hiç olmuyor?

Kumpas arayanlar önce buraya baksınlar!

EMNİYET’İ TERTİPTE KULLANMADA PARALEL İTTİFAK

AKP’li milletvekili Şamil Tayyar’ın “2004’ten sonra Emniyet’i cemaate verdik” demesi anlamlıdır; paralel ve kirli bir ittifaka işaret etmektedir.

Bugün görev yerlerini değiştirdikleri 10 bin polisi hem Ergenekon tertiplerinde hem de Haziran’da halka karşı kullanmışlardır.

Daha dava açılmadan ve davaya Ergenekon denmeden önce Ümraniye’de el bombalarını eliyle koymuş gibi bulan polislerin “Ergenekon olduktan sonra s.kerim hâkimi” demesi en önemli işbirliği kanıtıdır!

YARGI’YI YYÜRÜTMEYE BAĞLAMADA PARALEL İTTİFAK

Gelelim yargıya…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül uyduruk Ergenekon şemalarına bakıp “bulun bir savcı, delillendirin” dedi. AKP Ergenekon için Özel Görevli Mahkemeler kurdu. Başbakan Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım” dedi. Hükümet Savcı Zekeriya Öz’ün arkasında oldu. Erdoğan, Öz’ün altına zırhlı araç verdi, koruma ordusu kurdu.

AKP ve cemaat son olarak 12 Eylül referandumu ile HSYK’yi ortak bahçeleri haline getirdi.

GLADYO’NUN BİLEŞENLERİ

Neticede Atlantik’in güdümündeki üç paralel kuvvetten AKP ve Cemaat devlette, PKK de bölgede otorite oldu.

Paraleldiler, ABD’nin araçlarıydılar, NATO derin devleti olan Gladyo’nun Türkiye şubesiydiler ve Paralel Kuvvetler Komutanlığı şeklinde çalıştılar… Ortalığa saçılan pisliklere bakılırsa, şimdi de birlikte gidiciler!

Zira beraber iş tutanlardan biri suçu diğerine yıkarak kurtulamaz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Şubat 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın