Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

Erken seçim kazandı, Erdoğan kaybetti

Biz bu yazıyı yazmaya başladığımızda sandıkların henüz yarısı açılmıştı. Dolayısıyla kesin olmayan sonuçlara göre bir ilk değerlendirme yapıyoruz.

Ortaya çıkan ilk sonuç TBMM açısından şu: HDP ve MHP kazandı, AKP ve CHP kaybetti!

Gelelim daha ayrıntılı değerlendirmeye…

ERDOĞAN KAYBETTİ

Erdoğan‘ın anayasayı ihlal ederek seçim meydanlarına çıkması, AKP’nin düşüşünü frenleyebilmek için devlet olanaklarıyla “seçim mitingleri” yapması, haliyle seçimi Erdoğan‘la karşıtları arasında bir seçime dönüştürdü.

7 Haziran sonuçlarına bu açıdan baktığımızda ilk saptamamız şudur: Seçimerin en büyük kaybedeni Erdoğan‘dır!

İlk sonuçlar, hatta kesin sonuçlar, Erdoğan‘a o çok istediği başkanlık yolunu artık açamayacaktır!

SİSTEM İÇİ ÇÖZÜM YOK

Seçimi sistem içinden değerlendirdiğimizde karşımızda şu iki seçenek vardı: Otokrasi mi, restorasyon mu?

Yani Erdoğan‘ın önü mü açılacaktı, yoksa sistem geçici bir dönemle tedavi mi olacaktı? Yani başkanlık sistemi mi gelecekti, yoksa ara rejim mi?

İlk sonuçlara bakıldığında otokrasi değil, ara rejim öne çıktı. Erdoğan‘a başkanlık yolu kapandı ve erken seçimi getirebilecek yeni bir dönem başlamış oldu.

HAYAT SİSTEM DIŞI ÇÖZÜMÜ DAYATIYOR

Sistem o denli iflas etti ki, “otokrasi mi, restorasyon mu” şeklindeki seçenekler asıl seçeneğin önüne geçemedi.

Nedir o asıl seçenek? Sistem içi seçeneklerin zayıflaması ve sistem dışı seçenek arayışının kuvvetlenmesi.

İşte Vatan Partisi’nin aldığı “stratejik oylar” bu sistem dışı seçenek arayışına yapılan yatırımdır. Niceliğiyle değil stratejik oluşuyla değerli bu oyların, önümüzdeki süreçte alanlardaki mücadelelerde nasıl önemli hale geleceğini hep birlikte göreceğiz…

CHP’DEN HDP’YE BARAJ İKRAMI

Açılımcılar, seçim iklimini en başından beri “ya AKP ya HDP” denklemine sıkıştırmaya çalıştı. Seçmen “ya Erdoğan ya Öcalan” ikilemi arasında tercih yapmaya zorlandı. Hedef, karşıtlıktan beslenerek AKP’nin inişini frenlemek ve HDP’ye baraj atlatmaktı.

Kısmen başarılı olundu. Hatta bu yönüyle en çok kazanan Öcalan oldu!

Kaybeden mi? “HDP barajı aşmalı” diyerek bu denkleme destek veren Kemal Kılıçdaroğlu!

HDP “CHP iktidar olmalı ama Erdoğan’a karşı HDP’ye oy veriyorum” diyen CHP’lilerin sayesinde barajı aştı.

ERKEN SEÇİM OLASILIĞI

AKP tek başına iktidar olacak mı? Biz yazarken açılan sandık sayısının milletvekili dağılımına göre olamıyor. Tüm sandıklar açıldığında ne olur? Zor, en iyimser ifadeyle bıçak sırtı.

AKP dışardan destek alarak bir azınlık hükümeti de kursa, HDP ya da CHP’yle, hatta MHP’yle bir koalisyon da kursa, Türkiye’yi erken seçim bekliyor.

Şundan: Türkiye’yi kimin yöneteceği meselesi Erdoğan lehine çözülememiş oldu. Ancak Davutoğlu da bu tablo içinde Türkiye’yi yönetemeyecek.

Daha ilginci de şu: AKP ve Ahmet Davutoğlu güç kaybetti ama Erdoğan daha çok kaybetti. Bu paradoks hem erken seçimi dayatacak hem de AKP içinde çözülme hatta bölünme gibi seçenekleri ortaya çıkaracak!

Öte yandan mevcut tablo, bir erken seçimde barajın da düşürülmesini zorlayacak!

Diğer yandan “tek başına iktidar olamazsam istifa ederim” diyen Davutoğlu ve “yüzde 26’nın altına düşersem istifa ederim” diyen Kılıçdaroğlu‘nun pozisyonları da sallantılı hale geldi!

Yarın kesin seçim sonuçları belli olduktan sonra daha sağlıklı bir değerlendirme yaparız…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Haziran 2015

Yorum bırakın

8 Haziran sorunları

Bugün kullandığınız oyların neticesi ne olursa olsun, yarın sabah Türkiye’nin önünde şu önemli sorunlar var:

1) Erdoğan sorunu.

2) Komşulara düşmanlık sorunu.

3) Açılım sorunu.

4) Kıbrıs sorunu.

5) Ekonomi sorunu.

Hangi partiye oy vereceğiniz,bu sorunların nasıl ve hangi yöntemlerle çözülebileceğini belirleyecek.

ABD’YLE İŞBİRLİĞİ SORUNU

1) Erdoğan sorunu Türkiye’nin önündeki en sıcak sorundur. Açık açık parlamenter sistemi bekleme odasına aldığını ve anayasayı rafa kaldırdığını söyleyen Erdoğan, seçim sürecinde de ettiği tarafsızlık yeminini yok sayarak meydanlara çıktı.

Hangi hükümetin onun hırslarını dizginleyebileceği, hangi hükümetin onun rejimi değiştirme çabasına fren koyabileceği ve hangi hükümetin onun tek adamlığa gidişini durdurabileceği, önümüzdeki en acil meseledir.

2) Türkiye’nin önünde ciddi bir komşulara düşmanlık politikası sorunu vardır ve çok boyutludur. Ankara’nın Washington’la ilişkisinden başlar ve terörist eğitme programlarından Katar’da üs kurma gibi hamlelere kadar unazır.

Türkiye’nin önünde 7 Haziran sonuçlarını bekleyen iki ABD’yle anlaşma yakın tehdidi bulunmaktadır: Birincisi İncirlik’i de kapsayan yeni bir güvenlik anlaşması hazırlığı, ikincisi de Suriye’ye müdahale seçeneklerinin ele alındığı askeri işbirliği hazırlıkları.

Hem birincisi hem de ikincisi, belli ölçülerde yol adlı. Eğit-Donat programı başladı, İncirlik’te silahlı predatörler kullanılıyor, ortak operasyon merkezi faal… Hatta hava destekli cep bölge kurma hedefi bile masada!

Bu çizginin devamı bölgesel savaştır! Yarın bu çizginin devam edip edemeyeceği ortaya çıkacak…

YA ÇÖZÜLECEĞİZ, YA DA AÇILIMI BİTİRECEĞİZ

3) Açılım, son tahlilde Türk ile Kürt’ü ayrıştırma projesiydi. Maalesef önemli mevziler kazandı. Erdoğan ile Öcalan çizgilerinin son bir kaç aylık mücadelesi, bundan sonrası için masada güçlü olabilme çabasının gereğiydi.

Kuşkusuz mesele Suriye konusuyla da irtibatlı. O nedenle ikisi ayrı ayrı değil, aslında toplam ve bir olarak çözülecektir: Ya çözülerek, ya da Açılım’ı bitirerek!

4) Kıbrıs sorunu, aslında Atlantik’in Türkiye’yi Kürt sorununda sıkıştırma aracıydı. ABD ve AB ne zaman Kıbrıs konusuna abansa, biliyoruz ki, Kürt meselesinde Ankara’yı sıkıştırmaya hazırlanıyordur.

Bu genelleme bugün de geçerlidir. Batı, Mustafa Akıncı‘nın KKTC Cumhurbaşkanı olmasıyla yeni bir fırsat yakaladı. Daha şimdiden elektrik şebekelerinin birleştirilmesinden adadaki Türk askeri sayısının azaltılmasına kadar çeşitli pazarlık konuları masaya getirilmiştir.

Türkiye mevcudu mu sürdürecek, yoksa Denktaş‘ın çözümünü ve hatta Türkiye’yle entegrasyon seçenklerini mi gündeme getirecek? Önümüzdeki dönemin çarpışan iki çizgisi budur.

5) 24 Ocak 1980’den bu yana aynı program uygulanıyor. Evren-Özal-Çiller-Derviş-Erdoğan çizgisi tektir ve özelleştirmedir, üretimi bitirmektir, sıcak paraya bağımlılıktır…

Satılacak kurumların azalması ve sıcak para bulma zorluğu, Türkiye gibi “sürekli kriz” içindeki ülkelerin “sıçramalı krizini” belirler.

Türkiye açısından bu artık sürdürülemez duruma gelmiştir. Suriye’ye düşmanlığı ve Açılım’ı sürdürebilmenin karşılığında bulunacak Körfez paralarıyla artık çark döndürülememektedir. Ankara planlı kamucu bir üretim ekonomisine mecburdur. Mesele bunu kimin yapabileceğidir.

KESİN ÇÖZÜM SEÇENEĞİ KAÇINILMAZ

Bu akşam sandıklar açıldığında ve yarın sabah kesin sonuçlar belli olduğunda, bu sorunlarla daha somut yüzleşeceğiz. Fakat sonuç ne olursa olsun, sistem içi çözümlerin tıkanması ve restorasyon olasılığının azalması nedeniyle, en sonunda “kesin çözüm” seçeneğine gideceğiz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Haziran 2015

Yorum bırakın

Stratejik oy

Biliyorum, çoğunuz oy kullanırken bugüne kadar hep yakın geleceği düşündünüz.

Önce ertesi günü düşündünüz hatta. Acaba oyunuz iktidar olmuş muydu? Oy verdiğiniz parti seçimi kazanmış mıydı? En kötüsü, acaba oyunuz partinizin barajı geçmesini sağlamış mıydı?

Sonra ilk haftayı düşündünüz. Oyunuz iş yerinizdeki sohbetlere yansıyacaktı. Oyunuz kazanan tarafta mıydı?

Ardından ilk ayı düşündünüz. Acaba oyunuzun sonucu pazara, alış verişe, enflasyona nasıl yansımıştı? Oyunuz masraflarınıza ama en çok da maaşınıza acaba nasıl yansımıştı?

Sonra?

TAKTİK OY

Sonra hayat rutine girdi ve oyunuz o ilk bir ayki etkisini yavaş yavaş yitirdi. Sandığı belirleme kudretiniz adım adım söndü…

Ne kapınızı çalan partiler vardı artık, ne de oyunuzu isteyen adaylar…

Ne o tek oyunuzu alabilmek için elinizi avuçları arasına alanlar vardı artık, ne de her akşam ekrandan gözlerinizin içine bakarak oyunuzu isteyenler!

Seçim süreci geçmişti, gitmişti…

Yani özetle çoğunuz oyunuzu yakın gelecek için atmıştınız. Bu nedenle oyunuz esas olarak taktik oydu…

Taktik oy kullanacağınız için de yakın hesaplar yaptınız: “Oy kullandığım parti iktidar olur mu” ile “oy kullandığım parti barajı geçer mi” arasındaki dar alanda sorular sordunuz.

BARAJSIZ SORULAR

Sizi yeni sorular sormaya davet ediyorum bugün: Oyumu kullandığım parti daha iyi mücadele eder mi? Oyumu verdiğim parti daha sağlam çarpışır mı? O benim tek oyum, yeni bir duvarın yıkılmasında el olur mu? O benim kıymetli tek oyum alanlarda ses olur mu? Var olan sesi daha da gürleştirir mi?

Biliyorum, bu sorularda ne baraj var, ne de yüzdelik dilim hesapları…

Fakat biliyorum, büyük mücadelelere giden yollar bu sorulardan geçiyor. Örneğin Mustafa Kemal o gün Bandırma Vapuru’na binerken baraj hesabı yapmıyordu; çünkü yapsa o vapura hiç binemeyecekti! İstanbul’daki Meclis’te kaç mebus vardı, Erkanı Umumiye’de kaç paşa vardı, bu hesapları yapmadı!

Fakat elbette bir hesap yaptı: Bu kavga kazanılmalıydı ve kazanılacak bir kavgaya giriyordu! Yumruğunun o günkü büyüklüğünü düşünmeden kararını verdi. Çünkü biliyordu ki, o yumruğu atma kararlılığı gösterdiğinde yumruklar çoğalacaktı!

7 HAZİRAN FİNAL DEĞİL BAŞLANGIÇ

Yarın sandıkta bu soruları sormanızı ve yanıt vermenizi istiyorum. Bırakın barajı, sayıyı, hesabı, kitabı… Bırakın “oyumu verdiğim parti TBMM’ye girer mi, girmez mi” sorularını… Bırakın “oyum boşa gider mi, gitmez mi” endişesini…

Bakınız, aslında oyunuz, bu sistem hesapları içinde değersizleştirilmektedir ve aslında o tek oyunuz, böyle hesaplanamayacak kadar değerlidir!

Yıkın kafanızdaki baraj engelini, kırın düşüncelerinizin önüne çekilmiş zinciri!

Bu kez taktik değil, stratejik oy verin! Oyunuz sıradan bir +1 değil, ağırlıklı ve etkili bir 1 olsun!

TBMM’deki sandalye sayılarını bir kenara bırakın, oyunuzu Taksim, Tandoğan, Gündoğan meydanlarına verin!

Stratejik oyunuzla stratejik yığınak yapın!

Zira yarın, yani 7 Haziran bir final değil, asıl mücadelenin başladığı gündür!

Oyunuzu sadece 7 Haziran akşamı sayılsın diye değil, 8 Haziran’da başlayacak asıl mücadeleye destek için verin!

Boşverin kıyıdakileri, siz Bandırma Vapuru’na binin!

Oyunuzu Vatan Partisi’ne verin!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Haziran 2015

Yorum bırakın

Oyları birleştirmeyenin ‘oyları bölme’ kampanyası

CHP tam hız Vatan Partisi’ni hedef almayı sürdürüyor: “Oyları bölme!”

Peki Vatan Partisi CHP’nin oylarını bölüyor mu? Hem evet, hem hayır. Açıklayalım:

İlk kez Vatan Partisi’ne oy vereceğini söyleyen yurttaşların büyük bölümü daha önceki seçimlerde oyunu CHP’ye kullananlardan oluşuyor. Onları MHP’ye oy veren yurttaşlar izliyor. Meseleye daha önceki oylar düzleminde baktığınızda, evet Vatan Partisi CHP’nin oylarını bölüyor!

Ama aslında Vatan Partisi CHP’nin oylarını bölmüyor. Şundan: Yurttaş oyunu Vatan Partisi’ne veriyorsa, o oy Vatan Partisi’nindir, CHP’nin değil! O oy CHP’nin olsaydı, Vatan Partisi’ne verilmezdi.

Karışık mı oldu? Somutlayalım:

ATATTÜK’ÜN CHP’Sİ, BUGÜN VATAN VARTİSİ’DİR

Eskiden CHP’ye oy veren yurttaş, bugün Vatan Partisi’ne oy verirken, aslında 1930’ların CHP’sine, yani Atatürk’ün CHP’sine oy veriyor.

Zira Vatan Partisi milliyetçileri, halkçıları, sosyalistleri birleştirirken, bir program etrafında birleştirdi. O program Atatürk’ün Altı Ok programıydı.

Zaten Altı Ok’un üç oku, yani milliyetçilik, halkçılık ve devrimcilik, birleştirilen kesimlerin adıydı! Milliyetçilerin oku milliyetçilik, halkçıların oku halkçılık ve sosyalistlerin oku devrimcilikti. Cumhuriyetçilik, laiklik ve devletçilik ise ortak oklardı.

İşte dün CHP’ye oy veren yurttaş, bugün Vatan Partisi’ne bu oklar nedeniyle oy veriyor. Yani yurttaş Kemal Kılıçdaroğlu‘nun Yeni-CHP’sine değil, Atatürk‘ün 1930’lardaki CHP’sine oy veriyor. Dolayısıyla oylar bölünmemiş oluyor. Yeni-CHP’nin oyları Yeni-CHP’ye, Atatürk’ün CHP’sinin oyları da Vatan Partisi’ne gitmiş oluyor.

Ne diyor Kemal Kılıçdaroğlu? “Biz 1930’ların CHP’si değiliz!”

1930’ların CHP’si olan Vatan Partisi, bu durumda zaten oyları bölmemiş oluyor!

HDP CHP’NİN OYUNU BÖLMÜYOR MU?

CHP’li dostlarımıza her seferinde soruyorum: Her gün ekranlardan cilalanan HDP’ye kimler oy verecek? Kimlerin oyuyla HDP’ye baraj atlatılmaya çalışılacak?

İstisnasız hepsinin yanıtı aynı: En çok CHP’nin oyuyla; CHP’ye oy veren Kürt-Alevilerin oyuyla…

Peki Vatan Partisi’ne karşı “oyları bölme” kampanyası düzenleyen CHP, neden HDP’ye “oyları bölme” demiyor?

Ve hatta neden başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere Yeni-CHP’nin en tepesi “HDP barajı geçmeli” diyerek kendi oylarını HDP’ye servis ediyor?

CHP’li dostlarımız önce bu sorunu çözmelidir!

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Gelelim meselenin bir başka yönüne…

Bir partinin bir partiyi “oylarımı bölme” diye suçlaması çok sorunlu bir yaklaşımdır. Zira parlamentoya girmek isteyen partiler haliyle oyları bölecektir, normali budur. 100 dilimlik pasta bir bütündür ve bölünecektir.

Zaten seçim son tahlilde oyların bölünmesi ve partilere dağılması demektir.

Oylar mecburen bölünecektir ama bölünmüş oyların toplamıyla iktidar olmak isteyenler, oyları birleştirebilirler.

Vatan Partisi 1995 seçimlerinden beri “oyları birleştirelim” kampanyası yapmaktadır. Hem DSP’ye hem de CHP’ye sol güçbirliği, cumhuriyet güçbirliği, ulusal güçbirliği adı altında defalarca seçim ittifakı önerildi. Ama her seferinde “oyları birleştirelim” kampanyası reddedildi.

Vatan Partisi’nin “oyları birleştirelim” kampanyasını reddeden Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin, “oyları bölme” kampanyası başlatmasını ise CHP’li dostlarımızın takdirine bırakıyorum.

Ve bitirirken şu soruyu soruyorum: Kılıçdaroğlu ve ekibinin “oyları bölme” kampanyası yoksa 8 Haziran sabahı için bir mazeret mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Haziran 2015

1 Yorum

Birlikçi çözüm AKP’yi yıkmakla başlar

Vatan Partisi’nin Yüksekova mitingine AKP’nin engeller çıkarması şu büyük gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur: Kürt sorunun çözümü AKP’yi yıkmaktaktan geçmektedir! Kürt sorunun Türkiye’nin birliği içinde ve Türk-Kürt kardeşliği ekseninde çözümü Erdoğan‘ın saltanatına son vermekten geçmektedir!

Açalım:

PKK’Yİ BÜYÜTEN AKP’DİR

Önce bir kaç saptama:

1) Açılım, Kürt meselesine bir çözüm programı değil, tersine Türk ile Kürt’ü ayrıştırarak yeni ve daha büyük bir sorun yaratma programıdır.

2) Açılım PKK’nin silah bırakması değil, tersine Ortadoğu’da daha da silanlanmasının adıdır. Irak ve Suriye bunun göstergesidir.

3) Açılım’ın sahibi ABD’dir.

4) Açılım ABD stratejisi içinde PKK’nin Ortadoğu’da başat roller oynamasının adıdır. Bu yönü nedeniyle PKK ABD için stratejik araçtır.

5) PKK, tarihinin en güçlü dönemindedir ve bunu sağlayan Açılım’dır. Yani PKK’yi bu konuma yükselten AKP Hükümeti’dir.

İKİ FARKLI ÇÖZÜM

Kürt sorunu nedir?

Birlikçi anlayışa göre Kürt sorunu Kürtlerin demokratik haklarıyla ilgili bir sorundur. Ayrılıkçı anlayışa göre ise Kürt sorunu, Kürtlerin ayrı ülkesinin olmaması sorunudur.

Bu iki anlayış dışında kuşkusuz kökleri geçmişte olan bir de “yok sayma ve ezme” anlayışı vardır. Kürtlerin yaşadığı dört ülkede de çeşitli biçimlerde “yoksa sayma ve ezme” anlayışı hakim olmuştur. Sorunun büyümesi ve emperyalazmin kullanabileceği bir duruma gelmesi, işte bu sakat anlayışın sonucudur.

Emperyalizm bu durumdan yararlanarak sorunun birlikçi anlayışla çözülme yollarını tıkamaya çalışmış ve Kürtlere “bağımsız” ülke vaat ederek ayrılıkçı anlayışı güçlendirmiştir. Kuşkusuz “bağımsız” ülke, pratikte Kürtlerin yaşadığı ülkelerin tek tek bölünmesi demektir!

Dolayısıyla coğrafyamızda esas çelişme emperyalist ABD ile bağımsızlıklarını korumaya çalışan ülkeler arasındadır. Kürt örgütlerinini bazıları ise bu çelişmede, maalesef ABD’nin safına girmiştir.

KÜRT AVANTAJINI DEĞERLENDİREBİLMEK

Türkiye açısından durum nedir? Geçmişin “yok sayma ve ezme” anlayışı artık egemen değildir. Geride kalan 30 yılın ardından “yok sayma ve ezme” anlayışının yarattığı tahribat belli ölçülerde onarılmıştır. Kürtler demokratik haklarının çoğuna sahip olmuştur. Elbette eksikler tamamlanmalıdır.

Ancak artık başka bir sorun vardır: PKK terörü sorunu!

Fakat sorun, PKK’nin Kürt sorunundaki “hamilik” avantajı nedeniyle, ayrı düzlemlerin içiçe geçmesi ve neredeyse tek bir düzlem gibi görünmesi nedeniyle karışıktır. Bu iki düzlemi, yani Kürt sorunu düzlemi ile PKK terörü sorunu düzlemini ayırabilmek, birlikçi anlayışı egemen hale getirebilmek için kritiktir, hayatidir.

Peki nasıl? Bunun yolu özetle içeride ve dışarıda şöyledir:

1) Önce AKP yıkılmalıdır. Bu pratikte Açılım’a son vermek demektir.

2) Birlikçi anlayışı hakim hale getirmeye batı illerinden başlanmalıdır. İstanbul’daki 5 milyon Kürt’ü “birlikçi anlayışa” kazandırmak, kritik önemdedir ve problemi kolaylaştıracaktır.

3) Kürtlerin dört ülkede yaşaması uzun yıllardır ABD için ayrılıkçılığın bir kozu olarak kullanıldı. Yeni aşamada bu koz tersine çevrilecek ve Kürtler, dört ülkede yaşamanın deneyimini, dört ülkenin birliğinde avantaja dönüştürecektir.

4) Dört ülke, Kürt örgütlerini birbirine karşı kullanmaya son vermelidir!

5) Türkiye, İran, Irak ve Suriye biraraya gelerek sorunu emperyalizmin elinden söküp almalıdır. Bu durum haliyle terör örgütlerinin beyaz bayrak çekmesi demektir.

Ortadoğu’daki en barışçı çözüm budur. Türk, Kürt, Arap ve Fark halklarının barış içinde yaşamasının yolu bu çözümden geçmektedir. Aksi savaştır ve haliyle emperyalizme boyun eğmektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2015

1 Yorum

Yüksekova mitinginin 12 anlamı

Vatan Partisi’nin Hakkari-Yüksekova mitingi, tarihi anlamı olan ve ilk sonuçları 7 Haziran’da ama asıl sonuçları 7 Haziran’dan sonra görülecek bir mitingtir!

Miting bugün itibariyle şu anlamlara gelmektedir:

AKP-PKK ORTAKLIĞINA YANIT

1) Vatan Partisi bu mitingle AKP-PKK ortaklığına ve Açılım’a meydan okudu!

Hem AKP hem de PKK Vatan Partisi’nin bu mitingini engelleme çalıştı. AKP devlet aygıtını kullarak, örneğin uçakları kaldırtmayarak, örneğin kaymakama “miting yapmayın, güvenliğinizi sağlayamayız” dedirterek, Vatan Partisi masaya yumruğunu vurunca miting alanı diye Yüksekova’nın dışında bir yer vererek, örneğin katılmasınlar diye halk ile miting alanı arasına özel kuvvetleri koyarak engellemeye çalıştı. PKK ise halkı tehdit ederek engellemeye çalıştı.

2) Vatan Partisi ismi gibi davrandı ve bu mitingle yurdun her santimetre karesinin vatan olduğunu gösterdi. Zira uzunca bir süredir AKP Hükümeti muhalefeti “Ankara’nın doğusuna gidemezsiniz” diyerek, PKK de “sıkıysa gelin” diyerek tehdit ediyordu!

Vatan Partisi AKP-PKK tehditlerine boyun eğmedi ve Edirne’den Yüksekova’ya her yerin vatan olduğunu ilan etti.

TÜRK-KÜRT BİRLİĞİ

3) Vatan Partisi bu mitingle “Tük de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz” dedi. Mustafa Kemal Atatürk‘ün geçen yüzyılın başında ilan ettiği “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” denklemini, bu yüzyıl için güncelledi ve Türkiye’nin önüne koydu.

4) Vatan Partisi bu mitingle Türk-Kürt kardeşliği diyerek içeride Türkiye’nin birliğini dışarıda da Ortadoğu barışını savundu.

KÜRT’E EŞİT YURTTAŞLIK

5) Vatan Partisi bu mitingle Kürt’e Türk ile ile birlikte eşit ve birinci sınıf yurttaşlık vaat etti!

Özerklik son tahlilde Kürt’ün Türk’e göre başkası olmasıydı, diğeri olmasıydı. Vatan Partisi Kürt’e Türk ile birlikte “aynı” olmayı vaat etti. Bin yıldır etle tırnak olan, bir olan, birlikte olan Türk ve Kürt’e, “birlikteliğe mecburuz” mesajı verdi.

6) Vatan Partisi bu mitingle Kürt’e AKP-PKK ortaklığının istediği gibi özerklik yoluyla sadece güneydoğuda değil, milli devlet yoluyla ve tüm yurtta, Türk’le birlikte iktidar olmayı vaat etti!

TÜRK’E BİRLİK MESAJI

7) Vatan Partisi bu mitingle Türk’e, “Kürt’le birlikteliğe mecburuz” mesajı verdi.

Türk Kürt ayrılığı hem Türk için hem de Kürt için emperyalizme boyun eğmekti, Türk ile Kürt birliği ise emperyalizmi yenmek ve özgür olmak, başı dik olmak demekti.

8) Vatan Partisi Türk’e, “Kürt’e sahip çık ve kardeşini emperyalizmin kucağına bırakma” mesajı verdi.

ABD’YE ‘BÖLEMEYECEKSİN’ MESAJI

9) Vatan Partisi bu mitingle ABD’ye “kazanamayacaksın” mesajı verdi, “bölemeyeceksin” uyarısı yaptı ve Washignton’a “bölgeyi terket” dedi.

10) Vatan Partisi bu mitingle güneydeki komşularımıza “bölgedeki terörün kökünü kazıyacağız” mesajı verdi.

11) Vatan Partisi bu mitingle İran, Irak ve Suriye’ye bölgede barış mesajı verdi; Batı Asya Birliği ile bölge ülkelerinin önüne Türk ile Kürt’ü, Kürt ile Arap’ı, Arap ile Fars’ı birlikte kalkınmak hedefiyle barış ve uyum içinde yaşatma görevi koydu.

TÜRKİYE’YE ‘YÖNETİRİM’ MESAJI

12) Vatan Partisi bu mitingle Edirne’den Kars’a, Antalya’dan Hakkari’ye ve elbette Ankara’ya “Türkiye’yi biz yönetiriz” mesajı verdi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Haziran 2015

Yorum bırakın

‘Ya başkanlık ya HDP’ + ‘ya özerklik ya AKP’ = başkanlık ve özerklik

HDP’nin “ya başkanlık ya HDP” afişlerini yollarda görmüşsünüzdür. Hani şu seçmene “bana oy vermezsen Erdoğan başkan olur” mesajı veren mor afişler…

Oysa Erdoğan‘ın daha başkan olmadan bir başkan ve de sultan gibi davranmasının sorumluları liste yapılsa, HDP listenin en başlarında yer alacaktır.

ERDOĞAN’IN SALLANAN TAHTINI TUTTULAR

Örneğin anayasa referandumunda “hayır” yerine “boykot” diyerek Erdoğan‘ın yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmasına yardımcı oldular.

“Ama evet demediler, boykot ettiler” diyerek HDP’nin tavrında solculuk arayanlara anımsatalım: Selahattin Demirtaş tutumlarını “evet artı boykot eşittir çözüm” diyerek açıklamıştı! Anlamı, “AKP artı HDP eşittir Açılım”dı.

Örneğin HDP Erdoğan‘ın saltanatını sallayan Gezi eylemlerine, yani Haziran halk hareketine darbe dedi, karşı çıktı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan talepli Öcalan‘ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” emri gelince de, kitleleleri alanlardan uzaklaşmak için harekete geçtiler. Dahası, güneydoğuda eylem yapılmasına engel olarak bölge TOMA’larını da batı illerinde Erdoğan‘ın emrine gönderdiler!

Kısacası Erdoğan‘ın saltanatının sallandığı Gezi’de, devrilmesin diye Erdoğan‘ın tahtını tuttular!

ERDOĞAN SAVCI DEMİRTAŞ MÜDAHİL

Ergenekon ve Balyoz tertipleri neden yapıldı? Erdoğan tam iktidar olsun diye, kurumları ele geçirsin ve dönüştürsün diye…

Peki HDP’nin tutumu ne oldu? Erdoğan‘ın savcılığını yaptığı bu tertip davalara müdahil oldu, Erdoğan‘ı tam iktidar yapan bu tertiplere destek verdi, Erdoğan‘ın yanında durdu!

Uzatmayalım: HDP’nin Erdoğan‘ın sultanlığına katkısı saymakla bitmez. TBMM’de Erdoğan‘a adım adım sultanlık yolu açan yasa tasarılarında HDP’nin ne oy verdiği, AKP’lilerle birlikte hangi tasarılara el kaldırdığı bu sütunun boyutlarının çok çok üzerindedir.

O nedenle Demirtaş‘ın “seni başkan yaptırmayacağız” demesi laftan ibarettir; gerçekte kendisi Erdoğan‘ın sultanlığının önemli aktörlerindendir!

PKK’Yİ AKP’NİN AÇILIM’I BÜYÜTTÜ

Gelelim meselenin diğer tarafına…

AKP ise özellikle şu propagandaya ağırlık veriyor: “HDP barajı aşarsa özerklik ilan edecek, kanton kuracak.”

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan‘ın bu sözlerinin seçmene mesajı açık: “Ya AKP ya özerklik!

Ancak bu mesaj da en az Demirtaş‘ın “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” mesajı kadar gerçek dışıdır. Çünkü Açılım son tahlilde “Erdoğan’a başkanlık, Türkiye’ye federasyon ve PKK’ye özerklik” demektir.

Ve hepsi bir yana, örneğin sonuncu Dolmabahçe mutabakatının bile pratikte PKK’ye özerklik anlamına geldiğini en iyi Yalçın Akdoğan bilmektedir.

Neden? Çünkü Açılım koordinatörüdür, çünkü o mutabakatta imzası vardır, çünkü Hakan Fidan ve Efkan Ala ile birlikte Erdoğan‘ın Açılım operatörlüğünü yapmaktadır, çünkü Atlantik patentli Açılım çerçeve belgesi ile David Philipps‘in madde madde yapılacaklar listesi masasındadır.

Dahası tek başına şu soruların yanıtı bile en önemli gerçektir: PKK en büyük atılımı ne zaman yaptı? PKK en çok ne zaman büyüdü? PKK ne zaman dokunulmazlık elde etti?

AKP-PKK İŞBRİLİĞİNE SON!

Kısacası HDP’nin “ya başkanlık ya HDP” mesajı ile AKP’nin “ya özerklik ya AKP” mesajı hem gerçek değildir hem de birbirinin bütünleyenidir. Sonuçları bakımından anlamı “hem başkanlık hem özerklik”tir!

AKP ile HDP’nin bu karşıtlık görüntülü işbirliğini bozmak, Türkiye’nin en önemli sorunudur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Haziran 2015

1 Yorum

MİT TIR’ındaki silahlar Bulgaristan menşeli mi?

İddia edildiği gibi Suriye’deki Türkmenlere ilaç yardımı yapılıyor olsaydı, MİT TIR’larını Kızılay TIR’ları diye adlandıracaktık!

Ve evet, konu gerçekten Kızılay TIR’ları olsaydı, AKP Hükümeti hiç çekinmeyecek, TIR haberlerine yayın yasağı koymayacaktı!

GÖRÜNTÜLER GİZLENEMEZ

Ama ne oldu?

17 ay önce Aydınlık gazetesi o TIR’larda gerçekte ne taşındığını belgesiyle, fotoğrafıyla ortaya koydu; şimdi de Cumhuriyet gazetesi o görüntüleri yeniden gündeme getirdi.

Aydınlık‘a tam 5 dava açıldı. Aynı şekilde şimdi de Cumhuriyet‘e…

Dün de yayın yasağı koydular, bugün de…

Hiç farketmez, o görüntüler gerçek olduğu için yarın bir başka gazete tarafından yine yayınlacaktır.

MİT TIR’LARI TÜRKMENLERE DEĞİL ÖSO’YA GİTTİ

Hem Erdoğan hem de Davutoğlu önceki gün ateş püskürdüler: DavutoğluMİT TIR’larındaki yardımın Bayırbucak Türkmenlerine gitttiğini” iddia etti. Erdoğan ise daha da ileri gitti ve “Türkmenlere yardıma iftira attılar” dedi. Yetmedi, miting meydanında mahkeme kurup “cezalarını çekecekler” dedi! (BBC Türkçe, 30 Mayıs 2015)

MİT TIR’larının silah taşıdığı ilk ortaya çıktığında da AKP Hükümeti’nden “Türkmenlere yardım” iddiası gelmişti. Ancak Aydınlık‘ın konuştuğu Türkmenler iddiayı yalanlamış, kendilerine maalesef yardım gelmediğinden şikayet etmişlerdi.

O zaman da sormuştuk: Yardımsa neden Kızılay yerine MİT taşıyor? Yardımsa neden gizli? Valisine propaganda için yardım kömürü taşıtan bir iktidar Türkmenlere yardımı, varsa eğer, hiç gizler mi?

Zaten MİT TIR’larını durduran savcıların ve jandarmanın ifadeleri, tutanakları, çektikleri görüntüler AKP Hükümeti’ni yalanlıyordu.

Hatta AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay bile Türkmenlere yardım iddiasını yalanlıyordu! Aktay, yaklaşık iki hafta önce MİT TIR’larının ÖSO’ya gittiğini itiraf etmişti! Sesli, görüntülü, yalanlanamaz türden bir itiraftı bu…

Evet yalanlanamazdı, nitekim Davutoğlu miting meydanından “yardım Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu” dedikten bir gün sonra, Fransız Haber Ajansı AFP‘ye “yardım ÖSO ve Suriye halkı içindi” demek zorunda kalmıştı! (hurriyet.com.tr, 31 Mayıs 2015)

SAVCI: SURİYE’YE 2 BİN TIR GİTTİ

Biliyorsunuz MİT TIR’ı davası hukuka aykırı olarak sürüyor. Adana’daki mahkeme askerleri tutuklamayınca, iktidar İstanbul’da yargıyı harekete geçirdi ve MİT TIR’larını durduran askerleri tutukladı!

Askerlerin tamamı F Tipi üyesi ilan edildi ve hain, casus diye suçlandı! Oysa gerçek şuydu: Bir yanda Jandarma’nın yaptığı operasyon vardı, diğer yanda da olayı Hakan Fidan‘ı sıkıştırma fırsatı olarak gören cemaatin eklemlenmesi… İki ayrı düzlemde, iki farklı girişim.

Ama daha önemlisi şuydu: MİT TIR’larının durdrulması Türkiye için hayırlı bir iş olmuş ve AKP Hükümeti’nin Suriye’ye savaş macerası frenlenmişti!

Her neyse, dava demiştik…

Savcı Ali Doğan‘ın kabul edilen iddianamesinden gidelim. Savcı Doğan “bugüne kadar Suriye’ye 2 bin TIR gönderildi, neden özellikle bunu durdurdunuz?” diye soruyor!

Yorum yapmıyoruz: 2 bin TIR’ın altını çiziyoruz sadece!

TIR’LAR YÜKÜ ESENBOĞA’DAN ALDI!

Yine iddianamede çok önemli bilgiler var: TIR’ın 18 Ocak 2014 tarihinde Esenboğa havalimanından yola çıktığı belirtiliyor!

Peki sıradan bir yardım malzemesiyse, TIR yükü neden havalimanından teslim aldı? Libya’dan İskenderun limanına gemiyle gelen silah gibi, yine Libya ya da başka bir ülkeden gelen silahlar mı bunlar?

Hadi şu soruyu da soralım: Silahlar Bulgaristan menşeili mi? Jandarma’nın bu yönde bir araştırması, kaydı var mı?

Tüm bu gerçekler er geç ortaya çıkacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Haziran 2015

Yorum bırakın

HDP nedir, ne değildir?

Madem “HDP’ye baraj atlatma kampanyası” tam hız sürüyor, madem Erdoğan günde bir kaç kez sözde HDP karşıtlığı pozu vererek milliyetçi oylara sesleniyor, tekrar pahasına biz de üç beş günde bir şu gerçekleri yazalım:

HDP AKP’NİN KARŞITI DEĞİL ORTAĞIDIR

1) HDP AKP’nin panzehri değil, destekçisidir, bütünleyenidir: AKP ile HDP milli devleti yıkma gayretinde müttefiktirler.

2) HDP AKP’nin karşıtı değil, masadaki ortağıdır: AKP ile HDP Açılım’da ve Yeni Anayasa’da birliktedirler.

HDP GEZİ’Cİ DEĞİL, AKP’NİN BARİKATIDIR

3) HDP Gezi’nin temsilcisi değildir: Tersine HDP daha ilk günden Gezi’ye darbe demiştir! Hakan Fidan‘ın talebiyle Öcalan PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” emri verene kadar Gezi eylemlerinin karşısında durmuşlardır. MİT talepli o emirle de Gezi’nin yönünü değiştirmek ve kitleleri alandan soğutmak için harekete geçmişlerdir.

4) HDP Türkiye partisi değildir: HDP bir Hakan Fidan projesidir; MİT’in Türkiye solunu yutma ve Gezi benzeri başkaldırıları sönümlendirme projesidir.

HDP SOLCU DEĞİL OBAMACIDIR

5) HDP demokrat değildir: Güneydoğu’da başka örgütlere tahammül etmeyen ve şiddetle yok etmeye çalışan terör örgütünün “yasal” temsilcisidir!

6) HDP solun temsilcisi değildir: “Biji Obama” diyenler, ABD’den rol talep edenler solcu olamaz!

7) HDP bölgeci değil Batıcıdır: Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de bölge dinamikleriyle değil, Washington’la birlikte hareket etmektedir.

HDP BİRLİKÇİ DEĞİL AYRILIKÇIDIR

8) HDP Kürtlerin değil Kürtçülüğün temsilcisidir: Kürt halkı Açılım’ın ayrıştırıcı yönüne rağmen esas olarak hâlâ birlikçidir ve Türk-Kürt kardeşliğini savunmaktadır.

9) HDP birlikçi değil ayrılıkçıdır: Özerklik birlikte yaşamanın değil, adım adım ayrılmanın yoludur!

10) HDP silahların bırakılmasına karşı değildir: Silahlar sayesinde hükümetleri masaya oturtabildiklerini en iyi kendileri bilmektedir!

HDP İLE AKP BİRBİRİNE MECBURDUR

11) HDP’ye baraj atlatmak AKP’yi durdurmak demek değildir: Tersine Açılım’da PKK’nin masaya daha güçlü oturması ve Ankara’yı daha çok tavize zorlaması demektir. Bu nedenle HDP’ye baraj atlatmak birliğe ve demokrasiye değil, ayrılığa ve etnikçiliğe hizmet eder.

12) AKP’ye oy vermek, PKK’nin TBMM’ye girmesini engellemek değildir: Açılım olduğu müddetçe PKK zaten AKP’nin koalisyon ortağıdır, hükümetin parçasıdır.

AKP İLE PKK KOALİSYON ORTAĞIDIR

13) AKP’ye karşı HDP’yi, HDP’ye karşı AKP’yi desteklemek tuzaktır: Erdoğan ve Demirtaş, AKP ile HDP’yi karşıtlık temelinde büyütmeye çalışmaktadır. Psikolojik savaş merkezleri AKP’yi Türklerin temsilcisi, HDP’yi de Kürtlerin temsilcisi ve “Erdoğan karşıtlığının” merkezi diye sunarak güçlendirmeye çalışmaktadır.

14) AKP ile HDP’nin 7 Haziran “karşıtlığı” taktikseldir: Daha zayıf HDP AKP için, daha zayıf AKP de HDP için Açılım masasına güçlü oturmak demektir. Açılım masasına kimin güçlü oturduğunun çok önemi yoktur, zira sonuçta masaya yatırılmış olan Türkiye’nin üniterliğidir!

15) HDP ile AKP birbirine karşıt değil, mahkumdur: Açılım ikisini birbirine mecbur etmektedir. Açılım HDP ve AKP için sadece bir Atlantik görevi değil, varlık nedenidir.

Kısacası, “HDP’yi dağ yönetiyor” diyen Erdoğan, gerçekte o dağın şefiyle görüşmekte, pazarlık yapmakta ve anlaşma imzalamaktadır. AKP-PKK ortaklığının seni “göbeğini kaşıyan adam” ya da “bidon kafalı” seçmen yerine koymasına izin verme!

Birlik programını destekle ve baraj kaygısı duymadan Açılım karşıtı odağa, yani Vatan Partisi’ne oy ver!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mayıs 2015

Yorum bırakın

ABD’nin ‘terörist ordu’ hedefi

IŞİD’le ilgili Aydınlık‘taki analizlerimizi ya da “IŞİD: Kara Terör” isimli kitabımızı okuyanlar anımsayacaktır, hep şunu söyledik: Obama‘nın stratejisi, Irak ve Suriye’de IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt egemenliği kurmaktır. Kürt örgütlerinin birliğini sağlamak, zamanla PKK’yi başat yapmak ve Eğit-Donat programlarıyla Irak ve Suriye’de sünni milisler eğitmek, bu stratejinin araçlarıdır.

AKP Hükümeti ve TSK merkezli İncirlik, Eğit-Donat, Kobani (Ayn el Arap), peşmerge koridoru, güvenli bölge gibi tartışmalar ve konular, işte bu stratejinin içindedir!

Sonuç mu?

EĞİT-DONAT’TA MİLLET UYUTULDU

ABD Kırşehir’de terörist eğitmeye başladı bile! Bu durum milletin pek umurunda görünmüyor, gazetelerin bir bölümü olayı “rambo eğitimi” deyip alkışlıyor!

Oysa 12 yıl önce, 1 Mart 2003’te,Türk milleti ABD askerini yurda sokmamak için seferber olmuş ve baskısıyla AKP’li vekillerin bile bir kısmını mecbur ederek tezkereyi engellemişti.

Bugünkü sessizliğin elbette pek çok nedeni var. Ancak Genelkurmay karargahından zamana yayarak yapılan “anlaşma yok”, “anlaşma var ama imza yok”, “imza var ama uygulama yok” türü hazmettirme servislerinin bu sessizlikteki payı öne çıkıyor!

Şimdilerde ise “70 kişi eğitiliyor, göstermelik” denilerek konu yine yumuşatılıyor!

Ve elbette, bir de ABD askerlerinin ülkemizde terörist eğitmesine “yasal” olanak sağlayan Suriye tezkeresi var!

KIRŞEHİR GÖZLÜĞÜ KÖR ETTİ

Geride kalan bir yıl içinde hep vurguladık. Mesele sadece Kırşehir değildir. Kırşehir’e bakarak bunca zaman “Eğit-Donat başlamadı” demek yanıltıcıydı. Zira TSK’nin iki Kuzey Irak kampında 8 aydır peşmerge eğitmesi de, 3 aydır Musul kampında Sünni milisler eğitmesi de Eğit-Donat kapsamındadır.

“Eğit-Donat imzalanmadı, başlamadı” derken, gerçekte Eğit-Donat çoktan başlamıştı ve bizzat Ahmet Davutoğlu önce yabancı basına açıklamış ve sonra da o kampları ziyaret etmişti.

Kırşehir’e saplanmak ve meseleye sadece oradan bakmak, ABD’nin yurdumuzda terörist eğitmesine karşı milletçe ayağa kalkmamızı engelledi.

ABD IRAKLI MİLİSLERİ DE EĞİTECEK

Bakınız, Eğit-Donat meselesi sayılara takılarak küçültülecek bir mesele değildir.

Önemle üzerinde durmamız şundandır: ABD 2003’te askeriyle Ortadoğu’ya geldi ve 2010’da çekilmek zorunda kaldı. 9 Haziran 2014’te “tasarlanmış elverişli düşman” IŞİD’in Musul’u işgaliyle yeniden bölgeye dönme fırsatı buldu. Ancak ABD’nin “karaya postal değdirecek” şartları yok. İşlerini bölgedeki taşeronlarıyla ve inşa edeceği “terörist ordularla” yapacak!

Terörist ordulara bugünden bakarak “70 kişiden ne çıkar” dememeliyiz. Zira hedef büyük.

Anlatalım: Geçen hafta IŞİD Irak’ta Ramadi’yi ele geçirdiğinde ve Washington buna göz yumduğunda ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ne demişti: “Irak ordusunun savaşma kabiliyeti yok.”

Kuşkusuz bir ölçüde doğruydu fakat sorumlusu kendileriydi. Her neyse, aynı Ashton Carter şimdi ne diyor: “Sünniler devreye sokulmalı!” ABD’nin Sesi haberi şu başlıkla veriyor: “ABD Iraklı milislere de eğitim vermeyi düşünüyor.” (29 Mayıs 2015)

AYRI ORDU, AYRI STATÜ

Elbette ABD o eğitime IŞİD bahanesiyle Irak’a 300 askeri danışman göndererek başlamıştı. TSK’nin Musul Kampı’ndaki Sünni milis eğitimi de o hedefleydi. Artık Washington Ramadi bahanesiyle bunu bir üst seviyeye çıkarmaya ve Irak’ın içinde bulunduğu zorluklardan faydalanarak Irak’ta ayrı ordu inşa etmeye soyunuyor!

Peşmerge zaten Irak ordusundan ayrı bir orduyken, şimdi mevcut ordu da Şii ve Sünni orduları diye ayrıştırılmaya çalşılıyor. Ayrı ordu, son tahlilde ayrı statü demektir!

Bitirirken anımsatalım: Irak’ta Sünni ve Kürtlere 2016 yılında doğrudan silah yardımı öngören tasarı ABD Temsilciler Meclisi’nden geçti!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2015

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın