Archive for category CGTN Türk
SALGINLARDA KAMUCULUK BAŞARILI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 11/03/2020
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, salgınının başlamasından bu yana ilk kez, koronavirüsün ortaya çıktığı Vuhan kentine gitti. Çin basını ziyareti “tehlike artık geçti” mesajı olarak yorumladı.
Şi Cinping’in ziyareti bize göre de Çin Halk Cumhuriyeti’nin uyguladığı kamuculuğun salgınlarla mücadelede başarısına, hatta zaferine işaret etti.
Neden mi? Anlatalım…
RAKAMLARIN SOĞUK AMA ÖĞRETİCİ DİLİ
Çin’de tespit edilen yeni koronavirüs (Covid-19) vaka sayısı gittikçe düşüyor. Önceki gün 40’a, dün de 19’a geriledi…
Ayrıca son üç günde Hubey eyaleti dışında yeni bir koronavirüs vakasına da rastlanmadı.
Ve koronavirüs tespit edilen 80 bin 754 hastadan 3 bin 136’sı yaşamını yitirirken, 59 bin 897’si iyileşti.
Ne yazık ki insanı rakama indirgeyen bu istatistikleri, son tahlilde insanlığın toplam yararı için vermek durumundayız. Zira istatistikler bize gittikçe pandemi olmaya doğru ilerleyen koronavirüsle mücadelede kimi önemli işaretler veriyor…
Ki en önemli işaret şu: Nüfusa oranla vaka ve kayıp sayıları karşılaştırıldığında, 1,4 milyar nüfuslu Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu salgınla çok başarılı bir mücadele ettiği görülüyor. Dolayısıyla dünya bu deneyimden yararlanmalı…
İTALYA ÇİN DENEYİMİNDEN YARARLANIYOR
Sevindirici gelişme: Batı’da koronavirüse hızlı kayıp veren ülkeler bu deneyimden yararlanmaya başladılar.
Örneğin İtalya, Çin’in iki ay önce çok elelitirilen karantina yöntemini uygulamaya başladı bile.
Bu acı ama öğretici gerçek, ABD emperyalistlerinin dilini bile değiştirdi.
Örneğin Çin karantine uyguladığında New York Times şöyle yazıyordu: “Çin, koronavirüsle mücadele adına milyonlarca insanı karatinaya alıyor ve kişisel özgürlüklerinden ediyor.”
Aynı New York Times, İtalya karantina uygulamaya başladığında Roma yönetimini övüyor: “İtalya, virüsün yayınlamasını önleyebilmek için, ekonomisini bile riske atıyor.”
Bu bakış elbette sadece New York Times ile sınırlı değildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü yetkililerinden başlayarak pek çok batılı kurum sözcüsü, Çin’in uyguladığı karantinayı “insan hakları ihlali” olarak yorumluyordu…
Elbette aynı uygulamaya bu farklı bakışın temelinde emperyalist gözlük var ancak son tahlilde önemli olan İtalya’nın Çin deneyiminden öğrenmeyi seçmiş olmasıdır. Zira Çin’in salgına karşı kazandığı başarıdan öğrenmek, dünyanın diğer bölgelerindeki insan kaybını azaltacaktır.
AFETLERDE SERBEST PİYASA MODELİNİN ÇARESİZLİĞİ
Peki Çin bu başarıyı neye borçlu?
Elbette kamuculuğuna; yani Çin’e özgü sosyalizmine…
Zira bir toplumun salgınla topyekûn mücadele edebilmesi bu modelle daha olası. Çünkü bu modelde kamu otoritesi var, merkezi yönetimin gücü var, planlama var, askerden işçiye kadar toplumun tüm kesimlerini topyekûn seferber edebilmek var, kamu kaynaklarının çok olması şansı var, kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanma var…
Ve en önemlisi kamu sağlığını esas alan anlayışın, salgınla mücadelede başarı şansı her zaman daha yüksektir.
Deprem ve kasırga gibi doğal afetlerle mücadele örnekleri de gösteriyor ki, serbest piyasa ekonomilerinin uygulandığı Batı ülkelerinde afetlerle mücadelede başarı ancak serbest piyasaya “ara vermekle”, devletin “düzenleyiciliğini” kullanmakla mümkün oluyor…
Ki serbest piyasaya ara verip devletin düzenleyiciliği kullanmak da, bir ölçüde kamuculuğa yaklaşmak demektir…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mart 2020
PENTAGON’UN ÇİN RAPORU
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 04/03/2020
ABD ile Taliban, Katar’ın başkenti Doha’da tarihi bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre ABD ve müttefikleri Afganistan’daki tüm askerlerini 14 ay içinde çekecek. (29.02.2020)
Taliban 2013 yılında Doha’da büro açmış; o tarihten bu yana da zaman zaman gayri resmi, zaman zaman resmi olarak ABD ile Taliban heyetleri arasında görüşmeler olmuştu. Fakat bu imzaya kadar kesin bir anlaşmaya bir türlü varılamamıştı.
Ancak ABD bir süredir anlaşmayı yapabilmek için şartlarında esniyordu.
Nitekim ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Miley, kısa bir süre önce şöyle demişti: “Taliban’a karşı rasyonel, mantıklı bir zafer şansımızın olmayacağını yıllardır ifade ediyoruz. Taliban’la Tokyo Körfezinde (Japonya’nın 2. Dünya Savaşında teslim olduğuna dair) Missouri Savaş Gemisinde teslim bildirgesi imzalama gibi bir şey olmayacağını biliyorduk. Başkan Bush 2001’de Noel öncesinde yaptığı açıklamada bunu ifade etmişti ve bu cümle halen doğru. Dolayısıyla Afganistan’da Taliban’la tek bir çözüm yolu var. Afganların kendi aralarında bir çözümü olmak zorunda.” (20.12.2019)
AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLME ÇİN’LE DE İLGİLİ
Bu anlaşma Çin’i de yakından ilgilendiriyor. Zira ABD’nin Afganistan, hatta Ortadoğu stratejisindeki her değişiklik, doğrudan Çin stratejisiyle de ilgili…
Kabaca özetlersek: ABD Ortadoğu’da güç azaltıp, asıl rakibi Çin’e karşı yığınak yapmak istiyor.
Washington’un stratejinin pratikte ne anlama geldiği ABD Savunma Bakanı (Pentagon) Mark Esper kısa süre önce şöyle açıklamıştı: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)
Nitekim ABD Suriye’den de asker çekmişti. Şimdi Afganistan’dan da çekmeye hazırlanıyor.
ABD-ÇİN ASKERİ GÜÇ MAKASI DARALIYOR
ABD, kendisini ekonomik büyüklükte yakalayan hatta geçen Çin’in, askeri alanda da makası hızla daralttığını görüyor ve bu nedenle Çin’i Hint-Pasifik bölgesinde çevrelemeyi hızlandırmak istiyor.
Pentagon’un geçen yıl yayımladığı Çin raporu, o makasın nasıl hızla daraldığına işaret ediyordu.
ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) istihbarat faaliyetlerini yürüten Savunma İstihbarat Dairesi’nin (DIA) raporuna göre Çin dünyanın en gelişmiş silah sistemlerinin bazılarında liderliği ele geçirmiş durumda. (16.1.2019)
Raporda Çin’in şu atılımlarına dikkat çekilmektedir:
– Çin, donanma tasarımları, orta ve uzun menzilli füzeler ve hipersonik silahlar (ses hızından defalarca daha hızlı olan ve füze savunma sistemlerine yakalanmayan füzeler) dahil olmak üzere bir dizi teknolojide lider konumuna yükseldi.
– Teknoloji erişimine çoklu yaklaşım sayesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu şimdi bazı en modern silah sistemlerine sahip. Hatta bazı alanlarda dünya lideri.
– Hava, deniz, uzay ve siber dünyadaki askeri kabiliyeti, Çin’i bölgede iradesini dayatabilecek konuma getirdi.
– Çin bölgesel ve küresel hedefleri vurabilecek, radara yakalanmayan orta ve uzun menzilli savaş uçakları geliştirdi. Bu hayalet uçakları 2025’e kadar operasyonel hale gelebilecek.
ABD-ÇİN REKABETİ BÖLGEMİZE YARIYOR
Özetle ABD, Mark Esper’in ifadesiyle “başlıca rakip” gördüğü Çin’i bölgesinde sıkıştırabilmek için askeri yığınak yapmak istiyor. Ve bunun için de Suriye ve Afganistan’dan asker çekiyor.
Kuşatılmak istenen Çin ise kuşatmak isteyen ABD’ye göre daha rahat. Zira zaman ABD’nin aleyhine, Çin’in lehine işliyor…
Zaman geçtikçe Çin ABD’ye her alanda yetişiyor!
Bitirirken önemle belirtelim: ABD’nin Çin’e karşı Hint-Pasifik stratejisini esas alması, ülkemiz ve bölgemiz için de yararlıdır. ABD emperyalizmi bölgemizden ne kadar asker çekerse, o kadar iyi!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
3 Mart 2020
ABD İÇİN ‘YARARLI SORUN’: KOVID-19
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 26/02/2020
ABD’li yetkililerin açıklamaları da, uygulamaları da; bunun yansıması olarak Amerikan gazetelerinin propaganda şekli de gösteriyor ki, ABD için koronavirüs salgını Çin’i zayıflatıcı yararlı bir sorundan başka bir şey değil!
Ve ABD koronavirüs salgınını, yani Kovid-19’u, Çin’e karşı başlattığı küresel ticaret savaşının yararlı bir parçası olarak görüyor.
Konunun Washington ile Beijing arasında bir medya savaşına dönüşmesi de bu nedenle…
ABD’NİN “HASTA ADAM” IRKÇILIĞI
Özetleyelim:
Önce Wall Street Journal’da Walter Russell Mead, Kovid-19 hakkında Çin’i hedef alan bir makale yazdı. Makalenin başlığı ise ırkçıydı, düşmancaydı ve insanlık dışıydı: “Asya’nın Gerçek Hasta Adamı: Çin” (3.2.2020).
Beijing yönetimi WSJ yetkililerinden özür istedi ancak uzun bir süre beklenen o özür gelmedi. Bunun üzerine Beijing yönetim, makaleye tepki olarak üç gazetecinin basın kartlarını iptal etti. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Geng Shuang, basın kartları iptal edilen üç gazetecinin “özür dilemeyi reddettiklerini” belirtti. (19.2.2020)
ABD Dışişleri Bakanlığı ise buna karşılık 5 medya kuruluşunu Çin hükümetinin parçası olarak kabul edip bu kuruluşlara “yabancı misyon koşullarının” uygulanacağını duyurdu. Bu kapsamda Xinhua, People Daily, China Daily, Çin Global Televizyon Ağı ve Çin Uluslararası Radyosu, ülkedeki yabancı diplomatik misyonlara uygulanan koşullar altında faaliyet yürütecek ve herhangi bir yerde ofis açmak için ABD hükümetinden onay almaları gerekecek (19.2.2020).
Yani ABD “yanlışı” düzeltmek istemediği gibi, yeni “yanlışlar” yapmakta da ısrar ediyordu!
Ancak önemli bir gelişme yaşandı: WSJ’nin Beijing’de bulunan 53 çalışanı, gazetenin yönetim kadrosuna bir mektup gönderdi ve “Asya’nın Gerçek Hasta Adamı: Çin” şeklindeki başlığın düzeltilmesini ve Çin’den özür dilenmesini istedi (20.2.2020). 53 çalışan mesajında “Bu, editoryal bağımsızlık ya da haber ve yorum arasındaki bölünme meselesi değil. Bu yanlış bir başlık oldu ve Çin halkı dâhil olmak üzere birçok insanı rahatsız etti.” dedi.
53 çalışanın ortak mektubuna rağmen WSJ sözcüsü gazetenin tutumunun değişmediğini açıkladı (22.2.2020).
Beijing, WSJ’nin bu değişmez tutumuna karşı bir açıklama yayımladı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian’ın ifadeleri oldukça sertti: “Kötü niyetlere karşı ‘uysal koyun’ haline gelmeyeceğiz. WSJ’nin haber ve yorumların bağımsız olduğu gerekçesiyle özür dilemeyi reddetmesi rasyonel değil. WSJ’den kim sorumlu? Kimin özür dilemesi gerekiyor? Gazetenin ettiği küfürlerden dolayı özür dilemeye cesareti yok mu? Gazete bu tavrında ısrar ederse sonuçlarına katlanmalıdır.” (24.2.2020).
Son olarak Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Ullyot konuyla ilgili konuştu ve Beijing’in 3 WSJ muhabirinin basın kartlarını iptal etmesine çeşitli karşılıklar vereceklerini duyurdu (25.2.2020).
4 AŞAMALI PSİKOLOJİK SAVAŞ
ABD’nin bu tutumunun bir nedeni var elbette…
Yukarıda belirttik: Dünyamızı ilgilendiren sağlık meselesini, baş rakibini zayıflatacak yararlı bir sorun olarak görüyor!
Bu nedenle de başından itibaren 4 aşamalı bir “propaganda savaşı / psikolojik savaş” yürüttüler:
1. Önce Çin’i kötülüklerin kaynağı olarak göstermeye çalıştılar: Yarasa yeme gibi yalanlardan hareketle Çin’i insanlığı tehdit eden hastalıkların kaynağı göstermek üzere yoğun propaganda yaptılar.
2. Ardından Çin’i gerçekleri gizlemekle suçladılar: “Ölü sayısı gerçekte on binler şeklinde” diye kötü niyetli propaganda yaptılar.
3. Daha sonra Çin’i zayıf göstermeye çabaladılar: Çin’in salgınla mücadele edemediğini, elinden bir şey gelmediğini propaganda etmeye çalıştılar.
4. En sonunda da Çin’i tecrit etmeye kalktılar: Çin’den dünyaya korkunç salgın olduğu propagandasıyla dünyanın bu ülkeye kapılarını kapatmasını, ablukaya almasını, ticareti kesmesini, tecrit etmesini teşvik ettiler.
ABD TİCARET BAKANI: “SALGIN BİZE YARAYACAK”
ABD coronavirüs salgınını, Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının bir parçası olarak kullanmaya çalıştığı için bu 4 aşamalı psikolojik savaşı uyguladı.
Öyle ki bu tutum, ABD’li yetkililerin argümanlarında insanlık dışı ifadelere bile dönüştü. ABD’nin Çin karşıtlığı, daha doğrusu kapitalizmin sosyalizm düşmanlığı, böylesi en insani bir meselede bile kendisini “insanlık dışı” bir görüntü olarak resmetti.
ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un Çin’deki coronavirüs salgınıyla ilgili açıklaması da bu “insanlık dışı” resme bir fırça darbesi oldu. Ross, salgının ABD ekonomisine yarayacağını ve “İstihdamın Kuzey Amerika’ya geri dönmesini sağlayacağını” savundu (30.1.2020).
Bu sözler, emperyalist kapitalizmin ne olduğunu göstermeye yetiyor da artıyordu!
Konu kâr olduğunda, emperyalist kapitalizm, insan sağlığını bile “dert” etmiyordu!
DÜNYA KAZANACAK
Başlarda bocalasa da, hatta kimi hatalar yapsa da, gerçekte Çin’in kamucu anlayışı bu salgınla olabilecek en iyi şekilde mücadele ediyor.
Ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verileri de bu gerçeğe işaret ediyor.
Zira 79.524 hastanın enfekte olduğu ve 2.626’sının maalesef öldüğü salgında, 25.157 hasta da iyileşmiş durumda!
ABD’de 10 yıl önce yaşanan grip salgınında ölenler ve iyileşenlerle karşılaştırıldığında, bu gerçekten iyi bir oran.
Kuşkusuz mesele oran yarıştırmak değil. Kaldı ki virüs, küreselleşen dünyada tek bir ülkenin sorunu da değil. Dolayısıyla tüm ülkelerin, hepimizin, dünyamızı tehdit eden bu salgınla topluca mücadele etmesi gerekiyor!
Bundan yararlanarak kapitalist ekonomilerini güçlendirmeyi hayal eden emperyalist tekeller ve onların temsilcileri insanlığın vicdanında kaybederken, dünya sağlığı kazanacak nihayetinde!
Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
25 Şubat 2020
ABD’YE KARŞI ÇİN-RUSYA İTTİFAKI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 12/02/2020
ABD istihbaratının yönetim kadrosunun senatörlere bilgi verdiği ve sorularını yanıtladığı Ocak 2019’daki Senato İstihbarat Komisyonu oturumunda çok önemli saptamalar vardı.
CIA ve FBI başkanlarının da bulunduğu ve bilgi verdiği oturumda ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Dan Coats şu çok önemli iki saptamayı yaptı:
1. ABD’ye yönelik dört büyük tehdit Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’dır.
2. Çin ve Rusya, hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleşmiş durumda. (Amerika’nın Sesi, 29.01.2019)
ABD istihbarat yetkililerinin bu saptaması, yani Çin ve Rusya’nın ABD’ye karşı birleşmiş olduğu gerçeği, önümüzdeki sürecin en önemli gerçeğidir.
ABD hegemonyasının sonunun ne hızda geleceği de, yerini neyin dolduracağı da, öncelikle Çin-Rusya işbirliğine bağlıdır.
‘REVİZYONİST DEVLETLER’
İşte ABD bu gerçeğe göre strateji ve taktik geliştirmeye çalışmaktadır.
Pentagon’un şefi Mark Esper buna uygun olarak bir yandan belirlenen Hint-Pasifik stratejisini uygulamaya çalışıyor, bir yandan da geleneksel müttefiklerini Çin-Rusya ittifakına karşı tahkim etmeye çalışıyor.
Esper, Dan Coats’un ABD Senatosundaki saptamalarından yaklaşık bir yıl sonra şunu söyledi: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)
Pentagon şefi Esper geçen hafta da Çin ve Rusya’yı “revizyonist devletler” olarak niteledi ve iki ülkeyi dünya düzenini değiştirmeye çalışmakla suçladı. (8.2.2020)
YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR
Esper haklı…
Çin ve Rusya, ABD’ye karşı pek çok alanda işbirliği yapıyor; askeri tatbikatlardan BM Güvenlik Konseyi’nde birlikte hareket etmeye kadar pek çok alanda ortak hareket ediyor.
Ve en önemlisi iki ülke Şanghay İşbirliği Örgütü’nden BRICS’e kadar çok önemli ve etkin kurumlarda birlikte çalışıyor.
İşte yeni dünya düzeni de bu kurumlarla inşa oluyor…
Şöyle ki:
Çin bir yandan payını artırarak IMF ve Dünya Bankası yönetiminde ağırlık kazanıyor ama bir yandan da bunların karşısına BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi seçenekler çıkarıyor.
Rusya ise SSCB’den devraldığı askeri ve diplomasi kabiliyeti ile ABD’ye karşı Ortadoğu’da Suriye’yi, Afrika’da Libya’yı, Güney Amerika’da Venezuela’yı savunuyor.
DÖRT BÜYÜK GERÇEK
Kısacası 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girmeye yaklaşırken, dünya çapında çok önemli dört gelişme yaşanmaktadır:
1. ABD hegemonyası iniştedir; sonu gelecektir.
2. Ekonominin merkezinden sonra siyasetin merkezi de adım adım Asya-Pasifik’e geçmektedir.
3. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da saptadığı gibi Batı hegemonyasının sonu gelmektedir (27.8.2009). Batı’nın 500 yıldır süren liderliği bitmektedir. Doğu uygarlığı yeniden yükselmektedir.
4. Doğu’nun bu yükselişine ağırlıklı olarak Çin, ardından da Rusya liderlik etmektedir. Ve 21. yüzyıl Asya yüzyılı olurken, bu iki büyük kuvveti Hindistan, Türkiye ve İran gibi ülkeler de izlemektedir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Şubat 2020
ABD’NİN BAŞ DÜŞMANI: ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 05/02/2020
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Londra’da yaptığı açıklamada Çin Komünist Partisi’ni “merkezi tehdit” ilan etti.
Pompeo’nun bu açıklaması, müttefiki İngiltere’yi Huawei konusunda son bir kez daha uyarmak ve 5G teknolojisinde Huawei ile çalışmaktan alıkoymak içindi.
Zira birkaç gün önce İngiliz hükümeti, Başbakan Boris Johnson‘ın yönettiği Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısının ardından Huawei’nin İngiltere’de 5G şebekesinin kurulumu çalışmalarına izin vereceğini duyurmuştu.
Huawei meselesi ise bildiğiniz gibi ABD’nin Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının merkezinde yer alan konuydu.
LONDRA WASHINGTON’U DİNLEMEDİ
İngiltere her ne kadar Brexit ile resmen AB’den ayrıldıysa da, tıpkı AB gibi 5G teknolojisinde Huawei ile çalışmak istiyor. Zira AB ülkeleri telekomünikasyon operatörlerini en güncel teknolojiyle buluşturmak istiyor ve Huawei de 5G altyapısı kurma konusunda lider.
Washington uzunca bir süredir hem AB ülkelerini hem de İngiltere’yi Huawei ile çalışmamaları konusunda uyarıyor.
Son olarak 20 gün önce ABD Ulusal Güvenlik Danışman Vekili Matt Pottinger’in başkanlık ettiği bir ABD heyeti, İngiliz yetkililerle görüştü ve İngiltere’nin 5G ağında Huawei ile çalışmamasını istedi.
Londra, müttefikinin bu son uyarısını da dikkate almadı.
İngiltere Başbakanı Boris Johnson ABD’yi hayal kırıklığına uğratan şu açıklamayı yaptı: “İngiliz halkı mümkün olan en iyi teknolojiye erişmeyi hak ediyor. Herkes için gigabit düzeyinde genişbant teknolojisini hayata geçirmeyi istiyoruz. Eğer bir marka eleştiriliyorsa alternatifi de belirtilmeli.”
Diğer yandan ABD’nin istihbarat ve güvenlik uyarıları da Londra’yı ikna etmedi.
İngiltere Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı MI5 Başkanı Andrew Parker bu konuda şunları söyledi: “Gerçek şu ki 5G’de Huawei’ye ihtiyacımız var. Bu fırsatı kaçırırsak bu teknolojiye erişmemiz uzun yıllar alabilir. İngiltere’nin Huawei teknolojisini kullanmasının ABD ile istihbarat ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyoruz.”
BATI LİDERLİĞİ DÖNEMİ KAPANIYOR
İşte ABD Başkanı Pompeo’nun Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP’yi) “merkezi tehdit” etmesi bu şartlarda oldu.
Londra’yı ziyaret eden ve İngiliz mevkidaşı Dominic Raab ile görüşen Pompeo, müttefikinin Huawei’yi reddetmeyerek büyük risk aldığını savundu. Pompeo, Huawei ile her bilginin doğrudan Çin Komünist Partisi’ne gideceğini, bunun da çok ciddi sorun olduğunu savundu.
Pompeo, Raab ile katıldığı etkinlikte, 5G ve Huawei konusunu “Gelecek yüzyılı Batı’nın yönetmesi garanti altına alınmalı” noktasından hareketle değerlendirdi.
ABD’nin “21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma” hayali gerçekte çoktan bittiyse de, ABD, Batı olarak hâlâ dünyaya hükmedebilme peşinde. Ancak ekonomik veriler gibi bilim-teknoloji verileri de bunun mümkün olmaktan çıktığına işaret ediyor.
500 yıllık Batı liderliği dönemi kapanıyor. 21. yüzyılda dünyanın gelişmesine Batı değil, Doğu, yani büyük Asya liderlik edecek…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
4 Şubat 2020
DOLARIN SALTANATINA KARŞI E-YUAN
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 29/01/2020
Amerikan hegemonyasının üzerinde yükseldiği sütunların en başında dolar geliyor.
1944 tarihli Bretton Woods anlaşması ile dolar altına dönüşebilen tek para birimi kabul edilmiş ve yeni bir finans sistemi kurulmuştu. ABD güçlendikçe, altını da emekliye ayırdı ve 70’lerin başından itibaren doların saltanatı başladı.
Ancak bu saltanat özellikle kapitalizmin 2008 krizinden bu yana sallantıya girmiş durumda. Dünyada doların saltanatına karşı yeni bir eğilim gelişmeye başladı: Milli paralarla ticaret.
Çin’den Rusya’ya, İran’dan Türkiye’ye pek çok devlet birbirleriyle ticarette dolar yerine milli paraları esas alan bir çizgiye girmeye başladı.
Diğer yandan altının da yeninden güçlenmeye başladığı bir süreçteyiz.
Fakat bir gelişme daha var: Dijital para…
Kuşkusuz bu alanda öncü Bitcoin’di ama önümüzdeki süreçte ondan çok daha sağlam temeli olan bir dijital para örneğiyle karşı karşıya olacağız: Sahibi devlet olan bir dijital para…
DİJİTAL YUAN
Çin Halk Cumhuriyeti, 5 yıldır dijital yuan üzerinde çalışıyor.
Çin Halk Bankası (Merkez Bankası) Genel Müdür Yardımcısı Mu Changchun, yuanın dijital formunun Bitcoin gibi spekülasyon için kullanılan kripto paralardan farklı olacağını belirtiyor. Mu’ya göre dijital yuan, Çin’in online ödeme devleri olan Ant Financial ve Tencent dahil olmak üzere çeşitli ticari bankalar aracılığıyla halka sunulacak. Dolayısıyla dijital yuan, Çin’in mevcut parasının bir kısmının aslında dijital platforma taşınması şeklinde hayata geçmiş olacak.
E-yuan adını alacağı konuşulan dijital para, Dijital Para Birimi Elektronik Ödeme Sistemi testinin de tamamlandığı dikkate alınırsa, yakın bir zamanda hayata geçecek gibi görünüyor.
İşlem yapanların kayıtlarının tutulmadığı Bitcoin ve diğer kripto paralar, bir devlet otoritesinden bağımsız paralardır. Bunlardan farklı olacak e-yuan’ın ise şu faydaları olacak: Çin hükümeti e-yuan ile yapılan tüm ödemeleri her zaman takip edebilecek. Böylece kara para aklama ve vergi kaçakçılığı gibi uygulamaların önüne geçilebilecek.
E-YUAN’A KARŞI FACEBOOK’UN LİBRA’SI
Çin’in e-yuan atağına karşı Facebook da Libra isimli bir kripto para çıkarmayı planladı. Facebook, merkezi Cenevre’de olan bir konsorsiyum kuracağını ve Mastercard, Visa, PayPal, eBay gibi şirketlerin de konsorsiyuma dahil olacağını açıklamıştı.
Ancak Facebook’un Libra’sına ABD Hazine Bakanlığı karşı çıktı. Gerekçe net: Libra ABD dolarının rezerv para statüsünü tehdit eder!
İşte bu nedenle Facebook CEO’su Mark Zukerberg, Libra konusunda Washington’da Kongre üyeleri tarafından sorguya çekildi. Zuckerberg’in vermeye çalıştığı güvencelere rağmen, Kongre üyeleri Libra’nın suç örgütleri ve teröristler tarafından kötüye kullanılabileceği gerekçesiyle Facebook’un planladığı ödeme sistemine karşı çıktı.
Kuşkusuz asıl mesele Libra’nın da doların saltanatının zeminini zayıflatacağı gerçeğiydi…
Neticede 28 üyeli Libra Birliği konsorsiyumu büyük yara aldı ve konsorsiyumun en güçlü bileşenleri olan Mastercard, Visa, PayPal, eBay gibi şirketler çekildi.
DAVOS’TA IMFCOIN İŞARETİ
Elbette Washington’un “doların rezerv para statüsünü” tehdit edeceği gerekçesiyle Facebook’un Libra’sını engelleyebilme gücü var ancak e-yuan’ı engelleyemiyor.
İşte bu nedenle son Davos zirvesinde bazı iktisatçılar tarafından dile getirilen öneri şu oldu: ABD, e-yuan’a karşı hızla kendi dijital parasını çıkartmalı.
Fakat bu da son tahlilde doları zayıflatan bir gelişme olmayacak mı? İşte ABD için büyük açmaz!
Bu arada ilginç bir ayrıntıya dikkatinizi çekelim:
Bu yılki Davos’un ana gündemi kripto paralardı. Fakat öyle ki, zirvede “Doların hakimiyetine meydan okumak” başlıklı bir panel bile düzenlendi. Brezilya Ekonomi Bakanı Paulo Guedes ve IMF baş ekonomisti Gita Gopinath gibi isimlerin yer aldığı panelde, uzmanlar, kripto paraların küresel otoriteleri dünyanın rezerv para birimi hakkında yeniden düşünmeye ittiği noktasında birleştiler.
Davos gözlemcilerinin dikkat çektiği nokta şu oldu: Küresel sermaye, sürecin dışında kalmamak için IMFCoin ile sahnede olmak istiyor.
Ancak bu da son tahlilde doların saltanatının zeminini zayıflatmayacak mı?
Tüm bu gelişmelerin gösterdiği tek bir gerçek var: ABD’nin tek kutuplu dünyası kısa bir sürede yıkıldı ve çok merkezli yeni bir dünya kuruluyor. Haliyle tek kutuplu dünyanın parası olan doların egemenliği de adım adım bitiyor. Dijital paralar ile altın ve gümüşün egemen olacağı yeni bir dünya şekilleniyor.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Ocak 2020
TİCARET SAVAŞINI ‘KORUMACILIK’ KAZANDI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/01/2020
ABD’nin 23 ay önce Çin’e açtığı küresel ticaret savaşında “birinci faz anlaşma” imzalanarak ticaret savaşına “mola” verildi.
Neden mola dediğimizi anlatmadan önce, birinci faz ticaret anlaşmasının içeriğine ve anlaşmanın kazananının kim ya da ne olduğuna bakalım kısaca…
ANLAŞMANIN İÇERİĞİ
Birkaç aydır süren müzakerelerin ardından birinci faz anlaşma Çin HC Başkan Yardımcısı Liu He ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalandı.
İmza sırasında Çin HC Başkan Yardımcısı Liu He iki ülke arasındaki bu ticaret anlaşmasının yeni bir dönemin işareti olduğunu ve bu işbirliğinin devam edeceğine inandıklarını belirtirken, ABD Başkanı Trump da şu mesajı verdi: “Bugün Çin ile daha önce atılmamış çok önemli bir adımı atarak birinci faz ticaret anlaşmasını imzalıyoruz. Bu daha önceki herhangi bir anlaşmadan çok daha büyük.” (15.01.2020)
Evet, anlaşma, ekonomik büyüklüğü bakımından önceki herhangi bir anlaşmadan çok daha büyüktü. Bun göre:
ABD 15 Aralık 2019’da uygulamaya başlayacağını ilan ettiği yüzde 15’lik vergiye tabi yaklaşık 162 milyar dolarlık üründeki verginin kaldırılmasını ve bunun yanı sıra Çin’in 100 milyar dolarlık ürününe uygulayacağı yüzde 15’lik verginin yüzde 7,5’e indirilmesini kabul etti.
Çin ise karşılığında iki ile dört yılda ABD’den yaklaşık 200 milyar dolarlık ürün alacağını taahhüt etti.
KİM/NE KAZANDI?
Peki anlaşma metnindeki bu tabloya bakınca kimin kazandığını söyleyebiliriz?
İyi bir değerlendirme yapabilmek için bu tabloyu, ticaret savaşının başladığı 23 ay önceki tabloyla kıyaslamamız gerekir.
23 ay önce öncesinde tablo özetle şöyleydi: Çin ABD’ye 2018 yılında 478 milyar dolarlık mal satabilirken, ABD’nin Çin’e satabildiği mal ancak 155 milyar doları bulabiliyordu. Yani ABD Çin’le ticaretinde 322 milyar dolar açık veriyordu!
İşte Trump bu tabloya bakarak, Çin’den alınan mallara gümrük tarifesi artırma kararı almıştı. Bu, iki ülke arasındaki ticaretin büyüklüğü de göz önüne alınınca, küresel bir ticaret savaşıydı.
Ticaret savaşı başlamadan önce ABD’nin Çin’e uyguladığı gümrük tarifesi ortalama yüzde 3, Çin’in ABD’ye uyguladığı tarife ise yüzde 8’di. Küresel ticaret savaşıyla birlikte iki tarafta karşılıklı hamlelerle gümrük tarifelerini artırdı.
Birinci faz anlaşmasının imzalanmasının ardından tarifeler bir miktar düştü ve şöyle oldu: ABD’nin Çin’e uyguladığı gümrük tarifesi yüzde 20, Çin’in ABD’ye uyguladığı tarife ise yüzde 19. (Bu oranların ikinci faz anlaşması sonrasında daha da düşmesi bekleniyor.)
Bu tabloya bakınca şu sonuçlar çıkıyor: 1) Tarifelere göre Çin’in kaybı daha çok ancak Çin’in sattığı mal daha fazla olduğu için Çin hâlâ kazanan konumunda. Trump bu nedenle Çin’in ABD’den ekstra mal almasını istiyor. 2) Küresel ticaret savaşında biri daha az, bir daha çok olsa da, aslında iki taraf da kaybetti. 3) Küresel ticaret savaşının asıl kazananı “korumacılık” oldu!
İşte dünya açısından meselenin esası da aslında bu! Yani “korumacılığın” kazanmış olması…
40 yıldır serbest piyasa ekonomisini küreselleşme ile dünyaya kabul ettirmeye çalışan, milli devletlere “açın pazarlarınızı, kaldırın gümrük tarifelerinizi” diyen emperyalist ABD, 40 yıl sonra tersini yapmaya mecbur kalmış ve Çin’e karşı kendi ekonomisini savunabilmek için “korumacılığa” başvurmuştur!
İşte ABD-Çin küresel ticaret savaşında asıl kazanan da bu nedenle “korumacılık” olmuştur!
ANLAŞMA NEDEN GEÇİCİ?
Yazının başında birinci faz ticaret anlaşmasının, küresel ticaret savaşında sadece bir “mola” olduğunu söylemiştik. Şundan:
Emperyalist ABD için Çin, son tahlilde er geç büyük hesaplaşmaya gideceği asıl rakibidir. ABD bu nedenle Çin’i hedef alan ulusal güvenlik stratejisi geliştiriyor, bu nedenle Çin’i çevrelemeye çalışıyor, bu nedenle Çin’i NATO’nun da hedefine aldırtıyor, bu nedenle Çin’in kuşak ve yol inisiyatifini engellemeye çalışıyor ve bu nedenle Uygur, Tibet, Tayvan, Hong Kong sorunlarını kaşımaya çalışıyor…
Ve işte bu nedenle ABD’nin Çin’le yaptığı ve yapacağı herhangi bir anlaşma, her zaman geçici olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
21 Ocak 2020
Çin-Rusya-Hindistan Bloğu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/01/2020
Londra Zirvesi yaklaşırken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg “Çin’in ilk kez NATO’nun resmi gündeminde” olduğunu açıklıyordu.
Nitekim öyle de oldu. NATO’nun Londra Zirvesi’nde Çin “risk potansiyeli” görüldü ve fiilen NATO’nun hedefi ilan edilmiş oldu.
Bu, ABD’nin son ulusal savunma stratejisiyle uyumlu bir planlamaydı elbette…
ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi
ABD’nin bir süredir belirlediği ulusal güvenlik stratejisi, Asya-Pasifik stratejisidir. Çin’i bölgesinde çevrelemeyi esas alır bu strateji.
Ancak ABD stratejisini en son güncellediğinde, ismini de güncelledi: Asya-Pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu.
Washington, açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.
Pentagon’un şefi, ABD Savunma Bakanı Mark Esper bu stratejiye uygun askeri planlamalarını şöyle özetledi: “Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır.” (20.12.2019)
Evet, ABD, neredeyse 30 yıldır esas rakibinin Çin olacağını görüyor, biliyor ve ilan ediyor. Bu nedenle de neredeyse 20 yıldır adım adım Asya-Pasifik stratejisi inşa etti.
Peki, ne oldu da Asya-pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu?
Denilebilir ki, Ortadoğu’yu tamamen bırakarak Pasifik’e yönelmek ABD emperyalizmi için uygun olmayacağından, Pentagon bir sentez yaparak, Hint okyanusundan, yani Ortadoğu’nun hemen doğusundan başlayarak hattını genişletiyor…
Kuşkusuz bu da var. Ancak esas nedenin Hindistan’ı yanına çekmek olduğu anlaşılıyor. Açıklayalım:
Üçlü işbirliği modeli
Rusya’nın ünlü Dışişleri Bakanı (sonra da Başbakanı) Yevgeny Primakov, 1990’ların sonunda ABD’ye karşı Rusya-Çin-Hindistan bloğunun oluşturulması gerektiğini savunuyordu.
21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapmak isteyen küresel hegemon ABD’ye karşı ancak böylesi bir birlikle karşı durulabilirdi.
Pratikte bu gerçekleşti: Rusya, Çin ve Hindistan hem Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde hem de BRICS içinde birlikteler.
Kuşkusuz üçlü içinde Hindistan’ın Rusya ve Çin’e göre ABD’yle ilişkileri farklı bir noktada. Bu da Hindistan’ın Soğuk Savaş boyunca Rusya’yla yakın durmasına rağmen güçlü bir Çin endişesi bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Aslında üçlü içindeki ikili ilişkiler açısından ABD’ye karşı işbirliği olduğu gibi, kendi aralarında rekabet, gelecek endişeleri ve bugün kritik seviyede olmayan kimi ulusal çıkar çatışmaları da vardır.
Ancak, esas eğilimin, üç ülkenin de işbirliği yönünde olduğu görülüyor.
ABD’nin hedefi: Üçlü işbirliğini bozmak
ABD, 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” ilan ederken, hızla büyüyen Çin’e karşı “daha geniş Batı” inşa etmeyi önüne hedef koymuştu.
Daha geniş Batı, Rusya’yla olacaktı. Zayıflayan, eski Sovyet bölgelerini ABD’ye kaptıran Rusya, Batı’yla yan yana olmaya mecburdu Washington’a göre. Anımsayalım: O yıllarda AB-Rusya ve NATO-Rusya konseyi gibi mekanizmalar kuruldu…
Ancak bu gerçekleşmedi ve Vladimir Putin döneminin başlamasıyla silkelenen Rusya, yeniden yükselişe geçti.
İşte o şartlarda ABD için esas büyük problem başlamıştı: Çin-Rusya işbirliği…
ABD açısından Çin-Rusya ittifakı, “kesin yenilgi” demekti.
İşte ABD son yıllarda şu esasa göre hareket etmeye çalışıyor: Çin-Rusya ittifakına karşı Hindistan’ı yanına çekmek…
Zira bir zamanlar Primakov’un öngördüğü Çin-Rusya-Hindistan bloğu kurulursa, ABD emperyalizmi teslim bayrağı çekmek durumunda kalacak!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Ocak 2020
İRAN’DA ABD-ÇİN ÇEKİŞMESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/01/2020
ABD, Kasım Süleymani suikastı ile İran’a karşı uyguladığı baskı politikasının seviyesini yükseltmiş oldu.
Fakat ABD için İran karşıtlığı sadece İran karşıtlığı değil, en az onun kadar da Çin karşıtlığıdır. Şundan:
1. ABD’nin İran’ı kuşatma stratejinin başarılı olması, İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin’in bu ülkeden petrol tedarik etmesini engelleyebilmesine bağlıdır. Çin İran petrolünü aldıkça, ekonomisi batmayacak ve Tahran yönetimi direnmeye devam edebilecek.
2. ABD, ileride kaçınılmaz olarak hesaplaşmaya gideceği Çin’in daha da büyümesini önleyebilmek için, enerjiye bağımlı bu ülkenin enerji nakil hatlarını kesmek istiyor.
ABD’NİN KÂBUSU: KUŞAK VE YOL İNİSİYATİFİ
ABD, Çin’in Afrika ve Avrupa’ya uzanan kara ve deniz ipek yollarını, küresel liderliğine meydan okuyan en önemli proje olarak görüyor. Zira Çin’in “kuşak ve yol inisiyatifi” sadece dev hacimli bir ekonomi projesi değil, aynı zamanda ABD’nin geleneksel müttefiki Avrupa’yı Asya-Pasifik’e bağlayan bir siyasal hat…
ABD, “kuşak ve yol inisiyatifi”ni boğmak için planlamalar yapıyor. Hedefi şu: Çin’i bölgesine sıkıştırmak…
ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için izleyeceği strateji, projeyi kesmek için en ileriden geriye doğru belirlediği üç hatta dayanıyor:
İlk hat, deniz İpek Yolu’nu güney Çin Denizi’nde, kara ipek yolunu Orta Asya’da kesmek.
Bu olmadığı taktirde, ikinci hat Ortadoğu, üçüncü hat Balkanlar olacak.
ÇİN-PAKİSTAN KORİDORU’NUN ÖNEMİ
Çin, ABD’nin deniz İpek Yolu’nu kesmeye yönelik ilk hat hamlesine karşı çok önemli bir manevra yaptı ve deniz yolunu kısaltıp, karaya bağladı.
ABD Malaka Boğazı’nı tutarak Arap/Fars Körfezi’nden Çin’in doğu limanlarına ulaşan önemli ticaret yolunu kesme gücünü elinde tutuyordu. Çin ABD’nin bu gücünü boşa çıkaran bir hamle yaptı ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu kurdu.
Pakistan’ın Umman Denizi’ndeki Gwadar Limanı’nı satın alan Pekin yönetimi, bu limanı Pakistan karayolu ile Çin’in batısına bağladı. Böylece İran’dan petrol alıp Hürmüz Boğazı’ndan çıkan bir tanker ABD denetimindeki Malaka Boğazı’na girmeden, Umman Denizi’ndeki Gwadar’a petrolü boşaltıyor ve petrol karadan/boru hattı ile Çin’e ulaşıyor.
Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun Çin ayağı Kaşgar eyaletidir; yani Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’nin batı komşusu… Bölgedeki ABD merkezli kışkırtmaların nedeni elbette ABD’nin Uygur sevgisi değil, işte bu stratejik hattır!
KÖRFEZ AĞZINDA GÜÇ MÜCADELESİ
Çin-İran bağlantısını Malaka Boğazı ile kesemeyen ABD, şimdi doğrudan Arap/Fars Körfezi’nin ağzını, Hürmüz Boğazı’nı tutmaya çalışıyor.
ABD bu amaçla bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte İran’a karşı (ve elbette Çin’e karşı) bir “deniz koalisyonu” kurdu; şimdi bunu bölgedeki ve Batı’daki müttefikleriyle genişletmeye çalışıyor.
Çin’in bu hamleye karşı-hamlesi ise Rusya ve İran’la birlikte geçen hafta Körfez’in açıldığı Umman Denizi’nde deniz tatbikatı yapması oldu!
ABD HEGEMONYASININ SONU
Önümüzdeki süreçte bu ikinci hatta kıyasıya mücadele olacak. Burada da Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyatifi”ni kesemeyen ABD, üçüncü hatta, yani Balkanlar’da savunmaya geçecek.
Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyati” kapsamında kiraladığı başta Pire Limanı olmak üzere, Balkanlar’dan Libya’ya kadar uzanan bölgede ve toplamda Doğu Akdeniz’de kıran kırana bir çarpışma yaşanacak.
ABD o üçüncü hatta da başarılı olamayınca, ki olamayacak, bu kez kaçınılmaz olarak pek çok bölgeden çekilecek ve Çin’i hedef almak üzere Hint-Pasifik stratejisine uygun olarak bölgeye askeri yığınak yapacak. (Ya da büyük hesaplaşmayı göze alamayıp geri çekilecek, Çin’le birlikte dünyaya liderlik edebilmenin yolunu arayacak.)
Fakat hiçbir strateji, inişe geçen ABD hegemonyasının sonunun gelmesini durduramayacak!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Ocak 2020
ABD’nin Körfez baskısına üçlü yanıt
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 01/01/2020
Çin, Rusya ve İran, 27-30 Aralık 2019 tarihlerinde Umman Körfezi ve Hint Okyanusu’nda ortak deniz tatbikatı yaptı.
İranlı Tuğamiral Gulam Rıza Tahani, tatbikatın mesajını şöyle açıkladı: “Bu tatbikatın mesajı barış, dostluk ile işbirliğimiz ve birliğimiz sayesinde kalıcı güvenlik… Ve sonucu da İran’ın tecrit edilemeyeceğini göstermek olacak.”
Üç ülke arasındaki bu tatbikat, askeri bir tatbikattan fazla bir anlam taşıyor ve doğrudan ABD’nin bölgeye ilişkin planlamasına yanıt veriyor.
Nedir o planlama? Çok kısaca anlatalım:
Enerji nakil hatları kontrol mücadelesi
ABD, açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.
Bu strateji içerisinde ise somut olarak İran’a ambargo uyguluyor ve Basra-Fars Körfezi’ne basınç uyguluyor. ABD’nin İran’a ambargosu, İran kadar Çin’i de hedef alıyor. Zira Çin, İran’ın en büyük petrol alıcısı durumunda…
ABD Basra-Fars Körfezi’yle Çin limanları arasındaki bağlantıyı, öncelikle Malaka Boğazı üzerinden tutuyordu. Çin bu engeli Kaşgar’dan Pakistan’dan kiraladığı Gwadar Limanı’na petrol boru hattı inşa ederek devre dışı bıraktı. Böylece İran’dan petrol alan Çin gemileri Malaka Boğazı’ndan geçmeye gerek kalmadan, hemen körfezin çıkışındaki Umman Denizi üzerinde bulunan Gwadar Limanı’na petrolü boşaltacak…
ABD, Çin’in bu hamlesine karşı ikincil olarak doğrudan Basra-Fars Körfezi’ni baskılayarak yanıt vermeye çalışıyor.
Dolayısıyla Çin, Rusya ve İran’ın Umman Denizi ile Hint Okyanusu’nda yaptığı ortak tatbikat, ABD’nin bu ikincil hamlesine yanıt niteliği taşıyor.
Yani, Körfez’den Çin’e uzanan enerji nakil hatlarının kontrolü üzerindeki mücadelede yeni bir hamle gelmiş oluyor.
ABD ile ortakları arasına girme taktiği
Öte yandan Çin ve Rusya, ortak tatbikata rağmen, ABD’nin bölgedeki ortaklarına karşı da “esnek diplomasi” uyguluyor.
Şöyle ki:
ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte İran’a karşı bir “deniz koalisyonu” kurdu.
Ancak Çin ve Rusya, ABD’nin “ortaklarıyla” yakın işbirliği yaparak bu ortaklığın katılaşmasını önlemeye çalışıyor.
Örneğin Çin Halk Kurtuluş Ordusu, geçen ay Suudi Arabistan’la Kızıldeniz’de tatbikat yaptı. Örneğin Rusya, Suudi Arabistan’la askeri görüşmeleri yapıyor.
Yani Beijing ve Moskova, İran’la işbirliği dışında, ABD ile ortakları arasına da girmeye çalışıyor ve bölgede ABD’yi yalnızlaştırabilmeyi önüne hedef koyuyor.
Büyük güç mücadelesi sahnesi
Öte yandan bölge petrolüne büyük ihtiyacı olan Japonya da “su yollarını korumak” gerekçesiyle bölgeye askeri bir gemi ve iki devriye uçağı gönderme kararı aldı.
Ancak Japonya, ABD’nin yaptığı çağrıya uymayacağını ve “deniz koalisyonu”na katılmayacağını açıkladı.
Yine hızlı büyüme ve atılım içindeki Hindistan da bölge petrolünün önemli alıcılarından biri ve üstelik bölgeye en yakın konumda…
Sonuç olarak Basra-Fars Körfezi’nden Hint Okyanusu’na uzanan hat; ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi büyük kuvvetlerin ciddi güç mücadelesine sahne olacak…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Aralık 2019