Archive for category Politika Yazıları
Rusya’yla ilişkiler düzeliyor mu?
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 13/04/2016
Baştan belirteyim: Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerini düzeltmesi gerektiğini savunuyorum. Türklerle Rusların tarihsel olarak işbirliği yaptıkları dönemlerin her iki tarafa da kazandırdığını, fakat karşı karşıya geldikleri dönemlerin Batı’ya yaradığını saptayarak, Ankara ile Moskova’nın stratejik ortaklık düzeyinde işbirliği yapması gerektiğini savunuyorum.
Bu bir niyettir. Peki gerçek ne? Tablo iki-üç haftadır çizilmeye çalışılan şekilde pembe midir?
Görebildiğimiz kadarıyla ne Ankara-Moskova hattında bir iyileşme var, ne de Lavrov‘un Ankara’ya gelme yönünde bir hazırlığı. Umarım yanılırız ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Ankara’ya gelir.
UÇAK DÜŞÜRÜLMESİ NEDEN DEĞİL SONUÇTUR
“Rusya’yla ilişkiler düzeliyor mu” sorusuna gerçeklik zemininde ve olgularla yanıt verebilmek için öncelikle sorunun kaynağını doğru saptamak lazım.
Sanıldığı gibi Türkiye ile Rusya’nın ilişkisi birden bire, herşey yolundayken, Türk F-16’sının Rus SU-24’ünü düşürmesiyle bozulmadı! Üzerinde çokça durduğumuz gibi Rus uçağının düşürülmesi bir sürecin başlangıcı değil, bir sürecin sonucuydu: AKP’nin ABD’yle İncirlik Mutabakatı imzaladığı sürecin sonucu…
Rusya Uluslararası İşler Konseyi’nin Genel Müdürü Andrey Kortunov‘un bir röportajda yaptığı bu yöndeki açıklama çok önemli: “İki ülke arasındaki krizin uzun zamandır geliştiğini ve SU-24 uçağının düşürülmesinin yalnızca bardağı taşıran son damla olduğunu iddia edeceğim. Yıllardır Ruslar ve Türkler birbirlerini, ihtilaflı ve patlamaya hazır siyasi meselelerde ‘ortaklaşmama konusunda ortaklaşabileceklerine’ ikna etmeye çalıştı. Yıllar boyunca Kafkaslar, Ortadoğu, İran, Ukrayna, NATO, Balistik Füze Savunması, doğalgaz boru hatları gibi meseleler hakkındaki ciddi anlaşmazlıklar hasıraltı edildi. Fakat bu karşılıklı ikiyüzlülük ebediyen devam edemezdi. Bir anlamda, şu andaki kriz yalnızca Rusya ve Türkiye arasındaki stratejik ortaklık kavramının kağıt üstünde kalması nedeniyle yaşanabildi.” (Medya Şafak, 12 Nisan 2016)
Peki yakın zamanda ilişkilerin düzelmesi yönünde bir işaret var mı? Rus hükümetinin finanse ettiği bir düşünce kurulu olan Rusya Uluslararası İşler Konseyi Genel Müdürü Andrey Kortunov bu konuda da şunları söylüyor: “Taraflardan biri veya diğeri ilişkileri onarmak için ne yapabilir? Bu soruyu yanıtlamadan önce kendimize başka bir şey sormamız gerekir: Yakın gelecekte ne sunamayız? Öncelikle, herhangi bir yakın zamanda karşılıklı güveni yeniden tesis edemeyiz. İki ulusal lider ve Moskova’daki ve Ankara’daki siyasi elitler arasındaki güven tamamen kırılmıştır. İkinci olarak, iki ülke arasında herhangi türden bir stratejik uzlaşıyı, yahut bir Rusya-Türkiye ‘Büyük Pazarlığı’nı gerçekçi bir şekilde tartışamayız. Karşılıklı güvenin ve stratejik derinliğin olmadığı koşullarda, Putin’in ve Erdoğan’ın karşılıklı olarak birbirinin günahlarını bağışlaması fikri gülünçtür. Üçüncü olarak, karşılıklı husumet döngüsünün giderek hızlandığının ve her iki tarafın da bu ivmeyi tersine çevirmek bir yana onu yavaşlatmak için bile ciddi zaman ve enerji harcamak zorunda olacağını tam manasıyla anlamamız gerekir.”
Peki sorun çözülemez mi? Kortunov‘un yanıtı açık: “Sorun nerede ise çözümü orada aramamız gerekir. Bugün Rusya ve Türkiye arasındaki en kritik anlaşmazlık sebebi – bütün öteki anlaşmazlıkların ve ihtilafların yanında – Suriye’nin geleceğidir. Rusya kendini Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına adamışken, Türkiye kendini Suriyeli Türkmenlerin ve Şam karşıtı öteki Türkiye yönelimli grupların geleceğinden sorumlu hissediyor.”
İKİ KORİDOR ANLAŞMASI
Meselenin esası burasıdır: Türkiye ile Rusya’nın ilişkisinin bozulması Suriye kaynaklıdır. Ankara ile Moskova’nın Suriye’ye bakışı arasındaki makas daralmadıkça ilişkileri düzeltmek olası değildir.
Peki o noktada bir değişiklik var mı? AKP Hükümeti Suriye politikasını değiştiriyor mu? “Gizli görüşmeler başladı, Cezayir arabulucu” gibi teyit edilmemiş iddiaları bir kenara bırakarak ve sahadaki gelişmelere bakarak söyleyebiliriz ki, maalesef AKP Hükümeti Esad düşmanlığını ve mevcut Suriye politikasını sürdürmektedir.
Hatta AKP Hükümeti Rusya’nın kısmi geri çekilmesini fırsat bilerek kimi özel hamlelere soyunmuştur! Bunlar Moskova’da önemle not edilmektedir. Üstelik sadece Suriye’deki hamleler değil, Kafkasya ve Ukrayna-Kırım hattındaki hamleler de önemle not edilmektedir.
Daha sorunlu durum ise şudur: Erdoğan‘ın ABD gezisi sırasında Obama‘ya yaptığı teklif, o teklifin gelen ABD heyetiyle müzakere edilerek bir anlaşmaya oturtulması gündemdedir. Nedir o anlaşma? Suriye’nin kuzeyinde iki koridor!
Ankara ile Washington en başından beri Suriye’nin parçalanmasını ve kuzeyde bir koridor kurulmasını istedi. Washington o koridora PYD’nin, Ankara ise önce İhvan, sonra da ÖSO’nun egemen olmasını arzuladı.
İncirlik Mutabakatı ile ABD’nin planı girdabına giren Ankara, şimdi yeni bir atakla “iki koridor” hamlesi yapmaktadır. Altta PYD koridoru, onun üstünde 20 km derinliğinde ÖSO koridoru, hatta bandı!
Washington nasılsa er geç o 20 km derinlikli bandın da Kürt Koridoru’na dönüşeceğini bilerek Ankara’yı koridor bekçiliğine sürüklemektedir!
ERDOĞANLAR BÖLGEYLE DEĞİL ABD’YLE ORTAKTIR!
Bu tablo ortadayken Ankara ile Moskova’nın ilişkilerini düzeltmesi olası değildir. Rusya terisne bu tablo oluşamasın diye Suriye Ordusu’nun adım adım kuzeye egemen olmasına çalışmaktadır.
Ankara’nın ise Rus Hava Kuvvetleri destekli Suriye Ordusu taarruzuna karşı askeri hamleler yaptığı artık Moskova’nın resmi açıklamalarına yansımaktadır. Örneğin önceki gün Rusya Savunma Bakanlığı, Türk Ordusu’nun top atışıyla Suriye Ordusu mevzilerini vurduğunu açıkladı!
Gerçek tablo maalesef işte budur!
Peki tablo buysa, ilişkilerin düzeldiği yönündeki “Cumhurbaşkanlığı kaynakları”na dayanan iddialar neden vardır?
Erdoğan‘ın 13 yılını iyi bilenler için bunda şaşıracak bir durum yoktur. Erdoğan Batı’yla pazarlığında Doğu’yla ilişkilerini hep bir kart olarak kullanmıştır. Hem de çift yönlü: Erdoğan’ın Obama’yla görüşmesi sürecinde ortaya atılan bu iddialar birincisi ABD’ye karşı “bak Rusya’yla anlaşırım” kartıdır, ikincisi de ABD’ye verilecek büyük tavizlerin içkamuoyunda kamuflajıdır!
“Münbiç heyeti” olarak nitelenen asker ve diplomatlardan oluşan ABD heyetiyle yapılan görüşmelerin içeriğinin kamuoyuna hiç yansımaması da bu nedenledir. Ancak askeri kaynaklardan aldığım bilgi, o heyetle maalesef anlaşmanın detaylandırılmış olduğudur!
Gerçek tablo işte budur!
Dolayısyla Erdoğan’a “Rusya’yla ilişkileri düzelt, yoksa yıkılırsın” diye akıl vermek boşunadır. Tersine Moskova”la ilişkiler ancak Erdoğanların yıkılmasıyla, sağlıklı düzelir ve gelişir!
Ve daha önemlisi ABD’yşe “iki koridor anlaşması” da bozulur!
Mehmet Ali Güller
13 Nisan 2016
Menbiç operasyonu ve koridora bekçilik
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 06/04/2016
Israrla vurguladık: ABD cephesi içinde kalarak ve Şam’la anlaşmadan PKK’yi vursanız bile en sonunda Suriye’de Amerikan Koridoru’na teslim olursunuz!
Bu tezimizi, AKP Hükümeti’nin Irak ve Suriye tezkerelerini birleştirme sürecine verilen destek sırasında da, yine AKP Hükümeti’nin istediği güvenli bölgenin Amerikan Koridoru’na karşı önalma olarak sunulduğu sırada da, güçlü bir itiraz olarak dillendirmeye çalıştık.
Tezimize “atın önüne araba koyuyorsun” denilerek karşı çıkıldı; PKK’yi vurmanın meselenin düğümü olduğu savunuldu; Türkiye’nin PKK’yi vurmasıyla Amerikan Koridoru’nun önleneceği ve Şam’la anlaşmanın bunun arkasından mecburen geleceği savunuldu. Hatta Moskova-Tahran-Şam üçlüsünün, bu sürecin sonunda güvenli bölge konusunun kendi yararlarına olacağını görecekleri bile iddia edildi!
IRAK’TAKİ ŞABLON SURİYE’DE UYGULANIYOR
Hep Irak örneğini hatırlattık: Türkiye’nin ABD cephesinde kalarak koridoru önleyemediği ve en sonunda Barzani koridoruna bekçilik yaptığı o 25 yıllık sürece dikkat çektik.
Ankara’nın bu bekçiliğe razı edilmesinde PKK’nin kimi zaman sopa, kimi zaman da havuç olarak nasıl kullanıldığını anımsattık. ABD’nin aynı süreci şablon gibi Suriye’de de uyguladığı uyarısını yaptık.
Geldiğimiz yer ortada: Erdoğan’ın dış politikası, Türkiye’yi Irak’tan sonra Suriye’de de koridor bekçiliğine götürüyor.
MENBİÇ: ÜÇÜNCÜ KRİTİK HAMLE
Amerikan Koridoru açısından Kobani birinci, Tel Abyad da ikinci kritik saha hamlesiydi. Menbiç operasyonu üçüncü kritik hamle özelliği taşıyor: Salt Fırat’ın doğusundaki iki kanton ile Fırat’ın batısındaki diğer kantonu birleştirebilme özelliği nedeniyle değil; Suriye Ordusu’nun Halep’in üstünü esas alan kuzeyi denetim altına alma operasyonlarına karşı olması nedeniyle de…
Menbiç operasyonu Erdoğan‘ın 4 günlük ABD ziyaretinin de merkezindeydi. Sırasıyla Çavuşoğlu-Kerry, Erdoğan-Kerry, Erdoğan-Biden ve Erdoğan-Obama görüşmelerinde bu konuda genel bir mutabakata varıldı. O mutabakatın gereği olarak da teknik detayların netleştirilmesi için Erdoğan‘ın hemen arkasından Türkiye’ye ABD heyeti geldi. Askeri kaynakların verdiği bilgiye göre, asker ve diplomatlardan oluşan ABD heyetiyle büyük oranda anlaşma sağlandı.
ARAÇLARDAN ABD’YE ‘BENİ SEÇ’ YALVARIŞI
Erdoğan‘ın ABD’ye şu teklifi yaptığı yazıldı: “Menbiç’e PYD-YPG değil, ÖSO girsin.”
Pratikte Suriye’yi parçalayacağı için en sonunda koridora dönüşecek bu teklif, Erdoğan‘ın geçen günlerde Obama‘ya yaptığı “PKK’den yana mısın, benden yana mı” teklifinin devamıdır: Yani araçlar, ABD’nin stratejisinde yer almak için yarışmaktadırlar. (Bunun Türkiye’nin güvenliği açısından koridoru önlemeye taktik bir yararı bile olmadığı ortada!)
Diğer yandan Erdoğan‘ın bu teklifi, Zarrab operasyonu ve görüştü-görüşmedi üzerinden verilecek siyasal destek gibi süreçlerle geriledi ve en sonunda Çavuşoğlu‘nun ağzından “PYD yüzünden ABD’yle küsecek değiliz” noktasına indi!
‘PKK’Yİ VUR, PYD’Yİ TANI’
Açık ki PYD konusunda taviz verildi ve Menbiç’e PYD-YPG girecek. ABD bu tavizin karşılığında Erdoğan için Türk kamuoyuna Biden‘ın ağzından “terörle mücadele konusunda sizi destekliyoruz” mesajı verdi. Şimdi Erdoğanlar tavizi kamufle edebilmek için PKK konusunda en ağır söylemlere sarılacak, iç kamuoyunun gazını almaya dönük bir takım hamleler yapacak, terörle mücadele çıtasını bir parça yükseltecektir.
Bu arada ABD hem AKP’nin elini güçlendirebilmek hem de TSK’nin itirazlarını frenleyebilmek için kısmen ÖSO ya da MİT yapımı Sultan Murad Tugayları gibi örgütlerin sahada yapacağı ataklara izin verecektir.
ERDOĞAN’LA OLMAZ!
Burada mesele şu: Irak’tan ders çıkarmayan devlet aklına göre Menbiç’e YPG yerine ÖSO girerse, koridor önlenir! Halbuki, Suriye’yi parçalayacağı için ikisi de koridora çıkar.
Ankara ABD gözlüğünden baktığı için, bir türlü “Esad o topraklara egemen olursa, koridor önlenir” gerçeğini göremiyor!
Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki asıl sorun AKP iktidarıdır. Onun terörle mücadele operasyonları, stratejik düzlemdeki gidişatı değiştirecek nitelikte değildir. Zira ABD’nin inisiyatifindeki o düzlem, ancak Türkiye’nin Şam’la anlaşmasıyla değiştirilebilir!
Orada da Esad‘ın dediği durum geçerlidir: “Erdoğan‘ın değişeceğine dair sabrımızı ve umudumuz uzun süre önce kaybettik.”
Türkiye’nin ilerici kuvvetleri Erdoğan‘ın kimi “milli” görünümlü manevraları nedeniyle o değişim umuduna sarıldığı müddetçe, malesef Ankara Suriye’de koridor bekçiliğine adım adım düşecektir!
Mehmet Ali Güller
6 Nisan 2016
Erdoğan-Obama görüşmesinin sonuçları
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 04/04/2016
Erdoğan‘ın Nükleer Güvenlik Zirvesi için gittiği ABD’de Obama‘yla görüşüp görüşmeyeceği Türk basınının en önemli gündemi oldu! Yandaşlar o görüşmenin iktidara destek anlamına geleceğinden hareketle, bir kısım muhalif de ABD’nin Erdoğan‘ın üzerine çizdiği anlamına geleceğinden hareketle konuyu köpürttü de, köpürttü…
Ve en sonunda Obama Erdoğan‘la 50 dakika görüştü ve maalesef yine Türkiye’nin zararına sonuçlar ortaya çıktı!
Erdoğan-Obama görüşmesinden neler çıktığına geçmeden önce, bu görüşmeye etki eden kimi gelişmeleri incelemeliyiz:
KARŞILIKLI KOZLAR: ZARRAB VE ÇELİK
1) ABD, AKP Hükümeti’nin yolsuzluklarının merkezinde olan Reza Zarrab‘ı tutukladı. Aydınlık, Zarrab‘ın anlaşmalı olarak ABD’ye gittiğini gündeme getirmişti. Mahkemeye başvurarak tahliye ve kefalet duruşmasından vazgeçen Zarrab, bu iddiayı doğrulamış oldu.
Erdoğan‘ın ABD’ye hareket etmeden önce Reza Zarrab davasıyla ilgili “ülkemizi ilgilendirmiyor” demesi de artık Zarrab‘ın “önüne yatılmayacak” durumda olduklarını resmediyordu.
Böylece ABD, Türkiye’yi Münbic Cebi merkezli yeni hamle girişimi öncesinde Zarrab üzerinden sıkıştırmış oldu.
2) Erdoğan‘la görüşmeden önce Obama‘nın elinde Reza Zarrab kozu vardı. Erdoğan da Suriye’de Esad‘a karşı savaşan Alparslan Çelik‘i kendine koz yaptı!
Rus pilotu düşürdüğünü açıklayan Alparslan Çelik İzmir’de gözaltına alındı. Aynı gün AGİT görevi nedeniyle 3 kişilik Rus askeri heyeti de İzmir’deydi.
Bu resim, Erdoğan‘ın Rusya’yla anlaşma girişi olarak okundu. Ancak Çin’le Füze Anlaşması’nı, Rusya’yla Türk Akımı’nı ABD’yle pazarlığında kullanma deneyimine sahip olan Erdoğan, Alparslan Çelik‘i de aynı amaçla kullanıyordu; Washignton’a “Rusya’yla yakınlaşırım ha” diyordu…
Nitekim Çelik Rus pilotu öldürmekten değil, harp silahı bulundurmaktan tutuklandı!
ERDOĞAN’IN ‘BARIŞ’ BULUŞMALARI
3) Öyle ya da böyle, Erdoğan Haziran Halk Hareketi’nden beri ABD’deki bazı kesimlerle sorunluydu. AK-Medya Erdoğan‘ın sorunlu olduğu o kesimleri sık sık hedef alıyordu. İşte Erdoğan, Obama‘yla görüşmesinden önce tüm o kesimlerle barıştı:
a) Erdoğan, Yahudi lobisinin temsilcileriyle buluştu.
b) Erdoğan, düşünce kuruluşu temsilcileriyle buluştu; düşünce kuruluşlarından en çok hedef aldıkları Brookings’de konuştu.
c) Erdoğan, CNN‘ye, Amanpour‘un programına çıktı…
ÇAVUŞOĞLU: ‘PYD YÜZÜNDEN ABD’YLE KÜSMEYİZ’
Ve bu hamlelerin ardından Erdoğan-Obama görüşmesi geldi. Peki neler konuşuldu, neler dayatıldı, hangi sonuçlar çıktı?
1) En önemli konu, Suriye’de Münbic Cebi operasyonu hazırlığıydı. ABD, Türkiye’den PYD-YPG’nin ağırlık olarak bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin yapacağı bu operasyona sorun çıkarmamasını istiyordu!
Zaten bir süredir ABD ile Türkiye arasındaki en önemli sorun PYD-YPG’ydi. ABD bu nedenle PKK’ye karşı yürütülen terörle mücadele operasyonlarına bir yere kadar destek veriyor, yine bu nedenle PKK ile PYD’nin ayrı örgütler olduğunu iddia ediyordu.
Peki Washington’un bu talebine Erdoğan ne yanıt vermiş oldu?
Cumhurbaşkanlığı kaynaklı açıklamada ABD’nin yine Türkiye’nin terörle mücadelesine destek verdiği bilgisi var. Zaten öncesinde yapılan görüşmesinde de ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Erdoğan‘a “PKK ile mücadelede Türkiye ile işbriliğimiz artacak” demişti.
Ama daha önemli bilgi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘ndan geldi! Çavuşoğlu, Erdoğan-Obama görüşmesinin detayları için ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile yaptığı görüşmenin ardından aynen şöyle dedi: “PYD yüzünden ABD’yle küsecek değiliz.”
Yani ABD alacağını almış, Ankara’ya da Biden‘ın ağzından “Kürt devleti kurmak gibi bir düşüncemiz yok” lafı hediye edilmişti!
ERDOĞAN: ‘ABD’YLE İLİŞKİMİZ VAZGEÇİLMEZ’
2) Erdoğan-Obama görüşmesi ile AKP’nin Atlantik’le ilişkisinin altı çizilmiş oldu. Zaten Erdoğan daha Obama‘yla görüşmeye girmeden önce o pozisyonu ilan etmişti: “ABD ile ilişkilerimiz vazgeçilmezdir. Türkiye-ABD ittifakının alternatifi yok.”
3) Erdoğan Atlantik pozisyonunu ilan etmesinin doğal bir sonucu olarak Washington’dan Rusya’yı hedef aldı; “Putin‘i tarih affetmeyecek” dedi!
Bu açıklamadan üç gün sonra iki Türk savaş gemisinin işbirliği mesajlı olarak Ukrayna’ya gönderilmesi de Rusya’nın sahada hedef alınması anlamına geliyordu.
ERDOĞAN’IN ÖZEL ORDUSU!
4) Erdoğan-Obama görüşmesinin ardından TSK’nin IŞİD’e karşı operasyonları başladı. TSK üç gün üst üste IŞİD hedeflerini top atışıyla vurdu.
5) Erdoğan, Suriye’de savaşması için kurdukları Arap-Türkmen ordusunun listesini Obama‘ya verdi: “IŞİD’le mücadele için ABD’ye 1800 isim verdik, 600 isim daha vereceğiz. Bunlar yetişmiş insanlar; bir kısmı Arap bir kısmı Türkmen. Bu insanlar şu andan mücadele için herşeye hazırlar.”
Erdoğan’ın ‘özel ordusu’ Şam yönetiminin de bilgisi dahilindeydi. Esad, Rus ajansına verdiği uzun röportajda şöyle diyordu: “Suriye’de artık Türk ordusu olarak tanımlanamayacak olan Erdoğan’ın ordusu savaşıyor.”
6) Pentagon, rafa kaldırılan Eğit-Donat programının yeninden başladığını ilan etti.
OBAMA-ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
Tüm bu sonuçlara baktığımızda Obama‘nın da, Erdoğan‘ın da istediklerini aldığını söyleyebiliriz.
Kaybeden ise maalesef yine Türkiye oldu!
Mehmet Ali Güller
4 Nisan 2016
ABD’nin Reza Zarrab operasyonunun hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 25/03/2016
AKP Hükümeti’nin yolsuzluklarının göbeğinde olan Reza Zarrab‘ın ABD’de tutuklanması önemli bir gelişmedir. Fakat Zarrab‘ın tutuklanmasından hareketle Türkiye’deki muhalif çevrelerin “ABD’den çare bekleme” ruhhaline girmesi oldukça sorunludur!
Yolsuzlukların en büyük kaynağı olan emperyalist-kapitalist ABD’den “yolsuzlukla mücadele” beklemek saflıktır.
Kaldı ki bu meselenin kaynağı da zaten ABD’dir! Açalım:
İRAN’LA TÜRKİYE’NİN FARKI
ABD, siyasi rakip olarak gördüğü İran’a uzun yıllardır ambargo uyguluyor, müttefiklerini de bu ambargoya uymaya zorluyor. Yaptırımlar altında sıkışan İran devleti ise ambargoyu delmeye çalışıyor.
İşte Babek Zencani ile Reza Zarrab ortaklı ambargo delme girişimi de bunlardan biridir.
Ancak ikili Tahran’a kazık atıyor. Her ikisi de İran halkının parasının önemli bir bölümüne el koyuyor. Bu durum ortaya çıktığında Tahran Zencani‘yi tutukladı ve yargıldı.
Ortağı Zarrab ise Türk vatandaşlığına geçerek ve AKP Hükümeti’nin kimi yetkilileriyle İran halkından çaldığı parayı “paylaşarak” yırttı! 17-25 Aralık 2013 operasyonları, işte bu “paylaşımı” ortaya çıkaran operasyonlardı.
Özetle İran kendi sorununu bir devlet gibi çözebildi ama Türkiye, ambargoyu delme parasından pay alan yöneticileri nedeniyle bu sorunu örttü.
AKP HÜKÜMETİ’NİN SORUMLULUĞU
Asıl mesele bu noktada başlıyor: Şimdi ABD AKP’nin örttüğü bu sorunu açarak ve kullanarak çıkar elde etmeye çalışacak.
Bu noktada “ABD’den çare umar” hale gelmek de hatalı bir pozisyon almaktır, ABD karşıtlığı üzerinden AKP savunuculuğuna düşmek de hatalı pozisyon almaktır.
Çünkü meselenin bu noktaya glmesinin sorumlusu AKP Hükümeti’dir. Hükümet yolsuzluğa bulaşmasa, Türkiye bu meseleyi İran gibi çözebilse, ABD’ye kullanılacak bir mesele bırakılmamış olurdu.
Bu durumda meseleyi kullanan kadar, hatta ondan daha fazla, meseleyi yaratan sorumludur!
ANKARA’YI YENİ İHTİYACA UYARLAMA OPERASYONU
Peki ABD bu meseleyi nasıl kullanacak?
Öncelikle şunu belirtelim: Zarrab‘ın nasıl vize alabildiği, bir yılöncesinden iddianamesi hazırlandığı halde neden ABD’ye gittiği, Washington’un Zencani‘yi kara listeye alırken Zarrab‘ı almaması gibi somut durumlar, bir anlaşma ihtimaline işaret etmektedir.
Nitekim Aydınlık gazetesi Zarrab‘ın ABD’ye gitmeden önce İstanbul’da FBI yetkilisiyle anlaştığını haber yaptı.
Bu tablo ABD’nin Zarrab meselesini Türkiye’ye karşı kullanacağına işaret etmektedir. Bize göre operasyonun Türkiye-İran ilişkisini esas aldığı iddiası doğru değildir, bu ilişkinin ne oranda etkileneceği talidir.
Zarrab‘ı tutuklamak Türkiye-İran işbirliğini doğrudan engelleyebilecek olsa, İran Zarrab‘ın ortağını idam etmeye kalkmazdı! Türkiye-İran işbirliğinin önündeki engel Zarrab değil, AKP Hükümeti’nin Ortadoğu’da Atlantik taşeronluğu yapmasıdır! (Tabi AKP Hükümeti’nin bu operasyondan sonra ABD’nin yeni ihtiyaçlarına göre hizalanması, Türkiye’yi komşularıyla daha da düşman yapacaktır, o ayrı konu…)
ABD için asıl mesele, Zarrab’ın pislikleri üzerinden Ankara’yı sıkıştırmaktır; Türkiye’yi Ortadoğu’daji hedeflerine “tam uyumlu” hale getirebilmektir.
AKP’DEN KURTULMAK EN YAKICI İHTİYAÇ
ABD’nin bu operasyonu bile Türkiye’nin neden AKP Hükümeti’nden kurtulması gerektiğini göstermektedir. AKP Hükümeti iş başında oldukça, ABD Ankara’yı çeşitli yöntemlerle kendi hedeflerine uyumlu hale getirebilecektir.
Sırf ABD karşıtlığı üzerinden AKP’yi savunmak, sonuçları bakımından ABD’ye yararlı bir hükümeti işbaşında tutmaktan başka birşey değildir!
Türkiye’nin ulusal ve devrimci kuvvetleri, asıl bu probleme yoğunlaşmalıdır!
Mehmet Ali Güller
25 Mart 2016
Bombalarla ‘Amerikan Koridoru’ çiziliyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 22/03/2016
20 Temmuz 2015’te Suruç’ta patlatılan bombadan beri, bir PKK, bir IŞİD Türkiye’de canlı bomba patlatıp duruyor. Sanki PKK ile IŞİD Türkiye’ye karşı ittifak yapmış gibi…
Oysa Kobani’de savaşıyorlardı! Hatta Türkiye ile ABD’nin Kobani’de IŞİD ve PKK piyonları üzerinden savaştığı bile savunulmuştu!
OBAMA’NIN IŞİD STRATEJİSİ
O zaman ısrarla belirttik: Tamam Kobani’de IŞİD ve PKK çatışıyordu ama bu Türkiye ile ABD’nin piyon savaşı değildi. PKK de IŞİD de, hatta Türkiye’yi yöneten AKP Hükümeti de ABD’nin araçlarıydı.
Washington, stratejisi için gerektiğinde araçlarını çarpıştırıyor, gerektiğinde araçlarının kendi çıkarları için çatışmasına sessiz kalıyordu.
Peki neydi ABD’nin stratejisi? O sırada Kaynak Yayınları‘ndan çıkardığımız “IŞİD: Kara Terör” kitabımızda yazdık. Zaten gizli saklı da değildi; ABD Başkanı Barack Obama, “IŞİD’e karşı mücadele stratejisi” diye bunu açıklamıştı.
Strateji şuydu: ABD’nin liderliğinde Türkiye’nin de dahil olduğu ülkeler IŞİD’i Irak ve Suriye’de havadan bombalayacak, ağırlığını Kürt grupların oluşturduğu kara güçleri de IŞİD’i ele geçirdiği yerlerden çıkaracak.
Peki sonra? Karada çarpışanlar, yani Irak’ta Barzani, Suriye’de PKK-PYD, IŞİD’den arındırılmış bölgelere el koyacak!
BARZANİ DE PYD DE BÜYÜDÜ!
Hadi gelin sonuçlara bakalım:
Irak’ta durum şu: IŞİD’in Musul’u işgalinden önce Irak’taki topraklarının yüzölçümü 41 bin kilometrekare olan Barzani, topraklarını neredeyse iki katına çıkardı. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin denetiminde olan topraklar şu anda tam 71 bin kilometrekare. (AA, 18 Mart 2016)
Yani Barzani, ABD’nin IŞİD’le mücadele stratejisi sayesinde tam 30 bin kilometrekare toprak kazandı!
Suriye’deki durum şu: PYD ikisi Fırat’ın doğusunda, biri Fırat’ın batısında üç kanton ilan etmişti. ABD’nin IŞİD stratejisi sayesinde Fırat’ın doğusundakileri önce genişletti, sonra birleştirdi. Fırat’ın batısındakini de bir miktar genişletti. PYD şu anda da kantonlar yerine kuzey federasyonu ilan etti.
Kuşkusuz tüm bunlar aslında tek yanlı ilanlardır, fakat Türkiye ABD cephesinde kalmaya devam ettiği müddetçe adım adım gerçekliğe dönüşecektir. Geriden kalan 25 yıllık Irak pratiği ortadadır.
ABD’NİN ÜST, PKK VE IŞİD’İN ALT HEDEFLERİ
Bir IŞİD, bir PKK’nin patlattığı canlı bombalara işte bu açıdan bakmak gerekiyor. Kuşkusuz her iki araç da bombaları patlatırken kendi alt hedeflerine sahiptir. Fakat daha önemli olan ABD’nin üst hedefidir!
Örneğin IŞİD, başta insan olmak üzere her türlü ihtiyacını karşıladığı Türkiye geçiş yolunun daraltılmasına tepki gösteriyordur. Örneğin PKK, AKP Hükümeti’ni masaya oturtmak istiyordur.
Fakat iki aracı da stratejisine uygun olarak yönlendiren ABD’nin hedefi daha önemlidir: Büyük Kürdistan’ın Irak ve Suriye parçalarını büyütmek; Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanacak Amerikan Koridoru’nu ilerletmek.
Tabi bunları gerçekleştirebilmek için de Türkiye’yi AKP Hükümeti’nin kullanışlılığı üzerinden sıkıştırmak; Ankara’yı komşularıyla, İran’la ve Rusya’yla düşmanlaştırmak gerekiyor!
KÜRDİSTAN İSRAİL’İN DEĞİL ABD’NİN PROJESİ
“PKK baş düşman” diye bakılırsa, ABD’nin bu hedefleri iyi çözümlenemez. Hatta terörle mücadele operasyonları başlattı diye AKP Hükümeti milli cephede görülür.
Dahası Kürdistan planının asıl sahibinin ABD değil, İsrail olduğu savunulmaya başlanır; Washignton’un Kürdistan’dan vazgeçebileceği iddia edilir.
Oysa ikinci İsrail planı olan Kürdistan planı, tıpkı birinci İsrail gibi ABD projesidir! Washington için stratejik hedeftir!
AKP’DEN KURTULMA ZORUNLULUĞU
Tüm bunlardan çıkarılacak sonuçlar şunlardır:
1) Canlı bombaları PKK ve IŞİD patlatmaktadır, fakat terörün asıl kaynağı ABD’dir. ABD, PKK ve IŞİD’le türlü ilişki kurmuş ve teröre zemin arattmış bir iktidarın terörü ezmesi, teröre çözüm ve çare üretmesi mümkün değildir.
Daha iki gün önce Erdoğan TRT ekranında şöyle demektedir: “Çözüm sürecinde valilerimize ufak tefek konularda ‘terör örgütünü sıkıştırmayın, üzerlerine gitmeyin’ diye tavsiyemiz olmuştu. Bu bir iyi niyetti, fakat istismar edildi ve o süreç içinde ülkemize ciddi manada silah girişi oldu.” (TRT, 20 Mart 2016)
2) Barzani’yle işbirliği yaparak PKK-PYD dengelenemez. Amerikan Koridoru’nun bir ayağı Barzani‘dir, bir ayağı da PKK. Ankara biriyle ortaklık kurarak koridoru önleyemez.
3) Büyük Kürdistan projesi ABD projesidir ve ABD cephesi içinde kalarak, (İncirlik Mutabakatı imzalayarak, NATO’yu bölgeye davet ederek) bu proje engellenemez.
4) ABD emperyalizmi sayesinde PKK bir Türkiye meselesi olmaktan çıkarılmış, önce bölgeselleştirilmiş, daha sonra da uluslararasılaştırılmıştır. Artık sorun dolaylı olarak komşularımızın da sorunudur.
O nedenle Türkiye komşularla ittifak yapmalıdır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye ittifakı Kürt sorununa Kürtlerin de yararına olacak asıl çözümü sağlamının tek yoludur.
5) Türkiye-Rusya işbirliği, ABD emperyalizminin Ortadoğu’yu dizayn etme hedefinin en önemli panzehridir.
HALK HAREKETİNE YOĞUNLAŞMAK
Görüldüğü gibi bu sonuçların önündeki tıkaç Erdoğan ve AKP Hükümeti’dir. Türkiye önce bu tıkaçtan kurtulmalıdır!
“ABD Erdoğan‘ı yıkacak” senaryolarıyla Erdoğan‘a dolaylı destek verileceğine, Erdoğan‘ı asıl yıkacak kuvvet halk hareketi için çalışılmalıdır!
Mehmet Ali Güller
22 Mart 2016
Rusya Suriye’den neden çekiliyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 17/03/2016
Öncelikle belirtelim: Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin‘in Rus hava güçlerini Suriye’den çekme kararı alması, toptan bir çekilme anlamına gelmiyor. Tartus’taki Deniz Üssü’nün ve Lazkiye’deki Hava Üssü’nün kalıcılaştığı, hatta S-400 hava savunma sisteminin de korunacağı koşullarda Putin‘in kararı olsa olsa bir siyasi manevra olarak değerlendirilebilir.
Peki Putin‘in hedefi ne? Moskova neden Suriye’den kısmen geri çekiliyor?
ABD-RUSYA ANLAŞMASI MI?
Bu sürpriz kararı yorumlayan uluslararası analistlerin hakim görüşü şu: ABD ve Rusya Suriye’nin paylaşımında anlaştı!
Kuşkusuz kategorik olarak bir anlaşma olma ihtimaline karşı değiliz ancak mevcut duruma baktığımızda bir paylaşım anlaşmasından ziyade, ABD’nin beş yılın sonunda Rusya’nın dayattığı siyasi çözüme mecbur kalması söz konusu…
Bunu da bir anlaşma yerine “siyasi çözümde uzlaşma” kavramıyla açıklamak daha doğru olur.
Kaldı ki Moksova, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünden yana ve bu konuda bir taviz verdiğine dair elde bir veri yok.
Dahası başta İran olmak üzere bölge kuvvetleri de Suriye’nin bütünlüğünü esas alıyor.
ABD FEDERAL SURİYE’YE KARŞI MI?
Diğer yandan ABD de PYD’nin girişimiyle başlatılan “federasyon sürecine” karşı olduğunu ilan etti. PYD’nin kantonları lağvedip yerine Kuzey Suriye Federasyonu kurma hamlesi Washington’un desteğini alamadı.
Fakat bu durum yanıltıcı olmamalı. ABD için Suriye’nin parçalanması, Büyük Kürdistan ana hedefinin bir alt hedefi olarak stratejik önemdedir.
Ancak şartlar, Rusya’nın askeri varlığı, dahası Türkiye’nin milli kuvvetlerinin İran ile bu tehdit kapsamında ittifak yapabilme olasılığı ABD’yi daha temkinli hareket etmeye itiyor. Buna bir de Obama‘nın kalan aylarını “sorunsuz” tamamlama ihtiyacı da eklenmeli…
ABD’nin birincisi Kürt örgütleri Rusya’ya kaptırmama ihtiyacıyla, ikincisi de Ankara’yı yanında tutma hedefiyle yaptığı kimi PYD karşıtı açıklamalar taktikseldir.
ABD’nin 25 yıldır adım adım geliştirdiği Büyük Kürdistan hedefi için yakıcı aciliyeti yoktur. Geride kalan 25 yılın en önemli strateji dersi, ABD’nin süreci Ankara-Tahran ittifakı kurulumasını önleyecek incelikte ve buna uygun olarak da gerektiğinde Kürt örgütlerini frenleyerek ilerletmiş olmasıdır!
SİYASİ ÇÖZÜM HEDEFLİ MANEVRA
Bu şartlar altında Moskova’nın Suriye’den kısmi çekilme kararı almasının biri iç, ikisi dış olmak üzere üç nedeni vardır:
1) Birinci neden ekonomiktir. Suriye’de 6 aydır süren operasyonların bir maliyeti vardır. Diğer yandan ekonomisi büyük oranda enerjiye dayalı olan Rusya, enerji fiyatlarındaki düşüklük nedeniyle zaten sıkıntıdadır.
Batı, bu gerçeklik nedeniyle Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalede bile bulunamayacağını düşünüyordu. Çin’in bu noktadaki önemi tarihidir: Pekin ile Moskova’nın enerji anlaşmaları, milli paralarla ticareti, zorluğa rağmen Rusya’yı bir ölçüde rahatlatmış ve Suriye desteği için elini rahatlatmıştır.
Şimdi Putin bu iç sorunu, sahada en avantaj elde ettiği anda ve daha fazla zorlamadan dengelemek istiyor.
2) Rusya’nın Suriye’ye 30 Eylül 2015’ten itibaren askeri destek vermesindeki temel hedef, Suriye’yi beş yıldır bölgedeki müttefikleriyle parçalamak isteyen ABD’yi siyasi çözüm masasına mecbur etmek içindi. Moskova bu hedefini gerçekleştirdi. Sahada askeri başarılar sağlayıp, ABD’yi Cenevre masasına oturttu.
Rusya’nın şu aşamada Suriye’den geri dönüşü saklı olmak üzere kısmen geri çekilmesi, ABD’yi masaya hâlâ karşı çıkan müttefiklerini baskılaması için yapılmış bir siyasi manevra, bir diplomasi jestidir.
3) Moskova’nın bu kararı aynı zamanda Kürt örgütlerini ABD denetiminden kısmen çıkarma hedefiyle ilgilidir.
Daha önce dikkat çekmiştik: Obama‘nın IŞİD’le mücadele stratejisi Kürtleri Şam ve Bağdat’tan koparmayı esas alırken, Putin‘in IŞİD’le mücadele stratejisi tersine Şam-Bağdat-Kürt ittifakını esas alıyordu.
ANKARA’NIN ÖNÜNDEKİ FIRSAT
Aslında süreç Ankara’nın önüne tarihi fırsat çıkarmıştır. Türkiye hem “federal Suriye” projesine karşı hızla İran’la ittifak yapabilir, hem de uçağını düşürerek cephe cepheye geldiği Rusya’yla ilişkileri tamir edebilir. Bu durum kuşkusuz Ankara-Şam barışını da getirecektir.
Ancak tersine Erdoğan ve AKP Hükümeti bu şartları da baltalamaya çalışmaktadır. Bir yandan desteklediği terörist-muhalif gruplar aracılığıyla Cenevre masasını devirmeye, diğer yandan da mülteci politikası ile ateşkes sürecini sabote etmeye çalışmaktadır.
Dolayısıyla mesele hem Türkiye için hem de bölge barışı için gelip gelip AKP iktidarı sorununa çarpmaktadır!
Mehmet Ali Güller
17 Mart 2016
13 Mart bombasının hedefi ve panzehri
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 14/03/2016
37 yurttaşımızı kaybettiğimiz son terör saldırısı artık Türkiye’nin belli bir dalga boyu içinde terörle istikrarlı hedef alındığını ortaya koyuyor: Bir başkentin son altı ayda üç büyük terör saldırısıyla hedef alınması sıradışıdır.
Kuşkusuz “bombacı kim”, “bombayı attıran kim” soruları ve yanıtları önemlidir. Fakat bu kronikleşmiş “terör dalgası” durumu, meseleye acilen çok daha farklı bir pencereden bakmayı gerektiriyor: İktidar krizi!
Bombaların sahibi kim olursa olsun, hedefi ne olursa olsun, tüm bunlardan bağımsız olarak ortaya çıkan en büyük gerçek Türkiye’nin ciddi bir iktidar krizi yaşadığı gerçeğidir.
ÜÇ İHTİMAL VE AMERİKANCI İKTİDAR SEÇENEKLERİ
Tabi eldeki ilk verilere ve siyasi gelişmelere bakarak 13 Mart bombasının hedefi açısından şu ihtimalleri düşünmeliyiz:
1) Ankara bombaları “yeni-Açılım masası” kurmayı hedefliyor.
2) Ankara bombaları “ya başkanlık ya kaos” eksenli saltanat mücadelesiyle ilgilidir.
3) Ankara bombaları Erdoğan’la tıkanan “model ortaklığı” darbeyle bir üst versiyona güncelleme hedefi taşıyor.
Her üç ihtimal de aslında birbiriyle ilintilidir; hatta ikisi birbirinin bütünleyenidir.
İhtimallerden hangisinin gerçekçi olduğu önümüzdeki günlerde daha da netleşecektir.
PANZEHİR: KOMŞULARLA ANLAŞMA
Ankara bombasının ana ve alt hedefleri ne olursa olsun, Türkiye’nin acil ihtiyacı doğru panzehri bulmaktır. Zira hangi hedef gerçekleşirse gerçekleşsin, hem Türkiye’yi hem de bölgeyi hedef almaktadır. Çünkü her üç ihtimalin de Türkiye’yi zorladığı yer bölgesel savaş meydanıdır!
Panzehir “yurtta barış, komşularda barış” ilkesine dayanan, anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı bir çizgidir.
“Yurtta barış, komuşlarda barış” ilkesi pasif bir temenni değil, tersine tıpkı Atatürk‘ün zamanında uygulandığı gibi komşularla aktif bir işbirliğini esas almalıdır.
Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya Suriye politikasını hızla değiştirecek ve Moskova-Tahran-Şam ekseni ile anlaşacak, ya da terör dalgalarıyla güncellenen “model ortaklığı” içinde bölgeyi daha büyük bir ateşe sokacak.
Ankara bombalarının ortaya koyduğu gerçeği “iktidar krizi” diye nitelememiz bu nedenledir. Çünkü mesele en sonunda gelip en yakıcı şekilde Türkiye’yi hangi çizginin yöneteceği sorusuna dayanmıştır.
Türkiye ya bir halk hareketi ile saray saltanatını yıkacaktır, ya da terör dalgalarıyla zorlanan Amerikancı seçeneklerden birine mecbur kalacaktır.
Bu noktada en büyük tehlike ise Washington’daki bir kanadın BOP eşbaşkanına “ya reform ya istifa baskısı” yapmasına bakarak “Erdoğan’ı savunma çizgisine” girilmesidir. Erdoğan her durumda ABD içi seçeneklerin bir parçasıdır.
Türkiyeci bir çözüm bulabilmek, öncelikle bu noktaya esaslı bir çizgi çizmekten geçer!
Mehmet Ali Güller
14 Mart 2016
AKP eliyle Türkiye’ye ABD-NATO kuşatması
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 10/03/2016
TRT World‘ün canlı yayını sırasında Kilis’e 8 roket düşmesi ve Kilis Belediye Başkanı Hasan Kara‘nın NTV canlı yayınında NATO’dan acil müdahale istemesi, haliyle savaş lordlarının tapelere yansıyan “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderir, Türkiye’ye sekiz füze attırır, savaş gerekçesi üretirim” demesini anımsattı.
Üstelik hemen bir gün öncesinde Başbakan Ahmet Davutoğlu NATO Genel Sekreteri Jens Soltenberg ile görüşmüş ve “sınırlarımızda NATO varlığı görmek isteriz” çağrısı yapmıştı.
Zaten Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, Esad‘ı altı ayda deviremeyeceklerini gördükleri günden bu yana önce ABD’yi, sonra da NATO’yu sürekli göreve davet ettiler.
2012’deki kimyasal komplo sırasında ABD’ye yapılan “Suriye’ye saldır” çağrıları da, Rus uçağının düşürülmesinden sonra NATO’ya yapılan çağrılar da Moskova-Tahran-Şam hattının kararlı direnişi nedeniyle yanıt bulmadı.
Ancak Erdoğanların beklentisi sürüyor. Üstelik ABD’nin daha doğrudan müdahalesini savunan cumhuriyetçilerin ya da Hillary Clinton gibi AKP’nin “uçuşa yasak bölge” planlarına destek veren demokratların seçim kazanma ihtimali, Erdoğan ve Davutoğlu ikilisini daha da iştahlandırıyor.
Cenevre-3 görüşmelerinin baltalanması ve çözüm arama platformlarının dinamitlenmesi bu beklenti nedeniyledir.
ABD’NİN TÜRK-RUS ÇATIŞMASI HEDEFİ
Burada önemli olan nokta şudur: Tamam ABD de, NATO da Moskova-Tahran-Şam hattının sağlamlığı nedeniyle AKP’nin çağrılarına şu aşamada olumlu yanıt veremiyorlar ama bir taşla bir kaç kuş vurabilmek için adım adım hazırlıklar yapıyorlar. Anlatmaya çalışalım:
Washington için en ideal Ortadoğu, sürekli çatışmaların olduğu Ortadoğu’dur. Böylece sürekli müdahale etme zemini bulacaktır. Örneğin Türkiye-İran çatışması hem ABD’nin düşmanı olan Tahran’ı zayıflatacaktır, hem de “büyük lokma” olan Ankara’nın daha iyi kontrol edilebilmesini sağlayacaktır.
Yeni konjonktür Washington için bir de Türk-Rus çatışması arzusu doğurdu. ABD böylece küresel boyutta karşısında konumlanmış olan Rusya’yı bölgede zayıflatmak istemektedir.
Ancak Türkiye’nin bu büyük stratejiyi doğru okuyacak bir yönetimi maalesef yoktur. Tersine Ankara İncirlik Mutabaktı’nı imzaladığı günden bu yana bir girdaba girmiştir.
Ankara’nın NATO’yu devreye sokabilmenin gerekçesi olarak Rus uçağını düşürmesinin nasıl bir tuzak olduğunu devletin merkezi kurumları hâlâ çözememiştir.
İNCİRLİK MUTABAKATI’NIN 9 SONUCU
Meseleyi daha iyi inceleyebilmek için öncelikle İncirlik Mutabakatı’nın imzalanmasından bu yana neler olduğuna bir bakmamız gerekiyor:
1) İncirlik sadece ABD’nin değil, Fransız, Katar ve Suudi uçaklarının da yerleştiği bir üsse dönüştü.
2) Diyarbakır ve Malatya hava üsleri ABD’nin IŞİD straejisinin ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlandı.
3) ABD özel kuvvetleri parça parça Irak ve Suriye’ye yerleşmeye başladı. ABD bu özel kuvvetleri için yeni üsler inşa etmeye başladı.
4) CIA ve MİT Türkiye’nin Suriye sınırında koordinasyon merkezi kurdu.
5) Türkiye Rus uçağını düşürdü; Ankara ile Moskova cephe cepheye geldi.
6) Türkiye “Suriye’ye kara savaşı” isteyen Suudi Arabistan’ın İslam Ordusu kurma kararına dahil oldu. Türk ve Suudi uçakları Konya’da ortak tatbikat yaptı. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar Suudi Kral’ının yanında muharebe kıyafetiyle Moskova’ya mesaj verdi.
7) Ankara ile Riyad’ın birleştirdiği gruplar Rus hava kuvvetlerinin desteğiyle ülkesinin kuzeyinde egemen olmaya çalışan Suriye Ordusu’na karşı “özel kuvvet koordinasyonu” destekli operasyonlar yaptı. Bu süreçte Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar “Rus jetleri desteklediğimiz ılımlı muhalifleri bombalıyor” diyerek doğrudan Moskova’yı hedef aldı.
8) NATO gemileri “mülteci sorunu” gerekçesiyle Ege’ye yerleşti. Yine NATO gemileri Uluslararası Koalisyon’a destek amacıyla Doğu Akdeniz’e konumlandı. NATO ayrıca Konya’ya Awacs sistemi yerleştirme kararı aldı.
9) Türkiye, İsrail’le görüşmelere ve adım adım anlaşmaya başladı. Erdoğan “İsrail’e ihtiyacımız var” açıkalaması yaptı!
ÇIKIŞ İÇİN 3 HAMLE
Listeyi daha da uzatabiliriz. Fakat bu kadarı bile Türkiye’nin nesnel olarak nasıl adım adım kuşatıldığını ortaya koymaktadır.
ABD, Rusya-İran-Suriye hattına karşı Türkiye’yi İsrail-Suudi Arabistan eksenine bağlıyor ve Ankara’yı büyük savaş planlarının göbeğine yerleştirmeye çalışıyor.
Türkiye’nin bu tehlikeden kurtuluşu öncelikle şu üç şeye bağlıdır:
1) Erdoğan‘ın başkanlığı engellenmeli. Erdoğan‘ın başkanlığını engelleyebilmek, AKP iktidarından da kurtulmanın başlangıcıdır.
2) İncirlik Mutabakatı iptal edilmeli. Mutabakat gizli Bakanlar Kurulu kararı olsa bile TBMM devreye sokulabilir. Bunun için de tıpkı 1 Mart tezkeresinin engellenmesi sürecindeki “cephe siyaseti” gereklidir.
3) Suriye politikası değiştirilmelidir. Devletin merkezi kurumlarının başlatacağı bir adım adım Şam’la anlaşma dönemine girilmelidir. Şam’la anlaşmak pratikte Moskova ve Tahran’la da anlaşmak demektir.
Mehmet Ali Güller
10 Mart 2016
Yalana ‘basın özgürlüğü’ olur mu?
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 06/03/2016
Basının görevi özetle halka gerçekleri duyurmaktır. Bu nedenle basın özgürlüğü, gerçeği aramaya ve o gerçeği duyurmaya özgürlüktür.
Gerçekler yerine yalanları, hatta iftiraları yazanlara “basın özgürlüğü” istemek ise budalalıktır!
ZAMAN’LA DAYANIŞMA, YALANLA DAYANIŞMADIR
Bu girişi AKP Hükümeti’nin Zaman gazetesine kayyum ataması sonrası başlayan “basın özgürlüğü” tartışmaları nedeniyle yaptık.
Kuşkusuz AKP Hükümeti’nin Zaman gazetesine “el koyması” hukuki değildir. Çünkü AKP Hükümeti Zaman‘ı Ergenekon ve Balyoz süreçlerindeki tertipleri ve iftiraları nedeniyle değil, kendi çıkar çatışması nedeniyle susturmaya çalışıyor. Zira o tertip ve iftiralarda ortaktılar…
Fakat AKP Hükümeti’nin bu “hukuksuzluğu”, Zaman gazetesi için “basın özgürlüğü” kampanyası yapmayı, “Zaman‘la dayanışmayı” gerektirmez!
Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi, basın özgürlüğü gerçek haber için vardır; örneğin ÇYDD’den burs alan kızların askerlerle fuhuş yaptırıldığı alçaklığını yazanlar için yoktur!
Basın özgürlüğü gerçeği kovalayan gazeteler için vardır; TSK’ye kumpas kuran, subaylara en alçakça iftiraları atanlar için yoktur!
Basın özgürlüğü gerçeği yazanlar için vardır; Gezi’yi yapan o pırıl pırıl gençleri hırsızlıkla ve ahlaksızlıkla suçlayanlar için yoktur!
Zaman‘la dayanışma, yalanla dayanışmadır!
CHP’NİN BÜYÜK HATASI
Zaman‘ın arşivlerinde yığılı bu ahlaksız haberler ortadayken, Zaman için “dayanışma” ve “basın özgürlüğü” kampanyaları başlatanlar, aslında gerçeğe değil, yalan habere özgürlük istiyorlar!
Yalan habere özgürlük istemek ise ancak “yetmez ama evetçi” türünden liberallere yakışır, yakışıyor.
Türkiye’de “basın özgürlüğü” edebiyatı yapabilecek en son kesim F-Medya’dır. Onu AK-Medya izler. Bu ikisiyle dayanışmak, bu ikisine “basın özgürlüğü” istemek, hele de devrimciler için, saflıktır, budalalıktır…
Başta CHP yönetimi olmak üzere kimi kesimlerin bu “basın özgürlüğü” tuzağına düşmesi vahimdir. Daha vahimi ise CHP yönetiminin o tuzağa gönüllü girmesidir!
Tersine CHP dahil bu kesimlerin gerçek görevi, FETÖ ile mücadele etmektir; tabii hukuk içinde ve ortağı AKP’yi de hedef alarak…
AKP-CEMAAT ÇATIŞMASINDAN YARARLANMAK
AKP ile Cemaat arasındaki çatışmayla ilgili onlarca yazı yazdık. Hatta AKP ile Cemaat arasında daha çatışmanın açık işareti bile yokken, ABD’deki Gladyo yarılmasına bakarak, bu çatışmanın alt Gladyolara da kaçınılmaz olarak sirayet edeceğini belirttik.
Çatışma başladığında da şu hattı önerdik: AKP ile Cemaat’in çatışması Türkiye’nin yararınadır, demokrasi kuvvetlerinin önünü açar. Bu nedenle çatışmadan azami yararlanmak gerekir. Fakat taraflardan birine destek vermek hatadır.
Dahası somutlamıştık: AKP Hükümeti’nin F Tipi örgütle mücadele etmesi iyidir fakat F Tipi’ne karşı “AKP’yle birlikte olma” çizgisi yanlıştır; “elini tutmamak” yeterlidir.
Diğer yandan F Tipi örgüt ile AKP Hükümeti’nin suç ortaklığını sürekli vurgulamak, her ikisiyle de mücadele etmek gerektiğini vurgulamştık. Zira tersinde Erdoğan karşıtı geniş cepheden kopulurdu…
DEMOKRASİ CEPHESİNİN GÖREVİ
Bugün gelinen noktada demokrasi cephesinin görevi şudur: F Tipi ile mücadele süreci, AKP Hükümeti’nin kenarından dolanmasına izin vermeden, Ergenekon ve Balyoz tertipleri eksenine çekilmelidir.
Bugünün pratiğinde ancak bu şekilde “suç ortaklarıyla” mücadele edilir.
Aksi taktirde süreç iktidara, Erdoğan‘a ve onun başkanlık kampanyasına yarar.
Nitekim “çatışmadan yararlanma” çizgisi yerine “F Tipi’ne karşı AKP’yle birlikte olma” çizgisinin hakim olduğu 3 yıllık siyasal iklimin muhasebesi ortadadır: AKP dört seçim kazanmış, Erdoğan başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına yükselmiştir…
Oysa başta Suriye krizi de ortaya koymaktadır ki, Türkiye’nin ihtiyacı F Tipi Örgüt kadar AKP’den de kurtulmaktır!
Mehmet Ali Güller
6 Mart 2016
Turuncu Darbe senaryosu Erdoğan’a yarar
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 04/03/2016
ABD’li gazeteci Mike Whitney‘in Suriye konusundaki analiziyle başlayan “turuncu darbe” tartışması sürüyor.
Aslında Whitney‘in analizi önemli noktalar içeriyor; özetle ABD’nin Türkiye’yi Suriye’de tuzağa çektiği ve bir Türk-Rus çatışması istediği işleniyor. Ancak bu önemli noktalar yerine, basında Whitney‘in sadece “ABD bir renkli devrimle Erdoğan’ı devirecek” iddiası tartışılıyor.
Hatta tartışma boyutlandı ve birincisi “turuncu devrim” ikincisi de “darbe” üzerinden yapılıyor. Dahası ikisinin birleştirildiği senaryolar bile yazılıyor.
Örneğin görüşleri sosyal medyaya düşen kimi emekli askerler TSK’nin içindeki FETÖ’cülerin darbe yapacağını savunuyor. Örneğin üst düzey bir AKP’li yetkili “FETÖ’nün HDP ile işbirliği yaparak baharda darbeye hazırlandığını” söylüyor. (Aydınlık, Turuncu Darbe Tezgahı, 27 Şubat 2016)
ERDOĞAN’I CUMHURBAŞKANI YAPAN SENARYOLAR
Aslında ABD’nin Erdoğan‘ı devireceği tartışmaları yoğun olarak 2012’den beri yapılmakta. Her seçimden önce ya “Erdoğansız AKP” senaryoları çizilmekte, ya ABD’nin “CHP-MHP kolaisyonu” istediği iddia edilmekte, hatta bir sentez olarak Erdoğansız AKP ile Yeni-CHP’ye koalisyon bile yaptırılmaktadır!
Bu senaryoların gerçeği yansıtmağını incelediğimiz onlarca makale yazdık. Özetle bugün için de geçerli olan şu üç noktaya dikkat çektik:
1) ABD artık öyle düğmeye basarak iktidar değiştirecek güçte değil.
2) ABD için Erdoğan hâlâ en işlevsel aktördür. Erdoğansız AKP mümkün değildir. Erdoğan yoksa AKP hem küçülür hem de parçalanır.
3) ABD, oy desteği yüzde 30-35’in altına düşmeyen biriyle çalışmaya mecburdur.
O gün yazdıklarımıza Mısır ve Hüsnü Mübarek örneği vererek itiraz edenler oldu. Fakat bu benzetme doğru değildi. Zira Hüsnü Mübarek’i ABD değil Mısır halkı devirdi. Hatta ABD uzun bir süre Mübarek‘i savundu fakat halk hareketini engelleyemeyeceğini gördüğü noktada “Mübarek’i feda edip rejimi kurtarmaya” ve İhvan montajıyla halk hareketinin yönünü değiştirmeye çalıştı.
Dahası o süreçte ortaya atılan bu senaryoların propaganda edilmesine, son tahlilde Erdoğan‘a yaradığı için de itiraz ettik.
Sonuç ortada: “Erdoğan bitti” analizleriyle AKP’den çok CHP ve MHP’ye muhalefet edilen süreçlerin sonunda Erdoğan artık Cumhurbaşkanı. Dahası fiilen yürüttüğü başkanlığına anayasal statü sağlamaya çalışıyor.
ERDOĞAN ABD İÇİN HÂLÂ EN UYGUN AKTÖRDÜR
Peki bugün durum ne?
Son olarak Rus uçağını düşürerek yanlış dış politkasını iyice çıkmaza sokan Erdoğan, siyaseten aslında en zayıf anındadır. Tam bu noktada “turuncu darbe” senaryolarının gündeme gelmesi, açık söyleyelim, en çok Erdoğan’a yaramaktadır. Şundan:
1) Erdoğan‘ı “ABD’nin devirmek istediği” bir aktör olarak sunmak, pratikte Erdoğan‘ı “millici”, “bağımsızlıkçı” gibi sunmak demektir.
2) ABD’nin Erdoğan‘ı devireceği iddiası Erdoğan‘ın etrafındaki dağınık kuvvetleri birleştirir, AKP içindeki çatlakları kapatır, hatta halk desteğini artırır. Her türlü dış müdahale senaryosu, içeride Erdoğan‘ın etrafında bir kenetlenme sağlar!
Bu senaryoların bir de zaafı vardır: Olası halk hareketlerinin daha baştan “lekelenmesine” ve “turuncu darbe” kategorisine konulmasına zemin yaratır!
Diğer yandan asıl can alıcı soru da şudur: Bugün Türkiye’de ABD için Erdoğan’dan daha yararlı, Erdoğan’dan daha işlevsel biri var mıdır?
Hadi daha somut soralım: Örneğin Obama bir telefonla Erdoğan’a imzalattığı İncirlik Mutabakatı’nı öyle kolayca bir başka siyasetçiye imzalatabilir mi?
ERDOĞAN’I HALK HAREKETİ DEVİRECEK
Kaldı ki ABD Erdoğan’a karşı değil ama Erdoğan için “turuncu darbe” yapmıştır!
Erdoğan 3 Kasım 2002’de ABD’nin turuncu darbesiyle iktidara olmuştur ve bu ilk turuncu darbeyi Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan turuncu devrimleri izlemiştir.
ABD’nin gündeminde Erdoğan‘ı devirmek yoktur. Erdoğan‘dan daha yararlı bir kuvvet bulana kadar da olmayacaktır! Fakat zaman zaman elde ettiği güç nedeniyle Erdoğan‘ın çizgi dışına çıkma eğilimine karşı kullandığı “çizgiye sokma operasyonları” vardır.
Erdoğan’ı ABD değil bir halk hareketi devirecektir. İşte o gün geldiğinde, ABD’nin “Erdoğan’ı verip rejimi kurtarma” girişimine karşı da arkamızda Mısır deneyimi vardır! Halk hareketine önderlik edebilecek programı ve siyasetleri olan bir parti hem ABD’nin tuzağını boşa çıkarır, hem de askeri darbeyi engeller!
Mehmet Ali Güller
4 Mart 2016