Archive for category Politika Yazıları

AKP Suriye’de Kürt Koridoru’na nasıl bakıyor?

TSK’nin 24 Temmuz’dan beri süren PKK’ye operasyonlarındaki temel hedef, kuşkusuz Suriye’de Kürt Koridoru’nu engellemek olabilir. Ancak TSK’ye siyasi direktifi veren AKP Hükümeti’nin böyle bir hedefi olmadığı ortada.

Son olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun BM Genel Kurulu için New York’ta bulunduğu sırada yaptığı açıklamalar bu gerçeği teyid etti.

Barzani‘nin internet sitesi Rudaw‘a konuşan Ahmet Davutoğlu, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesinin oluşturulması hakkında “Eğer Suriye muhalefetiyle anlaşırlarsa destekleriz” dedi!

Davutoğlu‘nun bu açıklaması sürpriz değil. Zira Erdoğan ile Öcalan arasında 2013 yılında yapılan başkanlık-özerklik eksenli anlaşma sonrasında PYD lideri Salih Müslim Ankara’ya davet edilmiş ve kendisine “Esad’a karşı ÖSO’yla ittifak yapın, özerkliğinize karışmayız” mesajı verilmişti.

AKP İLE TSK’NİN HEDEFLERİ FARKLI

Davutoğlu‘nun bu açıklaması, AKP Hükümeti’nin terörle mücadele hedefinin TSK’den farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

AKP Hükümeti’nin Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesi kurulmasıyla kategorik olarak bir sorunu yoktur. Irak’ın kuzeyindeki Kürt Koridoru ile yoğun ticaret yapan, Barzani‘nin ifadesiyle “50 yıllık stratejik anlaşma” imzalayan AKP Hükümeti, pekala benzer bir ilişkiyi Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesiyle de yapar!

O nedenle Irak’ın bölünmesi de, Suriye’nin bölünmesi de AKP Hükümeti için bölgesel bir tehdit değil, istenilen bir sonuçtur.

KORİDOR TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜYLE ENGELLENİR

AKP Hükümeti’nin TSK’nin zoruyla daha milli bir çizgiye geldiği, bu nedenle Suriye’de güvenli bölge istediği, zira ancak güvenli bölge ile Kürt Koridoru’nun engellenebileceği görüşleri de var…

Davutoğlu‘nun son açıklaması, işte bu görüşün de gerçekçi olmadığını ortaya koymuştur.

Kaldı ki bu konudaki gerçeklik basittir ve ortadadır: Suriye’nin kuzeyinde Kürt Koridoru’nu engellemenin yolu, Suriye’nin siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü savunmaktan geçer.

Terör ihraç ederek, angajman kuralları ile Suriye uçaklarına Suriye’nin kuzeyini fiilen yasaklayarak, kısacası Şam rejiminin ülkesinin kuzeyinde egemen olmasını engelleyerek, Kürt Koridoru’na davetiye çıkarırsınız!

Güvenli bölge, tampon bölge, temiz bölge, uçuşa yasak bölge, IŞİD’den arındırılmış bölge gibi isimlerle AKP Hükümeti’nin sürekli gündemde tuttuğu konuya Moskova’nın ilk günden beri itiraz etmesinin nedeni de tam budur: Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak!

Rusya’nın AKP Hükümeti’nin güvenli bölge kurmak istediği Cerablus-Azez hattının içindeki Handarat’a asker sevkiyatı da, işte bu hedefi sahada engellemek içindir!

İKTİDARI SÜRDÜRME HEDEFİ

Davutoğlu‘nun açıklamasının en önemli sonucu ise şudur: AKP Hükümeti’nin 24 Temmuz’dan beri süren terörle mücadeledeki hedefi gerçekte bölgede koridor kurulmasını engellemek değildir; terör örgütünü zayıflatarak Açılım masasına güçlü oturmaktır!

Erdoğan Açılım’ı bu nedenle kendi ifadesiyle buzdolabında tutmaktadır!

PKK’yi Irak’ın kuzeyinde vuran ama Suriye’nin kuzeyinde PKK’nin siyasi kolunun kuracağı Kürt bölgesine “yeşil ışık” yakan bir anlayışın varacağı nokta, yeniden ama düzlemi yükseltilmiş, adı değiştirilmiş, farklı araçlarla yürütülecek Açılım’dır.

Terörle mücadeleyi bile iktidarını sürdürmenin bir aracı haline getiren bu anlayış, gerçekte terörle mücadelenin önündeki asıl engeldir!

Mehmet Ali Güller
30 Eylül 2015

2 Yorum

Rusya: AKP hayali hedefler peşinde

Rusya’nın Suriye’ye askeri yardım yapmaya ve hava üssü inşa etmeye başlamasının stratejik ve taktik olmak üzere üzere altı hedefi var:

1) İncirlik Mutabakatı ile başlayan ABD-Türkiye hamleler sürecine yanıt vermek: Atlantik Cephesi’nin Suriye’de bir güvenli bölge oluşturmasını engellemek, güvenli bölgeye karşı güvenli hat oluşturmak.

2) Askeri güç göstererek ABD-Türkiye işbirliğini zayıflatmak; Türkiye ile ABD’yi Suriye konusunda ayrıştırmak.

3) Esad karşıtı odak olan Erdoğan-Davutoğlu ile dış politikada değişiklik isteyen diğer kuvvetler arasındaki ayrışmayı zorlamak.

4) Suriye’de Atlantik Cephesi adına savaşan muhalif grupları müzakere masasına teşvik etmek.

5) İç baskılara rağmen Suriye’ye kara gücü göndermeye karşı çıkan Obama yönetimini Esad‘ın dahil edildiği müzakereye ve siyasi çözüme zorlamak.

6) Doğu Akdeniz’de stratejik kazanımlar elde etmek ve bunu etkili bir askeri üsle taçlandırarak petrol ve gaz sektöründe belirleyici olmak: Ekonomisi petrol ve gaza bağımlı olan Moskova için Barzani petrol ve gazının Batı’ya naklindeki artış ile Mısır-İsrail-Güney Kıbrıs üçgeninin yeni bir doğal gaz aktörü olarak belirmesi iki yeni ve önemli parametreyi oluşturuyor.

MOKSOVA’DAN AKP’YE UYARI

Rusya’nın değişik önemdeki bu altı hedefi doğrudan AKP Hükümeti’ni etkiliyor.

Aslında Ankara, Moskova’nın Suriye’de daha belirleyici hamleler yapacağını öngörüyordu. Nitekim İblip işgali ve İncirlik Mutabakatı gibi ataklar, zaten Rus hamlelerini önlemek, örneğin Moskova Konferansı’nı engellemek içindi.

AKP Hükümeti o nedenle Türk Akımı’nı hemen imzalamadı ve bunu Suriye’deki ayrılıklarda makasın açılmaasını engelleyecek bir koz olarak elde tutmaya çalıştı.

Diğer yandan Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu Rus mevkidaşı Sergey Lavrov‘u Soçi’de ziyaret etti ve Moskova’nın Suriye’deki hamlelerinden duyulan rahatsızlığı bildirdi.

Lavrov‘un yanıtı önemliydi: “Suriye Devlet Başkanı Esad, ordularının başkomutanı olarak karada terörizme karşı en başarılı güçkalmaya devam ediyor. Suriye yönetimiyle işbirliği yapmamak hayali hedefler peşinde koşmaktan başka bir şey değildir. Sadece Suriye değil, tüm bölgenin terörün etkisiyle kaos ortamına sürüklenmemesi için ortak mcüadele adımı atılması şarttır.

Lavrov bir yandan Esad‘ı yıkma hedefinden vazgeçmeyen AKP Hükümeti’ne “bunun bir hayal olduğunu” anımsattı, diğer yandan da Suriye dış politikasında değişikliğe gitmemenin bölgesel kaosa dönüşeceği uyarısında bulundu.

Ancak Ankara bu gerçekçi uyarı ve önerileri reddetti. Sinirlioğlu, Lavrov‘dan sonra görüştüğü Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier‘a güvenli bölge hedefini yineledi. Ve Ankara Mokova’nın IŞİD’e karşı işbirliği önersini de reddetti.

ABD: MÜZAKEREYE VARIZ

ABD ise Rusya’nın ağır hamlesine iki taktikle yanıt arıyor:

1) İncirlik Mutabakatı’nın mimarlarından ABD’li yetkili Brett McGurk Erbil’de Peşmerge ile PYD’yi biraraya getirdi ve IŞİD’e karşı mücadelede işbirliği anlaşması yaptırdı.

CENTCOM Komutanı Org. Lloyd Austin bu anlaşma yapılırken Senato’da şöyle diyordu: “Özel kuvvetlerimizin Kuzey Suriye’de yaptığı, Yeni Suriye Kuvveti ya da Eğit-Donat programının gelişmesini beklemeden, hemen YPG gibi unsurlarla ilişkiye geçmek ve savaş alanında fark yarartmak oldu.”

Washington diğer yandan Moksova’yı “yatıştırmaya” yöneldi: ABD Rusya’nın uzun bir süredir istediği askerden askere hat kurulmasını kabul etti; Savunma Bakanları Ashton Carter ile Sergey Şoygu 50 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptı. ABD Dışişleri Abakanı John Kerry, bunu başkanlar görüşmesinin izleyeceğini duyurdu.

Diğer yandan Washington Esad ve müzakere konusunda da geri adımlar attı. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond ile görüştükten sonra şunları söyledi: “Müzakereler başlamalı. İran ve Rusya’nın ve diğer ülkelerin müzakere konusunda etkili olacağını umuyoruz. Çünkü masaya oturulmaması krizin sona ermesini engelliyor. Biz müzakereye hazırız.Esad gerçekten müzakere etmeye hazır mı? Rusya onu masaya oturtmaya, bu şiddete son vermeye hazır mı? (Esad’ın gitmesi) bir gün ya da bir ay içinde olması gerekmiyor. Tüm taraflar bir araya gelmeli ve bir süreç başlamalı ve en doğru sonuca nasıl ulaşılacağı konusunda anlaşılmalı.

Washington’un “Müzakereye varız, Esad’ın hemen gitmesi gerekmiyor” özetli bir noktaya, taktik amçlı da olsa gerilemesi, Rusya’nın askeri hamlesinin en büyük kazanımı oldu.

Bakalım sırada şimdi var…

Mehmet Ali Güller
21 Eylül 2015

4 Yorum

AKP için Kürt jeopolitiği

Erdoğan TÜGEF Kongresi’nde gençlere şöyle seslendi: “Önümüzdeki 100 yılın şekillendiği, adeta tasarımının yapıldığı bir dönem… Kendi coğrafyamızda kendi geleceğimiz için inisiyatif almalıyız. Aksi taktirde geçmişte olduğu gibi seyirci koltuğunda oturup çizilecek yeni sınırları izlemek durumunda kalacağız.” (hurriyet.com.tr, 17 Eylül2015)

Doğru, emperyalist ABD bölgemizde sınırları yeniden çizmeye çalışıyor. Peki AKP bunun neresinde? ABD’yle birlikte sınır çizme cephesinde mi, yoksa sınırları koruma cephesinde mi?

BOP eş başkanlığı görevlerine, geride kalan 12 yıldaki açıklama ve uygulamalarına bakıldığında yanıt belliydi: AKP, ABD’yle birlikte sınır çizme cephesinde!

Ancak Erdoğan‘ın 7 Haziran’dan önce kendi Açılım’ını “hedef” almasıyla başlayan ve TSK’nin PKK’ye operasyon yapmasıyla sıçrayan sürece bakarak, bu soruya artık farklı yanıtlar da verilebiliyor. Erdoğan‘ın ve dayandığı sınıfların aslında milli olduğu tezleri işleniyor.

Bize göre bu tez, olguların sadece görünen yüzüne bakmaktan kaynaklanıyor. Maddeye bakmak eksiktir, maddeye tarih içinde bakılmalıdır.

Tarih içinde baktığımızda da karşımıza şunlar çıkar:

100 YILLIK PARANTEZ

Erdoğanlar en başından beri Kurtuluş Savaşı’yla başlayan Türkiye Cumhuriyeti tarihini, neo-Osmanlıcılık temelinde “kapatılması gereken bir parantez” olarak görmektedir ve bölgeye bu perspektiften bakmaktadır.

Erdoğan‘ın yukarıda alıntıladığımız bugünkü sözüyle aynı anlama gelen birkaç örnek verelim:

Örneğin Ahmet Davutoğlu iki yıl önce şöyle diyordu: “Son 100 yıl bir parantezdir, kapatılması gereken bir parantezdir. Sykes-Picot ile başlayan ayrışma kapatılması gereken bir parantezdir. Tarih coğrafi sınırlara isyan ediyordu ve evet biz bu parantezi kapatacağız.” (Yeni Şafak, 28 Şubat 2013)

Örneğin Ahmet Davutoğlu üç yıl önce şöyle demiştir: “1911-1923 yılları arasında nereleri kaybetmişsek, 2011-2013 yılları arasında o kaybettiğimiz topraklardaki kardeşlerimizle buluşacağız.

Geriye doğru gittiğinizde Erdoğan‘da, Gül‘de, Davutoğlu‘nda hep bu tezi görürsünüz.

IRAK VE SURİYE’YE GENİŞLEMEK

Peki AKP “100 yıllık parantezi” nasıl kapatacak? İçeride Cumhuriyet’i tesfiye ederek, dışarıda Irak ve Suriye’ye genişleyerek!

AKP Hükümetlerinin ABD’nin Irak işgaline ve Suriye’yi parçalama planlarına tam destek vermeleri bu nedenledir.

Nitekim Ahmet Davutoğlu 2001 tarihli “Stratejik Derinlik” kitabında bu “genişlemeyi” Kürt jeopolitiği üzerinden yazmıştır: “Geçiş bölgesi açısından bu derece bir konuma sahip olan bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (s:438)

Kuşkusuz kimileri için “Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye genişlemesi” olumlu bir şey gelebilir. Ancak gerçekçi değildir.

Nitekim Ahmet Davutoğlu da Dışişleri Bakanlığı’na atanma sürecinde tezi şöyle rasyonalize etmiştir: “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeninden kurarak katkıda bulunacak.” (AA, 21 Mart 2009)

Yani Türkiye kendisi için genişlemeyecek, ABD’nin küresel düzeni için yeni bölgesel düzenler kuracak!

Ta en başından Erdoğan‘ın “Diyarbakır’ı BOP’ta merkez yapmak” diye tarif ettiği görev budur.

GÜVENLİ BÖLGE KORİDORU ÖNLER Mİ?

Gelelim asıl meseleye…

Suriye’de bir “güvenli bölge” kurmak, öyle iddia edildiği gibi ABD’nin Kürt Koridoru’nu engellemek için midir?

Daha somut soralım: Türkiye “güvenli bölge”yi ABD’yle mi, yoksa Suriye’yle mi kurmayı hedefliyor? ABD’yle.

Peki ABD’yle birlikte ABD’nin hedefine karşı olunabilir mi?

Bakınız zaten Erdoğanlar bile “güvenli bölge”nin Kürt koridoruna karşı olduğunu iddia etmiyor. Tersine Davutoğlu‘nun ifadesiyle söylersek, ABD’yle birlikte ABD için “alt bölgesel düzen” kurmaya çalışıyorlar.

Peki Türkiye, Erdoğanlara rağmen Kürt Koridoru’nu hedef alıyor olabilir mi? Pratikte bu iki kere mümkün değildir. Zira “ABD’yle birlikte ABD’nin hedefine karşı olunamayacağı” gerçeğine bir de “AKP’yle birlikte” boyutu ekleniyor.

KORİDORA BEKÇİLİK TEHLİKESİ

Biliyorum, çok tekrarladık ama mesele sıcak olduğu için yeninden vurgulamalıyız:

ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir koridor kurma projesi vardır ve bu projeye ancak Suriye politikanızı değiştirerek direnebilirsiniz.

Suriye’ye düşmanlık yaparak ve ABD’yle Suriye’de işbirliğini sürdürerek koridoru engelleyemezsiniz; tersine Irak’ta yaşandığı gibi en sonunda koridora bekçi olursunuz!

Mehmet Ali Güller
17 Eylül 2015

1 Yorum

Güvenli bölgeye karşı güvenli hat

11 Eylül tarihli “İncirlik’e karşı Lazkiye” başlıklı makalemizde yazmıştık: Rusya, İncirlik Mutabakatı’yla başlayan süreç sonrası Suriye’nin bütünlüğünü korumak adına bu ülkeye askeri yığınak yapmaya başladı.

Çünkü Moskova İncirlik Mutabakatı’nın ve bunun sonucu olarak ABD ile Türkiye’nin Suriye’de “IŞİD’den arındırılmış bölge” kurma hedefinin ne anlama geldiğini çok iyi görüyordu. Lavrov’un Eğit-Donat programı ve tampon bölge uyarıları bu nedenleydi.

Moskova, Washington’un -Ankara’yı da mecbur ederek- süreci nereye götüreceğini net görüyor ve Suriye’yi parçalayacak bu girişime karşı konumlanıyor, hazırlık yapıyor: İncirlik’in tam karşısında, Lazkiye’de entegre deniz ve hava üssü inşa etmeye başlaması bu nedenledir.

CEPHE SAVAŞI HAZIRLIĞI

Rusya’nın askeri hedefi, ABD-Türkiye’nin güvenli bölge girişimine karşı bir güvenli hat kurmaktır.

ABD ve Türkiye 5 yıldır Suriye’de muhalif gruplara dayanarak özel savaş yürütüyordu. Ancak güvenli bölge hedefi ve girişimi, özel savaştan cephe savaşına geçmeyi zorunlu hale getiriyor. Çünkü 110 km genişliğinde ve 60 km derinliğinde bir alanı güvenli bölge ilan edebilmeniz için cephe cepheye savaşmanız gerekir.

Türkiye ile Suudi Arabistan’ın anlaşmasıyla 16 örgütün birleştirilerek Fetih Ordusu’nun kurulması ve İdlip’in işgal edilmesi sonrasında, Esad Suriye Ordusu’nu Şam-Hama-Humus hattına çekmişti.

İşte Moskova bu hattı esas alarak, Halep’in kuzeyini de kapsayan ABD-Türkiye güvenli bölgesine karşı, Suriye Ordusu’nu cephe savaşına hazırlamaktadır.

İLERİ HAVA HAREKAT ÜSSÜ

Türkiye’de İncirlik Mutabakatı’nın önemi hâlâ kavranmadı. TSK’nin PKK’ye operasyon yapıyor olmasına bakılarak mutabakatın önemsiz olduğu bile savunuldu.

Dahası AKP Hükümeti’nin ABD’yle işbirliği doğru okunmadı ve güvenli bölgenin ABD’nin Kürt Koridoru’na karşı olduğu bile savunuldu. Böyle görüldüğü için de Suriye topraklarında kurulacak bir güvenli bölgeye Moskova ve Tahran’ın sessiz kalacağı varsayıldı, Şam’ın itiraz etmeyeceği düşünüldü.

Türkiye’nin ABD’yle birlikte yürüttüğü girişimlerden ABD’ye karşı sonuçlar alınacağı varsayımına dayanan tüm bu okumalar, sorunluydu. O nedenle Rusya’nın hamlelerinin hedefi bile doğru anlaşılamadı.

Oysa işbirliğinin temel aktörleri olan “Pentagon ve AKP Hükümeti” meseleyi doğru yerinden görmektedir:

Örneğin Pentagon sözcüsü Jeff Davis şöyle demektedir: “Son günlerde Rusya’nın Lazkiye çevresinde personel ve malzeme gönderdiğine dair işaretler gördük. Lazkiye’deki hava üssü orada bir tür ileri hava harekat üssü kurmaya niyetli olduklarını gösteriyor.”

Yani Pentagon İncirlik’in karşısına konulanın “ileri hava harekat üssü” olduğunu saptıyor!

Yine AKP Hükümeti de Moskova’ya “sorunu daha da derinleştiriyorsun” mesajı gönderiyor!

ABD STRATEJİSİNDE TÜRKİYE TAKTİĞİ YÜRÜMEZ

Tablo açıktır: ABD-Türkiye-Fransa-İngiltere dörtlüsü, PYD’nin rol alıp almayacağı anlaşmazlığı sürse de, pransipte Suriye’de bir güvenli bölge kurmakta anlaşmıştır. Öye ki, İngiltere Başbakanı David Cameron güvenli bölgeye asker göndereceklerini bile Avam Kamarası’nda ilan etmiştir.

Washington şimdi Türkiye’yi PYD konusuna ikna edebilmek için uğraşmaktadır. TSK’nin PKK’ye operasyonlarına “Türkiye’nin kendini savunma hakkı” perspektifinden bakmaları bu nedenledir. ABD Büyükelçisi John Bass‘ın HDP’ye özetle “Türkiye’yi geri dönülmez noktaya ilerletene kadar sabredin” demesi bundandır.

Ankara’da “ABD’nin stratejisi içinde Türkiye’nin taktikler yapabileceğini” düşünenler vardır ama yanılmaktadırlar. En başından beri “Suriye’yle anlaşmadan koridora müdahale etme girişiminde bulunmak, en sonunda ABD’ye yarar” demekte ısrar etmemiz bundandır.

İşte Rusya ve İran bu gerçeği görerek Suriye’nin bütünlüğü için konumlanmaktadır. Bu durum, Türkiye’yi bölge ile cephe cepheye getirmektedir.

Geç kalınmış da olsa, İncirlik Mutabakatı’na cepheden karşı çıkmanın tam vaktidir!

Mehmet Ali Güller
15 Eylül 2015

3 Yorum

Org. Hulusi Akar ve NATO

NATO Askeri Komite Genelkurmay Başkanları Konferansı dün İstanbul’da yapıldı. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar‘ın hem konferansın açılışında yaptığı konuşmada, hem de sonrasında NATO Askeri Komite Başkanı Org. Petr Pavel ile birlikte yaptığı basın toplantısında, önemli mesajlar vardı:

1) Org. Akar NATO’nun güney ve doğu kanadının tehdit ve zorluklarla karşı karşıya olduğunu savundu: Irak, Suriye ve Ukrayna!

2) Org. Akar Suriye ve Irak’taki krizin daha kapsamlı ve karmaşık bir sorun haline dönüşmeye başladığını belirterek, “eğer bizler şu anda bu tehditlere bir cevap vermeyecek olursak, kendimizi çok daha ciddi problemlerle karşı karşıya bulabiliriz” dedi.

3) Org. Akar, PKK terör örgütünün Irak ve Suriye’deki durumdan faydalandığını ve uluslararası camianın gözünde meşruiyet kazanmaya çalıştığını belirtti. Genelkurmay Başkanı, NATO ve müttefiklerinin Türkiye’nin terörle mücadelesine vediği tam desteği memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

ORG. ÖZEL’İN ÇİZGİSİ

Org. Akar‘ın açıklamaları, selefi Org. Necdet Özel‘in çizgisini sürdürdüğünü göstermektedir. Org. Özel de “Savunma ve Havacılık Dergisi”nde yaptığı uzun ve kapsamlı değerlendirmede, İran, Irak ve Suriye’yi Türkiye için tehdit saymıştı. Hatta Rusya’yı da Ukrayna krizinden hareketle konvansiyonel tehdit kapsamında değerlendirmişti.

Org. Özel bu tehditlere uygun olarak da “savunma konsepti”nden “güvenlik konseptine” geçilmesini uygun görmekteydi.

Org. Özel‘in bu açıklamasından bir süre önce NATO Zirvesi’nde zaten bu konsept değişikliği ele alınmış ve kabul edilmişti. Kaldı ki NATO’nun Esnek Mukabele Gücü gibi birimler kurma kararı da, bu konsept değişikliği nedeniyleydi.

O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan Org. Akar, konsept değişikliğinin gerekçelerini “Savunma ve Havacılık Dergisi”nde etraflı olarak anlatmıştı.

STRATEJİK HATA

Dün Org. Özel‘in, bugün de Org. Akar‘ın Irak, Suriye ve Ukrayna’yı tehdit olarak görmesi stratejik hatadır.

Irak, Suriye ve Ukrayna, NATO’nun güney ve doğu kanadı için tehdit değildir. Tersine NATO Irak, Suriye ve Ukrayna için tehdittir.

Ayrıca Irak ve Suriye, PKK ve IŞİD terörünün kaynağı değildir. Bu tehditlerin birincisinin büyümesinin, ikincisinin de ortaya çıkmasının nedeni doğrudan ABD ve NATO’dur.

Dahas PKK ve IŞİD, Türkiye için olduğu gibi, Irak ve Suriye için de tehdittir.

PKK’nin “uluslararası meşruiyet kazanabilmesini” kolaylaştıran ise Irak ve Suriye değil, ABD ve AB’dir, Türkiye’nin NATO’daki müttefikleridir.

TERÖRLE ETKİLİ MÜCADELENİN YOLU

Tehdidi ve kaynağını doğru tespit edebilmek, etkili mücadele edebilmek için hayatidir.

Türkiye 40 yıldır terör sorununu neden kökten çözememektedir? İki temel nedenle:

1) ABD’yle işbirliğini sürdürerek ve ABD planları içinde kalarak terörle etkili mücadele yapılamaz.

ABD, terörü bölgedeki çıkarlarını sağlayabilmenin bir aracı olarak kullanmaktadır. ABD’nin bölgedeki çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları ise çatışmaktadır.

Dahası, ABD’nin çıkarlarını gerçekleştirmek için belirlediği strateji, Türkiye’yi tehdit etmektedir.

2) Bölge ülkelerine düşmanlık yaparak terörle etkili mücadele yapılamaz.

Türkiye’nin terörle etkili mücadelesinin yolu, komşularına düşmanlıktan değil, komşularıyla işbirliğinden geçmektedir.

Son beş yıldır AKP Hükümeti’nin Irak’ta Maliki‘ye, Suriye’de Esad‘a karşı izlediği düşmanlık çizgisi, sonuçları itibariyle terör örgütlerine yaradı.

Ve daha önemlisi, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin birbirine düşmanlık yapması, en çok ABD’ye yaramaktadır.

Mehmet Ali Güller
13 Eylül 2015

2 Yorum

İncirlik’e karşı Lazkiye

Bu yılın başında Suriye Ordusu ülkenin kuzeyinde denetim sağlamak üzere büyük taarruza başlamıştı. İşler iyi de gidiyordu.

Rusya ise Suriye Ordusu’nun bu taarruzunu diplomatik alanda devam ettirecek, ilkbahar sonunda Suriye rejimi ile Suriye muhalefetini Cenevre-3’te masaya oturtup, soruna kesin siyasi çözüm getirecekti.

Ancak Erdoğan ile Kral Selman‘ın 2 Mart 2015’te Riyad’da anlaşması ve ardından 16 grubu Fetih Ordusu adı altında birleştirerek İdlip’i işgal etmesi, o taarruzu durdurdu.

Arkasından ABD’nin müdahaleleri geldi. Washington bir yandan PYD’yi destekleyerek Suriye’nin kuzeyinde alan açmayı sürdürdü, diğer yandan Ankara ile Eğit-Donat, İncirlik Mutabakatı ve bazı çekincelerle birlikte Güvenli Bölge anlaşması yaptı. (Son olarak İngiltere de Güvenli Bölge’ye asker göndereceğini açıkladı.)

PUTİN’İN SURİYE PLANI

Rusya ABD’nin bu hamleleri karşısında sert ve kararlı bir süreç başlattı:

Bir yandan Cenevre-3 hazılıklarını, takvimini ötelemek zorunda kalsa da sürdürdü.

Diğer yandan merkezinde Bağdat ve Şam hükümetleri ile Kürt gruplarının olduğu bir Suriye Planı açıkladı.

Planın sahadaki karşılığı ise hava ve deniz üssüydü!

Rusya Tartus’daki deniz üssünü, kapasitesini artırmak amacıyla daha kuzeye taşıyacaktı ve hemen karşısındaki bölgeye de bir hava üssü inşa edecekti.

Rusya, Lazkiye’deki entegre hava ve deniz üssü ile İncirlik’in 185 km yakınına konumlanıyordu!

Ve Moskova hızla bunun hazırlığını başlattı ve Suriye’ye askeri yığınak yapmaya başladı: Askeri cephane, tezhizat, zırhlı araç, hatta savaş uçağı gönderdi. Üstelik ABD ve NATO’dan gelen tepkilere rağmen bu yardımı yaptığını açık açık ve göstere göstere ilan etti.

Moskova’nın Suriye’ye bin kişilik bir Rus birliği gönderdiği de iddia ediliyor.

Diğer yandan deniz üssünde görev yapacak Dmitri Donskoy TK-208 nükleer denizaltısını Suriye’ye gelmek üzere 4 Eylül 2015’te yola çıkardı. Denizaltıya 20 adet kıtalararası balistik füze ve 200’den fazla nükleer başlık taşıyan iki de savaş gemisi eşlik ediyor.

GÜVENLİ BÖLGE’YE BÖLGE YANITI

Rusya’nın bu büyük ve açık hamleleri, yukarıda da özetlediğimiz gibi ABD-Türkiye anlaşmalarına ve atağına yanıt nedeniyleydi.

Moskova bunu zaten söylüyordu: Örneğin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey LavrovLibya senaryosuna yol vermemek için Rusya, Suriye ordusunu donatmaya devam edecek” diyordu. Rus yetkililer Eğit-Donat’ı, İncirlik Mutabakatı’nı ve olası Güvenli Bölge girişimini reddediyorlardı.

Rusya’nın neyi nasıl gördüğünü, sahadaki AKP Hükümeti de görüyordu. Örneğin AKP Dışilişkiler Başkan Yardımcısı Metin Külünk Rus atağına şu tepkiyi gösteriyordu: “Türkiye’nin güvenlik koridoru gündeme geldi, arkasından hemen Rusya’nın ‘yeni bir koalisyon kurulmalı’ önerisi gündeme getirildi. Ne yapacak bu koalisyon? IŞİD’le mücadeleyi mazeret göstererek, herkes bölgenin denkleminde etkin olmak istiyor.”

CEPHE SAVAŞI HAZIRLIĞI

Askeri hazırlığın boyutuna ve planlamasına bakılırsa, Rusya Suriye’yi “özel savaş”tan, “cephe savaşı”na hazırlıyor. Çünkü Atlantik Cephesi güvenli bölge girişiminde ısrar ederse, bu fiiliyatta cephe savaşı demektir.

Rusya, ordusunu Şam-Hama-Humus hattına çeken Esad’ı, bu güvenli bölge girişimine karşı Rusya’nın (ve tabi İran’ın) desteğiyle cephe savaşı verecek şekilde konumlandırıyor.

Üstelik Rusya ABD’ye karşı askeri varlığını en yüksek boyutta alarma geçirdi.

Örneğin Suriye’ye askeri yardımın başladığı günlerde, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Putin‘in “savaşa hazırlık koşulları test edilsin” emri verdiğini açıkladı

Öte yandan Moskova ABD ve NATO’yla yaşanan Ukrayna ve Suriye sorunları nedeniyle askeri tatbikat takvimini genişlettiğini ve yeni yılda tam 4 bin tatbikat yapacağını ilan etti.

Esad‘ı Kaddafi‘nin durumuna, Suriye’yi Libya’nın durumuna düşürmeyeceğini ilan eden Moskova’nın bu hamleleri, hem güvenli bölge girişimi sahiplerini yeninden düşündürecek, hem de Ankara-Washington işbirliğini önemli ölçüde zorlayacak!

Mehmet Ali Güller
11 Eylül 2015

1 Yorum

İç savaş provası

PKK terörünü lanetlemek, Dağlıca ve Iğdır’da şehit olan askerler ve polisler için yürüyüşler düzenlemek, protesto eylemleri yapmak hem haktır, hem de şehitler için görevdir.

Ancak PKK terörünü lanetlemek adına her gördüğü Kürt’e saldırmak, Kürtçe konuşuyor diye bir genci linç edip öldürmek, otogardan Doğu’ya kalkan otobüslere ve yolculara saldırmak, bar ve meyhane basmak, mevsimlik işçilerin kaldıkları yerleri yakmak, inşaat işçilerine saldırmak, sahibi Kürt diye bir kitabevini yakmak, adı Diyarbakır diye bir tatlı salonunu dağıtmak…

Hele de “operasyon değil, katliam istiyoruz” diyerek sosyal medyadan kitlelere bu türden eylemler için çağrılar yapmak…

Tüm bunlar hem suçtur, hem insanlık ayıbıdır ama hem de PKK’ye yarayan eylemlerdir!

Zira PKK terör eylemleriyle neyi hedefliyorsa, bu insanlık suçunu yapanlar da o hedefe hizmet etmiş oluyor: İç savaş!

PKK TERÖRÜNE EN İYİ YANIT: TÜRK-KÜRT BİRLİĞİ

PKK terörünü protesto etmenin en iyi yolu Türk-Kürt birliğini savunmaktır; zira terörün panzehri budur.

Türk ile Kürt’ü birbirine düşman yapmak PKK’nin en çok istediği durumdur. PKK metropollerde Türk ve Kürt birbirini vursun, yaksın, yıksın diye hain pusularla asker şehit etmektedir.

Ve unutulmamalıdır: Şehit olan asker bu vatanı böldürmemek, Türk ile Kürt’ü ayrıştırmamak için şehit düşmüştür. O şehide gösterilecek en büyük saygı, Türk-Kürt birliğini savunmaktır!

HDP’ye oy veren 6 milyonu toptan PKK’li ilan etmek büyük hatadır ve Türk-Kürt birliğini torpilleyen yukarıda özetlediğimiz eylemlerin de kaynağıdır. HDP binalarını basmak ve yakmak, suç olmanın ötesinde, Türk-Kürt birliğini ateşe vermek demektir.

Kuşkusuz PKK’li olan HDP’liler vardır ama onlarla mücadele hukuk içinde, devletin vermesi gereken mücadeledir; sokakların değil!

Çok çeşitli kaygılarla HDP’ye oy veren vatandaşlar terörist ilan edilemez ve onlara, ailelerine, işyerlerine düşmanlık yapılamaz.

MİLLİCİLİK BİRLEŞTİR, IRKÇILIK BÖLER

Yukarıda saydığımız türden eylemleri daha çok AKP’nin kumanda ettiği yığınlar yapmaktadır.

İktidarı boyunca PKK’yi büyütenler, onunla müzakere edenler, PKK’nin şehirlere bomba stoklamasına bugün itiraf ettikleri gibi göz yumanlar, şimdi “milliyetçi” kesilmiş ve bu türden Kürt düşmanı eylemler için çağrılar yapmaktadır.

Akıl ve sağduyu işte bu günler için lazımdır: Atatürk milliyetçiliği, Kuvayı Milliyecilik, millicilik işte bugünler içindir.

Millicilik etnisiteye değil, ortak vatana, ortak hedefe, dile ve siyasi birliğe dayanır.

Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” derken, işte bu modern milliciliğe işaret etmiştir; Türk, Kürt, Laz, Çerkez, her etnik kimlikten halkın bir devrim yaparak milletleştiğini anlatmıştır.

Atatürk‘ün milliciliği laiktir, ortak kültürü ve aidiyeti esas alır. Ancak bugün sokaklarda Kürt düşmanlığı yapan türden “milliyetçilik” ise dincilik soslu ırkçılıktır!

Dün Anayasa’dan Türk’ü çıkarmaya kalkanların, tabelalardan TC’yi söküp atanların, “milliyetçiliği ayaklarımın altına alırım” diyenlerin bugün sahneye koydukları “milliyetçilik”, millicilik değil, pratikte bölücülüktür!

TGB’NİN ÖNEMİ

TGB gibi yurtsever, millici, devrimci örgütlerin varlığı büyük şanstır. Ancak TGB gibi örgütler PKK terörünü protesto eylemlerine önderlik ederse, bu iç savaş provası niteliği taşıyan görüntülerin önüne geçilir.

Ancak örgütlü ve disiplinli büyük bir kuvvet olan TGB, kökleri Malatya, Çorum, Maraş ve Madımak’a dayanan bu türden yobaz ırkçı saldırılara engel olabilir!

Aksi, ABD emperyalizmi ve piyonlarının istediği türden iç savaş provaları olur ki, bu kez tamiri gerçekten çok zor olur.

Mehmet Ali Güller
9 Eylül 2015

1 Yorum

Terörle mücadelenin yolu

Yaşananlara en başından beri ne saray savaşı dedik, ne de vatan savaşı…

Zira ikisi de durumu tam açıklamıyordu. Tersine, meseleyi böyle koymak aynı cephede yer alması gereken kuvvetleri bile bölüyordu.

Bize göre mesele ikisi de değildi, “Beyaz Saray savaşı”ydı; çünkü gelişmeler ABD’nin “Basra’dan Doğru Akdeniz’e Kürt Koridoru” hedefi ve IŞİD stratejisiyle doğrudan ilgiliydi.

AKP’nin ya da PKK’nin bu yaşananlardan siyasi rant elde etme hevesleri, kuşkusuz önemliydi ama bu esasın yanında taliydi…

Tamam, Erdoğan‘ın Dağlıca’da terör saldırısı olduğu gece “400 milletvekili olsaydı, bunlar olmazdı” demesi ya da adamlarıyla Hürriyet’i basan AKP Milletvekili Abdurrahim Boynukalın‘ın “1 Kasım seçiminden ne sonuç çıkarsa çıksın Erdoğan’ı başkan yapacağız” demesi, siyasi hedefe işaret etmesi nedeniyle oldukça anlamlıydı ama asıl mesele bunun çok daha ötesindeydi.

Hatta diyebiliriz ki AKP ve PKK’nin siyasi hevesleri, “Beyaz Saray savaşı”nı daha da kolaylaştırıyordu.

Örneğin Erdoğan‘ın “başkan olma ihtirası” Türkiye’yi İncirlik Mutabakatı’na daha kolay mecbur etti. Örneğin Erdoğan‘ın sultan olma hayali Türkiye’yi Suriye başta olmak üzere komşulara düşmanlıkta öne çıkardı ve ABD için yararlanılabilir hale getirdi.

IRAK’TAKİ YÖNTEM SURİYE’DE DE İZLENİYOR

Asıl mesele ABD Büyükelçisi John Bass‘ın ifadesiyle “Türkiye’yi geri dönülmez noktaya kadar ilerletmek” diye özetlediği ve “ne kadar gerekirse, İncirlikte o kadar kalacağız” diyerek işaret ettiği meseledir. Nasılsa Obama IŞİD’le mücadele stratejisini 3 yıl diye açıklamış, Washington sonra bunu 5 yıla revize etmiş, en sonunda da Pentagon “gerçekçi olmak lazım, 10 yıl gerekir” demiştir.

Asıl mesele ABD’nin Suriye’yi parçalmak ve kuzeyinde bir koridor oluşturmak istemesidir.

Koridoru Türkiye’ye adım adım kabul ettirebilmenin deneyimine Irak’ta sahip olan ABD, benzer şablonu şimdi Suriye’de uygulamak istemektedir:

1) Koridor inşa edilecek alana saldırılmasının zeminini yarat.

ABD 25 yıl önce Irak’ın kuzeyinde Kürtleri kışkırtıp ayaklandırdı. Saddam Hüseyin kalkışmayı bastırmak için harekete geçtiğinde Kürtlere sırtını döndü.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’in stratejik noktalara saldırmasına zemin yarattı.

2) Koridor inşa edilecek alana havadan koruma sağla.

ABD 25 yıl önce Irak’ın kuzeyi için 36. paraleli çekti ve üstünü Bağdat’a yasakladı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyinde havadan IŞİD’i vurdu ve boşalan yerleri PYD’ye emanet etti.

3) Koridor inşa edilecek alana İncirlik’ten kalkan ol.

ABD 25 yıl önce 36. paralelin üstüne İncirlik’ten kalkan uçaklarla kalkan oldu, Çekiç Güç’le o bölgenin adım adım Bağdat’tan kopmasını sağladı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyine yine İncilik’ten kalkan olmak ve Çekiç Güç ile o bölgeyi Şam’dan kopartmak istiyor.

4) Koridor inşa edilecek alanı Türkiye’yi kabul ettir.

ABD 25 yıl önce Irak’taki koridoru yönetecek Barzani‘yi adım adım Türkiye’ye kabul ettirdi. Karşılığında zaman zaman PKK’yi vurmasına göz yumdu.

ABD 25 yıl sonra Suriye’deki koridoru yönetecek PYD’yi adım adım Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyor. PKK’ye operasyonlara “Türkiye’nin hakkı” diyor ama PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye operasyona izin vermiyor.

5) Koridor inşa edilecek alanda PKK’yi büyüt.

ABD 25 yıl önce Irak’taki koridor ile aslında PKK’ye güvenli bölge sağlamış oldu ve büyümesinin koşullarını yarattı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyini de PKK’nin sıçrayarak büyüyeceği bir koridora dönüştürmeye çalışıyor.

Çünkü PKK ABD için stratejik bir araçtır ve Washington PKK’ye “asıl Irak ve Suriye koridorlarını birleştirme ve Türkiye’ye doğru genişletme aşamasında” ihtiyaç duyacaktır!

DOĞRU HATTI SAVUNMAK

Dolayısıla PKK’yi büyüten de, İncirlik’ten önünü açan da ABD’dir.

ABD’yle işbirliği yaparak PKK’yi tasfiye etmenin mümkün olmadığı geride kalan 30 yılda görülmüştür.

PKK bin yıl uğraşsa da TSK’yi yenemeyecektir ama ABD işbirliği altında Türkiye de bu terör sorununa kökten çözüm getiremeyecektir.

O nedenle meseleye “ya saray savaşı ya vatan savaşı” ikilemine sıkışmadan bakmalı ve doğrudan ABD emperyalizmini hedef alan bir mücadele hattı savunulmalıdır.

PKK’yle başarılı mücadele ancak içeride İncirlik Mutabakatı’nı yırtarak, dışarıda da Suriye’ye düşmanlığı bırakarak yapılır.

Esad‘ı devirme ve Suriye’de güvenli bölge kurma hedefleri PKK’ye yarar.

Mehmet Ali Güller
8 Eylül 2015

1 Yorum

Bir Kontrgerilla eylemi: 6-7 Eylül 1955 olayları

6 Eylül 1955 günü saat 13.00’te Radyo’dan şu haber yayınlanır: Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atılmıştır. Bombayı atan Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgiler Öğrencisi Oktay Engin’dir.

Haber aynı gün ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres gazetesinde “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle çıkar. DP yanlısı İstanbul Ekspres’in sahibi Mithat Perin, yazı işleri müdürü de Gökşin Sipahioğlu’dur.

Genel tirajı 20 bin olan gazete ne hikmetse o gün 290 bin adet basılmış ve Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince İstanbul’da satılmış ve dağıtılmıştır.

Gazetenin aynı baskısında Kıbrıs Türktür Derneği Genel Sekreteri Kamil Önal’ın şu sözleri yer almaktadır: “Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz.”

Başta Kıbrıs Türktür Derneği olmak üzere DP teşkilatı, gençlik örgütleri, çeşitli meslek kuruluşları bazı resmi makamların da desteğiyle İstanbul’a dışarıdan yığınak yapmış ve 6 Eylül akşamı büyük bir yağma ve yıkım saldırısı düzenlemiştir. 7 Eylül sabahına kadar süren ve başta Rum azınlıklar olmak üzere gayrimüslimleri hedef alan saldırılarda 4,214 ev, 1,004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul, otel, bar, dükkan türü 5,317 mekan basıldı, yağmalandı.

Basılan yerlerin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si Yahudi’lere aitti.

OLAY KOMÜNİSTLERE YIKILDI

Menderes olaylar üzerine sıkıyönetim ilan etti. Olay komünistlere yıkıldı. Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo başta olmak üzere pek çok komünist aydına dava açıldı.

Olayın komünistlere yıkılması, Pentagon’un Sahra Talimnamesi’ne uygundu. Nitekim yıllar sonra 23 Eylül 2010’da, daha sonra Özel Harp Dairesi başkanı olan Sabri Yirmibeşoğlu HaberTürk televizyonunda gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda bunu itiraf ediyordu: “6-7 Eylül de özel harp işiydi. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.

Evet, Yirmibeşoğlu’nun belirttiği gibi muhteşem bir örgütlenmeydi. Örneğin Atamızın evine bomba atan(!) Oktay Engin, 22 Şubat 1992 – 18 Eylül 1993 tarihleri arasında Nevşehir Valiliği’ne kadar yükselen bir devlet memuruydu.

Evet, Yirmibeşoğlu’nun belirttiği gibi amacına da ulaşmıştı. Amaç, sadece Kıbrıs ve Londra Konferansı’na “güçlü elle oturmak” değildi. Zaten Menderes Yunanistan Başbakanı’nın “Kıbrıs’ı taksim” önerisini reddetmişti!

Esas amaç şuydu: Ekonomik kriz ve enflasyon nedeniyle DP güven kaybetmekteydi. Ama ABD’nin SSCB’yi kuşatma planında Türkiye’ye ve Türkiye’yi bu plana mecbur etmekte DP’ye ihtiyacı vardı. İşte Kontrgerilla’nın bu “muhteşem örgütlenmesiyle” DP bir beş yıl daha iktidarda kalmıştı!

ÖZEL HARP DAİRESİ

Kontrgerilla gerçeğini anlamamızı sağlayacak bir kimliğe sahip olduğu için Sabri Yirmibeşoğlu üzerine özellikle durmalıyız:

Yirmibeşoğlu, Alparslan Türkeş’in en sevdiği öğrencilerinin başındaydı. Türkeş 1950’li yılların başında Çankırı Gerilla Okulu’nda bulunmuş, ardından da ABD’ye giderek Amerikan Harp Akademisi’ni bitirmiştir. Türkeş’in özellikle 60 ve 70’lerdeki faaliyetleri Kontrgerilla konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Türkeş’in sevgili öğrencisi Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olayları sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevliydi. Ardından çeşitli NATO görevlerinde bulundu ve Seferberlik Tetkik Kurulu’nun Özel Harp Dairesi (ÖHD) olmasından sonra, önce kurmay başkanlığı ardından da kurumun bir numaralı ismi oldu. Yirmibeşoğlu ilerleyen yıllarda Genelkurmay Harekât Başkanlığı ve MGK Genel Sekreterliği de yaptı.

Yirmibeşoğlu, 23 Eylül 2012 tarihli röportajında Pentagon’un Sahra Talimnamesi’nin Kontrgerilla tarafından harfi harfine uygulandığını kimi açıklamalarıyla ortaya koydu. Örneğin şu açıklaması ibretlikti: “Eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini bir mukavemet hareketi göstermesini arzu ederseniz sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela.”

Mehmet Ali Güller
6 Eylül 2015

4 Yorum

Gold-Sinirlioğlu üzerinden Suriye’de İsrail-AKP uyumu

İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold, Feridun Sinirlioğlu‘nun Dışişleri Bakanı olmasından büyük memnuniyet duyduğunu açıkladı. Sinirlioğlu’na mektup gönderen ve ayrıca basın önünde ona övgüler dizen Gold, “Türkiye onun gibi bir Dışişleri Bakanı’na sahip olduğu için çok şanslı, o birinci sınıf bir diplomat” dedi.

Önemle anımsatalım: Gold ile Sinirlioğlu 22 Haziran 2015’te Roma’da gizlice buluşmuştu. Her ikisi de ülkesinin Dışişleri Bakanlığı’nın fiilen 2 numarasıydı. Artık ikisi de 1 numara!

Netanyahu hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yok ve Başbakan bakanlığı kendisine bağladı, genel direktör olan Dore Gold da böylece fiilen bakanlığın 1 numarası oldu. Sinirlioğlu da AKP-HDP seçim hükümetinde Dışişleri Bakanı yapıldı.

ERDOĞAN-SELAM ANLAŞMASI

Gelelim Gold ve Sinirlioğlu üzerinden İsrail ile AKP’nin Suriye’de nasıl uyumlu hale getirildiğine…

Önce bir anımsatma: Şam rejimi bu yılın başından itibaren Suriye’nin kuzeyinde denetimi ele geçirmek üzere atağa kalkmıştı. Halep’in tamamını kontrol eden Esad güçleri, buradan hareketle çeşitli grupların denetimine geçmiş olan toprakları yeniden Şam’ın denetimine sokacaktı.

İşte tam o günlerde, 2 Mart 2015’te Erdoğan, Riyad’da Suudi Arabistan Kralı Selman ile görüştü. Hakan Fidan‘ın da aynı günlerde umre nedeniyle Riyad’da olduğunu anımsatalım.

Bu görüşmeden sonra Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın denetleyebildiği örgütler Fetih Ordusu adı altında birleştirildi. Fetih Ordusu Ankara ile Riyad’ın lojistik, istihbarat ve diğer destekleriyle İdlip’e saldırdı.

Böylece Türkiye ile Suudi Arabitan Esad‘ın taarruzunu durdurmuş oldu. (Oysa Esad ülkesinin kuzeyinde denetimi ele geçirebilseydi, sonrasında koridor diye bir mesele oluşmayacaktı!)

OMLETİ PAYLAŞMA ANLAŞMALARI

Esad‘ın durdurulması, Atlantik Cephesi’nin yeni atağını gündeme getirdi. ABD’nin İncirlik merkezli yeni planı için temaslar başladı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan bu planı görüşmek üzere Mayıs ayında Washington’a gitti ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüştü.

4 Haziran’da ise Washington’da bir başka ilginç buluşma vardı. İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold, Suudi Arabistan hükümeti danışmanı Enver Macid Ekşi ile görüştü.

Ortaya çıktı ki iki ülke son 17 ayda 5 kez görüşmüştü ve Riyad ile Tel Aviv, Kürt devleti kurulmasını da öngören 7 maddelik bir plan üzerinde çalışıyordu!

İşin esasının ne olduğu ABD-İsrail temasında ortaya çıktı: ABD Savunma Bakanı Ashton Carter‘ın İsrail ziyareti sırasında İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon şu çarpıcı açıklamayı yaptı: “Biz Suriye’nin eskiden olduğu gibi birleşik ve tek bir devlet haline gelmesine hiç şans vermiyoruz. Suriye’nin omlet haline gelmiş bir yumurta olduğuna inanıyoruz. Omletten de yeniden yumurta yapamazsınız.”

Yani ABD, İsrail, AKP ve Suudi Arabistan için Suriye artık bir omletti ve paylarını almalıydılar!

İSRAİL: TÜRKİYE İLE SOĞUK DÖNEM BİTTİ

İşte 22 Haziran 2015’te İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirliğlu‘nun Roma’da gizlice görüşmesi, omlettin nasıl pay edileceğiyle ilgiliydi!

Bu görüşmeden hemen sonra Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin, güneyinde de İsrail destekli olarak Ürdün’ün tampon bölge kurma planaları yaptığı basına yansıdı.

Ve tüm bu planlamaların hayata geçebilmesi için gerekli olan gelişmeye sıra gelmişti artık: İncirlik Mutabakatı!

Feridun Sinirlioğlu‘nun başkanlık ettiği Türk heyeti ile Obama‘nın özel temsilcisi olan emekli general John Allen‘in başkanlık ettiği ABD heyeti 7-8 Temmuz günlerinde İncirlik merkezli yeni Suriye hamlesi için mutabakata vardı. 22 Temmuz’da gizli bakanlar kurulu kararı olarak imzalanan anlaşma, başka üsleri de ABD’ye açıyordu.

Böylece ABD tıpkı daha önce Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de koridor kurmak istediği bölgeye İncirlik’ten 2. Çekiç Güç’le kalkan olabilecekti!

Şu anda ABD, İsrail, AKP ve Suudi Arabistan dörtlüsünün Suriye’deki omletten pay alma ittifakı hayata geçmiş durumda.

Dore Gold o nedenle Sinirlioğlu‘nu kutluyor ve Türkiye-İsrail arasındaki soğuk dönemin bittiğini müjdeliyor!

Mehmet Ali Güller
5 Eylül 2015

2 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın