Archive for category Politika Yazıları

Yarbay’a tepki göstermek siyasi intihardır

Ne diyor Yarbay Mehmet Alkan şehit kardeşinin tabutunun başında: “Bunun katili kim? Düne kadar çözüm diyenler, ne oldu da sonradan savaş diyor?”

Yanıtı içinde bir soru…

Öyle ki, önce ve esas olarak AKP’yi ama Açılım’ı hedef aldığı için de ABD ve PKK’yi hedef alan sözler…

Haliyle AKP sözcüleri ateş püskürdü bu çıkışa: Yarbay’ı “F Tipi yarbay” olmakla suçlayanlar, kafalarındaki çirkin mezhepçiliği sergileyerek “Alevi olmakla” suçlayanlar, “Yarbay PKK ağzıyla konuştu” diyenler…

YARBAY’A İTİRAZ TEZLERİ

Fakat AKP dışından da Yarbay’a tepkiler geldi: Örneğin Atatürk‘ün devleti ve mensubu olduğu orduyu eleştirirek milli mücadeleye başladığını unutanlar “bir yarbay üniformasıyla devleti ve mensubu olduğu orduyu nasıl eleştirir” dediler.

Örneğin sorudaki cevabı göremeyenler “bir komutan ‘benim kardeşimi kim öldürdü’ diye nasıl sorar? vah vah” diye Yarbay’a tepki gösterdiler.

Örneğin “vatan savaşı veriyoruz, Yarbay bu sözleriyle TSK’yi nişan aldı” dediler.

Bu tezlere itiraz edenlere de yapıştırdılar şu ucuz yanıtı: “HDP Yarbay’ı alkışlıyor, demek ki Yarbay iyi bir şey yapmadı”

Yönünü sadece PKK’den gelecek açıklamalara göre tayin etmenin ne kadar yanlış olduğu arkada kalan yıllar içinde hiç anlaşılmadı mı? Örneğin PKK 1 Mart tezkeresine karşı çıktı diye, 1 Mart tezkeresi savunuldu mu?

TSK AKP’YE RAĞMEN VATAN SAVAŞI MI VERİYOR?

Açıkça belirtelim: Yarbay’ın haklı çıkışı karşısında nesnel olarak AKP’nin yanına yuvarlanmak, meseleye ak-kara basitliğinde bakmanın ve “ya saray savaşı ya da vatan savaşı” ikilemine sıkışmanın bir sonucudur.

Bu ikilemin doğru olmadığını dünkü “Beyaz Saray savaşı” yazımızda inceledik. Burada ısrar, siyasi intihardır!

“Vatan savaşına karşı çıkanlar aslında saraya hizmet ediyorlar” şeklindeki yanlış tezi doğrulama tezleri intiharı trajedili hale getirmektedir.

Tezin bir de pozisyonun sıkıntılı olduğunu resmeden şu türevi var: “Vatan savaşını AKP değil TSK veriyor.”

Zira ABD’yle imzaladığı İncirlik Mutabakatı ortadayken AKP’nin vatan savaşı verdiğini iddia etmek çok inandırıcı olmadığından, TSK’nin AKP’ye rağmen “vatan savaşı” verdiği dile getirilmektedir.

Peki gerçek mi? Değil!

Olmadığının pek çok kanıtı var; İçeriyi bilen emekli generallerin kamuoyuna yansıyan açıklamaları, “siyasi direktif olmadan harekete geçilemeyeceği” gerçeğinin en üst makamlarca dile getirilmesi…

Hatta Jandarma Genel Komutanlığı’nın AKP’nin talebiyle Yarbay Mehmet Alkan‘a soruşturma açması!

TSK’NİN BAĞIMSIZ HAREKET EDEBİLME KOŞULU

Türk Ordusu’nun milliciliğini tartışmıyoruz ama son tahlilde karargah “siyasi direktif”e göre hareket etmektedir. Örneğin o direktif nedeniyle şu anda TSK ile Pentagon “hareket planı”nın teknik detaylarını müzakere etmektedir.

Hadi somut söyleyelim: Karargah AKP’ye rağmen hareket edebilseydi, TSK’nin çok yanlış bulduğu Şah Fırat operasyonu emrini uygulamazdı!

Şundan: Derdiniz ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde kurmaya çalıştığı koridoru önlemekse, 37 km derinlikteki “toprağınız” bunun için en önemli dayanaktı. Siz o toprağı sınıra yapıştırarak dayanağı ortadan kaldırdınız!

TSK’nin milli çıkarları esas alarak bağımsız hareket edebilmesinin yolu bile Erdoğan iktidarının yıkılmasından, hadi şimdilik diyelim ki zayıflamasından geçmektedir!

NE YAPMALI?

Oysa “vatan savaşı” siyaseti maalesef AKP’ye dolaylı destek anlamına gelmektedir. “Vatan savaşına karşı çıkanlar aslında saraya hizmet ediyorlar” suçlaması bu gerçeği maalesef örtmüyor.

Daha önemlisi burada ısrar, dostları düşman ediyor: Meseleye “vatan savaşı” perspektifinden bakmanayan dostlar, hergün hedef alınıyor. Bu da yanlızlaşmayı doğuruyor.

Hızla “ya saray savaşı ya vatan savaşı” ikilimeninde çıkılmalı ve ABD’nin stratejiisine karşı konumlanılmalı!

O zaman muhalefete değil, iktidara muhalefet edilir; İncirlik Mutabakatı’na sessiz kalınmaz ve ayağa kalkılır; mutabakatı imzalayan AKP’ye karşı konumlanılır ve en geniş kesimlerle birleşilir; Yarbay’ın karşısında değil, yanında durulur!

Mehmet Ali Güller
25 Ağustos 2015

3 Yorum

Beyaz Saray savaşı

Yaşananları “ya saray savaşı ya da vatan savaşı” ikilemine sıkıştırmak en çok Beyaz Saray’a yarıyor!

Bir kere bu ikilemle Türkiye saraycılar ile vatancılar diye ikiye bölünüyor.

Daha vahimi ise meseleye bu ikilemle bakanlar kendilerini ya PKK’nin ya da AKP’nin yanında buluyorlar.

Bu da haliyle şu sonucu doğuruyor: Saray savaşı diyenler için PKK barışsever olmaya, vatan savaşı diyenler için de Erdoğan ve AKP milli olmaya başlıyor!

KABA OLGUCULUK HATASI

Aynı ikileme Ayn El Arap – Kobani’de de düşülmüştü. Orada da IŞİD ile PKK-PYD’nin çatışmasına “kabaca” bakılarak saflaşılmıştı. O çarpışmaya bakarak ya IŞİD’çi ya da PKK-PYD’ci olunmuştu!

Haliyle bu da şu argümanları doğurmuştu: Bir tarafta “IŞİD’in PYD’ye saldırması iyidir, çünkü IŞİD koridoru vurmuş oluyor” diyenler, diğer tarafta ise “IŞİD gerici ama PYD laik kuvvet” diyenler!

Dahası bu saflaşma “ABD ile Türkiye Kobani’de piyonları aracılığıyla çarpışıyor” noktasına kadar götürüldü. Güya ABD PKK’yi, Türkiye de IŞİD’i kullanarak Kobani’de çatışıyordu.

Doğru olmadığı çıktı. Nitekim tezin sahipleri en sonunda “ABD koridoru IŞİD’le açtı, PYD ile inşa ediyor” doğru noktasına geldi.

Meselenin esası burasıdır. “Kaba olguculuk” yaparak meselenin görünen yüzüne baktığınızda, aslında olguyu bir bütün olarak göremezsiniz. Nedenler, hedefler bir kenara bırakıldığnda “ABD ile Türkiye Kobani’de piyonlar aracılığıyla çatışıyor” sanılır.

NE AKP NE PKK NE F TİPİ

Aynı durum bugün de geçerlidir. “Kaba olguculuk” yaptığınızda AKP ile PKK’yi çatışıyor sanırsınız, zira o ölçekte doğrudur.

Ama şu iki soru sorularak ölçek genişletilebilir: AKP ne oldu da Açılım’ı buzdolabına koydu? PKK ne oldu da 7 Haziran’dan sonra terör eylemleri başlattı?

Ölçeği geniş tuttuğunuzda da Kobani’deki tabloyla karşılaşırsınız. Kobani’de IŞİD ve PKK-PYD’nin çatışması ABD’nin yararına sonuçlanmıştı. Bugün de “ya saray savaşı ya vatan savaşı” ikileminde yaşananlar en çok ABD’nin işine yaramaktadır.

AKP ile PKK’nin çatışmasında ikisinden birini tutmak zorunda değilsiniz. Tıpkı AKP ile Cemaat çatışmasında ikisinden birini tutmak zorunda olmadığınız gibi. Zira çarpışanlar karşıtınızdır. Hangisi kazanırsa silahı size doğrultacaktır ve sizi ezecektir.

“Tarafsız kalınamaz” denemez ve durum “Ne Sam ne Saddam” durumuyla kıyaslanamaz. Zira o denklemde Sam’a yani ABD’ye doğal olarak karşıydık ve Saddam’ı da ülkesinin birliğini korumaya çalıştığı için savunduk.

Fakat bu tabloda, yani AKP’nin PKK ile ya da AKP’nin Cemaat ile savaşında savunacağımız tek bir kuvvet yoktur, çatışan tüm kuvvetlere karşıyız.

PKK- F TİPİ SUÇLARINDAN AKP SORUMLUDUR

Kuşkusuz şöyle diyebilirsiniz: “Hiç AKP ile PKK ya da AKP ile F Tipi bir olur mu, biri yasal bir kuvvet, diğer ikisi ise terör örgütü.”

Fakat bu ilişkiyi şu gerçeklikle birlikte yorumlamalısınız: F Tipi örgütü devletleştiren AKP’dir, PKK’yi Açılım’la iktidara ortak yapan AKP’dir!

F Tipi ve PKK’nin bütün suçlarından AKP sorumludur!

Ve bu ikisiyle çatışıyor diye AKP’ye “buyur iktidarda kal” da denemez; “kandırıldık” demiş olsalar bile!

VATAN SAVAŞI EMPERYALİZME KARŞI OLUR

Peki mesele saray savaşı ya da vatan savaşı değilse ne? Adını koyalım: Beyaz Saray savaşı!

ABD tıpkı Kobani’de olduğu gibi bugün de çatışmadan en çok yararlanandır ve çatışmanın gerçek sahibidir.

Şundan: ABD biraz da bu çatışmanın karşılığında Türkiye’ye İncirlik Mutabakatı imzalatmış, Ankara’yı Suriye projesine eklemlemiş ve Amerikan Koridoru’nun Suriye yolunu döşemektedir.

ABD’yle işbirliği içinde vatan savaşı olmaz! ABD’yle İncirlik Mutabakatı imzalayanlar Vatan savaşı veremez!

Çünkü emperyalizm çağında vatan savaşı ancak emperyalizme ve araçlarına karşı verilebilir!

O nedenle Türkiye’nin bir vatan savaşı elbette vardır: O savaş ABD’ye, AKP’ye, PKK’ye karşı verilecek savaştır!

Mehmet Ali Güller
24 Ağustos 2015

2 Yorum

İncirlik Mutabakatı’nı küçümseme hatası

Türkiye’nin ABD emperyalizmine bağımlılığının pratikteki ölçüsü nedir? Yani biz devrimciler hangi olgulara bakarak bir “bağımlılık” tespiti yapıyor ve ona karşı “bağımsızlıkçılık” mücadelesi veriyoruz?

O olguların başlıcaları şunlardır: NATO üyeliği, serbest piyasacılık ve neoliberalizm, başta İncirlik olmak üzere ABD’ye verilen diğer üsler, SEİA anlaşması, ODC gibi merkezler…

EMPERYALİZMİN ARAÇLARI

NATO üyeliği ile Türkiye Atlantik kampına bağlanmış ve dün SSCB’ye, bugün de ABD’nin hedefinde olan komşularına düşmanlaştırılmıştır. NATO üyeliği ile “milli ordu” anlayışı baskılanmış, milli silah sanayi geliştirmek engellenmiştir. Daha önemlisi ABD NATO üyeliğiyle ülkeleri denetim altında tutmuştur; NATO’ya bağlı illegal yapılanmalarla Türk hükmetleri kontrol altında tutulmuştur.

SEİA yani Savunma ve Ekonomik İşbriliği Anlaşması 1969’da imzalanmıştır ve gizlidir. ABD’nin 1975’te Kıbrıs gerekçesiyle silah ambargosu uygulaması gizliliği ortadan kaldırmıştır. SEİA yeniden düzenlenerek 29 Mart 1980’de imzalanmıştır.

12 Eylül Amerikancı darbesi pratikte iki anlaşmanın uygulanmasının sopasıdır: Birincisi 24 Ocak 1980’de imzalanan ekonomik kararların yani karma ekonomi yerine Türkiye’yi ABD’nin serbest piyasa ekonomisine eklemlemenin sopasıdır. İkincisi de 29 Mart 1980’de yeniden imzalanan SEİA’yı uygulamanın sopasıdır. Nitekim darbeden hemen sonra 11 Aralık 1980’de SEİA yürürlüğe girmiş ve geride kalan yıllar içinde ihtiyaca göre güncellenerek yürürlükte kalmayı sürdürmüştür.

ODC yani Savunma İşbirliği Ofisi gibi merkezler Türk devletininin sinir merkezlerini uyuşturmakta, örneğin Ergenekon gibi kumpasların planlandığı karargah görevi yapmaktadır.

Gelelim İncirlik’e…

İNCİRLİK’İN BÖLGEDEKİ DEĞERİ

İncirlik kuşkusuz askeri bir üstür ama ötesinde ABD’nin Ortadoğu’yu denetleme karargahıdır. Siyasi önemi askeri öneminden fazladır.

İncirlik ve ABD’nin Adana Konsolosluğu, Türkiye’nin güneydoğusu, İran’ın kuzey batısı, Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyinden sorumludur. Yani ABD’nin Kürt kartını kullanma merkezidir. Buradan kalkışmalar planlanır ve uygulanır, buradan siyasi birliği dinamitleyen faaliyetlere geçilir.

ABD için İncirlik Rusya’nın Ortadoğu hamlelerine engel olma ve İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlama merkezidir.

İncirlik 1991’den 2003’e kadar Irak’ın kuzeyine kalkan olmuş ve Bağdat güçlerini bu topraklardan uzak tutarak Barzanistan’ı inşa etmiştir.

ABD İÇİN ÇOK ÖNEMLİ MUTABAKAT

ABD bugün de aynı işi Suriye’nin kuzeyinde yapmak için İncirlik’e yığınak yapmaya başlamıştır.

Ancak ABD ile AKP Hükümeti’nin imzaladığı İncirlik Mutabakatı önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır. Sadece İslamcı çevrelerde değil, ulusalcı çevrelerde bile bu eğilim görülmektedir.

Öyle ki, artık Sirkeci’de karaya çıkan iki ABD askerine çuval geçirme refleksi bir tarafta, İncirlik Mutabaktı’na “önemsiz” denilmesi diğer taraftadır. İncirlik’e şimdiden gelen 6 F-16, 2 bombardıman uçağı ve 200 ABD personeli, Sirkeci’de sivil gezen o iki coniden daha önemsiz değildir!

İncirlik Mutabakatı çok önemlidir: Ortada ABD ile AKP Hükümeti arasında “gizli bakanlar kurulu kararı” olarak imzalanmış bir “genel mutabakat” vardır, bir de o genel mutabakata uygun olarak TSK ile Pentagon arasında teknik detayları görüşülmekte olan çeşitli hareket planları…

ABD ile AKP Hükümeti’nin bu mutabakatle komşu iki ülkede askeri operasyon yapacağı, sözde “güvenli bölge” diyerek Şam’ın egemenliğinden toprak koparacağı gerçeği önemsiz mi? Rusya, İran, Suriye ve Irak’ın bu hamleyi “milli egemenliğe” aykırı ilan etmeleri önemsiz mi?

Hadi sadece PKK’ye operasyonlara projeksiyon tuttuğunuz ve o projeskiyonun ışığında gözünüz kamaştığı için bunları göremiyorsunuz, peki mutabakatın ABD için ne kadar değerli olduğunu müzakeresinin 9 ay sürmesinden de mi anlamıyorsunuz?

KÜÇÜMSEYEREK ANLAŞMA ENGELLENİR Mİ?

Mutabakatın küçümsenmesi değil, tersine önemi ortaya koyularak Türk milletinin ABD’yle yapılan bu anlaşmaya karşı ayağa kaldırılması gerekmektedir. Önemsiz diyerek, küçümsenerek o mutabakatın yürürlüğe girmesi engellenemez!

ABD ile AKP Hükümeti’nin imzaladığı İncirlik Mutabakatı’nı küçümseme ve önemsizleştirme eğilimi, şimdilik bir hatadır ama devam ederse siyasi hata olmayı aşacak nitelikler kazanacaktır.

Zira dün Irak’ta Barzanistan’ı inşa eden Çekiç Güç yani 480. ABD Filosu parça parça yeniden İncirlik’e gelmektedir ve bu kez de Suriye’de PYD kantonları kurmayı hedeflemektedir.

Dün Çekiç Güç’ün İncirlik’te konuşlanmasını “önemsiz” görmenin ve buna engel olamamanın pratikteki faturası, Barzanistan’a bekçilik olmuştu!

Türkiye bu hataya yeniden düşmemelidir.

Mehmet Ali Güller
23 Ağustos 2015

1 Yorum

Kılıçdaroğlu’na başbakanlık şansı doğdu

AKP-CHP koalisyonu seçeneğini ilk günden beri güçlü bir seçenek olarak görmedim. 7 Haziran’dan önceki kuvvetli öngörüm AKP’nin tek başına ya da HDP’nin dış desteğiyle iktidar olacağıydı.

AKP-CHP koalisyonunu zayıf seçenek olarak görmemin bir kaç nedeni vardı:

1) Her iki partinin tabanı da bu koalisyona karşıydı. Koalisyonda ısrar her iki partinin de oy kaybıyla sonuçlanırdı.

2) Tamam, CHP üst yönetiminin büyük kısmı bu koalisyona istekliydi ama taban, orta düzey yönetim ve üst yönetimde de bazı isimler karşıydı. Üst yönetimin partiyi bu koalisyona zorlaması büyük kopuşlar getirebilirdi.

3) ABD’nin AKP-CHP koalisyonu istemesi çok gerçekçi değildi. Birkere ABD’nin istemesiyle olmuyordu. İkincisi ABD bu isteği, daha çok AKP’yi hizalamak için dillendiriyordu.

Sonuçta bu olgular ve başka öngörmediklerimiz, Erdoğan‘ın erken seçim stratejisiyle de birleşti ve AKP-CHP koalisyonu oluşmadı. Bunun Kılıçdaroğlu‘ndan çok CHP için kazançlı bir durum olduğunu belirtmeliyim.

MHP VE CHP’NİN DOĞRU HAMLESİ

Türkiye artık bir erken seçime gidiyor…

Peki şimdi ne olacak?

MHP HDP’nin içinde yer aldığı bir seçim hükümetine bakan vermeyeceğini ilan etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç da CHP’nin kurulacak bir seçim hükümetinde yer almayacağını açıkladı.

Bu durumda HDP’nin içeriden ya da dışarıdan desteklediği bir AKP seçim hükümeti oluşacak.

Gelinen bu sonuç Türkiye için bir şanstır.

Çünkü CHP ve MHP AKP’yle koalisyon kurarak AK-Rejim’e payanda olmaktan kurtulmuş oldu.

Ama bundan daha önemlisi AKP-HDP ortaklığı gibi bir tabloyla erken seçime gidilecek olmasıdır. HDP bakanları monte edilmiş bir AKP seçim hükümeti AKP’ye oy kaybettirecektir.

Erdoğan bu riski alır mı? Alırsa bu aynı zamanda “yeni Açılım”a da işaret demektir.

ÖN KOALİSYON MUTABAKATI

Meselenin bir de şu boyutu var elbette: Erken seçim yeniden ve bu kez halk yararına cepheleşme için de fırsat demektir.

CHP üst yönetimi bir parça Açılımcılık yaparak 7 Haziran’dan önce yanlış cepheye konumlanmıştı. Şimdi yeniden doğru yerde konumlanabilir.

Neresidir orası? 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki gibi MHP’yle ittifak zemini…

Elbette CHP ile MHP’nin milletvekili seçimlerine birlikte girmesinden bahsetmiyoruz, ki bu mümkün de değildir. Ama erken seçimin sonuçları için pekala öncesinde bir ön koalisyon mutabakatı yapılabilir!

Bu ön mutabakat her iki partinin de oylarını artırmasına yarayacaktır.

CHP-VP-DSP SEÇİM İTTİFAKI

MHP’yle ön koalisyon mutabakatı dışında CHP’nin önüne ayrıca bir de “ittifak” yapma fırsatı gelmiştir.

7 Haziran’da görüldü: CHP’nin üst oy sınırı üç aşağı beş yukarı belli. Bunu yukarı çıkaracak en önemli etken CHP’nin seçime ittifak yaparak girmesidir.

CHP’nin Vatan Partisi ve DSP ile Atatürk’te birleşerek yapacağı bir seçim ittifakı, MHP’yle yapacağı ön koalisyon mutabakatıyla birleştiğinde Kılıçdaroğlu’na başbakanlık yolu açacaktır. (Hatta bu drum Sol’un en azından bir bölümünü HDP kuyrukçuluğundan kurtaracaktır.)

CHP’lilerin, Vatan Partililerin ve DSP’lilerin bugünden itibaren partilerini zorlayacakları mecra burası olmalıdır.

Türkiye’nin AKP’den kurtulmasının yolu budur.

Fırsat kapıdadır, değerlendirilmelidir.

Mehmet Ali Güller
19 Ağustos 2015

Yorum bırakın

ABD patriotu neden geri çekti?

Önce Almanya’nın ardından da ABD’nin Türkiye’deki patriot bataryarlarını çekeceğini açıklaması, Türkiye için çok olumlu bir gelişmedir.

Almanya şu nedenle, ABD bu nedenle çekmiş gibi gerekçelerden bağımsız olarak söylüyoruz bunu…

Herşeyden önemlisi bu gelişme, Erdoğan‘ın sürekli erteleyerek Batı’yla pazarlıkta kullandığı Çin Füze Savunma Sistemi anlaşmasının imzalanmasını zorlayabilir, hızlandırabilir.

Gelelim patriot bataryalarının neden çekildiğine…

ALMANYA’NIN PKK HESABI

Yavaş yavaş ortaya çıkan ayrıntılara bakılırsa, her iki ülkenin de patriot bataryalarını çekmesi Türkiye için sürpriz olmadı. Zira iki hafta önce yetkililer arasında konu görüşülmüş ve karara bağlanmış.

Almanya patriotları çekerken, bunu iç politikasına malzeme yapmaya özel bir önem gösteriyor. Karar bir ölçüde Alman kamuoyuna Türkiye’nin PKK operasyonlarına tepkisi olarak sunuldu.

Almanya üç nedenle ABD’den farklı olarak bu operasyonlara tepki gösteriyor. Birincisi ABD gibi Türkiye’yle İncirlik Mutabakatı yapmadı, ikincisi Almanya’daki PKK varlığı ve üçüncüsü de Berlin’in PKK’nin Avrupa liderliğine etkisi.

ABD’NİN GEREKÇELERİ

ABD ise patriotları çekerken, kaarı özetle “ihtiyaç kalmadı” diye açıkladı. Ayrıntılandırırsak:

1) Pentagon’un resmi açıklamasına göre patriot bataryasının aslında bakımı ve modernizasyonu için geri çekilmesi gerekiyordu.

2) Washington bataryanın bulunduğu alanı aynen muhafaza ederek, ihtiyaç duyulması halinde bataryayı bir haftada getirip yerinde kullanıma hazır hale getireceğini taahhüt ediyordu.

3) Washington patriot bataryasının yapacağı işi bölgede bulunan gemilerindeki füzelerle karşılayabileceğini belirtiyordu. Zaten artık İncirlik’i de kullanacaktı.

4) ABD’ye göre Suriye’nin Türkiye’ye füze atma ihtimali oldukça azalmıştı. Zira ABD-Türkiye anlaşmıştı ve Suriye taarruzda değil, savunmadaydı.

İRAN’LA NÜKLEER ANLAŞMA

Kuşkusuz tüm bunlar ayrıntıdır, esas değildir. Peki esas ne?

Önce anımsayalım: Erdoğan 2013 yılında NATO’yu Suriye’de göreve çağırmıştı. Ancak bu Rusya-Çin-İran faktörü nedeniyle mümkün değildi. Fakat Erdoğan Suriye’den tehdit geldiğini savunarak, bir parçası olduğu NATO’dan yardım istemeyi sürdürdü.

ABD sorundan yararlanmak için Türkiye’ye patiot bataryası yerleştirilmesini kararlaştırdı.

İşte burası çok yönlüydü. Çünkü gerçekte Suriye’den Türkiye’ye öyle bir tehdit yoktu. Zaten Türkiye’nin belli bir bölgesine yerleştirilen patriot bataryaları da Suriye tehdidinden çok, başka bir tehdit amacıyla yerleştiriliyordu. Üstelik patriot bataryalarının ABD’nin Kürecik radarıyla doğrudan ilgisi vardı.

Yani olay aslında şuydu: ABD İran’dan atılacak füzeleri Kürecik’teki radarla tespit edecek, Hatay-Antep hattındaki patriot bataryalarıyla da Türkiye topraklarından o füzeleri daha kolay vuracaktı.

Yani patirotların asıl görevi Türkiye’yi değil, İsrail’i korumaktı!

ABD bu savunma sistemini zaten Doğu’dan Batı’ya doğru kademeli kurmaya çalışıyordu; özellikle Doğu Avrupa’da da benzerini oluşturmaya çalışıyordu. Nitekim orada da yol katetti.

P5+1 ülkelerinin İran’la nükleer anlaşma yapması yeni bir durum doğurdu. Rusya, anlaşmadan sonra ABD’ye bastırmaya başladı: “Madem artık İran’la anlaşma var, füze savunma sistemini kaldır.”

ABD bu baskıya direniyor ama İran’la anlaşma bir zorunluluk da doğuruyor. İşte ABD’nin Türkiye’den patriotları çekmesinin esas nedeni bu zorunluluktur.

Mehmet Ali Güller
18 Ağustos 2015

1 Yorum

ABD’den bağımsızlık mı, ABD’ye bağımlılık mı gelişiyor?

AKP’li Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu‘nun “Erdoğan başkan seçilseydi Türkiye bu kaosu yaşamayacaktı” demesi yalnızca itiraf gibi bir açıklama değil, aynı zamanda Erdoğan‘ın 7 Haziran’dan önce “400 milletvekili verin, bu iş huzun içinde çözülsün” demesinin de devamıdır.

SARAY SAVAŞI MI, VATAN SAVAŞI MI?

Kuşkusuz bu, yaşananları “saray savaşı” diye nitelemeyi gerektirmez ama “saray savaşı değil vatan savaşı” demeyi de gerektirmez: Çünkü mesele tek düzlemli değil, en az üç düzlemlidir:

1) Düzlemlerden biri Türkiye’yi ABD’nin “yeni Ortadoğu” planına eklemleme düzlemidir.

2) Bir diğeri “işbirliği” pazarlıklarından yararlanarak “PKK’ye operasyon yapma” düzlemidir.

3) Ve üçüncüsü de “tam bağımsızlıkçı” düzlemdir.

Her düzlemin dayandığı bir sınıf, toplumsal tabaka, ekonomik güç, kısacası bir kuvvet vardır

Üçüncü düzlem, uygulama açısından ilk ikisinin gerisinde ama ilk ikisini aşma potasiyeline sahip olan düzlemdir.

İlk iki düzlem şu anda ittifak yapmaktadır ama üçüncü düzlemin kuvvet kazanması, ikinci düzlemi birincisinden koparabilecektir.

PKK DEĞİL, ABD BAŞ DÜŞMAN

Burada kritik hatalardan biri “PKK baş düşmandır” tezidir. Tez üç kere hatalıdır:

1) Birincisi “baş düşman emperyalizmdir” tezini bulanıklaştırmaktadır.

2) İkincisi “PKK baş düşman” ilan edildiğinde PKK’ye operasyon yapmak herşey sayılmakta ve bu örneğin İncirlik Mutabakatı gibi bir gelişmeyi bile önemsizleştirmektedir.

3) Üçüncüsü “PKK baş düşman” ilan edildiğinde, emperyalizmin stratejik ve taktik araçları arasındaki çelişmelere gözler kapatılmakta, o araçlardan biri diğerine operasyon yaptı diye “milli kuvvet” mertebesine çıkarılmaktadır.

ABD yerine PKK’yi baş düşman ilan etmek, pratikte sadece İncirlik Mutabakatı gibi bir gelişmeyi sessizlikle karşılamayı sağlamıyor, dahası yukarıda sıraladığımız düzlemlerden birincisini adım adım ABD’yle birlikte bölge operasyonlarına yuvarlıyor; ikincisini de “ABD’yle işbirliği yaparak ABD koridoru yıkılamaz” gerçekliğinden koparıyor.

En sonunda ne oluyor? 5 yıldır Suriye’ye açık müdahale isteyen Erdoğan‘ın dediği dolaylı gerçekleşiyor: Türkiye, bu kez “açıktan ve doğrudan” Suriye’ye abanmaya başlıyor.

ABD İÇİN TÜRKİYE’NİN ÖNEMİ

ABD emperyalizmi için bugün kritik önemdeki konu Türkiye’yi Atlantik rotasına tam çıpalamaktır. Washington bu sağlanıncaya kadar Türkiye’nin PKK operasyonlarına önemli boyutta itiraz etmeyecektedir, adım adım Açılım masası tavsiye edecektir; PKK’ye “sabredin” mesajı vermesi bu nedenledir.

ABD, John Bass‘ın ifadesiyle “Türkiye’yi geri dönülemez noktaya kadar ilerletebildiğinde”, yani Obama‘nın minimum 3 yıl sürecek IŞİD stratejisine eklemlediğinde, Ortadoğu emperyalizm için en kullanışlı sahaya dönüşecektir:

Bölgenin en önemli iki aktörü Türkiye ile İran karşı karşıya gelecek, Ankara bölge ülkelerinin tam karşısında konumlanacak, İsrail’le yeniden açık ittifak konumuna sürüklenecek ve en sonunda tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de ABD koridoruna bekçilik yapacaktır.

ERDOĞAN SORUNU

Türkiye’deki her olaya işte bu açından bakmamız gerekir. Olan şey Türkiye’yi ABD’ye daha mı bağımlı hale getiriyor, yoksa ABD’den uzaklaştırıyor mu?

Ve kuşkusuz ABD’nin stratejik ve taktik araçlarını da bu esasa göre sıralamalı, onlardan hangisinin ABD’nin bu düzlemi yaratmasında esas belirleyici olduğunu doğru saptayabilmeliyiz.

7 Haziran’dan önce özetle “parlamenter sistemi bekleme odasına aldım”, “anayasayı rafa kaldırdım” diyen Erdoğan bugün “Türkiye’nin yönetim sistemi fiilen değişti, artık buna anayasal bir statü kazandırılmalı” demektedir.

ABD, Türkiye’yi Atlantik rotasına tam çıpalamak adına Erdoğan‘ın bu siyasi hesaplarına dolaylı destek vermektedir. Erdoğan ABD’deki kimi çevreler tarafından bir süredir sevilmese de, hâlâ yüzde 35-40 oranında bir desteğe sahip olduğu için, “birlikte çalışılacak kişiler” listesindeki yerini korumaktadır.

Türkiye’nin tüm milli, bağımsızlıkçı, devrimci kuvvetlerinin esas üzerinde durması gereken budur. Çünkü ABD ile Erdoğan arasındaki bu ilişki ve karşılıklı yarar durumu, Türkiye’yi ABD’ye daha bağımlı hale getirme riski taşımaktadır.

Mehmet Ali Güller
17 Ağustos 2015

1 Yorum

Halep tuzağı

Türkiye’ye Irak’ta Barzanistanı kabul ettirme sürecinde Ankara’nın önüne konulan havuç Kerkük ve Musul petrolleriydi. Bugün Türkiye’ye Suriye’de PYD kantonlarını kabul ettirme sürecinde Ankara’nın önüne konulan havuç ise Halep!

Ayrıntılara geleceğiz ama önce önemli bir not: O gün Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğünü esas alan bölgesel bir ittifak kurulsaydı ve ABD emperyalizmine direnilebilseydi, bugün Kerkük Barzani’nin Musul da IŞİD’in işgalinde olmazdı!

GERİ DÖNÜLMEZ NOKTA

Gelelim bugüne…

AKP Hükümeti’nin ABD’yle imzaladığı İncirlik Mutabakatı sadece ülkemiz için değil, bölge için de önemli bir virajdır. PKK’nin vurulması elbette önemlidir ama bunun ABD’nin İncirlik Mutabakatı ile Türkiye’yi Suriye’de kantonlara razı etmesinin örtüsü olarak kullanıldığını da ot etmeliyiz.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass‘ın Kürt örgütü temsilcilerine söylediği iddia edilen şu cümle kritiktir: “Türkiye ile durum geri dönülemez olana kadar, bir iki ay sabredin.”

Ve bunu Pentagon Sözcüsü James Brindle‘ın şu açıklamasıyla birlikte okuyun: “ABD Türkiye’den Suriye’de bağımsız hava saldırıları yürütmemesini talep etti. Türkiye de bunu kabul etti.”

“ABD stratejik müttefiki olan PKK’yi satar mı” sorusu tarih içinde anlamsızdır. Zira ABD sırf Barzanistanı adım adım inşa edebilmek için gerektiğinde Barzani‘yi bile sattı. Örneğin onu ayaklanmaya teşvik etti ama arkasını dönerek Saddam‘ın ezmesini seyretti.

ABD bugün de Suriye’de PYD kantonlarının inşası için benzer şeyleri yapar!

GÜVENLİ BÖLGE ANLAŞMASI

Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun açıklamasına göre Türkiye ile ABD Suriye’de güvenli bölgede anlaştı. (Sonradan Dışişleri bir “düzeltme” yayınladı ve ABD de “imza yok” dedi.)

Burada öyle ya da böyle bir anlaşmaya gidilebileceği görülüyor. Son olarak Nusra’nın böylesi bir hazırlık nedeniyle Halep’in kuzeyindeki mevzilerini boşalttığı, boşalan mevzilere ÖSO’nun yerleşmeye başladığı bilgisi ajanslara yansıdı. Yine kimi ÖSO sözcülerinin “Türkiye’nin Halep Operasyonu ile güvenli bölge kurma girişiminde rol alacağız” açıklamaları, anlaşmanın gelmekte olduğunu gösteriyordu.

Kaldı ki Rusya, İran ve Suriye’den eş zamanlı gelen tepkiler de, aslında bu gelişmeye karşıydı.

Örneğin Suriye’nin Moskova Büyükelçisi Riyad Haddad şöyle diyordu: “Ankara ile Washington’un Suriye topraklarında tampon bölge oluşturma çabası, bölgesel savaş başlatır.”

Örneğin İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif Ankara ziyaretini iptal etti. Bazı bilgilere göre ziyaret Erdoğan Zarif‘e randevu vermediği için iptal edilmişti. Zarif‘in geleceği günden bir gün önce Yeni Şafak‘ın “Suriye’de Sevr” manşetiyle çıkması ve Zarif‘in Ankara’ya “bölünmüş Suriye planı” ile geleceğini iddia etmesi dikkat çekiciydi!

Yine Rusya Başbakanı Medvedev‘in Türkiye’nin PKK operasyonlarını “meşruluk” üzerinden yorumlaması önemliydi.

Açık ki Türkiye’nin ABD ile imzaladığı İncirlik Muztabakatı, Ankara’yı adım adım bölge başkentlerinden koparıyor!

KORİDORA BEKÇİLİK

Suruç’ta bombayla ve IŞİD Maliye Bakanı’ndan ele geçirilen belgelerin şantajıyla Türkiye belli bir noktaya kadar getirildi. Sırada Halep Operasyonu ile Türkiye’yi fiilen Suriye’ye müdahale ettirmek var.

Kuşkusuz bu müdahale içeride “Kürt koridorunu önlemek” diye sunulucak. Ancak hep söylediğimiz gibi koridoru önlemenin yolu tektir: Suriye’nin siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak.

Bunun dışında yapılacak her iş, niyetiniz ne olursa olsun, en sonunda koridor bekçiliğie dönüşecektir.

Mehmet Ali Güller
12 Ağustos 2015

Yorum bırakın

Ankara Moskova hattında 3 sorun

AKP iktidarının 13 yılına bir bütün olarak baktığımızda şu tabloyu görürüz: Türkiye ABD ile “tam işbirliği”ne rağmen, Rusya’yla hep dengeli ve iyi bir ilişki götürdü. Üstelik Ukrayna krizi ve Batı’nın Rusya’ya yaptırımları Türkiye’ye avantajlar yarattı.

Ancak son bir aydır Türkiye ile Rusya ilişkileri sıkıntılı bir viraja girdi. Ankara ile Moskova arasında 3 temel konuda ciddi sorun var:

TÜRK AKIMI

Ukrayna krizi Rus gazının Avrupa’ya transferi için Türkiye’yi yeni güzergâh haline getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin 2 Aralık 2014 tarihli Türkiye ziyareti sırasında, Rus gazını Karadeniz altından Avrupa’ya taşıyacak Güney Akım boru hattı projesini iptal ettiklerini ve yeni güzergâhın Türkiye olduğu Türk Akımı projesine başlayacaklarını ilan etti.

Ancak aradan 1,5 yıldan fazla zaman geçti ve Türk Akımı bir türlü imzalanmadı.

Son olarak geçen Haziran ayının başında imzanın atılacağı belirtildi ama atılmadı, ay sonuna ertelendi. Ay sonu geldiğinde Temmuz dendi, Temmuz’un sonu dendi, Ağustos başı dendi. Artık “imzalar sonbaharda” diye konuşuluyor.

Peki Türkiye neden Türk Akımı’nı imzalamıyor?

Önce “gaz fiyatında indirim” dendi, indirim gerçekleşince bu kez “geriye doğru bir yıllık indirim” dendi.

Diğer yandan AKP Hükümeti “biz geçici hükümetiz, imzalayamayız” dedi. Ancak “geçici” AKP Hükümeti 22 Temmuz 2015’te ABD’yle İncirlik Mutabakatı’nı imzaladı!

İNCİRLİK MUTABAKATI

Ankara ile Moskova arasındaki ikinci temel sorun Suriye konusudur. Türkiye’nin ABD’yle İncirlik Mutabakatı’nı imzalaması bu sorunu daha da derinleştirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un da tepki gösterdiği gibi “ABD’nin İncirlik üzerinden muhaliflere hava koruması sağlayacağını açıklaması” Suriye’de siyasi çözüme zarar veriyor!

Diğer yandan ABD ile Türkiye’nin imzaladığı ve Suriye’de yeni bir hamle anlamına gelen İncirlik Mutabakatı, Rusya’nın Suriye’de siyasi çözüm için hazırlığını yaptığı Moskova Konferansı’nı baltalıyor.

Yine Suriyeli muhaliflerin ABD’yle birlikte Türk topraklarında eğitilmesi ve donatılması Moskova’yı rahatsız ediyor. Moskova meseleye eğilecek ve donatılacak muhaliflerin sahadaki etkisi üzerinden değil, Türkiye’nin konumlanışı üzerinden bakıyor ve önemsiyor.

Diğer yandan Moskova, merkezinde “Bağdat-Şam-Kürt örgütleri ittifakı” olan IŞİD’le mücadele planı ilan etti. Putin’in planı ile Türkiye’nin İncirlik Mutabakatı’yla artık merkezinde yer aldığı Obama’nın planı karşı karşıya duruyor.

KIRIM

AKP Hükümeti Kırım konusunu Türk-Rus ilişkilerinin ortasına büyük bir sorun olarak yerleştirdi.

Ay başında Ankara’da Dünya Kırım Tatar Kongresi düzenlendi. Hem Moskova hem de Kırım’da yaşayan Tatarlar kongreye tepki gösterdi. Davutoğlu hükümeti Kongre’ye tam destek verdi, yüksek düzeyde katıldı.

Kongreye mesaj gönderen Erdoğan “Rusya’nın Kırım’ı ilhakını tanımadık, tanımayacağız” dedi!

Erdoğan Kongre’nin ardından da Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Dünya Kırım Tatar Kongresi Başkanı Refat Çubarov‘la görüştü.

PRAGMATİZM

Aslında Erdoğan‘ın Rusya’yla yaşadığı ilişki, Çin’le yaşadığının benzeridir. Erdoğan Türk Akımı’nda olduğu gibi, Çin’le yapılan Füze Savunma anlaşmasını da bir türlü imzalamamaktadır. Şundan:

1) Erdoğan pragmatisttir ve bu iki ülkeyle ticari bağın avantajlarından sonuna kadar yararlanmak istemektedir. Erdoğan “ticaret ile siyaseti ayırarak” ilişki kurmaktadır.

2) Öte yandan Erdoğan bu ilişkiyi, ABD’yle “siyasi” işbirliğinin pazarlık kartı olarak kullanmaktadır.

3) Ve son olarak Erdoğan, Türk devletinin içinden gelen kimi baskılar nedeniyle de “çok boyutlu” dış politika adımları atmakta, bunu da iktidarına dayanak yapmaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ağustos 2015

Yorum bırakın

Erdoğan Obama’yı kandırdı mı?

ABD’nin kıdemli Türkiye uzmanlarından Daniel Pipes durumu şu sözlerle açıklıyor: “Obama yönetimi oyuna getirildiğini düşünüyor.”

Yine Independent gazetesinin kıdemli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk de “Türkiye ABD’yi kullanıyor olabilir” diyor.

İnsan bu sözlere bakınca “Obama’ı kandıran Erdoğan, kimbilir bize ne yapıyordur” diye düşünüyor!

Şaka bir yana, Pipes da Fisk de öyle görüşlerini elinizin tersiyle itebileceğiniz kişiler değil; ağırlıkları olan, kıdemli, sözü dinlenen insanlar.

Ama biz yine de bu sözlerin tabloyu açıklamadığını düşünüyoruz. Şundan:

Devletlerarası ilişkiler, kişiler arası ilişkiler kadar basit değildir. Günlük hayatta bir kişi diğerini bir konuda kandırabilir, oyuna getirebilir ama devletlerarası ilişkilerde bu imkansıza yakındır. Zira devletlerarası ilişkilerde kişi değil, kişiler, kurumlar, kısacası kocaman bir devlet aygıtı vardır. Bir kişiyi kandırabilirsiniz ama herkesi kandıramazsınız.

Dolayısıyla meseleye “Erdoğan Obama’yı kandırdı” düzleminde bakamayız. Tıpkı daha önce AKP-Cemaat çatışmasına AKP yönetiminin “kandırıldık” demesi düzleminde bakmadığımız gibi…

ABD’NİN MESAJLARININ TOPLAMI

Peki nasıl bakmalıyız?

Obama başta olmak üzere ABD devlet aygıtı sözcülerinin sözlerinin toplamına bakmalıyız. ABD ne diyor?

1) PKK terör örgütüdür, Türkiye’nin kendisini savunması hakkıdır ama orantılı yanıt vermelidir.

2) PKK şiddetten vazgeçmeli ve Açılım devam etmelidir.

3) PKK ayrı, YPG ayrı. Anaştık: İncirlik’ten YPG’ye yardım yapılacak, AKP YPG’yi hedef almayacak.

Bu mesajlara bir bütün olarak bakmayıp, içlerinden sadece birini görmek, tabloyu doğru okumamızı engeller ve örneğin ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass‘ın yaptığı “PYD stratejik değil, taktik müttefik” çıkışını anlamamızı zorlaştırır.

KÜRT SİYASETLERİ ÇARPIŞMASI

Üstelik tabloyu tam doğru okuyabilmek için şu verilere de bakmalıyız:

Rusya merkezine “Bağdat-Şam-Kürt örgütleri” ittifakını koyduğu bir IŞİD’le mücadele planı açıklıyor; Suriyeli Kürt gruplarla görüşüyor.

Çin devleti HDP’yi Pekin’e davet ediyor, Irak Kürt Bölgesi Yönetimi ile ilişkileri derinleştirme hamleleri yapıyor.

İran sıkışmış Barzani‘ye yardım eli uzatıyor.

Dahası bunlar bile yetmez; tabloyu doğru okuyabilmek için içeriye de bakmak lazım: Örneğin Yalçın Akdoğan‘ın “HDP Öcalan’ı istismar etti” sözünü, örneğin Mahir Ünal‘ın “Kandil Öcalan’ı itibarsızlaştırıyor” sözünü dikkate almak lazım. Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin PKK ile PYD-YPG’yi ayırmasını, hatta PKK’ye Kandil ile İmralı diye ayrı ayrı bakmasını da not etmek lazım.

İNCİRLİK’LE ATLANTİK KAMPINA BAĞLANMA

İşte o zaman şu gerçekleri görerek sürece müdahale etme şansı yakalarız:

1) 1995’lerde başlayan, 28 Şubat’la ivmelenen “Atlantik’e mesafeli durma” inisiyatifi Erkenekon operasyonu ile inişe zorlandı ve İncirlik mutabakatı ile maalesef tersine döndürüldü. İncirlik mutabakatı AKP sözcülerinin de belirttiği gibi ABD’yle nikah tazeleme olayıdır. Türkiye yeniden ABD’yle tam işbirliği dönemine sokulmuştur. (Nitekim Clinton ve Obama dönemlerinin kıdemli diplomatı Stuart Eizenstat bu anlaşmayı “Türkiye’yi yeniden Avrupa yörüngesine sokmanın fırsatı” olarak niteliyor.)

2) İncirlik mutabakatı askeri olmaktan çok, Türkiye’yi ABD projesine bağlayan siyasi bir mutabakattır. “PKK’yi vur ama PYD kantonlarını tanı” anlaşmasıdır; yani Türkiye’ye Irak Kürdistanı’ndan sonra Suriye Kürdistanı’nı da kabul ettirme sözleşmesidir. (Obama muhalifi olan Pipes‘ın yorumu ise şu anlama geliyor: Türkiye’nin bu hatta tutulabilmesinin yolu Ankara’yı sürekli PKK konusunda baskılamaktan geçiyor.)

Kuşkusuz dünya ve bölge dengeleri 25 yıl öncesine göre çok değişmiştir. Türkiye bu girdaptan bu kez daha hızlı çıkacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ağustos 2015

Yorum bırakın

Suriye’de ABD-Rusya çarpışması

Rusya, ABD’nin IŞİD stratejisiyle birlikte yaptığı atak sürecine karşı bir süredir önemli hamle hazırlıkları yapıyordu.

Örneğin Putin Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve 2. Veliaht Prensi Selman‘la Haziran ayında St. Petersburg’da görüştü. Moskova, Riyad’ın ABD-İran anlaşmasından duyduğu derin rahatsızlığı fırsata çevirerek bu ülkenin Suriye’deki düşmanca girişimlerini bir ölçüde frenlemeye çalışıyor.

Örneğin Moskova yönetimi son iki aydır Kürt gruplar da dahil, Suriyeli muhalif gruplarla ayrı ayrı görüşüyor ve onları Moskova konferansına hazırlıyordu. Rusya bu konferansta Şam yönetimi ile muhalifleri aynı masaya oturtarak Suriye’de siyasi çözümü hedefliyordu.

SİYASİ ÇÖZÜME İNCİRLİK KAMASI

İşte ABD’nin AKP’ye imzalattığı İncirlik mutabakatı tam bu süreçte oluştu. Bu mutabakatla Washington Ankara’yı cephesine “tam dahil” etti ve Suriye’ye kuzeyden abanmaya başladı. (Benzer abanma Suriye’nin güneyinde İsrail-Ürdün eliyle başlatıldı.)

“PKK’yi vur ama PYD kantonlarını tanı” özetli bu anlaşmanın içeriği henüz tam bilinmiyor ama Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüştükten sonra “yakında ABD ile birlikte IŞİD’e karşı kamsamlı bir mücadele başlatıyoruz” demesine ve ABD gazetelerine yansıyan güvenli bölge planı ayrıntılarına bakılırsa, mutabakat oldukça kapsamlı.

AKP sözcüleri demek ki mutabakatı boşuna “ABD ile nikah tazeleme” olarak nitelememiş!

PUTİN’İN SURİYE PLANI

Doha’daki ABD, Rusya, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları toplantısı işte bu gelişmelerin üzerine yapıldı. Doha’nın en önemli sonucu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un “Putin’in Suriye Planı”nı ilan etmesi oldu.

Böylece Obama‘nın Suriye planına karşı Putin‘in Suriye planı da sahaya sürülmüş oldu.

Kuşkusuz her iki plan da IŞİD’e karşı mücadele perspektifli. Ancak Obama IŞİD bahanesiyle Suriye’yi parçalamayı, Putin ise Suriye’yi birarada tutmayı hedefliyor.

Putin’in planı Bağdat ve Şam hükümetleri ile Kürt örgütlerinin ittifakını esas alıyor ve bunun uluslararası desteğini gözetiyor.

Washington haliyle Putin‘in planına itiraz etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Putin‘in planıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi: “Cenevre bildirgesi doğrultusunda siyasi bir çözümü istememize rağmen, Esad’ı bunun bir parçası olarak görmediğimiz noktasında mutabık olduk.”

Ya AKP Hükümeti Putin‘in planına nasıl bakıyor? AKP de tıpkı ABD gibi bakıyor konuya. AKP Dışilişkiler Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Metin Külünk “Suriye’de Esad gitmedikten sonra bu tip önerileri çok anlamlı bulmuyoruz” diyor.

BATI ASYA BİRLİĞİ ZEMİNİ

Putin‘in planını daha çok tartışacağız ama Moskova’nın, meselenin esasını Bağdat ve Şam ile Kürt örgütlerinin ittifakına dayandırmasının yeni bir durum olduğunu önemle not edelim. Şundan:

1991’e kadar Türkiye için mesele terörle mücadele sorunuydu. ABD’nin Irak’a saldırısıyla sorun bu tarihten sonra bölgeselleşti. ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesiyle de sorun tamamen Atlantik kampının kapsama alanına girmiş oldu.

Putin‘in planı ise meselenin artık sadece Atlantik’in kapsama alanında olmayacağının işaretidir. Mesele artık uluslararasılaşmıştır. Moskova’nın tüm Kürt örgütleriyle görüşmesi de, Pekin’in HDP heyeti daveti de yeni bir duruma işaret etmektedir.

Bu aslında Türkiye için altın bir fırsattır. Zira bu tablo, Vatan Partisi’nin Kürt meselesine köklü çözüm anlamına gelen Batı Asya Birliği diye önerdiği çözüme de zemin yaratmaya başlayacaktır. Mesele içeride bunun uygulanmasını zorlayacak bir kuvvet yaratabilmektir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ağustos 2015

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın