TÜYAP için 10 öneri

Bugün İstanbul TÜYAP kitap fuarı başlıyor. 9 gün boyunca İstanbullu, binlerce kitabın sergileneceği büyük bir fuarda ilgisine ve bütçesine göre kitap seçecek…

Fuarın ilk günü Ufuk Ötesi‘ni kitaplara ayırıyoruz ve sizler için 10 kitap öneriyoruz:

1) BATI ASYA BİRLİĞİ

Mehmet Bedri Gültekin‘in Kaynak Yayınları‘ndan çıkan bu son kitabı emperyalizme karşı bölgesel bir çözüme işaret ediyor. Gültekin Türkiye, İran, Irak, Suriye ve KKTC’nin içinde yer alacağı bir birliğin, emperyalizmin etnik ve dini bölücülük saldırısına karşı bölgesel bir yanıt olacağını belirtiyor.

Gültekin, ekonomik ortaklıkla bir araya gelecek bu beş ülkenin ve beş denizin, daha sonra ortak bir askeri güç oluşturmasını gerektiğini savunuyor.

2) TÜRKİYE YANIYOR

Can Ataklı Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitabında, “Erdoğan’ın terörle dansını” inceliyor. Ataklı Kürt sorununu, AKP Hükümeti’nin PKK ile pazarlığını, Erdoğan‘ın Açılım’ını masaya yatırıyor.

Yazar ayrıca bu konuyla doğrudan bağlantılı yürüyen Suriye meselesinde de AKP Hükümeti’nin izlediği düşmanlık politikalarını masaya yatırıyor.

3) LİBERAL İHANET

Merdan Yanardağ Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan bu son kitabında Türkiye’nin siyasal İslamcılara teslim edilmesinde önemli rol oynayan liberallere ayna tutuyor.

Yazar, liberalizmin ideolojisini incelediği kitabında, bu ideolojinin neden tarihsel süreçte ihanet kavramıyla sık sık yanyana geldiğini sorguluyor.

Yazar, Ahmet Altan, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, Nuray Mert, Ufuk Uras, Ümit Kıvanç, Ömer Laçiner, Mehmet Altan, Halil Berktay gibi dönek ve liberallerin şahsında liberal ahlakın çöküşünü de inceliyor.

4) ASKER VE SİYASET

Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin ile Em. Tümg. Ahmet Yavuz‘un kaleme aldığı kitap Osmanlı Devleti’nden günümüze asker-sivil ilişkilerini inceliyor.

Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitap Atatürk‘ün “ordu kendisi için bir varlık değil, milletin var olma iradesinin bir şeklidir” saptamasını esas alan bir bakış açısıyla orduyu inceliyor. TSK’ye ilişkin içerden bir bakış sunan kitapta TSK’nin yapısal ve yönetsel sorunlarına ışık tutuluyor.

5) YENİDEN KAZANMAK

Em. Tümamiral Soner Polat Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitabında öncelikle ordu olarak nasıl tuzağa düştüklerini sorguluyor. Yazar tehdidin neden doğru tarif edilemediğini, nerede yanlış yapıldığını inceliyor.

Polat en sonunda da bu tür emperyalist saldırıları püskürtebilmek için nasıl bir rota izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

6) KUMPASTAN DİRİLİŞE

Ergenekon davasının ilk tutuklanan sanığı olan Oktay Yıldırım, Destek Yayınevi‘nden çıkan kitabında öncelikle “başlarına gelenleri” anlatıyor.

Ama daha önemlisi Yıldırım, “nasıl bir ordu” sorununa yanıt arıyor. Özelleşen savaşları, profestonel orduyu ve sözleşmeli asker anlayışını mahkum eden Yıldırım, “günü gelince milletin ordulaşacağı” gerçeğine dikkat çekiyor.

7) SAT KOMANDOLARI

Em. Albat Ali Türkşen‘in anıları, Türkiye’nin en önemli olaylarına yeniden ve içeriden bir gözle bakmamızı sağlıyor. Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan kitapta Kıbrıs Barış Harekatı’ndan Kardak Krizi ve Kartepe Baskını’na kadar pek çok olaydaki anılar okurla buluşuyor.

8) SAKINCALI AMİRAL

Gazeteci Toygun Atilla, Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan bu kitapta, Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner‘in biyografisini yazdı.

Görevde olduğu dönemde Ergenekon tertibiyle ilgili psikolojik savaş yapan yayınlara karşı suç duyuruları hazırlayan ama bunların hiçbiri Genelkurmay tarafından işleme konmayan Güner, en sonunda istifa ederek tertibe karşı onurlu bir dik duruş sergilemişti.

9) HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ

Gazeteci Selcan Taşçı, Ka Kitap‘tan çıkan bu çalışmasında Bekaa’dan Silivri’ye Kürdistan kumpasını inceliyor.

Türkiye’nin Barzanistan konusundaki hatalarını masaya yatıran yazar, ABD Büyükelçisi Robert Pearson‘un şu notu izerinden Amerikan milliyetçiliğine dikkat çekiyor: “Türkiye’nin Irak operasyonuna katılımının milliyetçi pakette sunulmasını, Erdoğan’a bir strateji olarak öğretin!

10) GÜLÜN ÖTEKİ ADI

Gazeteci Mine G. Kırıkkanat, Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan bu kitabında oldukça ilginç bir konuyu araştırıyor. Kırıkkanat onuncu yüzyıldan başlayarak ondördüncü yüzyıla dek Güney Fransa’nın Oksitanya bölgesinde etkili olmuş Kathar doktrini ile 1417’de asılarak öldürülen Şeyh Bedreddin mezhebi arasında felsefi düzlemde bir akrabalık arıyor.

Önemli bir Alevilik incelemesi olan bu eser, 25 yıl sonra yeniden Türk okurlarının karşısına çıkıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Kasım 2014

Yorum bırakın

ABD Kongre seçiminin Türkiye’ye etkisi

ABD Kongre seçimlerinin sonucunda Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi’nden sonra Senato da çoğunluğu sağlamış oldu.

Kongre’nin her iki kanadında çoğunluk olan Cumhuriyetçiler, böylece ABD Başkanı Barack Obama‘yı “topal ördek” durumuna sokmuş oldu.

Peki Obama‘nın partisi Demokratların Senato’da çoğunluğu yitirmesi ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğu kazanması Türkiye’ye nasıl bir etki yapar?

Başta Suriye konusunda olmak üzere Kıbrıs, Ermeni meselesi, İsrail’le ilişkiler gibi konu başlıkları bu yeni durumdan nasıl etkilenir?

ŞAHİNLER YENİ KOLTUKLARA

Önce konuşulan olası değişikliklere bir bakalım:

Washington’u en iyi izleyen gazetecilerin başında gelen Yılmaz Polat‘ın edindiği bilgilere göre, Suriye konusundaki en şahin isim olan John McCain, büyük olasılıkla Silahlı Hizmetler Komitesi’nin başına geçiyor.

McCain, Obama‘nın IŞİD stratejisini eksik buluyor ve “kara harekatı şart” diyor. “önce IŞİD” diyen Obama yerine “IŞİD ve Esad birlikte hedef alınmalı” diyen Erdoğan gibi düşünüyor. Erdoğan‘ın stratejisini daha doğru bulduğunu açık açık ilan ediyor.

Ermeni Soykırımı tasarısının savunucusu olan Demokrat Senatör Robert Menendez‘in yerine Senato Dışilişkiler Komitesi’nin başkanlığına büyük olasılıkla Senatör Bob Corker gelecek. Corker, Türkiye’deki Suriyeli mülteciler konusuyla yakından ilgili bir isim.

OBAMA İKİ KOLDAN SIKIŞTI

Bu tablonun Türkiye’ye nasıl etki yapacağından önce, Obama‘nın IŞİD stratesinde değişiklik yapıp yapamayacağına bakalım…

Obama‘nın IŞİD stratejisi zaten “müdahaleciler” ile “gerçekçilerin” uzlaşısının eseriydi. Ve bırakın Kongre’yi hükümet içinde bile bu stratejiye “eksikliği” üzerinden itirazlar var.

Örneğin sadece Cumhuriyetçi şahinler değil, Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey ve Kara Kuvvetleri Komutanı Ray Odierno da Obama‘nın hava harekatıyla sınırlı IŞİD stratejesinin yetersiz olduğunu, kara harekatının gerektiğini vurguluyor.

Örneğin Savunma Bakanı Chuck Hagel, Obama‘nın IŞİD stratejisinin yetersizliğine “hava saldırıları Esad’a yarıyor” diyerek işaret ediyor.

Dolayısıyla Obama‘nın Kongre seçimleri sonrasında artık iki koldan birden sıkıştığını söyleyebiliriz.

Kuşkusuz Obama‘nın bir ya da iki bakanlıkta değişikliğe gidebileceği, örneğin Dışişleri Bakanı John Kerry‘nin yerine Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘ı getirebileceği de ihtimaller dahilinde.

AKP SONUÇLARDAN MEMNUN

Artık bu tablonun Türkiye’ye nasıl etki yapacağına gelebiliriz.

Öncelikle belirtelim: AKP Hükümeti bu tabloya çok sevindi. “Obama yerine Erdoğan’ın IŞİD stratejisi uygulanmalı” diyen McCain‘lerin daha da etkili hale gelmesi Erdoğan ve Davutoğlu‘nu fazlasıyla memnun etti.

Davutoğlu‘na yakın düşünce kuruluşlarının yetkililerine bakılırsa, bu tablo Obama‘yı McCain-Erdoğan çizgisine yaklaştıracak!

Peki Obama geri adım atmak isteyecek mi? 2 yıl sonraki seçimleri gözönünde bulunduran Demokratlar bir geri adıma izin verecek mi? Göreceğiz.

Ancak Obama‘nın şu ilk açıklamasını önemle not ediyoruz: “IŞİD’e karşı askeri güç kullanımına yönelik yeni bir yetki için Kongre ile temaslara başlayacağım!

ASIL ÖNEMLİ OLAN BÖLGENİN YANITIDIR!

Bu ilk açıklama, Obama‘nın IŞİD stratejisini Cumhuriyetçilerin istedikleri oranda olmasa bile bir miktar esnetebileceğine işaret etmektedir.

Bunun kuşkusuz AKP Hükümeti’ne “maliyetleri” olacaktır!

Örneğin AKP Hükümeti pazarlıkta kullandığı İncirlik’in “ana karargah” yapılmasına izin verebilecektir.

Örneğin Cumhuriyetçiler Erdoğan ve Davutoğlu‘ndan “IŞİD’le birlikte Esad’ın hedef alınmasının” karşılığında İsrail konusunda taviz isteyecektir.

Örneğin Washington, IŞİD strarejisinde esneklik ve bir kaç ay sonra gündeme gelecek olan sözde Ermeni soykırımının 100. yılı girişimleri karşılığında Ortadoğu’da Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan ekseni kurulmasını isteyecektir.

Bunlar Kongre seçimleri sonrasında artan olasılıklardır.

Fakat AKP için asıl mesele, tüm bu tavizleri 2015 seçimine nasıl uyumlu hale getireceğidir? Kendi tavizini ABD’nin tavizi gibi kamuouna pazarlayıp pazarlayamayacağıdır?

ABD açısından ise asıl önemli olan bölgenin esnetilecek yeni IŞİD stratejisine ne yanıt vereceğidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Kasım 2014

Yorum bırakın

Davutoğlu’nun Halep telaşı

Başbakan olduktan sonra sıra sıra tüm kurumlardan brifing alan Ahmet Davutoğlu, önceki gün de Genelkurmay Başkanlığı’ndaydı. Kendisine verilen brifingin ardından Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel‘le birlikte basının karşısına çıkan Davutoğlu iki önemli açıklama yaptı.

Birincisi daha önce “Açılım sürecine dahil edilmediklerinden” yakınan Org. Özel‘e verdiği “Tutumumuz Genelkurmay Başkanlığımız tarafından hem biliniyor hem takip ediliyor” yanıtıydı.

İkincisi ve bize göre daha önemlisi ise Davutoğlu‘nun Halep konusundaki telaşıydı.

DAVUTOĞLU: GÜVENLİ BÖLGE HALEP İÇİN

Beşar Esad yönetimi ve Suriye ordusu, Şam ile Halep arasındaki bölgeye tam hakim olabilme hedefiyle başlattığı taarruzu, en sonunda Halep’i teröristlerden temizleme noktasına kadar getirdi.

Bu Şam rejimi açısından stratejik değerde bir gelişme. Zira Halep Suriye’nin sanayi ve ticaret merkezidir ve teröristlerin eline geçmesi, Esad‘ı büyük sıkıntıya sokacaktır.

Ancak Şam’ın bu hamlesi, yani Esad‘ın ülkesinin en önemli ikinci kentini teröristlerden temizlemeye başlaması en çok Davutoğlu‘nu telaşlandırmış görünüyor!

Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ile birlikte yaptığı basın toplantısında Suriye Ordusu’nun Halep operasyonundan yakındı. “Esad’ın Kobani’den yararlanarak Halep’i kuşattığını” söyleyen Davutoğlu, “Halep’in düşmesini istemeyiz, orada Esad‘a teslim olmayacak onurlu bir halk var” dedi.

Halep sanki kendi şehriymiş gibi “düşmesini istemeyiz” diyen Davutoğlu, “Halep’in düşmesi durumunda çok zor durumda kalırız, işte bunun için güvenli bölge istiyoruz” mesajı verdi.

Anımsayacaksınız, Erdoğan güvenli bölge için “36. paralelin üstü” demiş, Davutoğlu da şehir lehir sayarak güvenli bölgeye Halep’i dahil etmişti!

EL KAİDE HATAY’A DAYANDI AMA ENDİŞE YOK!

Suriye Ordusu’nun bir Suriye kentini teröristlerden temizlemeye çalışmasından endişe duyan Davutoğlu, nedense El Kaide’nin Suriye kolu olan En Nusra’nın Hatay’a dayanmasından hiç rahatsız değil ve bu konuda bir endişe açıklamıyor!

Cebel Zaviye’yi kontrolü altına aldıktan sonra ilerleyen En Nusra Cephesi, Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’nın Suriye karşılığı olan Bab el-Hava sınır kapısını ele geçirmek üzere…

Böylece PYD, IŞİD ve ÖSO’dan sonra bir sınır kapısı da El Kaide’nin Suriye kolu olan En Nusra’nın eline geçmiş olacak!

Ancak bu tablo, Halep için telaşlanan Davutoğlu‘nun pek umrunda görünmüyor!

HALEP MERKEZLİ AKP-FRANSA ORTAKLIĞI

Halep AKP Hükümeti için hem askeri bakımdan hem de siyasi bakımdan olağanüstü öneme sahip. Erdoğan ve Davutoğlu‘nun kafasındaki İhvan diktatörlüğünün en önemli aşaması Halep’in ele geçirilmesi. Esad‘ın hamlesi üzerine bu kadar telaşlanmaları bundan.

AKP Hükümeti bu nedenle hem “önce IŞİD” diyen ABD yönetimini “IŞİD ile birlikte Esad” stratejisini benimsetmeye uğraşıyor hem de Fransa’yla bu hedefli bir eksen kurmaya çalışıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Ankara’nın “güvenli bölge” talebine tam destek verdi. Sonrasnda Erdoğan Paris’e yaptığı günü birlik çalışma ziyaretinde Hollande ile bir anlayış mutabakatına vardı.

Erdoğan, işte o mutabakat nedeniyle dönüş yolunda “sadece Kobani yok, asıl Halep tehdit altında” mesajı verdi!

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, işte o mutabakatın bir ifadesi olarak aynı anda Le Figaro, Washington Post ve El Hayat‘ta yayımlanan bir makale kaleme aldı. Fabius özetle “Kobani’den sonra, kuşatılmış durumdaki Halep’i kurtarmalıyız” dedi.

AKP’NİN SURİYE STRATEJİSİ

Halep konusu, aslında AKP tezkeresinin neden dörtte üçünün Esad ve Suriye düşmanlığıyla dolu olduğuna da işaret etmektedir.

Çünkü Erdoğan-Davutoğlu-Fidan üçlüsünün Suriye stratejisi iki sütunludur: Birinci sütünda Suriye’nin İhvan kontrolüne sokulması, ikinci sütunda ise Kürt Koridoru üzerinden Suriye’ye genişleme hedefleri vardır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Kasım 2014

Yorum bırakın

Kobani neyin düğümü?

ABD’nin esas hedefi ne? Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ı Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmak, Türkiye ve İran’a genişletip Barsa’dan Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmak.

İki Irak işgaliyle Barzanistan’ı kuran ABD, taşeronlarıyla birlikte 3 yıldır Suriye’ye bu nedenle yükleniyor.

Türkiye hem Irak’ın kuzeyini hem de Suriye’nin kuzeyini Bağdat ve Şam’a, hatta Tahran’a karşı himaye edecekti. İşin karşılığı (ödülü) ise Kuzey Irak petrolleriydi.

AKP’nin “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” dediği model buydu.

2009’da başlatılan Kürt Açılımı bu modelin gereğiydi. PKK bu modelde Türkiye’den çok Suriye ve Irak’ta lazım olacaktı. O ndenle Öcalan PYD’ye “Suriye’de özerlik ilan edin” talimatı veriyor ve o nedenle AKP Hükümeti PYD lideri Salih Müslim‘i Ankara’da ağırlayıp, ona “özerkliğe karışmayız ama siz de Esad‘a karşı ÖSO’yla hareket edin” mesajı veriyordu…

‘DOĞRUDAN KÜRDİSTAN’ MODELİ

Ancak Beşar Esad ve Suriye direndi, Rusya ve İran geçit vermedi ve ABD’nin modeli yürümedi.

Washington bunun üzerine yeni modele geçti. IŞİD’in Musul işgaliyle başlayan fırsatlar sürecinde “Türkiye himayeinde Kürdistan” modeli yerine “Doğrudan Kürdistan” modelini deneyecekti.

IŞİD bir sosis gibi Irak’ta Bağdat ile Barzanistan’ın arasına, Suriye’de de Şam ile Türkiye’nin arasında girecekti. Daha sonra IŞİD’den “kurtarılacak” bölgeler KDP ve PKK egemenliğine geçecekti.

Irak’ta Bağdat ile Barzanistan arasında Musul ve Kerkük enerji merkezleri vardı. IŞİD Musul’u, o fırsatla Barzani de Kerkük’ü işgal etti. Daha sonra IŞİD’den kurtarılacak Musul, Kerkük için pazarlıkta kullanılacaktı. (ABD destekli peşmerge Musul’a dğru ilerliyor ve 60 kadar köyü ele geçirdi.)

İşte Ayn el Arap yeni modelin Suriye ayağının düğüm noktasıydı ve bu nedenle Musul’u bir günde işgal edebilen IŞİD burayı 50 günde alamıyordu ve Erbil’e yaklaşan IŞİD’i tek bir hava saldırısıyla caydırabilen ABD, burada 50 günde onlarca hava saldırıyla caydıramuyordu!

ENERJİ ÖDÜLÜNÜ YİTİRME ENDİŞESİ

AKP ile ABD arasındaki temel anlaşmazlık, işte bu model değişikliği nedeniyle yaşanıyor. Çünkü AKP Hükümeti’nin enerji ödülünü yitirme durumu, iktidarını da yitirme endişesine dönüşmektedir.

AKP o nedenle ABD’ye “üst akıl” göndermesi yapıyor, o nedenle üç gün önce liderini ağırladığı PYD’yi terör örgütü ilan ediyor, o nedenle koalisyona giriyor ama tam katkı vermiyor.

Erdoğan ve Davutoğlu‘nun “ABD IŞİD’le birlikte Esad’ı da hedef almalı” dediği budur. Pazarlıkta zorlayarak yani Washington’u ilk modele, olmadı yine payının olacağı karma bir modele razı etmeye çalışıyor.

O nedenle hem “Kobani’de büyük oyun var” diyor ama hem de Kobani’ye peşmerge Koridoru açarak pratikte terör örgütü dediği PYD’ye yardım ediyor, 50 günde 974 PYD savaşçısını Türkiye’de tedavi ediyor.

YENİ MODEL İLE AÇILIM’DA DEĞİŞİKLİK

AKP’nin 5 yıllık müzakere ortağı PKK ile sorunlar yaşamaya başlaması de işte bu model değişikliği nedeniyledir. Zira bu yeni modelde ABD PKK’yi başat role çıkarıyor.

Açılım sürecini aynı zamanda iktidarını uzatabilmenin bir aracına dönüştüren AKP Hükümeti ise bu kartını kaybetmek istemiyor. O nedenle Ayn el Arap’ta PKK-PYD’ye zorluk çıkarıyor, eni sonu yapacağı yardımı, PKK’yi terbiye etmek için geciktiriyor, peşmergeyle denge arıyor.

Aynı zamanda model değişikliği, esas sahibi olan ABD açısından Açılım’ın yönünde bir değişikliği ihtiyaç haline getiriyor. Taraflar arasında süren sancı işte bu nedenle yaşanıyor. 6-7 Ekim ile 1 Kasım arasındaki fark da buradan kaynaklanıyor!

SELVİ’NİN ÖZLÜ İFADESİ

Yani Ayl el Arap merkezli yürüyen tartışma temelde bir Kürt Koridoru’nun varlığı çatışması değil, pay tartışmasıdır!

Bunu en net ifade eden ise dünkü “Kobani küçük, oyun büyük” başlıklı yazısıyla AKP’nin medyadaki en önemli sesi olan Abdülkadir Selvi olmuştur: “Hedef Irak petrollerinin Türkiye üzerinden geçişini baypas edip, petrol borularını 36. paralelin üzerinden Irak ve Suriye koridorunu kullanarak Akdeniz’e akıtmak.

Erdoğan‘ın Suriye’de 36. paralel istemesi ve “Kobani’ye peşmerge yardımı” diye Koridorun bir bölümünü Türk topraklarında kurması bu nedenledir.

Peki bu pay tartışması Kürt Koridoru’nu yıkmak isteyen milli kuvvetler tarafından değerlendirilebilir mi, tezkere bu amaçla kullanılabilir mi? Bunlar da iç tartışmalarımızdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Kasım 2014

 

Yorum bırakın

Obama’ya ölüm tehdidi

Sık sık ABD’nin IŞİD stratejisinin net olmadığını, çarpışan “müdahaleciler” ile “gerçekçilerin” uzlaşısının eseri olduğunu söylüyoruz.

Bugün bu konuyu açalım:

KURUM İÇİ GÖRÜŞ AYRILIKLARI

ABD Başkanı Barack Obama, önce IŞİD’le ilgili bir stratejisi olmadığını açıkladı. Ama bu açıklamadan sadece 10 gün sonra, Obama IŞİD stratejisini ilan etti. Peki Obama 10 günde nasıl olup da bir strateji ilan edebilmişti?

Hadi daha da derinleştirelim: Beyaz Saray, Dışişleri, CIA ve Pentagon arasında IŞİD stratejisi konusunda bir ortak anlayış var mı?

Olmadığı görülüyor: Örneğin Pentagon ve Genelkurmay Başkanlığı “kara harekatı şart” diyor ama Beyaz Saray Amerikan halkına “hava harekatıyla sınırlı olacak” sözü veriyor. Örneğin Dışişleri Türkiye’nin Güvenli Bölge önerisini “konuşulabilir” buluyor ama Beyaz Saray “gündemlerinde olmadığını”, Pentagon da “masada bulunmadığını” açıklıyor.

Hatta sadece kurumlar arası bir uyumsuzluktan değil, kurum içinde bile keskin görüş ayrılıklarından bahsetmek mümkün.

Son olarak ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in yaptığı “hava saldırıları Esad’ın işine yarıyor” çıkışı, Amerikan devlet aygıtı içindeki ayrılıkların ne kadar derin olduğuna işaret etti.

GERÇEKÇİLER İLE MÜDAHALECİLER

Aydınlık‘ta üç yıldır döne döne vurguluyoruz: ABD, 2008’den itibaren güç erozyonuna uğradı ve inişe geçmeye başladı. Amerikan hakim sınıfları “gerçekçiler” ve “müdahaleciler” diye ikiye bölündü.

“Gerçekçiler” Ortadoğu’yu taşeronlara devrederek Asya-Pasifik merkezli bir güvenlik doktrinini savundular ve belli ölçülerde uyguladırlar.

“Müdahaleciler” ise “geri çekilmenin” çare olmadığını, “yangından en az zarar göreceği için ABD’nin yangın çıkarmaktan korkmaması gerektiğini” savundular.

Bu tablo 2012 yılına kadar sürdü. 2012’de Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Leon Panetta ve CIA Başkanı David Petraeus Suriye’yle ilgili bir plan geliştirdi. Plan; Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a devredilen Suriye konusunu “çözebilmek” için ABD’nin doğrudan devreye girmesini ve muhalifleri silahlandırmayı kapsıyordu.

“Müdahalecilerin” de, o cephenin içinde yer alan NeoConların da desteğini alan bu plan, “gerçekçiler” tarafından reddedildi. Clinton, Panetta ve Petraeus çeşitli yollarla tasfiye edildi.

ABD’deki bu bölünme, Türkiye’deki Amerikancılara bile yansıdı!

OBAMA’YA ZEHİRLİ MEKTUP

Gerçekçilerin” hem Suriye’de hem de Ukrayna’da başarı elde edememesi, “müdahaleciler” için fırsat doğurdu ve Obama yeniden Ortadoğu’ya dönmeye ve bir IŞİD stratejisi ilan etmeye mecbur bırakıldı.

Ama ne bırakılma…

Önce eskilerden iki örnek verelim:

Örneğin Kasım 2011’de Beyaz Saray’a ateş açılıyor ve camda bir kurşun deliği oluşuyordu! Honda marka arabası Beyaz Saray’a bir kaç blok mesafedeki Amerikan Barış Enstitüsü’nün önünde terkedilmiş olarak bulunan Oscar Ortega Hernandez’in olayla bağlantısı ancak 4 gün sonra anlaşılıyordu!

Ancak bu olay, IŞİD stratejisinin tartışıldığı süreçte basına yansıyordu!

Örneğin oyuncu Shannon Richardson, Obama‘ya zehirli mektup gönderiyordu!

Asıl mesajlar ise IŞİD stratejsinin gündeme geldiği son aylara yansıyordu…

TEHDİT BEYAZ SARAY’A KADAR GİRDİ!

Tam da Obama‘nın IŞİD stratejisine mecbur edildiği ama çerçevesinin dar bulunup genişletilmeye çalışıldığı süreçte yaşanan şu olaylar doğrudan ABD Başkanı’na tehditti!

Hakkında üç mahkumiyet kararı bulunan silahlı bir şahıs, 16 Eylül 2014’deki Atlanta ziyareti sırasında Obama‘yla aynı asansöre binebiliyordu!

Ve üç gün sonra, 19 Eylül 2014’te Omar Gonzales isimli, Irak’ta dokuz yıl savaşan emekli bir asker Beyaz Saray’ın parmaklıklarını aşıp içeri girebiliyor ve ancak yeşil odanın hemen yanında durdurulabiliyordu!

Gonzales‘in üzerinden bir bıçak, aracında ise 800 mermi, iki balta ve bir pala çıkıyordu.

Bitti mi?

Obama‘nın IŞİD stratejisini Ortadoğu’ya daha keskin dönüş yapmaya çevirmek isteyenlerin mesajları hâlâ sürüyor.

Son olarak 22 Ekim’de parmaklıkları atlayan bir şahıs, Beyaz Saray’ın avlusunda köpekler tarafından durdurulabildi!

Kısacası Beyaz Saray son iki ayda sık sık “güvenlik ihlalleri” görüntülü mesajlara sahne oldu!

Ve sürecek gibi görünüyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Kasım 2014

Yorum bırakın

Erdoğan’ın Kürdistan’a katkısı!

Kuzey Irak’ta yayın yapan Rudaw, Cumhuriyetçi Partili ABD’li Kongre Üyesi Steve Stockman‘a soruyor: “Kürdistan, IŞİD’e karşı savaşıyor ve kendi petrolüne sahip. Sizce devlet ilan etmek için doğru bir zaman mı?

Peşmerge’nin silah ihtiyacını tespit etmek için Erbil’de bulunan ABD’li milletvekili Stockman‘ın yanıtı çok net: “Kendi petrolünü üretip satmak bağımsızlığın ilk adımıdır. Yani ekonomik alt yapının inşası için doğal kaynaklarınızı kontrol etmeniz lazım. Bundan sonra her şey zamanında olacak.” (Rudaw, 2 Kasım 2014)

KÜRDİSTAN İÇİN 4 ŞART

Kürdistan’ın bağımsızlığı açısından Barzani‘nin ihtiyaç duyduğu tablo şudur ve gerisi ayrıntıdır:

1) Savaşan silahlı güç gereklidir. Yenilse bile, sürekli savaşmak Kürtleri devlete götürür.

2) Kürdistan’ın kalbi olan Kerkük’ün ele geçirilmesi gereklidir.

3) “Kendi” petrolünü üretip satması gerekir.

4) Tabi ABD’nin asıl hedefi Kürdistan’ı Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmaktır. Bunun için duyulan ihtiyaç da Kürtlerin Birliği’nin sağlanmasıdır.

AKP PETROLÜ SATARAK KÜRDİSTAN’I HİMAYE EDİYOR

Peki tüm bunlara Türkiye’nin katkısı nedir?

1) Türkiye 25 yılda Peşmerge’nin kıyafetinden eğitime kadar pek çok katkı sunmuştur!

2) Barzani, Kürdistan’ın kalbi olarak gördüğü Kerkük’ü, IŞİD’in Musul’u işgalini fırsat bilerek bir gün sonra işgal etti. Sıkışan Maliki karşılık veremedi, AKP de Türk kamuoyunun gazını alarak olayı sessizce geçiştirdi.

3) Ankara ile Erbil, Barzani‘nin ifadesiyle 50 yıllık bir stratejik anlaşma yapmıştı. Irak’ın kuzeyindeki petrol Bağdat’a rağmen Türkiye üzerinden satılacaktı. Bu anlaşmayı uygulatmayan Maliki iktidarı yıkılınca ve Kerkük’ün işgali tamamlanınca AKP ile Barzani bu anlaşmayı uygulamaya başladı.

4) ABD Irak Kürdistan’ını 1992’de çarpışan Barzani ve Talabani‘yi uzlaştırarak inşa etmeye başlamıştı. Büyük Kürdistan ya da Kürt Koridoru için Barzani ile PKK’nin birliği şarttı. “IŞİD fırsatı değerlendirilmeli ve Kürtlerin Birliği sağlanmalı” özetli CAP Raporu bu ihtiyaç için Obama tarafından uygulanmaya başladı.

ABD tarafları 9 gün süren müzakere sonucunda Duhok Anlaşması’yla biraraya getirdi. AKP’nin buna katkısı ise Kobani’ye Peşmerge koridoru açmak oldu. Böylece taktik düzlemdeki çelişkiler ve niyetler, stratejik düzlemde ana plana uymuş oldu!

ERDOĞAN’IN 36. PARALEL ÇIKIŞI

O süreçte Ankara saptamamıştı. Kimi yetkililer bunu sonraki yıllarda açık açık söyledi: “36. paralele sevindik. Saddam‘a sormadan girer çıkar PKK ile mücadele ederiz sandık. ABD’nin 36. paralel diyerek Kürt devletini kurduğunu göremedik.”

Ya bugün?

Erdoğan Fransa dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Soru net: “Ortadoğu’da Sykes-Picot ile yüz yıl önce çizilen sınırların patladığını söylüyorsunuz. Fransa Uluslararsı İlişkiler Enstitüsü’de Türkiye’nin dikişleri patlayan sınırların yerine çizlecek yeni sınırları kabul edip etmeyeceği soruldu. Bu sınırlar, Ralph Peters‘in BOP haritasıyla örtüşüyor. Bir Sykes-Picot Anlaşması miadını doldururken yeni Sykes-Picot anlaşmalarının ortaya çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Erdoğan‘ın yanıtı da net! BOP Eşbaşkanı şöyle diyor: “Bana göre, 36’ncı paralelin üstü güvenli bölge ilan edilmeli. Neden? Çünkü, topraklarımızda 1.6 milyon sığınmacı var. O bölgede onlar için farklı planlamalar yapılabilir. Hatta altyapısıyla, üstyapısıyla yerleşim birimleri bile inşa edilebilir.” (Milliyet, 2 Kasım 2014)

Dün vurguladık: ABD, Esad’ı yıkamadığı için IŞİD bahaneli yeni hamlesiyle “Türkiye himayesinde Kürdistan” planından, doğrudan Kürdistan planına geçmektedir. Erdoğan’ın itirazı Kürdistan’a değil, enerji merkezli himaye modelinden zorunlu vazgeçilmesinedir.

Ancak taktik düzlemde itirazları olsa da, Erdoğan Kobani Koridoru ve 36. paralelle stratejik olarak ana planın tam göbeğindedir.

O nedenle de uçakta şu vurguyu yapmıştır: “Bazıları ABD’ye destek vermediğimizi iddia ediyor. Yalan. Gerekli desteği verdik. Ama biz bu desteği belirli kurallar çerçevesinde verir, NATO planlamasına göre yürürüz.”

BELİRLEYEN ABD DEĞİL BÖLGE

Tamam, Kürdistan için ihtiyaç duyulan tablo adım adım oluşmaktadır ama asıl önemli olan bölgenin iadesinin kırılabilmesidir.

Bölge ise son 25 yılın en güçlü dönemindedir ve ABD’nin planlarının karşısında durabilmektedir!

Asıl belirleyici olan bu gerçektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Kasım 2014

Yorum bırakın

Açılım ne durumda?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın “çözüm sürecine mecbur ve mahkum değiliz” demesiyle Açılım’ın geleceği tartışılmaya başladı. Zira Ayn El Arap (Kobani) sorunu müzakere ortakları AKP ile PKK’nin arasına girmiş, 6-8 Ekim tarihlerinde halkı sokağa çağıran HDP, hükümeti zora sokmuştu.

Gerçi Açılım konusunda kimi atılımlar da yapılıyordu. Öcalan‘ın şartları tartışılıyor, Arınç için Öcalan‘ın sekreterya ihtiyacı haklı bir talebe dönüşüyor, Öcalan‘ın istediği kimi konular yasal çerçeveye sokuluyor, yol haritası hazırlanıyor, taraflarla paylaşılıyor, yine Öcalan‘ın istediği kurul ve komisyonlar konusunda adımlar atılıyordu.

Ancak yine de “diyalogun durdurulduğuna” dair haberler servis ediliyordu. (Belki de HDP’nin 1 Kasım kalkışma girişime önlem içindi.)

Haberin servis edildiği gün Gülten Kışanak “sıkıntı var ama diyalog kapıları henüz açık” derken Başbakan Davutoğlu “çözüm sürecinin sonucunda büyük bir ağırlıktan kurtulacağız, adeta kanatlanacağız”, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da “çözüm süreci beklemede değil” diyordu.

Evet hem AKP’den hem de HDP’den gelen açıklamalar böyleydi ama açık ki Kürt Açılımı zora girmişti.

Peki taraflar Açılım’ı bitirebilir mi? Masayı devirebilir mi?

AÇILIM BİTERSE AKP DE BİTER!

En az PKK kadar AKP de Açılım’a “mecbur ve mahkum”dur. Açılım biterse AKP de biter!

ABD’nin IŞİD bahanesiyle yeniden bölgeye gelmesi ve Kürt Koridoru için hamle yapması Açılım’ın “yönünü” tartışılır hale getirmiştir. Şundan:

Önceki makalelerimizde belirttik. ABD, IŞİD bahaneli yeni hamlesiyle “Türkiye himayesinde Kürdistan” planından, doğrudan Kürdistan planına geçmektedir.

Kuramayacağı gerçeği başka bir konudur ama bu değişiklik ABD için Esad‘ın yıkılamamasından kaynaklı bir zorunluluk haline gelmiştir.

ABD o nedenle IŞİD’in girdiği alanı boşaltıp, o alanda PKK ve KDP’yi egemen hale getirmek istemektedir. Kürtlerin Birliğini’ni Obama‘ya tavsiye eden CAP Raporu bu bakımdan aydınlatıcıdır. (Duhok Anlaşması ve Peşmerge’ye Türkiye üzerinden Kobani koridoru açılması da bu çerçevededir.)

AKP İLE ABD İKİ MODELİ TARTIŞIYOR

Obama‘nın ilan ettiği IŞİD stratejisiyle birlkte AKP ile ABD’nin hedefler konusunda farklılık göstermesinin asıl nedeni budur. AKP iktidarını garanti alacak bir büyüme stratejisinden vazgeçmek istememekte, ABD’yi ilk plana sadık kalmaya zorlamaktadır.

Nedir o plan? Özetleyelim: Açılım AKP ve PKK için “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” ortaklığıydı. AKP ülkeyi Irak ve Suriye’nin kuzeyine genişletecek, PKK de genişleyen bölge içinde özerklik kurarak egemen olacaktı. (Öcalan‘ın Misakı Milli Komisyonu önerisinin önemi burada.)

ABD ise yukarıda belirttiğimiz gibi bu modelin çalışmadığını görerek yeni bir strateji ve model üretmiştir: IŞİD’den boşalacak alanların Kürt örgütleriyle doldurulması!

Kuşkusuz bu model de çalışmayacaktır ve daha şimdiden ana yüklenici ile alt yükleniciler arasında soruna dönüşmüştür.

Evet AKP ile PKK arasındaki sorundan bahsediyoruz…

PKK açısından tablo şudur: ABD’nin bölgedeki 1 nolu enstrumanı haline gelmiştir ve taktik düzlemde kaybederken bile stratejk düzlemde kazanımlar elde etmektedir. PKK’ye göre madem AKP müzakere ortağıdır, o zaman PYD’ye de yardım etmelidir.

AKP açısından tablo şudur: “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” modeli terkedilemez zira bu iktidarın yitirilmesi demektir. Irak Kürdistanı’na evet denilerek Suriye Kürdistanı sulandırılabilir mi? KDP’yle ortaklık kurularak PKK dizginlenebilir mi? Arayış budur…

ABD açısından tablo: Kürt Koridoru kurulamasa bile bölgede canlı tutulmalı, istikrarsızlıkla bölgeye sürekli müdahale edebilme koşulları yaratılmalı. PKK kartı kalkışma için kullanılarak AKP yeni modele mecbur edilmelidir.

TABLO MANEVRAYA ÇOK UYGUN

Ana yüklenici ve alt yüklenicileri arasındaki ilişki böyledir ve ana yüklenici güç erozyonu içinde olduğundan taşeronlarını kolayca ikna edememektedir.

Hep söylüyoruz: Bu tablo hem bölge için hem de Türkiye’nin milli kuvvetleri için manevra yapmaya çok uygundur.

Nitekin bölge yapmaktadır: Şam ve Tahran’ın, hatta Bağdat’ın ince siyasetleri, Ayn el Arap merkezli manevraları ortadadır.

Türkiye ise AKP’nin her iki modele de mahkum olmasından dolayı sıkışmış durumdadır. Bu nedenle en sonunda yine Barzanistan’ı PKK kantonlarına lehimleme türünden ABD modeline uygun işler yapmak zorunda kalmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Kasım 2014

Yorum bırakın

ABD’nin zaafı IŞİD stratejisine yansıyor

ABD’nin IŞİD stratejisi, üzerinde netleşilmiş bir strateji değil. Kaldı ki Kongre’deki oylama da Obama‘nın açıkladığı stratejinin bir “uzlaşma” olduğuna işaret ediyordu.

Son dönemde Beyaz Saray’a yönelik güvenlik ihlallerinin artması, Obama‘yı bu uzlaşıya mecbur eden etkenlerin başında geliyordu! (Gündemin daha az yoğun olduğu bir gün bu ihlalleri ve Obama‘yı açıkça hedef alan hamleleri ayrıntılı işleriz.)

ABD içindeki “gerçekçiler” ile “müdahalecilerin” bir uzlaşısı olarak belirlenen strateji, her iki eğilim tarafından farklı noktalara taşınmaya zorlanıyor.

KORİDOR TARTIŞMASI

Uzlaşılan IŞİD stratejesi şu askeri temele dayanıyor: ABD sadece hava harekatı yapacak ve eğit-donat kapsamında seçtiği muhalifleri kara gücü olarak kullanacak.

Strateji siyasi hedef bakımdan ise şu temele dayanıyor: Öncelikli hedef Esad değil IŞİD. Vurucu güç “birliği sağlanacak” Kürt örgütleri olacak ve IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt hakimiyeti sağlanacak!

ABD ile Türkiye’nin IŞİD stratejisinde ayrışması işte bu siyasi hedef noktasında ortaya çıkıyor. AKP, tıpkı “müdahaleciler” gibi, IŞİD’le birlikte Esad‘ın da hedef alınmasını Koalisyon’a tam desteğinin şartı yapıyor. AKP’nin güvenli bölge önerisi de “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” hedefinin bir parçası olarak masaya geliyor.

Dolayısıyla ana tartışma “Kürt Koridoru”nun varlığı noktasında değil, Koridor’dan beklentiler noktasında yürüyor.

ABD’DE İÇ ÇARPIŞMA

“Müdahaleciler”in sözcülerinden ABD’li Senatör John McCain‘in “Obama’nın değil Erdoğan’ın stratejisi uygulanmalı” türü çıkışları bu çelişmeye ışık tutar niteliktedir. (Gerçekte hem güvenli bölge hem de eğit-donat konusunun fikir babası McCain‘dir.)

Yine “kara harekatı” konusunda Pentagon ile Beyaz Saray arasında, Ankara’nın masaya getirdiği “güvenli bölge” konusunda da Dışişleri ile Beyaz Saray arasında, hatta Dışişleri’nin birimleri arasında ortaya çıkan farklılıklar bu önemli çelişkiye ışık tutmaktadır.

Hem ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey‘in hem de Kara Kuvvetleri Komutanı Ray Odierno‘nun, Obama‘nın “kara harekatı olmayacak” sözlerine rağmen ısrarla her fırsatta “kara harekatı şart” demesi bu nedenle anlamlıdır.

Son olarak ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in yaptığı “hava saldırılarımız Esad’ın işine yarıyor” çıkışı da Pentagon’un bu ısrarına işaret etmektedir.

Dahası basına sızdırılan bir iç yazışma, çarpışmanın çerçevesini göstermektedir: Hagel Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘a gönderdiği iç yazışmada, ABD’nin Esad rejimi konusunda netleşmesi gerektiğini, aksi taktirde IŞİD stratejisinin çökebileceği uyarısını yapmaktadır.

ABD ARA DÖNEMİ EN AZ ZARARLA KAPATMAK İSTİYOR

Tablo böyleyken, yani ABD bile kendi stratejisinde netleşememişken, Türkiye’nin bu belirsiz stratejiye ne oranda uyum gösteremediğinin ve itiraz ettiğinin toplama yaptığı etki, belirleyici değildir!

Belirleyici olan, ABD’nin bir stratejide netleşemesinin asıl nedenidir: ABD güç erozyonu içinde!

ABD’nin bu zaafı, onu Ukrayna ve Suriye konularında ne savaş çıkarabilen ne de barış yapabilen bir konuma soktu.

ABD bu zaafı nedeniyle stratejik saldırı hamlesi yerine savunma hamlesi yapmaya çalışıyor:

1) Maliyeti düşürüyor: Kendi askeri yerine yerel güç kullanmaya çalışıyor.

2) İstikrarsızlığa (kaosa) razı oluyor: Böylece yeniden “doğrudan” müdahale edebilmenin zeminini açık tutmuş olmak istiyor.

3) Hedefi daraltıyor: Rusya, İran ve Esad‘la doğrudan çatışmak yerine onları ikinci plana atıyor ve IŞİD üzerinden kendine ve araçlarına alan açıyor.

ABD’nin güç erozyonu zaafının en önemli göstergelerinden biri de İsrail’le yaşadığı sıkıntılardır. Son olarak Obama yönetiminden yetkililerin İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu‘ya “ödlek”, “tabansız”, “alçak” gibi ifadeler kullandığı basına yansıdı. Zira ABD zayıfladıkça İsrail’in söz dinlememesi Washington’daki yetkilileri sinirlendirmektedir!

Bu tablo önemlidir. Çünkü hem ABD’yle birlikte taşeronlarının da zayıfladığına, hem de Türkiye’nin milli kuvvetlerinin büyük bir manevra alanına sahip olduğuna işaret etmektedir. Mesele değerlendirebilmekte…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Kasım 2014

Yorum bırakın

Kobani’de stratejik ve taktik hatalar

Kobani merkezli mücadelenin stratejik düzlemde ABD’nin “Büyük Kürdistan” hedefiyle doğrudan ilgili olduğu artık daha da net.

Türk devleti bu mücadeleye omuz veren ilişkiler ve mevcut siyasetler ile buna karşı durmak zorunluluğu arasında sıkışmış durumda.

Bu durum, taktik düzlemde yapılan hamleleri, stratejik düzlemde ABD’ye yararlı hale getiriyor. Son olarak Kobani’ye açılan peşmerge koridoru bunun tipik örneğidir.

Hem Türkiye’nin bir bütün olarak hem de AKP’nin tekil olarak Kobani’ye koridor konusunda farklı hesapları vardı ancak koridor son tahlilde ABD’nin planına yaradı!

Çünkü bölge ülkelerinin de karşı çıktığı bu koridor, dün de belirttiğimiz gibi, pratikte Barzanistan’ı PKK kantonlarına lehimlemek demekti…

YANLIŞ CEPHEDE KONUMLANMAK

Peki temel yanlışlar ne? Stratejide ve taktikte hangi hatalar yapılıyor?

1) Mücadeleyi ABD ve taşeronları değil Rusya ve Çin’in desteklediği bölge ülkeleri kazanacak. ABD’nin IŞİD bahaneli bu son hamlesi stratejik bir saldırı değil, savunma-tutunma hamlesidir.

Türkiye bu önemli gerçeğe göre konumlanmalıdır.

2) Türkiye ABD’nin koalisyonuna hem dahil oluyor ama hem de koalisyon içinde kimi taktik manevralar yaparak Büyük Kürdistan’a zorluk çıkarmayı hedefliyor.

Yani Türkiye ABD’nin “Büyük Kürdistan” hedefli IŞİD stratejisine karşı dışarıda değil, içeride konumlanıyor.

Ancak ABD’yle aynı cephe içinde yer alarak ABD’nin planına karşı durulmaz!

3) Türkiye’nin nesnel çıkarları ABD’nin değil bölge ülkelerinin yanında olmaktır.

Komşulardan birinin toprak bütünlüğünün bozulması Türkiye’nin de toprak bütünlüğünü hedef alacaktır. Tıpkı komşularından birinin siyasal birliğinin hedef alınmasının kendi siyasal birliğini sorunlu hale getirdiği gibi…

4) Türkiye’nin tezkereyle Suriye’yi hedef alması, AKP Hükümeti’nin Beşar Esad‘ı devirmeyi ABD’nin önüne şart koyması, Erdoğanların Şam rejiminin açık tepki gösterdiği tampon bölge, güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge gibi planları gündeme getirmesi, sadece komşuya düşmanlık değil aynı zamanda sonuçları bakımında Türkiye’yi de vuracak hamlelerdir.

DÜŞMANIN DÜŞMANI HER ZAMAN DOST DEĞİLDİR!

5) Türkiye Suriye’yi ve bölgeyi hedef alan çeşitli terör örgütleri arasında tercih yaparak ve birinden ötekine karşı yararlanmayı hesaplayarak kazanım elde edemez!

Teröre karşı terör örgütü desteklemek, terörle mücadeleye gerçek anlamda bir katkı sunmaz!

Düşmanının düşmanı her zaman dost olmaz, stratejik hedefler bakımından karşıt kamplarda olması gereken kuvvetlerin aynı cephede yer aldığı süreçlerde, düşmanın düşmanı çoğu zaman yine düşmanındır!

6) Kürtçü örgütler arasında tercih yapmak ve birini diğerine karşı desteklemek, Büyük Kürdistan’ı engellemez, tersine dolaylı katkı sunar!

Zira PKK de, PKK’ye karşı AKP’nin işbirliği yapmaya çalıştığı KDP de son tahlilde Büyük Kürdistan’ın özneleridir. Birine katkı diğerini zayıflatmayacağı gibi toplama destek anlamına gelir.

AÇILIM TÜRKİYE’NİN ZAYIF KARNIDIR

7) Açılım’a devam eden bir Türkiye, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planına karşı duramaz. Zira Açılım bu planın çok önemli bir aşamasıdır!

Açılım sürdüğü müddetçe ABD PKK’yi Türkiye’yi sıkıştıran bir koz olarak kullanabilecektir. Washington o kozu kullanıp, sıkışan Türkiye’nin AKP Hükümeti’ni baskılayabilecek ve Ankara’dan “peşmerge koridorunda” olduğu gibi tavizler koparabilecektir.

AKP Hükümeti 13. yılında en zayıf noktasındadır ve İncirlik ile Kobani pazarlıklarını Türkiye’nin çıkarları için değil, iktidarını sürdürebilmek için yapmaktadır!

Üst akıl mesajları, ABD’yi PYD’ye destek vermekle suçlamalar ve İncirlik’i kısmen kullandırtma AKP’nin; PKK suikastları, kalkışma çağrıları ve ABD basınında çıkan “çatırdama” mesajlı analizler ise Washignton’un pazarlık kartlarıdır.

Hedefi nedeniyle bu pazarlığın ise ülkemize hiçbir hayrı yoktur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ekim 2014

Yorum bırakın

Kobani’den önce Mardin Koridoru

Aşağıdaki fotoğraf dün Mardin’in Nusaybin ilçesinde Anadolu Ajansı tarafından çekildi. Habur’dan Türkiye’ye giren ve Suriye’nin Ayl el Arap şehrine ilerleyen peşmerge konvoyunun görüntüsü…

HDP ve BDP’liler peşmerge konvoyunu sevgi gösterisiyle karşıladı. Hatta BDP Nusaybin İlçe Başkanı Şahabettin Güler, bir peşmerge aracına çıkarak konvoyu karşılayan halkı selamladı.

Barzani’nin askerleri, hem de 29 Ekim’de Türk topraklarında “Biji Kürdistan” sloganlarıyla uğurlandı.

KOBANİ’YE KORİDOR KÜRT KORİDORUDUR

“Biji Kürdistan”, yani “yaşasın Kürdistan” sloganı, Kobani’ye peşmerge koridorunun siyasal hedefine işaret ediyordu.

Erdoğan‘ın “Kobani’ye koridoru biz önerdik” demesi, egemenliği paylaşmak istemeyen PYD’nin peşmergenin gelmesine pek gönüllü olmaması, kimilerinin “ne var canım bunda, 150 peşmerge ne yapabilir” demesi, o esası değiştirmiyor: Kobani’ye koridor, son tahlilde ABD’nin Kürt Koridoru’na katkıdır!

150 peşmergenin Kobani’de IŞİD’e karşı çarpışmasından çok, Mardin’den bu geçit töreni önemlidir!

Hatta Kobani’de hiç çarpışmasalar ne olur? Mardin’de bu geçiş sağlandıktan sonra hedef gerçekleştirilmiş olmaktadır.

O nedenle Kobani Koridoru, Mardin Koridoru’dur, Urfa Koridoru’dur ve asıl önemi buradadır.

AKP’DEN PYD’YE DESTEK KORİDORU

Kobani’ye peşmerge koridorunun teknik önemi şudur: Bu koridorla Irak’taki Kürt Koridoru, Suriye’deki kantonlara Türkiye üzerinden lehimlenmektedir, kaynaklanmaktadır…

Peki bunun önemi nedir?

Irak-Türkiye-Suriye hattında inşa edilen bu koridorla, 23 yıl önceki gibi Türkiye’ye ebelik yaptırılmaktadır!

Ankara’nın bu koridoru kabul etmesi intihardır!

Ve asıl vahimi de şudur: AKP de bu koridorla ABD gibi PYD’ye Kobani’de destek vermektedir!

ABD’nin havadan silah atması nasıl PKK-PYD’ye yardımsa, AKP’nin Türk topraklarını Kobani’ye geçmesi için peşmergeye açması da PKK-PYD’ye yardımdır!

HDP ve BDP örgütleri o nedenle peşmerge konvoyunu “biji Kürdistan” diye karşılamaktadır!

KOBANİ’NİN 3 SONUCU

ABD’nin ilk günlerde Ayn El Arap’ta (Kobani) IŞİD’e hava saldırısı yapmaması ve konunun 45. güne kadar uzaması işte bu görüntüler yaşanabilsin diyedir…

Kobani konusu uzadıkça;

1) PKK’yi ayaklandıran ABD, AKP’yi Açılım’da yeni hamleler yapmaya zorlamıştır. Yol haritası, başmüzakerecilik, sekreterya ve izleme kurulu ile 8 komisyon konusunda hızla adımlar atılmıştır.

2) Suriye’deki egemenliğini Barzani’yle paylaşmak istemeyen PKK, KDP’yle anlaşmaya en sonunda mecbur kalmıştır. PKK, 9 gün süren müzakerelerin ardından KDP’yle Duhok anlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. ABD için bu Büyük Kürdistan için önce Kürt Birliğini sağlamak demektir.

3) 1,5 yıldır görüştükleri PYD lideri Salih Müslim‘e “özerkliğinize karışmayız ama ÖSO’yla birlikte Esad’ı devirme programına dahil olun” mesajı veren AKP, PKK’den o tavizi bir ölçüde koparmıştır. PKK ile ÖSO ortak tabur kurmuş ve tıpkı peşmerge gibi ÖSO’ya da Kobani için koridor açılmıştır.

TSK’NİN TAVRI

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bu görüntüye karşı olduğunu biliyoruz. TSK’nin bu rezilliğe ortak olmak istemediği, o nedenle konunun MİT’e havale edildiği konuşuluyor.

TSK elbette bu kire ortak olmak istemeyebilir ama sorun kimin ortak olduğundan daha çok, Türkiye’nin büyük bir tehlikenin uçurumunda olduğu gerçeğidir. Uçurumdan yuvarlandıktan sonra kimin ne tutum aldığının çok önemi kalmaz.

Sonuçta Türk Ordusu, Türkiye’nin bütünlüğünden sorumludur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın