AKP-F TİPİ AYRIŞMASINDAN YARARLANMAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/08/2014
Sorguları bayrama kalan 49 polisten önceki gece sadece 11’i tutuklandı. Böylece F tipi yapının polis ayağına yapılan ve 107 polisi hedef alan operasyonda sadece 31 polis tutuklanmış oldu.
Polislerin tamamı neden tutuklanamadı? Üstelik hâkimler bizzat bu operasyon için AKP tarafından atanmışken…
İki ihtimal var:
1) F Tipi polislere operasyon, suç ortağına, yani siyasi iradeye uzanacağı için “tadında” bırakıldı.
Zira polis müdürü Yurt Atayün, Erdoğanların sıyrılmaya çalıştığı suçlara gönderme yapıyor, yer ve zaman vererek “Başbakan’a brifing vermiştim” diyordu. Belki de bu, daha somut ilişkiyi açığa çıkaracak durumlar için bir ön uyarıydı.
Zaten Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, açık açık F Tipi yapının özür dilemesi durumunda operasyonun duracağını ilan etmişti! Erdoğan’ın Arınç’ı yalanlaması ise siyasi iradenin iyi polis kötü polis oyunu gibiydi…
2) Hâkimler, Erdoğanların sırf bu operasyonlar için atadığı yeni Sulh Ceza Hâkimleri olmasına rağmen, dosyanın zayıflığı nedeniyle polislerin tamamını tutuklayamamıştı.
Tutuklama kararları casusluk suçlaması nedeniyle yapıldı; polisler yasadışı dinlemişlerdi, gizli kalması gereken devlet bilgilerini ele geçirmişlerdi.
BÜYÜK ORTAĞI KUYRUĞUNDAN YAKALAMAK
Suçlamanın niteliği, aslında 17 Aralık operasyonu sonrası ortaya çıkan AKP gerçeklerini teyit etmiş oldu: Ortalığa saçılan ses kayıtlarındaki konuşmalar doğruydu!
Zaten AKP, F Tipi yapıya operasyonu Ergenekon tertiplerindeki rolü için değil, 17 Aralık’ın intikamı için yapıyordu.
Biz de bu nedenle ısrarla şunu belirttik: Haziran’ın böldüğü ortakların ayrılığı Türkiye’nin yararınadır. Daha yararlı olabilmesi için operasyonun 17 Aralık’la sınırlı kalmasını kamuoyu baskısıyla engellemeli ve F Tipi yapıdan asıl kumpastaki rolünden dolayı hesap sormalıyız.
Ancak bu perspektifle suçun büyük ortağını kuyruğundan yakalayabiliriz.
Aksi takdirde, AKP F Tipi yapıdan, sadece kendisini hedef aldığı için o boyutta bir intikam alır. Bu durum hem suçu hesapsız bırakır, hem de Erdoğan’ın siyasi gücünü tahkim eder.
ERDOĞAN GÜÇ KAZANIYOR
Kuşkusuz Erdoğan’ın F Tipi yapıya operasyonunun kendi siyasi konumu açısından ikili bir anlamı vardır.
AKP ve Cemaat ortaklıktan ayrı düştüğü için elbette bir güç kaybı vardır.
Ama olayın ikinci yönü de şudur: Erdoğan aynı zamanda F Tipi yapıyı etkisizleştirdikçe güç kazanmaktadır. Çünkü F Tipi yapıyı kazıdığı yerlere kendisi egemen olmaktadır. Hatta F Tipi yapıya vurdukça, bu yapıdan güç de devşirmektedir.
AKP ile F tipi yapı arasındaki güç mücadelesinden Türkiye adına azami yararlanabilmek için bu denklemle oynamamız gerekir. Aksi takdirde Türkiye F Tipi yapıdan kurtulurken, Erdoğan diktatörlüğü ile daha somut yüz yüze gelir.
GLADYO İÇİ ÇARPIŞMA
Peki denkleme nasıl müdahale edilir?
AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmada, tarafların ikisinin birden güç kaybetmesini esas alan bir çizgi izlemeliyiz. Aralarındaki çatışmadan yararlanırken, ölçütümüz, Erdoğan’ın daha da güçlenmemesi olmalıdır!
Meseleyi “AKP’nin Gladyo ile mücadelesi” diye okumamalıyız. Zira bu yanlış okuma, AKP’yi Gladyo olmaktan çıkarır ve hatta zamanla Erdoğan’ı ABD’nin F Tipi aletine karşı mücadele eden milli bir kuvvet konumuna yükseltir!
Gerçek şudur: ABD zayıfladıkça taşeronları çözülmeye başlamakta ve çarpışmaktadır. Emperyalist devletin güç erozyonu, ABD’deki yapı içinde de çatışmalar doğurmaktadır. Bu da alt Gladyo’lardaki kanatlar arası mücadeleyi tetiklemektedir.
Halk hareketleri ve emperyalizme karşı direnişler ABD’yi dünya çapında zayıflatmaktadır. Halk hareketi büyüdükçe, ABD’nin müttefikini denetleme aracı olan Gladyo da gücünü kaybetmeye başlar. O güç erozyonu da Gladyo’nun kanatlarının, azalan güç için çarpışmasına neden olmaktadır.
Şöyle somut da koyabiliriz: ABD Irak’ta yenilmese ve Ortadoğu’dan askerlerini çekmese, ABD ve taşeronları Suriye’de Kürt Koridoru kurabilse, Türkiye Haziran’da BOP eş başkanlığının iktidarını sallamasa, yani özetle BOP gerçekleşebilse, AKP ile F Tipi yapı çatışmayacaktı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Temmuz 2014
YAHUDİ CESARET MADALYASI VE EL KAİDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/07/2014
Türkiye, İsrail’in Gazze’ye saldırısının ilk gününden beri Erdoğan’dan yıllar önce aldığı Yahudi Cesaret Madalyası’nı iade etmesini istiyor. Ancak Erdoğan, siyasi yaşamında özel bir yeri olan bu madalyayı, “o tarihte İsrail’le ilişkilerimiz iyiydi” gibi gerçek olmayan gerekçelere sarılarak iade etmiyor.
Fakat artık durum değişti ve Erdoğan o madalyayı iade ediyor; çünkü Erdoğan’ın boynuna madalyayı takan kurum onu geri istedi.
Ancak belirtelim: Madalyalar iki tane!
İKİ AYRI ÖDÜL
Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün de açıkladı gibi aslında Erdoğan’a iki adet Yahudi madalyası takıldı.
İlkini Amerikan Musevi Komitesi Ocak 2004’te vermişti. Resmi gerekçesi ise Erdoğan’ın demokratik değerlere bağlılığı ve teröre karşı cesur mücadelesiydi. Somut gerekçe ise Kasım 2003’te iki sinagoga, yabancı bir bankaya ve İngiliz Konsolosluğu’na düzenlenen terör saldırısıydı.
İkinci ödül ise Haziran 2005’te verildi. Bu ödülün gerekçesi ise Türk diplomatlarının 2. Dünya Savaşı koşullarında soykırıma uğrayan Yahudilere uzattığı yardım eliydi…
ERDOĞAN ÖDÜLÜN HAKKINI VERDİ
Gelin şimdi o günlere dönelim ve Ocak 2004’te Erdoğan’a verilen bu ödülün teşekkür konuşmasını anımsayalım.
Erdoğan bu ödülü, bugüne kadar yakın çalıştığı Musevi kuruluşlarıyla işbirliğinin bir nişanı olarak aldığını belirterek ödülü verenlere teşekkür etti. Bu ödülle “terörizmi silmek için dayanışma içinde olacağız” dedi.
Terörün her türlüsüne karşı olduğunu ve ABD’nin Afganistan ve Irak’ta sürdürdüğü terörle mücadeleyi de kalben desteklediğini açıkladı.
Türkiye ve İsrail arasındaki dostluğa sık sık atıfta bulunan Erdoğan, ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesine çalışacağını belirtti.
Dediğini de yaptı. İsrail’le ekonomik ilişkileri, oğlunu da seferber ederek geliştirdi. ABD’nin sadece Irak ve Afganistan’da değil, Libya ve Suriye’deki “terörle mücadelesine” de öne atılarak destek verdi.
Dolayısıyla 10 yıl önce verilen ödül amacına ulaşmış oldu. Yani bu saatten sonra zorunlu iadesi bir şey değiştirmeyecektir.
EL KAİDECİLER ERDOĞAN’IN SAVAŞINDA
Ödülle ilgili başka bir bilgiyi daha paylaşmalıyım.
Ödül, yukarıda belirttiğimiz gibi, Kasım 2003’teki terör saldırıları sonrasında Erdoğan’a verilmişti. El Kaide iki sinagoga, bir yabancı bankaya ve İngiliz Konsolosluğu’na saldırmış, 63 kişiyi öldürüp, 750 kişiyi de yaralamıştı.
Erdoğan, Ocak 2004’teki ödül töreninde, saldırının arkasındaki isimleri en kısa zamanda yakaladıklarını da açıklamıştı.
Dava o dönemde sürekli gündemdeydi, saldırganlar ortaya çıkarılmış ve ağır cezalara çarptırılmıştı.
Sonra “Türk El Kaidesi” denilen bu örgüt unutuldu. Ta ki AKP’nin ABD adına başlattığı Suriye savaşına kadar…
Çünkü Esad’ı yıkmaya çalışırken orada ölen insanların arasında El Kaide üyeleri vardı. Örneğin İstanbul bombacılarının avukatı Osman Karahan, örneğin bombalı saldırıda kullanılan aracın sahibi Metin Ekici, örneğin bombacı Baki Yiğit ve diğerleri, Suriye’de Esad’a karşı savaşırken ölmüştü.
Yani Erdoğan’ın cesaret madalyası almasına neden olan terör saldırısının sorumluları, Erdoğan’ın Esad’ı devirme savaşında da rol almışlardı!
Peki, nasıl olmuştu da bombalı saldırının üzerinden daha 7 yıl geçmişken serbest kalabilmişlerdi? Nasıl olmuştu da Suriye’ye geçip savaşabilmişlerdi?
Daha önce Ufuk Ötesi’nde uzun uzun anlattığımız için tekrarlamayacağız. Ama “ödül ve iade” gibi bir gelişme olunca yeniden anımsatalım dedik…
Ama daha çok da perdenin önündeki gelişmelere rağmen, İsrail, AKP, KDP ve IŞİD’in nasıl aynı cephede yer alabildiğini anlatabilmek için anımsattık…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2014
ERDOĞAN KANDIRILDI MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/07/2014
Bayram nedeniyle tüm iyimserliğimizi kuşanalım ve şöyle olduğunu varsayalım:
F Tipi örgüt Erdoğan’ı kandırdı, aslında kumpasta suç ortağı değillerdi…
Aslında Erdoğan, TSK engelini aşmak için F Tipi örgütü kullanmadı; onu gerçekten darbe olduğuna inandırdılar…
Erdoğan Ergenekon tertibinde aslında rol almamıştı, “ben bu davanın savcısıyım” demeye de mecbur bırakılmıştı…
Tüm o tertiplerle ilgili yaptığı açıklamalar, kurmaylarının “daha neler neler çıkacak” türünden hukuka aykırı müdahaleleri, çarşaf çarşaf çıkan suçlamaları… Hepsi F Tipi örgütün kendilerine bir oyunuydu…
Erdoğan aslında TSK’ye diz çöktürmek istememiş, F Tipi yapının yalanları nedeniyle kumpasta kullanılmıştı; özel yetkili mahkemeleri, dinleme yasalarını Fethullah Gülen’in tezgâhı nedeniyle çıkarmıştı…
BAŞBUĞ’UN ERDOĞAN’A UYARISI
Yandaş medyada daha makyajlı şekilde ifade edilen mazeretler aslında bunlar…
Biz de sırf bayram olduğu için değil elbette, meseleye bir başka açıdan bakabilmek için yaptık bu girişi…
Artık konuya gelebiliriz.
Erdoğan, bir grup gazeteciye önemli açıklamalar yaptı ve şöyle dedi: “İlker Paşa’nın görevde olduğu sürede bana söylediği bir sözü vardı. O da şuydu, ‘bugün bize yarın size’ demişti. Toplamalar malum başlamıştı. Ve hakikaten dediği oldu.” (Yeni Şafak, 28 Temmuz 2014)
Peki, Erdoğan nasıl yorumlamış bu uyarıyı? Şöyle diyor: “Bazı konularda herhalde onlar da kendilerine göre sinyaller alıyorlardı ki bu endişeyi taşıyorlardı.”
BAŞBUĞ TUTUKLANSIN TALİMATI KİMİN?
Burada duralım ve dün de dikkatinize sunduğum bazı notları anımsayalım:
Başbuğ, F Tipi’ne operasyon başlayınca şöyle demişti: “Bu polislerle ilgili bir liste verdik. Bu listenin başında da Ali Fuat Yılmazer vardı. Başbakan aldı, ilgileneceğini söyledi. Sonuç alamadık, gelişme olmadı.” (Hürriyet, 25 Temmuz 2014)
Erdoğan, öncelikle Başbuğ’un bu sözlerini doğrulamış oldu: Listeyi almıştı ve bir şey yapmamıştı!
Öte yandan her ne kadar Başbuğ, “talimatı Erdoğan’ın verdiğine inanmıyorum” dese de, Ali Fuat Yılmazer 18 Mart’ta ekrandan Başbuğ’un dosyasını Erdoğan’a sunduklarını anlatmış ve “Başbakan, tutuklansın talimatı vermişti” demişti.
Ve Yılmazer’in bu iddiasını 4 aydır yalanlamayan Erdoğan, önceki gün şöyle diyordu: “Bu işlerin İstanbul ayağının bütün pisliklerinin içinde o var.” (Yeni Şafak, 28 Temmuz 2014)
ERDOĞAN’IN EN BASİT SUÇU: GÖREVİ İHMAL
Artık şu girişteki varsayımları neden yaptığımıza gelebiliriz.
Erdoğan’ın kandırıldığını varsaydığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor: TSK devlete yönelik bir tezgâhı saptıyor, isim isim listesini çıkarıyor ve Genelkurmay Başkanı, işlem yapsın diye o listeyi Başbakan’a veriyor. Başbakan ise gereğini yapmıyor. Hatta o listedeki isimlerin TSK’ye operasyon yapmasını izliyor. Ta ki o listedekiler, kendisini hedef alana kadar…
Bakın olay böyle bile olsa, ortada ciddi bir suç vardır ve bu tabloyu ülkeye yaşatan bir başbakan hemen istifa etmelidir…
Hatta 12 yıllık iktidarında, önce subay sonra da polis olarak bu kadar casus çıktığı için de ulusal güvenlik sorunu olmaktan yargılanmalıdır!
ERDOĞAN HÂLÂ ERGENEKON DAVASININ SAVCISIDIR
Ancak Erdoğan kandırılacak kadar saf değil ve satır arasında söyledikleri de masum olmadığını belgeliyor.
Bakın Başbuğ’un “bugün bize yarın size” mesajını anlattığı uçak söyleşisinde başka neler diyor: “Şimdi Hakan beyde patlak veren konu sıradan bir olay değildi. İlker Paşa tarafından içeri girdiklerinde falan da bizim gönderdiğimiz insan hakları komisyonu üyelerine de işte ‘Hakan Beye sahip çıktığı kadar bize sahip çıkmadı’ gibi bir ifade kullanıldı. E şimdi tabii Hakan ile onların konumu çok farklı. TSK mensuplarının bu noktadaki beklentileriyle sivildekinin beklentisi farklı. Şimdi benim sivildekine çok daha müdahale etmem mümkün. Ama bizim asker şuna alışmamış, sivilin kendilerine müdahale etmesine alışmamış.” (Yeni Şafak, 29 Temmuz 2014)
Ne demiş oluyor aslında Erdoğan? “F Tipi’nin benim MİT’ime yaptığı ile senin TSK’ne yaptığı farklıdır” demiş oluyor.
Yani “F Tipi’nin TSK’ye operasyonu farklıydı ve haklıydı” demiş oluyor!
Yani Erdoğan dün de bugün de Ergenekon davasının savcısı olduğunu göstermiş oluyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Temmuz 2014
ASIL BOYKOTÇU KILIÇDAROĞLU VE BAHÇELİ Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/07/2014
Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan, HDP’yi son olarak “kandan ve gözyaşından medet uman parti” olarak niteledi!
Erdoğan geçen hafta da yine HDP’yi hedef almış ve “bu partinin parlamenter sistemde yeri yok” demişti!
PKK’yle ortaklık yapan birinin HDP’yi böyle sözlerle hedef alması, kuşkusuz 10 Ağustos seçimine yatırımdan başka bir şey değildir. Öcalan ile ortaklığın kendisine oy kaybettirdiğini bilen Erdoğan, yine her seçim öncesinde olduğu gibi, PKK karşıtı bir görüntü vermeye çalışıyor, milliyetçi söyleme sarılıyor.
Bu gerçeği de aslında en iyi yardımcısı itiraf ediyor!
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay şöyle diyor: “BDP-HDP, kurulduğundan beri ilk defa bu kadar anlamlı bir işlev görüyor. Çalışmanın içinde önemli bir rol üstlendiler.” (Haber Türk, 27 Temmuz 2014)
Yani kendisi HDP’nin TBMM’de bile olmaması gerektiğini söylerken, yardımcısı “çalışmayı birlikte çok iyi götürdüklerini” söylüyor!
SEÇİMLER VATAMSEVERLİK ZEMİNİNDE
Bakınız Erdoğan’ın en büyük şansı CHP ve MHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli tarafından yönetiliyor olmasıdır.
İkili, Erdoğan’ı bu sahte milliyetçiliği üzerinden yenebilecekken, onu yenmenin siyasal İslamcı aday bulmaktan geçtiğini varsayarak “muhalefet” ediyor!
Bu tablo Erdoğan’a iki kere yarıyor: Hem siyasal İslamcılık zemininde rakipleriyle daha kolay yarışıyor, hem de seçim süresince milliyetçilik pozu veriyor.
Üstelik rakiplerinin basiretsizliği nedeniyle bunu çok da kolay yapıyor. Erdoğan CHP ve MHP’yi, “kendini milliyetçi sanan ırkçılar” diye yaftalıyor.
Böylece CHP ve MHP, tıpkı önceki gün Diyarbakır mitinginde Erdoğan’ın belirttiği gibi “ırkçı Pensilvanya” ile aynı sahneyi paylaşan ırkçı partiler oluyor, dün “milliyetçiliği ayaklarımın altında aldım” diyen Erdoğan da milliyetçi oluyor!
F TİPİ AVUKATLIĞINA SOYUNDULAR
Bir örnek daha vermeliyim:
AKP’nin 22 Temmuz’da polis şeflerine yaptığı operasyondan sonra, eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. İlker Başbuğ önemli bir açıklama yaptı: “Bu polislerle ilgili bir liste verdik. Bu listenin başında da Ali Fuat Yılmazer vardı. Başbakan aldı, ilgileneceğini söyledi. Sonuç alamadık, gelişme olmadı.” (Hürriyet, 25 Temmuz 2014)
Ancak Ali Fuat Yılmazer 18 Mart’ta Bugün TV’de çok çarpıcı itiraflarda bulunmuştu. Yılmazer, Başbuğ’un dosyasını Erdoğan’a sunduklarını belirterek, “Başbakan tutuklansın talimatı verdi” demişti!
Her ne kadar İlker Başbuğ, “talimatı Erdoğan’ın verdiğine inanmıyorum” dese de, Yılmazer’in bu iddiası 4 aydır yalanlanmamıştı!
Anlatmaya çalıştığımız şey şu: Açık ki Ali Fuat Yılmazer’in içinde bulunduğu polis şeflerine yapılan 22 Temmuz operasyonu, sadece 17 Aralık yolsuzluk operasyonunun bir intikamıdır. F tipi çeteye operasyonun bununla sınırlı kalması, en sonunda Erdoğan’a yarayacaktır ve kumpastaki suç ortaklığının üzerine gidilememiş olacaktır.
İşte CHP ve MHP buradan yürüyeceğine, hem AKP’yi hem de F tipi çeteyi hedef alacağına, 22 Temmuz’dan sonra neredeyse F tipi çetenin avukatlığına soyunmuş durumda!
Haliyle Erdoğan da kendilerini seçim meydanlarında Pensilvanya’nın ortağı ilan etmekte ve “dış mihrak” diyerek milliyetçi oylara daha kolayca seslenebilmektedir!
ADAYININ ARKASINDA OLMAYAN PARTİLER
Bu tabloyu sadece siyasi beceriksizlikle açıklayabilmek mümkün mü?
Şundan sordum: CHP ve MHP, tam da Erdoğan’a Çankaya yolu açacak türden bir aday gösterdi. Haliyle başta CHP içinde olmak üzere tepki gördü. Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı boykot sesleri yükseldi.
Ancak ilk birkaç günün ardından, CHP seçmeni yine de Erdoğan’a karşı istemeye istemeye İhsanoğlu’nu desteklemeye başlayacağının işaretlerini verince, Kılıçdaroğlu yine sahneye çıktı ve bu kızgın seçmeni “tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” diyerek daha da kızdırdı!
Daha vahimi de şu: CHP ve MHP, gösterdikleri ortak adaya sahip çıkmıyor, arkasına güç takmıyor, ona büyük mitingler hazırlamıyor ve dolayısıyla Erdoğan’a Çankaya yolunu açmayı sürdürüyor!
Acaba diyorum, asıl boykotçu Kılıçdaroğlu ve Bahçeli mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Temmuz 2014
IRAK’IN BÖLÜNMESİ RAFA KALKTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/07/2014
Fuad Mahsum’un cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, Barzani’nin Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi hayali rafa kalktı.
45 gündür tartışılan “üç parçalı Irak” senaryosu da yeniden uzun vadeli ajandalara çekildi!
Gelin bu sonuca nereden vardığımızı anlatmak için önce 9 Haziran’a dönelim:
IŞİD KİMİN KARTI?
1) IŞİD 9 Haziran’da Musul’u işgal etti ve Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nu işgal ederek 49 yurttaşımızı rehin aldı.
Diplomatlarımız hâlâ rehin ama Ankara bu konuda ciddi bir girişimde bulunmuyor. IŞİD’in daha önce rehin aldığı İranlı 50 kişiyi kurtarabilen AKP Hükümeti, nedense kendi vatandaşını kurtaramıyor!
Bu durum iki hedefe işaret ediyor:
a) Rehine durumu, AKP Hükümeti’nin Irak’ın kuzeyinde gelişecek ayrılıkçı hamlelere müdahale etmemesinin gerekçesini oluşturacak ve Türkiye kamuoyu, kırmızıçizgisinin silinmesine rehineler üzerinden ikna edilecek!
b) Rehineler Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimi takvimine göre kurtulacak!
2) IŞİD’in Musul işgalini fırsat bilen Barzani, Kerkük’ü işgal etti.
“Bağımsız Kürdistan”a giden yol olduğu bilinen Kerkük konusu, aslında Ankara’nın bir başka kırmızıçizgisiydi ve silinmiş oldu! AKP hükümeti “Kerkük’e özel statü” isteyerek Türkmenleri oyalama süreci başlattı.
Barzani ise Kürdistan’ın yolunun Kerkük’ten geçtiğini bilerek hemen bağımsızlık işareti verdi, referandum istedi. Önce İsrail, ardından da AKP hükümeti, Barzanistan’ın bağımsızlığına yeşil ışık yaktı.
Ancak İran “buna izin vermeyeceğini” ilan etti ve ABD de zamanlamasını doğru bulmadığını açıkladı.
Öte yandan Maliki ile hükümet kurma görüşmeleri yapan KYB ve Goran da Barzanistan’a karşı çıkıyordu, Suriye’deki anlaşmazlık nedeniyle PKK de…
3) Irak’ın bölünmesini hedefleyen bir diğer hamle de AKP ile Barzani’nin Irak’ın petrolünü satma girişimiydi.
Erdoğan ve Barzani bir yıl önce anlaşma yapmış ama Bağdat’ın sert tutumu nedeniyle anlaşmayı yürürlüğe sokamamıştı. IŞİD’in Musul işgalinden yararlanan Erdoğan ve Barzani, kaçak petrolü, hem de İsrail’e satmaya başladı.
PARLAMENTOYU KİLİTLEME HAMLELERİ
4) Irak’ı bölmeyi hedefleyen bir diğer hamle ise Irak parlamentosunu kilitleme girişimiydi.
a) AKP hükümetiyle yakın çalışan Meclis Başkanı Usame Nuceyfi, Maliki’nin başbakanlığına karşı çıktığını ilan etti. Ahmet Davutoğlu, Nuceyfi’ye dayanarak Ankara’da Irak’a hükümet tayin etmeye soyundu, görüşmeler yaptı, isimler belirledi!
Bu arada Meclis Başkanı Usame Nuceyfi’nin kardeşinin, Musul’u IŞİD’e çarpışmadan teslim eden Vali Atil Nuceyfi olduğunu da anımsatalım.
b) Barzani, hükümetteki Kürt üyeleri istifa ettirdi. (Daha önce de belirttiğimiz gibi Barzani zaten bağımsızlık ilan edemeyeceğini biliyor ve kazanım elde etmek için blöf yapıyordu.)
c) Kürt-Sünni ittifakıyla Maliki’nin yeniden aday olmasının önüne geçilmeye çalışıldı.
Ancak böyle bir ittifak kurulamadı. Zira hem Sünniler arasında böyle bir bloklaşma yoktu, hem de Kürtler arasında… KYB ve Goran, KDP’den farklı konumlanıyordu ve Irak’ın birliğini savunuyordu.
IRAK’TA BİRLİK KAZANDI
İşte bu şartlarda önce Meclis Başkanlığı seçimi yapıldı ve Selim Cuburi, hem de Maliki’nin tam desteğini alarak seçildi; ardından da KYB’nin adayı Fuad Mahsum cumhurbaşkanı seçildi.
Yazılı olmayan bir anlaşma göre Meclis Başkanı Sünni, Cumhurbaşkanı Kürt ve Başbakan da Şii olacaktı.
Kuzey Irak’taki anlaşmaya göre ise KDP Irak Kürdistan’ının başkanlığını, KYB de Irak Cumhurbaşkanlığı’nı alacaktı.
Aslında Bağdat’ın daha çok tercih ettiği KYB’li aday, Kerkük Valisi Necmettin Kerim’di zira Kerim tam birlikçiydi. Barzani ve AKP hükümeti ise kendilerine daha yakın gördükleri KYB’li Behram Salih’in cumhurbaşkanı olmasını istedi.
Neticede KYB ve Goran’ın oylarıyla bir başka birlikçi isim olan Fuad Mahsum seçildi.
Sırada Şii birinin başbakan seçilmesi konusu var. Parlamento seçim sonuçlarına bakılırsa, Maliki’yi dışlayarak bir hükümet kurulabilmesi mümkün görünmüyor. Şii dini lider Sistani’nin çıkışlarına rağmen Maliki avantajlı.
Üstelik Cuburi ve Mahsum tercihleriyle birlik hamlesi yapan Irak’ın, birlik karşıtı bir başbakana tahammülü olmaz. Her kim olursa olsun!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2014
ABD’NİN KİLİT OYUNCUSU: DAVUTOĞLU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/07/2014
İsrail’in kara harekâtı öncesinde Mısır’ın ateşkes girişiminin nasıl baltalandığını bu köşede işlemiştik:
Mısır Kahire’de hem İsrail’le, hem de Hamas ve El Fetih’in uzun yıllar sonra uzlaşarak kurduğu birlik hükümetiyle görüşmüş ve ateşkesi kabul ettirmişti.
Ancak anlaşmayı Kahire’de kabul eden Hamas liderlerinden Ebu Marzuk’a rağmen, Hamas’ın Katar’daki lideri Halid Meşal çıkmış ve anlaşmayı kabul etmediklerini ilan etmişti. Ardından da fırsat kollayan İsrail’in kara harekâtı başlamıştı.
Hamas’a baskı yapan ise Türkiye ve Katar’dı. İki gece önce Başbakan Erdoğan ile Katar Emiri El Tani 2,5 saat görüşmüş ve kendilerinin içinde yer almadığı bu ateşkesi Katar’da tuttukları Meşal üzerinden reddettirmişlerdi.
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri de açık açık ikilinin Hamas’a baskı yaparak ateşkesi baltaladıklarını dünyaya ilan etmişti.
ABD ERDOĞAN’I HİZALADI
Ankara açısından tablo aslında oldukça kötüydü. Zira Erdoğan bir yandan İsrail’e meydan okuyor ama bir yandan da İsrail’e kaçak Irak petrolü ve jet yakıtı sattığı ortaya çıktığı için tepki görüyordu.
Diğer yandan İhvan’ı yıktığı için Sisi’yi “yok sayan” Erdoğan, bu ülkenin Filistin meselesinin göbeğinde olmasını hazmedemiyordu. Erdoğan bu nedenle “Mısır’ın arabulucu olamayacağını” iddia ediyordu ancak bizzat Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından yalanlanıyordu: “Mısırlı kardeşlerimizden rol almalarını biz talep ettik.”
Sonra ABD’li yetkililerin “Türkiye ve Katar, Mısır’ın girişimini desteklemeli” dedikleri İsrail gazetelerinde iddia edildi. Ardından da Erdoğan’ın “ABD, Mısır, Türkiye ve Katar’ın ateşkes üzerinde çalıştığı” açıklaması geldi…
Açık ki ABD, Erdoğan’ı yine hizalamıştı!
ABD’NİN YAPAMAYACAĞI İŞİ YAPACAK AKTÖR!
Nitekim bu kez resmi bir açıklama geldi: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf, Ahmet Davutoğlu’nun ateşkes konusunda kilit oyuncu olduğunu açıkladı.
Peki, Davutoğlu nasıl bir kilitti?
Marie Harf onu da açıklıyordu: “Onların yorumlarının, bir rol oynamalarını güçleştirdiğini söyledik. Ancak onların oynayabilecekleri bir rol ve Hamas ile ilişkileri var. Onlar bizim yapamayacağımız konuşmaları yapabilirler. Açıkçası, Türkiye’nin dışişleri bakanı bölgede kilit bir oyuncu ve baskı gücü oluşturabilirler.”
Yani ABD açık açık Davutoğlu’ndan Hamas’a ateşkesi kabul ettirmesini istiyordu!
KOLAYLAŞTIRICI VE YUMUŞATICI
Aslında bu türden roller, ABD’nin Erdoğan ve Davutoğlu’na en çok verdiği rollerin başında geliyordu. İkili ABD’nin doğrudan ilişkisi olmayan kuvvetlerle ama ABD adına müzakere yürütüyordu.
Örneğin Washington daha önce İran konusunda Erdoğan ve Davutoğlu’na bu rolü vermişti. İkili İran’ı masada tutmak adına görevlendirilmişti. Hatta bu rol Washington’da “kolaylaştırıcı” ve “yumuşatıcı” gibi kavramlarla nitelendirilmişti. Kuşkusuz yapılan işin Doğu kültürlerinde de ilginç isimleri vardı.
Her neyse, önemli olan İsrail ve Filistin arasında bir an önce ve Filistinlilerin haklarını gözeten bir ateşkesin yapılmasıdır.
Bu noktada Erdoğanların olumsuz rolüne rağmen “Filistin davasında 100 bin şehit verdik” diyen Mısır lideri Sisi’nin öne çıkan tutumu belirleyici olacak.
KERRY’YE ÜST ARAMASI
Bitirirken belirtelim: Mısır lideri Sisi, Kahire’de kendisiyle görüşmeye gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’ye üst araması yaptırttı ve Obama’nın ABD-Afrika Liderler Zirvesi davetini reddetti.
Her ne kadar AK Medya bu olumlu tutumu “Sisi, İsrail yandaşlığını böyle gizliyor” şeklinde açıklamaya çalışsa da, ABD başkanıyla tokalaşacak diye bakanlarının avuçları CIA tarafından kontrol edilen bir ülkenin yurttaşları olarak bir parça ferahladık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Temmuz 2014
F TİPİ’NİN ASIL SUÇU ERGENKON TERTİBİDİR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/07/2014
Önce genel ilkemizi anımsayalım: AKP ile F tipi örgüt, Ergenekon tertiplerini birlikte yaptılar. Çatışmaları bu nedenle Türkiye’nin yararınadır. İkisi vuruştukça ve güç kaybettikçe, Türkiye rahatlayacaktır.
22 Temmuz operasyonu çerçevesindeki özel ilkemiz ise şu olmalıdır: Genel ilkenin, yani yararlılık ilkesinin başarısı, AKP’nin F tipi operasyonu 17 Aralık’ın intikamıyla sınırlı tutmasına engel olabilmekten geçmektedir.
22 TEMMUZ, 17 ARALIK’IN İNTİKAMI
F tipi polis şeflerine karşı yapılan suçlamanın, 17-25 Aralık ve Selam örgütü konusuyla sınırlı olduğu anlaşılıyor. Soruşturma bu iki konu üzerinden yürüyor ve soruşturulanlar casuslukla suçlanıyor.
Selam örgütü konusu, aslında Erdoğanların 17 Aralık’a karşı yapacağı harekâtın psikolojik manivelasıydı. “7 bin kişi dinlendi” diyerek, AKP tabanını F tipi operasyona razı etme hamlesiydi. Zira ortağa karşı operasyonda tabanda tam destek yoktu, hatta Erdoğan sık sık isim vermeden üst düzey kimi AKP’lileri “paralel yapıya” sessiz kalmakla suçluyordu.
17 Aralık ise yapanın niyetinden bağımsız olarak, AKP’nin yolsuzluklarını ortaya koyması bakımından yararlıydı. Türkiye Alo Fatih’i, havuz medyasını, Bilal’in sıfırlayamadığı paraları öğrendi.
İşte Erdoğan 22 Temmuz’da başlattığı harekât ile bu gerçeğin ortaya çıkarılmasının intikamını alıyor.
Erdoğan bu amaçla önce HSYK yasasında değişiklik yaptı, sonra üyesi kendi lehine değişen HSYK 1.dairesi üzerinden özel 113 “sulh ceza hâkimi” atadı. 17 Aralık’ta tutuklananları tahliye eden hâkimler, 22 Temmuz operasyonu için görevlendirildi.
GLADYO HÂLÂ İKTİDARDIR
F tipine operasyon, 17 Aralık eksenli yürümemeli; genişletilmeli ve esas suçları kapsamalı.
F tipi çete, asıl Ergenekon tertiplerindeki rolü nedeniyle yargılanmalı.
Gladyo’nun bütününden ancak böyle hesap sorulur!
Aksi takdirde, sadece Gladyo’nun F tipi kanadı feda edilmiş olur. Operasyonel gücü Emniyet’ten MİT’e taşınan Gladyo, Türkiye’yi Atlantik merkezli projelerde kullanabilmek için içeride tertip yapmaya devam eder.
Zira Gladyo F Tipi’nden ibaret değildir ve hâlâ iktidardır!
ERDOĞAN’IN İKİ TAKTİĞİ
Erdoğanlar zaten bu gerçeği iyi gördükleri için “orduya kumpas kuruldu” demelerine rağmen F tipi örgütü kumpastan değil, 17 Aralık’tan dolayı suçluyorlar.
Zira biliyorlar ki, suçlanan polisler konu oraya gelirse, “emri ‘ben bu davanın savcısıyım’ diyen Başbakan’dan aldık” diyecekler. “Bulun bir savcı, delillendirin” demeleri kayıtlardadır.
Erdoğan ve kurmayları bu nedenle şu iki taktiği geliştirdiler:
1) “Kandırıldık” dediler. Böylece kendilerinin temiz olduğuna ve suçlunun kendilerini kandıran F tipi yapıda olduğuna, kamuoyuna inandırmaya çalıştılar.
2) Diğer yandan “Çete, cemaate tuzak kurdu” diyerek cemaati de bölmeye çalıştılar. Böylece hem çok sayıda itirafçı ve gizli tanık devşireceklerdi, hem de cemaatin tabanını çeteye karşı konumlandırmış olacaklardı.
‘FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK CEPHE’ İHTİYACI
Erdoğan’ın “ne istediler de vermedik” gibi yakın tarihte ettiği sözler bu bakımdan kıymetlidir ve casuslukla suçlanan polis şefleriyle işbölümüne işaret eder.
Bu nedenle 22 Temmuz operasyonunu Ergenekon tertibi suçlarına genişletmek için mücadele etmeliyiz, kamuoyu baskısı yaratmalıyız.
Aksi takdirde F tipi çetenin beli bükülür ama Erdoğan, MİT’e taşınan operasyonel güç üzerinden diktatörlüğe uzanır.
10 Ağustos, işte bu tehlike nedeniyle çok önemli hale gelmiştir ve 11 Ağustos’tan sonra Gladyo’yla mücadele edebilmek, “faşizme karşı birleşik cephe” inşa edebilmekten geçecektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2014
MİLLİYETÇİLİK MASKELİ ERDOĞAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/07/2014
Suriye sınırında ateş açıldı, çatışma çıktı ve 3 askerimiz şehit oldu. Genelkurmay’a göre ateş açanlar PKK-PYD’liydi.
Ancak ortada bir tuhaflık vardı. Çünkü PKK-PYD “biz ateş açmadık” diyordu.
Hatta ateşi açanın IŞİD olduğu bile iddia ediliyordu.
ATEŞİ KİM AÇTI?
Bu ilginç durum normal bir zamanda yaşansa, AK Medya’da hem TSK’nin hem de “derin PKK’nin” Kürt Açılımı’nı baltalamaya çalıştığı yorumları yapılırdı.
Analiz üzerine analizler yapılır, İran ve İsrail’in PKK’yi AKP’nin üzerine sürdüğü iddia edilirdi.
PKK de bu iddialardan pek rahatsızlık duymaz, müzakere ortağı AKP’nin propagandasının her durumda kendine tavize dönüşeceğini bilerek izlerdi.
Ancak bu kez böyle olmadı…
PKK çevreleri “olayla ilgili” olmadıklarını üst üste çeşitli ağızlardan açıklamak durumunda kaldı.
Peki, olay nedir?
Şimdilik “şudur” diyecek kadar somut veriye sahip değiliz; zira ateş açanların “açılım çerçevesinde silah bırakanlar” olduğu bile iddia ediliyor…
Nasılsa ortaya çıkacaktır, biz bu olayı şimdilik başka ilginç olaylarla birlikte değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz:
DİREĞE TIRMANAN MECZUPLAR
Geçen ay Diyarbakır 2. Hava Taktik Komutanlığı’nın kapısına dayanan PKK taraftarlarından biri direğe tırmanmış ve birliğin içindeki Türk Bayrağı’nı indirmişti. Asker seyretmiş, bayrağı indiren kayıplara karışmıştı.
Erdoğan, tabelalardan T.C’yi indiren kişi değilmiş gibi bu konuyu kendine malzeme yapmış ve TSK’yi “bayrağımızı indireni indireceksiniz” diye uyarmıştı.
Sonra yurdun çeşitli yerlerinde meczuplar ortaya çıkmış ve direğe tırmanarak bayrağımızı indirmeye çalışmıştı.
Ancak bu kez askeri birlik önündeki direkleri değil, karakol önündeki direkleri hedef aldılar.
Hepsi de ya bacağından vurularak, ya başka yöntemlerle yakalandılar.
ERDOĞAN: HDP’NİN TBMM’DE İŞİ YOK!
Bu süreçte başta Selahattin Demirtaş olmak üzere HDP’li yöneticiler “bayrak ortak bayrağımız, bayrağa saygısızlık yapmayız” şeklinde açıklamalar yaptılar; direklere çıkan meczupların “kendilerinden olmadığını” söylediler.
Özne meczup olunca, kuşkusuz herkesçe kullanılabilir demekti; tabi PKK mi, MİT mi, bilmiyoruz…
Ama bildiğimiz şu: Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan, tam da bu süreçte şu sözleri etti: “Kongrelerinde Türk bayrağını asmayı kendileri için zillet kabul eden bu parti (HDP) aslında bu ülkenin demokratik parlamenter sistemi içinde dahi yer alamaz, almamalı.”
Nasıl yani? Öcalan’la anlaşan, PKK ile müzakere yürüten, HDP ile Açılım yasaları çıkaran Erdoğan, nasıl olur da, Bursa’da 17 Temmuz’da HDP’nin bayrak pozisyonuna takar ve TBMM’de olmamaları gerektiğini söyler!
İlginç değil mi?
MİLLİYETÇİ OY İHTİYACI
PKK ile çatışma, HDP ile bayrak kavgası, HDP karşıtı konumlanma…
Tam da cumhurbaşkanlığı seçiminin öncesinde tüm bunların üst üste gelmesi moda ifadeyle “zamanlaması manidar” bir durumdur.
Açık ki Erdoğan, ortaklığına rağmen, PKK karşıtı bir görüntüyle seçime girmek istiyor:
1) Kendi muhafazakâr oyunu PKK’yle ilişkisi nedeniyle kaybetmemek için.
2) MHP’nin milliyetçi oylarına ihtiyacı olduğu için.
Yani “her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyen Erdoğan, cumhurbaşkanı olabilmek için milliyetçilik maskesi takıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Temmuz 2014
F TİPİ’NE OPERASYONUN ANLAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/07/2014
Erdoğan’ın işaretini verdiği “paralel yapı”ya yönelik operasyon dün sabah başladı. Olayı, kumpas savcısının kumpas polislerine operasyonu olarak niteleyebiliriz. Kumpasçıların tamamı hesap verinceye kadar da bu tür operasyonları destekleyeceğiz.
Peki, kumpasın savcısı, kumpasın polislerine neden operasyon yaptı? Yanıt, kumpasçıların tamamının hesap verebilmesi için sürdürülecek mücadelede pusula olacaktır. O nedenle yanıtı bulmaya çalışalım.
ABD ZAYIFLADI, TAŞERONLARI SAVRULDU
Bize göre kumpasçıların birbirine düşmesinin 3 temel nedeni var:
1) Kumpasçıların bağlı olduğu merkez, yani ABD güç erozyonuna uğradı. Merkez zayıflayınca, uydular yörüngeden savrulma eğilimi gösterdi, çarpıştı…
ABD zayıfladıkça, hâkim sınıflar arasındaki çelişmeler derinleşti ve devlet aygıtı içindeki güç mücadelesi eksenli bir çarpışma başladı. Bu aynı zamanda Gladyo’nun merkezinde de çatlaklar yarattı. CIA Başkanı’na “gönül ilişkisi” üzerinden görev bıraktırıldı, geri çekilmeye itiraz eden generaller görevden alındı, Pentagon ile Dışişleri arasındaki çelişmeler derinleşti vs.
2) Kuşkusuz Gladyo’nun merkezindeki çelişmeler, yerel Gladyolara da yansıdı. AKP ile Cemaat karşı karşıya geldi. Kumpasın ortakları, güç paylaşımında sorunlar yaşamaya başladı.
Cemaat operasyonlarda başarı kazandıkça palazlandı ve Erdoğan iktidarından daha çok pay istedi. Erdoğan ağırdan aldıkça, ona yönelik de “önlem hamleleri” yaptılar; böcekler, dinlemeler, kasetler vs.
HAZİRAN VURDU, SİSTEM ÇATLADI
3) Kuşkusuz daha belirleyici olan neden, dışarıda ABD’yi güç erozyonuna uğratan neden ile içeride ABD’nin taşeronlarını zayıflatan nedendir.
ABD güç erozyonuna uğradı çünkü önce işgal ettiği Irak 2004’te direndi, Hizbullah 2006’da İsrail’e geri adım attırdı, 2008’de Rusya Gürcistan’a müdahale etti ve ekonomik kriz başladı. Ardından Tunus ve Mısır’da halk hareketleri ABD’nin 30 yıldır iktidarda olan taşeronlarını alaşağı etti.
ABD Suriye’ye müdahale ile denge aramaya çalıştı ancak Esad direndi ve Rusya ile İran’ın desteğiyle Atlantik cephesinin saldırısını durdurdu. ABD son olarak Ukrayna’dan “büyük oyuncu” Rusya’yı uyardı ama orada da Putin’in Kırım hamlesiyle istediği sonucu alamadı.
ABD’nin bu hamlelerinde öne çıkan taşeronlarının başında Erdoğan iktidarı geliyordu. ABD gibi Erdoğan iktidarı da, direniş cephesinin karşısında güç kaybetmeye başladı.
Ve daha önemlisi içerideki büyük mücadeleydi. Dışarıda Esad’ı deviremeyen Erdoğan, içeride de milli kuvvetlerin büyük eylemleriyle sarsılmaya başladı. 19 Mayıs eylemleri ile Silivri’yi kuşatma eylemleri, Haziran Halk Hareketi’ni doğurdu. Ayağa kalkan milyonlar hem Erdoğan iktidarını salladı, hem de sistemi sarstı.
Cumhuriyeti yıkan mafyokrasi rejimini hedef alan ayaklanma, sistemin efendilerini vurdu, çelişkilerini derinleştirdi, birbirine düşürdü: İki kuvvet çarpışmaya başlayınca, önce ortak suçlarından arınmaya yöneldiler, ortak suçlarını birbirlerine yıkmaya çalıştılar, “kumpas var” dediler.
ERDOĞAN’IN 10 AĞUSTOS HEDEFİ
Bu üç neden, kumpasçıların neden birbirine düştüğüyle ilgili genel nedenlerdir ama bir de AKP’nin F Tipi yapıya tam da şimdi operasyon yapmasıyla ilgili özel bir neden var: Cumhurbaşkanlığı seçimi!
Erdoğan’ın seçim başarılarının en önemli dayanağı, seçime güçlü bir görüntüyle girmesidir. Erdoğan 2007’de 17 Nisan bildirisine “yanıt verebilen” ve 2011’de “TSK’ye diz çöktüren” güçlü başbakan portresiyle seçime girdi ve kazandı.
Erdoğan, 10 Ağustos’taki seçime de “dış bağlantılı F tipi yapının inine giren” güçlü başbakan portresiyle girmek istiyor. Böylece çok ihtiyaç duyduğu MHP’nin milliyetçi oylarına da seslenmiş olacak!
ARASIZ MÜCADELE
AKP’nin F Tipi operasyonunun milli kuvvetler açısından anlamı şudur: Kumpasçıları zayıflatan her eylem, Türkiye’nin yararınadır.
Ancak Gladyo’yla mücadele yarım yapılamaz ve sadece uygulayıcılarını hedef alamaz, çünkü kuvvet kazanır, döner ve yeniden vurur. Tamam, Gladyo içi çarpışma neticesinde, Gladyo’nun operasyon biriminin Emniyet’ten MİT’e taşınmak zorunda kalması Gladyo’nun bütününü zayıflatmıştır ama Gladyo’nun siyasi ayağına da avantajlar sağlamıştır.
Dolayısıyla mücadeleyi sürdürmeli ve Galdyo içi çarpışmadan yararlanarak, kumpasçıların tamamından, 1 numara olanına kadar hepsinden tek tek hesap sormalıyız!
Cumhuriyet ancak böyle yeniden inşa edilebilir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2014
ERDOĞAN SİSİ’YLE ÇALIŞACAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/07/2014
AKP ve Katar’ın, Hamas’a baskıyla Mısır ateşkesini baltalayarak İsrail’in Gazze saldırısına nasıl dolaylı ortak olduğunu anlattık.
Yani AKP o denli Mısır’a düşmandı…
Çünkü Erdoğan, Mısır halkının ordusuyla birlikte İhvan’ı ve Mursi’yi devirmesini, kendisinin de dâhil olduğu diğer İhvan iktidarlarına tehdit olarak okuyordu!
Öyle ki, AKP’nin sesi Yeni Şafak, 19 Temmuz tarihli manşetinde, olan biteni, Mısır lideri Sisi’ye “itibar ve meşruiyet” kazandırma girişimi şeklinde yorumluyordu!
Gerçi Yeni Şafak bu aralar komplo teorisinde sınır tanımıyordu; Gezicilerin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını engelleyebilmek için muslukları açıp İstanbul’un suyunu bitirmeye çalıştığını da yazdı, “Filistinli çocuklar İsrail askerlerini korkutmak için ‘Recep Tayyip Erdoğan’ diye bağırıyorlar” diye de yazdı…
MISIR MESELENİN GÖBEĞİNDE
Erdoğan öylesine Sisi karşıtıydı ki, sanki kendisi karar verebiliyormuş gibi, “Mısır, İsrail ile Filistin arasında arabulucu olamaz” diye açıklama bile yapıyordu.
Ancak hem Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas “Mısırlı kardeşlerimizden arabulucu olmasını biz talep ettik” diyerek hem de Hamas sözcüsü Zuhri “Mısır’ın rolü bizim için çok önemli” diyerek Erdoğan’ı açığa düşürdü!
Ancak…
Devreye yine Washington girdi!
Beyaz Saray, ateşkes görüşmeleri için Dışişleri Bakanı John Kerry’yi en kısa zamanda Mısır’a yollayacağını açıkladı. (hürriyet.com.tr, 20 Temmuz 2014)
Yani Mısır, meselenin göbeğindeydi…
ABD’DEN AKP’YE: MISIR’I DESTEKLE
Zaten kimi iddialara göre İsrail, Mısır ve hatta Filistin yönetimi, ABD’ye “Türkiye ve Katar ikinci bir rota izlemesin” talebi iletmişlerdi!
Haaretz gazetesinin şu iddiası önemli: “Amerikalılar, mutabık oldu ve Kerry, Türkiye ve Katar’ın dâhil olmak istemesi durumunda Mısır’ın çizgisine gelmeleri gerekeceği yönünde açıklık getirdi. Amerikalı bir yetkili de ‘Katar’a, Mısır’ı desteklemelerini beklediğimizi söyledik’ dedi.” (Odatv, 20 Temmuz 2014)
Öte yandan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’la görüşen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da Türkiye’den Mısır’ın önerisini desteklemesini istediği iddia edildi.
Abbas’ın İstanbul’daki açıklamalarına bakılırsa, bu iddia da doğruydu.
Demek ABD yönetimi ile Erdoğan arasındaki “çok kırıcısın… Hayır, asıl sen kırıcısın” şeklindeki romantik repliklerin arka planı vardı!
ERDOĞAN: MISIR’LA GÖRÜŞÜYORUZ
Nitekim AKP’nin bir başka sesi olan Akşam gazetesinin dünkü manşetinden Erdoğan’ın şu açıklamalarını okuduk: “Ateşkes için Filistin, Katar, ABD ve Mısır’la çalışıyoruz. Davutoğlu, Kerry ve Abbas’la sürekli görüşüyor. Mısır’la temasları istihbarat organları yürütüyor.”
Yeni neymiş?
ABD istedikten sonra:
1) Mısır’dan arabulucu olurmuş!
2) Erdoğan Mısır’ın rolünü kabul edermiş!
3) Erdoğan ve El Tani, Mısır’ın ateşkes girişimine dâhil olurmuş!
4) Erdoğan, MİT üzerinden de olsa, Kahire’yle görüşürmüş!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2014