Posts Tagged 28 Şubat
28 ŞUBAT’IN ZAAFLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/03/2012
Fethullah Gülen’in 28 Şubat’ın neresinde olduğunu incelediğimiz yazıyı olumlu bulanların yanında, itiraz edenler de oldu.
Gülen’in 28 Şubat 1997 kararlarından 45 gün sonra, 16 Mart 1997’de Kanal D ekranlarından Erbakan hükümetine şöyle seslendiğini anımsatmıştık: “Erbakan bu işi beceremedi, eline, yüzün bulaştırdı; emaneti hemen vermelidir, millet adına yapmalıdır bunu…”
28 Şubat sürecinde Refah-Yol iktidarının görevi bırakmasını isteyen, türbanın “teferruat” olduğunu söyleyen Gülen’in aslında Çevik Bir’ci olduğunu; Bir’in de 28 Şubat’ta “Truva atı” olduğunu belirtmiştik. ABD’nin Genelkurmay Başkanı yapamadığı Çevik Bir’i, daha sonra Cumhurbaşkanı adayı ilan etmesine dikkat çekmiştik.
ÇİÇEK’İN REFAHYOL KARŞITI OYU
Bazı okurlarımız, 28 Şubat’ın neredeyse tek mağdurunun Fethullah Gülen olduğunda ısrarcılar. Diğer mağdurlardan Abdullah Gül’ün bugün Cumhurbaşkanı, Cemil Çiçek’in TBMM başkanı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın da Başbakan olduğunu belirten okurlarımız, Gülen’in bugün bile Genelkurmay’ın baskısı nedeniyle ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kaldığını söylüyorlar.
Gülen mağdur mu gerçekten? İnceleyeceğiz…
Ama önce bugün devletin protokolünde ikinci sırada yer alan Cemil Çiçek’in, 28 Şubat’ta Refah-Yol hükümetine karşı nasıl konumlandığını anımsatalım.
Fethullah Gülen’in “Refah-Yol hükümeti görevi bırakmalıdır” çağrısı yapmasından 1,5 ay sonra TBMM’de hükümetin düşürülmesi için gensoru önergesi verildi. 271’e karşı 265 oyla, yani 6 farkla Refah-Yol hükümeti düşmekten kurtuldu.
Peki, o gün TBMM’de Refah-Yol’un düşmesi için “evet” oyu kullananlar arasında kimler vardı? Bugün devletin iki numarası olan Cemil Çiçek!
CEVİK BİR – CEMAAT BULUŞMASI
Gelelim Fethullah Gülen’in 28 Şubat’taki mağduriyet meselesine…
Odatv çok iyi bir iş yaptı ve Zaman yazarlarından Faruk Mercan’ın “Fethullah Gülen” kitabını inceledi. Böylece bugün kendilerini demokrasi havarisi ilan edenlerin ve 15. yılında 28 Şubat’a toplu taarruza geçenlerin tarihteki rollerini de kayda geçirmiş oluyoruz.
Fethullah Gülen’in 28 Şubat’çı olmayıp, Çevik Bir’ci olduğu şeklindeki saptamamızı güçlendiren bir olguyla karşılaşıyoruz kitapta… Bugün kendilerinde, o tarihlerde Genelkurmay binasının önünden geçenleri bile suçlama hakkı görenlerin, Genelkurmay Karargâhı’nda Çevik Bir’le baş başa görüştüğünü öğreniyoruz.
Evet, 23 Aralık 1997 günü Zaman gazetesinin sahibi Alaattin Kaya, Genelkurmay Karargâhı’na gidiyor ve Çevik Bir’le baş başa görüşüyor. Ne görüşüyor? Bilmiyoruz…
Ama bildiğimiz bir başka gerçeği de Faruk Mercan kitabında şu sözlerle saptıyor: “28 Şubat sürecinde imam hatip liselerinin orta kısımları kapatılırken, Gülen’in öncülük ettiği 150 civarındaki kolejden bir tanesi bile kapanmadı.”
GÜLEN DAVASINDA ‘HUKUK ÇİZGİSİ’
Faruk Mercan’ın kitabından devam edelim. Nuh Mete Yüksel’in Gülen’e açtığı dava bildiğiniz gibi onun mağduriyetini savunanların sarıldığı bir silah.
Bakın Mercan, kitabında bu konuda ne söylüyor: “Yüksel davanın sonlarına doğru son çare olarak, Gülen aleyhine bazı belgeler almak umuduyla Genelkurmay Başkanlığı’na başvurdu. Ancak Genelkurmay, Gülen davasına doğrudan taraf olmadı. Nitekim Genelkurmay’ın bu tutumu, Gülen için verilen beraat kararının ana gerekçelerinden biri oldu. Genelkurmay, Gülen karşıtı devrimci grupların bütün baskılarına rağmen, Gülen davası boyunca ‘hukuk çizgisi’ içinde kalmaya özen gösterdi.”
İşin ilginci, Genelkurmay’ın davaya gönderdiği ve Fethullah Gülen’in avukatlarının lehlerine kullandığı belgenin altında, bugün Ergenekon sanığı olan Erdal Şenel’in imzası var!
Meğer bugün F tipi operasyona uğrayan TSK’nin “ille de hukuk” yaklaşımı, o tarihlerde de “hukuk çizgisi” adı altında sergileniyormuş!
ÇIKARILACAK DERSLER
Faruk Mercan’ın kitabı aslında 28 Şubat’ın neden tam bir başarı sağlayamadığına da işaret ediyor. Cumhuriyetçi bir hareketin NATOcu unsurlarla başarı kazanamayacağını, bu unsurların Cumhuriyet karşıtlarıyla birleşeceğini ve hareketi zaafa uğratacağını gösteriyor.
1999’daki ve 2001’deki kırılmalar yani “AB aday üyeliği” ve Batı’ya bağımlı ekonominin krize açıklığı, Atlantikçilerin 28 Şubat’ı bastırmasının dayanağı olmuştur.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Mart 2012
28 ŞUBAT’A DAİR 6 YANLIŞ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/12/2011
Eren Erdem, Kenan Çamurcu, Yılmaz Yunak ve Prof. Dr. Anıl Çeçen’le birlikte katıldığımız “NATO ve İslamcı hareketler” konulu programda 28 Şubat konusu da açıldı. Ulusal Kanal’da, İbrahim Horuz’un yönettiği “Gündem Özel” programında, dört konuk da 28 Şubat’a karşıydı. Programın ana konusu olmadığı için, 28 Şubat’ı özetle ve bazı köşe taşlarıyla savunduk.
Bugün de buradan devam edelim ve 28 Şubat’a dair bilinen yanlışları doğrultalım:
28 ŞUBAT HAÇLI-İRTİCA KARŞITIYDI
YANLIŞ 1: 28 Şubat İslam karşıtıydı.
DOĞRU 1: 28 Şubat İslam değil Haçlı-İrtica karşıtıydı. 28 Şubat, ABD’nin yeşil kuşak ve ılımlı İslam politikasına karşı mücadeleydi.
YANLIŞ 2: 28 Şubat İran karşıtıydı.
DOĞRU 2: 28 Şubat İran karşıtı değildi, tersine Avrasyacılığı savunuyordu. Türkiye’ye bir de Avrasya yönelimi kazandırdı. İran’la güvenlik anlaşmaları 28 Şubat’la başladı.
YANLIŞ 3: 28 Şubat meşru ve seçilmiş bir hükümete karşı darbeydi!
DOĞRU 3: Refahyol iktidarı meşru değildi! Geçenlerde sorgulanıp, ifadelerine resmiyet kazandırılan Mehmet Eymür, çok önemli bir sırrı ifşa etti. Doğru Yol Partisi’nin Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tansu Çiller, İsrail’de, Eymürleri de kapıda bırakarak, MOSSAD’la toplantı yapmıştı!
Oysa başbakanlar başbakanlarla, istihbaratçılar da istihbaratçılarla toplantı yapar. Peki, Çiller’in sıfatı neydi?
Nitekim Aydınlık, Çiller’in MOSSAD’la toplantısından önce bile büyük bir kampanya yapmış ve ajanlığını belgelemişti.
“Başbakan” Çiller’in MOSSAD’la toplantısı bile Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin oluşturduğu hükümetin meşru olmadığına dair tek başına yeterli bir olgudur!
28 ŞUBAT AMERİKANCI DEĞİLDİ
YANLIŞ 4: 28 Şubat Amerikancıydı.
DOĞRU 4: 28 Şubat Amerikancı değildi, tersine Türkiye’nin Avrasya içinde, Rusya ve İran ile de ittifaklar oluşturması gerektiğini savunuyordu. Nitekim ABD, 28 Şubat kararlarından önce, Türk Ordusu’nun hizadan çıktığını savunuyordu. (Hasan Bögün, ABD ve AB Belgeleriyle Türk Ordusu, Kaynak Yayınları, 1. Basım, 2006)
28 Şubat Amerikancı değildi, tersine, Susurluk’ta ortaya çıkan Amerikancı Gladyo’yla mücadele demekti.
YANLIŞ 5: 28 Şubat ABD darbesiydi.
DOĞRU 5: Evet, 28 Şubat, 28 Şubat içindeki Truva atlarıyla bir ABD darbesine dönüştürülmeye çalışıldı. Ancak 1997’de Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı ve 1998-1999’da da Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu bunun bir darbeye dönüşmesine ve rotasının değiştirilmesine engel oldular. Nitekim ABD’nin Somali’de parlattığı Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanı olmasının önü kapatıldı, 1. Ordu komutanlığından sonra, ekibiyle birlikte emekli edilerek tasfiye edildi.
28 Şubat’a dair belleklerde yer eden kimi “demokrasi” dışı yanlışların sahibi ve sorumlusu Çevik Bir’di! Ancak aynı Bir, sözde “darbe karşıtlığıyla” mücadele edildiği söylendiği yeni dönemde iktidarla yakın temas halindeydi.
28 ŞUBAT TAYYİP’İ DEĞİL, ECEVİT’İ İKTİDAR YAPTI
YANLIŞ 6: 28 Şubat Tayyip Erdoğan’ı doğurdu.
DOĞRU 6: 28 Şubat Tayyip Erdoğan’ın değil, Bülent Ecevit’in iktidar olmasına olanak sağladı.
Tayyip Erdoğan’ı 12 Eylül doğurdu! Erdoğan, 28 Şubat’tan çok önce ABD’nin adayıydı. Aydınlık dergisi, 21 Ekim 1996 tarihli sayısında, yani 28 Şubat 1997’den önce bile şu kapakla çıkmıştı: “Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor.”
Nitekim İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bu kapaktan bir süre sonra da Cumhuriyet gazetesinin kendisiyle yaptığı söyleşide, ABD’nin Erdoğan’ı başbakanlığa, Gül’ü de Dışişleri Bakanlığı’na hazırladığına dikkat çekmiş ve Türkiye’yi daha o zamandan uyarmıştı.
28 ŞUBAT AB KAPISINDA BİTİRİLDİ
Ve sonuç olarak, Avrasyacı yönelimi olan 28 Şubat, Türkiye Aralık 1999’da AB’ye aday üye yapılarak, fiilen, kısa sürede bitirildi. Çünkü dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, Türkiye’nin Avrasya’ya kaymaması için AB kapısına bağlanması gerektiğine Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’i ve Ecevit-Bahçeli-Yılmaz üçlüsünü ikna etti!
28 Şubat’ın asıl eleştirilecek yanı yetersizliğiydi. Bu yetersizlik, birincisi, halkla gerektiği oranda birleşememesinden, ikincisi de milli bir hükümet tasarımı oluşturamamasından kaynaklanmıştır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Aralık 2011
ASKER KARŞITLIĞINDAN, MÜSLÜMAN DÜŞMANLIĞINA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/06/2011
Irak’ta, Afganistan’da 2 milyon Müslüman öldüren, Libya’ya bomba yağdıran ABD emperyalizmi şimdi de Suriye’ye saldırmaya hazırlanıyor… Aydınlık gazetesi dışında bu gelişmeye seyirci kalmayan tek gazeteci Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül ve Akşam’dan Hüsnü Mahalli; İşçi Partisi dışında bu gelişmeye itiraz eden tek parti –sesi biraz kısık da olsa- Saadet Partisi…
Peki, nerede Türkiye’nin Müslümanları? Türban için camilerden akın akın çıkıp eylem yapan Türkiye Müslümanları için Suriye Müslümanlarının bir önemi yok mu? Suriyeli Müslümanların türban kadar değeri yok mu? Acaba Suriye yönetimi Alevi diye mi bu suskunluk? Değil elbette, bal gibi de Suriyeli çoğunluğun Sünni olduğunu biliyorlar; üstelik Suriyeli Sünni din adamlarının “dinimiz, mezhebimiz vatan” dediği şu günlerde…
Yoksa AKP hükümeti Suriye konusunda ABD taşeronluğu yaptığı için mi bu suskunluk? Neden suskun bizim Müslümanlarımız?
Açalım:
ABD’nin 9 yıldır uyguladığı AKP operasyonu aynı zamanda Türkiye Müslüman’ına yaptığı bir operasyondur. AKP’yle birlikte Türkiye Müslüman’ı da İsrail’den “Yahudi Cesaret Madalyası” aldı, Irak’ta Müslüman katleden ABD askerinin sağlığı için duacı oldu, Afganistan’a, Somali’ye, Lübnan’a asker gönderdi, Libya’ya tezkere için el kaldırdı… Aslında başına çuval geçirildi!
28 ŞUBAT, TÜRKİYE-İRAN-SURİYE İTTİFAKIYDI
Türkiye Müslüman’ı neden AKP’nin bu suçlarına ortak oldu, hatta destek verdi? AKP 28 Şubat’ın intikamını alıyor diye mi? Gelin şu 28 Şubat’ın intikamı konusunun üzerindeki perdeyi kaldıralım:
AKP hükümetinin tarihi aynı zamanda ABD’nin TSK’ye operasyonlarının tarihidir. Ergenekon tutuklamaları 2007’de başladı ama aslında operasyonun tarihi 2001’dir… Operasyonu yöneten merkez, zaman zaman 28 Şubat’ın intikamı diye sunarak geniş kitlelerin desteğine başvurdu; 28 Şubat’ı, “askerin din karşıtlığı” diye sundu, türbana indirgedi…
28 Şubat’ın esası “irtica karşıtlığı” değildi! 28 Şubat esas olarak ABD’nin bölgesel planlarına karşı Türkiye’nin İran ve Suriye ile ittifak kurmasıydı; Atlantik cephesi yerine Avrasya cephesine yönelmesiydi… İşte bu nedenle, Ergenekon operasyonlarıyla tutuklanan asker ve sivillerin tek bir ortak noktası varsa, o da Avrasyacılıklarıdır!
28 Şubat’ın irtica karşıtlığı sözleri ise tam bir uydurmadır; 28 Şubat “batı destekli irtica karşıtlığıydı”, “Haçlı irtica karşıtlığıydı.”
Bizim Müslümanlarımız işte bu 28 Şubat düşmanlığı üzerinden, önce asker karşıtlığına, sonra da başka ülkelerin Müslümanlarına düşmanlıkta AKP’ye ortak oldular! “Din düşmanı askere” karşı olacağım derken, ABD’nin Müslüman katliamına sessiz kalarak, ortak oldular!
Gerçek çırılçıplak ortada: 28 Şubat, Türkiye’yi Suriye ve İran’la ittifak yapmıştı; AKP ise Türkiye’yi Suriye ve İran’la düşman yapıyor!
SURİYE KARŞITLIĞI, AKP’Yİ İSRAİL’LE BULUŞTURDU
AKP, Müslümanımızı sözde İsrail karşıtı görüntü üzerinden de kandırdı, Davos ve Mavi Marmara gerçeklerine perde örttü… Çünkü İran’a karşı markaj görevi almıştı, İsrail karşıtı görünmesi gerekiyordu…
Aynı AKP, durum değişip Suriye konusunda görev geldiğinde, yeniden İsrail’le kol kola girmeye başladı; İsrailli bakanların gizlice Türkiye’ye gelip, Suriye konusunda müzakereler yürüttüklerine gözlerinizi kapamayınız, ey Müslümanlar!
OSMANLICILIK DEĞİL, ABD İMPARATORLUĞU
Biliyoruz, size alttan alta Osmanlıcılık hikâyeleri de anlatıyorlar; Osmanlının hükmettiği topraklara yeniden hükmedileceğini, sırf bu nedenle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne “sözde” destek verdiklerini söylüyorlar… Kuyruklu yalan! AKP’nin “yeni-Osmanlıcılığı”, size suça ortak etmek içindir.
Bu coğrafyada yeniden Osmanlı kurulmayacak, Osmanlı diye diye aslında ABD’ye eyaletler kurulacak; Büyük İsrail kurulacak, Büyük Kürdistan kurulacak, Küçültülmüş Türkiye oluşturulacak…
Irak fiilen üçe bölündü, Suriye’nin de benzer şekilde bölünmesi, Türkiye’yi değil, ABD’yi ve İsrail’i büyütecektir!
EMPERYALİZMİN SURİYE YALANLARI
Ey Türkiye Müslüman’ı; Suriye konusunda kanma, Beşar Esad’ın halkını katlettiği yalanına inanma. Holding ve yandaş medyanın ısıtıp ısıtıp önüne getirdiği 1982’deki Hama isyanının, Suriye’nin Şeyh Sait ve Dersim ayaklanması olduğunu bil. Mayıs ayında isyancıların 120 polis öldürdüğü Cisreşşugur katliamının da, Suriye’nin Maraş katliamı olduğunu aklından çıkarma!
Suriye’deki 1982 ve 2011 ayaklanmaları, emperyalizme işbirliği yapanların ayaklanmasıdır, vatan karşıtıdır; Batılı Haçlı irtica, ılımlı İslam ve Müslüman Kardeşler aynı cephededir!
EY MÜSLÜMAN, SESSİZ KALMA!
Irak’a sözde reform getirmenin bedeli 1,5 milyon Müslüman’ın ölmesi, milyonlarcasının da sakat kalmasıdır… Suriye’den reform istemek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dediği gibi “reform yapmazsan, dış müdahale olur” diye tehdit etmek, Türkiye’nin görevi olamaz! Reform’un ABD bombası olduğunu, en iyi Iraklı Müslüman bilir!
Ey Türkiye Müslüman’ı; Türkiye’yi komşularıyla karşı karşıya getirecek, Suriye’yle ve İran’la düşman haline getirecek bu gidişata sessiz kalma!
Ey Türkiye Müslüman’ı; AKP’nin Ergenekon operasyonu ile Türkiye’yi Suriye ve İran’la düşman yapmasına, seyirci kalma!
ABD bu coğrafyadan er geç gidecek ama Türk; Kürt’le, Arap’la, Acem’le bu coğrafyada binlerce yıl yaşayacak!
Mehmet Ali Güller
27 Haziran 2011
Aydınlık Gazetesi / Manşet