Posts Tagged Fethullah Gülen
AKP Asırlık Gece’de neyi kararttı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/07/2026
TRT, Asırlık Gece isimli bir belgesel dizi hazırladı. Amaç 15 Temmuz darbe girişimini tarihe not etmek.
Amaç güzel ama ilk dört bölümde sergilenenler, belgeselin FETÖ’nin iç ve dış işbirliklerini aklamayı hedeflediğini ortaya koyuyor. Ne ABD’nin rolü var ne de AKP’nin FETÖ’ye “ne istediyse vermesi…”
Daha da ötesi, darbe girişimini getirip laikliğe bağladılar!
Bilal Erdoğan’un FETÖ analizi!
Asırlık Gece’nin dördüncü bölümünde konuşan Bilal Erdoğan şöyle diyor: “FETÖ’yü doğuran o katı laikliğin ta kendisi olmuştur.”
Bu büyük çarpıtmanın bir önceki versiyonu da şuydu: “FETÖ Kemalistlerin dindarlara baskısı nedeniyle ortaya çıktı.”
Evet, birkaç yıl önce kimi AKP’liler FETÖ’nün varlığını Kemalistlerin baskısına dayandırıyordu, şimdi de Bilal Erdoğan ebe olarak laikliği işaret etti.
Oysa gerçek tersidir.
FETÖ’nün sahibi kim?
FETÖ’nün anası NATO, babası ABD emperyalizmidir; ebesi de CIA-Gladyo’dur.
Bu gerçeği atlayan her analiz hem ABD’nin 15 Temmuz’daki rolünü perdelemiş olur hem de FETÖ ve benzeri örgütlerin NATO-Gladyo ilişkisini karartmış olur.
AKP, 15 Temmuz’dan sonra Fethullah Gülen’in CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’le ilişkisini öne çıkarıp, suçu CHP’ye atarak, FETÖ’nün “paralel devlet” olmasındaki kendi rolünü gizlemeye çalışıyor.
Gülen’in Gladyo bağları
Fethullah Gülen’in Kasım Gülek ilişkisi, FETÖ’nün Kemalistlerle ilişkisine işaret etmez, ABD’yle ilişkisine işaret eder.
FETÖ, iktidar sözcülerinin iddia ettiği gibi Kemalistlerin dindarlara baskısı nedeniyle ya da laiklik nedeniyle oluşmadı; ABD tarafından komünizme, sola, sol Kemalizme karşı kullanılmak için oluşturuldu!
Gülen’in Komünizmle Mücadele Derneklerine uzanan sicili de, Kasım Gülek’le ilişkisi de, (Alparslan Türkeş aracılığıyla CIA şeflerinden Ruzi Nazar’la tanışan ve o ilişkiler üzerinden MİT’in başına geçen) Fuat Doğu’yla irtibatı da, o irtibatta görev yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’le bağı da tek bir şeye işaret eder: Gladyo’ya!
15 Temmuz’da neyi unuttular?
Gerçek şudur: Sadece iç politik nedenlerle değil, aynı zamanda ABD’nin, NATO’nun, Gladyo’nun rolünü örtmek için FETÖ’yü Kemalizme ve laikliğe bağlamaya çalışıyorlar.
15 Temmuz’un yıldönümünde söylenenler, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO zirvesindeki derinliştirilen ilişkilerin gereğiydi. O nedenle 15 Temmuz darbe girişimine tepki gösterirken, FETÖ’nün sponsorlarına laf edemediler.
FETÖ’yü kuran, kollayan, büyümesini sağlayan, ona içeride ve dışarıda operasyonlar yaptıran, darbeye teşvik eden ABD’dir, NATO’dur, Gladyo’dur.
FETÖ liderine ev sahipliği yapan, onu ve diğer FETÖ liserlerini Türkiye’ye teslim etmeyen, FETÖ’cülerin hâlâ çeşitli ülkelerden Türkiye’ye operasyon yapmasını sağlayan ABD’dir, NATO’dur, Gladyo’dur
FETÖ’cülükle mücadele meselesi
15 Temmuz darbe girişiminin üstünden 10 yıl geçti. FETÖ’yle iyi mücadele edildi mi? Büyük oranda evet. Peki FETÖ’cülükle iyi mücadele edilebildi mi? Hayır.
FETÖ’yle mücadele başka, FETÖ’cülükle mücadele başkadır. FETÖ’nün devletteki boşluğunu başka tarikatlarla doldurmaya çalışanlar, FETÖ’yle mücadele ediyordur ama FETÖ’cülükle mücadele etmiyordur.
Ve en önemlisi: ABD-NATO-Gladyo üçgeni içinde kalınarak FETÖ’cülükle mücadele edilemez.
FETÖ’cülükle gerçekten mücadele etmek isteyenler, ABD emperyalizmiyle karşı konumlanmalıdır ve NATO üyeliğini değil bağımsızlığı savunmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Temmuz 2026
DERSHANE SAVAŞININ PERDE ARKASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/11/2013
Atılan şu başlıkların tamamı doğrudur: “AKP ile Cemaat arasında kılıçlar çekildi”, “AKP-Cemaat kavgasında yeni boyut: Dershaneler”, “Medyada AKP-Cemaat savaşı patladı” vs…
Ama bu gerçekten daha önemli ve siyaseten çok değerli bir başka gerçek daha var. O gerçeğe geleceğiz ama önce savaşın bu seferki muharebesine göz atalım.
ERDOĞAN’A FİRAVUN BENZETMESİ
AKP ile Cemaat arasında, daha doğrusu Erdoğancılarla Gülenciler arasında büyük bir savaş var. Bu savaş Gülencilerin Erdoğan’a kadar uzanabilecek MİT’e operasyonuyla şiddetlendi, ardından Erdoğancıların Gülencileri Emniyet ve Yargı’da tırpanlamaya başlamasıyla yeni cephelere uzandı.
Savaşın yeni cephesi artık dershaneler. Bu cephe, Cemaat açısından o kadar kıymetli bir cephe ki, var güçleriyle savunuyorlar. Hatta AKP içindeki güçlerini de kullanıyorlar.
Örneğin AKP Milletvekili İdris Bal’ın açıklamaları, hem savaşın hangi boyutta olduğunu göstermesi bakımından hem de hangi tür silahların çekilmiş olduğunu resmetmesi bakımından önemli. Bal, “dershaneler kapatılamaz, yer altına iner ve varlığını sürdürür” diyerek pes etmeyeceklerini belirtiyor. Hatta Bal, dershanelerin kapatılmasının teröre hizmet edeceğini bile söylemekten çekinmiyor.
Benzer ağırlıkta suçlamaları Erdoğancılar da yapıyor.
Ama en ağırını bizzat Fethullah Gülen dile getirdi ve Erdoğan için firavun, karun, tiran benzetmeleri yaptı!
ALTIN NESİL, KİNDAR NESİL KAVGASI
Peki dershaneler neden bu kadar değerli?
Kuşkusuz işin parasal boyutu var. Hatta Cemaatçilere istihdam sağlaması boyutu da var. Ama daha önemlisi dershanelerin Cemaat için karargâh olmasıdır, örgüt olmasıdır, altın nesil yetiştirme merkezi olmasıdır.
Cemaat için dershaneler, emniyete, mülkiyeye, yargıya, yani devlete girme ve yerleşme merkezleridir.
Erdoğan ise “paralel devlet” dediği Cemaat’in bu imkânını artık elinden almak istiyor.
Yani ortada aslında devlete egemen olma mücadelesi var: Gülen’in altın nesli mi, Erdoğan’ın kindar nesli mi?
EĞİTİMİN KARŞI-DEVRİMDEKİ ROLÜ
11 yıllık AKP iktidarında en çok değişen bakan, Milli Eğitim Bakanıydı. Ayrıca en çok bu bakanlığın programı değişti. Sınav sistemleri defalarca değişti. Okula başlama yaşları bile değişti.
Peki neden? Yukarıdan baskıyla toplum muhafazakârlaştırılırken, aşağıdan da “kindar nesil” yetiştirmek için.
Tamam, Kemalist Devrim bir karşı devrimle bastırıldı, Cumhuriyet 2007’de yıkıldı, kurumlar teker teker ele geçirildi ve dönüştürüldü. Peki ya toplum, halk, millet?
İktidar, yıktığı Cumhuriyet’in üzerine yeni bir rejim inşa ederken, aynı zamanda toplumu da dönüştürmeyi sağlayamazsa, kesin başarı elde edemez; muharebeleri kazanır ama savaşı kaybeder!
ANITKABİR’DE GÖRÜLEN İKTİDAR SEÇENEĞİ
İşte başta söylediğimiz siyaseten daha değerli olan asıl gerçeğe gelmiş bulunuyoruz.
Tamam, AKP ile Cemaat savaşıyor, tamam bir mevziyi ele geçirmek için kılıçları çekmiş durumdalar. Ama asıl önemli olan en son 10 Kasım’da, Anıtkabir’de ortaya çıkan iktidar seçeneğidir.
O seçenek belirdikçe, Cumhuriyet karşıtı koalisyon dağılmaktadır. O seçeneğin gücü sergilendikçe koalisyon ortakları birbirine düşmektedir.
Cumhuriyet’in yeniden inşası sürecinde, Türkiye açısından asıl önemli olan bu gerçektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Kasım 2013
SURİYE’DE ERDOĞAN VE GÜL FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/09/2013
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Suriye’yle ilgili son günlerde üst üste yaptığı açıklamalar, Çankaya’nın hükümetten farklı düşündüğünü ortaya koydu.
GÜL: İRAN DIŞLANAMAZ
Örneğin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye’de açık açık savaş isterken, hatta TBMM’yi yok sayarak, “kurulacak her türlü koalisyonda rol almaya hazır olduklarını” ilan ederken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tersini söylüyor ve “Türkiye’nin herhangi bir savaş arzusu yoktur” diyor.
Örneğin Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Washington ile Moskova’nın uzlaştığı “diplomasiye” itiraz ederken, Gül diplomasinin tercih edilmesini memnuniyetle karşılıyor.
Örneğin Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Suriye’de Esad’ı açık açık hedef alırken, Gül BM toplantıları için gittiği New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, “iç savaş” yaşandığını belirttiği Suriye’de taraflardan birine özel bir vurgu yapmıyor.
Örneğin Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin El Kaide’ye bağlı Nusra Cephesi’ni desteklediği herkesin bildiği bir sır iken, Gül “El Kaide tehlikesinin farkındayız” diyor.
Örneğin Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Esad yönetimini desteklediği için açıkça İran’ı suçlamış ve karşısına almışken, Gül New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamalarda yeni bir çıkış yapıyor ve “Suriye çözümünde İran’ın dışlanamayacağını” belirtiyor.
Örneğin Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Cenevre sürecine ayak sürerken, Gül Cenevre’ye destek veriyor ve yetinmeyerek Cenevre’de başarının Rusya ve İran’ın çözüme angaje edilmesinden geçtiğini vurguluyor.
ERDOĞAN BOP’ÇU, GÜL PASİFİKÇİ
Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? İnceleyelim:
Tıpkı Erdoğan ile Fethullah Gülen’in karşı karşıya gelmesinin nedeninde olduğu gibi, Erdoğan ile Gül’ün ayrışmasında da iç nedenler dışında bir de dış neden vardır.
O dış neden, ABD’deki bölünmeden kaynaklanmaktadır: ABD hâkim sınıfları FBI’in CIA Başkanlarını sorguladığı, CIA başkanlarının “gönül ilişkisi” üzerinden tasfiye edildiği, Pentagon’da görevden almaların hızlandığı, Beyaz Saray’da beklenmedik istifaların geldiği bir yoğunlukta çarpışmaktadır.
16 Mayıs 2013 tarihli “Erdoğan BOP’çu, Gülen Pasifikçi” başlıklı incelememizde bu bölünmeye işaret etmiştik. Şimdi benzeri Erdoğan ile Gül arasında yaşanıyor.
Yani BOP’çu Erdoğan ile Pasifikçi-Obamacı Gül karşı karşıya geliyor.
AYRIŞMANIN İÇEREYE YANSIMASI
Peki ya içerideki nedenler? Daha doğrusu Washington’a dayanan bölünmenin içeriye nasıl yansıdığını da gelin özetle inceleyelim:
1. Gül, Obama’nın mecbur kaldığı “Suriye’de önce diplomasi” tercihine destek vererek, açık açık Washington’a Erdoğan’dan farklı olduğunu ve rol talep ettiğini göstermiş oluyor.
2. Gül Suriye’de Erdoğan’dan farklı konumlanarak, Gülen’le aynı cephede olduğunu sergilemiş oluyor.
3. Gül ile Gülen, ana muhalefet partisinin izlediği Suriye politikasına daha yakın durarak, ABD’ye “iktidar olabilecek toplam gücümüz var” mesajı vermiş oluyor.
YEDEĞE VURGU, ERDOĞAN’A YARAR
Ancak Washington’un Gül-Gülen ittifakının Kılıçdaroğlu ile bir cephe kurarak Erdoğan’a karşı rakip olabileceğini çok gerçekçi görmediğini düşünüyoruz. Zira Türkiye iç politikası üzerine tezler üretilen düşünce merkezleri, bu konuya henüz eğilmiyor.
Gül-Gülen ittifakı ile Kılıçdaroğlu’nun bir cephede buluşturulması Washington açısından ancak bir yedek plan olabilir ve o planın da hedefi iktidar olmaktan ziyade iktidarı terbiye etmektir!
Yani ABD, Erdoğan’ı istediği çizgide tutabilmek için bu yedek planıyla ara ara tehdit edecektir. Geçmiş dönemler, geride kalan hükümet senaryoları buna işaret etmektedir.
Dolayısıyla ABD’nin esas planını değil de, yedek planını hedef almak, Erdoğan kuvvetlerini tahkim edecek ve AKP içinde safları sıklaştıracaktır. Sonuç olarak da Erdoğan’a yarayacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Eylül 2013
ABD AÇILIM’A SARILDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/06/2013
Birkaç gündür süren gelişmelere bakılırsa, ABD önce “dış mihrak” komplosuna sarılan AKP’yi sertçe uyardı, ardından da Haziran Ayaklanması’nı savuşturabilmesi için harekete geçti. Peki, neler yaptı?
ABD ARTIK SAHADA
1. ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone AKP Genel Merkezi’ne gitti ve Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’la uzun bir görüşme yaptı.
Görüşmenin ayrıntılarını bilmiyoruz ama görüşme sonrasında olanlara bakarak bir fikir edinebiliyoruz…
2. Geçen hafta Haziran Ayaklanması’nın etkisiyle Öcalan’a “bölücü başı”, “terörist başı” diyen Erdoğan, dünkü grup konuşmasında bu sözleri kullanmadı. Hatta sözlerinin genel anlamına bakılırsa, “bölücü başı” yeniden “barış elçisi” olmuştu!
3. Francis Ricciardone Doğu ve Güneydoğu turuna çıktı ve şöyle dedi: “Bizim rolümüz şimdiye kadar cesaret vermek, teşvik etmekti.”
Peki ya şimdi?
Şimdi hem AKP’den TÜSİAD’a kadar tüm kuvvetlerini seferber edecekti, hem de bizzat kendisi harekete geçecekti. O nedenle de ziyaretleri bölgeyi teftiş gibiydi. Öyle ki kendisinden “KCK tutsaklarını serbest bırakılmasını” isteyen Belediye Başkanı bile oldu. Sanırsın büyükelçi değil de bu devletin bir yöneticisi!
TÜSİAD AÇILIM’A AKTİF DÂHİL
4. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin dışında 30 kişilik bir AKP heyeti de Doğu seferine çıktı. 21 Batı ilinden 30 AKP milletvekili beş gün boyunca bölgede temaslarda bulundu.
5. ABD ve AKP’nin dışında TÜSİAD da bölgeye sevk edildi. Şırnak’ın Cizre ilçesinde toplanma kararı alan TÜSİAD, AKP’nin Açılımı’na tam destek verdi.
“Doğu ve Güneydoğu Ekonomi ve Kalkınma Zirvesi: Cizre Buluşması” isimli toplantıya TÜSİAD tam kadro katıldı; Haziran Ayaklanması nedeniyle Erdoğan’ın açıkça hedef aldığı Koç ve Boyner de Cizre’deydi.
6. Öte yandan Erdoğan ile Obama telefon görüşmesi yaptı. Hükümet sözcüsü Bülent Arınç ile Beyaz Saray’ın açıklamasının toplamına bakılırsa, Obama hem Erdoğan’dan Gezi eylemlerindeki duruma dair bilgi almış, hem de Suriye ve Açılım konularını görüşmüştü.
AÇILIMIN İKİNCİ AŞAMASI
7. BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “İkinci Aşama’ya geçtik” mesajıyla döndü.
8. Hükümet kaynaklarına göre Öcalan’ın ilan ettiği “Açılımın İkinci Aşamasının” dört ayağı vardı: A. Anadilde eğitim. B. Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Şartındaki şerhin kalkması. C. Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nda düzenleme yapılması. D. Eve Dönüş Yasası’nın kapsamının genişletilmesi.
GÜLEN’DEN ANADİLDE EĞİTİME DESTEK
9. ABD sadece AKP’yi, PKK’yi ve TÜSİAD’ı değil, Gülen Cemaatini de harekete geçirdi. Kuzey Irak’ta yayın yapan Rudav’a konuşan Fethullah Gülen, 2. Aşama’nın 1. Ayağına, yani “anadilde eğitime” açık destek verdi.
Zaten AKP de bu konuda harekete geçmiş ve adım adım anadilde eğitimin yolunun taşlarını döşemişti. Zaman’ın dünkü haberine göre, hükümetin önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacağı yeni bir düzenlemeyle artık özel okullarda Kürtçe eğitim yapılabilecekti.
10. Tüm bu gelişmelerin taçlanacağı toplantı ise bugün yapılacak. Raporunu hazırlayan Akil Adamlar Başbakan Erdoğan’la buluşacak!
AÇILIM, HALK AYAKLANMASINI BÖLER Mİ?
Peki, Açılım’da 2.Aşama’ya geçerek, AKP’den PKK’ye, TÜSİAD’dan Gülen Cemaatine kadar tüm aktörleri aynı hedefe kilitleyerek, Açılım ile alanlardaki kitleleri bölmeye çalışarak Haziran Ayaklanması bastırılabilir mi?
Kuşkusuz yanıtı halk verecek ama şimdiden şuna dikkat çekelim: Halk her şeyden önce Açılım’a, AKP’nin Öcalan’la müzakere etmesine ve Türk ile Kürt’ü adım adım ayrıştırmasına karşı! Halk Kürt, Ermeni, Kıbrıs açılımları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanmasına karşı!
Yani ABD’nin Halk Ayaklanması’na karşı bulabildiği “panzehir”, Ayaklanma’nın ana nedenlerinden biri.
ABD’nin Türkiye’deki iktidarını Açılım üzerinden savunabilmesi artık mümkün değil. 60 yılda adım adım yıktığı Cumhuriyeti, Türk milleti yeniden inşa ediyor…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2013
#DirenmeTayyipErdoğan
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/06/2013
Taksim eylemlerinin sloganı, “diren Taksim” şeklindeydi; yayıldı, “diren Ankara”, “diren İzmir”, “diren Türkiye” oldu. Türkiye’de ve dünyada Türkler, twitter üzerinden “#direnTaksim” başlığıyla mesajlaştılar.
Halk direne direne egemen oldu! Bu kez Erdoğan köşede ve direnmeye çalışıyor!
Peki, Erdoğan nasıl bir direnme stratejisi izliyor?
ABD BÖLÜNDÜ, AKP BÖLÜNDÜ
1. Erdoğan, geri adım atmıyor, daha doğrusu bastığı ayağını sabit tutmaya çalışıyor. Zira biliyor ki, tek bir geri adım atsa, yamaçtan yuvarlanan kartopu gibi olacak, durdurulamaz şekilde düşecek.
2. Erdoğan köşeye sıkışmış vaziyette ve elindeki kılıcını gelişigüzel sallıyor! Siyasal konumu o kadar kötü durumdaki, o psikolojiyle, herkesi düşman görüyor.
3. Erdoğan kapalı kapılar ardında Abdullah Gül’e ve içerideki ekibine köpürüyor. Arkadan hançerlendiğini düşünüyor. İş öyle bir noktaya vardı ki, Ankara’ya döndüğünde, bu kez açık açık “partime nifak sokuyorlar” demeye başladı.
4. Halk hareketi AKP’yi fiilen böldü; Erdoğan’ın izlediği “direnme stratejisine” tepkiler gittikçe daha duyulur seslerle ifade edilmeye başladı.
Kimi milletvekilleri twitter’dan açıkça Erdoğan’ı eleştiriyor, kimi AKP kurucuları ise Erdoğan’ın Cami yalanlarını açıktan yalanlıyor.
5. ABD’deki iç çarpışmanın Türkiye’ye yansıması, Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen cemaatini karşı karşıya getirdi. Yaklaşık iki yıldır amansızca çarpışıyorlar. Cemaat halk hareketini fırsat bilerek Tayyip Erdoğan sonrası için hazırlık yapıyor. Erdoğan, bu durumu partisinde safları sıkılaştırmak için kullanmaya çalışıyor.
6. ABD’deki iç çarpışma, Erdoğan’ı Cengiz Çandar gibilerle de karşı karşıya getirdi. Erdoğan’ın kurmayları, bu durumu da “batı parmağı” gibi söylemlere vesile yapmaya gayret ediyor.
7. Erdoğan, açıkça bazı bankaları hedef aldı ve “ümüğünüzü sıkacağız” dedi. Sermaye kesiminin bir bölümüyle yolları ayrılan Erdoğan, “faiz lobisi” diye bir düşman üretti. Bu lobi, varsa bile, 11 yıldır Erdoğan’ın müttefikiydi.
8. Erdoğan’ın konumu, başta Dışişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü olmak üzere tüm bürokrasi içinde de bir kırılmaya yol açtı. Bazı “akil” bürokratlar “ne yapıyoruz biz” demeye başladı.
ERDOĞAN’IN MİTİNGCİKLERİ
9. Erdoğan, Pazar günü Taksim halk mitinginin basında yer almaması için ilginç bir taktik yürüttü. Ankara’ya indikten sona şehre yaklaşırken, üstü üste mitingler düzenledi. Daha doğrusu mitingcikler düzenledi. Öyle ki, canlı yayınlayan TV kanalları, kitleyi değil, sadece Erdoğan’ı göstermek zorunda kaldı.
Erdoğan, bu sürekli mitingcikleriyle ekranların sadece kendisini vermesini ve Taksim’in gölgelenmesini istedi.
10. Erdoğan ayrıca balkondan balkona konuşarak, partisini diri tutmaya, safları sıklaştırmaya ve çözülmeyi geciktirmeye çalışmış oldu.
BİBER GAZIYLA OLMADI, APO’YLA DENİYOR
11. Erdoğan, açılım ortağı BDP-PKK’yi sahaya sürdü. Birkaç gündür işliyoruz: Erdoğan, biber gazıyla başaramadığını Apo posterleriyle başarmaya çalışıyor. İzmir bu girişime teslim olmadı ve o posterleri açılamadan indirdi. İstanbul ise bir ölçüde bu tabloya teslim oldu. Apo posterleri açıldı, bir saat açık durdu; halkın protestosu nedeniyle BDP indirmek zorunda kaldı.
12. Erdoğan’ın onca olaydan sonra hâlâ gençleri çapulcu, alkolik, ayyaş diye suçlaması, sanatçılara açıkça savaş açması, kimi sermaye gruplarına “ümüğünüzü sıkacağız” demesi, CHP’yi “pislik zihniyet” diye nitelemesi, sürekli bağırması, sürekli tehdit etmesi kuşkusuz psikologların incelemesi gereken bir durumdur. Biz sadece en basitinden, Erdoğan’ın kontrolü yitirdiğini söyleyebiliriz.
13. Erdoğan son konuşmasında “7 ay sabredin, seçim var” mesajı verdi. Yani iktidarda kalabilmek için 7 ay daha vade istedi. 7 ayda halk hareketini eriteceğini, bu enerjiyi bitireceğini düşünüyor…
“İktidarımı sonuna kadar koruyacağım” diyerek savunmaya geçen Erdoğan’ın sandığı kurtuluş gördüğü bu şartlarda, halk hareketini sürdürebilmek, hayatidir.
TÜRKİYE AÇILIMI
Erdoğan Kürt, Ermeni, Kıbrıs, Alevi açılımlarıyla 10 yıldır Türk milletini bölerek yönetmeyi sürdürdü. Ancak bölünen millet 31 Mayıs 2013’ten itibaren Türk bayrağı altında birleşerek, Erdoğan’a “Türkiye Açılımı” yaptı!
Türkiye Açılımı, AKP’yi böldü, yandaş gazeteleri böldü, AKP’nin akillerini böldü, AKP’ye destek veren sermaye gruplarını böldü, ABD’nin içerideki koalisyonunu böldü!
Halk hareketi, bölünerek zayıflayan, gittikçe yalnızlaşan ve köşeye sıkışan Tayyip Erdoğan’a yüklenmeyi sürdürmelidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Haziran 2013