Posts Tagged Xi Jinping

Orman kanununun panzehri

Pekin, ABD Başkanı Donald Trump’ın ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırladı. Uluslararası basında iki ziyaretin farkları üzerine çeşitli analizler yapılıyor. 

Ancak iki ziyareti birbiriyle kıyaslamak doğru bir yöntem değil. Çünkü ilki rakibin, ikincisi ise ortağın ziyaretiydi. Bu nedenle ilkinde “çatışma” dahil birçok uyarı, ikincisinde de ise ortaklığın her boyutta derinleştirilmesi amacı vardı. 

Hegemonizme karşı işbirliği

Bu temel fark Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı 40 anlaşmaya ve iki ülkenin dünyaya ilan ettiği ortak bildiriye yansıdı. 

Çin ve Rusya’nın “çok kutuplu dünya düzeninin inşasına ilişkin ortak bildirisi” içeriği, mesajları ve hedefleriyle yeni dünya düzenine işaret ediyor.

Pekin ve Moskova’nın ortak bildirideki tespitleri şunlar: “Tek taraflı zorlayıcı yaklaşımlar, hegemonizm ve blok çatışması gibi olumsuz yeni sömürgeci eğilimler yükselişte. Uluslararası toplum parçalanma ve yeniden ‘orman kanunu’na dönüş riskiyle karşı karşıya.”

İki lider bu riske karşı dünyaya “çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler” çağrısı yapıyor.

Çin ve Rusya bu bildiriyle “tek taraflı yaptırımların, blok siyasetinin, sıfır toplamlı oyun stratejilerinin ve hegemonya girişimlerinin kabul edilemez olduğunu” belirterek, askeri ittifakların genişlemesini reddediyor ve insan haklarının diğer devletlerin iç işlerine müdahale için bahane olarak kullanılmasına karşı çıkıyor.

Askeri işbirliğinin derinleştirilmesi

Çin ve Rusya, ABD’nin Asya-Pasifik stratejisine de ortak tutumla karşı çıkıyor. 

Pekin ve Moskova, NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine doğru genişleme eğilimine karşı çıkarken, Japonya’nın silahlanma programına ve askerileşmesine dikkat çekiyor, Tokyo’nun “ciddi güvenlik riski” oluşturduğunu belirtiyor.

İki ülke, bölgedeki bu risklerin karşılığında, askeri ilişkilerini daha ileri seviyeye taşıyacaklarını ilan ettiler. Bunu ortak askeri tatbikatları artırarak, hava ve deniz devriyelerini genişleterek, savunma koordinasyon mekanizmalarını güçlendirerek ve güvenlik alanındaki karşılıklı koordinasyonu derinleştirerek yapacaklar. 

Küresel yönetişim sistemi

Putin’in Çin’e 25. ziyareti bu. Her ziyaret, iki ülkenin işbirliğinin ve ortaklığının seviyesinin artmasıyla sonuçlandı. Bunu bazen “en sert kaya” benzetmesiyle, bazen de “Mao ile Stalin’in işbirliğini aşan işbirliği” benzetmesiyle sundu iki başkent… 

İki liderin bu son zirvesinde de, Xi, ikili ilişkilerin “binlerce darbeye rağmen yeni zirvelere ulaştığını” belirtti. Xi, iki ülkenin “karmaşık ve değişken dünyada, daha adil ve makul bir küresel yönetişim sistemi için birlikte çalışmasına” işaret etti. 

İran’a destek

İki liderin gündeminde iki çatışma da vardı. 

İran’a destek veren Xi ve Putin, ABD ve İsrail’in İran’a askeri saldırısının uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin temel ilkelerini ihlal ettiğini belirttiler. 

İki liderin Ukrayna krizinin çözümüne ilişkin ortak saptamları ise meselenin köküne işaret ediyor: Çözümün, ancak çatışmanın temel nedenlerinin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olduğunu savundular. 

Putin başından beri “kök meselenin” NATO’nun genişlemesi olduğunu belirtiyordu. 

Üç sonuç

Çin-Rusya zirvesini küresel güç mücadelesi bağlamında analiz edersek:

1) ABD hegemonyası zayıflıyor, çok merkezli/kutuplu yeni dünyanın inşası güçleniyor.

2) ABD’nin küresel liderlik kapasitesi zayıflıyor, Küresel Güney’in uluslararası ilişkilerdeki etkisi artıyor.

3) ABD-Avrupa işbirliği zayıflıyor, Çin-Rusya işbirliği güçleniyor. (Hatta Avrupa içinde ABD’den bağımsız Çin’le yararlı işbirliği yapma eğilimi yükseliyor.)

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Mayıs 2026

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İran’da askeri, Çin’de diplomatik yenilgi

ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretinden önce Ufuk Ötesi’nde yaptığımız analizde, “Trump’ın İran’da yenilerek, zayıf bir elle Çin’e gittiğini” belirtmiştik. 

Trump İran’da askeri yenilgi alarak gittiği Çin’de, bir de diplomatik yenilgi aldı. 

Atlantik’te şımarık, Çin’de saygılı Trump

Trump, iki ay öncesine kadar Çin’e karşı çatışmacı bir dil kullanıyordu. Bu ziyarette Trump’ın çatışmacı dilinin yerini, işbirliği arayan çok ölçülü bir dil aldı. Trump birçok meselede Çin ile birlikte hareket etmeye istekli görüntü verdi. 

Birçok uluslararası gözlemci, Trump’ın Pekin’deki konuşmasını, “ilk kez devlet adamlığı profiline yaklaştı” diye yorumladı. Trump’ın saldırgan, kibirli, şımarık, üsttenci, ölçüsüz dilinin yerine, Pekin’de muhatabına çok saygılı ve kibar bir dili vardı.

Özetle Atlantik ve Ortadoğu başkentlerindeki şımarık Trump’ın yerine, Çin’in başkenti Pekin’de çok saygılı ve ölçülü bir Trump gördük. 

İran’ın ABD’ye verdiği ders

Trump’ın ruh hali düzelmiş değil elbette. Onu Pekin’de saygılı olmaya zorlayan güçtür; birincisi Çin’in büyük gücü ve ikincisi de İran’ın verdiği ders. 

Bu köşede daha önce “Trump Hürmüz’de battı” başlıklı bir analiz yapmıştık. Evet, Trump İran’da boyunun ölçüsünü aldı ve o ölçünün de etkisiyle, başka ülkelere davrandığı gibi Çin’e davranamayacağını gördü. 

İran’a diz çöktüremeyen ABD’nin, Çin karşısında eşitliği ve dengeli ilişkiyi kabul etmek dışında bir çaresi yok artık. 

Tukidides Tuzağı kaçınılmaz değil

ABD’nin güç kullanımı seçeneği elbette var ama bu bir çözüm ya da çare değil. Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping açık açık uyardı Trump’ı, “Tukidides Tuzağına” düşülmemesini, “o tuzağı aşarak büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma oluşturulmasını” savundu. 

Nedir Tukidides Tuzağı? Antik Yunan tarihçi Thucydides, Atina ile Sparta arasında yaşanan Peloponez Savaşı’nın kaçınılmazlığını şu şekilde kaydetmişti: “Savaşı kaçınılmaz kılan şey, Sparta’nın yükselişi ve bunun Atina’da yarattığı korkuydu.”

ABD ve Çin aynı kaçınılmaz durumla karşı karşıya mı peki? Xi Jinping’in uyarısı bundan kaçınılabileceğine işaret ediyor. 

Tukidides Tuzağı, Batılı kodlara sahip ve hegemonik güç mücadelesi anlayışına dayanıyor. Bir ölçüde satranç gibi; rakibin şahı ele geçirilmeli.

Çin ise Batılı kodlara sahip değil, hegemonya karşıtı, hegemonik güç mücadelesini reddediyor. Diplomasisine satranç yerine go oyunu anlayışı yansıyor; yani rakibin hareket alanını daraltmayı esas alıyor. 

Buradan bakılınca, Çin’in geçiş sürecini savaşsız sağlamayı başarabileceği görülüyor. Çin yönetimi, zamana yayıyor, hareket alanını daraltıyor ve ABD’yi savaşı tercih edemeyecek duruma mecbur etmeye çalışıyor. 

İlk kez “çatışma” uyarısı

ABD’ye savaşı tercih etmemesi gerektiğini anlatmanın yollarından biri de savaşın maliyetini göstermektir. İran Küresel Güney adına, Asya adına iyi bir ders vermiş ve o maliyeti hissettirmiş oldu ABD’ye. Çin bunun üzerine “çatışma” uyarısı ekleyerek ABD’ye kesin bir sınır çizdi. 

Evet, Pekin’deki ABD-Çin zirvesinin en kritik konusu Tayvan’dı ve Xi Jinping ilk kez geleneksel Çin diplomasisini aşarak ABD’ye “çatışma” uyarısı yaptı. Xi Trump’a Tayvan konusu iyi yönetilmezse, iki ülke arasında çatışma yaşanabileceğini söyledi. 

Bu, bugüne kadar Çin’in ABD’ye Tayvan konusunda yaptığı en sert uyarıydı. 

Çünkü İran’da da görüldü ki ABD’nin en iyi anladığı dil, gücün dilidir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Mayıs 2026

, , , , , ,

1 Yorum

Trump Çin’e yenilerek gidiyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Savaşı nedeniyle ertelediği Çin ziyareti, 14-15 Mayıs’ta olacak. Demek ki Hürmüz Savaşının en azından bu aşamasının sonu geldi. 

Çünkü Hürmüz Savaşı ya da ABD’nin İran’a saldırısı, son tahlilde ABD’nin Asya’ya saldırısının başlangıcıydı. ABD fırsat buldukça, Asya’ya karşı “silahlı siyaset” izlemeyi sürdürmek isteyecektir. Tabii İran’ın etkili yanıtı, ABD’nin fırsat koridorunu fazlasıyla daraltmış oldu.

Trump’ın eli zayıf

Hürmüz Savaşı’nın bu haliyle ABD’ye çok kritik bir yenilgi tattırdığı ortada. 

Bu ABD-Çin ilişkileri bağlamında şu anlama geliyor: Trump, ertelediği eski tarihe göre, şimdi Çin’e daha zayıf bir elle gidiyor. 

ABD İran’da yenildi, Trump İran’da siyaseten kaybetti. Bu, Trump’ın Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in karşısına daha zayıf oturması demek. 

Daha geniş planda ise anlamı şu: ABD Çin’e ticaret savaşını kazanamadı, ardından Trump’ın yaptırımları Pekin’in geri adım atmaması nedeniyle sonuç alamadı. 

Bunların üstüne İran’da yenilmiş bir ABD’nin Çin üzerinde baskı kurabilmesi artık düne göre çok daha zor.

Siyasi kaldıraçlar

Trump’ın Çin ziyaretinin zemini ekonomi-politik, öncelikli amacı da Çin’le ticareti dengelemek ve Çin’in ticaret kapasitesini sınırlayabilmek. 

ABD bunu sadece ekonomik araçlarla, yani gümrük tarifelerini artırmak benzeri araçlarla yapmıyor, aynı zamanda siyasi araçları kaldıraç olarak kullanmaya çalışıyor. 

Bu siyasi kaldıraçlar şunlar: Japonya ve Güney Kore’deki askeri varlığı, Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerle Çin’e karşı işbirliği, Uygur kışkırtması ve Tayvan meselesi. 

Ancak ABD bu siyasi araçları bakımından da Hürmüz’de kan kaybetmiş oldu. 

Amerikan caydırıcılığı’ sorunu

İran’da yenilen, müttefiklerine açtığı güvenlik şemsiyesi işe yaramayan, müttefik desteği olmadığında bir bölge savaşını kazanamayan, stok yenileme zorluğu yaşayan ABD’nin elindeki kartları daha etkili kullanabilme kapasitesi zayıfladı. 

Örneğin “İran’a karşı Arap ülkelerindeki üslerini koruyamayan bir ABD, Çin’e karşı topraklarımızdaki üslerini nasıl korur” sorusu artık Japonların ve Güney Korelilerin gündemindedir. Bu ülkelerde ABD stratejisine eklemlenerek Çin’e düşmanlık yapılmasını savunanların eli zayıflıyor, Çin’le bağımsız ve iyi ilişki geliştirmek isteyenlerin eli güçleniyor.

Dolayısıyla ABD’nin İran’da yenilmesi, Washington’un Çin’e uygulamaya çalıştığı askeri çevreleme stratejisini zayıflatacaktır.

ABD’nin nafile Tayvan hamlesi

Gelelim asıl konuya, Tayvan’a. Çin için ABD’yle kurulacak her türden ilişkinin, yapılacak her türlü işbirliğinin ön şartı Tayvan’dır, “tek Çin” politikasıdır. Dolayısıyla konu Trump’ın ziyaretinin de parçasıdır. 

ABD resmen “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama attığı imzalara aykırı olarak Tayvan’la farklı bir tür ilişki geliştirmeye çalışıyor. ABD Tayvan’ı bağımsız bir ülke olarak tanımıyor ama uydusu niteliğindeki çoğu ada devleti olan 11 ülkenin Tayvan’ı tanımasını sağlıyor. 

Tayvan’ı tanıyan tek Afrika ülkesi olan Esvati’ye bir “Tayvan lideri” gezisi planlandı. Bu gezi, Trump’ın Çin ziyareti öncesinde, Washington’un “Tayvan kartı elimde” mesajından başka bir şey değil. Tam da Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’ın lideri Cheng Li-wun’un Pekin’i ziyaret ederek Xi Jinping’le görüştüğü ve “barışın tohumlarını ekme” mesajı verdiği süreçte “Tayvan liderini” uluslararası sahaya çıkarmak, tipik bir Amerikan işi. 

Şu farkla ki Washington’un bu çabalarının artık koz değeri yok.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mayıs 2026

, , , , ,

Yorum bırakın

Çin’e özgü sosyalist finans

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in “Çin’e özgü sosyalist finans” makalesi, küresel finans merkezlerinde çok ses getirdi. Çin Komünist Partisinin (ÇKP) ideolojik ve politik çizgisini yansıtan Qiushi dergisinde yayınlanan makale aslında yeni değil, Xi’nin 2024 tarihli bir konuşmasına dayanıyor. Ancak konuşma eski olmasına rağmen, iki yıl sonra makale olarak yayınlanması, dikkat çeken bir etki yarattı. 

Bu etkinin ana kaynağı, son iki, hatta özellikle son bir yılda yaşanılanlar aslında.

Düzenin sonunun işaretleri

ABD Başkanı Donald Trump’ın rakiplerine hatta müttefiklerine açtığı ticaret savaşları ve ABD’nin yazdığı kurallara uymaması, “sistemin çözülmeye başlaması” olarak yorumlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu Davos’ta bunun bir G7 ülkesi lideri tarafından açıkça ifade edilmesi, sürecin ne denli hızlı ilerleyebileceğine işaret ediyor. 

Kanada Başbakanı Mark Carney’in o sözlerini anımsayalım: “Kurallara dayalı düzen hikayesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Ama artık ‘o güzel hikaye’ bitti.” Daha da önemlisi Carney, yeni dönemi bir geçiş değil, bir kopuş olarak niteliyor.  

Yuan’ın küresel rezerv para olma hedefi

İşte Xi’nin iki yıl önceki konuşmasının makale halinin bu kadar ses getirmesinin nedeni budur; ABD’nin doları siyasi bir araç olarak kullanmasının zirve yapması ve bunun sonucunda da doların rezerv para olarak “güvenli liman” rolünün sorgulanması. 

İngiliz Financial Times başta finans gazetelerinin Xi’nin makalesini “Yuan’ın küresel rezerv para olması hedefinin ilanı” diye öne çıkarması bundan.

Xi makalesinde Çin’in nasıl “güçlü bir finans ülkesi” olacağı üzerinde duruyor ve bunun temel şartını şu şekilde formüle ediyor: “Uluslararası ticaret, yatırımlar ve döviz piyasalarında yaygın biçimde kullanılan, merkez bankalarının rezervlerinde yer alan güçlü bir ulusal para birimine sahip olmak.”

Bu da “dolar merkezli sisteme” Yuan’ın alternatif olması iddiası diye yorumlanıyor.

Sosyalist finansın özellikleri

Xi, makalesinde “Çin’e özgü sosyalist finans” anlayışını sistematik hale getirmeyi hedeflediklerini belirtti. 

Xi’ye göre bu modelin temel özellikleri şunlar:

– Parti liderliğinin merkezde olması,

– Finansın reel ekonomiye hizmet etmesi,

– Risklerin sıkı biçimde denetlenmesi, 

– Piyasa ve hukuk temelli yeniliklerin teşvik edilmesi,

– İstikrarın korunması.

Çin’e özgü finansal kültür

Xi’ye göre “finansal büyük güç” olmak, yalnızca büyük bir ekonomiye sahip olmakla sınırlı değil. Ne gerekiyor başka peki? 

Xi yanıtını şöyle veriyor: “Güçlü bir merkez bankası, sistemik riskleri yönetebilen makro ihtiyati çerçeve, küresel ölçekte faaliyet gösterebilen finansal kurumlar ve uluslararası yatırımcıları çekebilen finans merkezleri.”

Xi’nin yaklaşımında asıl dikkat çeken ise meselenin sadece ekonomi olmadığını belirtmesi, etik ve kültürel zeminin önemini vurgulaması. Xi bu amaçla “Çin’e özgü finansal kültür” inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu kültürün temel özelliklerini de “dürüstlük, güvenilirlik, temkinli hareket etme ve hukuka bağlılık” diye açıklıyor. 

Evet, büyük bir ekonomi, güçlü bir merkez bankası, uluslararası finansal kurumların anlam kazanabilmesi, o ülkenin dürüst, güvenilir ve hukuka bağlı olmasından geçiyor. 

Böylece Xi, ABD’nin kurallara uymadığı yeni dönemde, “kurallara bağlılık” diyor.

Üretim, ticaret, rezerv para

ABD hegemonyası temel olarak iki sütun üzerinde yükseldi: Askeri sütun ve dolar sütunu. Bu iki sütun birbirine bağımlı. Birinin zayıflaması, diğerini de etkiliyor. Çünkü ABD’nin doları “silah gücüyle” dünyaya egemen para kabul ettirmesi, 800 üsse yayılmış askeri gücünün yarattığı ekonomik sorununun da çaresi. ABD’nin darphanede sürekli dolar basabilme avantajı yani. 

İşte mesele bu. ABD’nin lüksünü yaşadığı bu dönem kapanıyor. Doların rezerv para olma oranı düşmeye başladı. 20 yılda bu oran yüzde 70’ten yüzde 56’ya geriledi. 

Çünkü ABD artık küresel ticaretin lideri değil. Dünyada en fazla ticaret yapan ve en çok ülkenin birinci ticaret partneri olan ülke Çin. Ve Çin adım adım ticaretinde Yuanı ve ticaret yaptığı ülkenin ulusal parasını kullanmaya başladı. En önemlisi de Çin’in Suudi Arabistan, İran, Venezuela ve Rusya’yla petrol alışverişinde doların yerine yuan ile ulusal paraları tercih etmeye başlamış olması.

Diğer yandan ABD dünyanın en büyük üreticisi de değil, o tahtına da Çin oturdu. Haliyle üretenin parası da üretimle paralel olarak etkinleşecektir. 

Doların Yuan’a açtığı savaş

Tamam, bugün Yuan’ın rezerv para olma oranı yüzde 2 seviyesinde ama ABD egemen sınıfı, önümüzdeki süreçte bunun adım adım artacağından endişe ediyor.

Trump’ın asıl kabusu da bu…

İşte dolar bu nedenle Yuan’a savaş açmış durumda.

Trump bu nedenle Venezuela’ya operasyon yapıyor, bu nedenle gümrük tarife savaşları açıyor. 

Ama en önemlisi de şu: Trump bu nedenle BRICS’i dolardan vazgeçmemesi için açık açık tehdit ediyor. 

Tabii nafile… 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
3 Şubat 2026

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın Çin döngüsü

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’e son meydan okumasının ardından, yine geri adım attı. Son olarak 1 Kasım’dan itibaren Çin’e ek vergi kararı alarak ticaret savaşında el yükselten Trump, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in “nadir element kartı”nı göstermesinin ardından geri adım atmak zorunda kaldı. 

Çünkü ABD’li yüksek teknoloji şirketleri Çin’in nadir toprak elementlerine önemli ölçüde bağımlı, tam da bu nedenle Çin’in ABD’ye satışları durdurması, bu küresel şirketleri çok olumsuz etkileyecekti. 

Kısmi anlaşmada uzlaşma

Trump ABD’li şirketlerden gelen baskı üzerine bakanlarının Çinli bakanlarla Malezya’da bir uzlaşı aramasını istedi. 

Kuşkusuz ticaret savaşı, ABD gibi Çin’in de yararına değildi ve Beijing yönetimi uzlaşı arayışını kabul etti. ”Temel bir uzlaşı” bulununca, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in, Güney Kore’deki APEC toplantısı sırasında görüşmesi ayarlandı. 

Trump’ın olağanüstü önemde gördüğü ve toplantıdan önce “4 saat sürer” tahmini yaptığı görüşme, 1 saat 40 dakikada tamamlandı. Sonuçta kapsamlı bir anlaşma olmasa da kısmi bir anlaşmaya varıldı. Özetle ABD gümrük tarifelerinde indirime gidecek, Çin de ABD’ye nadir element satışını bir yıl daha sürdürecek. 

Xi Trump’a çıkış yolu gösterdi 

Anlaşmaya varabilmenin ABD açısından ne kadar kritik önemde olduğu, Trump’ın görüşmeyi şu puanlamasından da anlaşılıyor: ”Genel olarak 0’dan 10’a, bir ölçeğe tabi tutmak gerekirse görüşme, 10 üzerinden 12 değerindeydi.”

Xi Jinping’in mesajları ise aslında ABD’ye çıkış yolu gösterir nitelikte. Xi, “Çin ve ABD, iki ülkenin ve dünyanın yararına somut ve güzel işler yapmak için birlikte çalışabilir” ve “Ekonomi ve iş ilişkileri, Çin-ABD ilişkileri için bir çıpa ve itici güç olmalı, bir engel ve sürtüşme sebebi değil” diyerek, ABD’nin de yararlanacağı zemini göstermiş oldu. 

Hatta Xi Jinping, “Çin’in kalkınması, ABD’nin ‘Amerika’yı yeniden büyük yapma’ vizyonuyla çelişmiyor” diyerek ABD için bir tehdit oluşturmadıklarını söyledi ve şu sözleriyle de bir nevi teminat verdi: “Çin ABD’ye meydan okuma ve onun yerini alma niyetinde değil. Biz, Çin’in kendi işlerini iyi yürütmesine, kendimizi geliştirerek kalkınma fırsatlarını dünyanın tüm ülkeleriyle paylaşmaya odaklanıyoruz, başarımızın sırrı da bu.” 

Kuyruğu dik tutma çabası

Peki buradan ciddi bir ilerleme çıkacak mı, yoksa yeniden bir düşüş mü yaşanacak? Çünkü Trump’ın Çin’e karşı küresel ticaret savaşını grafiğe dökerseniz, inişli-çıkışlı bir eğri görürsünüz. 

Nitekim Trump 10 üzerinden 12 puan verdiği görüşmenin ardından nükleer kart açtı. Daha yoldayken, Pentagon’a “derhal nükleer teste başla” talimatı verdi. Bunu da şu sözleriyle gerekçelendirmeye çalıştı: “ABD diğer ülkelerden daha fazla nükleer silaha sahip. Rusya ikinci, Çin ise uzak bir üçüncü sırada ancak 5 yıl içinde eşitlenecekler.”

Açık ki geri adım atmak zorunda kalan Trump, silah göstererek kuyruğu dik tutmaya çalışıyor. 

Çatışma-yumuşama döngüsü

Obama döneminde Çin, ABD’nin esas hedefi ilan edildi. Devamı olarak ilk döneminde Trump Çin’e ticaret savaşı açtı. Biden döneminde bu savaş sürdürüldü. Dahası ABD ve NATO belgelerine “Çin mücadele edilecek baş rakip” olarak kaydedildi. Trump ikinci döneminde ticaret savaşının ivmesini artırdı. 

Ama Trump ikinci döneminde daha bir yılını doldurmamışken,  Çin’le üç kez vites yükseltip düşürdü. Buna Trump döngüsü de diyebiliriz: Meydan oku, geri adım at, çatışmayı seç, yumuşama ara… 

Bu bir strateji ya da taktik değil, bu baş rakibinin yükselişini önleyebilme konusunda manevra alanı gittikçe daralan ABD’nin çaresizliğidir aslında… 

Hatta bu durum ABD’nin “yeni-Monroe doktrini” tartışmalarını da yükseltmiş durumda. Bunu da ayrıca tartışalım.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Kasım 2025

, , ,

Yorum bırakın

Amerikan zorbalığına karşı Çin-Rusya ortaklığı

Küresel güç mücadelesinin çok boyutlu ilerlediği süreçte, Moskova’da kritik önemde bir zirve vardı: Çin-Rusya liderleri zirvesi.

Avrupa’nın Hitler zorbalığından ve Nazilerden kurtuluş günü töreni için Moskova’ya giden Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte ABD başta tüm dünyayı ilgilendiren çok önemli mesajlar verdi. 

Önce mesajları tek tek inceleyelim, ardından da bu mesajlardan hareketle küresel güç mücadelesindeki son durumu ele alalım:

Tarihteki en yüksek seviye

Putin’in kapsamlı işbirliği ve ortaklık mesajı:  “Rusya-Çin ilişkileri, tarihteki en yüksek seviyeye ulaştı.”

Putin’in ABD’nin küresel ticaret savaşına karşı ortaklık mesajı: “Rusya ve Çin, üçüncü ülkelerin etkisine karşı koruma altına alınmış, sürdürülebilir bir karşılıklı ticaret sistemi kurdu.”

Putin’in ABD’nin dolar silahına karşı dolarsızlaşma hamlesi mesajı: “Rusya ve Çin arasındaki neredeyse tüm ticareti operasyonlar ruble ve yuan cinsinden gerçekleşiyor.”

Sakin ve kendinden emin ortaklık

Xi’nin Amerikan zorbalığına karşı ortaklık mesajı: “Çin ve Rusya, tek taraflılık, güç politikası ve zorbalığa karşı özel sorumluluk üstlenecek.”

Xi’nin ortaklığın niteliği mesajı: “Çin ve Rusya arasında bağ, ‘daha sakin, kendinden emin, istikrarlı ve dirençli hale’ geldi.”

Xi’nin çok kutupluluk ve ekonomik küreselleşmenin niteliği mesajı: “Eşit ve düzenli çok kutuplu dünya, yararlı ve kapsayıcı bir ekonomik küreselleşme için Çin ve Rusya el ele çalışacak.”

Trump’ın Altın Kubbe’sine ortak tepki

Xi ve Putin, imzaladıkları ortak bildiriyle, ABD’nin “Altın Kubbe” füze savunma sistemi projesine sert tepki gösterdiler. İki lider, Trump’ın bu projesinin “istikrarı derinlemesine bozacak bir niteliğe sahip olduğunu” belirterek, “ABD’nin bu projeyle uzaya silah konuşlandırmayı öngördüğü” uyarısı yaptı. 

Altın Kubbe, ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlar başlamaz ilan ettiği ve 27 milyar dolar bütçe ayırdığı bir proje. Trump bunu bir ihtiyaç diye savunabilmek için “Çin’in hipersonik füzelerine karşı savunma sistemi” diye tanıttı. 

Nükleer risk uyarısı

Xi ve Putin, imzaladıkları ortak bildiride hem “nükleer riske” işaret ettiler hem de ABD ve müttefikleri ile askeri ittifakları olan NATO konusunda uyarılar yaptılar:

”Nükleer beşli içindeki bazı ülkeler, Soğuk Savaş zihniyetinin terk edilmesine bağlı kalmıyor.”

”Askeri ittifaklar, güce dayalı baskı uygulamak için nükleer devletlerin sınırlarına kadar genişliyor. Bu genişlemeyle beraber gelişmiş saldırı silahları sistemlerinin konuşlandırılmasına yönelik adımlar da atılıyor.”

ABD’nin durduramayacağı süreç

Mesajlar böyle, gelelim bu mesajlardan hareketle küresel güç mücadelesindeki son duruma…

ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı ve küresel liderliğinin erozyona uğradığı şartlarda çok kutuplu/merkezli bir dünya adım adım inşa oluyor. ABD ve Çin, “belirleyen” iki merkezi, AB, Rusya ve Hindistan ise “etkileyen” üç merkezi oluşturuyor. 

Trump, her ne kadar Ukrayna’da “tavizli barış” üzerinden Rusya’yı Çin’den koparmayı amaçladıysa da bunu başaramayacağını sanırım görmeye başladı. ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından gelen kimi işaretler, ABD’nin Rusya’yı AB ve İngiltere’nin dengeleyiciliğine bırakarak, doğrudan Çin’e yönelmek istediğine işaret ediyor. Amerikan devlet aygıtı, Asya Pasifik’te Hindistan’dan Japonya’ya uzanan bir zincirle Çin’i çevreleme stratejisini derinleştirmenin peşinde…

Sonuç mu? Washington’un hiçbir hamlesi, çok merkezli dünyanın inşasını durduramayacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mayıs 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD, Çin-Rusya ortaklığını bozabilir mi?

Küresel ölçekte, Avrupa güvenlik mimarisinde ve Transatlantik ilişkilerde çok hızlı gelişmeler yaşıyoruz. Bu baş döndürücü trafik, özellikle Avrupa açısından önem kazanıyor. 

Avrupalı liderlerin temel endişesi, II. Dünya Savaşı ile birlikte kotarılmış Transatlantik düzen ve ilişkilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın politikaları nedeniyle zayıflamakta olduğudur. 

Avrupa’nın üç endişesi

Trump-Musk merkezli Silikon Vadisi iktidarının üç uygulaması Avrupa’da bu endişeleri artırmış durumda: 

1) ABD hükümetinin Avrupalı sağ partilerle ilişkisi ile Brüksel’e dönük demokrasi ve ifade özgürlüğü eleştirisi.

2) ABD’nin Avrupa’yı pek dikkate almadan Rusya’yla Ukrayna savaşını bitirmek üzere müzakerelere başlaması. 

3) ABD hükümetinin Avrupa ülkelerini daha da olumsuz etkileyecek ek vergi hazırlığı. 

Trump ve Putin “ittifak” mı kuruyor?

Avrupalı liderlerin çoğunluğu, Trump-Putin telefon görüşmesiyle başlayan yeni süreci kabaca “ABD’nin AB’ye sırtını dönmesi” olarak yorumluyorlar. Bundan daha önemlisi ise bir kısmının olanları “Trump-Putin ittifakı” inşası diye yorumlamasıdır. 

Önceki yazımda da işaret etmiştim, Fransa Başbakanı François Bayrou bu görüşü en net şekilde ortaya koydu: “Putin ve Trump arasında düşünülemez bir ittifaka tanık oluyoruz, bu da Avrupa’yı kendi topraklarında marjinalleştiriyor. AB’nin bu konuda ne kadar zayıf olduğunu görmek korkunç” (Sputnik, 19.2.2025).

Burada temel soru şudur: Paris’in ve AB’nin çoğunluğunun endişe ettiği “Trump-Putin ittifakı”, “ABD-Rusya ittifakı”na dönüşür mü? 

Rusya’ya Batı kapısı açma hamlesi

Trump’ın Ukrayna merkezli politikalarını daha önce bu köşede “Kissinger’ın dönüşü” metaforu ile incelemiştim. ABD’li ünlü stratejist Henry Kissinger, ölmeden önce yaptığı pek çok konuşmada, Ukrayna‘yı NATO üyesi yapma çabası üzerinden ABD’nin Rusya’yla karşı karşıya gelmesinin ”Rusya’yı Çin’in Avrupa’daki ileri karakolu” yapacağını, bunun da ABD’nin çıkarlarına aykırı olduğunu belirtiyordu. Kissinger, özetle, 50 yıl önce ABD nasıl SSCB’yi yalnızlaştırmak için Çin açılımı yaptıysa, 50 yıl sonra bu kez Çin’i yalnızlaştırmak için Rusya açılımı yapması gerektiğini savunuyordu. 

İşte Trump’ın yapmaya çalıştığı budur. Trump tıpkı Kissinger gibi Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunun bu savaşın ana nedeni olduğunu söylüyor, “Rusya G7’ye dönmeli” diyerek tıpkı Kissinger’ın işaret ettiği gibi Rusya’ya Batı kapısı açmaya çalışıyor.

Peki bu politikalar sonuç alabilir mi? Yani ABD, Çin-Rusya ortaklığını bozabilir mi?

Putin Yeltsin değil

Bu soruyu ”Rusya, Yeltsin dönemindeki gibi Putin döneminde de aynı tuzağa yeniden düşer mi?” diye sorabilir ve yanıta şu iki ilişki düzlemine bakarak ulaşabiliriz:

1) Rusya, bir Atlantik ekonomi saldırısı altında, esas yaslanacağı adresin Çin ve Asya olduğunu çok iyi deneyimledi. Biden hükümeti yaptırımları başlattığında Rusya ekonomisinin çökeceğini, bunun da Putin yönetiminin yıkılmasına yol açacağını hesaplıyordu. Çin’in Rusya’yla yürüttüğü petrol ve doğalgaz merkezli ticaret, ABD’nin hesabının tutmamasını kolaylaştırdı.

2) Xi Jinping ile Putin’in derinleştirdiği çok boyutlu işbirliği, hem Pekin’de hem de Moskova’da Mao ile Stalin’in kurduğu stratejik ortaklığı aşan bir işbirliği olarak nitelendiriliyor. Çünkü iki ülkenin işbirliği 1+1‘in 2’den fazla etmesi ölçeğindedir. İki ülkenin işbirliği, ŞİÖ ve BRICS platformlarının etkisini artırarak, çok kutuplu dünya inşasını sağlamaktadır.

Elbette bu iki temel ilişki düzlemine başka düzlemler de ekleyebiliriz ve bu, şu sonucu daha da pekiştirir: Trump’ın Rusya-Çin ortaklığını bozabilme olasılığı yok ama Putin’in Trump’ın hamlesinden yararlanma olasılığı çok.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Şubat 2025

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

Xi-Putin zirvesinin sonuçları

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping zirvesinden, tarihi önemdeki “Yeni Dönemde Kapsamlı Stratejik İşbirliği Ortaklığının Derinleştirilmesi Ortak Bildirisi” çıktı.

Bugün bu ortak bildiriyi inceleyelim:

Tehdit: ABD

Bildiri, öncelikle bir tehdit değerlendirmesi yapıyor. Sadece iki ülkeyi değil, tün dünyayı tehdit eden kuvvetin ABD olduğunu saptıyor. 

İki lider, ABD’nin, “askeri üstünlük için stratejik dengeyi bozmaya çalıştığını” belirtiyor. Özellikle ABD’nin bunu “küresel füze savunma sistemi kurma” çabasıyla yerine getirmeye çalıştığına dikkat çekiyor. 

ABD özellikle son dönemde Pasifik bölgesini hedef alan askeri hamleler başlatmıştı. Konuyu 13 Nisan 2024’te bu köşede “ABD Asya-Pasifik’i askeleştiriyor” başlığı altında işlemiştik: ABD’nin çeşitli ülkelerle ikili askeri işbirlikleri, Japonya’yla “ortak komuta yapısı” kurma adımı, Japonya ve Avustralya ile “ortak hava ve füze savunma ağı” kurma çabası, üçlü askeri tatbikatlar, USARPAC Komutanı Charles Flynn’in “bölgeye orta menzilli füze yerleştireceklerini” açıklaması vb.

Özetle ABD Çin’le hesaplaşmaya hazırlık olarak Pasifik’i askerileştiriyor, silahlandırıyor, cephe inşa ediyor.

Küresel Güney’in birliği ve gücü

Ortak bildiri ve liderlerin açıklamaları, bu tehdidin panzehirinin “çok kutupluluk” olduğuna işaret ediyor. 

Xi Jinping ortak basın toplantısında, “Dünyanın çok kutupluluğa yönelik genel tarihi eğilimi izlemesi ortak stratejik tercihimiz” diyerek Çin ve Rusya’nın ortak hedefine işaret etti.

Kuşkusuz bunda yeni bir şey yok, iki lider de hem daha önceki ortak bildirilerinde, hem de tek tek açıklamalarında bu hedefi defalarca ilan etmişlerdi. Ancak bu seferki yeni ve çok önemli vurgu şu: Xi Jinping, Çin ve Rusya’nın “Küresel Güney’in birliğini ve gücünü tesis edeceğini” ilan etti.

BRICS’in rolü artacak

Peki zaten inşa olmakta olan “çok kutupluluğa” hangi mekanizmalarla ilerlenecek? Ya da Küresel Güney’in birliği ve gücü hangi mekanizmalarla tesis edilecek?

Putin’in önceki yazımda incelediğim Xinhua söyleşisinde de BRICS’e yeni dönemde özel bir rol verileceğine işaret ediliyordu. Nitekim Xi ve Putin’in ortak bildirisinden de o yönde kararlar çıktı.

– BRICS’in küresel meselelerdeki rolü artırılacak.

– BRICS, küresel gündemin şekillendirilmesine katkıda bulunacak.

– BRICS + platformu geliştirilecek.

– BRICS, küresel ticarette dolar yerine ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik edecek.

Ortak bildiriye göre çok kutupluluk hedefine ilerlemede yararlanılacak diğer araçlar ise Avrasya Ekonomik Birliği ile Kuşak ve Yol İnisiyatifi. Ancak daha önemlisi, ortak bildiride bu iki mekanizmanın entegrasyonu hedefleniyor!

IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı

ABD’nin Çin ve Rusya’nın inşa etmekte olduğu Xi’nin ifadesiyle “yüksek karakterli ortaklık”tan ne kadar rahatsız olduğu ortada. Tam bu süreçte ticaret savaşı kapsamında Çin’e yönelik yeni yaptırım ve tarife yükseltme kararı alması buna işaret ediyor. 

Ama daha önemlisi ise IMF’nin bu ABD hamlesine karşı yaptığı açıklamaydı. IMF Sözcüsü Julie Kozack, 1) ABD’nin Çin’den ithal edilen ürünlere tarife artırmasının açık kapı politikasına aykırı olduğunu, 2) ABD’nin açık ticaret politikalarını sürdürmesinin ülkeye daha iyi hizmet edeceğini ve 3) ABD ile Çin’in ticari gerilimleri çözmek için birlikte çalışması gerektiğini “tavsiye” etti.

IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı gelmesi bile dünyanın değişmekte olduğu gerçeğine işaret etmeye tek başına yeter aslında…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Mayıs 2024

, , , , , ,

2 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın