Posts Tagged İsrail

FİDAN OLAYININ PERDE ARKASI

Önce Wall Street Journal hedef aldı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, ardında da Washington Post.

Wall Street Journall’a göre Fidan Suriye’deki radikal grupların güçlenmesini sağlamıştı ve üç yıl önce İran’a İsrail hakkında istihbarat sızdırmıştı. David Ignatius ise daha da ileri gitmiş ve Washington Post’ta, Fidan’ın 10 MOSSAD ajanının isimlerini İran’a verdiğini iddia etmişti.

FİDAN DEMEK, ERDOĞAN DEMEK

Kuşkusuz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan’ın Cemaat tarafından hedef alınmasını nasıl algıladıysa, bugün de aynı şekilde algılıyor: Yani Fidan demek, Erdoğan demektir!

Nitekim her iki makale de genel olarak , “ABD Fidan’ı (Erdoğan) hedef alıyor” diye yorumlandı.

Ancak Hakan Fidan’ın hedef alınış biçiminde bir anormallik var. Zira Fidan’ı, dolayısıyla Erdoğan’ı İrancılık yapmakla suçlamak Batı’da “Erdoğan karşıtlığı” şeklinde okunsa da, Türkiye’de ve Ortadoğu’da hem inandırıcı bulunmaz, hem de Erdoğan’ın aleyhine bir durum oluşturmaz!

Üstelik MOSSAD Başkanı Tamir Pardo ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan son 6 ayda, Kahire’de, İstanbul’da birkaç kez görüştü ve iki kurum ilişkisi sorunsuzdu. Hatta “özür olayından” sonra ilişkilerin geliştiği de kamuoyuna servis edilmişti.

Dolayısıyla Washington acaba bu haberlerle, Türkiye düzleminde AKP’ye destek veriyor fakat dünya düzleminde beysbol sopası mı göstermiş oluyor? İçeride tahkim edip, dışarıda terbiye mi ediyor? Fidan ile Erdoğan’ın hedef alınması aslında ne anlama geliyor? Anlamaya çalışalım:

YENİ ORTADOĞU SÜRECİ

1. Suriye savaşındaki yeni durum, yani ABD’nin Rusya’nın planına mecbur kalması, haliyle yeni bir süreci başlattı. Böyle süreçlerin atlatılması, aynı zamanda bir suçlu ya da kurban bulunmasına bağlıdır. Fidan’ı kurban etmek ABD’yi, hatta iyi yönetilirse, aslında Erdoğan’ı bile rahatlatabilir!

2. Suriye’deki yeni durum, ABD’nin İran ile ilişkisine de yansıdı. ABD Başkanı Barack Obama ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani önce mektuplaştı, sonra telefonlaştı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif ise baş başa görüştü.

Süreç, haliyle İsrail’i rahatsız etti. Böyle bir süreçte Erdoğan ile Fidan’ın İrancı diye suçlanması, gerçeği yansıtmasa bile ancak İsrail açısından bir değer kazanacaktır.

3. Mısır’daki devrim Suriye’de ABD’nin taşeronları olan Türkiye ve Katar ile Suudi Arabistan’ı karşı karşıya getirdi. Ankara Mursi’yi, Riyad ise geleneksel İhvan çekincesi nedeniyle Sisi’yi destekledi.

Bu saflaşmanın hemen ardından Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki istihbarat ofisini kapatması dikkat çekti. Bunu Ankara mı talep etti, yoksa Riyad kendiliğinden mi yaptı, henüz bilmiyoruz ama bu ofisin kapanmasının ilk ciddi sonucunun Suriyeli muhalifleri ilgilendireceğini, Riyad’ın yardım ve desteği belli oranda askıya alacağını tahmin edebiliyoruz.

4. Öte yandan Katar’ın da Suriye konusunda tavır değişikliğine gittiğini, ayrıntılarıyla bu köşede incelemiştik. Erdoğan’ın müttefiki olan Katar Emiri El Tani tasfiye olmuş, yerine oğlu El Tamim geçmişti. El Tamim de öncelikle Filistin Özerk Yönetimi üzerinden Şam’a “ülkesinin Suriye politikasını değiştireceği” mesajını göndermişti.

5. Bu durum tarafların kontrolündeki muhaliflere de yansıdı. Ülkeler ve istihbarat kurumlarının karşı karşıya gelmesi gibi, denetimlerindeki Suriye muhalefeti de birkaç parçaya bölündü.

6. “Yeni Ortadoğu Süreci” en çok Erdoğan hükümetini zor durumda bıraktı. AKP bir yandan Adana’daki “sarin gazı” operasyonu nedeniyle, bir yandan 21 Ağustos kimyasal komplosundaki rolü nedeniyle, bir yandan da El Kaide türevi örgütlerle ilişkisi nedeniyle Rusya’nın hedefi oldu. ABD’nin Rusya planına mecbur kalması, hatta Suriye muhalefetini Cenevre-2 Konferansı’na ikna etmek için Moskova’ya söz vermesi, benzer argümanların Batı’da da kullanılmasına yol açtı.

YENİ SÜRECE, SAVAŞ SUÇLUSU LAZIM!

İşte Hakan Fidan bu şartlar altında hedef alınmıştır. Fidan üzerinden Atlantik cephesinin, yani ABD, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın “aklanması” dört ülkeyi de rahatlatacaktır.

Ancak Erdoğan ve kurmaylarının bu istihbarat savaşını iyi yönetememesi halinde, süreç Türkiye açısından Hakan Fidan’ın hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun feda edilmesiyle de aşılamayacaktır!

Zaten son tahlil de öyle de olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ekim 2013

Reklamlar

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD İÇİN İSRAİL’İN ANLAMI

ABD’nin Suriye konusunda daha ileri gidemeyerek Rusya’nın çözümüne mecbur kalması, İran’la “yakınlaşmasını” da doğurdu.

İsrail’in salonu terk etmesine rağmen ABD heyeti BM Genel Kurulu’nda ilk kez İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi dinledi. Ardından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif 30 yıl sonra bir ilki gerçekleştirdi ve New York’ta baş başa görüştü.

Bu görüşmeyi, daha önce İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile mektuplaştığını açıklayan Obama’nın, bu kez de telefonlaştıklarını açıklaması izledi!

İSRAİL RAHATSIZ

Kuşkusuz bu “yakınlaşma” en çok İsrail’i rahatsız etti. İsrail bir numaralı müttefikinin, bir numaralı düşmanıyla yakınlaşmasını, güvenliğine tehdit olarak algılıyor.

Nitekim İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in tek başına kalsa bile İran’ın nükleer silah geliştirmesine izin vermeyeceğini açıkladı. “Tek başına” vurgusuyla Washington’u eleştiren Netanyahu, Obama’ya da çarpıcı bir göndermede bulundu: “Ahmedinejad kurt postu içindeki kurttu ama Ruhani, kuzu postuna bürünmüş kurt.”

İSRAİL ABD’YE YÜK OLMAYA BAŞLADI

Bu durum değişikliği, elbette emperyalist ABD’nin zorunlulukları ile çıkarlarının kesişmesinden doğan bir sonuçtur ve ABD’nin stratejik savunmada olmasıyla ilgilidir.

Ayrıca bu sonuç, Türkiye’deki kimi ulusalcı ve İslamcı çevrelerde hâkim olan “ABD’yi İsrail yönetiyor” algısının düzelmesi bakımından da fırsattır.

MOSSAD’a ve Yahudi Lobisi’ne fazlasıyla önem atfeden bu görüşler için İsrail, dünyanın efendisidir ve Washington’u parmağında oynatmaktadır.

Oysa gerçeğin böyle olmadığı ortadadır. Hatta ABD hâkim sınıfları içinde İsrail’in bir yük olmaya başladığı görüşleri son yıllarda ağırlık kazanmaktadır. Örneğin ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brezezinski’nin İsrail’in İran’a saldırma olasılığının konuşulduğu günlerde yaptığı şu çok çarpıcı açıklama öğreticidir: “Eğer İsrail savaş uçakları, Irak hava sahasını kullanıp İran’a saldırırsa ABD savaş uçakları havalanıp onlarla savaşmalı. İsrail’in uçakları tepemizde uçarken oturup seyredecek miyiz, onlara bu hakkı vermeme konusunda ciddi olmalıyız” (Milliyet, 24 Eylül 2009).

ABD’NİN ÜÇ İSRAİL PLANI

Daha anlamlısını ise ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden dile getirdi: “Eğer bir İsrail olmasaydı çıkarlarımızın korunabildiğinden emin olmak için bir tane İsrail icat etmek zorunda kalabilirdik” (Bloomberg HT, 1 Ekim 2013).

Biden bu veciz ifadesiyle, bizim yıllardır İsrail için kullandığımız “karakol devlet” kavramını açmış ve berraklaştırmış oldu!

Evet, ABD için İsrail’in anlamı budur!

İkinci dünya savaşının ardından Ortadoğu’nun kontrolünü İngilizlerden devralan ABD için, yeni kurulan İsrail, bir karakol devleti olarak çok değerliydi. ABD o karakol devletini kullanarak nüfuz etmek istediği bölgelerde sorunlar çıkartacak ve o karakol devleti üzerinden bölgeyi karıştıracaktı. Böylece bölgeyi denetleyebilecekti.

Hatta ABD, ilerleyen yıllarda Ortadoğu’da tek bir karakol devletinin yetmediğini gördü ve ikinci, hatta üçüncü İsrail devleti icat etmek istedi!

2000’e Doğru ve Aydınlık 30 yıldır ABD’nin üç İsrail Planı’nı vurguluyor:

1. Biden’ın ifadesiyle ABD’nin hazır bulduğu İsrail, birinci İsrail.

2. ABD’nin kurmaya çalıştığı Kürdistan, ikinci İsrail.

3. Kürdistan kurulunca küçülecek olan Türkiye. Küçük Türkiye, artık “ABD’ye bağımlı Türkiye” olmaktan çıkacak ve “ABD için Türkiye” olarak İsrailleşecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Ekim 2013

,

Yorum bırakın

İSRAİL PENCERESİNDEN SURİYE MESELESİ

Savaş cephesinin başlattığı Suriye krizi, Diplomasi cephesinin hamlesiyle artık Cenevre-2 Konferansı’na götürülüyor. Batı’nın 2,5 yıldır sürdürdüğü Suriye’yi bölme baskısı, Doğu’nun kurduğu barikatta eriyor ve Atlantik Cephesi bölünerek, Cenevre-2’ye razı oluyor.

Şangay İşbirliği Örgütü ŞİÖ Zirvesi’nin sonuç bildirisine yansıyan şu satırlar, artık geleceğe Batı’da değil, Doğu’da karar verildiğini gösteriyor: “Üye devletler, Suriye’deki krizin en kısa zamanda Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğinin korunması şartıyla, Suriyelilerin kendileri tarafından aşılmasından, bu ülkede şiddetin sona ermesinden, hükümet ve muhalefet arasında önkoşulsuz olarak 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre Anlaşmasına dayalı geniş politik diyalogun başlamasından yanadır.”

AKP, PKK VE İSRAİL KAYBETTİ

Evet, Atlantik Cephesi Suriye meselesinde artık bölünmüştür.

ABD ile AB arasında bölünen ve hatta NATO içi ve dışı müttefikleriyle toplamda değerlendirildiğinde dağılan Atlantik Cephesi’nin en mağduru ise AKP Hükümeti’dir. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin “hani savaşacaktık” diye yakınması ve diplomatik çözümü “kozmetik” diye değerlendirmesi, bu bölünmenin bir sonucudur.

Biz AKP’nin yalnızlaşması diye okuyoruz… AKP dışında en çok kaybedenler ise Kürt örgütleri ile İsrail’dir.

AKP, PKK ve İsrail’in kaybedenlerin başında olması, kuşkusuz aynı projenin enstrumanları olmalarındandır. Biz bugün, sadece İsrail’i inceleyeceğiz:

ABD’NİN KISITLI VARLIĞI, İSRAİL’İN ZARARINA

1. İsrail, fiilen zaten Suriye’yle bir savaştadır, çünkü iki ülke barış anlaşması yapmadı. Nitekim İsrail zaman zaman Suriye’ye ani saldırılar yapmaktadır. AKP Hükümeti’nin Türk hava sahasını açarak İsrail Hava Kuvvetleri’ne birkaç kez saldırı imkânı vermesi, Ankara ile Tel Aviv’in Şam karşıtlığındaki ortaklığının göstergesidir.

2. İsrail, her şart altında ABD postallarının Ortadoğu’da bulunmasından memnundur. Zira ABD askeri gücü, İsrail’in güvenliğinin garantisidir. İsrail bu nedenle Suriye’ye bir Amerikan müdahalesine en az Erdoğan kadar taraftardır.

İsrail’e göre bölgede Amerikan varlığının bulunması İran’ın nüfuzunu artırmasını engelleyecek ve böylece Tahran Tel Aviv’i tehdit edemeyecek.

3. İsrail, 21 Ağustos tarihli kimyasal komplo sonrasında ABD’nin Suriye’yi vurma olasılığının artmasından memnun olmuş fakat bunun “dar ve kısıtlı” olacağının Washington tarafından ilan edilmesinden sonra, memnuniyetini yitirmiştir.

Çünkü İsrail ABD’nin askeri varlığından ne kadar memnunsa, bunun kısa süreliğine olmasından da o kadar tedirgindir. Zira bilmektedir ki, bölge ABD’nin intikamını kendisinden alacaktır! Somutlarsak, ABD havadan Suriye’yi vuracak ama hem Suriye hem de Hizbullah acısını İsrail’den çıkaracak.

İSRAİL İÇİN MEVCUT DURUM, EN İYİ DURUM

4. İsrail’in güvenliğinin dayanağı olan Camp David Mısır’ı artık yok. 30 Haziran devrimi öncesinde Mursi Suriye’yle diplomatik ilişkileri kesmiş ve cihat ilan etmişti. Şimdi tersine diplomatik ilişkiler yeniden başladı ve Kahire, Suriye’ye müdahaleye karşı olduğunu ilan etti. Bu durum, İsrail’i hem yalnızlaştırdı, hem de 67-73 savaşları düşünülünce, yeniden Güney cephesini “güvensiz” hale getirdi.

5. Bu bölgesel şartları göz önünde bulunduran İsrail, Cenevre-2’ye karşı çıkmaktadır. Tel Aviv için en iyi durum, Şam ile ÖSO’nun sürekli çatışması durumudur. Suriye’de iç savaş, bu koşullarda İsrail’in güvenliğinin garantisidir.

SURİYE KARŞITLARININ TASFİYESİ

Ancak İsrail için en iyi durum olan mevcut durumun da artık sonuna gelinmiştir. Batı, Doğu’nun çizdiği çözüm yoluna artık mecburdur ve Cenevre-2 de bu yolun somut ifadesidir.

Daha önemlisi, Cenevre-2 sadece Suriye meselesinin diplomatik çözümü değil, aynı zamanda Suriye krizine taraf olan kuvvetlerin de tasfiyesinin başlangıcıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Eylül2013

, ,

3 Yorum

ERDOĞAN STRATEJİK SAVUNMADA

Mısır “darbesinin” arkasında İsrail’in olduğunu iddia eden Başbakan Erdoğan, haliyle pek ciddiye alınmadı.

Dün AKP’nin elindeki belgelerden birini sorgulamıştık; hani Yeni Şafak’ın manşet yaptığı, MOSSAD şefinin “darbeden” üç gün önce Mısır İstihbarat şefiyle görüşmesini kanıt gösteren haberi…

Erdoğan’ın elindeki bir diğer “belge” de “entelektüel Yahudi” dediği Bernard Henry Levy’nin 2011 yılında yaptığı bir konuşma ve orada söylediği şu sözler: “Mısır’da ordu, Müslüman Kardeşler’in iktidar olmasına izin vermez.”

Kuşkusuz Erdoğan hangi kahveye girse, en az üç masadan duyacağı bir yorum bu!

Dolayısıyla artık soru şudur: Peki, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bu kadar dayanaksız bir iddiayı nasıl dile getirir?

LEVY DÜN İYİYDİ, BUGÜN KÖTÜ!

Yanıtı arayalım ama bugün kötü adam ilan edilen Bernard Henry Levy’nin Bosna’dan Suriye’ye kadar hemen her konuda, hep Erdoğanların müttefiki olduğunu da anımsatalım:

Örneğin Levy, “ve Batı Bosna’da öldü” dediğinde gönüllerinde taht kurmuştu…

Örneğin Levy, Erdoğan’ın da yer aldığı Libya saldırısına açık destek ilan ettiğinde, muteberdi…

Örneğin Levy, “Suriye operasyonu Libya’dan daha iyi olacak; çünkü Türkiye var” dediğinde, akil adamdı… (El Arabia, 26 Temmuz 2012)

ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SARILDI?

Peki, Erdoğan neden Levy’yi harcadı? Ya da şöyle soralım: Erdoğan neden bu kadar dayanaksız bir iddiaya sarılmak zorunda kaldı? Kuşkusuz çaresizlikten, seçeneksizlikten…

Erdoğan ve kurmaylarını çaresizlik içinde bu iddiaya sarılmaya iten nedenler ise şunlardır:

1. Mısır’da İhvan rejiminin yıkılması ve Muhammed Mursi’nin devrilmesi, Arap ülkelerinde Erdoğan’ın istediği tepkiyi görmedi. Tersine, Mısır Ordusu’nun hamlesini açıkça destekleyen Suudi Arabistan’ın etkisi hâkim oldu.

Arapların birleşeceği yegâne konu ise İsrail’dir. İşte Erdoğan, Mısır’daki gelişmelerin sorumlusunu İsrail ilan ederek bu ittifakı sağlamaya çalışıyor.

2. Erdoğan’ın en önemli siyasi yatırımlarından biri de Hamas’dı. Erdoğan Hamas liderlerinden Halid Meşal’i, büyük tepkilere rağmen Türkiye’ye davet etmiş ve görüşmüştü.

Ancak Hamas da Mısır konusunda Erdoğan’ı yüzüstü bıraktı. Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri, Mısır konusunda tarafsız olduklarını açıkladı. (Bu arada Hamas içinde Meşal’in değil, Abu Mazrık’ın inisiyatif aldığını özellikle belirtelim.)

3. Erdoğan İsrail’i suçluyor, çünkü ABD’yi suçlayamıyor!

4. Erdoğan Suudi Arabistan’ı da açıktan suçlayamıyor zira önümüzdeki aylarda sıcak paraya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacak!

5. Erdoğan, iktidarının derin sarsıntılar geçirdiği şu günlerde, İsrail’i suçlamanın, hem gaz almaya hem de saflarını sıklaştırmaya yarayacağını hesap etmektedir.

ERDOĞAN STRATEJİK SAVUNMADA TAKTİK DENİYOR

Sonuç itibariyle Erdoğan yine çaresizce bir hamle deniyor. Üstelik dış politikası iflas eden Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin hamleleri, gittikçe etkisizleşiyor.

Tutarsız, dayanaksız, ölçüsüz bu taktik hamlelerin tek hedefi ise günü kurtarmak!

Zira Erdoğan, artık stratejik savunmada ve adım adım mevzi terk ediyor.

Müttefikleri yenilirken, Erdoğan ayakta kalmaya çalışıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

MOSSAD SİSİ’YE Mİ ERDOĞAN’A MI YAKIN?

Başbakan Erdoğan, Mısır’daki “darbenin” arkasında İsrail’in olduğunu iddia ediyor ve ekliyor: “Elimizde belgeler var.” (Ajanslar, 20 Ağustos 2013)

Başbakan Erdoğan’ın elindeki “belge” ise bir gün önceki Yeni Şafak’ın manşetiydi: “Cuntanın patronu MOSSAD.”

Kanıt? Çetiner Çetin imzalı manşet haberde şöyle deniyor: “MOSSAD Başkanı Pardo’nun darbeden 3 gün önce Mısır İstihbarat Başkanı ile bir araya geldiği ortaya çıktı.” (Yeni Şafak, 19 Ağustos 2013)

Peki, MOSSAD Başkanı Tamir Pardo’nun 27 Haziran’da Mısır İstihbarat Servisi Başkanı’yla görüşmesi General Sisi’ye destek anlamına geliyorsa, iki hafta öncesinde de, yani 12 Haziran’da Türkiye’ye gelip gizlice MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesi ne anlama geliyor? (hürriyet.com.tr, 12 Haziran 2013)

Yani MOSSAD Erdoğan’a da mı destek verdi? Üstelik Pardo’nun çantasında “Gezi eylemleri” olduğu da biliniyorken…

Gezi’nin arkasında faiz lobisinden Ergenekon’a, Beşar Esad’dan Vikingler’e kadar geniş bir yelpazede fail arayan bir hükümetin, Mısır’da “darbeye” bulduğu fail de ancak bu kadar olur!

İSRAİL İÇİN TEK ÖLÇÜT: CAMP DAVİD

Mısır’da olanı “darbe” diye nitelemediğimizi, 30 Haziran 2013’ün, çalınmış 25 Ocak 2011 devriminin ikinci dalgası olduğunu bu köşede yazdık, yinelemeyeceğiz…

Ancak biz Erdoğan’ın belgesini yine de ciddiye alıp, İsrail’in Mısır devrimini destekleyip desteklemediğini incelemeye çalışacağız. Ölçütümüz Cam David rejimidir.

Bildiğiniz gibi 1978 tarihli Camp David anlaşması, ABD’nin Mısır’a dayattığı ve İsrail’in güvenliğini garanti altına alan anlaşmadır. Ancak anlaşma, aynı zamanda Ortadoğu’da bir rejimin adıdır. Ve bu özelliğinden dolayı, Filistin meselesi ile İran konusu Camp David’in iki önemli sütunudur.

Dolayısıyla İsrail’in Mısır’daki her hangi bir siyasi olayı ya da aktörü destekleyip desteklemeyeceğinin göstergesi, o aktörün Camp David’e karşı tutumuna bağlıdır.

Örneğin Mursi, Camp David’e sadık kalmıştı; hatta Camp David’e imza atan Enver Sedat’ın ailesine, onun anısına üstün hizmet madalyası takmıştı! Peki, Mursi’yi yıkan halk-ordu devrimi Camp David’in neresinde? Bakalım…

MISIR’IN DEVRİMCİ PROGRAMI

Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, ülkenin yeni dış politika önceliklerini sıraladığı açıklamasında sorumuzun ipuçlarını veriyor:

1. Nebil Fehmi Filistin meselesine nasıl baktıklarını şu sözlerle açıklıyor: “Mısır’da istikrar olmazsa, Filistinliler haklarını elde edemez. Mısır’ın sahneden çekilmesiyle İsrail-Filistin barış görüşmeleri girdiği yoldan çıkar. Filistin davası Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın önceliğinde olacaktır.”

2. Ya İran? Bu köşede iki yıl önce belirtmiştik: 25 Ocak 2011 devrimi, 30 yıldır kesilmiş olan Mısır-İran ilişkilerini başlattı. Hatta bu ilişkiler birkaç ayda öyle bir ivme kazandı ki, Kahire Tahran’a Akdeniz’de savaş gemisi bulundurması için Süveyş’i bile açtı.

Bugün daha net anlaşılıyor ki, Mursi, devrimin bu devrimci gelişmesine doğrudan karşı çıkamamış. Nebil Fehmi’den dinleyelim: “Şimdi Mısır’da ve İran’da yeni hükümetler var, bu tabii ki Mısır’la olan eski dosyaların göz ardı edilmesi demek değildir. Mursi zamanında gerçekten bir yakınlaşma yoktu, sadece ziyaretler ve bir takım açıklamalar oldu.”

Yani Nebil Fehmi, İran’la yakınlaşmanın asıl şimdi başlayacağını belirtiyor.

3. Peki ya Batı’nın Sünni-Şii eksenli bölmeye çalıştığı Arapların birliğine nasıl bakıyor yeni hükümet?

“Arap dünyasını aynı 2. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bölmeye çalışan yoğun bir çabaya şahit oluyoruz” diyen Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, bu tabloya karşı mücadele edeceklerini ilan etmiş oluyor!

İSRAİL’İN BÖLGESEL STEPNESİ: AKP

İşte Mısır “darbesinin” arkasında İsrail’in olup olmadığının ölçütü bu açıklamalardır, hatta açıklamadan ziyade Kahire’nin bu konularda önümüzdeki aylarda neler yapacağıdır!

Dolayısıyla kimin arkasında kimin olduğunu tespit etmek için komplo yerine, bu türden ölçütlere başvurmalıyız. Ve o ölçütleri koyduğumuz zaman da karşımıza şu tablo çıkar:

1. AKP, Kürecik Radarı ile İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlıyor.

2. AKP, İsrail’in OECD üyeliğine geçit verdi.

3. AKP, İsrail’in Akdeniz diyaloğu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay verdi.

4. AKP, Suriye’yi vurması için İsrail’e, hem de birkaç kez, hava sahasını açtı.

Dolayısıyla one minute’dı, özürdü, Mavi Marmara’ydı, faiz lobisiydi, MOSSAD cuntanın başıydı lafları, hikâyedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ağustos 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TERÖR EKSENİ: AKP-PKK-MK

AKP Hükümeti’nin dış politikası, Türkiye’yi PKK ve Müslüman Kardeşler’le ortaklığa mahkûm etti! Artık ne bir dost komşumuz, ne de bölgede yan yana durabildiğimiz bir ülke var…

SURİYE

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkmak için savaş ilan eden ve 2,5 yıldır Esad’a karşı savaşan terörist grupları destekleyen AKP Hükümeti, sonunda bu ülkede PKK ile müttefik oldu. ABD’nin uyarısı sonrası desteklediği El Kaide örgütleriyle arasında “şimdilik” bir mesafe koyan Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu ülkedeki yeni ortağı, artık PKK-PYD’dir.

Esad’ı yıkamayan ama Türkiye’nin 910 kilometrelik sınırını “güvensiz” hale getiren AKP Hükümeti’nin dış politikası, sınır bölgemizi uluslararası terörizmin yeni üssü yaptı.

LÜBNAN

Atlantik adına Hizbullah karşıtlığına soyunan AKP Hükümeti, artık Lübnan’da da istenmiyor. Öyle ki iki pilotumuz hâlâ bu ülkede esir ve Dışişleri Bakanlığı Türk vatandaşlarına bu ülkeye gitmemeyi tavsiye etti. AKP, Lübnan’daki askerlerimizin bir bölümünü geri çekme kararı almak zorunda kaldı.

IRAK

Irak başbakanı Nuri Maliki’ye karşı Allawi-Haşimi’ye dayanarak açıktan darbeye soyunan fakat başaramayan AKP Hükümeti, diğer yandan Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le ittifaka ve petrol anlaşmaları yapmaya soyundu.

Ancak Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya yönelik bu hamleler, Maliki’nin Barzani’ye silah göstermesi nedeniyle rafa kalktı.

İRAN

AKP, ABD adına Tahran’ı masada tutmak için çok çabaladı ancak Suriye sorunu Ankara ile Tahran’ı tamamen karşı karşıya getirdi. Bu sonuç, hem AKP’nin İslamcı tabanı açısından, hem de İran’a doğalgaz bağımlılığı nedeniyle Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor.

MISIR

30 milyon Mısırlının iradesini yok sayarak Muhammed Mursi’nin devrilmesine “darbe” diyen ve ilk günden itibaren Müslüman Kardeşler’i meydanlarda direnmeye çağıran Erdoğan, Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerini de bitirmiş oldu.

Hem diplomatik ilişkilerin seviyesi düştü, hem de Ankara Kahire tarafından “içişlerine müdahale etmekle” suçlandı!

SUUDİ ARABİSTAN

Suudi Arabistan sıcak para açısından AKP’nin şu ana kadar en önemli müttefikiydi. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o sıcak para aşkına, Kral Abdullah’la görüşmesini, Kralın Ankara’da kaldığı otelde yapmak zorunda bile kalmıştı!

Üstelik Suudi Arabistan, AKP’nin Suriye’de Esad’ı yıkma politikasının da finansörüydü. Hem parayı hem de teröristi bulan ülkeydi. Ancak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler aşkı, AKP ile Suud ailesinin arasını da açtı.

İSRAL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS

Hüseyin Çelik’in deyimiyle Erdoğan’ın içeride milletin gazını alan İsrail politikası, Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğini dinamitledi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la petrol ve doğalgaz anlaşmasından tutun, üç ülkeyi kapsayan su ve elektrik hattı çekilmesine kadar bir dizi anlaşma yaptı.

Türkiye karşıtı bu gelişmelere rağmen AKP, ABD’nin zoruyla İsrail’i koruyan Kürecik radarını inşa etti, Suriye’yi vurması için İsrail’e hava sahasını açtı ve hatta uçaklarının İncirlik’te üslenmesine göz yumdu!

SONUÇLAR

Tüm bu gelişmeler bölgede ve uluslararası alanda şu sonuçları doğurdu:

1. Devletlerle değil, terör örgütleriyle müttefik olan AKP, kendi meşruiyetini tartışmalı hale getirdi.

2. AKP, komşularının teröristlerine yardım ederek, “terör hamisi” sıfatını elde etti.

3. Komşularını bölecek hamleler yaparak, “düşman” sıfatını kazandı.

4. Türkiye’yi tüm komşularıyla sorunlu hale getiren AKP Hükümeti, bölgede yalnızlaştı.

5. AKP, bölgede “güvenlik sorunu” haline geldi.

6. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilmesi sonrasında bölgedeki itibarı tavan yapan Türkiye’nin, AKP’nin 10 yıllık dış politikası neticesinde tüm itibarı sıfırlandı!

7. AKP, bu “düşmanlık” içeren dış politikaları yürütebilmek için de, içeride faşizan bir rejim kurmak durumunda kaldı.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’LE FLÖRT, PKK’YLE BALAYI

Muhafazakâr medyanın, İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın işine yarıyor” diye yorumlaması kuşkusuz ülkemizdeki İslamcı hareketlerin konumu açısından utanç vericidir. “Esad’ın her İsrail saldırısından sonra avuçlarını ovuşturduğunu” iddia eden muhafazakâr medya, aslında bir tek Atlantik cephesinin çıkarlarının savunulmasını muhafaza ettiğini sergilemiş oldu.

Muhafazakâr medyanın iki günlük bu psikolojik savaş çalışmasının ardından nihayet Başbakan Erdoğan sahneye çıktı ve İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın eline altın tepsi içinde sunulan koz” olarak niteledi!

Yazılanlar kuşkusuz psikolojik savaş merkezlerinin nasıl çalıştığını anlamamız bakımından bir laboratuvar hizmeti gördüyse de, esas olan bu topraklarda neden büyük bir anti-emperyalist İslamcı hareketin oluşamadığını çözümleyebilmektir.

ABD’NİN STRATEJİK AKTÖRLERİ

Bugün İsrail’in saldırıları üzerine yürütülen psikolojik savaş çalışması, dün de PKK için yapılıyordu. AKP Hükümeti PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia ederek, Suriye düşmanlığına yandaş arıyordu.

Artık bir AKP-PKK balayı yaşandığı için o argümanlar rafa kaldırılmış, yerine İsrail konmuştur. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, tabanlarındaki İsrail karşıtlığını Suriye karşıtı politikalarına malzeme yapmaya uğraşmaktadırlar.

Oysa tablo oldukça nettir:

1. ABD, AKP ile Suriyeli teröristleri Şam karşıtlığında askeri bölük haline getirmiştir.

2. ABD, AKP ve İsrail’i, özür üzerinden Suriye ve İran karşıtlığında birleştirmiştir.

3. ABD, AKP ve PKK’yi Kuzey Irak’ı Kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlama ve Diyarbakır’ı BOP’ta merkez yapma projesinde yan yana getirmiştir.

4. ABD, AKP ile Barzani’yi Bağdat ve Maliki karşıtlığında birleştirmiştir.

5. ABD, “AKP-PKK-Barzani-İsrail” dörtlüsünü Büyük Ortadoğu’da Amerikan Konfederasyonu kurması için aynı cepheye sokmuştur.

6. ABD, bir Türk-Kürt-Yahudi cephesi kurarak, Arap ve Fars’ın üzerine sürmeyi hesap etmektedir.

Tüm bu operasyonların Türkiye açısından karşılığı ne peki? Birincisi AKP’yi iktidar koltuğunda tutmak, ikincisi de AKP’ye petrol ve doğal gaz verip, TSK’ye boru bekçiliği yaptırmak.

ATLANTİK CEPHESİNİN SORUNLARI

Peki, kısmen ilerlemesine rağmen bu senaryolar gerçekleşebilecek mi?

ABD açısından durum: Asya-Pasifik merkezli strateji belirleyerek Ortadoğu’daki işlerini model ortaklarına devreden Washington açmaz içinde. Çünkü model ortak sonuca gidemiyor. Ayrıca Obama yönetimi ile yeniden Ortadoğu’ya girmek isteyen kesimler arasında ciddi bir iç mücadele var. Obama Suriye’ye girmesi baskılarını önce “kimyasal silah kullanımını” kırmızı çizgi ilan ederek savuşturdu. Bu yönde haberler servis edilince bu kez kırmızı çizgiyi “sistematik kullanım” şeklinde güncelledi. BM’de Şam yönetiminin değil, Suriyeli teröristlerin kimyasal kullanıldığının saptanması, ABD’nin bu iç mücadelesinin bir yansımasıydı.

İsrail açısından durum: Bir karakol devleti olan İsrail, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli stratejisi nedeniyle kalkanından oldu; AKP’nin varlığıyla teselli bulmaya çalışıyor. İsrail içinde kimi kuvvetler ABD’yi yenide bölgeye çekecek hesaplar içinde. Washington’un Tel Aviv’e rağmen İsrail’in Suriye’ye saldırdığını duyurması bu hesaplara dayanıyor.

PKK açısından: Öcalan’ın AKP’ye payanda olması ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a mesai arkadaşlığı yapması, örgütün yayın organlarına üstü kapalı yansıyacak düzeyde bir rahatsızlık yarattı. PKK’nin ideolojik kalemlerinin İsmail Beşikçi’ye bile savaş açabildiği bu yeni süreç kaygıyla izleniyor. Erdoğan-Öcalan projesinin Kürtleri Ortadoğu’da kurşun yapacağı gerçeği kaygıları daha da büyütüyor.

AKP açısından durum: ABD’nin model ortağı olan AKP Hükümeti, iki yıldır Esad’ı deviremediği için sıkıntılı. Zira problem sürdükçe hem sığınmacıların yarattığı sorunlar büyüyor, hem de Türkiye içinden yükselen tepkiler etkili olmaya başlıyor. 16 Mayıs’ta Washington’a gidecek olan Erdoğan, Obama’dan hem Suriye için hem de içerdeki muhalefete sert baskı uygulayabilmek için destek isteyecek.

Sonuç olarak Atlantik cephesinde sıraya dizilenler açısından işler hiç de iyi gitmiyor! Yani ABD’nin İsrail’le flört ettirdiği ve PKK’yle balayı yaşattığı AKP, sadece büyük bir utanca imza atmıyor, aynı zamanda sonunu da getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: