Archive for category Politika Yazıları

Erdoğan’ın Trump’a ‘ittifakı sürdürme’ mektubu

Türkiye, salgınla mücadelede yardımlaşma ve destek için ABD’ye de sağlık malzemeleri yolladı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu yardımla birlikte, Kovid-19’la mücadelede dünyanın en çok tıbbi destek sağlayan üçüncü ülkesi olduğumu ilan etti.

Ne mutlu bize!

Çavuşoğlu kısa bir süre önce de “Kendimizin tıbbi ekipman ihtiyacı olmasına rağmen 34 ülkeye yardım elimizi uzattık” demişti (15.04.2020).

Çavuşoğlu’nun “en çok tıbbi destek sağlayan” üçüncü ülke olduğumuzu ilan ettiği saatlerde ise Türkiye içinde maske dağıtımı konusu belirsizliğini sürdürüyordu. PTT’ydi, eczanelerdi derken bir türlü doğru düzgün dağıtılamayan maskelerin son olarak işyerleri tarafından dağıtılmasına karar verildi!

Neyse, konumuz bu değil. Konumuz, ABD’ye yardım nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Devlet Başkanı Donald Trump’a yolladığı mektup…

ABD’ye verilen mesaj

Erdoğan’ın Trump’a gönderdiği mektubun ilk bölümü iki ülkenin salgınla mücadeledeki başarılarını anlatıyor.

İkinci bölümde Türkiye’nin ABD’nin güvenilir ortağı olduğu, bu nedenle dayanışma sergileyeceğine ABD’nin güvenebileceği belirtiliyor.

Ve bu iki bölümü asıl bölüm izliyor…

Erdoğan Trump’a aynen şöyle diyor: “Suriye ve Libya başta olmak üzere, bölgemizdeki son gelişmeler, Türk-ABD ittifakının ve işbirliğinin en güçlü şekilde sürdürülmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Hadi Libya’yı geçtik… Fakat Suriye’deki hangi gelişmeler Türkiye-ABD ittifakının sürdürülmesinin gerektiğini göstermiştir?

ABD PKK’nin Suriye kolu olan PYD/YPG’ye TIR’lar dolusu silah yardımı yapaktan vaz mı geçmiştir ki Türkiye-ABD ittifakı Suriye’de sürebilsin?

ABD Suriye’nin kuzeyinde bir PYD devleti kurmaktan vaz mı geçmiştir ki Türkiye-ABD ittifakı Suriye’de sürebilsin?

Erdoğan’ın taktik amacı

Kuşkusuz bu iki sorunun Türkiye’nin çıkarına bir olumlu yanıtı yok…

O zaman geriye ne kalıyor?

Suriye’de Rusya ile yürütülen işbirliğinin AKP tarafından sürekli ABD’yle pazarlıkta kullanılan bir kart olduğunu biliyoruz. AKP’nin kendisine Suriye’de alan açan hedefleri konusunda Rusya’yla sorun yaşadığında da, ABD’ye mesajlar vererek Moskova’yı geri adım atmaya zorladığını da biliyoruz.

Bu türden taktik hamleler son dört yıldır çokça sergilendi…

Erdoğan’ın Trump’a “ittifakı sürdürme” çağrısı da yine bu türden bir taktik…

Ancak ekonomik kriz nedeniyle bu kez AKP’nin taktik seviyeyi yükseltmeye çalışabileceğinin işaretleri var.

S-400’lere salgın bahanesi

Anımsayın: S-400’ler 2020 Nisan’ında aktif hale getirilecekti. Türk görevlilerin eğitimi de dahil tüm çalışmalar bu takvime göre yapıldı.

Ancak Nisan ayı geldiğinde farklı bir tablo ortaya çıktı!

20 Nisan’da Reuters’e açıklama yapan bir Türk yetkili, S-400’lerin aktif hale getirilmesinin koronavirüs salgını nedeniyle birkaç ay ertelendiğini belirtti!

Ve bu açıklama yalanlanmadı!

Bir silah/savunma sisteminin aktif hale getirilmesinin virüs salgınıyla ilgisi ne peki? Örneğin salgın var diye TSK tankları çalıştırmıyor mu? Örneğin salgın var diye radarlarımız kapalı mı?

Böyle mazeret olur mu?

İki kırmızıçizgi

İşin esası, anlayabildiğimiz kadarıyla şu: Hem S-400’ü ertelemek hem de ABD’ye Libya ve Suriye’de ittifakı sürdürme mesajı vermek, AKP hükümetinin para arayışıyla ilgili…

Şu anda doları belli bir seviyede tutmak için Merkez Bankası’nın rezervleri eritiliyor. Ancak bunun bir sonu var.

AKP hükümeti o nedenle aşamalı olarak karantina önlemlerini de kaldırmayı planlıyor. Erdoğan belirtti: “Salgın tedbirlerini aşamalı olarak kaldırdıkça halkımızın ve devletimizin kasası tekrar dolmaya başlayacak” (28.4.2020).

Ancak görünen o ki, turizm gibi Türk ekonomisinin en önemli gelir kaynağı da bu yıl olmayacak ve ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıyayız.

AKP hükümeti o nedenle para arayacak. Daha önce Berat Albayrak’ın Londra tefecileri ve New York bankerleriyle yaptığı türden görüşmeler olacak.

İşte AKP hükümeti o süreç boyunca S-400’ü ertelemeyi ve Suriye’de ABD’yle kısmi bir işbirliği yürütmeyi planlıyor görünüyor…

Fakat önemle belirtelim: Türkiye kesinlikle S-400 savunma siteminden vazgeçmemelidir, vazgeçemez. Ve Türkiye, kesinlikle yeniden ABD’yle Suriye’de işbirliği yapamaz.

Bu ikisi Türkiye’nin kırmızıçizgisi olmalıdır; ekonomik nedenlerle bu kırmızıçizgilerin rengini açmaya çalışmak, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını hiçe saymak olur ki bunun da siyasi bedeli ağır olur…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Nisan 200

2 Yorum

SORUMSUZ TRUMP!

ABD’deki COVID-19 vaka sayısı 1 milyonu aştı. Bu İspanya, İtalya, Almanya, İngiltere ve Fransa’daki toplam vaka sayısının çok daha üzerinde. Çin’deki vaka sayısının ise tam 12 katı.

Kısacası ABD salgının merkez üssü durumunda…

Oysa 21 Ocak’ta ABD-Seattle’da ilk vaka görüldüğünde, Donald Trump “Kaygılanacak bir durum yok, her şey kontrol altında, Çin’den gelmiş bir kişi” diyordu.

Ancak 28 Nisan’da 1 milyondan fazla Amerikalıya virüs bulaşmış durumda ve acı ki 56 binden fazlası yaşamını yitirmiş durumda…

TRUMP “BAHANE FABRİKASI” GİBİ

21 Ocak’ta “kaygılanacak bir durum yok, sadece bir kişi” diyen Trump, bir süredir kaygılı; zira salgınla mücadelede kötü bir yönetim sergiliyor.

Başarısızlığını perdelemek için de başkasını suçluyor.

Bu köşeden Trump’ın o dayanaksız suçlamalarını defalarca ele aldık. Trump’ın her suçlaması, hem de önce ABD basınında yalanlandı! Trump ise o kadar sıkışmıştı ki, çürütülen her suçlamasına karşı yeni bir suçlama üretti.

Fakat gittikçe suçlamalar iyice ciddiyetsiz hale geldi!

İşte sonuncusu…

Trump şöyle diyor: “Biz virüsün ilk çıktığı yerde durdurulabileceğini düşünüyoruz. Çin, bunu çok hızlı bir şekilde durdurabilirdi ve bu salgın tüm dünyaya sıçramazdı” (28.4.2020).

Tabii uzun bir süre “Çin’in virüsle ilgili kendilerini geç bilgilendirdiğini” iddia eden Trump, bunun doğru olmadığı ortaya çıktıkça, kendisinin ABD istihbaratı ve sağlık örgütleri tarafından da defalarca bilgilendirdiği ABD basınında yer alınca, yeni bir “bahaneye” sarılmalıydı.

Ancak o bahanenin bu kadar çapsız olacağını doğrusu beklemiyordum: Çin virüsü ilk çıktığı yerde durdurabilirmiş ama durdurmamış!

Bunu diyen Trump, 21 Ocak’ta ABD’de ilk vaka görüldüğünde “Kaygılanacak bir durum yok, her şey kontrol altında” diyordu!

ÇİN DÜNYAYI DAHA BÜYÜK SALGINDAN KORUDU

Aslında Trump’ın açıklamasının tersi doğru. Virüsün yayılma hızı ve alanına bakınca, bugün daha net söyleyebiliyoruz: Çin, Batı’nın tepkilerine rağmen salgına karşı çok sert tedbir alarak salgını kontrol altına aldı ve bir anlamda dünyayı daha büyük bir salgından korumuş oldu.

Anımsayın: Virüs Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde 12 Aralık’ta tespit edildi. İlk can kaybı ise 11 Ocak’taydı. Çin yönetimi Vuhan’ı “tam karantinaya” aldığında, Batı Çin’i “virüsü bahane ederek özgürlükleri kısıtlamakla, insan haklarını rafa kaldırmakla” suçluyordu!

Çin tüm suçlamalara rağmen doğru olduğunu görerek “tam karantina” uyguladı ve salgının Çin’in diğer eyaletlerine yayılmasını önledi.

Bunun ne anlama geldiğini sayılarla anlatalım: Çin’in nüfusu 1,4 milyar! Yani 330 milyon nüfuslu ABD’nin 4 katından fazla…

Çin Batı’nın tepkisine rağmen Vuhan kentini ablukaya almasaydı, bugün Çin’de de, dünyada da tablo çok daha kötü olurdu!

TRUMP’IN “VÜCUDA DEZENFEKTAN ENJEKTE EDİN” ÖNERİSİ

Trump’ın Çin karşıtlığı, aslında ABD açısından vahim bir durum: Bu ülke, Çin’le işbirliği yapıp salgına karşı küresel bir mücadele verebilecekken, Trump yüzünden bunu yapamıyor. Çünkü Trump kendi yönetiminin başarısızlığını perdelemek için işbirliği yapması gereken ülkeyi suçlamaya çalışmakla meşgul…

Bunun da başta Amerikalılar olmak üzere tüm insanlığa zaman kaybettirdiği ortada…

Üstelik Trump Amerikalılara iki kere zaman kaybettiriyor zira bir de bilimdışı önerileri var: Üstelik bu alanda Çin’i suçlamaktaki beceriksizliğinden daha başarısız!

ABD Başkanı bir basın toplantısında koronavirüs tedavisi için vücuda “dezenfektan enjekte” edilmesini önerdi! O esnada basın toplantısındaki ABD görevlilerinin yüzlerindeki saşkınlık görülmeye değerdi…

Üstelik Trump bu bilimdışı önerisi konusunda sorumluluk da kabul etmiyor. Son basın toplantısında bir gazeteci, önerisi nedeniyle bazı eyaletlerde bunu deneyenler olduğunu anımsatınca, Trump, “Bunu neden yapıyorlar, bilemiyorum” şeklinde kaçamak bir yanıt verdi. Gazetecinin “Peki bu konuda sorumluluk alır mısınız?” sorusunu ise “Hayır, almam” diye yanıtladı!

Böylesine sorumsuz biri, yani Amerikalılara “vücudunuza dezenfektan enjekte” edin diyen ve bunun sorunluluğunu bile alamayan kişi, Çin’i salgını geç bildirmekle, hatta salgını durdurmamakla suçlamaya kalkıyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Nisan 2020

 

3 Yorum

Salgından sonra AB bölünür mü?

Virüs salgını, AB’nin geleceğini de tartışmaya açtı. “AB bölünür mü?” sorusu gündemde.

Tartışma, salgının İtalya’yı kasıp kavurmasıyla başladı. AB ülkeleri bu ülkeye sınırlarını kapatınca ve yardım göndermeyince İtalya içinde AB üyeliğinin ne anlama geldiği sorgulanmaya başladı haliyle…

Üstelik sadece AB’nin değil, ABD’nin de İtalya’ya sırtını döndüğü o günlerde Çin, Rusya ve Küba uçakları, çizmeye hekim ve sağlık ekipmanı taşıyordu…

En sert tepkiyi İtalya’nın eski başbakanı Matteo Salvini verdi. Şu anda anamuhalefet lideri olan Salvini AB için şunları söylüyordu: “AB’den nefret ediyor ve tiksiniyorum. Birlikten ziyade, yılanlar ve çakallar mağarası. Önce virüsü yeneceğiz, sonra dönüp AB’yi düşüneceğiz. Gerekirse teşekkür etmeden ayrılacağız.” (27.3.2020)

Almanya lokomotif değil fren

İtalya’nın mevcut başbakanı da AB’ye tepkiliydi, elbette resmi konumu nedeniyle anamuhalefet liderinden daha diplomatik olarak…

İtalya Başbakanı Giuseppe Comte, birliğin lideri/lokomotifi kabul edilen Almanya’yı suçluyordu doğrudan. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük şoku yaşadıklarını belirten Comte, “AB’nin ortak tahvil ihracına ihtiyaç duyulduğunu” belirtiyordu. Almanya’nın bu konudaki olumsuz tutumuna tepki gösteren Comte şöyle diyordu: “Almanya’nın ticaret fazlası AB kurallarının öngördüğünden daha yüksek. Bu Alman ekonomisinin Avrupa’nın lokomotifi değil freni olduğu anlamına geliyor” (20.4.2020).

Ülkesinin AB tarafından yalnız bırakıldığını belirten Comte, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen‘in bu nedenle özür dilediğini söylüyordu ayrıca…

Bir parçası terk edilirse AB çöker

Sadece İtalya değil, salgını ağır yaşayan İspanya da AB’nin geleceğini sorguluyor…

Dahası AB’nin Almanya’dan sonraki en önemli ülkesi Fransa bile AB’nin geleceğinin sorunlu olduğunu öngörüyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, video konferans yoluyla yapılan AB liderler zirvesinde bunu muhataplarına açık açık söyledi.

Macron, Avrupa ülkelerinin salgına verdiği yanıtın “simetrik” olmadığını, bunun düzeltilmemesi halinde Avrupa’nın ekonomik olarak daha da etkileneceğini belirtti.

Ve Macron, Avrupa’nın salgının yol açtığı ekonomik krize karşı ortak bir çözüm bulamaması halinde birliğin geleceğinin olmayacağına dikkat çekti ve açık açık uyardı: “Avrupa’nın bir parçasını terk edersek tüm Avrupa çöker” (23.4.2020).

Korona tahvilleri çare olur mu?

Özetle birliği korumak, ekonomi krizine çare bulunabilmesine bağlı. Bu da “kurtarma paketleri” demek öncelikle. AB liderleri -birliği bir arada tutabilmek için- Avrupa Komisyonu’nu “ortak kurtarma programı” hazırlamakla görevlendirdi (24.4.2020).

Liderler ayrıca maliye bakanlarının üzerinde uzlaştığı 540 milyar avroluk paketin 1 Haziran’da hayata geçmesini öngördüklerini de belirttiler. Ancak bu, ihtiyaç duyulan paketin çok çok altında…

Avrupa Komisyonu’nun İç Pazarlar ve Hizmetlerden Sorumlu Üyesi Fransız Thierry Breton ve Ekonomi İşlerinden Sorumlu Üyesi İtalyan Paolo Gentiloni’nin bu konuda yaptıkları çalışmanın sonucu şu: “AB’nin yeni tip koronavirüs kaynaklı krizin yaralarını sarması için 1,6 trilyon avroluk destek paketine ihtiyaç var” (21.4.2020).

Yeterli mi? “Turizm endüstrisi için Marshall Planı’na benzer bir plana ihtiyaç var” diyor ikili ayrıca…

Avrupa Komisyonu’nun bu iki yetkilisi, diğer yandan ay başında Avrupa gazetelerine yazdıkları ortak makalede ortak borçlanma anlamına gelen “korona tahvillerinin” devreye sokulması için Almanya’ya çağrıda bulunmuşlardı. Ancak Almanya’yla birlikte Hollanda, Avusturya ve Finlandiya’nın aralarında bulunduğu kuzey ekseni “korona tahvillerine” karşı çıkıyor.

Asya’yla daha derin ilişki dönemi

Sonuç olarak AB’nin geleceği belirsiz.

Birliğin kuzey ve güney ekseninde ikiye bölünebileceği senaryosundan, bazı Akdeniz ülkelerinin İngiltere gibi birlikten tekil olarak ayrılabileceğine kadar olasılıklar mevcut.

Neo-liberal ekonominin iflasının görüldüğü koşullarda birliğin işi çok zor; üstelik Avrupa’ya Marshall Planı desteği verebilecek bir ABD de artık yok!

AB bölünür, bölünmez, göreceğiz ancak başta Almanya, kimi AB ülkelerinin Rusya ve Çin’le “daha derin” ekonomik ilişkilere yöneleceği kesin!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Nisan 2020

 

2 Yorum

New York semalarındaki akbabalar

En “gelişmiş” emperyalist kapitalizmin bir virüs salgını karşısındaki başarısızlığını en acı ama en net şekilde anlatan fotoğraf, New York semalarındaki o akbabaların fotoğrafıdır…

En “gelişmiş” kapitalist devletin ticaret başkenti sayılan New York’taki yüz katlı binalar cesetleri gizleyememiş, kokmasını önleyememiştir…

Akbaba

New York’ta toplu mezar

Ve emperyalist kapitalizmin salgınla mücadeledeki başarısızlığını anlatan ikinci fotoğraf ise şu ana kadar 10 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği New York’ta yapılan toplu mezarın havadan çekilmiş görüntüsüdür…

toplu mezar

21. yüzyılda, cezaevinden getirilmiş mahkumlarca kazılmış toplu mezara, topluca gömülen ölü bedenler…

Trump’tan silahlı eylem teşviki

Başka fotoğraflar da var ABD’den…

Demokrat valilerle karantina kavgası sürdüren ABD Başkanı Donald Trump, en sonunda halkı valilere karşı protesto eylemi yapmaya da kışkırttı!

Trump’ın teşvikiyle karantinayı protesto eden sağcı grupların fotoğrafı, en “gelişmiş” kapitalist ülkenin insanlık manzarasına işaret ediyordu…

ABD’nin Michigan eyaletinde karantinaya karşı başlayan gösteriler diğer eyaletlere de sıçradı: Trump’ın destek açıklamasıyla Oklahoma, Ohio, Kuzey Carolina, Florida, Idaho, Minnesota, Utah, Kalifornia, Virginia, New Hampshire, New Jersey ve Kentucky’de sokaklara dökülen sağcı gruplar, ellerindeki silahlarla eyalet yönetiminin salgına karşı uyguladığı kısıtlamalara tepki gösterdi…

silahlı eylem 2

Üç fotoğraf, üç ders

Bu üç fotoğraf, özetle “büyük insanlığın” alacağı şu derslere işaret etmektedir:

1) İnsanlığın geleceği “önce kâr” diyen sistemde değil, “önce insan, önce toplum” diyen sistemdedir.

2) Gelişmişliğin ölçütü büyük ekonomiler, büyük binalar, büyük alışveriş merkezleri, büyük tüketimler değildir; adil bölüşümdür.

3) Doğayla savaşan değil, doğayla uyumlu bir sistem gerekir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Nisan 2020

4 Yorum

Petrol pazarı savaşı

Bu savaşa 4 Nisan tarihli makalemizde “2020 petrol satrancı” demiş ve oyunu şöyle özetlemiştik: “Asıl oyuncuları Rusya, Suudi Arabistan ve ABD olan bu oyunda, Putin’in hamleleri oyun sonunu getirecek gibi görünüyor. Suudi Arabistan mat olmamaya, ABD de Rusya’yı beraberliğe razı etmeye çalışıyor.”

4 Nisan’dan bu yana oyunda iki gelişme oldu: Birincisi OPEC+ üyeleri 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varil kesinti yapmakta anlaştı. İkincisi de ABD’de petrol fiyatları eksiye düştü!

Bu ise ABD’nin Rusya’yı beraberliğe razı edemediğini, tersine Suudi Arabistan’ı kullanarak Rus ekonomisini hedef aldığı bu oyunda tuzağa düştüğünü gösteriyor. Tuzaktan çıkabilmek için ise Suudi Arabistan’ı feda edip etmemeyi düşünüyor…

Nasıl mı? Anlatalım:

Beyaz Saray ve Suud Sarayı Kremlin’e karşı

Kriz nasıl başlamıştı?

Koronavirüs salgını ile birlikte Çin’in petrole talebinin azalması başta olmak üzere birkaç nedenle küresel petrol talebi bu yılın başında düştü. Bu da fiyatları düşürmeye başladı. Suudi Arabistan fiyatların düşmesini önlemek için üretimi azaltmak istedi. Ancak Rusya buna ikna olmadı.

Bunun üzerine Suudi Arabistan yönetimi, ABD’nin de desteğiyle, misilleme yaptı ve üretimi artırdı! Suud Sarayı ile Beyaz Saray’a göre ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı Moskova, fiyat düşüklüğüne dayanamayacaktı.

Ancak Moskova fiyat düşüklüğüne dayandı ve tersine Avrupa pazarında pay artırmak isteyen ABD’li kaya petrolü ihracatçılarını “yüksek maliyet” nedeniyle sıkıntıya soktu.

Kremlin’i oyun dışına atamadılar

İşte bu süreçte Washington, Riyad ve Moskova üçgeninde bir anlaşma arandı. Yapılamayan ve ertelenen toplantıların sonunda taraflar (23 OPEC+ üyesi) 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varillik kesinti yapmayı kabul etti.

Anlaşmayı değerlendiren ABD Başkanı Trump, “Bu anlaşma ABD’de binlerce enerji istihdamını kurtaracak” diyordu (12.4.2020).

Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak’ın anlaşmaya dair yorumu ise oynanan petrol satrancına işaret ediyordu: “Rusya’yı petrol piyasasının dışına itme çabası başarısız oldu” (13.4.2020).

Evet, bir anlaşma olmuştu ama bunun ABD ve Suudi Arabistan’a yaramayacağı kısa sürede görüldü. Çünkü petrol fiyatları istenen seviyeye yükselmedi!

Tarihte ilk: eksi fiyat

Hatta Batı Tektas tipi ham petrolü “mayıs ayı vadeli” fiyatı 20 Nisan’da eksiye düştü! Bu tarihte bir ilkti…

Eksi fiyat iki nedenle yaşanmıştı: Birincisi, ABD’li petrolcüler, talebi olmayan petrolü, hem de zararına üretmeye devam etmişti. İkincisi, bu üretilen petrolü depolayacak tesisler de dolmuştu.

Bu ABD petrol sanayisini ciddi sıkıntıya sokacak bir durumdu. Zira mayıs kontratlarında yaşanan bu tablo, bir çözüm bulunamazsa, haziran kontratlarında da yaşanabilir.

Trump’a göre sorun “karantina nedeniyle kimsenin araba kullanmamasından ve fabrikaların kapalı olmasından” kaynaklanıyordu (21.4.2020). Oysa sorunun kaynağı karantina değildi. Karantina ile ekonomik faaliyetlerin durması sorunu büyütmüştü sadece. Sorun, ABD ile Suudi Arabistan’ın Rusya’ya petrol savaşı açmış olmasıydı!

Suudi fedası gündemde

Peki eksi fiyat krizi nasıl çözülecek?

Teksaslı petrol üreticileri Suudi Arabistan’dan ithalatın yasaklanmasını istiyor! Teksaslı petrol üreticilerine göre Suudi Arabistan krizin başından bu yana ABD’ye petrol sevkiyatını dört kat artırmıştı. Dahası bu şekilde yerli şirketleri de piyasadan uzaklaştırmıştı.

Bu şu demekti: ABD, fiyatların düşüp Rus ekonomisinin yara alması için Suudi Arabistan’a üretimi artırmayı teşvik etmiş, karşılığında da bu ülkenin ürettiklerini almıştı. Bu da Teksaklı şirketleri vurmuştu!

Yani ABD satrançta rakibin şahını sıkıştırmak üzere hamle yaparken kalesini kaybetmişti!

Köşeye sıkışan Trump, acil durum ham petrol stoklarını daha da doldurmayı ve bunun için alım yapmayı planladığını açıkladı. Ancak bu yeterli değildi. Zira petrol stokları da doluydu.

Baskı altındaki Trump, Teksaklı petrol üreticilerinin “Suudi petrol ithalatı yasaklansın” talebini değerlendireceğini söyledi (21.4.2020). ABD Enerji Bakanı Dan Brouillette de Trump’ın durumu incelediğini ve Suudi petrol ithalatını yasaklama seçeneğini değerlendirdiğini teyit etti (21.4.2020).

Böylece ABD, Rusya’ya karşı sahaya sürdüğü Suudi Arabistan’ı feda etme durumuyla karşı karşıya geldi.

Putin ise kollarını kavuşturmuş, sıkışan rakiplerinin hamle yapmasını bekliyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Nisan 2020

2 Yorum

TRUMP’IN BEŞ TEZGÂHI

Önünde seçim olan Trump zor durumda. Zira ABD koronavirüs salgının merkezi oldu ve süreci iyi yönetemeyen Beyaz Saray’a içeride büyük tepki var.

Ve tepkiler giderek artıyor, zira gün geçtikçe Trump yönetiminin zamanında uyarıldığı halde gerekli önlemleri almadığı ortaya çıkıyor.

Trump bu nedenle içeride valilerle kavga ediyor, dışarıda Çin’e düşmanlık yürütüyor.

Böylece kendi başarısızlığına gerekçe bulmaya çalışıyor.

Trump, Demokrat valilerin yönettiği eyaletlerde karantinanın kaldırılması için halkı protesto eylemi düzenlemeye teşvik etme noktasına kadar geldi.

1) ‘ÇİN VİRÜSÜ’ TEZGAHI

Trump içeride sıkıştıkça Çin düşmanlığı için bir tezgâh işleme sokuyor!

Anımsayacaksınız, Trump’un ilk argümanı, koronavirüse “Çin virüsü” demekti. Böylece küreselleşen salgın konusunda dünyanın geri kalanını Çin’e karşı kışkırtmaya çalışmıştı.

Müttefiklerinden en küçük bir destek görememesi nedeniyle ABD yönetimi 10 gün içinde bu düşmanca sözü, daha az düşmanca bir sözle değiştirdi: Çin virüsü yerine Vuhan virüsü demeye başladı.

Ancak yine beklediği desteği alamadı. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Vuhan virüsü” ısrarı nedeniyle uluslararası toplantılarda kriz çıktı, ABD yalnız kaldı.

Anımsayacaksınız, G7 zirvesinde bu nedenle “ortak açıklama” yapılamamıştı.

2) ‘ÇİN GEÇ BİLDİRDİ’ TEZGÂHI

Trump’ın Çin düşmanlığında ikinci tezgâhı, Pekin yönetiminin virüsle ilgili dünyayı geç bilgilendirdiği iddiası oldu.

Ancak Amerikan gazetelerinin haberleri bile Trump’ı yalanlıyordu. Zira ABD istihbaratı da, ABD’nin sağlık kuruluşları da Beyaz Saray’ı uyarmış ancak Trump yönetimi ciddiye almamıştı.

Trump’ın konuyu ciddiye almadığı zaten açıklamalarına da yansımıştı. Nitekim virüsün Çin’i etkisi altına aldığı ocak ve şubat aylarında Trump, hemen her açıklamasında virüsü küçümsemiş, dahası küresel bir salgın olmayacağını iddia etmişti.

Kaldı ki o süreçte virüsün Çin ekonomisini yıkıma uğratacağı beklentisiyle ABD yönetimi gayet açık bir şekilde memnuniyet ifade ediyordu!

3) DSÖ’YE TEZGÂH

Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiği tezgâhı da tutmayınca, Trump yönetimi üçüncü tezgâha geçti. Beyaz Saray Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) hedef almaya başladı.

Trump’a göre Dünya Sağlık Örgütü’nün parasını ABD veriyordu ama örgüt Çin’i tutuyordu!

Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne sadece ABD değil, ABD gibi tüm üye ülkeler de nüfusları oranında aidat veriyordu, bağış da yapıyordu…

Ancak Beyaz Saray Çin düşmanlığı için zayıf argümanlarla da olsa DSÖ’ye saldırılarını sürdürdü ve en sonunda sağladığı fonu kestiğini ilan etti.

Ancak ABD neredeyse bir tek Fransa’dan destek aldı. Rusya’dan İran’a pek çok ülke, hatta Almanya gibi kapitalist blokun en önemli ülkesi Trump yönetimine tepki gösterdi.

4) ‘ÇİN’İN SAYILARI YALAN’ TEZGÂHI

Trump DSÖ üzerinden Çin’e düşmanlığında da yol alamayınca, yeni bir tezgâha başladı!

Dördüncü tezgâh; Çin’in koronavirüsle ilgili açıkladığı sayılar konusundaydı.

Çin yönetimi, salgın kontrol altına alındıktan sonra, gayet olağan bir şekilde “istatistiksel bir doğrulama” süreci başlatarak sayıları güncellemişti. Aynısını pek çok ülke de yapacak. Zira klinik bulgularla korona teşhisi konan ancak PCR testi negatif çıkan ya da hasta kaybedildikten sonra sonucu gelen kimi vakalar, ölüm raporlarına farklı yansımıştı. (Aynısı Türkiye’de de oluyor, ABD’de de…) İşte bu düzeltmeler sonucunda Çin’deki insan kaybı 3300’den 4600’e çıkmıştı.

Bunu fırsata çevirmeye çalışan Trump, Çin’in açıkladığı sayıların yalan olduğunu, bu düzeltmenin de bunun göstergesi olduğunu iddia etmeye başladı.

ABD’deki vaka sayısı da, ölüm sayısı da neredeyse Çin’in 10 katıydı ancak Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in, “Yalan ne kadar büyük olursa inananlar o kadar çok olur” sözünden hareketle Trump aynen şöyle diyebiliyordu: “Çin bir numara, ölüm oranında bizden çok ilerideler!”

5) ‘VİRÜS LABORATUVAR’DA ÜRETİLDİ’ TEZGÂHI

Trump’ın beşinci tezgâhı ise virüsün Vuhan’daki laboratuvardan kaynaklı olduğu imasıydı. Komplocuların bu iddiasını değerlendiren Trump, bunu “mantıklı” bulduğunu açıkladı!

Oysa Çin’den ABD’ye, Rusya’dan Avustralya’ya, Almanya’da Brezilya’ya dünyanın pek çok ülkesinde doktorlar aşı geliştirmek için virüs üzerinde çalışıyorlar ve gen diziliminden hareketle virüsün laboratuvar imali olamayacağını belirtiyorlar.

Sonuç olarak Trump sıkıştıkça yeni bir tezgâha başvuruyor ama gittikçe en ucuz komplolara kadar düşüyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Nisan 2020

3 Yorum

Karantina-üretim çelişkisi

Virüsün ekonomi-politiği” başlıklı makalemizde, her şey gibi virüsün bulaşıcılığının da, tedavisinin de sınıfsal olduğunu anlatmıştık.

Bugün “karantina ile ekonomik faaliyet” arasındaki çelişkiyi inceleyeceğiz. O nedenle bu makaleyi “virüsün ekonomi-politiği 2” diye de okuyabilirsiniz.

Başlayalım…

Çin modeli mi, ABD modeli mi?

Koronavirüs salgını “küresel” bir krizdir. Ancak salgınla mücadele henüz küresel değildir. Dahası salgınla mücadelede uygulanan tek bir model de yok.

İlk andan itibaren ulusların önünde iki model vardı:

Sosyalist/Çin modeli: Virüsün görüldüğü Vuhan’ı tam karantinaya alarak, Çin’in diğer bölgelere yayılmasını önlemek. Tam karantina, eyaletin izolasyonu, üretimin ve her türlü ekonomik faaliyetin durdurulması, sürekli sokağa çıkma yasağıydı. Çin bu modelle sorunu 70 günde büyük oranda çözdü.

Kapitalist/İngiliz modeli: Ekonomik faaliyetleri askıya alacak en ufak bir karantina uygulamadan, “sürü bağışıklığı” sistemi uygulamak. Kapitalizmin efendileri böylece “ölen ölsün ama ekonomi dönsün” diyordu.

Ancak kısa bir sürede bunun ekonomiye maliyetinin daha yüksek olacağı görüldü ve Kapitalist/ABD modeline geçildi.

Kapitalist/ABD modeli: Üretimi tam durdurmadan, ekonomi faaliyetlerini tamamen askıya almadan, sadece yoğun vaka görülen yerlerde ama kısmı karantina uygulamak.

Bu model de başarısızdı ve ABD’de vaka sayısında patlama yaşanmasına neden oldu.

Saray: Tam tedbir maliyetli

Ancak kapitalist dünya için karantina ile ekonomik faaliyet arasındaki çelişme derinleştiğinden, bu modeli bile uygulamak istemiyorlar. Hızla önlemleri gevşetmek ve ekonomiyi canlandırmak istiyorlar. Bunun karşılığı daha çok ölüm olsa da…

Bu tablo öncelikle iki gerçeğe işaret ediyor: Birincisi kapitalizm için para insandan daha değerli; ikincisi kapitalist devletlerin Çin gibi 70 gün üretimi tam durduracak ekonomi rezervleri yok. Çünkü rezervler ultra-zenginlerin kasalarında…

İşte bu nedenle ABD Başkanı Donald Trump “Salgının artışının bittiğini düşünüyorum” diyerek ekonomik faaliyetlere tam kapasite başlama sinyali veriyor (18.4.2020).

Ülkelerin yaşadığı karantina ile ekonomi faaliyetleri arasındaki çelişkiyi en iyi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın açıkladı aslında: “Genel bir yasağın ekonomik maliyeti büyük olur. Virüsün dünyaya maliyeti 3-4 trilyon dolar olacak” (16.4.2020).

Yani saray, “tam tedbir uygulamak, ekonomik değil, çok maliyetli” diyordu özetle… Oysa yarım tedbir de tedbir değildir!

Kissinger’ın kaygısı

Kapitalist dünyanın, salgın krizinin ekonomiye zararını azaltmak adına salgınla mücadele tedbirlerini gevşetmesi, aslında ekonomiye daha büyük zarar verecek.

Esas kriz, salgın krizi kontrol altına alındıktan sonra başlayacak. O krizin de 1929’daki Büyük Buhran’dan daha sert olabileceğine dair yayımlanmış rapor var…

Zaten sistemin efendilerinin ideologu konumundaki Henry Kissinger’ın “Koronavirüs pandemisi dünya düzenini ilelebet değiştirecek” uyarısı yapması bundan (Wall Street Journal, 3.4.2020).

Salgın sürecinde yaşanan karantina-üretim çelişkisi, sonrasında derinleşerek büyüyecek. Şundan: Egemen sınıflar, ekonomi krizini aşabilmek için krizin yükünü her zaman olduğu gibi emekçi sınıfların sırtına yükleyecek.

Bu ise kaçınılmaz olarak sınıf hareketi doğuracak. İşte Kissingerları kaygılandıran da budur, sınıf hareketidir.

Zira bir değişim olacağı kesin ama bunun nasıl bir değişim olacağı sonuçta sınıf mücadelesinin sonuçlarına bağlıdır: Salgın/güvenlik esaslı sorunlar karşısında egemen sınıfların “otoriter” çözümleri toplumlara kabul ettirebilmesi de olası, orta sınıfların desteğiyle emekçi sınıfların önemli kazanımlar elde ederek devleti “sosyalleştirebilmesi” de…

Fakat devletler düzeyinde şu kaçınılmazdır: ABD hegemonyasına dayalı sistem iflas etmiştir, çok merkezli bir dünya düzeni şekillenmektedir. Bu yeni bir konsensüs doğuracak ve pek çok uluslararası kurumun değişimini, hatta yerini yenisinin alması sonucunu getirecektir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Nisan 2020

2 Yorum

DSÖ saflaşması

Trump’ın “Çin’i tutmakla” suçladığı Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) hedef almasına ve sağladığı fonu kesmesine pek çok devlet tepki gösterdi.

Tabii ABD içinde de Trump’ın kararına önemli tepkiler var…

Diğer yandan DSÖ’ye sağlanan fonu kesebilmenin ABD başkanlarının elinde olmadığı belirtiliyor. Zira uluslararası kurumların finansı meselesi, ABD Kongresi’nin Beyaz Saray’a zorunlu kıldığı işlerden biri. Yani Trump’ın bu kararı uygulayabilmek için yasaların etrafından dolanması gerekecek!

Öte yandan, iki yıllık bütçeler yapan yapan DSÖ’nün yıllık bütçesi yaklaşık 2,5 milyar dolardan ibaret. ABD’nin payına düşen de bunun bir miktarı. Yani “fon kavgası” ekonomik değil, siyasi bir kavga…

Rusya: Trump’ın pis numarası

ABD’nin DSÖ’yü hedef alması ve Trump’ın DSÖ fonunu kesme kararı, pek çok ülkenin tepkisine neden oldu.

Örneğin Rusya Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili ilk açıklamasında “ABD yönetiminin DSÖ’ye yönelik suçlamalarının, ABD içindeki epidemiyolojik durumla ilgili sorumluluğu başkasına atma çabası olduğunu” belirtti (13.4.2020).

İki gün sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ülkesinin resmi tavrını bir kez daha ilan etti: “Trump’ın DSÖ kararı Amerikan tıbbındaki sorunlarla ilgili suçu başkalarına atma girişimidir” (15.4.2020).

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov ise Trump’ın fon kesme kararını “pis bir numara” olarak niteledi (16.4.2020).

İran: ABD rezilliği

Rusya’nın tepkisine benzer tepkiler başka ülkelerden de geldi. Örneğin ABD’nin müttefiki Almanya’dan.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Trump’ın kararını eleştirdi ve tersinin yapılması gerektiğini savundu: “Salgınla mücadelede en iyi yatırımlardan biri, testlerin ve aşıların geliştirmesi ve dağıtılması için BM’yi, özellikle de yetersiz finansmanı olan DSÖ’yü güçlendirmektir” (15.4.2020).

İran’ın tepkisi ise en sert olanıydı. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif Tahran’ın tepkisini şöyle özetledi: “İran’a karşı ‘maksimum baskı’ gibi, salgının ortasında DSÖ’ye fonu kesme utancı da bir rezillik olarak baki kalacaktır” (15.04.2020).

DSÖ açığı ortaklarıyla kapatacak

ABD’ye tepkilerin en yumuşak ve diplomatik olanı BM’den geldi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD’nin kararını şöyle değerlendirdi: “Şu an koronavirüse karşı mücadelede DSÖ’’nün ya da herhangi bir insani yardım kuruluşunun kaynaklarını azaltma zamanı değil, dayanışma zamanı” (15.4.2020).

DSÖ’nün Trump’ın hedefindeki ilk Afrikalı genel direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ise “Trump’ın, DSÖ’ye sağladığı fonu durdurma kararını esefle karşılıyoruz” dedi (15.4.2020).

Ghebreyesus ne yapacaklarını ise şöyle özetledi: “DSÖ, ABD’nin fonlarının durdurulmasının çalışmalarımız üzerindeki etkisini gözden geçiriyor. Bütçemizde oluşacak açıkları kapatmak ve çalışmalarımızın kesintisiz devam etmesini sağlamak için ortaklarımızla birlikte çalışacağız.”

Fransa’nın Amerikancılığı

Peki DSÖ konusunda ABD’yi fiilen destekleyen hiç mi kimse yok? Var elbette! Sömürgeci Fransa!

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ABD’li mevkidaşına benzer şekilde DSÖ’yü “salgın krizini eksik yönetmekle” suçladı. Le Drian, “DSÖ’nün tepki, devletlerden bağımsız hareket etme kabiliyeti, bilgi iletme veya uyarı yapma eksikliği bulunduğunu” savundu (15.4.2020).

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise doğrudan Çin’i suçladı: “Çin’in koronavirüsün yönetiminde bizden daha iyi olduğunu söyleyecek kadar saf olmayalım. Bilmiyoruz. Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu” (17.4.2020).

Fransa’nın DSÖ konusundaki Amerikancılığının özel bir nedeni var elbette: Sömürgeci zihniyeti!

Fransız doktorlar, koronavirüse karşı geliştirilecek aşı ve ilaçların önce Afrika’da denenmesi gerektiğini savunmuştu! DSÖ’nün Afrikalı genel direktörü Ghebreyesus buna tepki göstermiş ve “Afrika herhangi bir aşı için test alanı olamaz ve olmayacaktır” demişti (6.4.2020).

DSÖ tartışmasının gösterdiği

Özetle ABD-DSÖ çatılması, özünde ABD-Çin çatışmasıdır.

Ancak ortaya bir resim çıkarmıştır: Salgın sürecinde yapılan her açıklama, ülkelerin yönetimlerinin ekonomi-politikalarını yansıttığı gibi ahlaki pozisyonlarını da ortaya koymaktadır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Nisan 2020

4 Yorum

ABD-DSÖ çatışmasının anlamı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1946’da kuruldu. Kuşkusuz kuruluşundan itibaren örgütün üzerinde ABD’nin himayesi ağırlıklıdır. Bu nedenle kuruluşundan kısa bir süre sonra bazı ülkeler üyelikten çekildiğini ilan etti. SSCB de 1955’e kadar DSÖ toplantılarına katılmadı.

Ancak bu “değişmez” bir durum değildi. Sol rüzgarların estiği ve “halkçı sağlığın” esas olduğu 1970’lerde örneğin, DSÖ ABD’ye rağmen kararlar alabiliyordu.

Bunu şundan belirtiyoruz: “DSÖ’yü ABD kurdu, Rockefeller besliyor, onlar ne derse onu yapar” gibi bir kestirme doğru değil.

Siyasal iklim, DSÖ’yü de değiştiriyor; 1970’lerde olduğu gibi…

Siyasal iklim, DSÖ’yü de değiştiriyor; 2020’de olmaya başladığı gibi!

ABD-Çin çatışması

Tablo net: ABD-DSÖ çatışması bugün fiilen ABD-Çin çatışmasıdır.

Zaten ABD Başkanı Donald Trump da DSÖ’yü “hep Çin’in tarafında durmakla” suçluyor (8.4.2020). Hatta Trump “DSÖ’nün Çin’i savunmak adına salgın tehlikesini başta küçük gördüğünü” iddia ediyor (9.4.2020).

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo DSÖ’ye sağladıkları fonları gözden geçireceklerini söylüyor (9.4.2020).

Ve sonunda ABD DSÖ’ye sağladığı fonu durduğunu ilan ediyor (14.4.2020).

Corona virüsüne “Çin virüsü” diyerek Pekin’i hedef alan Trump istediğini alamadı. Çünkü G7’de bile ABD’nin müttefikleri “Çin virüsü” denmesine karşı çıktılar ve bu nedenle “ortak açıklama” metni yazılamadı!

Trump bunun üzerine ikinci bir hamle yaptı ve Çin’in korona konusunda dünyayı geç bilgilendirdiğini iddia etti. Hatta Pompeo “sorumluların hesap vereceği bir zaman gelecek” dedi (14.4.2020).

Yani Trump-Pompeo ikilisi saldırı hattını “Çin’den tazminat isteme” hedefine kurarak, kendi hatalarını örtmeye çalışıyorlar.

DSÖ’yü hedef almaları da bunun bir parçası…

Trump hatasını Çin/DSÖ’ye yıkma peşinde

Trump’ın salgın konusunda Çin ve DSÖ’yü suçlamasının temel nedeni ortada: ABD salgının merkezi oldu ve Trump yönetimi hata yapmakla suçlanıyor.

Amerikan medyası, “Çin’i dünyayı geç bilgilendirmek suçlayan” Trump’ın aslında ABD istihbaratı ve ilgili kurumlarınca tehlikenin büyüklüğü konusunda uyarıldığını yazıyor günlerdir.

Gazete haberleri bir yana, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Robert Redfield bile şubat ayında bazı eyaletleri virüs önlemlerini artırmaları konusunda uyardıklarını açıklıyor (13.4.2020).

Peki Trump ne yaptı o süreçte?

22 Ocak’ta “pandemi değil” diyerek, 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyerek, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyerek sürekli salgını küçümsedi Trump!

Çünkü gerçekte salgından memnundular ve salgının baş rakipleri Çin’in ekonomisini yıkacağını düşünüyordu. O kadar ki ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross daha 30 Ocak’ta “Çin’deki COVID-19 salgını Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

Şimdi vaka ve ölü sayısındaki patlama nedeniyle Amerikalılar Trump yönetimine tepkili.

İşte Turmp bu tepki nedeniyle Çin’i suçluyor, DSÖ’yü suçluyor…

Yeni dünyanın işaretleri

DSÖ Trump’ın iddia ettiği gibi “sürekli Çin’i mi tutuyor”, bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz şu: Dünya zaten değişiyordu ve yeni bir dünya kuruluyordu. Ekonominin merkezi Asya-Pasifik’e kaymıştı. Asya-Pasifik yükseliyor, Atlantik iniyordu. ABD-AB’nin transatlantik ittifakı çözülüyordu. ABD hegemonyasına dayalı neo-liberal ekonomi 2008 krizine “kesin” çare bulamıyordu. Kısacası ABD’nin tek kutuplu dünyası yerini çok merkezli bir dünyaya bırakıyordu.

İşte salgın, bu süreci kaçınılmaz olarak hızlandıracaktır.

Trump’ın DSÖ ile kavgası bunu göstergesi…

ABD hegemonyası inişe geçtikçe, o hegemonyanın yörüngesinden uzaklaşma da başlıyor haliyle…

ABD silahlı gücüyle korunan “petro-dolar” sistemi inişe geçmiş durumda…

Kimi devletlerin dolar yerine ticareti ulusal paralarıyla yapmaya başlamaları da, petrol krizi de yeni sürecin habercileri…

Kuşkusuz sancılı olacak ve zaman alacak…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Nisan 2020

3 Yorum

TRUMP SALGINLA MÜCADELEYİ BALTALIYOR

Haftalardır Çin’i suçlayan ABD yönetimi, listeye Dünya Sağlık Örgütü’nü de aldı!

ABD Başkanı Donald Trump Dünya Sağlık Örgütü’nün “Çin’in tarafında durduğunu” (8.4.2020) ve “COVID-19 tehlikesini küçük gördüğünü” (9.4.2020) iddia etti!

Açık ki Trump ülkesinin salgının merkezi haline gelmesi ve yönetiminin etkili mücadele edememesi nedeniyle zor durumda ve sorumluluğu başkasına atarak, tepkileri yumuşatmaya çalışıyor.

Zira Beyaz Saray’ın Çinlilerden 5 kat az Amerikalılara, nasıl olup da 7 kat daha fazla COVID-19 bulaştığına ve nasıl olup da 8 katının yaşamını yitirdiğine işe yarar bir açıklama getirmesi mümkün değil!

BEYAZ SARAY UYARILDI AMA ÖNLEM ALMADI

Çareyi Çin’i suçlamakta arayan Trump, bunda da başarılı olamıyor. Trump Çin’i kendilerini geç bilgilendirmekle suçladıkça, ABD içinden tersi veriler ortaya çıkıyor!

Örneğin Washington Post, “ABD istihbaratının ocak ve şubat aylarında salgın uyarısı yaptığını ama Trump’ın umursamadığını” belirtiyor (21.03.2020).

Örneğin ABC’nin haberine göre ABD istihbaratının Vuhan’daki koronovirüs nedeniyle Beyaz Saray’ı 2019 Kasım’ında uyardığı ortaya çıkıyor (9.4.2020).

Örneğin New York Times, Trump’ın olası salgın hakkında çok önceden uyarıldığı halde “bürokrasideki iç bölünme, planlama eksikliği ve kendi içgüdülerine olan inancı nedeniyle uyarılara zamanında cevap vermediği” belirtiliyor (11.4.2020).

Örneğin ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Robert Redfield, “Şubat sonunda Washington, Kaliforniya, New York ve Florida eyaletlerine virüs önlemlerini artırmaları konusunda uyarı gönderdiklerini” açıklıyor (13.4.2020).

TRUMP YÖNETİMİ HATASINA KILIF ARIYOR

Hepsini geçiniz!

Trump’ın Ticaret Bakanı Wilburr Ross daha 30 Ocak’ta “Çin’deki COVID-19 salgını Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

Ve Çin’in kendilerini geç bilgilendirdiğini iddia eden Trump örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyerek, örneğin 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyerek ve örneğin 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyerek COVID-19 salgınını küçümsüyordu!

Her şey ortada!

Trump yönetimi, ilk günden itibaren salgın konusunda uyarıldı ama Beyaz Saray gerekli önlemleri almadı, gecikti…

Bunun insan maliyeti de vaka sayısının yarım milyonu aşması şeklinde ortaya çıktı ne yazık ki…

DSÖ MESNETSİZ SUÇLAMALARLA MEŞGUL EDİLMEMELİ

Ve maalesef Trump’ın bu tablodan ders almadığı görülüyor.

Zira Beyaz Saray salgınla küresel mücadele için Çin’le küresel işbirliği yapacağına bu ülkeyi hedef almayı sürdürüyor.

Açık ki sürekli Çin’i ve Dünya Sağlık Örgütü’nü suçlayan Trump yönetimi, bir bakıma küresel salgınla mücadeleyi de baltalamış oluyor.

Zira Çin, COVID-19 salgınıyla mücadelede büyük başarı gösterdi ve pek çok ülke Çin’in mücadele yöntemini model alıyor. ABD yönetiminin bu nedenle hem küresel salgının merkezi haline gelen ülkesini korumak için hem de küresel ölçekte başarılı bir mücadele sürdürebilmek için Çin’le işbirliği yapması gerekiyor.

Keza aynı durum Dünya Sağlık Örgütü için de geçerli. Salgınla mücadelede “küresel koordinatör” görevi gören Dünya Sağlık Örgütü’nün ve başkanının artık Trump’ın suçlamalarıyla meşgul olmaması gerekir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Nisan 2020

 

 

3 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın