Archive for category Politika Yazıları
AMERİKA AMERİKA’YA KARŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 06/05/2020
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir suçlu “uydurmaya” öyle çok ihtiyacı var ki, bırakın Amerikan kurumlarını yalanlamasını, bu uğurda kendini bile yalanlayabiliyor!
Zira ABD salgının merkez üssü durumunda ve bu Amerikan ekonomisini oldukça olumsuz etkiliyor. Kötü ekonomi tablosu da haliyle sonbaharda yapılacak başkanlık seçiminde Trump’ın elini zayıflatıyor.
İşte Trump bu nedenle başarısızlığa bir gerekçe bulmaya çalışıyor. O nedenle de sürekli Çin’i suçluyor. Fakat Çin’e karşı ürettiği her argüman yalanlanıyor…
KANIT DEĞİL VARSAYIM
Trump’ın son yalanı, Kabataş yalanını aratacak cinsten…
Trump, koronavirüsün Vuhan’daki laboratuvardan çıktığına dair kanıt gördüğünü iddia etti (1.5.2020).
Ortada elbette bir kanıt yoktu. Nitekim Beyaz Saray sözcüsü Trump’ın “gördüğünü iddia ettiği kanıta” bir açıklama getirmeye çalıştı. Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, “İstihbarat dediğimiz şey temelde bir varsayım ve bu istihbarat ile ne yapılacağı siyasilere kalmış” dedi (1.5.2020).
Evet, ortada bir varsayımdan ötesi yoktu. Kaldı ki ABD istihbaratı da aslında Trump’ı yalanlıyordu.
DSÖ TRUMP’U DEFALARCA YALANLADI
Trump ilk kez 18 Mart’ta koronavirüsün Vuhan’daki laboratuvardan çıktığı iddiasını mantıklı bulduğunu açıklamıştı. Zira Çin’in virüsle ilgili ABD’yi ve dünyayı geç bilgilendirdiği şeklindeki bir önceki iddiası yalanlanmıştı; hem de Amerikan basını tarafından! ABD gazete ve TV’lerinde çıkan haberlere göre ABD istihbaratı Beyaz Saray’ı önceden haberdar etmişti zaten.
Çin, bu yeni iddiaya, iddia medyaya servis edildiği anda ve daha Trump dahil olmadan tepki gösterdi. Çin Dışişleri Sözcüsü Zhao Lijian, koronavirüsün “Çin’de laboratuvarda üretildiğine” dair iddiaları kökten reddetti (16.04.2020).
Keza Vuhan’daki laboratuvar da koronavirüsün kaynağı olduğu iddialarını “imkânsız” diyerek reddetti (19.04.2020).
Dünya Sağlık Örgütü de konuyla ilgili açıklama yaptı. Elde edilen bütün kanıtların koronavirüsün hayvan kökenli olduğunu gösterdiğini belirten Dünya Sağlık Örgütü, virüsün laboratuvarda üretildiğine veya değiştirildiğine ilişkin bir kanıt bulunmadığını vurguladı (21.4.2020).
Kaldı ki pek çok ülkede bilim adamları virüsle ilgili araştırma yapıyor ve aynı sonuca ulaşıyordu. Bu nedenle Rusya da Beyaz Saray’ın suçlamalarına itiraz etti. Kremlin sözcüsü Peskov “virüsün Çin’de üretildiğine dair asılsız suçlamalar kabul edilemez” dedi (22.4.2020).
ABD İSTİHBARATI: VİRÜS İNSAN ÜRETİMİ DEĞİL
Beyaz Saray, ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünü, virüsün Çin yapımı olduğunu ispat etmekle görevlendirdi.
Ancak Trump’ın iddiası o kadar dayanaksızdı ki, Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün vardığı sonuç da Trump’ı yalanladı.
Yapılan açıklamada “İstihbarat örgütleri yeni koronavirüsün insan eliyle üretilmiş ya da genetiğiyle oynanmış olmadığına dair genel bilimsel kanıya katılmaktadırlar” denildi (30.4.2020).
ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Trump’ı memnun edebilmek için en fazla şu kadarını söyleyebildi: “Salgının ‘enfekte olmuş hayvanlarla temas üzerinden mi bulaştığı, yoksa Vuhan’daki bir laboratuvarda meydana gelen bir kaza sonucu mu yayıldığı’ konularını değerlendirmeye devam edeceğiz.”
POMPEO’NUN YALANI SÜRDÜRME GAYRETİ
Trump’ı bir kez de Dünya Sağlık Örgütü Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan yalanladı. Ryan, virüsün laboratuvardan çıktığı iddiasına karşı çıkarak “Pek çok bilim insanı koronavirüsn gen dizilimini defalarca inceledi. “Dolayısıyla, bu virüsün doğal kökenli olduğundan eminiz” dedi (1.5.2020).
Ancak Beyaz Saray o denli sıkışmış durumda ki ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yalanlamasına karşın Trump ve ekibi, tıpkı Kabataş yalancıları gibi yalanında ısrar etmek zorunda kalıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo örneğin, kendi istihbarat örgütlerinin yalanlamasına rağmen, iddiayı sürdürüyor: “Şu ana kadar birçok uzman bu virüsün insan yapımı olduğunu düşünüyor. Buna inanmamak için hiçbir neden yok. Rahatlıkla söyleyebilirim ki virüsün Vuhan’da bulunan laboratuvardan geldiğine dair çok sayıda kanıt mevcut” (3.4.2020).
TRUMP-POMPEO’NUN TOZ ŞİŞESİ BİLE YOK
Anımsatalım…
Pompeo’nun seleflerinden Colin Powell da Saddam Hüseyin’in kitle imha silahı ürettiğine dair kanıt diye içinde toz olan bir şişeyi BM toplantısında elinde sallayarak göstermişti. Ayrıca ABD, Saddam’ın kitle imha silahlarını kamyon ve trenlerle taşıdığına dair görüntüler servis etmişti dünya medyasına.
Ancak yıllar sonra Powell yalan söylediklerini itiraf etmek durumunda kalmıştı. Powell, “CIA beni kandırdı” diyerek sorumluluğu atmaya çalışmıştı. Powell ayrıca BM’deki o konuşmasının kariyerindeki “kirli iz” olduğunu belirtmişti.
Trump ve Pompeo’nun durumu Powell’dan da kötü! Zira ellerinde uyduruk bir toz şişesi ile CIA yapımı görüntü bile yok!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Mayıs 2020
Libya’nın bölünmesi sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/05/2020
Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, 27 Nisan’da yayınladığı görüntülü mesajda “Suheyrat Anlaşması’nın hükmünü yitirdiğini ve ülkenin başına geçtiğini” ilan etti!
Hafter’in bu hamlesi, 19 Ocak 2020’de yapılan Berlin Konferansı’nın 55 maddelik sonucunu da ortada kaldırmış oldu. (O konferansı değerlendirdiğimiz makalemizde, 55 maddenin Libya’ya “şimdilik” bir “uzlaşı” getirdiğini, ancak maddelerin sahaya yansıyıp yansımayacağının soru işaretli olduğunu belirtmiştik.)
Berlin Konferansı’nın ‘tek hükümet’ hedefi
Konferans, özetle “ikili iktidar” yapısını tekli hale getirerek Libya’nın birliğini koruyabilmeyi hedefliyordu.
Zira Tobruk merkezli bir Libya Temsilciler Meclisi vardı, bir de Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti… BM nezdinde meşru kuvvet Ulusal Mutabakat Hükümeti’ydi, çünkü 17 Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde varılan “Libya Siyasi Anlaşması” uyarınca Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi kurulmuştu. Ancak konseyin hükümet listesi Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmayınca, ortaya ikili iktidar çıkmıştı.
Berlin’de mutabakata varılan 25. maddede “Temsilciler Meclisi’nin onayladığı tek, birleşik, kapsayıcı ve etkin bir hükümetin kurulmasını destekliyoruz” denilerek meşruiyet bir anlamda Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden Temsilciler Meclisi’ne kaymıştı, bu da Hafter’in elini güçlendirmişti.
Uzatmayalım, 55 madde sahaya yansımadı ve iç savaş sürdü. Üstelik Türkiye’nin askeri desteğiyle Ulusal Mutabakat Hükümeti mevzi de kazandı. Hafter de bunun üzerine kendisini devlet başkanı ilan etti.
Moskova’dan hem Serrac’a hem Hafter’e uyarı
Hafter’in oldubittisi Türkiye başta olmak üzere pek çok devlet tarafından farklı tonlarda tepki gördü. ABD’nin Libya Büyükelçiliği “Hafter’in ülke yönetiminin askerlere geçtiği açıklamasından dolayı üzgünüz” derken, Fransa Dışişleri Bakanlığı “Libya ihtilafının tek taraflı kararlarla çözülemeyeceğine” dikkat çekti.
Tabii esas önemli olan Moskova’nın ne diyeceğiydi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov özetle “Hafter’in Libya yönetimine el koyduğu açıklamasını onaylamıyoruz” dedi ama cümlenin bütünü iki tarafa da işaret ediyordu: “Mareşal Hafter ile konuşmayı reddeden Sayın Serrac’ın son açıklamasını da onaylamadık, şimdi Mareşal Hafter’in tek başına Libya halkının nasıl yaşayacağına karar vereceği açıklamasını da onaylamıyoruz” (28.4.2020).
Moskova, 19 Ocak’taki Berlin Konferansı’yla 27 Nisan’da Hafter’in devlet başkanlığını ilan etmesi arasındaki birkaç gelişmeye işaret etmişti asılında:
19 Şubat’ta Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, Hafter’le yürütülen müzakereleri askıya aldığını açıklamıştı.
25 Mart’ta Serrac hükümeti “Barış Fırtınası Operasyonu” başlatmıştı. Bu operasyon sonucunda Serrac kuvvetleri 13 Nisan’da Trablus’un batısındaki yedi beldeyi ve doğusundaki Sabrata şehrini ele geçirdi.
Ve Serrac bu askeri başarının üzerine 15 Nisan’da Hafter ile masaya oturmayacağını ilan etti.
Libya’da üçlü iktidar olasılığı
Moskova’dan istediği siyasi desteği en azından resmi olarak alamayan Hafter, bunun üzerine Ramazan dolayısıyla ateşkes ilan etti! Ancak neticede hem sahada hem de diplomasi arenasında büyük kayıp verdi. Dahası bu taktik hatanın ardından Libya’daki ikili iktidar yapısının üçlü iktidara dönüşebileceğinin işaretleri oluştu.
27 Nisan’a kadar Ulusal Mutabakat Hükümeti bir tarafta, Libya Temsilciler Meclisi ve onun desteklediği Libya Ulusal Ordusu Komutanı diğer taraftaydı. Ancak Hafter’in çıkışının ardından Temsilciler Meclisi – Ulusal Ordu ittifakında çatırdama oluştu:
Örneğin Libya Ulusal Ordusu bünyesindeki birlik komutanı Eşref el-Meyyar, Hafter yerine Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’e bağlılığını duyurdu. Örneğin Akile Salih, Hafter’in, büyük kayıplar verdiği için Rusya’nın telkiniyle ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Dahası Salih, Rusların “yeni başkanlık konseyi” talebi doğrultusunda BM nezdinde yeni gelişmelerin olabileceğini açıkladı.
Libya’nın birliği Türkiye’nin yararına
Üçlü iktidar olasılığının ortaya çıkıp çıkmayacağı, son tahlilde Ulusal Ordu bünyesindeki birliklerin kopup kopmamasına bağlı…
Ancak üçlü iktidar olasılığından bağımsız olarak, yaşanan bu gelişmelerin Libya’yı “ikiye” bölünmeye götürebileceği ortada.
Bu ise Türkiye’nin Serrac hükümetiyle yaptığı deniz sınır anlaşmasını fiilen ortadan kaldıracaktır. Zira anlaşmaya konu olan Libya sınırı Serrac tarafında değil, diğer tarafta kalıyor.
Dolayısıyla Libya’nın birliği en çok Türkiye için önemlidir!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mayıs 2020
Yalı-muhafazakârlarının sahte MİT aşkı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/05/2020
Yetenekleriyle değil fakat iktidar propagandası yapmak karşılığında bol sıfırlı maaşlarla oturtuldukları gazete köşelerinden haykırıyorlar: “MİT kanunu varrr! Devlet görevlisini ve ailesini tehlikeye atamazsınızzz! Haberini yapamazsınızzz! Elbette hapse gireceklerrr!”
İktidarla simbiyotik ilişki yaşadıklarından, bununla da yetinmiyorlar! “Odatv de kapatılsınnn” diyorlar, hatta bugünlerde Cumhuriyet’i de susturmaya çalışıyorlar…
MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kâşif Kozinoğlu’nu sayfa sayfa teşhir eden, FETÖ’yle birlikte Kozinoğlu’nu hedef alan ve o cinayete ortak olanlar, bugün “devlet görevlisini tehlikeye atamazsınızzz” diyor!
Devletin en mahrem yerlerinden biri sayılan Kozmik Oda’ya FETÖ’nün girebilmesi için sayfalarından düzmece suikast haberi yapanlar, bugün “MİT kanunu var, sırları deşifre edemezsinizzz” diyor!
Açılım günlerinde Öcalan ve PKK’yle “hangi devlet görevlilerinin görevden alınacağının” pazarlığını yapanlar, bugün MİT aşkıyla yanıyor ve “devlet görevlilerini tehlikeye atamazsınızzz” diye nutuk atıyor!
Metastaz ve Sarmal
Barış Pehlivan’ı da, Barış Terkoğlu’nu da, Murat Ağırel’i de tanırım; meslektaşlarım olarak tanırım, mesleğimizin yüz aklarıdır…
Her üçünü, kitaplarının editörü olarak da tanırım; cesur kalemlerdir, kalemlerinden efendilerin mesajları değil, ezilenlerin haykırışları dökülür…
Kırmızı Kedi Yayınevi’nden yayımladığımız Barışların Metastaz’ı ve Murat Ağırel’in Sarmal’ı, sadece iki kitap değil, sistemin içindeki köşe kapma çarpışmasının da tarihi belgeselidir…
Yalılı “yeni-muhafazakarların” yani yalı-muhafazakârlarının Barışlara ve Murat’a “düşmanlığı” tam da bundandır!
MİT cenazesi haberi “bahanesiyle” susturmak istemeleri bundandır!
MİT kanununa aykırılık yok
Evet, bahane diyoruz…
Zira yapılan haberin MİT kanununa bir aykırılığı yok!
Muğla Barosu Başkanı Av. Cumhur Uzun’un saptadığı gibi “MİT kanununda, şehit olduktan sonra bu kişiyle ilgili cenazenin haberleştirilmesinde suç unsurları yoktur” (TELE1, 27.4.2020).
Evet, kanun MIT görevlisinin görevinin ifşasıyla ilgilidir, şehit olduktan sonra cenazesinin haberleştirilmesiyle ilgili değildir!
İlk Erdoğan duyurdu
Kaldı ki konu alenidir. Türkiye, Libya’da şehit verdiğimizi ilk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duymuştur.
Erdoğan İzmir’de otoyol açılışında aynen şöyle demedi mi: “Libya’da birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak” (22.2.2020).
Kaldı ki öncesinde de Erdoğan “MİT Libya’da üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor” (6.1.2020) diyerek, herkesin MİT’in Libya’da olduğunu bilmesini sağlamadı mı?
Dahası Erdoğan’ın “birkaç tane şehidimiz var” lafı üzerinden konu günlerce gündemde kalıyor, hatta TBMM’de bir milletvekili basın toplantısı düzenleyerek Libya’da MİT’in şehit verdiğini açıklıyor. Devre arkadaşları şehidin haber ve fotoğrafını sosyal medyadan paylaşıyor.
Manisa protokolüne şehit cenazesine katılması çağrısı yapılıyor. Hatta MİT Başkanı cenazeye “Teşkilat Başkanı” yazılı çelenk gönderiyor.
Odatv’deki cenaze haberinde ise ne şehidin ismi, ne ailesinin ismi ne de cenazenin düzenlendiği köyün ismi var…
Çıkacaklar ve yazacaklar
Tablo buyken, meslektaşlarımız yalı-muhafazakârlarının çabalarıyla 19 yılla yargılanıyor!
Öyle ki katili, hırsızı, rüşvetçiyi, çocuk istismarcısını, mafyayı bile sokağa salan aftan bile yararlanmamaları için gece yarısı operasyonuyla infaz düzenlemesi yaptılar!
İstiyorlar ki Barışlar ve Murat 19 yıl yatsın ve ne Metastaz-2’yi, ne de Sarmal-2’yi yazabilsinler!
Bakın şu kadar net söyleyeyim: Barışlar ve Murat çıkacak ve yazacak; Metastaz ve Sarmal’ın ikincisini de, üçüncüsünü de…
Hep birlikte göreceğiz…
Zira biz bu filmi daha önce de gördük!
Not: Cumhuriyet’in yalıları ürküten haberleri nedeniyle muhabirimiz Hazal Ocak’ı ve foto muhabirimiz Vedat Arık’ı kutluyorum. Onlarla birlikte açılan soruşturmada ifade veren Yazı İşleri Müdürümüz İpek Özbey’i ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Olcay Büyüktaş Akça’yı yürekten selamlıyorum.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2020
Erdoğan’ın Trump’a ‘ittifakı sürdürme’ mektubu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/05/2020
Türkiye, salgınla mücadelede yardımlaşma ve destek için ABD’ye de sağlık malzemeleri yolladı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu yardımla birlikte, Kovid-19’la mücadelede dünyanın en çok tıbbi destek sağlayan üçüncü ülkesi olduğumu ilan etti.
Ne mutlu bize!
Çavuşoğlu kısa bir süre önce de “Kendimizin tıbbi ekipman ihtiyacı olmasına rağmen 34 ülkeye yardım elimizi uzattık” demişti (15.04.2020).
Çavuşoğlu’nun “en çok tıbbi destek sağlayan” üçüncü ülke olduğumuzu ilan ettiği saatlerde ise Türkiye içinde maske dağıtımı konusu belirsizliğini sürdürüyordu. PTT’ydi, eczanelerdi derken bir türlü doğru düzgün dağıtılamayan maskelerin son olarak işyerleri tarafından dağıtılmasına karar verildi!
Neyse, konumuz bu değil. Konumuz, ABD’ye yardım nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Devlet Başkanı Donald Trump’a yolladığı mektup…
ABD’ye verilen mesaj
Erdoğan’ın Trump’a gönderdiği mektubun ilk bölümü iki ülkenin salgınla mücadeledeki başarılarını anlatıyor.
İkinci bölümde Türkiye’nin ABD’nin güvenilir ortağı olduğu, bu nedenle dayanışma sergileyeceğine ABD’nin güvenebileceği belirtiliyor.
Ve bu iki bölümü asıl bölüm izliyor…
Erdoğan Trump’a aynen şöyle diyor: “Suriye ve Libya başta olmak üzere, bölgemizdeki son gelişmeler, Türk-ABD ittifakının ve işbirliğinin en güçlü şekilde sürdürülmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.”
Hadi Libya’yı geçtik… Fakat Suriye’deki hangi gelişmeler Türkiye-ABD ittifakının sürdürülmesinin gerektiğini göstermiştir?
ABD PKK’nin Suriye kolu olan PYD/YPG’ye TIR’lar dolusu silah yardımı yapaktan vaz mı geçmiştir ki Türkiye-ABD ittifakı Suriye’de sürebilsin?
ABD Suriye’nin kuzeyinde bir PYD devleti kurmaktan vaz mı geçmiştir ki Türkiye-ABD ittifakı Suriye’de sürebilsin?
Erdoğan’ın taktik amacı
Kuşkusuz bu iki sorunun Türkiye’nin çıkarına bir olumlu yanıtı yok…
O zaman geriye ne kalıyor?
Suriye’de Rusya ile yürütülen işbirliğinin AKP tarafından sürekli ABD’yle pazarlıkta kullanılan bir kart olduğunu biliyoruz. AKP’nin kendisine Suriye’de alan açan hedefleri konusunda Rusya’yla sorun yaşadığında da, ABD’ye mesajlar vererek Moskova’yı geri adım atmaya zorladığını da biliyoruz.
Bu türden taktik hamleler son dört yıldır çokça sergilendi…
Erdoğan’ın Trump’a “ittifakı sürdürme” çağrısı da yine bu türden bir taktik…
Ancak ekonomik kriz nedeniyle bu kez AKP’nin taktik seviyeyi yükseltmeye çalışabileceğinin işaretleri var.
S-400’lere salgın bahanesi
Anımsayın: S-400’ler 2020 Nisan’ında aktif hale getirilecekti. Türk görevlilerin eğitimi de dahil tüm çalışmalar bu takvime göre yapıldı.
Ancak Nisan ayı geldiğinde farklı bir tablo ortaya çıktı!
20 Nisan’da Reuters’e açıklama yapan bir Türk yetkili, S-400’lerin aktif hale getirilmesinin koronavirüs salgını nedeniyle birkaç ay ertelendiğini belirtti!
Ve bu açıklama yalanlanmadı!
Bir silah/savunma sisteminin aktif hale getirilmesinin virüs salgınıyla ilgisi ne peki? Örneğin salgın var diye TSK tankları çalıştırmıyor mu? Örneğin salgın var diye radarlarımız kapalı mı?
Böyle mazeret olur mu?
İki kırmızıçizgi
İşin esası, anlayabildiğimiz kadarıyla şu: Hem S-400’ü ertelemek hem de ABD’ye Libya ve Suriye’de ittifakı sürdürme mesajı vermek, AKP hükümetinin para arayışıyla ilgili…
Şu anda doları belli bir seviyede tutmak için Merkez Bankası’nın rezervleri eritiliyor. Ancak bunun bir sonu var.
AKP hükümeti o nedenle aşamalı olarak karantina önlemlerini de kaldırmayı planlıyor. Erdoğan belirtti: “Salgın tedbirlerini aşamalı olarak kaldırdıkça halkımızın ve devletimizin kasası tekrar dolmaya başlayacak” (28.4.2020).
Ancak görünen o ki, turizm gibi Türk ekonomisinin en önemli gelir kaynağı da bu yıl olmayacak ve ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıyayız.
AKP hükümeti o nedenle para arayacak. Daha önce Berat Albayrak’ın Londra tefecileri ve New York bankerleriyle yaptığı türden görüşmeler olacak.
İşte AKP hükümeti o süreç boyunca S-400’ü ertelemeyi ve Suriye’de ABD’yle kısmi bir işbirliği yürütmeyi planlıyor görünüyor…
Fakat önemle belirtelim: Türkiye kesinlikle S-400 savunma siteminden vazgeçmemelidir, vazgeçemez. Ve Türkiye, kesinlikle yeniden ABD’yle Suriye’de işbirliği yapamaz.
Bu ikisi Türkiye’nin kırmızıçizgisi olmalıdır; ekonomik nedenlerle bu kırmızıçizgilerin rengini açmaya çalışmak, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını hiçe saymak olur ki bunun da siyasi bedeli ağır olur…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Nisan 200
SORUMSUZ TRUMP!
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 29/04/2020
ABD’deki COVID-19 vaka sayısı 1 milyonu aştı. Bu İspanya, İtalya, Almanya, İngiltere ve Fransa’daki toplam vaka sayısının çok daha üzerinde. Çin’deki vaka sayısının ise tam 12 katı.
Kısacası ABD salgının merkez üssü durumunda…
Oysa 21 Ocak’ta ABD-Seattle’da ilk vaka görüldüğünde, Donald Trump “Kaygılanacak bir durum yok, her şey kontrol altında, Çin’den gelmiş bir kişi” diyordu.
Ancak 28 Nisan’da 1 milyondan fazla Amerikalıya virüs bulaşmış durumda ve acı ki 56 binden fazlası yaşamını yitirmiş durumda…
TRUMP “BAHANE FABRİKASI” GİBİ
21 Ocak’ta “kaygılanacak bir durum yok, sadece bir kişi” diyen Trump, bir süredir kaygılı; zira salgınla mücadelede kötü bir yönetim sergiliyor.
Başarısızlığını perdelemek için de başkasını suçluyor.
Bu köşeden Trump’ın o dayanaksız suçlamalarını defalarca ele aldık. Trump’ın her suçlaması, hem de önce ABD basınında yalanlandı! Trump ise o kadar sıkışmıştı ki, çürütülen her suçlamasına karşı yeni bir suçlama üretti.
Fakat gittikçe suçlamalar iyice ciddiyetsiz hale geldi!
İşte sonuncusu…
Trump şöyle diyor: “Biz virüsün ilk çıktığı yerde durdurulabileceğini düşünüyoruz. Çin, bunu çok hızlı bir şekilde durdurabilirdi ve bu salgın tüm dünyaya sıçramazdı” (28.4.2020).
Tabii uzun bir süre “Çin’in virüsle ilgili kendilerini geç bilgilendirdiğini” iddia eden Trump, bunun doğru olmadığı ortaya çıktıkça, kendisinin ABD istihbaratı ve sağlık örgütleri tarafından da defalarca bilgilendirdiği ABD basınında yer alınca, yeni bir “bahaneye” sarılmalıydı.
Ancak o bahanenin bu kadar çapsız olacağını doğrusu beklemiyordum: Çin virüsü ilk çıktığı yerde durdurabilirmiş ama durdurmamış!
Bunu diyen Trump, 21 Ocak’ta ABD’de ilk vaka görüldüğünde “Kaygılanacak bir durum yok, her şey kontrol altında” diyordu!
ÇİN DÜNYAYI DAHA BÜYÜK SALGINDAN KORUDU
Aslında Trump’ın açıklamasının tersi doğru. Virüsün yayılma hızı ve alanına bakınca, bugün daha net söyleyebiliyoruz: Çin, Batı’nın tepkilerine rağmen salgına karşı çok sert tedbir alarak salgını kontrol altına aldı ve bir anlamda dünyayı daha büyük bir salgından korumuş oldu.
Anımsayın: Virüs Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde 12 Aralık’ta tespit edildi. İlk can kaybı ise 11 Ocak’taydı. Çin yönetimi Vuhan’ı “tam karantinaya” aldığında, Batı Çin’i “virüsü bahane ederek özgürlükleri kısıtlamakla, insan haklarını rafa kaldırmakla” suçluyordu!
Çin tüm suçlamalara rağmen doğru olduğunu görerek “tam karantina” uyguladı ve salgının Çin’in diğer eyaletlerine yayılmasını önledi.
Bunun ne anlama geldiğini sayılarla anlatalım: Çin’in nüfusu 1,4 milyar! Yani 330 milyon nüfuslu ABD’nin 4 katından fazla…
Çin Batı’nın tepkisine rağmen Vuhan kentini ablukaya almasaydı, bugün Çin’de de, dünyada da tablo çok daha kötü olurdu!
TRUMP’IN “VÜCUDA DEZENFEKTAN ENJEKTE EDİN” ÖNERİSİ
Trump’ın Çin karşıtlığı, aslında ABD açısından vahim bir durum: Bu ülke, Çin’le işbirliği yapıp salgına karşı küresel bir mücadele verebilecekken, Trump yüzünden bunu yapamıyor. Çünkü Trump kendi yönetiminin başarısızlığını perdelemek için işbirliği yapması gereken ülkeyi suçlamaya çalışmakla meşgul…
Bunun da başta Amerikalılar olmak üzere tüm insanlığa zaman kaybettirdiği ortada…
Üstelik Trump Amerikalılara iki kere zaman kaybettiriyor zira bir de bilimdışı önerileri var: Üstelik bu alanda Çin’i suçlamaktaki beceriksizliğinden daha başarısız!
ABD Başkanı bir basın toplantısında koronavirüs tedavisi için vücuda “dezenfektan enjekte” edilmesini önerdi! O esnada basın toplantısındaki ABD görevlilerinin yüzlerindeki saşkınlık görülmeye değerdi…
Üstelik Trump bu bilimdışı önerisi konusunda sorumluluk da kabul etmiyor. Son basın toplantısında bir gazeteci, önerisi nedeniyle bazı eyaletlerde bunu deneyenler olduğunu anımsatınca, Trump, “Bunu neden yapıyorlar, bilemiyorum” şeklinde kaçamak bir yanıt verdi. Gazetecinin “Peki bu konuda sorumluluk alır mısınız?” sorusunu ise “Hayır, almam” diye yanıtladı!
Böylesine sorumsuz biri, yani Amerikalılara “vücudunuza dezenfektan enjekte” edin diyen ve bunun sorunluluğunu bile alamayan kişi, Çin’i salgını geç bildirmekle, hatta salgını durdurmamakla suçlamaya kalkıyor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Nisan 2020
Salgından sonra AB bölünür mü?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 28/04/2020
Virüs salgını, AB’nin geleceğini de tartışmaya açtı. “AB bölünür mü?” sorusu gündemde.
Tartışma, salgının İtalya’yı kasıp kavurmasıyla başladı. AB ülkeleri bu ülkeye sınırlarını kapatınca ve yardım göndermeyince İtalya içinde AB üyeliğinin ne anlama geldiği sorgulanmaya başladı haliyle…
Üstelik sadece AB’nin değil, ABD’nin de İtalya’ya sırtını döndüğü o günlerde Çin, Rusya ve Küba uçakları, çizmeye hekim ve sağlık ekipmanı taşıyordu…
En sert tepkiyi İtalya’nın eski başbakanı Matteo Salvini verdi. Şu anda anamuhalefet lideri olan Salvini AB için şunları söylüyordu: “AB’den nefret ediyor ve tiksiniyorum. Birlikten ziyade, yılanlar ve çakallar mağarası. Önce virüsü yeneceğiz, sonra dönüp AB’yi düşüneceğiz. Gerekirse teşekkür etmeden ayrılacağız.” (27.3.2020)
Almanya lokomotif değil fren
İtalya’nın mevcut başbakanı da AB’ye tepkiliydi, elbette resmi konumu nedeniyle anamuhalefet liderinden daha diplomatik olarak…
İtalya Başbakanı Giuseppe Comte, birliğin lideri/lokomotifi kabul edilen Almanya’yı suçluyordu doğrudan. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük şoku yaşadıklarını belirten Comte, “AB’nin ortak tahvil ihracına ihtiyaç duyulduğunu” belirtiyordu. Almanya’nın bu konudaki olumsuz tutumuna tepki gösteren Comte şöyle diyordu: “Almanya’nın ticaret fazlası AB kurallarının öngördüğünden daha yüksek. Bu Alman ekonomisinin Avrupa’nın lokomotifi değil freni olduğu anlamına geliyor” (20.4.2020).
Ülkesinin AB tarafından yalnız bırakıldığını belirten Comte, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen‘in bu nedenle özür dilediğini söylüyordu ayrıca…
Bir parçası terk edilirse AB çöker
Sadece İtalya değil, salgını ağır yaşayan İspanya da AB’nin geleceğini sorguluyor…
Dahası AB’nin Almanya’dan sonraki en önemli ülkesi Fransa bile AB’nin geleceğinin sorunlu olduğunu öngörüyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, video konferans yoluyla yapılan AB liderler zirvesinde bunu muhataplarına açık açık söyledi.
Macron, Avrupa ülkelerinin salgına verdiği yanıtın “simetrik” olmadığını, bunun düzeltilmemesi halinde Avrupa’nın ekonomik olarak daha da etkileneceğini belirtti.
Ve Macron, Avrupa’nın salgının yol açtığı ekonomik krize karşı ortak bir çözüm bulamaması halinde birliğin geleceğinin olmayacağına dikkat çekti ve açık açık uyardı: “Avrupa’nın bir parçasını terk edersek tüm Avrupa çöker” (23.4.2020).
Korona tahvilleri çare olur mu?
Özetle birliği korumak, ekonomi krizine çare bulunabilmesine bağlı. Bu da “kurtarma paketleri” demek öncelikle. AB liderleri -birliği bir arada tutabilmek için- Avrupa Komisyonu’nu “ortak kurtarma programı” hazırlamakla görevlendirdi (24.4.2020).
Liderler ayrıca maliye bakanlarının üzerinde uzlaştığı 540 milyar avroluk paketin 1 Haziran’da hayata geçmesini öngördüklerini de belirttiler. Ancak bu, ihtiyaç duyulan paketin çok çok altında…
Avrupa Komisyonu’nun İç Pazarlar ve Hizmetlerden Sorumlu Üyesi Fransız Thierry Breton ve Ekonomi İşlerinden Sorumlu Üyesi İtalyan Paolo Gentiloni’nin bu konuda yaptıkları çalışmanın sonucu şu: “AB’nin yeni tip koronavirüs kaynaklı krizin yaralarını sarması için 1,6 trilyon avroluk destek paketine ihtiyaç var” (21.4.2020).
Yeterli mi? “Turizm endüstrisi için Marshall Planı’na benzer bir plana ihtiyaç var” diyor ikili ayrıca…
Avrupa Komisyonu’nun bu iki yetkilisi, diğer yandan ay başında Avrupa gazetelerine yazdıkları ortak makalede ortak borçlanma anlamına gelen “korona tahvillerinin” devreye sokulması için Almanya’ya çağrıda bulunmuşlardı. Ancak Almanya’yla birlikte Hollanda, Avusturya ve Finlandiya’nın aralarında bulunduğu kuzey ekseni “korona tahvillerine” karşı çıkıyor.
Asya’yla daha derin ilişki dönemi
Sonuç olarak AB’nin geleceği belirsiz.
Birliğin kuzey ve güney ekseninde ikiye bölünebileceği senaryosundan, bazı Akdeniz ülkelerinin İngiltere gibi birlikten tekil olarak ayrılabileceğine kadar olasılıklar mevcut.
Neo-liberal ekonominin iflasının görüldüğü koşullarda birliğin işi çok zor; üstelik Avrupa’ya Marshall Planı desteği verebilecek bir ABD de artık yok!
AB bölünür, bölünmez, göreceğiz ancak başta Almanya, kimi AB ülkelerinin Rusya ve Çin’le “daha derin” ekonomik ilişkilere yöneleceği kesin!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Nisan 2020
New York semalarındaki akbabalar
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/04/2020
En “gelişmiş” emperyalist kapitalizmin bir virüs salgını karşısındaki başarısızlığını en acı ama en net şekilde anlatan fotoğraf, New York semalarındaki o akbabaların fotoğrafıdır…
En “gelişmiş” kapitalist devletin ticaret başkenti sayılan New York’taki yüz katlı binalar cesetleri gizleyememiş, kokmasını önleyememiştir…

New York’ta toplu mezar
Ve emperyalist kapitalizmin salgınla mücadeledeki başarısızlığını anlatan ikinci fotoğraf ise şu ana kadar 10 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği New York’ta yapılan toplu mezarın havadan çekilmiş görüntüsüdür…

21. yüzyılda, cezaevinden getirilmiş mahkumlarca kazılmış toplu mezara, topluca gömülen ölü bedenler…
Trump’tan silahlı eylem teşviki
Başka fotoğraflar da var ABD’den…
Demokrat valilerle karantina kavgası sürdüren ABD Başkanı Donald Trump, en sonunda halkı valilere karşı protesto eylemi yapmaya da kışkırttı!
Trump’ın teşvikiyle karantinayı protesto eden sağcı grupların fotoğrafı, en “gelişmiş” kapitalist ülkenin insanlık manzarasına işaret ediyordu…
ABD’nin Michigan eyaletinde karantinaya karşı başlayan gösteriler diğer eyaletlere de sıçradı: Trump’ın destek açıklamasıyla Oklahoma, Ohio, Kuzey Carolina, Florida, Idaho, Minnesota, Utah, Kalifornia, Virginia, New Hampshire, New Jersey ve Kentucky’de sokaklara dökülen sağcı gruplar, ellerindeki silahlarla eyalet yönetiminin salgına karşı uyguladığı kısıtlamalara tepki gösterdi…

Üç fotoğraf, üç ders
Bu üç fotoğraf, özetle “büyük insanlığın” alacağı şu derslere işaret etmektedir:
1) İnsanlığın geleceği “önce kâr” diyen sistemde değil, “önce insan, önce toplum” diyen sistemdedir.
2) Gelişmişliğin ölçütü büyük ekonomiler, büyük binalar, büyük alışveriş merkezleri, büyük tüketimler değildir; adil bölüşümdür.
3) Doğayla savaşan değil, doğayla uyumlu bir sistem gerekir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Nisan 2020
Petrol pazarı savaşı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/04/2020
Bu savaşa 4 Nisan tarihli makalemizde “2020 petrol satrancı” demiş ve oyunu şöyle özetlemiştik: “Asıl oyuncuları Rusya, Suudi Arabistan ve ABD olan bu oyunda, Putin’in hamleleri oyun sonunu getirecek gibi görünüyor. Suudi Arabistan mat olmamaya, ABD de Rusya’yı beraberliğe razı etmeye çalışıyor.”
4 Nisan’dan bu yana oyunda iki gelişme oldu: Birincisi OPEC+ üyeleri 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varil kesinti yapmakta anlaştı. İkincisi de ABD’de petrol fiyatları eksiye düştü!
Bu ise ABD’nin Rusya’yı beraberliğe razı edemediğini, tersine Suudi Arabistan’ı kullanarak Rus ekonomisini hedef aldığı bu oyunda tuzağa düştüğünü gösteriyor. Tuzaktan çıkabilmek için ise Suudi Arabistan’ı feda edip etmemeyi düşünüyor…
Nasıl mı? Anlatalım:
Beyaz Saray ve Suud Sarayı Kremlin’e karşı
Kriz nasıl başlamıştı?
Koronavirüs salgını ile birlikte Çin’in petrole talebinin azalması başta olmak üzere birkaç nedenle küresel petrol talebi bu yılın başında düştü. Bu da fiyatları düşürmeye başladı. Suudi Arabistan fiyatların düşmesini önlemek için üretimi azaltmak istedi. Ancak Rusya buna ikna olmadı.
Bunun üzerine Suudi Arabistan yönetimi, ABD’nin de desteğiyle, misilleme yaptı ve üretimi artırdı! Suud Sarayı ile Beyaz Saray’a göre ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı Moskova, fiyat düşüklüğüne dayanamayacaktı.
Ancak Moskova fiyat düşüklüğüne dayandı ve tersine Avrupa pazarında pay artırmak isteyen ABD’li kaya petrolü ihracatçılarını “yüksek maliyet” nedeniyle sıkıntıya soktu.
Kremlin’i oyun dışına atamadılar
İşte bu süreçte Washington, Riyad ve Moskova üçgeninde bir anlaşma arandı. Yapılamayan ve ertelenen toplantıların sonunda taraflar (23 OPEC+ üyesi) 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varillik kesinti yapmayı kabul etti.
Anlaşmayı değerlendiren ABD Başkanı Trump, “Bu anlaşma ABD’de binlerce enerji istihdamını kurtaracak” diyordu (12.4.2020).
Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak’ın anlaşmaya dair yorumu ise oynanan petrol satrancına işaret ediyordu: “Rusya’yı petrol piyasasının dışına itme çabası başarısız oldu” (13.4.2020).
Evet, bir anlaşma olmuştu ama bunun ABD ve Suudi Arabistan’a yaramayacağı kısa sürede görüldü. Çünkü petrol fiyatları istenen seviyeye yükselmedi!
Tarihte ilk: eksi fiyat
Hatta Batı Tektas tipi ham petrolü “mayıs ayı vadeli” fiyatı 20 Nisan’da eksiye düştü! Bu tarihte bir ilkti…
Eksi fiyat iki nedenle yaşanmıştı: Birincisi, ABD’li petrolcüler, talebi olmayan petrolü, hem de zararına üretmeye devam etmişti. İkincisi, bu üretilen petrolü depolayacak tesisler de dolmuştu.
Bu ABD petrol sanayisini ciddi sıkıntıya sokacak bir durumdu. Zira mayıs kontratlarında yaşanan bu tablo, bir çözüm bulunamazsa, haziran kontratlarında da yaşanabilir.
Trump’a göre sorun “karantina nedeniyle kimsenin araba kullanmamasından ve fabrikaların kapalı olmasından” kaynaklanıyordu (21.4.2020). Oysa sorunun kaynağı karantina değildi. Karantina ile ekonomik faaliyetlerin durması sorunu büyütmüştü sadece. Sorun, ABD ile Suudi Arabistan’ın Rusya’ya petrol savaşı açmış olmasıydı!
Suudi fedası gündemde
Peki eksi fiyat krizi nasıl çözülecek?
Teksaslı petrol üreticileri Suudi Arabistan’dan ithalatın yasaklanmasını istiyor! Teksaslı petrol üreticilerine göre Suudi Arabistan krizin başından bu yana ABD’ye petrol sevkiyatını dört kat artırmıştı. Dahası bu şekilde yerli şirketleri de piyasadan uzaklaştırmıştı.
Bu şu demekti: ABD, fiyatların düşüp Rus ekonomisinin yara alması için Suudi Arabistan’a üretimi artırmayı teşvik etmiş, karşılığında da bu ülkenin ürettiklerini almıştı. Bu da Teksaklı şirketleri vurmuştu!
Yani ABD satrançta rakibin şahını sıkıştırmak üzere hamle yaparken kalesini kaybetmişti!
Köşeye sıkışan Trump, acil durum ham petrol stoklarını daha da doldurmayı ve bunun için alım yapmayı planladığını açıkladı. Ancak bu yeterli değildi. Zira petrol stokları da doluydu.
Baskı altındaki Trump, Teksaklı petrol üreticilerinin “Suudi petrol ithalatı yasaklansın” talebini değerlendireceğini söyledi (21.4.2020). ABD Enerji Bakanı Dan Brouillette de Trump’ın durumu incelediğini ve Suudi petrol ithalatını yasaklama seçeneğini değerlendirdiğini teyit etti (21.4.2020).
Böylece ABD, Rusya’ya karşı sahaya sürdüğü Suudi Arabistan’ı feda etme durumuyla karşı karşıya geldi.
Putin ise kollarını kavuşturmuş, sıkışan rakiplerinin hamle yapmasını bekliyor…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Nisan 2020
TRUMP’IN BEŞ TEZGÂHI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/04/2020
Önünde seçim olan Trump zor durumda. Zira ABD koronavirüs salgının merkezi oldu ve süreci iyi yönetemeyen Beyaz Saray’a içeride büyük tepki var.
Ve tepkiler giderek artıyor, zira gün geçtikçe Trump yönetiminin zamanında uyarıldığı halde gerekli önlemleri almadığı ortaya çıkıyor.
Trump bu nedenle içeride valilerle kavga ediyor, dışarıda Çin’e düşmanlık yürütüyor.
Böylece kendi başarısızlığına gerekçe bulmaya çalışıyor.
Trump, Demokrat valilerin yönettiği eyaletlerde karantinanın kaldırılması için halkı protesto eylemi düzenlemeye teşvik etme noktasına kadar geldi.
1) ‘ÇİN VİRÜSÜ’ TEZGAHI
Trump içeride sıkıştıkça Çin düşmanlığı için bir tezgâh işleme sokuyor!
Anımsayacaksınız, Trump’un ilk argümanı, koronavirüse “Çin virüsü” demekti. Böylece küreselleşen salgın konusunda dünyanın geri kalanını Çin’e karşı kışkırtmaya çalışmıştı.
Müttefiklerinden en küçük bir destek görememesi nedeniyle ABD yönetimi 10 gün içinde bu düşmanca sözü, daha az düşmanca bir sözle değiştirdi: Çin virüsü yerine Vuhan virüsü demeye başladı.
Ancak yine beklediği desteği alamadı. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Vuhan virüsü” ısrarı nedeniyle uluslararası toplantılarda kriz çıktı, ABD yalnız kaldı.
Anımsayacaksınız, G7 zirvesinde bu nedenle “ortak açıklama” yapılamamıştı.
2) ‘ÇİN GEÇ BİLDİRDİ’ TEZGÂHI
Trump’ın Çin düşmanlığında ikinci tezgâhı, Pekin yönetiminin virüsle ilgili dünyayı geç bilgilendirdiği iddiası oldu.
Ancak Amerikan gazetelerinin haberleri bile Trump’ı yalanlıyordu. Zira ABD istihbaratı da, ABD’nin sağlık kuruluşları da Beyaz Saray’ı uyarmış ancak Trump yönetimi ciddiye almamıştı.
Trump’ın konuyu ciddiye almadığı zaten açıklamalarına da yansımıştı. Nitekim virüsün Çin’i etkisi altına aldığı ocak ve şubat aylarında Trump, hemen her açıklamasında virüsü küçümsemiş, dahası küresel bir salgın olmayacağını iddia etmişti.
Kaldı ki o süreçte virüsün Çin ekonomisini yıkıma uğratacağı beklentisiyle ABD yönetimi gayet açık bir şekilde memnuniyet ifade ediyordu!
3) DSÖ’YE TEZGÂH
Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiği tezgâhı da tutmayınca, Trump yönetimi üçüncü tezgâha geçti. Beyaz Saray Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) hedef almaya başladı.
Trump’a göre Dünya Sağlık Örgütü’nün parasını ABD veriyordu ama örgüt Çin’i tutuyordu!
Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne sadece ABD değil, ABD gibi tüm üye ülkeler de nüfusları oranında aidat veriyordu, bağış da yapıyordu…
Ancak Beyaz Saray Çin düşmanlığı için zayıf argümanlarla da olsa DSÖ’ye saldırılarını sürdürdü ve en sonunda sağladığı fonu kestiğini ilan etti.
Ancak ABD neredeyse bir tek Fransa’dan destek aldı. Rusya’dan İran’a pek çok ülke, hatta Almanya gibi kapitalist blokun en önemli ülkesi Trump yönetimine tepki gösterdi.
4) ‘ÇİN’İN SAYILARI YALAN’ TEZGÂHI
Trump DSÖ üzerinden Çin’e düşmanlığında da yol alamayınca, yeni bir tezgâha başladı!
Dördüncü tezgâh; Çin’in koronavirüsle ilgili açıkladığı sayılar konusundaydı.
Çin yönetimi, salgın kontrol altına alındıktan sonra, gayet olağan bir şekilde “istatistiksel bir doğrulama” süreci başlatarak sayıları güncellemişti. Aynısını pek çok ülke de yapacak. Zira klinik bulgularla korona teşhisi konan ancak PCR testi negatif çıkan ya da hasta kaybedildikten sonra sonucu gelen kimi vakalar, ölüm raporlarına farklı yansımıştı. (Aynısı Türkiye’de de oluyor, ABD’de de…) İşte bu düzeltmeler sonucunda Çin’deki insan kaybı 3300’den 4600’e çıkmıştı.
Bunu fırsata çevirmeye çalışan Trump, Çin’in açıkladığı sayıların yalan olduğunu, bu düzeltmenin de bunun göstergesi olduğunu iddia etmeye başladı.
ABD’deki vaka sayısı da, ölüm sayısı da neredeyse Çin’in 10 katıydı ancak Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in, “Yalan ne kadar büyük olursa inananlar o kadar çok olur” sözünden hareketle Trump aynen şöyle diyebiliyordu: “Çin bir numara, ölüm oranında bizden çok ilerideler!”
5) ‘VİRÜS LABORATUVAR’DA ÜRETİLDİ’ TEZGÂHI
Trump’ın beşinci tezgâhı ise virüsün Vuhan’daki laboratuvardan kaynaklı olduğu imasıydı. Komplocuların bu iddiasını değerlendiren Trump, bunu “mantıklı” bulduğunu açıkladı!
Oysa Çin’den ABD’ye, Rusya’dan Avustralya’ya, Almanya’da Brezilya’ya dünyanın pek çok ülkesinde doktorlar aşı geliştirmek için virüs üzerinde çalışıyorlar ve gen diziliminden hareketle virüsün laboratuvar imali olamayacağını belirtiyorlar.
Sonuç olarak Trump sıkıştıkça yeni bir tezgâha başvuruyor ama gittikçe en ucuz komplolara kadar düşüyor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Nisan 2020
Karantina-üretim çelişkisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/04/2020
“Virüsün ekonomi-politiği” başlıklı makalemizde, her şey gibi virüsün bulaşıcılığının da, tedavisinin de sınıfsal olduğunu anlatmıştık.
Bugün “karantina ile ekonomik faaliyet” arasındaki çelişkiyi inceleyeceğiz. O nedenle bu makaleyi “virüsün ekonomi-politiği 2” diye de okuyabilirsiniz.
Başlayalım…
Çin modeli mi, ABD modeli mi?
Koronavirüs salgını “küresel” bir krizdir. Ancak salgınla mücadele henüz küresel değildir. Dahası salgınla mücadelede uygulanan tek bir model de yok.
İlk andan itibaren ulusların önünde iki model vardı:
Sosyalist/Çin modeli: Virüsün görüldüğü Vuhan’ı tam karantinaya alarak, Çin’in diğer bölgelere yayılmasını önlemek. Tam karantina, eyaletin izolasyonu, üretimin ve her türlü ekonomik faaliyetin durdurulması, sürekli sokağa çıkma yasağıydı. Çin bu modelle sorunu 70 günde büyük oranda çözdü.
Kapitalist/İngiliz modeli: Ekonomik faaliyetleri askıya alacak en ufak bir karantina uygulamadan, “sürü bağışıklığı” sistemi uygulamak. Kapitalizmin efendileri böylece “ölen ölsün ama ekonomi dönsün” diyordu.
Ancak kısa bir sürede bunun ekonomiye maliyetinin daha yüksek olacağı görüldü ve Kapitalist/ABD modeline geçildi.
Kapitalist/ABD modeli: Üretimi tam durdurmadan, ekonomi faaliyetlerini tamamen askıya almadan, sadece yoğun vaka görülen yerlerde ama kısmı karantina uygulamak.
Bu model de başarısızdı ve ABD’de vaka sayısında patlama yaşanmasına neden oldu.
Saray: Tam tedbir maliyetli
Ancak kapitalist dünya için karantina ile ekonomik faaliyet arasındaki çelişme derinleştiğinden, bu modeli bile uygulamak istemiyorlar. Hızla önlemleri gevşetmek ve ekonomiyi canlandırmak istiyorlar. Bunun karşılığı daha çok ölüm olsa da…
Bu tablo öncelikle iki gerçeğe işaret ediyor: Birincisi kapitalizm için para insandan daha değerli; ikincisi kapitalist devletlerin Çin gibi 70 gün üretimi tam durduracak ekonomi rezervleri yok. Çünkü rezervler ultra-zenginlerin kasalarında…
İşte bu nedenle ABD Başkanı Donald Trump “Salgının artışının bittiğini düşünüyorum” diyerek ekonomik faaliyetlere tam kapasite başlama sinyali veriyor (18.4.2020).
Ülkelerin yaşadığı karantina ile ekonomi faaliyetleri arasındaki çelişkiyi en iyi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın açıkladı aslında: “Genel bir yasağın ekonomik maliyeti büyük olur. Virüsün dünyaya maliyeti 3-4 trilyon dolar olacak” (16.4.2020).
Yani saray, “tam tedbir uygulamak, ekonomik değil, çok maliyetli” diyordu özetle… Oysa yarım tedbir de tedbir değildir!
Kissinger’ın kaygısı
Kapitalist dünyanın, salgın krizinin ekonomiye zararını azaltmak adına salgınla mücadele tedbirlerini gevşetmesi, aslında ekonomiye daha büyük zarar verecek.
Esas kriz, salgın krizi kontrol altına alındıktan sonra başlayacak. O krizin de 1929’daki Büyük Buhran’dan daha sert olabileceğine dair yayımlanmış rapor var…
Zaten sistemin efendilerinin ideologu konumundaki Henry Kissinger’ın “Koronavirüs pandemisi dünya düzenini ilelebet değiştirecek” uyarısı yapması bundan (Wall Street Journal, 3.4.2020).
Salgın sürecinde yaşanan karantina-üretim çelişkisi, sonrasında derinleşerek büyüyecek. Şundan: Egemen sınıflar, ekonomi krizini aşabilmek için krizin yükünü her zaman olduğu gibi emekçi sınıfların sırtına yükleyecek.
Bu ise kaçınılmaz olarak sınıf hareketi doğuracak. İşte Kissingerları kaygılandıran da budur, sınıf hareketidir.
Zira bir değişim olacağı kesin ama bunun nasıl bir değişim olacağı sonuçta sınıf mücadelesinin sonuçlarına bağlıdır: Salgın/güvenlik esaslı sorunlar karşısında egemen sınıfların “otoriter” çözümleri toplumlara kabul ettirebilmesi de olası, orta sınıfların desteğiyle emekçi sınıfların önemli kazanımlar elde ederek devleti “sosyalleştirebilmesi” de…
Fakat devletler düzeyinde şu kaçınılmazdır: ABD hegemonyasına dayalı sistem iflas etmiştir, çok merkezli bir dünya düzeni şekillenmektedir. Bu yeni bir konsensüs doğuracak ve pek çok uluslararası kurumun değişimini, hatta yerini yenisinin alması sonucunu getirecektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Nisan 2020