Petrol pazarı savaşı

Bu savaşa 4 Nisan tarihli makalemizde “2020 petrol satrancı” demiş ve oyunu şöyle özetlemiştik: “Asıl oyuncuları Rusya, Suudi Arabistan ve ABD olan bu oyunda, Putin’in hamleleri oyun sonunu getirecek gibi görünüyor. Suudi Arabistan mat olmamaya, ABD de Rusya’yı beraberliğe razı etmeye çalışıyor.”

4 Nisan’dan bu yana oyunda iki gelişme oldu: Birincisi OPEC+ üyeleri 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varil kesinti yapmakta anlaştı. İkincisi de ABD’de petrol fiyatları eksiye düştü!

Bu ise ABD’nin Rusya’yı beraberliğe razı edemediğini, tersine Suudi Arabistan’ı kullanarak Rus ekonomisini hedef aldığı bu oyunda tuzağa düştüğünü gösteriyor. Tuzaktan çıkabilmek için ise Suudi Arabistan’ı feda edip etmemeyi düşünüyor…

Nasıl mı? Anlatalım:

Beyaz Saray ve Suud Sarayı Kremlin’e karşı

Kriz nasıl başlamıştı?

Koronavirüs salgını ile birlikte Çin’in petrole talebinin azalması başta olmak üzere birkaç nedenle küresel petrol talebi bu yılın başında düştü. Bu da fiyatları düşürmeye başladı. Suudi Arabistan fiyatların düşmesini önlemek için üretimi azaltmak istedi. Ancak Rusya buna ikna olmadı.

Bunun üzerine Suudi Arabistan yönetimi, ABD’nin de desteğiyle, misilleme yaptı ve üretimi artırdı! Suud Sarayı ile Beyaz Saray’a göre ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı Moskova, fiyat düşüklüğüne dayanamayacaktı.

Ancak Moskova fiyat düşüklüğüne dayandı ve tersine Avrupa pazarında pay artırmak isteyen ABD’li kaya petrolü ihracatçılarını “yüksek maliyet” nedeniyle sıkıntıya soktu.

Kremlin’i oyun dışına atamadılar

İşte bu süreçte Washington, Riyad ve Moskova üçgeninde bir anlaşma arandı. Yapılamayan ve ertelenen toplantıların sonunda taraflar (23 OPEC+ üyesi) 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varillik kesinti yapmayı kabul etti.

Anlaşmayı değerlendiren ABD Başkanı Trump, “Bu anlaşma ABD’de binlerce enerji istihdamını kurtaracak” diyordu (12.4.2020).

Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak’ın anlaşmaya dair yorumu ise oynanan petrol satrancına işaret ediyordu: “Rusya’yı petrol piyasasının dışına itme çabası başarısız oldu” (13.4.2020).

Evet, bir anlaşma olmuştu ama bunun ABD ve Suudi Arabistan’a yaramayacağı kısa sürede görüldü. Çünkü petrol fiyatları istenen seviyeye yükselmedi!

Tarihte ilk: eksi fiyat

Hatta Batı Tektas tipi ham petrolü “mayıs ayı vadeli” fiyatı 20 Nisan’da eksiye düştü! Bu tarihte bir ilkti…

Eksi fiyat iki nedenle yaşanmıştı: Birincisi, ABD’li petrolcüler, talebi olmayan petrolü, hem de zararına üretmeye devam etmişti. İkincisi, bu üretilen petrolü depolayacak tesisler de dolmuştu.

Bu ABD petrol sanayisini ciddi sıkıntıya sokacak bir durumdu. Zira mayıs kontratlarında yaşanan bu tablo, bir çözüm bulunamazsa, haziran kontratlarında da yaşanabilir.

Trump’a göre sorun “karantina nedeniyle kimsenin araba kullanmamasından ve fabrikaların kapalı olmasından” kaynaklanıyordu (21.4.2020). Oysa sorunun kaynağı karantina değildi. Karantina ile ekonomik faaliyetlerin durması sorunu büyütmüştü sadece. Sorun, ABD ile Suudi Arabistan’ın Rusya’ya petrol savaşı açmış olmasıydı!

Suudi fedası gündemde

Peki eksi fiyat krizi nasıl çözülecek?

Teksaslı petrol üreticileri Suudi Arabistan’dan ithalatın yasaklanmasını istiyor! Teksaslı petrol üreticilerine göre Suudi Arabistan krizin başından bu yana ABD’ye petrol sevkiyatını dört kat artırmıştı. Dahası bu şekilde yerli şirketleri de piyasadan uzaklaştırmıştı.

Bu şu demekti: ABD, fiyatların düşüp Rus ekonomisinin yara alması için Suudi Arabistan’a üretimi artırmayı teşvik etmiş, karşılığında da bu ülkenin ürettiklerini almıştı. Bu da Teksaklı şirketleri vurmuştu!

Yani ABD satrançta rakibin şahını sıkıştırmak üzere hamle yaparken kalesini kaybetmişti!

Köşeye sıkışan Trump, acil durum ham petrol stoklarını daha da doldurmayı ve bunun için alım yapmayı planladığını açıkladı. Ancak bu yeterli değildi. Zira petrol stokları da doluydu.

Baskı altındaki Trump, Teksaklı petrol üreticilerinin “Suudi petrol ithalatı yasaklansın” talebini değerlendireceğini söyledi (21.4.2020). ABD Enerji Bakanı Dan Brouillette de Trump’ın durumu incelediğini ve Suudi petrol ithalatını yasaklama seçeneğini değerlendirdiğini teyit etti (21.4.2020).

Böylece ABD, Rusya’ya karşı sahaya sürdüğü Suudi Arabistan’ı feda etme durumuyla karşı karşıya geldi.

Putin ise kollarını kavuşturmuş, sıkışan rakiplerinin hamle yapmasını bekliyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Nisan 2020

2 Yorum

TRUMP’IN BEŞ TEZGÂHI

Önünde seçim olan Trump zor durumda. Zira ABD koronavirüs salgının merkezi oldu ve süreci iyi yönetemeyen Beyaz Saray’a içeride büyük tepki var.

Ve tepkiler giderek artıyor, zira gün geçtikçe Trump yönetiminin zamanında uyarıldığı halde gerekli önlemleri almadığı ortaya çıkıyor.

Trump bu nedenle içeride valilerle kavga ediyor, dışarıda Çin’e düşmanlık yürütüyor.

Böylece kendi başarısızlığına gerekçe bulmaya çalışıyor.

Trump, Demokrat valilerin yönettiği eyaletlerde karantinanın kaldırılması için halkı protesto eylemi düzenlemeye teşvik etme noktasına kadar geldi.

1) ‘ÇİN VİRÜSÜ’ TEZGAHI

Trump içeride sıkıştıkça Çin düşmanlığı için bir tezgâh işleme sokuyor!

Anımsayacaksınız, Trump’un ilk argümanı, koronavirüse “Çin virüsü” demekti. Böylece küreselleşen salgın konusunda dünyanın geri kalanını Çin’e karşı kışkırtmaya çalışmıştı.

Müttefiklerinden en küçük bir destek görememesi nedeniyle ABD yönetimi 10 gün içinde bu düşmanca sözü, daha az düşmanca bir sözle değiştirdi: Çin virüsü yerine Vuhan virüsü demeye başladı.

Ancak yine beklediği desteği alamadı. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Vuhan virüsü” ısrarı nedeniyle uluslararası toplantılarda kriz çıktı, ABD yalnız kaldı.

Anımsayacaksınız, G7 zirvesinde bu nedenle “ortak açıklama” yapılamamıştı.

2) ‘ÇİN GEÇ BİLDİRDİ’ TEZGÂHI

Trump’ın Çin düşmanlığında ikinci tezgâhı, Pekin yönetiminin virüsle ilgili dünyayı geç bilgilendirdiği iddiası oldu.

Ancak Amerikan gazetelerinin haberleri bile Trump’ı yalanlıyordu. Zira ABD istihbaratı da, ABD’nin sağlık kuruluşları da Beyaz Saray’ı uyarmış ancak Trump yönetimi ciddiye almamıştı.

Trump’ın konuyu ciddiye almadığı zaten açıklamalarına da yansımıştı. Nitekim virüsün Çin’i etkisi altına aldığı ocak ve şubat aylarında Trump, hemen her açıklamasında virüsü küçümsemiş, dahası küresel bir salgın olmayacağını iddia etmişti.

Kaldı ki o süreçte virüsün Çin ekonomisini yıkıma uğratacağı beklentisiyle ABD yönetimi gayet açık bir şekilde memnuniyet ifade ediyordu!

3) DSÖ’YE TEZGÂH

Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiği tezgâhı da tutmayınca, Trump yönetimi üçüncü tezgâha geçti. Beyaz Saray Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) hedef almaya başladı.

Trump’a göre Dünya Sağlık Örgütü’nün parasını ABD veriyordu ama örgüt Çin’i tutuyordu!

Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne sadece ABD değil, ABD gibi tüm üye ülkeler de nüfusları oranında aidat veriyordu, bağış da yapıyordu…

Ancak Beyaz Saray Çin düşmanlığı için zayıf argümanlarla da olsa DSÖ’ye saldırılarını sürdürdü ve en sonunda sağladığı fonu kestiğini ilan etti.

Ancak ABD neredeyse bir tek Fransa’dan destek aldı. Rusya’dan İran’a pek çok ülke, hatta Almanya gibi kapitalist blokun en önemli ülkesi Trump yönetimine tepki gösterdi.

4) ‘ÇİN’İN SAYILARI YALAN’ TEZGÂHI

Trump DSÖ üzerinden Çin’e düşmanlığında da yol alamayınca, yeni bir tezgâha başladı!

Dördüncü tezgâh; Çin’in koronavirüsle ilgili açıkladığı sayılar konusundaydı.

Çin yönetimi, salgın kontrol altına alındıktan sonra, gayet olağan bir şekilde “istatistiksel bir doğrulama” süreci başlatarak sayıları güncellemişti. Aynısını pek çok ülke de yapacak. Zira klinik bulgularla korona teşhisi konan ancak PCR testi negatif çıkan ya da hasta kaybedildikten sonra sonucu gelen kimi vakalar, ölüm raporlarına farklı yansımıştı. (Aynısı Türkiye’de de oluyor, ABD’de de…) İşte bu düzeltmeler sonucunda Çin’deki insan kaybı 3300’den 4600’e çıkmıştı.

Bunu fırsata çevirmeye çalışan Trump, Çin’in açıkladığı sayıların yalan olduğunu, bu düzeltmenin de bunun göstergesi olduğunu iddia etmeye başladı.

ABD’deki vaka sayısı da, ölüm sayısı da neredeyse Çin’in 10 katıydı ancak Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in, “Yalan ne kadar büyük olursa inananlar o kadar çok olur” sözünden hareketle Trump aynen şöyle diyebiliyordu: “Çin bir numara, ölüm oranında bizden çok ilerideler!”

5) ‘VİRÜS LABORATUVAR’DA ÜRETİLDİ’ TEZGÂHI

Trump’ın beşinci tezgâhı ise virüsün Vuhan’daki laboratuvardan kaynaklı olduğu imasıydı. Komplocuların bu iddiasını değerlendiren Trump, bunu “mantıklı” bulduğunu açıkladı!

Oysa Çin’den ABD’ye, Rusya’dan Avustralya’ya, Almanya’da Brezilya’ya dünyanın pek çok ülkesinde doktorlar aşı geliştirmek için virüs üzerinde çalışıyorlar ve gen diziliminden hareketle virüsün laboratuvar imali olamayacağını belirtiyorlar.

Sonuç olarak Trump sıkıştıkça yeni bir tezgâha başvuruyor ama gittikçe en ucuz komplolara kadar düşüyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Nisan 2020

3 Yorum

Karantina-üretim çelişkisi

Virüsün ekonomi-politiği” başlıklı makalemizde, her şey gibi virüsün bulaşıcılığının da, tedavisinin de sınıfsal olduğunu anlatmıştık.

Bugün “karantina ile ekonomik faaliyet” arasındaki çelişkiyi inceleyeceğiz. O nedenle bu makaleyi “virüsün ekonomi-politiği 2” diye de okuyabilirsiniz.

Başlayalım…

Çin modeli mi, ABD modeli mi?

Koronavirüs salgını “küresel” bir krizdir. Ancak salgınla mücadele henüz küresel değildir. Dahası salgınla mücadelede uygulanan tek bir model de yok.

İlk andan itibaren ulusların önünde iki model vardı:

Sosyalist/Çin modeli: Virüsün görüldüğü Vuhan’ı tam karantinaya alarak, Çin’in diğer bölgelere yayılmasını önlemek. Tam karantina, eyaletin izolasyonu, üretimin ve her türlü ekonomik faaliyetin durdurulması, sürekli sokağa çıkma yasağıydı. Çin bu modelle sorunu 70 günde büyük oranda çözdü.

Kapitalist/İngiliz modeli: Ekonomik faaliyetleri askıya alacak en ufak bir karantina uygulamadan, “sürü bağışıklığı” sistemi uygulamak. Kapitalizmin efendileri böylece “ölen ölsün ama ekonomi dönsün” diyordu.

Ancak kısa bir sürede bunun ekonomiye maliyetinin daha yüksek olacağı görüldü ve Kapitalist/ABD modeline geçildi.

Kapitalist/ABD modeli: Üretimi tam durdurmadan, ekonomi faaliyetlerini tamamen askıya almadan, sadece yoğun vaka görülen yerlerde ama kısmı karantina uygulamak.

Bu model de başarısızdı ve ABD’de vaka sayısında patlama yaşanmasına neden oldu.

Saray: Tam tedbir maliyetli

Ancak kapitalist dünya için karantina ile ekonomik faaliyet arasındaki çelişme derinleştiğinden, bu modeli bile uygulamak istemiyorlar. Hızla önlemleri gevşetmek ve ekonomiyi canlandırmak istiyorlar. Bunun karşılığı daha çok ölüm olsa da…

Bu tablo öncelikle iki gerçeğe işaret ediyor: Birincisi kapitalizm için para insandan daha değerli; ikincisi kapitalist devletlerin Çin gibi 70 gün üretimi tam durduracak ekonomi rezervleri yok. Çünkü rezervler ultra-zenginlerin kasalarında…

İşte bu nedenle ABD Başkanı Donald Trump “Salgının artışının bittiğini düşünüyorum” diyerek ekonomik faaliyetlere tam kapasite başlama sinyali veriyor (18.4.2020).

Ülkelerin yaşadığı karantina ile ekonomi faaliyetleri arasındaki çelişkiyi en iyi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın açıkladı aslında: “Genel bir yasağın ekonomik maliyeti büyük olur. Virüsün dünyaya maliyeti 3-4 trilyon dolar olacak” (16.4.2020).

Yani saray, “tam tedbir uygulamak, ekonomik değil, çok maliyetli” diyordu özetle… Oysa yarım tedbir de tedbir değildir!

Kissinger’ın kaygısı

Kapitalist dünyanın, salgın krizinin ekonomiye zararını azaltmak adına salgınla mücadele tedbirlerini gevşetmesi, aslında ekonomiye daha büyük zarar verecek.

Esas kriz, salgın krizi kontrol altına alındıktan sonra başlayacak. O krizin de 1929’daki Büyük Buhran’dan daha sert olabileceğine dair yayımlanmış rapor var…

Zaten sistemin efendilerinin ideologu konumundaki Henry Kissinger’ın “Koronavirüs pandemisi dünya düzenini ilelebet değiştirecek” uyarısı yapması bundan (Wall Street Journal, 3.4.2020).

Salgın sürecinde yaşanan karantina-üretim çelişkisi, sonrasında derinleşerek büyüyecek. Şundan: Egemen sınıflar, ekonomi krizini aşabilmek için krizin yükünü her zaman olduğu gibi emekçi sınıfların sırtına yükleyecek.

Bu ise kaçınılmaz olarak sınıf hareketi doğuracak. İşte Kissingerları kaygılandıran da budur, sınıf hareketidir.

Zira bir değişim olacağı kesin ama bunun nasıl bir değişim olacağı sonuçta sınıf mücadelesinin sonuçlarına bağlıdır: Salgın/güvenlik esaslı sorunlar karşısında egemen sınıfların “otoriter” çözümleri toplumlara kabul ettirebilmesi de olası, orta sınıfların desteğiyle emekçi sınıfların önemli kazanımlar elde ederek devleti “sosyalleştirebilmesi” de…

Fakat devletler düzeyinde şu kaçınılmazdır: ABD hegemonyasına dayalı sistem iflas etmiştir, çok merkezli bir dünya düzeni şekillenmektedir. Bu yeni bir konsensüs doğuracak ve pek çok uluslararası kurumun değişimini, hatta yerini yenisinin alması sonucunu getirecektir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Nisan 2020

2 Yorum

DSÖ saflaşması

Trump’ın “Çin’i tutmakla” suçladığı Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) hedef almasına ve sağladığı fonu kesmesine pek çok devlet tepki gösterdi.

Tabii ABD içinde de Trump’ın kararına önemli tepkiler var…

Diğer yandan DSÖ’ye sağlanan fonu kesebilmenin ABD başkanlarının elinde olmadığı belirtiliyor. Zira uluslararası kurumların finansı meselesi, ABD Kongresi’nin Beyaz Saray’a zorunlu kıldığı işlerden biri. Yani Trump’ın bu kararı uygulayabilmek için yasaların etrafından dolanması gerekecek!

Öte yandan, iki yıllık bütçeler yapan yapan DSÖ’nün yıllık bütçesi yaklaşık 2,5 milyar dolardan ibaret. ABD’nin payına düşen de bunun bir miktarı. Yani “fon kavgası” ekonomik değil, siyasi bir kavga…

Rusya: Trump’ın pis numarası

ABD’nin DSÖ’yü hedef alması ve Trump’ın DSÖ fonunu kesme kararı, pek çok ülkenin tepkisine neden oldu.

Örneğin Rusya Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili ilk açıklamasında “ABD yönetiminin DSÖ’ye yönelik suçlamalarının, ABD içindeki epidemiyolojik durumla ilgili sorumluluğu başkasına atma çabası olduğunu” belirtti (13.4.2020).

İki gün sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ülkesinin resmi tavrını bir kez daha ilan etti: “Trump’ın DSÖ kararı Amerikan tıbbındaki sorunlarla ilgili suçu başkalarına atma girişimidir” (15.4.2020).

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov ise Trump’ın fon kesme kararını “pis bir numara” olarak niteledi (16.4.2020).

İran: ABD rezilliği

Rusya’nın tepkisine benzer tepkiler başka ülkelerden de geldi. Örneğin ABD’nin müttefiki Almanya’dan.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Trump’ın kararını eleştirdi ve tersinin yapılması gerektiğini savundu: “Salgınla mücadelede en iyi yatırımlardan biri, testlerin ve aşıların geliştirmesi ve dağıtılması için BM’yi, özellikle de yetersiz finansmanı olan DSÖ’yü güçlendirmektir” (15.4.2020).

İran’ın tepkisi ise en sert olanıydı. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif Tahran’ın tepkisini şöyle özetledi: “İran’a karşı ‘maksimum baskı’ gibi, salgının ortasında DSÖ’ye fonu kesme utancı da bir rezillik olarak baki kalacaktır” (15.04.2020).

DSÖ açığı ortaklarıyla kapatacak

ABD’ye tepkilerin en yumuşak ve diplomatik olanı BM’den geldi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD’nin kararını şöyle değerlendirdi: “Şu an koronavirüse karşı mücadelede DSÖ’’nün ya da herhangi bir insani yardım kuruluşunun kaynaklarını azaltma zamanı değil, dayanışma zamanı” (15.4.2020).

DSÖ’nün Trump’ın hedefindeki ilk Afrikalı genel direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ise “Trump’ın, DSÖ’ye sağladığı fonu durdurma kararını esefle karşılıyoruz” dedi (15.4.2020).

Ghebreyesus ne yapacaklarını ise şöyle özetledi: “DSÖ, ABD’nin fonlarının durdurulmasının çalışmalarımız üzerindeki etkisini gözden geçiriyor. Bütçemizde oluşacak açıkları kapatmak ve çalışmalarımızın kesintisiz devam etmesini sağlamak için ortaklarımızla birlikte çalışacağız.”

Fransa’nın Amerikancılığı

Peki DSÖ konusunda ABD’yi fiilen destekleyen hiç mi kimse yok? Var elbette! Sömürgeci Fransa!

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ABD’li mevkidaşına benzer şekilde DSÖ’yü “salgın krizini eksik yönetmekle” suçladı. Le Drian, “DSÖ’nün tepki, devletlerden bağımsız hareket etme kabiliyeti, bilgi iletme veya uyarı yapma eksikliği bulunduğunu” savundu (15.4.2020).

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise doğrudan Çin’i suçladı: “Çin’in koronavirüsün yönetiminde bizden daha iyi olduğunu söyleyecek kadar saf olmayalım. Bilmiyoruz. Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu” (17.4.2020).

Fransa’nın DSÖ konusundaki Amerikancılığının özel bir nedeni var elbette: Sömürgeci zihniyeti!

Fransız doktorlar, koronavirüse karşı geliştirilecek aşı ve ilaçların önce Afrika’da denenmesi gerektiğini savunmuştu! DSÖ’nün Afrikalı genel direktörü Ghebreyesus buna tepki göstermiş ve “Afrika herhangi bir aşı için test alanı olamaz ve olmayacaktır” demişti (6.4.2020).

DSÖ tartışmasının gösterdiği

Özetle ABD-DSÖ çatılması, özünde ABD-Çin çatışmasıdır.

Ancak ortaya bir resim çıkarmıştır: Salgın sürecinde yapılan her açıklama, ülkelerin yönetimlerinin ekonomi-politikalarını yansıttığı gibi ahlaki pozisyonlarını da ortaya koymaktadır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Nisan 2020

4 Yorum

ABD-DSÖ çatışmasının anlamı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1946’da kuruldu. Kuşkusuz kuruluşundan itibaren örgütün üzerinde ABD’nin himayesi ağırlıklıdır. Bu nedenle kuruluşundan kısa bir süre sonra bazı ülkeler üyelikten çekildiğini ilan etti. SSCB de 1955’e kadar DSÖ toplantılarına katılmadı.

Ancak bu “değişmez” bir durum değildi. Sol rüzgarların estiği ve “halkçı sağlığın” esas olduğu 1970’lerde örneğin, DSÖ ABD’ye rağmen kararlar alabiliyordu.

Bunu şundan belirtiyoruz: “DSÖ’yü ABD kurdu, Rockefeller besliyor, onlar ne derse onu yapar” gibi bir kestirme doğru değil.

Siyasal iklim, DSÖ’yü de değiştiriyor; 1970’lerde olduğu gibi…

Siyasal iklim, DSÖ’yü de değiştiriyor; 2020’de olmaya başladığı gibi!

ABD-Çin çatışması

Tablo net: ABD-DSÖ çatışması bugün fiilen ABD-Çin çatışmasıdır.

Zaten ABD Başkanı Donald Trump da DSÖ’yü “hep Çin’in tarafında durmakla” suçluyor (8.4.2020). Hatta Trump “DSÖ’nün Çin’i savunmak adına salgın tehlikesini başta küçük gördüğünü” iddia ediyor (9.4.2020).

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo DSÖ’ye sağladıkları fonları gözden geçireceklerini söylüyor (9.4.2020).

Ve sonunda ABD DSÖ’ye sağladığı fonu durduğunu ilan ediyor (14.4.2020).

Corona virüsüne “Çin virüsü” diyerek Pekin’i hedef alan Trump istediğini alamadı. Çünkü G7’de bile ABD’nin müttefikleri “Çin virüsü” denmesine karşı çıktılar ve bu nedenle “ortak açıklama” metni yazılamadı!

Trump bunun üzerine ikinci bir hamle yaptı ve Çin’in korona konusunda dünyayı geç bilgilendirdiğini iddia etti. Hatta Pompeo “sorumluların hesap vereceği bir zaman gelecek” dedi (14.4.2020).

Yani Trump-Pompeo ikilisi saldırı hattını “Çin’den tazminat isteme” hedefine kurarak, kendi hatalarını örtmeye çalışıyorlar.

DSÖ’yü hedef almaları da bunun bir parçası…

Trump hatasını Çin/DSÖ’ye yıkma peşinde

Trump’ın salgın konusunda Çin ve DSÖ’yü suçlamasının temel nedeni ortada: ABD salgının merkezi oldu ve Trump yönetimi hata yapmakla suçlanıyor.

Amerikan medyası, “Çin’i dünyayı geç bilgilendirmek suçlayan” Trump’ın aslında ABD istihbaratı ve ilgili kurumlarınca tehlikenin büyüklüğü konusunda uyarıldığını yazıyor günlerdir.

Gazete haberleri bir yana, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Robert Redfield bile şubat ayında bazı eyaletleri virüs önlemlerini artırmaları konusunda uyardıklarını açıklıyor (13.4.2020).

Peki Trump ne yaptı o süreçte?

22 Ocak’ta “pandemi değil” diyerek, 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyerek, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyerek sürekli salgını küçümsedi Trump!

Çünkü gerçekte salgından memnundular ve salgının baş rakipleri Çin’in ekonomisini yıkacağını düşünüyordu. O kadar ki ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross daha 30 Ocak’ta “Çin’deki COVID-19 salgını Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

Şimdi vaka ve ölü sayısındaki patlama nedeniyle Amerikalılar Trump yönetimine tepkili.

İşte Turmp bu tepki nedeniyle Çin’i suçluyor, DSÖ’yü suçluyor…

Yeni dünyanın işaretleri

DSÖ Trump’ın iddia ettiği gibi “sürekli Çin’i mi tutuyor”, bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz şu: Dünya zaten değişiyordu ve yeni bir dünya kuruluyordu. Ekonominin merkezi Asya-Pasifik’e kaymıştı. Asya-Pasifik yükseliyor, Atlantik iniyordu. ABD-AB’nin transatlantik ittifakı çözülüyordu. ABD hegemonyasına dayalı neo-liberal ekonomi 2008 krizine “kesin” çare bulamıyordu. Kısacası ABD’nin tek kutuplu dünyası yerini çok merkezli bir dünyaya bırakıyordu.

İşte salgın, bu süreci kaçınılmaz olarak hızlandıracaktır.

Trump’ın DSÖ ile kavgası bunu göstergesi…

ABD hegemonyası inişe geçtikçe, o hegemonyanın yörüngesinden uzaklaşma da başlıyor haliyle…

ABD silahlı gücüyle korunan “petro-dolar” sistemi inişe geçmiş durumda…

Kimi devletlerin dolar yerine ticareti ulusal paralarıyla yapmaya başlamaları da, petrol krizi de yeni sürecin habercileri…

Kuşkusuz sancılı olacak ve zaman alacak…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Nisan 2020

3 Yorum

TRUMP SALGINLA MÜCADELEYİ BALTALIYOR

Haftalardır Çin’i suçlayan ABD yönetimi, listeye Dünya Sağlık Örgütü’nü de aldı!

ABD Başkanı Donald Trump Dünya Sağlık Örgütü’nün “Çin’in tarafında durduğunu” (8.4.2020) ve “COVID-19 tehlikesini küçük gördüğünü” (9.4.2020) iddia etti!

Açık ki Trump ülkesinin salgının merkezi haline gelmesi ve yönetiminin etkili mücadele edememesi nedeniyle zor durumda ve sorumluluğu başkasına atarak, tepkileri yumuşatmaya çalışıyor.

Zira Beyaz Saray’ın Çinlilerden 5 kat az Amerikalılara, nasıl olup da 7 kat daha fazla COVID-19 bulaştığına ve nasıl olup da 8 katının yaşamını yitirdiğine işe yarar bir açıklama getirmesi mümkün değil!

BEYAZ SARAY UYARILDI AMA ÖNLEM ALMADI

Çareyi Çin’i suçlamakta arayan Trump, bunda da başarılı olamıyor. Trump Çin’i kendilerini geç bilgilendirmekle suçladıkça, ABD içinden tersi veriler ortaya çıkıyor!

Örneğin Washington Post, “ABD istihbaratının ocak ve şubat aylarında salgın uyarısı yaptığını ama Trump’ın umursamadığını” belirtiyor (21.03.2020).

Örneğin ABC’nin haberine göre ABD istihbaratının Vuhan’daki koronovirüs nedeniyle Beyaz Saray’ı 2019 Kasım’ında uyardığı ortaya çıkıyor (9.4.2020).

Örneğin New York Times, Trump’ın olası salgın hakkında çok önceden uyarıldığı halde “bürokrasideki iç bölünme, planlama eksikliği ve kendi içgüdülerine olan inancı nedeniyle uyarılara zamanında cevap vermediği” belirtiliyor (11.4.2020).

Örneğin ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Robert Redfield, “Şubat sonunda Washington, Kaliforniya, New York ve Florida eyaletlerine virüs önlemlerini artırmaları konusunda uyarı gönderdiklerini” açıklıyor (13.4.2020).

TRUMP YÖNETİMİ HATASINA KILIF ARIYOR

Hepsini geçiniz!

Trump’ın Ticaret Bakanı Wilburr Ross daha 30 Ocak’ta “Çin’deki COVID-19 salgını Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

Ve Çin’in kendilerini geç bilgilendirdiğini iddia eden Trump örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyerek, örneğin 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyerek ve örneğin 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyerek COVID-19 salgınını küçümsüyordu!

Her şey ortada!

Trump yönetimi, ilk günden itibaren salgın konusunda uyarıldı ama Beyaz Saray gerekli önlemleri almadı, gecikti…

Bunun insan maliyeti de vaka sayısının yarım milyonu aşması şeklinde ortaya çıktı ne yazık ki…

DSÖ MESNETSİZ SUÇLAMALARLA MEŞGUL EDİLMEMELİ

Ve maalesef Trump’ın bu tablodan ders almadığı görülüyor.

Zira Beyaz Saray salgınla küresel mücadele için Çin’le küresel işbirliği yapacağına bu ülkeyi hedef almayı sürdürüyor.

Açık ki sürekli Çin’i ve Dünya Sağlık Örgütü’nü suçlayan Trump yönetimi, bir bakıma küresel salgınla mücadeleyi de baltalamış oluyor.

Zira Çin, COVID-19 salgınıyla mücadelede büyük başarı gösterdi ve pek çok ülke Çin’in mücadele yöntemini model alıyor. ABD yönetiminin bu nedenle hem küresel salgının merkezi haline gelen ülkesini korumak için hem de küresel ölçekte başarılı bir mücadele sürdürebilmek için Çin’le işbirliği yapması gerekiyor.

Keza aynı durum Dünya Sağlık Örgütü için de geçerli. Salgınla mücadelede “küresel koordinatör” görevi gören Dünya Sağlık Örgütü’nün ve başkanının artık Trump’ın suçlamalarıyla meşgul olmaması gerekir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Nisan 2020

 

 

3 Yorum

Sanders’a ilaç-sigorta endüstrisi darbesi

ABD’de Demokratların başkan adaylarından Bernie Sanders yarıştan çekildi ve Joe Biden’ın önünü açtı. Peki neden? Sanders kaybedeceğini mi düşündü? Biden’ı Trump’ın karşısında daha mı şanslı gördü?

Oysa Sanders’ın savunduğu “sosyal devlet” anlayışı, korona salgını ile birlikte daha da ilgi görüyordu. Yani şartlar Sanders lehineyken, yarıştan neden çekildi?

Sanders’in 40 yılı

Sanders, 1981’de Vermont eyaletinin Burlington kenti belediye başkanı seçildiğinden beri sosyal devleti savunuyor; sağlık hizmetlerine erişimden adalet reformuna kadar…

Sanders başkanlık yarışı sürecinde de sosyal devlet vaadini öne çıkardı. Sosyal güvenlik, sağlık sistemi, eyalet üniversitelerinde bedava eğitim (halk üniversiteleri) gibi konuları ele aldı. Büyük ilgi görmesi de bundandı.

Üstelik korona salgını ile birlikte “sosyal devlet” ihtiyacı Amerikalılar için daha da büyük bir ihtiyaç haline geldi. Zira salgının ilk günlerinde sigortası olmayan Amerikalılara bedava test yapılıp yapılmayacağı gibi tartışmalar yaşanmış, Amerikan sağlık sistemini sorgulanmıştı. Dahası Büyük Buhran’dan daha ağır olacağı belirtilen krizle artacak işsizlik, sağlık ve sigorta meselesini daha da önemli hale getiriyor.

Ancak şartlar bu kadar lehineyken Bernie Sanders yarıştan çekildi.

Demokrat darbe!

Sanders’in yarıştan çekilmesinin temel nedeninin, Demokrat Parti merkezinin baskısı olduğu anlaşılıyor.

Neticede ABD’de Demokratlar da, Cumhuriyetçiler gibi egemen sınıfın temsilcileridir. Özellikle de ilaç, sigorta ve otomotiv endüstrisinin…

Sanders’ın sağlık sistemini halka ulaştırılabilir hale getirme vaadi, ilaç ve sigorta endüstrisini, haliyle de onların temsilcisi olan Demokrat Parti merkezini rahatsız etti.

Sanders bu rahatsızlıktan kaynaklı baskı nedeniyle yarıştan çekilmek zorunda kaldı.

Sanders’ı çekilmeye mecbur bırakan baskı ise partinin merkezini temsil edenlerin işbirliği yapması ve Joe Biden’ın etrafında birleşmesi yoluyla yapıldı…

Sanders Obama’dan daha siyah

Bu baskı işinde eski ABD Başkanı Barack Obama’nın da rol aldığı anlaşılıyor.

Zira Bernie Sanders’ın geri çekilme kararı, Obama’nın kendisini telefonla aramasından sonra geliyor.

Obama’nın eski yardımcısı Biden’ın arkasında olduğu ve siyahların desteğini Sanders yerine Biden’a kanalize ettiği biliniyor.

Sanders’ın siyahlardan alamadığı destek de geri çekilme kararında “ikincil” olarak etki yapıyor. (Sanders’ın bu konudaki hataları için Mustafa Kemal Erdemol’un 10 Nisan’da gazetemizde yayımlanan “Bernie Sanders’e kaybettiren yanlış” başlıklı analizini mutlaka okuyun.)

Aslında savunduğu politikalar açısından siyahların adayının Sanders olması gerekiyor ancak siyahlar basit bir nedenle Joe Biden’ı destekliyor: Biden, “ilk siyah” ABD Başkanı Barack Obama’nın yardımcısıydı!

Oysa gerçekte Sanders’ın politik rengi Obama’dan daha siyahtır!

Ha Demokrat ha Cumhuriyetçi 

Bernie Sanders’ın şansının olup olmadığı, dahası seçildiği taktirde vaatlerini ne kadar uygulayabileceği tartışılır. Hatta bir genelleme yaparak, başkanların “sistem dışına” çıkma şanslarının olmadığını da söyleyebiliriz.

Cumhuriyetçi ya da Demokrat, bir ABD başkanı, Amerikan egemen sınıflarının belirlediği emperyalist politikaları uygulayacaktır; aralarında sadece yöntem ve renk farklılığı olacaktır sadece…

Nitekim Yugoslavya’yı “Demokrat” Bill Clinton parçalarken, Irak’ı “Cumhuriyetçi” Bush işgal etti, Suriye’de “Demokrat” Obama iç savaş çıkardı ve Filistin’e en büyük darbeyi “Cumhuriyetçi” Trump vurdu!

Bu nedenle egemen sınıf temsilcisi Demokrat Parti merkezinin Sanders’ı bir “darbeyle” adaylıktan vazgeçirtmesi ve Joe Biden’ın etrafında birleşmesi, bir parti meselesi olmaktan öte bir sistem meselesidir. Yani Demokratların adayının Joe Biden olması, sistemin sürdürülebilirliği içindir.

Nitekim “esas politikalar” açısından Trump ile Biden arasında önemli bir fark yoktur. Zülâl Kalkandelen’in “Bir doların iki yüzü: Trump ve Biden” başlıklı dünkü makalesini kaçıranlar mutlaka okusun: Biden’ın 30 yıldır savunduğu ve imza attığı o politikalar, sistem meselesine dair tezimizin verilerini oluşturuyor zira…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Nisan 2020

2 Yorum

Virüsün ekonomi-politiği

Virüsün sosyalist olduğu, zengin-fakir ayırt etmediği, herkese bulaştığı görüşü doğru değil. Her şey gibi virüsün bulaşıcılığı da, tedavisi de sınıfsal.

Madde madde anlatmaya çalışalım ve virüsün ekonomi-politiği için bir girişe başlayalım:

Virüs en çok emekçilere bulaşır

New York Belediye Başkanı Bill de Blasio, “ABD’de koronavirüs kaynaklı ölüm oranlarının siyahiler ve Hispaniklerde daha yüksek” olduğunu açıkladı.

Siyahların ya da Hispaniklerin daha çok ölüyor olması etnik değil, sınıfsal bir meseledir. Çünkü ABD’de siyahlar ve Hispanikler, genel olarak alt sınıflardandır. Çoğunluğu hizmet sektöründe ve emek isteyen işlerde çalışır. Dolayısıyla, bırakınız üst sınıflara göreyi, karantinayla birlikte evinde çalışma olanağı bulunan orta sınıflara göre bile korona ile temas etme oranları çok daha yüksektir.

Aynı durum bizde de yok mu? İstanbul’un ilçe ilçe salgın istatistikleri açıklandı. Benzer tablo burada da geçerli. Bağcılar ve Esenler’de vaka oranının en yüksek olması, sınıfsal nedenledir. Çünkü bu iki ilçemizde emekçiler yaşar ve onların evden bilgisayarla çalışabilme lüksü yoktur. Fabrikalarda, pazarlarda, marketlerde, kargo şirketlerinde, hizmet sektörünün diğer işkollarında çalışmak zorundadırlar. Ücreti ödenmediği sürece bu emekçileri karantinaya almak, teknik olarak korona etkisiyle aynıdır maalesef.

Kısacası istisnalar olmakla birlikte, genel olarak fakirlerin virüse yakalanma oranı, zenginlere göre çok daha fazladır.

Zenginler tedavide daha şanslıdır

Tedavi için de benzer durum geçerlidir.

Virüse yakalanan bir zenginle bir fakirin aynı şartlarda tedavi edilmeyeceğini biliyoruz. Boğazdaki yalısında spor yaparken fotoğraf paylaşan ve haliyle kendisini dışarıda sanıp da “neden karantinaya uymadığını” soranlara, “sakin ol şampiyon, evimdeyim” diye hava atan o burjuva örneğin, kargo taşırken virüsü kapan emekçi kardeşimizle aynı şartlarda mı tedavi edilecek?

Elbette çoğunluğu halkçı olan, halk sağlığı perspektifine sahip hekimlerimizin nezdinde ikisi de eşittir. Ancak özel hastane sektörü açısından para/gelir, Hipokrat yemininden daha kutsaldır!

Bu gerçek, en çıplak haliyle o model gösterilen İsveç’te yaşandı örneğin: Bir hastanenin, 80 yaş üstü koronavirüslü hastaların yoğun bakıma alınmaması yönünde doktorlara talimat verdiği ortaya çıktı. ABD’de sağlık sigortası olmayan 17 yaşındaki koronavirüslü gencin ölümü ise daha da çarpıcı…

Uzatmayalım: Zenginle fakir, ilaca erişimde de, kaliteli besine erişimde de aynı şartlara sahip değildir.

Paketler şirketleri kurtarmak için

ABD, AB ve Japonya salgın nedeniyle yaklaşık 7 trilyon dolarlık paket açıkladı. Ancak bu paketler esas olarak salgına karşı halkı desteklemek için değil, şirketleri ayakta tutmak için açıklandı.

Yani “gelişmiş kapitalist” ülkeler, aslında şirketlerini, sistemi, kapitalizmi kurtarmak için paket açıklıyorlar.

Bizdeki durum da pek farklı değil. Açıklanan 100 milyar TL’lik paket incelendiğinde görülecektir ki, AKP’nin paketi de esas olarak şirketler içindir.

Kuşkusuz halk için de küçük bir pay var pakette: Kolonya ve maske; Erdoğan imzalı “hediyedir” yazan bir “propaganda” torbası içinde tabii…

Şirketin ‘milli dayanışması’ vergiden düşüyor!

Şirket kurtarma paketini oluşturan kaynak, esas olarak emekçilerin vergilerinden ve ürettiklerinden oluşuyor elbette.

Yani iktidar, şirketleri kurtarmak için emekçilerin oluşturduğu kaynağı kullanırken, o emekçilere destek paketi oluşturabilmek için de yine emekçilerden kaynak isteyen bir “milli dayanışma kampanyası” düzenliyor!

Diyebilirsiniz ki, “kampanyanın destekçileri sadece bir telefon mesajıyla 10 TL verenler değil ki, şirketler milyon TL veriyor!”

Doğru, veriyorlar ve ödeyecekleri vergiden düşüyorlar! O büyük işinsanları bağışı şahsi servetlerinden değil, şirketleri üzerinden ödeyerek vergiden düşüyorlar!

Dolayısıyla kazanan büyük şirketler oluyor: Milli Dayanışma Kampanyası’na yaptıkları “bağış” vergiden düşüyor, yani devlete vergi olarak vereceğini “yardım/bağış” diye vermiş oluyor; diğer yandan da kamu kaynaklarını “kurtarma paketi” olarak kendilerine yönlendiren iktidar tarafından destekleniyorlar!

Kuşkusuz bazı sektör ve büyük şirketlerin çok, bazılarının az ya da hiç yararlanamaması da söz konusu; bu da iktidarla ilişkilerinin çapına bağlı elbette.

Son not: Mesele küçük ve orta boy işletmeler ve şirketler değil elbette, sistemin as oyuncuları olan büyük şirketler! Zira pek çok küçük işletme ve şirket sahibinin durumu, çalıştırdığı emekçilerden çok az daha iyi.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Nisan 2020

 

2 Yorum

Tanrı’nın dengesi!

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan 25 Mart akşamı ekranda şöyle diyordu: “Gıda kaynakları aritmetik artar, insan nüfusu geometrik artar. Bu artış böyle devam ederse insanlar yiyecek bulamaz. Allah nasıl bir mekanizmayla ayarlamış bunu? İnsanları ortalama belli bir yaştan daha fazla yaşayamaz. Bu neyle sağlanır? Bakteri yaratmış Allah, siz buna karşı ilaçlar, antibiyotikler buluyor, öldürüyorsunuz. Bu sefer bakteriler bu dengeyi koruyabilmek için direnç geliştiriyor. Virüsleri Allah neden yaratmış? Çünkü insanların belli bir sayının üzerinde çoğalamaması gerekir.

Doğrusu şaşırmıştım. Acaba Prof. Ceyhan ekranda olduğu için siyasal iklimin ağır baskısını mı hissediyordu!

Prof. Dr. Ceyhan, gelen tepkiler üzerine ertesi gün sosyal medyadan açıklama yaptı ve ekrandaki o sözleri için Thomas Malthus’u işaret etti ve kısa açıklamasını şöyle bitirdi: “Hangisine inanıyorsanız; buna, doğanın veya Tanrı’nın dengesi diyebilirsiniz” (26.3.2020).

Yani koronavirüse laikler doğanın dengesi, dindarlar da Tanrı’nın dengesi diyebilirdi! Bu da AKP döneminde bir bilim adamının kendi dengesi oluyordu herhalde!

Önceki akşam MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli koronavirüsle ilgili sosyal medyadan şöyle dedi: “Unutulmasın ki, Allah yarattığı her hastalık için bir de şifa vermiştir.” (7.4.2020)

İktidarın ortağı MHP’nin genel başkanı Bahçeli, esas olarak Prof. Ceyhan’la aynı şeyi söylüyordu yani. Koronavirüsü Tanrı yaratmıştı, şifasını da elbette verecekti!

Böylece Thomas Malthus, Mehmet Ceyhan ve Devlet Bahçeli aynı yerde buluşmuş oldu.

Sürü bağışıklığı: zayıfların temizliği

Bir rahip olan Thomas Malthus, 1803’te yayımladığı Nüfus Artışı Hakkında Araştırma adlı eserinde yiyeceklerin aritmetik, nüfusun ise geometrik arttığını iddia eder. Bu dengesizlik ise salgınlarda, doğal afetlerle dengelenmektedir.

Mesele burada kalsa, Malthus’un yazdıkları bu kadar etki bırakmaz, dahası 21. yüzyıla taşınmazdı elbette. Zira yiyeceklerin aritmetik, nüfusun geometrik arttığı iddiası yanlıştır. Sorun nüfusun yiyecekten fazla olması değil, küçük bir azınlığın yiyeceklerin/malların/gelirlerin büyük çoğuna el koyuyor olmasıdır!

Aslında Malthus, işte bu büyük gerçeği örtmeye çalışıyordu 200 yıl önce. Ve görüşlerini de yiyeceklerin çoğuna el koyan o azınlığın çıkarı için dile getirmişti. Zira Malthus’a göre toplumsal sefaletin en büyük nedeni alt sınıflardı, bu yüzden nüfus planlaması üst sınıflara değil alt sınıflara uygulanmalıydı. Halka yardım yapılmamalıydı. Tersine kıtlıklarla, salgınlarla halktan kurtulmak gerekiyordu!

Kraliçe’nin başbakanı Boris Johnson da koronavirüs salgının ilk günlerinde bunun modern versiyonunu savunuyordu: Sürü bağışıklığı.

Yani koronavirüs için önlem alınmamalı, topluma yayılması için salgın doğal akışına bırakılmalıydı. Böylece yaşlılar, hastalar, zayıflar temizlenirdi!

Kapitalizmin kalesi ABD’de de benzer görüşler dolaylı savunuluyordu. Teksas Vali Yardımcısı Dan Patrick, “Yaşlılar, kamu sağlığı önlemleri için harcanan paranın ABD ekonomisine zarar vermesindense ölmeyi tercih eder” (24.3.2020) diyordu örneğin.

Yani ABD ekonomisi zarar göreceğine, yaşlılar ölmeliydi!

Sömürgeciliğe kılıf: ırkçılık

Korona ile ırkçılık da hortladı! Bu virüsün Türklere bulaşmayacağını savunan bile çıktı!

Malthus nüfus planlamasını nasıl egemen sınıf adına istediyse, ırkçılık da yine egemen sınıfın çıkarı için üretilmişti ve bilimsel değildi. Kapitalizm emperyalizm aşamasına geçerken, Asya ve Afrika’nın sömürülmesi, yerli halkın köleleştirilip çalıştırılması gerekiyordu. “Beyaz adam” için bunun “hak” olduğu savunulmalıydı!

Fransız aristokrat Joseph Arthur de Gobineau 1853-1855 yılları arasında yayımladığı İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine adlı dört ciltlik eseriyle, emperyalistlerin ihtiyacının “teorisini” yaptı ve insanları beyaz, siyah ve sarı olmak üzere üç ırka ayırdı. Beyaz ırkın özellikleri iyiyken, sarı ve siyah ırkın özellikleri kötüydü!

Yani emperyalist Avrupa, Asya’yı ve Afrika’yı sömürebilirdi!

Virüs evrimin ispatıdır

Özetle koronavirüsü Tanrı’nın dengesi gören, yani Tanrı’ya “nüfus planlamacısı” görevi veren bu görüşler, “vahşi kapitalizmin” ürettiği “ırkçılık” anlayışının ve onunla işbirliği yapan dinciliğin türevidir!

Virüs ise evrimin gerçekliğinin en somut göstergesidir.

Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “hayatta en doğru yol/rehber, bilimdir!”

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Nisan 2020

2 Yorum

G2 Mİ, 5M Mİ? ÇİMERİKA MI, ÇOK MERKEZ Mİ?

ABD koronavirüs salgınına hangi şartlarda yakalandı?

Bir kaçını belirtelim:

1) Trump yönetimi ABD’nin küresel sağlık programlarına katkısını yüzde 35 azalttı.

2) Trump yönetimi ABD Dünya Sağlık Örgütü’ne katkısını yüzde 50 azaltma kararı aldı.

3) Trump yönetimi Ulusal Güvenlik Konseyi içindeki salgınla mücadele birimini iki yıl önce kapattı.

4) Trump yönetimi, SARS ve grip salgınlarından sonra ABD ve Çin arasında gelişen bilgi paylaşım kanallarını kısıtladı.

Trump yönetimi bu büyük hataları yaptığı şartlarda salgına yakalandığı için de çareyi Çin’i suçlamakta buldu: Virüs Çin virüsüydü, Çin yönetimi virüs konusunda dünyayı geç bilgilendirmişti!

Oysa Çin’de salgın başladığında ABD durumdan memnundu. ABD Ticaret Bakanı “salgın ABD ekonomisine yarayacak” diyordu. Dahası ABD’de ilk vaka 29 Ocak’ta görüldüğünde bile Trump yönetimi sorunu küçümsüyordu.

ABD-ÇİN İŞBİRLİĞİ İHTİYACI

Trump yönetiminin bu hataları ABD içinde tartışmalar yaratıyor.

Örneğin “Yumuşak Güç” kavramı üzerine çalışmasıyla bilinen siyaset bilimci Joseph S. Nye Jr. bu isimlerden biri…

Nye, National Interest dergisine 3 Nisan’da yazdığı “Koronavirüs ABD-Çin ilişkilerini daha kötüleştiriyor” başlıklı makalede Trump yönetiminin hatalarına dikkat çekerek salgınla mücadele için küresel bir reçete olup olmadığını sorguluyor.

Siyaset bilimci Nye’a göre en önemli soru şu: “ABD ve Çin, bir yandan geleneksel alanlarda süper güç rekabetine devam ederken diğer yandan salgın ve iklim değişikliği gibi ulusötesi tehditlerle başa çıkmak için işbirliği yapabilir mi? Yani ‘İşbirliği içinde rekabet’ mümkün mü?”

Joseph S. Nye Jr. özetle bunun mümkün olması gerektiğini belirtiyor ve somut bir öneri sunuyor: “ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Çin Başbakanı Li Keqiang’ın başkanlık edeceği bir COVID-19 yüksek komisyonu kurulmalı.”

Benzer şekilde Çin’de de salgınla mücadele açısından ABD ile Çin’in işbirliği yapması gerektiğini savunan görüşler var.

Peki bu mümkün mü?

ÇOK MERKEZLİ DÜNYAYA DOĞRU

ABD’nin kendi sınırlarında bile altından kalkmakta zorlandığı bu sorun için Çin’le işbirliği yapması elbette mümkün.

Ancak bu zorunlu bir işbirliğinden ötesi olmayacaktır.

Yani bu dünyanın bir süre sonra G2 liderliğinde yönetileceğini savunan görüşlerdeki gibi bir “ittifak” olmayacaktır.

G2, yani ABD ve Çin’in dünyaya birlikte liderlik edeceği, “Çimerika” diye isimlendirilen bir birliktelik her iki ülkenin siyasi yapısı ve ekonomi modeli nedeniyle mümkün değil.

Diğer yandan süreç G2’yi değil, 5M’yi, yeni 5 merkezi işaret etmektedir.

Amerikan Hegemonyasının Sonu’nu incelediğim kitabımda da belirtiğim gibi yeni süreç şöyledir: “Küreselleşmeye karşı bölgeselleşmenin egemen olduğu, ulusal devletlerin emperyalizme birleşerek direndiği, kapitalizmin son krizinden çıkamadığı, bazı kapitalist ülkelerin serbest piyasa yerine devlet müdahalesini savunan bir çizgiye girdiği ve model olarak ‘sosyalist piyasa ekonomisi’nin büyük başarı kazandığı bir dünyadayız…”

Salgın, işte bu süreci daha da hızlandıracak. Çünkü salgınla birlikte geniş kitleler iki şeyin farkına vardı:

1) “Önce kâr” diyen kapitalizm büyük toplumsal sorunlarla baş edemiyor.

2) Büyük toplumsal sorunlar ancak kamu gücü ve devlet organizasyonu ile çözülebiliyor.

Kapitalizm paylaşmaz, bölüştürmez, hepsini kendine ister. G2 sadece bu nedenle bile mümkün değildir.

Dolayısıyla G2’nin liderlik edeceği bir dünya değil, ulusal devletlerin önem kazandığı çok merkezli bir dünyanın şekillenmesi gündemde.

5M, yani ABD, Çin, AB (kopmalar olsa bile), Rusya ve Hindistan merkezli yeni dünya…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Nisan 2020

3 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın