Koridor pazarlığı

ABD ile Türkiye arasındaki asıl meselenin, Türkiye’nin ABD koalisyonuna askeri katkı verip vermemesinden ziyade Kürt Koridoru’na hamiliğin çıkar ve hedefiyle ilgili tartışma olduğu görülüyor.

IŞİD’in Ayn el Arap (Kobani) saldırısını ve bunun Türkiye’ye yansımalarını bu eksende okumak gerekiyor. Somutlaştıralım:

ABD’NİN TÜRKİYE’DEN TALEPLERİ

Washington’un Ankara’dan şu aşamada somut talepleri şunlardır:

1) TSK IŞİD’e karşı Kobani’yi korumalı.

2) Ankara, IŞİD’e karşı kendisini savunması için PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye silah yardımı yapmalı ve PYD’nin askeri kanadı olan YPG’yi eğitmeli.

3) Kobani ile PYD’nin diğer kantonları arasında IŞİD’in tamamen hakim olduğu Tel Abyad bölgesi bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara, Kobani ile diğer kantonlar arasında ve Barzani bölgesi ile Kobani arasında Türkiye sınırları içinden bir koridor açmalıdır.

Bu talepler ilgilileri tarafından sıra sıra dile getirilmektedir: HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş AKP’den açıkça PKK’ye silah istedi. PYD ve KDP yetkilileri AKP’den koridor açmasını istedi. Hatta Türkiye’ye davet edilen PYD lideri Salih Müslim anlaştıklarını da belirtti.

Peki bu talepler karşısında AKP’nin ABD’den istediği ne?

AKP’NİN ABD’DEN TALEPLERİ

AKP Hükümeti en başından beri ABD’nin IŞİD stratejisine “Esad öncelikli hedef olmalı” itirazında bulunuyor. Ankara’nın Washington’a yönelttiği “havadan yetmez, karadan da vurmak lazım” eleştirisi de, uçuşa yasak bölge ile güvenli bölge oluşturma isteği de bu temel itirazdan kaynaklanmaktadır.

O nedenle AKP’nin TBMM’den çıkardığı tezkere ağırlıklı olarak Esad‘ı devirmeyi hedef almaktadır.

ABD ile Ankara arasındaki pazarlık, aslında öncelikleri sıralama mücadelesidir. Yoksa ABD de, “seçilmiş Suriyeli muhaliflere” dayanarak IŞİD’i zayıflattıktan sonra Esad‘ı hedef alacağını ilan etmektedir. Pentagon sözcüsünün açıkladığı yol haritasında bu mevcuttur. Zaten Esad yıkılmadan Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt Koridoru kurmak mümkün değildir!

Ancak AKP bunun en öncelikli görev olmasında ısrarcıdır. Çünkü Esad’ın devrilmesi, Erdoğan’ın iktidarının dayanağıdır. Erdoğanların bölge stratejisi, bölgede İhvan iktidarlarının oluşabilmesine bağlıdır.

AKP bu nedenle “Kürt Koridoru”na hamilik yapabilmeyi Esad’ın devrilmesi şartına bağlamaktadır. O nedenle de Ayn el Arap (Kobani) meselesi uzamaktadır.

ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey‘in Org. Necdet Özel‘le görüştükten sonra “Korkarım ki Kobani düşecek” demesi bu uzayan pazarlığa işaret etmektedir. Ve anlamı açıktır: Kobani’nin düşmemesi Türkiye’nin himayesine bağlıdır!

AKP’NİN KORİDORA KATKILARI

Aslında AKP Hükümeti Ayn el Arap’a (Kobani) belli ölçülerde yardım etmektedir. Hayır, Kızılay’ın yardım konvoylarından bahsetmiyoruz…

İncirlik’ten kalkan insansız hava araçlarının topladığı istihbarata göre ABD’nin IŞİD hedeflerini vurması, Diyarbakır ve Batman’dan kalkan insansız hava araçlarının IŞİD hedeflerini saptaması ve Ayn el Arap’ın tam karşısına konuşlanan 40 km menzilli Fırtına Obüslerinin IŞİD’i vırması oldukça önemli bir yardımdır!

AKP, ABD’nin ve PKK’nin istediği çapta henüz yardım yapmayarak, yani Kobani’yi IŞİD’in elinden şu aşamada “kurtarmayarak” PKK-PYD’nin iyice kendisine mecbur kalmasını istemektedir. Yalçın Akdoğan‘ın “Suriye Kürtleri doğal müttefikimizdir” ve Ahmet Davutoğlu‘nun “Türkiye, Suriye Kürtlerinin hamisidir” sözlerini bu perspektiften okumak gerekmektedir.

Öte yandan pazarlık sürecinin uzun sürmesi, ABD’nin çok net bir stratejisinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Barack Obama‘ya dayatılan IŞİD stratejisi eksik bulunmakta hatta Beyaz Saray’ın daha önce veto ettiği Pentagon-Dışişleri-CIA ortak planı yeniden revize edilerek Obama‘nın önüne konulmaktadır.

Pentagon yetkililerinin Obama‘ya rağmen “kara harekatı şart” demeyi sürdürmesi ve planı reddedilerek tasfiye edilen eski Savunma Bakanı Leon Panetta‘nın özetle “IŞİD’e karşı savaş Beyaz Saray’ın hatası nedeniyle artık 30 yıl sürecek” demesi bu nedenledir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ekim 2014

Yorum bırakın

Kürt meselesine bölgesel çözüm zorunludur!

Kuşkusuz PKK’nin Ayn el Arap’ta (Kobani) IŞİD’e yenilmesi çok önemli bir olgudur. Hatta o yenilgi nedeniyle Ayn el Arap halkının ve PKK’nin yasal uzantılarının Türk Ordusu’nu bir kurtarıcı olarak görmeleri de önemli bir olgudur.

Bu olgu, bir taraftan bakıldığında PKK’nin pratikte “Büyük Kürdistan” kuramayacağının işareti olarak görünür. Ama “AKP himayesinde Kürdistan” planının bir “gerekçesi” olarak da…

IŞİD, PYD’Yİ AKP’YE YAPIŞTIRIYOR

Musul’u işgalinden beri daha iyi anlaşılmaktadır ki, IŞİD, bölgede bir girdap yaratmanın özel bir aracıdır: IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, sonra Bağdat’a doğru yürümesi, orayı bırakıp aniden Erbil’e hamle yapması, ardından Irak cephesini kapatmadan Suriye’de cephe açıp Ayn el Arap’a yüklenmesi, daha bu cephede uğraşırken Lübnan’a saldırılar düzenlemesi…

Bir örgütün, üstelik neredeyse aynı zaman diliminde, bu kadar çok cephe açması akıl işi değildir. Dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD, üstelik siyaseten de en güçlü olduğu 2003 yıllında, Irak’la birlikte Suriye’ye saldırmayı göze alamamışken, bir örgütün hem Irak hem de Suriye’yi hedef alması, hatta buna Lübnan’ı da ekleme işaretleri vermesi, askeri mantıkla da açıklanabilecek bir durum değildir.

O zaman nasıl açıklayacağız? Neden sonuç ilişkisiyle.

1) IŞİD’in Musul’u işgali, Barzani‘nin Kerkük’ü işgal etmesine fırsat doğurdu.

2) IŞİD’in Musul’u işgal etmesi ve Bağdat’a doğru yürümesi, Maliki hükümetinin Irak’ta sıkışmasına ve Erdoğan-Barzani kaçak petrol anlaşmasının yürürlüğe girmesine fırsat doğurdu.

3) IŞİD’in Erbil’e saldırması, ABD’nin yeniden Ortadoğu’ya müdahale etmesine zemin yarattı, PKK-KDP birliği hedefine ve Kürtleri silahlandırmasına gerekçe sağladı.

4) IŞİD’in Ayn el Arap’a saldırması da, ABD’nin Kürt Koridoru stratejisini canlandırdı, Kürt örgütlerini AKP’ye yapıştırmaya zorladı!

EMPERYALİZMLE İŞBİRLİĞİNİN SONUÇLARI

Bu esası atlayarak yapılacak bir Ayn el Arap değerlendirmesi yüzeysel olacak ve “insanlar öldürülüyor” feryadından öte gidemeyecektir. “Kürtlere katliam” denilerek insani duruş sergilendiği söylenecek, yapılacak yardım toplama işine bir battaniye eklenerek vicdanlar bir parça rahatlatılacak… Ama bu coğrafyada yeni bir işgal önlenemeyecek ve daha da acısı bu coğrafyada Kürtlerin yeniden ve yeniden kurban verilmesinin önüne geçilemeyecektir!

IŞİD’in Ayn el Arap’a saldırıp Türkiye’ye doğru büyük Kürt göçü yaratması, IŞİD’in PKK’nin Suriye kolu PYD’yi ezerek onları AKP’ye yapışmaya zorlaması, Türkiye’deki Kürt örgütlerinin ayağa kalkıp Ankara’nın Ayn el Arap’a yardım etmesini istemesi, toplamda “AKP himayesinde Kürdistan” projesine yaramaktadır!

Evet, maalesef “AKP himayesinde Kürdistan” tezgahı için IŞİD’in Kürtlere saldırması ve PKK’nin de “Kobani’ye yardım” taşkınlıkları yapması gerekiyor! Bu gerçeği görmek yerine “Kobani’de direniş” nutukları atmak, açık söyleyelim, yeni Ayn el Arap’lar yaratılmasına zemin yaratmaktadır!

Irak’ın bölünmesi için Halepçelerde, Suriye’nin bölünmesi için Ayn el Arap’larda kurban edilen Kürtlerin gerçek düşmanlarını görememesi, hatta o düşmanlarla işbirliği yapması bu coğrafyanın en acı olgularından biridir.

Hatta sadece son 25 yılda değil, Kürt halkı 100 yıldır emperyalistlere güvenilmemesi gerektiği konusunda sürekli acı deneyimler yaşamakta fakat bunu kıramamaktadır!

Kürt örgütleri, emperyalizmin önlerine koyduğu “bağımsızlık” havucu nedeniyle birlikte yaşadıkları ülkelere başkaldırmaktadır ama yenilip yenilip emperyalizme daha da mecbur kalmaktadırlar.

Acı ki bu sarmal, Kürtleri bölgede sürekli düşmanlaştırmaktadır!

Peki bu sarmaldan çıkış yok mu? Elbette var!

BOĞAZLAŞMAYI ÖNLEMEK

Kürt meselesi, ABD’nin hedefleri içinde “ayrı devlet” kurma eksenli geliştiği müddetçe bölgedeki ülkelerin bölünmesine ve halkların birbiriyle boğazlaşmasına dönüşür. Daha somut söyleyelim: Bu işten en zararlı Kürt halkı çıkar ve Türk, Arap ve Fars halklarınının düşmanına dönüşür.

Kürt meselesini hem Kürtlerin, hem de Türk, Arap ve Fars halklarının ortak yararını hedef alarak çözmek o nedenle bir zorunluluktur. Kürtlerin taleplerini dikkate alan bir çözüm modelinin yaratılabilmesi için, öncelikle Ankara-Tahran-Bağdat-Şam eksenli yeni bir sürecin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu denkleme omuz vermek yerine “Kobani ağıtı” yakmayı esas alanlar, bilerek ya da bilmeyerek Kürt halkına kötülük etmektedirler!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ekim 2014

Yorum bırakın

AKP himayesinde Kürdistan

Tezkereyle birlikte adım adım bir “normalleştirme” çalışması yaptıkları için, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın şu sözleri pek dikkat çekmedi ve tepki görmedi: “Kobani’deki Müslüman Kürtlere yapılabilecek tüm insani yardımları yapacağız. Siyasi ve stratejik anlamda da inşallah elden gelen herşey yapılacak ama onlardan bir isteğimiz var. Şöyle bir geriye dönüp bakın bakalım. Kobani’de IŞİD karşıdan gelirken siz niye öbür kantona geçmediniz? Sizin bir de Cezire kantonunuz vardı. Niye Haseke’ye geçmediniz de Türkiye’ye döndünüz? Çünkü sizi korursa ancak Türkiye korur. (…) İnşallah yarınlar güzel olacak. Kobani’de mücadele edenlere başarı dileriz.

AKP-PYD İTTİFAKI

Sadece bu sözler bile AKP-PKK ortaklığının ve Açılım’ın bitmediğini, AKP tezkeresinin hedefinin Kürt Koridoru’nu engellemek olmadığını göstermeye yetiyor.

Kürt Koridoru’nun en somut ifadesi olan Ayn el Arap’ın Kobani’leştirilmesi normalleşmiş ve hükümetçe oraya PKK gibi Kobani denilmekte… Hükümet, PKK-PYD kantonlarını kabullenmekte…

AK-Medya “Kürt siyasi hareketi”, AKP de “Müslüman Kürtler” diyerek PKK-PYD’yi adım adım “meşru” ilan etmekte…

IŞİD Ayn el Arap’ta Türk obüsleri tarafından vurulmakta ve gazetelere “ama YPG hedefleri de vuruluyor” gibi “dengeci” haberler servis edilmekte…

Geçen yıl Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu‘yla görüşüp kanton vizesi alan PYD lideri Salih Müslim yeniden Türkiye’de ağırlanmakta… HDP yetkilileri bunu AKP’nin politika değişikliği olarak okumakta ve olumlu bakmakta…

Açılım yasallaşmakta, genişlemekte, bölgeselleşmekte… PKK’nin kazanımları resmi gazeteye girmekte… Öcalan‘ın mesajı TBMM’den okunmakta…

BARZANİSTAN’I KİM İNŞA ETTİ?

Evet, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın sözleri AKP-PKK ortaklığının ve Açılım’ın bitmediğini, AKP tezkeresinin hedefinin Kürt Koridoru’nu engellemek olmadığını gösteriyor. Tersine Arınç‘ın sözleri, “AKP himayesinde Kürdistan” hedefine işaret ediyor!

Ve sadece Arınç değil, PYD’yi kastederek “Suriye Kürtleri doğal müttefikimizdir” diyen diğer Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da, “Kobani’nin düşmemesi için ne gerekirse yaparız, tezkere Açılım’ın garantisidir” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu da “AKP himayesinde Kürdistan” hedefine işaret etmektedir!

Daha önce bu köşede bir kaç kez işlemiştik: ABD’nin 60 yıllık “Büyük Kürdistan” projesi inişli çıkışlı ilerleyerek gelişti. Büyük Kürdistan’ın ilk parçası ABD’nin Irak savaşlarıyla bu ülkeden koparılmaya çalışılan Irak’ın kuzeyiydi.

Peki güneyinden Bağdat’ın, Batı’sından Şam’ın ve Doğu’sundan İran’ın kıskacındaki bir yapı bölgede nasıl yaşardı? Washington’a göre Türkiye himaye ederse…

Peki Türkiye, son tahlilde kendisini de küçültecek bu projeye nasıl ikna edilirdi? ABD’nin çantasında Batıcılar için Kerkük-Musul petrol havucu, daha bölgeci olanlar için de Türkiye’yi büyütme, sınırları genişletme hayalleri vardı! Bir de kriz sopaları tabi!

Ve Türkiye bir ölçüde ikna edildi de… “Türkiye himayesinde Kürdistan” uygulandı ve Ankara’nın Barzanistan’ın inşasındaki katkısı, ABD’yle yarışır hale geldi!

KÜRT VE SÜNNİ PARÇALARA BÖLMEK

Oyun aslında o kadar basit oynanıyor ki, ABD bu şablonu 1986’dan beri döne döne uyguluyor!

Bugün de “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek”, “Kerkük’ü almazsak Diyarbakır’ı veririz” gibi kulağa hoş gelen sözlerle kamuoyu “Türkiye himayesinde Kürdistan” tezinine ikna edilmeye çalışılıyor. Ve burası ABD’nin ana hedefiyle, AKP’nin hedefinin buluştuğu nokta oluyor aslında…

Kuşkusuz AKP’nin “Yeni Osmanlıcılık” siyaseti sonuçları itibariyle Büyük Kürdistan’dır ama aynı zamanda bölge ülkelerinde İhvan iktidarlarının kurulması ve bunun bir kuşağa dönüştürülmesidir. Gerçekte AKP’nin asıl ilgilendiği de budur!

Türkiye’den başlayarak, Suriye, Irak, Ürdün ve Mısır’a uzanan İhvan diktatörlükeri kurmak, Erdoğan’ların en büyük hayaliydi.

Bu tabloyu tamamlayabimek için Irak’ın ve Suriye’nin bölünmesine destek verdiler. Çünkü bu ülkelerden Kürt parçaları koparılınca, İhvan’ın hakim olabileceği Sünni parçalar da oluşacaktı!

ABD bu örtüşmeyi döne döne kullandı ve kullanıyor.

Peki bu sarmaldan çıkış yok mu? Hem bölge ülkelerinin ama hem de Kürtlerin lehine çözümler yok mu? Elbette var ve o çözümleri burada tartışacağız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2014

 

Yorum bırakın

Kürt Koridoru önlenmek isteniyor mu?

Selahattin Demirtaş ile görüşüp “Kobani’de ortaklık” kararı alan Ahmet Davutoğlu Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor, yoksa inşa etmeye mi?

Tezkereyle eşzamanlı olarak Açılım’ı genişleten kararlar alan ve yasal kurullar oluşturan AKP Hükümeti Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor, yoksa inşa etmeye mi?

“Tezkere çözüm sürecini garanti altına alıyor” diyen Ahmet Davutoğlu Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor, yoksa inşa etmeye mi?

Ayn el Arap’ın karşısında konuşlanan 250 tank ve 10 bin Mehmetçik Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor yoksa “Kobani’nin düşmemesi için ne gerekirse yaparız” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun siyasi direktifine uygun olarak mı pozisyon alıyor?

PKK’nin Suriye kolu PYD’nin lideri Salih Müslim Ankara’ya “Kürt Koridorunu yıkacağız” demek için mi çağrıldı, yoksa Kobani’nin IŞİD’den kurtarılması karşılığında PYD’yi Esad‘a karşı savaştırmaya ikna için mi?

PYD’NİN ÖZERKLİĞİ MİT DESTEKLİ!

Bakınız Salih Müslim ziyareti, tezkerenin gerçek hedefini anlayabilmemiz için altın değerindedir. Şundan:

Salih Müslim Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in daveti üzerinde 24 Temmuz 2013’te Türkiye’ye gelmişti. 24 Temmuz’da Hakan Fidan‘la, 25 Temmuz’da da Ahmet Davutoğlu‘yla görüşen Müslim‘e “Esad yönetimiyle bütün bağlarını kopartma” şartıyla “özerkliğe destek” mesajı verilmişti!

AKP Hükümeti’nin görüşlerini doğrudan yansıtan Yeni Şafak, 26 Temmuz 2013’te şu haberi yaptı: “MİT heyeti Müslim‘e, bölgesel paradigmaların değiştiğini anlatarak, ‘BAAS rejimi altında yıllarca ezilmiş Kürt kardeşlerimizin kazanımlarını siyasi ihtiraslara heba etmeyin. Suriye halkı olarak geleceğinizi yeniden şekillendirirken yeni çatışma alanları herkesin kaderini kötü etkiler’ mesajı verdi.”

Kazanım kelimesine dikkatinizi çekerek, MİT’in Salih Müslim‘e mesajını bir de kendi ağızlarından, PKK’nin yayın organı ANF‘den okuyalım: “Rojava’da halkın kendi bölgelerinde denetimi ele geçirmesinin üzerinden bir yıl geçti. Bu tecrübeden anladık ki; artık bir yürütmenin olması gerekiyor. Bütün oluşumların, herkesin yer alabileceği Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların içinde yer alabileceği siyasi bir çözüm buluncaya kadar bir geçici yönetim kurulması fikriydi. Bunu anlattık görüşmelerimizde. Türk yetkililer ‘bu sizin hakkınızdır’ dediler.

Müslim‘in geçici yönetim dediği ve AKP’nin “hakkınızdır” dediği, kanton yönetimlerdi, Kobani’ydi, Kürt Koridoru’nun parçalarından biriydi!

SURİYE’NİN ÇÖZÜMÜ EN UYGUN ÇÖZÜM

2013 Temmuz’undan 2014 Ekim’ine bir değişiklik var mı? Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan üçlüsünün ABD ana hedefine uygun olarak “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” siyasetinden bir çark var mı? Tersine hem içeride hem de dışarıda Açılım’a daha da ağırlık verildiğini görüyoruz.

Denilebilir ki, Türk Ordusu tezkereyi fırsat bilerek AKP’ye rağmen Kürt Koridoru’nu engelleyecek!

Amaç Kürt Koridoru’nu engellemekse, gerçekte Türk Ordusu’nun kurşun sıkmasına bile gerek yok!

Çünkü Suriye hükümeti açık çek vermiştir: Sınırlarınızı tutun, Suriye’ye girişleri engelleyin, biz üç ayda terör gruplarını ezer ve Suriye’nin kuzeyine tamamen hakim oluruz!

Bundan daha maliyetsiz çözüm var mı?

Kuşkusuz Suriye devletinin bunu yapabilmesi için önce Ankara’nın Esad‘ı düşman görmekten ve onu yıkmaktan vazgeçmesi gerekmektedir!

Ayrıca Ankara ilan ettiği angajman kurallarını kaldırmalıdır. Böylece Suriye devleti, uçaklarının Türkiye tarafından düşürülme endişesini taşımadan kendi sınırları içerisindeki hedefleri rahatça havadan vurabilecektir!

UÇUŞA YASAK BÖLGE’YLE KORİDOR ENGELLENMEZ

Bu çözüm modeli ortadayken, “Esad‘ı yıkma hedefli bir tezkereyle bile Kürt Koridoru engellenir” demek, Genelkurmay Başkanlığı’nın “balyoz davasında uyguladığı uyutma stratejisine” uygunmuş gibi görünüyor! Umarım yanılırım.

Üstelik ortada şu olgular da vardır: Uçuşa yasak bölge, yani IŞİD’i ya da PKK’yi değil doğrudan Şam’ı hedef alan bir girişim, sadece AKP’nin değil, aynı zamanda TSK’nin de talebidir! Uçuşa yasak bölge isteyen bir kuvvet, Kürt Koridoru’nu engellemez!

Tersine Türkiye angajman kurallarıyla fiilen zaten uçuşa yasak bölge ilan etmiş ve Kürt Koridoru’nun kurucusu olmuştur!

Kürt Koridoru ABD’nin hedefidir ve engelleme işi son tahlilde ABD’ye rağmen olacaktır. Oysa Genelkurmay, tezkere çerçevesinde bağımsız askeri bir harekat yapmacaklarını, ABD koalisyonuyla birlikte hareket edeceklerini söylemektedir!

O zaman Kürt Koridoru nasıl engellenecek?

Tartışmayı sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2014

Yorum bırakın

Tezkere karşıtlığı Kürt Koridoru muhafızlığı mıdır?

Tezkere karşıtlığı iki yönden suçlanıyor: Bir bakışa göre tezkereye destek vermeyenler IŞİD’e destek vermiş oluyor. Diğer bakışa göre de tezkereye destek vermeyenler Kürt Koridoru muhafızlığı yapmış oluyor.

Her ikisini de yanlış bulduğumuz bu tarz değerlendirmeler, meselelere şablonlarla bakmanın bir yansımasıdır.

Ve meseleye şablonla bakılınca, tezkere konusundaki tutum, en sonunda vatansever olup olmamakla açıklanıyor!

TEZKERE ÇOK BOYUTLUDUR

Tezkere konusu çok parametreli bir konudur ve şablon giydirelemeyecek kadar karmaşıktır.

Bir kere siyasi direktifi verecek AKP Hükümeti ile o siyasi direktife göre askeri harekat yapacak TSK arasında hedefler konusunda yüzde yüz bir uyum yoktur. Bu tezkerenin uygulanma biçimine etki edecekir.

İkincisi, Türkiye’nin çıkarları ile ABD’nin çıkarları arasında büyük fark vardır. Üçüncüsü hedef olan bölge ülkeleri ile Türkiye’nin çıkarları nesnel olarak örtüşmektedir. Dördüncüsü, beşincisi… Pek çok parametre vardır.

Hatta IŞİD ile PKK’nin sahada çatışıyor olması da AKP Hükümeti’nin Açılım sürecine yansıması bakımından bir parametredir.

O nedenle tek bir yönden bakarak tezkereyi desteklemeyenleri IŞİD’çi ya da Kürt Koridor’cu diye suçlamak eşyanın tabiatına aykırıdır.

PKK’NİN TUTUMU TURNUSOL KAĞIDI DEĞİLDİR

Örneğin PKK’nin tezkere konusundaki tutumuna bakarak genel bir doğru çıkartılabilir mi? Yani PKK tezkereye karşı diye tezkereye karşı çıkanlar Kürt Koridoru muhafızı olabilir mi? Bu bakış, AKP’yi de olmadığı bir siyasi mertebeye çıkartmaz mı?

Nitekim hareket noktanız PKK’nin tutumu olunca, AKP de vatanseverlik cephesinde yer almış oluyor!

Oysa PKK, 2007’den beri her yıl çıkarılan tüm AKP tezkerelerinde terör örgütüydü, hedefti… Ve PKK de AKP’nin her tezkeresine karşı çıkıyordu… Yani bugünkü “görünen” saflaşma ile bir farkı yoktu!

Ama o tezkerelere rağmen AKP hükümeti ile PKK müzakere ediyor, ortaklık kuruyor, en temel meselelerde aynı safta duruyordu…

Bugün farklı mı? Hayır. PKK yine tezkereye karşı çıkıyor ama AKP ile PKK Kürt Koridoru’nun en somut ifadesi olan Kobanicilikte ortaklık kuruyor!

TAMPON BÖLGE SAFLAŞMASI TEK ÖLÇÜT DEĞİLDİR

Çok yönlü olaylara tek yönden bakmak hatalı sonuç verir. Örneğin ABD-PKK ilişkisi…

Bu ilişkiye salt ABD’nin terör örgütleri listesinde PKK’nin yer alıyor olması gerçeği üzerinden bakarsak, bölgeye dair tek bir doğru analiz yapamayız…

Çünkü ABD’ye göre PKK’nin terör örgütü olduğu da doğrudur, ABD’nin PKK’ye destek verdiği ve ona devlet kurmaya çalıştığı da…

ABD demişken…

Örneğin ABD’nin tampon bölgeye “karşı” çıkmasına bakarak tezkere olumlanabilir mi? ABD tampon bölgeye bu aşamada karşı ve Erdoğan‘ı daha New York’tayken bundan vazgeçirtti, onu “güvenli bölgeye” ikna etti.

Neden? Çünkü ABD, İran ve Rusya’yla karşı karşıya gelmek istemiyor.

ABD, aynı nedenle “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesine de karşı çıkıyor. Zira “uçuşa yasak bölge” temelde IŞİD’i, PKK’yi, herhangi bir terör örgütünü değil, uçağı olan bir kuvveti, Suriye’yi hedef alıyor.

Erdoğanlar için Esad‘ı devirmek hepsinden önemli olduğu için “uçuşa yasak bölge” konusunda bastırıyolar ve ABD’nin “askeri koliasyonuna katılımı” için bunu bir pazarlık konusu yapıyorlar.

ABD ise Esad‘ın devrilmesini öncelikli görev ilan etmiyor. Washington’a göre “seçilmiş muhalif” eğitmek ve onlara dayanarak önce IŞİD’i, en sonunda da Esad‘ı hedef almak, daha doğru bir yol…

Üstelik böylece ABD yine İran ve Rusya’yla karşı karşıya gelmemiş olacak!

HER HEDEFE KURŞUN SIKILMAZ!

Bırakınız tezkereyi, ABD’nin IŞİD stratejisini bile tek parametre üzerinden yorumlayamazsınız. Örneğin İran ABD’nin IŞİD’i vurmasından memnundur. Buradan hareketle ne İran Amerikancı olmuştur, ne de ABD planı iyi birşeydir!

Moskova ve Tahran, ABD’nin siyasi ikliminde serpilip büyüyen bir aracın kendilerine gerek kalmadan temizleniyor olmasından memnundur, o kadar…

Bu türden şablonlar siyaseten büyük risk taşır. Örneğin tezkereye karşı çıkmayı Kürt Koridorluğu muhafızlığı ilan ettiğiniz anda, tezkereyi çıkaran AKP’yle aynı cepheye düşmüş olursunuz. Daha vahimi, tezkereden memnun olduğunu söyleyen ABD ile aynı cepheye düşersiniz!

O nedenle tezkere gibi çok parametreli konulara, her parametresinden ayrı ayrı bakmak gerekir.

Savaş mevzisinde olmak, herşeyi hedef görmeyi ve her hedefe kurşun sıkmayı gerektirmez!

Hep söylediğimiz gibi, Kürt Koridoru’nu engellemenin gerçekçi yolu bellidir: Komşularla işbirliği ve terörle ortak mücadele!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ekim 2014

Yorum bırakın

Açılım tezkeresi

İçeriğine rağmen tezkerenin gerçekte TSK’ye ait ve hedefinin Kürt Koridoru olduğunu belirtenler iki dayanak gösteriyor:

1) TSK Kürt Koridoru’na karşıdır.

2) AKP Açılım’dan vazgeçti, AKP-PKK ortaklığı bitti ve hükümet TSK’nin çizgisine geldi.

AÇILIM BİTMEDİ, TERSİNE GELİŞİYOR

TSK elbette Kürt Koridoru’na karşıdır ve bunun tartışılacak bir yanı yoktur.

Fakat süreci doğru anlamak açısından esas önemli olan 2. maddedir. Zira ancak o madde “gerçekse” Kürt Koridoru yıkılabilir.

Peki öne sürülen 2. madde gerçek mi?

Yani AKP Açılım’dan vaz mı geçti? AKP-PKK ortaklığı bitti mi?

Bize göre hayır. Bir niyet okuması yapmadan tarafların açıklamalarına ve olgulara bakarak söylüyoruz bunu:

1) Başbakan Ahmet Davutoğlu, “tezkere çözüm sürecini garanti altına alıyor” diyor, “Kobane’nin düşmemesi için ne gerekirse yaparız” diyor…

2) HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Davutoğlu‘yla yaptığı Kobane eksenli görüşmeden memnun ayrıldığını açıklıyor.

3) AKP Hükümeti, Açılım’dan vazgeçmediği gibi onu yasallaştırıyor! Çözüm Süreci Kurulu ve Koordinasyon Kurulu oluşturuyor.

Ve bu nedenle AKP’nin tezkeresi, “çözüm” destekli tezkere olarak niteleniyor.

4) Abdullah Öcalan‘ın Kobane ile çözüm süreci arasındaki ilişkiye dair mesajı TBMM kürsüsünden okunuyor!

Bu dört gelişmeye bakarak AKP’nin Açılım’dan vazgeçtiğini söyleyebilir miyiz?

PKK’nin Suriye kolu PYD ile Esad‘a karşı ortaklık görüşmesi yapan Başbakan Davutoğlu‘na rağmen, “AKP-PKK ortaklığı bitti” diyebilir miyiz?

KOBANE KÜRT KORİDORU DEMEKTİR

Kendimizi kandırmayalım: Çözüm süreci dedikleri Açılım, pratikte Kobane’dir!

Kobane, Suriye şehri Ayn el Arap’ın Şam’dan kopartılıp kanton ilan edilmesidir, Kürt Koridoru’nun geçiş noktalarından biri yapılmasıdır!

Ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu Ayn el Arap’ı PKK gibi Kobane şeklinde isimlendirerek ve “Kobane’nin düşmemesi için ne gerekirse yaparız” diyerek pratikte Kürt Koridoru demiş olmaktadır!

Hatta DavutoğuTürkiye, Suriye Kürtlerinin hamisidir” diyerek “Türkiye himayesinde Kürdistan” tezine yeşil ışık yakmıştır! (Bunun ilk işaretini Yalçın Akdoğan, “Suriye Kürtleri doğal müttefikimizdir” diyerek birkaç gün önce vermişti.)

Diğer yandan Erdoğan ile Davutoğlu‘nun ayrıştığı, tezkerede Erdoğan‘ın Davutoğlu‘na rağmen Esad düşmanlığı yaptığı iddiası da doğru değildir. Zira Davutoğlu Esad düşmanlığında Erdoğan‘dan bile ileridedir; bunu üç yıldır fiilen göstermektedir ve son olarak da önceki gece canlı yayında sergilemiştir!

Ve en önemlisi: Esad karşıtlıklarının tezkerenin dörtte üçünde yer alması ile PKK’yle Kobane ortaklığı yapmaları birbirini bütünlemektedir. Zira Esad düşmanlığı pratikte Suriye’nin bölünmesine ve Kürt Koridoru’na taraftarlık demektir!

TEZKEREDE SAFLAŞMA

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif‘in tezkereyle ilgili Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nu araması ve “terörle mücadele yönteminiz doğru değil, tezkereyle bölgede tansiyonu artırmayın” demesi anlamlıdır.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdat‘ın “Suriye topraklarına Türkiye tarafından yapılan bir askeri operasyonu saldırı kabul ederiz” demesi anlamlıdır.

Ve hem ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in hem de ABD Dışişleri Bakanlığı sözücüsü Jen Psaki‘nin “tezkerenin geçmesinden memnuniyet duyduklarını” ilan etmeleri anlamlıdır!

Tezkere Washington’da, Erdoğan‘ın verdiği “her türlü destek” taahüdünün resmi belgesi olarak okunmaktadır!

Washington o nedenle tezkerenin geçmesiyle birlikte IŞİD stratejisinin koordinatörü olan John Allen‘ı Ankara’ya gönderme kararı almıştır. Zira General John Allen ve yardımısı Büyükelçi Brett McGurk, artık teknik detayları bağlayacaktır!

AKP Hükümeti’nin tezkere konusunda harekete geçmek için ABD koalisyonunun kararını bekleyeceğini dile getirmesi de bundandır!

Özetle, kendimizi kandırmayalım: PKK’nin Türkiye içindeki faaliyetlerini atlayıp, Irak ve Suriye’deki Kürt Koridoru’na engel olmaya kalkmak zaten gerçekçi değildir!

Hedef Kürt Koridoru’ysa yapılacak bellidir: Komşularla işbirliği ve terörle ortak mücadele!

Aksi takdirde bölge önümüzdeki yıllarda Türk, Kürt, Arap, Fars boğazlaşmasına sahne olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ekim 2014

Yorum bırakın

Bu tezkereyle Kürt Koridoru önlenir mi?

Tezkere “olumlu mu, olumsuz mu” şeklinde yaptığımız tartışmanın da, tezkerede “AKP’nin mi yoksa TSK’nin mi ağır bastığı” konusundaki tartışmanın da merkezinde aslında tek konu var: TSK Kürt Koridoru’nu engelleyebilecek mi?

O nedenle o soruların üzerinde tekrar tekrar durmak istemiyoruz.

Bizim edindiğimiz bilgilere göre tezkerede TSK’den ziyade Erdoğan’ın ağırlığı var. Davutoğlu taslağı Erdoğan’a götürdü ve son şekli öyle verildi. Kaldı ki TSK’nin ağırlık koyacağı bir tezkerenin dörtte üçünün Esad düşmanlığıyla dolu olması, zaten mümkün olmayacaktı.

Tezkerenin olumsuz olduğu da ortada. Dün ayrıntılı anlattık. İçinde yabancı asker olan, Esad rejimini yıkmanın baş hedef ilan edildiği, bağımsız hareket etmekten ziyade koalisyonun bir parçası olmayı esas alan bir tezkere olumsuzdur ve bu özelliklerinden dolayı Kürt Koridoru’nu hedef alamaz.

Nitekim Genelkurmay, Org. Necdet Özel‘in güvenli bölge konusunda “uluslararası destek olmazsa tek başımıza yaparız” şeklinde bir açıklama yaptığı iddiasını da yalanladı!

HEDEF DOĞRU STRATEJİ YANLIŞ

Burada bize göre esas mesele şudur: TSK’nin “Kürt Koridoru’nu önleme” hedefi doğrudur ama bu hedefi gerşekleştirmek için belirlediği strateji hatalıdır.

Açıklayalım:

TSK’nin Kürt Koridoru’nu önleme hedefi için belirlediği strateji şu: Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyini kontrol etmek, o bölgelerde fiilen hakim olmak.

TSK’nin bu stratejisi, AKP’nin “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” hedefiyle örtüşmektedir ve tezkeredeki uyumun dayanağı bu örtüşmedir.

Ancak sorun şudur: TSK’nin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde kontrolü sağlayarak Kürt Koridoru’na engel olma hedefi, Bağdat ve Şam’la anlaşmadan mümkün değildir. Üstelik bu haliyle bu hedef, tersine sonuçlar vermeye ve bölgeyi yangın yerine çevirmeye gebedir!

Şam rejiminin yıkılmasının ana hedef ilan edildiği tezkere bu nedenle göründüğünden bile daha sorunludur.

ÇELİK HAREKATI DENEYİMİ

Oysa TSK’nin Kürt Koridoru’na engel olmaya dönük çok büyük deneyimleri vardır. Örneğin Çelik Harekatı.

Türk Ordusu 1995 yılındaki Çelik Harekatı’yla Irak’ın kuzeyine girmiş ve ABD’nin dört yıldır inşa ettiği Kukla Devleti dağıtmıştı.

Peki nasıl yapmıştı? Bağdat’la anlaşarak!

Bağdat’ın onayını almadan düzenlenecek bir Çelik Harekatı, hem Kukla Devleti dağıtamayacaktı hem de Türk Ordusu’nu birden çok hedefle karşı karşıya getirecekti.

Üstelik Türk Ordusu, o günkü siyasal iktidar olan Tansu Çiller’e rağmen Bağdat’la anlaşmıştı!

ŞAM’LA ANLAŞMADAN KORİDOR ENGELLENMEZ

Tezkere neticede siyasal iktidarın belirlediği hedefin askeri güç kullanılarak uygulanmasıyla ilgilidir ve tezkerede belirlenen ana hedef Esad‘ın yıkılmadır. İkincil hedef IŞİD’dir ve PKK son sıradaki hedeftir.

Bu durumda iki soru vardır:

1) TSK, AKP’nin belirlediği hedef sıralamasını değiştirebilecek midir?

2) TSK, Erdoğan’a rağmen hareket edebilecek midir? Genelkurmay, Erdoğan’a rağmen Esad’la anlaşabilecek midir?

Bakınız burada TSK için sorun sadece Erdoğan‘ı aşmak değil, aynı zamanda ABD’yi de aşmaktır. Zira ABD de son tahlilde Esad rejimini hedef almaktadır. AKP ile ABD’nin yol haritasında, sadece bu hedefin yeri farklıdır.

Washington, Pentagon sözcüsü Tuğamiral John Kirby‘nin açıklamasına göre, “seçilmiş muhalifleri” eğitmeyi, onlara dayanarak IŞİD’i ezmeyi ve açılan alan üzerinden Şam rejimini yıkmayı hedeflemektedir. (Bu pratikte Suriye’nin bölünmesi ve zaten Kürt Koridoru’nun kurulması demektir!)

Peki TSK, Esad‘ın hedef alındığı ve yabancı askerlere üsleri açan ve Türkiye’de bulunmalarını sağlayan bir tezkereyle AKP ile ABD’yi aşabilir mi? Hayır!

Daha doğrusu aşabilecek noktada olsaydı, zaten tezkere bu şekilde çıkmazdı!

AÇILIMDAN VAZGEÇMEDEN KORİDOR ENGELLENMEZ

TSK’nin Kürt Koridoru’nu engellemesi demek, pratikte PKK’yi vurması demektir. Bunun için AKP’nin Açılım’dan vazgeçmesi ve TSK’nin çizgisine gelmesi gerekir.

Peki öyle midir? Hayır, AKP Açılım’da yeni aşamaya geçti, ayrıntılı eylem planı açıkladı, yeni kurullar oluşturdu!

Dolayısıyla Kürt Koridoru’nu engellemek diye bir AKP hedefi yoktur! Zaten olsa, 1 Ekim’e kadar yürürlükte olan tezkerelerle de bunu yapabilirdi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Ekim 2014

Yorum bırakın

Tezkerenin 5 kritik özelliği

AKP Hükümeti’nin TBMM’ye sunduğu tezkerenin gerekçe ve karar bölümü incelendiğinde, bunun 1 Mart tezkeresinden bile daha geri bir tezkere olduğu görülecektir.

Tezkereyi esası bakımından inceleyelim:

1) ESAD DÜŞMANI TEZKERE

Öncelikle tezkere Esad düşmanlığını sürdürme tezkeresidir. Tezkerenin gerekçesinde uzun uzun Şam rejiminin hem de balistik füzelerle ülkemizi tehdit ettiği gibi gerçek olmayan iddialar sıralanmakta ve Beşar Esad yönetimi tezkerenin hedefine oturtulmaktadır.

Kuşkusuz bunda bir sürpriz yok. Zira Erdoğan, ABD’nin IŞİD stratejisini açıkladığı günden bu yana, Esad‘ı devirme hedefinin esas olması gerektiğini söylemektedir.

Gerçi bu ABD planında yok değildir. Örneğin Pentagon sözcüsü Tuğamiral John Kirby planın ayrıntılarından bahsederken şöyle demektedir: “Suriye’deki ılımlı muhalifleri eğitim çalışması üç şey üzerine oturacak: Kendi topluluklarını savunmak, IŞİD’i kovalamak ve Esad rejimiyle çatışmak.”

2) AÇILIMI BÖLGESELLEŞTİRME TEZKERESİ

Ayrı ayrı yürürlükte olan ve süresi henüz dolan Irak ve Suriye tezkerelerini teke düşüren yeni tezkerede IŞİD’le birlikte PKK’nin de hedef alınması, sanıldığı gibi tezkereyi olumlamaz!

Zira 2007’den beri çıkarılan ve her yıl süresi uzatılan Irak tezkeresinden PKK zaten hep hedefti. Ve AKP de PKK’nin hedef alındığı tezkereye rağmen onunla masaya oturdu, müzakere yaptı ve adım adım Açılım’ı ilerletti.

PKK’nin bugün tezkereye karşı çıkıyor olması, tezkerenin olumlu olduğuna işaret etmez. Zira PKK Açılım ortağı AKP’nin çıkardığı 6 tezkereye de hep karşı çıkmıştır. Kaldı ki PKK içinde TSK olan herşeye karşıdır!

Tezkereyle eş zamanlı olarak Bakanlar Kurulu’nun Öcalan‘ın istediği Çözüm Süreci Kurulu ve Koordinasyon Kurulu kararlarını alması anlamlıdır. IŞİD tehdidi üzerinden AKP-PKK ortaklığı Suriye’ye genişletilmekte ve ABD’nin Açılımı bölgeselleştirilmektedir.

Nitekim dün Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, çıkışta “IŞİD tehdidinin bölgeden bertaraf edilmesi için yapılması gerekenleri” ele aldıklarını açıkladı!

3) YABANCI ASKER TEZKERESİ

Türkiye’de yabancı silahlı kuvvetler bulundurulmasını içeren bir tezkere, Türkiye açısından en büyük tehdittir!

Bu yabancı asker, pratikte ABD askeridir. ABD askerinin içinde olduğu bir planlama, son tahlilde Kürt Koridoru’nu hedef alamaz.

Öte yandan tezkerede “yabancı devlet/ülkenin silahlı kuvvetleri” yerine “yabancı silahlı kuvvetler” denmesi, ABD askeri dışında ÖSO’dan Peşmerge’ye kadar geniş bir yelpazeye işaret eder. Bu ihtiyaç, ABD’nin Suudi Arabistan dışında Türkiye’de de “seçilmiş muhalif” eğitmek istemesinden kaynaklanmaktadır.

4) ABD KOALİSYONUNA GİRİŞ TEZKERESİ

Türkiye ABD’nin Koalisyonuna askeri destek verecek mi, vermeyecek mi tartışması bu tezkereyle birlikte bitmiştir. Zira tezkere, aynı zamanda AKP’ye Türkiye’yi ABD Koalisyonuna tamamen sokma yetkisi vermektedir.

İncirlik dahil istenilen üslerin kullanımı, üslere ABD askerlerinin gelmesi, sınırdan Suriye’ye girmesi, bu tezkereyle mümkün olacaktır.

Tezkerenin ruhu, bağımsız hareket etmeyi esas almaktan ziyade Koalisyonun bir parçası olmayı öngörmektedir.

5) MİLLİ OLMAYAN TEZKERE

Tezkerede “ulusal çıkarlar”, “toprak bütünlüğü” gibi ifadelerin olması, tezkerenin milli olduğuna işaret etmez.

Zira bu kavramlar hem yeni değildir, hem de AKP için bir perdeden ibarettir.

Ntekim AKP daha önceki tezkerelerde Irak’ın toprak bütünlüğünü bile savunmuştur ama o süreçte Irak’ın siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan politikalar üretmiştir!

SONUÇ: PROBLEMİ YARATAN PROBLEMİ ÇÖZEMEZ

Tezkere pek çok sorunlu yan barındırmaktadır. Fakat tezkereden daha sorunlu olan, o tezkereyi kullanacak olan siyasi iradenin pozisyonudur.

Suriye’ye savaş açabilmek için “Suriye’den Türk topraklarına bir kaç füze sallamayı” düşünebilen bir zihniyetin kullanacağı tezkere, Ortadoğu için büyük tehlikedir.

Üstelik bu tezkereyle AKP’ye sınırsız, kapsamı geniş, ucu açık bir yetki verilmektedir.

Türkiye, problemin kaynağına problemi “çözme” yetkisi veremez!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ekim 2014

Yorum bırakın

Suriye’de AKP-PKK-KDP ortaklığı

AKP’nin stratejik hedefi “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmektir”. Ancak bu hedef milli ve bağımsız değil, Davutoğlu‘nun “ABD’nin küresel düzenine uygun olarak alt bölgesel düzenler kurma” taahhütüyle ilgilidir.

Erdoğan ve Davutoğlu için bu hedefin üç yolu var: İçeride PKK’yle, Irak’ta KDP’yle ve Suriye’de PYD’yle anlaşmak.

Suriye’deki PYD’nin PKK’nin kolu olması, AKP’ye hem avantaj hem de dezavantaj sağlıyor. AKP PYD’yle işbirliğini onu Esad‘ı devrime hedefinde ÖSO’nun bir müttefiki olabilmesine bağlıyor. PKK ise PYD’nin Suriye’de ilan ettiği kanton varlığının korunmasını şart koşuyor. Bu durum, AKP ile PKK’nin müzakere sürecine de yansıyor.

Öte yandan AKP’nin KDP’yle ilişkisi ve Irak’ın petrolünü Barzani adına satması bir avantaj doğuruyor. KDP ile PKK’nin güç mücadelesi içerisinde bulunması da AKP’ye manevra yapma olanağı sağlıyor.

Şimdi hepsinin hem bu ilişkileri sürdürerek azami kazanımlar elde etme hem de ABD’nin IŞİD stratejisi içinde pay kapma sorunları var.

DAVUTOĞLU-BARZANİ GÖRÜŞMESİNİN SONUCU

Dünkü yazımızda son gelişmeleri değerlendirerek ve mevcut olguları yorumlayarak Suriye’de bir AKP-PYD ittifakına doğru gidildiğini belirtmiştik. Yeni gelişmeler bu yönde bir eğilim olduğunu daha da netleştirdi:

1) Davutoğlu, Irak Kürt Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani ile görüştü. Gündem IŞİD’e karşı mücadelede işbirliğiydi ve sonrasında yapılan açıklamalarda bu konuda mutabakata varıldığı görüldü.

Görüşmeden 24 saat sonra o mutabakatın ilk sonucu da ortaya çıktı. Basnews‘e göre Suriye KDP’si ile PYD, IŞİD’e karşı Suriye’nin kuzeyinde ortak hareket etme kararı aldı!

Oysa daha bir kaç gün önce Mesud Barzani, Ayn el Arap’a (Kobane) yardım edemeyeceklerini söylüyordu!

2) HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, dün AKP hükümetine Ayn el Arap’ta işbirliği çağrısı yaptı. Demirtaş, “gün el ele verme günüdür” dedi.

Davutoğlu‘nun bu çağrıya yanıtı olumlu oldu. İkili bugün bir araya gelecek!

3) Öte yandan IŞİD Suriye’de Süleyman Şah türbesini kuşattı, Irak Kerkük’te ise Peşmerge ile IŞİD çatışması başladı. İki olayın eş zamanlı olması anlamlıydı. Zira iki hedef de Türkiye’yle ilgilidir.

AKP’NİN HEDEFİ VE TSK’NİN PLANLAMASI

Asıl sorun şimdi başlamaktadır: AKP’nin ABD yararına belirlediği stratejik hedefi ile TSK’nin ortaya koyacağı planlama örtüşebilir mi?

Hedef Türkiye’nin güvenliği ise elbette örtüşemez. Zira güvenlik esaslı hareket edildiğinde, neredeyse AKP’nin stratejik hedefine karşı bir planlama yapılacaktır!

Çünkü AKP’nin stratejik hedefinin yolu Irak’ın ve Suriye’nin bölünmesinden geçmektedir. O nedenle Erdoğan‘ların öncelikli hedefi Esad‘dır.

KDP ve PKK, AKP’nin bu hedefinden yararlanmaktadır; Irak ve Suriye bölünene kadar AKP’nin İran ve TSK’ye karşı kendilerine koruma kalkanı olması büyük hizmettir. Nasılsa ABD’nin ana hedefi Büyük Kürdistan’dır.

ABD ise stratejik araçları arasındaki bu ilişkinin kendisi için kolaylaştırıcı etki göstermesinden fazlasıyla memnundur.

Fakat Türkiye’nin milli kuvvetlerinin hedefi AKP’den farklıdır. Milli kuvvetler son tahlilde Türkiye’yi de böleceği için Kürt Koridoru’na karşıdır. Bu nedenle Irak ve Suriye’nin bölünmesini istemez. Esad‘ın devrilmesinden yana değildir.

AKP ile milli kuvvetler arasındaki bu uzlaşmaz çelişki son tahlilde bir iktidar değişikliğine yol açacaktır. Mesele bu süreçte en az zararı görmektir.

Peki bunun yolu nedir? Örneğin tezkere ABD’nin ana planı içinden o ana plana karşı kullanılabilir mi? Kuşkusuz imkansız değildir ama çok zordur.

Zira koalisyona bağlı ve sadece 15 bini Mehmetçik olacak 100 bin askerli bir güvenli bölge girişimi, yapısı itibariyle Kürt Koridoru’nun engellenmesini değil, tersine doğumunu sağlar!

TSK, ABD’nin Kürt Koridoru kurmaya, AKP’nin Esad’ı devirmeye çalıştığı şartlarda, onların planlaması içinde onların hedeflerine aykırı sonuç alamaz!

O nedenle Türkiye’nin milli kuvvetleri, ABD’nin hedefine yarar sağlayacak bir tezkereye, 2003’te olduğu gibi yine hayır demelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ekim 2014

Yorum bırakın

AKP-PYD ittifakına doğru

13 yıllık AKP yasasıdır:

1. AKP ne zaman türban açılımı yapsa, mutlaka ABD’ye verilmiş bir büyük taviz vardır!

2. AKP ne zaman PKK karşıtı şeyler söylese, tabii seçim değilse, mutlaka Açılım’da yeni bir aşamaya geçiliyordur!

TÜRBAN NEYİ ÖRTÜYOR?

1. Yine öyle oldu ve türban bir büyük tavizi örtmeye çalışmakta kullanıldı.

ABD’nin IŞİD planına sadece “insani yardım, lojistik destek ve istihbarat paylaşımı” ile dahil olacağını, askeri destek vermeyeceğini söyleyen Erdoğan, ABD’ye gitti ve “askeri, siyasi her türlü desteği veririrm” dedi.

Dönüşte uçakta gazetecilere “kara harekatı sinyali” verdi, inince havalimanın da üç maddeli yol haritasını açıkladı: 1. Uçuşa yasak bölge ilanı. 2. Suriye’de güvenli bölge. 3. muhalifleri eğit-donat konusu.

Dikkat edilirse Erdoğan‘ın hedefi IŞİD’den ziyade, Esad‘ı devirmektir!

AKP’DEN PKK’YE SAMİMİ ELEŞTİRİLER

2. AKP’nin PKK karşıtı sözleri de yeni bir sürece yöneldiklerine işaret ediyor.

Erdoğan Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada BM’ye şöyle seslendi: “IŞİD gibi bir terör örgütü çıktığında ayaklanıyorsun da, PKK için niye ayaklanmıyordun?

Erdoğan bu sözlerle PKK’yi terör örgütü ilan etmiş oluyordu. Haliyle bu durumda “terörle müzakere” etmiş oluyordu…

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da PKK’ye karşı kükrüyor ve “Türkiye’ye ne meydan okuyorsun? Senin bişey yapmaya gücün yetiyorsa, git IŞİD’e yap” diyordu…

Gerçi Akdoğan‘ın konuşmasının içerisinde müzakere ettikleri örgüte samimi eleştiriler de vardı. Zira Akdoğan PKK’ye “Kandil yan gelip yatma yeri değildir” diyordu, “konuşacağına git mücadele et” diyordu…

Peki PKK’yle ilgili bu sözler acaba neyi örtüyordu?

PYD AKP’Yİ ABD’YE ŞİKAYET ETTİ

Türkiye’nin ABD koalisyonuna katılıp katılmayacağı değil, başından beri ne oranda katılacağı tartışılıyordu. En sonunda meselenin gelip dayandığı noktalardan biri de şu oldu: Türkiye IŞİD’e karşı PYD ile birlikte mi mücadele edecek, PYD’siz mi mücadele edecek?

PKK’yle ilgili sözler, aslında bu tercihin hangi yöne doğru geliştiğinin örtüsüydü…

Anlatalım: ABD’li diplomatlar bir süredir PYD ile doğrudan görüşüyor. Özgür Gündem‘den Mehmet Ali Çelebi‘nin yazdığına göre Avrupa’da yapılan görüşmelerde PYD AKP’yi ABD’ye şikayet ediyor: “IŞİD’e karşı kim savaşıyor? Biz. İyi komşuluk istiyoruz. Türkiye niye böyle yapıyor, biz mi yoksa IŞİD mi gelsin. IŞİD NATO’ya komşu oluyor. Türkiye istemiyorsa o zaman IŞİD’e destek veriyor demektir. Demek PYD-YPG yerine IŞİD’i istiyor.

ABD’li diplomatlar da PYD’li yetkililere özetle şöyle diyordu: “Ara sıra bu koalisyonla ittifak yapmanız gerekiyor. ÖSO’yla ittifak yapmanız gerekiyor.”

Nitekim PYD ile ÖSO geçen günlerde “ortak eylem merkezi” kurmuştu!

AKP: PYD MÜTTEFİKİMİZ

Bu şikayetlerden ve Erdoğan‘ın ABD temaslarından sonra bazı değişiklikler oldu:

PYD’nin Siyasi Komite Başkanı Ömer Alluş, Türkiye’den IŞİD’e karşı silah takviyesi ve silahların sınırdan geçirilmesi konularında resmi yardım talep ettiklerini açıkladı. Demek ki PYD ile Ankara arasında açık bir kanal kurulmuştu!

Aynı saatlerde HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş da Washington’dan AKP’ye çağrı yapıyor, PYD için “silah koridoru kurmasını” istiyordu.

Öte yandan PKK’nin Beşir Atalay‘a göre daha şahin bulduğu isimlerden Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Mardin’deki sözleriyle güvecin oluyordu: “Suriyeli Kürtler doğal müttefikimiz

Akdoğan‘ın Suriyeli Kürtler dediği, pratikte PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ydi!

AÇILIMI BÖLGESELLEŞTİRME HEDEFİ

Tüm bu gelişmeler, AKP’nin önünde duran “IŞİD’e karşı PYD’li mücadele mi, yoksa PYD’siz mücadele mi” sorununa yanıt özelliği taşıyordu.

Kuşkusuz önüne Esad‘ı devirmeyi hedef koyan, “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” sloganıyla Kürt Açılımı’nı bölgeselleştirmeye çalışan AKP’nin başka şansı yoktu…

Ancak belirtelim: Tüm bunların toplamda Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin sınırlarının değişmesi anlamına geleceğini mutlaka görenler var ve bir cevapları olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın