IŞİD ÜÇGENİ: AKP-KDP-İSRAİL

IŞİD’in 9 Haziran’da Musul’u işgal etmesi, uzunca bir süredir nesnel olarak aynı cephede yer alan üç kuvveti, Ortadoğu’da aktif hale getirdi. Artık “AKP-KDP-İsrail üçgeni” daha belirgindir!

MUSUL’DAN SONRA ÜÇ HAMLE

1) IŞİD’in Musul’u işgal etmesini fırsat bilen KDP, Kerkük’ü işgal etti ve bağımsızlık referandumu yapma kararı aldı. Barzani’nin bu çıkışına hem İsrail hem de sözcü Hüseyin Çelik aracılığıyla AKP destek verdi.

2) IŞİD’in Musul’u işgal etmesini fırsat bilen AKP hükümeti, Erbil’le yaptığı ama bir yıldır uygulayamadığı kaçak petrol anlaşmasını yürürlüğe soktu ve Kuzey Irak petrollerini satmaya başladı.

AKP-KDP ortaklığındaki kaçak petrolün ilk müşterisi İsrail oldu! Ceyhan’dan kalkan tankerler Irak petrolünü İsrail’e taşıdı. Zaten bir süredir Erdoğan’ın oğlunun gemicikleri de İsrail’e mal satıyordu!

Öte yandan Gazze’yi vuran İsrail jetlerinin yakıtları da Türkiye’den gidiyordu!

3) IŞİD’in Musul’u işgal etmesini fırsat bilen İsrail, Gazze’ye saldırdı. Görünürdeki neden, üç İsrailli gencin kaybolması ve iki hafta sonra ölü bulunmasıydı!

GAZZE GAZ SAHASI

Ancak asıl neden başkaydı; birincisi siyasi, ikincisi de enerjiyle ilgiliydi.

a) ABD’nin gözetimindeki müzakereler başarısız olmuş ve İsrail ile Filistin masadan kalkılmıştı.

Ancak İsrail açısından asıl tehlike, masadan kalkıldıktan sonra El Fetih ile Hamas’ın anlaşmasıydı! Batı Şeria ile Gazze yönetimleri ortak hükümet adımı atmıştı ve bu İsrail için ağır bir darbeydi.

b) İsrail’in bölgesinde ve Kıbrıs açıklarında bulduğu doğal gazı Batı’ya sevk edebilmesinin en az maliyetli olanı Türkiye üzerinden olandı. Bu nedenle Washington’un desteğiyle Ankara ile Tel Aviv arasında bu güzergâhla ilgili görüşmeler yapılıyordu.

Diğer yandan İsrail, “yeni Ortadoğu”da söz sahibi olabilmenin yolunun etrafındaki enerji alanına hâkim olabilmekten geçtiğini düşünüyordu. Bu nedenle, önümüzdeki birkaç yılın önemli bir konusu olacak Gazze sahasındaki gaz rezervleri için şimdiden hamle yapıyor.

İsrail, Gazze, Lübnan, Suriye ve Kıbrıs arasındaki tartışmalı bölgelerde tespit edilebilmiş 3,5 trilyon metreküp gaz rezervi var. İsrail, Gazze sahasındaki gaz rezervine hamle yaparak, kendisini Avrupa, Mısır ve Ürdün’e gaz ihraç eden bir ülke konumuna çıkarmak istiyor.

Kuşkusuz bu durum, özellikle Mısır’la enerjiye dayalı ilişkisi, İsrail’in bölgede İran’a karşı elini güçlendirecektir.

ABD’NİN GÜÇ KAYBI İSRAİL’İ KORKUTUYOR

İsrail açısından asıl tehlike, ABD’nin bölgede güç erozyonuna uğramasıydı. Güvenliğinin garantisi olan emperyalist ABD’nin etkisinin zayıflaması, İsrail’i bölgede iyice yalnızlaştırabilirdi.

Diğer yandan ABD, kendi çıkarları için zaman zaman İsrail’in güvenlik endişelerini de bir kenara bırakabiliyordu. Örneğin ABD, İran’la müzakerelere başlayabiliyor, ambargoyu gevşetebiliyor, Yahudi lobilerinin istediği yeni yaptırımları reddedebiliyordu…

İsrail bu nedenle, yakın dönemde İran’a karşı Suudi Arabistan’la stratejik ortaklık anlaşması bile yapıyordu!

HANİ GAZZE’YE GİDECEKTİ?

Sonuç olarak Erdoğan’ın Gazze’ye saldıran İsrail’e karşı yaptığı açıklama da, öncekiler gibi göstermeliktir!

Gerçekte “Yahudi Cesaret Madalyası” hâlâ boynundadır ve Erdoğan’ın “Gazze’ye giderim” demesinin ve gidememesinin üzerinden de 14 ay geçmiştir!

Bu arada iki ülkenin ticaret hacmi her yıl büyümüş, Kürecik’teki radar İsrail’in güvenliği için çalışmış, İsrail Kıbrıs açıklarındaki gazı satabilmek için AKP ile görüşmüş, Erdoğan İsrail’e Barzani’nin çaldığı petrolleri satmış ve gemicikler İsrail limanının müdavimi olmuştur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Temmuz 2014

Yorum bırakın

PKK’NİN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM STRATEJİSİ

Öncelikle belirtelim: PKK’nin Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçimine dair bir strateji belirleyebilmesi, başlı başına vahim bir durumdur ve sorumlusu Erdoğan iktidarıdır!

PKK, kendisini siyasallaştıran, Öcalan’ı ülke siyasetine müdahale eder hale getiren ve en sonunda da kendisini seçimlerde etkili bir aktör pozisyonuna taşıyan Erdoğan’a çok şey borçludur.

O nedenle de ilk günden itibaren vurguladık: PKK’nin oyları ikinci turda Erdoğan’ın olacaktır. PKK birinci turda aday göstererek, oyuna ikinci tur için değer kazandırmak istiyor.

ERDOĞAN’IN ÇANKAYA’YA ÇIKMASI PKK’NİN LEHİNE

Bu görüşler yaygınlık kazandığı için Selahattin Demirtaş bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve “hiçbir zaman bir aday lehine ne ilk turda, ne ikinci turda adaylıktan çekilirim” dedi. (CNN Türk, 8 Temmuz 2014)

Kuşkusuz “evet pazarlık yapıyoruz” denilemezdi! Zaten Kürt hareketinin yakın tarihi, aynı zamanda AKP’ye dolaylı ve dolaysız destekler tarihiydi. Örneğin 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması…

Selahattin Demirtaş oylamadan beş gün önce şöyle diyordu: “Diyarbakır’dan çıkacak olan ağırlıklı boykot ve evettir. Her ikisinin toplamının anlamı ise ‘Kürt sorununa çözüm istiyoruz’dur. Başka anlam çıkmaz.” (Milliyet, 7 Eylül 2010)

Kaldı ki, HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan’ın şu sözleri de, pazarlık yalanlansa da asıl gerçeğe işaret ediyordu: “Erdoğan seçimi kazanır ve Köşk’e çıkarsa çözüm süreci aynen devam eder. Bizim bu konuda bir endişemiz yok. Zaten bunu Başbakan da söylüyor.” (Akşam, 9 Temmuz 2014)

Buldan’ın belirttiğine göre HDP’de İhsanoğlu’nun olası cumhurbaşkanlığına yönelik genel kanı ise “barışı kesintiye uğratır” yönündeydi.

PKK’NİN CHP’Yİ MHP’DEN KOPARMA HAMLESİ

Demirtaş önceki gün de bir grup gazeteciyle buluştu ve hem bir kez daha pazarlık iddialarını yalanladı hem de aslında Rıza Türmen’in adaylığı üzerinden cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP ile ittifak yapmak istediklerini açıkladı! (Ezgi Başaran, Radikal, 10 Temmuz 2014)

Ancak Demirtaş’ın sözlerindeki ayrıntılar, HDP’nin CHP’yle ittifak arayışının da aslında Erdoğan’a dolaylı destek içerdiğini sergilemektedir. Çünkü HDP ortak aday teklifini, CHP, MHP ile ortak aday çıkarmasın diye yapmıştır!

Peki, bu, pratikte ne anlama geliyor?

CHP ve HDP ortak aday çıkaracak ve yüzde 30’da kalacak. Hatta pek çok CHP’li bu ilişkiye tepki gösterip kendi adayına oy vermeyecek. MHP de kendi adayını çıkaracak. Bu durumda Erdoğan ya ilk turda zor da olsa kazanacak ya da ikinci turda, PKK’nin oylarıyla Köşk’e çıkacak.

Yani PKK, CHP’yle ortak aday ararken de, ilk turda Demirtaş’ı aday gösterirken de aslında Erdoğan’a Çankaya yolunu açmaya çalışmaktadır!

DÖRT PARTİ DE AÇILIM’DA ORTAK!

PKK’nin daha şu aşamada bile pek çok taviz kopardığı ortadadır:  Öcalan’ın “tarihi önemde” gördüğü Açılım paketi TBMM’dedir. HDP milletvekili Ayla Akat Ata, Öcalan’ın koşullu salıvermeden yararlanabilmesini sağlayan bir kanun teklifi vermiştir. Nitekim kimi HDP milletvekilleri, devlet heyetiyle yapılan pazarlıklara dayanarak, Öcalan’ın 2015 Nevruz’undan öne serbest bırakılacağını açıklamaktadır. HDP, koruculuğun lağvedilesini, Müzakere Bakanlığı kurulmasını istemektedir.

Bakınız daha ilginci, geçen hafta hem devlet hem de PKK aynı takvimde uzlaşarak, Kandil’den çocuklarını isteyen Diyarbakır’daki analara, “sonbaharda çocuklarınıza kavuşacaksınız” demektedir. Yani anaların gözyaşlarını bile Çankaya pazarlıklarına alet etmişlerdir!

Asıl ilginci ise PKK’nin izlediği cumhurbaşkanlığı seçim stratejisinin, MHP’nin bile elini kolunu bağlamış olmasıdır!

Kemal Kılıçdaroğlu hem TBMM’ye gelen AKP-PKK paketine destek vermiş hem de Diyarbakır’da “süreç yasal zemine kavuşsun, bizden istenen desteği vermeye hazırız” sözü vermiştir. MHP de, Ekmeleddin İhsanoğlu ortaklığı üzerinden CHP’nin bu desteğine dolaylı eklemlenmiştir: Bahçeli kulaklarını kapatmış, MHP Grup başkanvekilleri de ağızlarını…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ABD’NİN A TİPİ ARACI HÂL ERDOĞAN’DIR

Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçim sürecine Cumhuriyetçi bir adaydan yoksun girmesi, çıkmaz bir durum yarattı. 10 Ağustos tartışmasının sosyal medyada bu kadar “sert” yürütülmesi de bundan…

Boykot yerine “ne Erdoğan en Demirtaş” dememizi “ihanetle” değerlendirenlerin içinde, “Ekmeleddin’e oy vereceğime Tayyip’e veririm daha iyi” diyenler bile oldu.

CHP tabanını bu duruma sokan Kılıçdaroğlu yönetiminin oynadığı tarihi rol, kuşkusuz unutulmayacaktır!

ASIL RAKİP ERDOĞAN

Ekmeleddin’e oy vereceğime, Tayyip’e oy veririm” diyenlerin gerekçeleri ilginç: Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ABD’nin yeni projesi olduğunu, o seçilirse toplumun gazının alınacağını, 12 yıldır çok yıpranan Erdoğan’a karşı mücadele etmenin daha kolay olacağını belirtmekteler.

Peki, öyle mi?

Erdoğan’a karşı mücadele etmek, Ekmeledin İhsanoğlu’na karşı mücadele etmekten daha kolay değildir!

Çünkü Erdoğan’ın toplumsal bir dayanağı var. Yüzde 40’lık bu dayanak, Erdoğan’ı her durumda ABD açısından “asıl seçenek” haline getiriyor.

Toplumsal dayanağı olmayan birine karşı mücadele etmek, yüzde 40’lık desteği olana karşı mücadele etmekten he zaman daha kolaydır.

Hatta denilebilir ki, CHP-MHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu isminde buluşması ve kazanacak bir adaya kapıyı kapatması, Erdoğan’ı ABD açısından daha da vazgeçilmez bir seçenek haline getirmiştir. Zira Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı Erdoğan’ı rahatlatmış, kazanma ihtimalini artırmıştır.

İlk günden itibaren bu ismin Erdoğan’a Çankaya yolu açmak anlamına geldiğini bu nedenle hep vurgulamıştık.

ABD’NİN SOPASI

30 Mart seçimleri öncesinde de çok tartışmıştık ve “ABD Erdoğan’ın üstünü çizdi” tezine karşı görüşümüz şu olmuştu:

1) ABD’nin düğmeye basarak, tasarım yapacak bir gücü artık yok.

2) Erdoğan zaman zaman çizgi dışına çıksa da, ABD açısından asıl seçenektir; çünkü bir tabanı vardır ve seçim kazandıkça ABD onunla çalışmayı sürdürecektir.

Yeni projelerin sahaya sürülmesi ya da AKP-Cemaat türü çatışmaların yaşanması ise iki yönlü gelişmelerdir.

1) Erdoğan’ı terbiye etme amaçlı sopalardır ve Erdoğan çizgi dışına çıkmaya çalıştığında, onu yeniden hizaya sokar.

2) Ama aynı zamanda, ona iktidarda kalma olanağı da yaratır.

Ve sonuçta hem ABD, hem de Erdoğan kazanır! 17 – 25 Aralık operasyonları bu perspektiften okunmalıdır.

ERDOĞAN HİZADA!

Nitekim 30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçim süreci, Erdoğan’ın hizaya “tam olarak” girmesiyle sonuçlanmıştır.

ABD açısından ikisi, üçüncüsünü güçlendirmek için masada olan üç önemli konu vardır: Kıbrıs, Ermeni ve Kürt meseleleri…

Peki, bu üç önemli meselede son süreçte neler yaşandı?

1) Kıbrıs’ta müzakereler yeniden başladı!

2) AKP, 21 yıldır kapalı olan Ermenistan sınır kapısının açmaya hazırlanıyor!

3) Kürt Açılımı’nda 2. aşamaya geçildi!

Yani “Türk-Kürt Federasyonu” projesi yürürlüktedir ve üstelik IŞİD’in Musul işgaliyle hızlandırılmıştır.

10 AĞUSTOS’A MÜDAHALE EDEBİLMEK

Elbette son tahlilde projeleri gerçekleşmeyecektir ve hem Türkiye’nin milli kuvvetleri, hem de bölgesel kuvvetler, Ortadoğu’yu ateşe atacak bu Atlantik planını bozacaktır.

Planı bozabilmek ise öncelikle hemen önümüzdeki siyasi çarpışmalara müdahale edebilmekten geçmektedir.

Erdoğan’ı 10 Ağustos’ta seçtirmemek, ya da en azından meşruluğunun tartışılacağı bir oy oranında tutabilmek, bu nedenle önemlidir ve “ne Erdoğan ne Demirtaş” dememiz bundandır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Temmuz 2014

Yorum bırakın

TSK’DE TEMİZLİĞİ MİT YAPMAMALI

Aydınlık’ın dünkü manşeti çok önemliydi: “2 bin cemaatçi Özel’in masasında

Habere göre MİT, F tipiyle ilişkisini saptadığı ağırlığı astsubay olan 2 bin kişinin ismini Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdi. Yine habere göre Başbakanlık ve Genelkurmay temas halindeydi ve bu 2 bin ismin TSK’den ayıklanması için hazırlık yapılıyordu.

MİT ERGENEKON TERTİBİNDE GÖREVLİYDİ

Kuşkusuz TSK içinde F tipi subaylar, astsubaylar vardır ve hızla ayıklanmalıdır. Çünkü Ergenekon tertibinin başarılı olmasında birinci etken savcısının Erdoğan olmasıysa, önemli etkenlerden biri de TSK içindeki ihanettir!

Ancak TSK içindeki bu ayıklamanın yapılması için izlenen yolu yanlış buluyoruz: TSK’deki temizliği MİT yapmamalı!

Neden?

1) Çünkü MİT Ergenekon operasyonunda önemli roller üstlenmiştir ve taraftır!

2) AKP-Cemaat çatışmasıyla birlikte, Gladyo’nun operasyonel merkezi Emniyet’ten, MİT’e taşınmıştır!

3) MİT, Erdoğan’ın uzunca bir süredir özel örgütüdür ve son MİT yasasıyla zırhlandırılmıştır.

BAŞBUĞ: MİT YARDIMCI OLMADI

Anımsayacaksınız, Ergenekon tertibiyle Silivri zindanlarına atılan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, TSK’ye kurulan kumpası ortaya çıkarmak istediğinde MİT’in kendilerine yardımcı olmadığını anlatmıştı

Başbuğ’un şu sözleri, MİT’in rolünü belgeliyor: “Bana ihbar mektupları geliyor. Mektupların büyük çoğunluğu Cengiz Topel Havalimanı’nın yanındaki postaneden atılmış. Yasal yetkimi kullanarak MİT Müsteşarı’ndan talep ediyorum: Diyorum ki; bakın bunların hepsi aynı günlerde, aynı postaneden atılmış. Kamera yok mu orada? Bana bunları atanı tespit edin. Görüntüleri bize verin biz tespit edelim. Yapanı bulalım. Zira askeri personeli biz kolayca tanırız. Onu bulsak zaten olayın karargâhına gireceğiz. Kumpas ortaya çıkacak. İhbarcının söyledikleri doğru ise yargıya göndereceğim, böylece sorumlular adalete hesap verecek. Ama iftira ve kumpas ise bunu da ortaya çıkaracağım. MİT Müsteşarı ‘peki efendim’ diyor, bir hafta sonra ‘ne oldu?’ diye soruyoruz, ‘araştırıyoruz’ diye cevap veriyor. İki hafta sonra tekrar soruyoruz; ‘arızalıydı.’ Ben çözemiyorum ki olayı. İstihbarat yetersizliği önemli bir gerçek. Askeri istihbaratın böyle bir görevi ve yetkisi yok.” (Sözcü, 25 Mayıs 2014)

Kumpasın peşindeki Genelkurmay Başkanı’na bilgi vermeyen MİT’in, Erdoğan’ın emriyle TSK’de “kumpas temizliğinde” rol alması, bir dizi felakete yol açabilir!

Zira Erdoğan’ın emrindeki MİT, F tipi diyerek konumlanışını beğenmediği subayları da fişleyebilir!

TSK’NİN OLANAKLARI MİT’E KAYDIRILDI

Denilebilir ki, “Bu işi MİT mecburen yapacak, bakın Başbuğ da söylüyor: Genelkurmay’ın istihbarat yetersizliği var”, hatta denilebilir ki, “Bu işi TSK yapabilecekse, şimdiye kadar neden yapmadı?”

Genelkurmay’ın istihbaratının yetersiz bırakılması da zaten Ergenekon tertiplerinin sonuçlarından biridir. “İstihbarat tek elde toplanmalı” denilerek TSK’nin imkân ve kabiliyetleri MİT’e devredildi.

TSK’de bugüne kadar bir F tipi temizlik yapılamaması ise başlı başına bir konudur; sorumlusu da “irticayla ilişkili subayların ordudan atılmasına” önceleri şerh koyan, sonraları da buna engel olan Erdoğan ve Gül’dür!

HEDEF: TSK’NİN YARISINI TASFİYE ETMEK

TSK rahatsız olduğu için “başkomutan” Gül’ün yalanladığı, Gül yalanladığı için mecburen 24 saat sonra Başbakanlık’ın da yalanladığı Akşam’ın “Erdoğan’ın görevlendirdiği ekip saptadı: 2 subaydan biri cemaatçi” haberi de bu açıdan önemlidir ve dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikenin ipuçlarıyla doludur.

Bu iş Erdoğan’ın görevlendirdiği ekipler ya da MİT tarafından yapıldığında, TSK’nin yarısının tasfiyesiyle karşı karşıya kalabiliriz!

“İki subaydan birini” cemaatçi ilan eden o görev, çok hedeflidir ve sadece F tipi subayları değil, onların üzerinden tehlikeli gördüğü tüm subayları tasfiye etmeyi planlamaktadır!

Erdoğan, F tipi yapıyla mücadelede “cadı avı” kavramını işte bu nedenle kullanmıştır: F tipi diyerek başka hedeflere de yönelebilmek için!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Temmuz 2014

Yorum bırakın

SAVAŞLAR KENARDAN KAZANILMAZ

Erdoğan’a ve ona Çankaya yolu açsın diye ortaya sürülmüş Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı Cumhuriyet’in adayı için çok uğraşmış ama CHP milletvekillerinin kişisel kaygılarını aşamamıştık. Peki, bundan sonra ne yapacaktık?

Bu soruyu 5 Temmuz günü Ufuk Ötesi’nde sorduk ve kişisel görüşümüzü de anlattık: Kenarda kalmayacaktık, ağlayıp dövünmeyecektik, “Ne Erdoğan, ne Demirtaş” diyerek 2015’e hazırlanacaktık. 10 Ağustos’ta Erdoğan’ın seçilmesini engelleyecektik, 24 Ağustos’ta seçilememesi için uğraşacaktık.

Bu görüşümüz yoğun tartışıldı; olumlu bulan da oldu, karşı çıkan da…

Karşı çıkanların “10 Ağustos’ta ne yapılmalı” sorusuna verdiği yanıt, boykot!

BOYKOT TUTAR MI?

Görüşümüzü soran Odatv’ye de açıkladık: Boykot fikri etrafında çok ciddi bir kümelenme olursa, kuşkusuz boykotu destekleriz. Neticede görüşlerimizin esiri değiliz.

Ancak boykot çağrısının tutmayacağını düşünüyoruz. Zira Türkiye’de iyi kötü bir sandık kültürü var ve Sol’un en güçlü olduğu zamanlarda bile yapılan boykot çağrılarına Türk milleti destek vermemişti.

Kuşkusuz her şey değişir; bu konudaki görüşlerin de değişip değişmediğini öncülerin açıklamalarından, kitle örgütlerinin tutumlarından, Erdoğan karşıtı kesimlerin hangi yolu izleyeceklerini ilan etmelerinden anlayacağız…

Ve en sonunda, şahsi fikirlerimizle değil, örgütlü toplumun fikirleriyle birleşeceğiz.

KENARINDA DURULAMAYACAK MEVZİİ

Şu aşamada hâlâ “Ne Erdoğan, Ne Demirtaş” diyorum. Bunun pratikte bunca zamandır karşı çıktığım Ekmeleddin İhsanoğlu’na dolaylı destek anlamına geldiğini de biliyorum.

Ancak Türkiye’nin yararı için siyaset yapan bir devrimci olarak kirlenmekten korkmuyorum; amacım “doğrucu Davut” olmak değil!

Reel durum şudur: 3 Temmuz barajı bir mevziiydi; orada çarpıştık, Cumhuriyetçi aday çıkarmaya çalıştık. Olmadı.

Şimdi 10 Ağustos barajında yeni bir mevzii var ve orada çarpışılıyor. Kuşkusuz “ben o mevzide çarpışmam, başka bir mevzide savaşın çıkmasını beklerim” diyerek, kirlenmeden kenarda oturabiliriz ama bunun Türkiye’ye bir yararı olmaz. O mevziide de savaşacağız, zira bu mevzii kenarda durulabilecek bir mevzii değildir.

Belki yenileceğiz ama zaten kesin zaferler, bazı mevziilerde kaybetmekle kazanılıyor. Tüm mevziiler, çoğunlukla kesin bir çizgi şeklinde ele geçirilemiyor.

ERDOĞAN’I MEŞRU OLMAYAN BİR YÜZDEDE TUTMAK

Tamam, “Ekmeleddin İhsanoğlu, Erdoğan’a Çankaya yolu açma adayıdır” demiştik ama son tahlilde, artık bir yarışta adaydır ve bizim görüşlerimizin dışında, ikili nesnel olarak bir seçimde karşı karşıyadırlar. İki “aynı” da olsalar, son tahlilde 10 Ağustos’ta karşı karşıyalar!

Yani artık burası yeni bir mevziidir ve orada yeni bir çarpışma planı yapmak lazımdır. O plan da şu olmalıdır: Öncelikle Erdoğan’ın seçilmesini engellemek, olmuyorsa oyunu meşruluğunun tartışılacağı bir oranda tutabilmek.

Pratikte şunu demek istiyoruz: Erdoğan yüzde 51-55 arasında bir oyla seçilirse, meşruluğu tartışmalı bir cumhurbaşkanı olacaktır. Bu durum, daha sonraki mevziilerde yapmak zorunda kalacağımız çarpışmalarda Cumhuriyetçi kesime yarayacaktır.

2015’E YIĞINAK

Öte yandan, 10 Ağustos’ta kenarda kalmanın bir diğer sakıncası da şudur: Biz Ekmeleddin İhsanoğlu’na niye karşı çıkıyorduk? Erdoğan’a Çankaya yolu açacak bir aday olduğu için!

Yani Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı çıkarken bile konumumuz Erdoğan karşıtlığımızla ilgiliydi.

Peki, kenarda durarak, Erdoğan’a muhalefet etme bayrağını neden iyi sallayamayacak olan Kılıçdaroğlu’na bırakalım?

Diğer yandan kenarda durmanın bir sakıncası da şu olacaktır: Düşük katılım Erdoğan’ı değil 2. turda, daha 1. turda cumhurbaşkanı yapacaktır. Ve Erdoğan’a gerçekte Çankaya yolunu açanlar, kendi kirli oyunlarının sonuçlarını, getirip biz kenarda duranlara fatura etmeye kalkacaklar!

Bölen aday çıkarıp “oyları bölmeyin” sahte ağıtları yakanlar, Erdoğan’ı seçtirdikten sonra “sizin yüzünüzden seçildi” deme yalancılığına sarılmaktan da utanmayacaklardır.

Son tahlilde Cumhuriyetçi, vatansever kuvvetlerin böylesi kavgalarda enerji yitirmemesi gerekmektedir. Zira çarpışacağımız bu iki mevziiden sonra, asıl 2015’e yığınak yapmamız gerekmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ABD BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN’A KARŞI MI?

IŞİD’in 9 Haziran’da Musul’u işgal etmesi, AKP’nin, IŞİD’in rehin adlığı vatandaşları gerekçe göstererek Türkiye’yi oldubittilere mecbur bırakması, KDP’nin Musul’u bahane ederek Kerkük’ü işgal etmesi, Ankara-Erbil’in fırsattan yararlanarak Irak’ın petrolünü İsrail’e satması…

Sonuç? Barzani “bağımsız Kürdistan” istiyor, bunun için referanduma gidiyor…

İsrail, cumhurbaşkanı, başbakan ve dışişleri bakanı düzeyinde Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyacağını açıkladı.

Türkiye? AKP sözcüsü Hüseyin Çelik de benzer mesajı verdi. Kaldı ki, iktidarını Kuzey Irak petrolünün gelirine endekslemiş bir hükümetin uygulamaları da zaten söze gerek bırakmıyor!

İKİ CEPHE KARŞI KARŞIYA

Dolayısıyla IŞİD’in Musul işgali sonrası ortaya şöyle bir cephe çıkmış durumda: AKP, KDP, İsrail, IŞİD, Irak’taki Maliki karşıtı cephe, Suudi Arabistan ve Katar. İngiltere’yi de bu cepheye ekleyebiliriz.

Peki ya diğer kuvvetler?

Yıkılmaya çalışılan Nuri El Maliki Kürdistan’a izin vermeyeceklerini, Kerkük’ün Irak şehri olduğunu, IŞİD sorunu çözüldükten sonra Kerkük’ü işgal edenlerden hesap soracaklarını açıkladı.

İran, Irak’ın bölünmesine ve bağımsız Kürdistan kurulmasına izin vermeyeceğini ilan etti.

Suriye’nin bölünmesine karşı barikat kuran Rusya, Irak için de aynı şeyi yapacağının mesajlarını ABD’ye verdi. Moskova, Maliki’nin IŞİD’e karşı mücadele edebilmesi için Irak’a hızla 10 adet savaş uçağı gönderdi.

KÜRT PARTİLERİ BÖLÜNDÜ

Peki ya Kürt hareketleri?

KYB ve Goran, Barzani’nin bağımsızlık girişimine karşı konumlanıyor. Dahası her iki parti, Maliki’nin “geniş tabanlı koalisyon” çağrısına uyarak hükümet görüşmelerine katılıyor.

KDP yönetimi, Bağdat’la görüşen KYB’yi bu nedenle açıktan uyardı!

Ya PKK? PKK, Irak’ın bölünmesinin ve Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir Kürdistan kurulmasının “Büyük Kürdistan” için bir kazanım olduğunu düşünüyor ama kendisini süreç dışına itebileceği nedeniyle Barzanistan’a karşı çıkıyor.

Suriye PKK’si PYD’nin liderlerinden Salih Müslim’in “Irak’ın bölünmesine karşıyız” açıklaması, bu bakımdan anlamlıydı.

Zaten PKK sözcüleri de, Kürdistan’ı Barzani’ye kaptırmamak için “ulus-devlet modeline” itirazları esas alan bir siyaset izliyorlar.

ABD’NİN İKİ KORKUSU

Ya ABD? ABD, Barzani’nin “bağımsızlık” hamlesine karşı çıktı. Obama yönetimi, izin için Washington’a gelen KDP heyetine, açıkça “şu aşamada” Irak’ın bölünmesini doğru bulmadıklarını belirtti.

Hatta bu açıklamadan sonra, Ankara’da bile hafiften çark durumları oluştu.

Peki, ABD neden Irak’ın bölünmesine karşı çıkıyordu, neden bağımsız Kürdistan’a onay vermiyordu? Irak’a iki kez saldıran, işgal eden, fiilen önce ikiye, sonra üçe bölen ABD pozisyon mu değiştiriyordu?

Elbette hayır! ABD sadece gerçekçi davranıyordu. Obama yönetiminin “şu aşamada” demesi de bu gerçekçilikten kaynaklanıyordu.

ABD kuvvet kaybettiğini, Ortadoğu’daki egemenliğini adım adım yitirdiğini, bölgede askeri varken yapamadıklarını askersizken hiç yapamayacağını görüyor… Tersine, taşların oynamasıyla birlikte var olan mevziisini de yitireceğini hesaplıyor. O nedenle bölgede statükoyu savunuyor!

Yani ABD stratejik olarak bağımsız Kürdistan’a evet diyor ama taktik düzlemde “şu aşamada” beklenilmesini istiyor.

Zira ABD’nin iki büyük endişesi var:

1) Washington biliyor ki, İran ve Türkiye’ye rağmen Kürdistan kurulamaz. Tamam, AKP iktidarı nedeniyle Türkiye’nin bu konudaki kırmızıçizgisi rafa kaldırılmış durumda ama aynı zamanda kırılgan!

2) Daha önemlisi, Barzani’nin yenilgi görecek bu hamlesi, Türkiye’deki Amerikancı iktidarın da sonunu getirecek bir domino etkisi yaratacaktır.

NOT: 10 Ağustos tartışmasını önemli gündem konuları olmadıkça sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2014

Yorum bırakın

10 AĞUSTOS TARTIŞMASI

10 Ağustos’ta ne yapılması gerektiğine dair dün yazdıklarım, yoğun tartışıldı. Yazdıklarımızı destekleyen de oldu, karşı çıkan da… Hepsinden çok yararlandık.

Zaten bu tür yazılar, el birliğiyle en doğruyu bulmayı amaçlamaktadır. O bakımdan, daha ilk günden amacımızın gerçekleştiğini görüyor ve seviniyoruz.

CHP’nin yapmadığını Aydınlık okurları yapıyor ve tartışıyor, eleştiriyor, çözüm arıyor, en doğruya koşuyor… O nedenle devam edeceğiz.

Ancak yeri gelmişken belirtelim: Aydınlık’ın kurumsal görüşünü Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel, başyazılarıyla açıklar. İşçi Partisi’nin kurumsal görüşleri de zaten Genel Başkan Doğu Perinçek’in Rota’sındadır… Yani bu köşede, Ufuk Ötesi’nde kurumsal ve resmi görüş yoktur.

‘CUMHURİYET’İ SAVUNMAK İÇİN GÜÇ TOPLAMAK’

Dünkü görüşlerimizi eleştiren önemli bir yazı, Bilim ve Ütopya Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Emrah Maraşo’dan geldi. Bugün o yazıyı, görüşlerinize ve eleştirinize sunuyorum:

“5 Temmuz 2014 günlü ‘10 Ağustos’ta ne yapılmalı?’ başlıklı yazınız AKP’yi durdurmak için sandığa gidip Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeyi savunuyor.

“Öneriniz CHP’nin propaganda ettiği ‘AKP’yi ve Tayyip’i durdurmak için gönlümüz elvermese de Ekmeleddin’e oy vermeye mecburuz’ basıncın bir tezahürüdür. Bu sonucun getirdiği öneri niyetlerden ve iradeden bağımsız olarak gerici rejime bir yerinden eklemlenmeye ve devamlılığını sağlamaya hizmet ediyor.

“Atacağımız her adım Cumhuriyet ve vatan düşmanlarına karşı devrimci cumhuriyeti ve vatanı savunmak için kitlelerin mücadele kararlılığını yükseltmeye, devrimci seçeneğin güçlenmesine hizmet etmelidir. Yeterli gücünüz yoksa etkiniz de sınırlıdır.

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde gerici rejimin meşruiyetini sorgulatmak, sandık zorlamasını reddetmek esastır. 10 Ağustos’ta alınacak tek devrimci tutum boykottur. Sandığa gitmemek, gidip boş oy vermek gibi seçenekler boykotun biçimleri olabilir. Ancak üç gerici ve arkasındaki partiler için yapay ayrımlara gidip bunun üzerinden tercih inşa etmek yanlıştır.

‘ERDOĞAN’I DURDURMAK MI, CUMHURİYET’İ KURMAK MI?’

Erdoğan’ı durdurmak, artık yanlış bir kalkış noktasıdır. Cumhurbaşkanlığı aday belirleme süresi biter bitmez eskimiştir ve çöpe atılmalıdır. Erdoğan rejimin cisimleşmiş en tutarlı tezahürüdür. Bu tezahüre karşı düşük profilli restorasyoncuları tercih etmek ve bu eğilime eklemlenmek gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Cumhuriyet ve Yeni Ortaçağ arasındaki bir savaşın cumhuriyetçi militanlarıyız. Bu militanlığı yumuşatan her tutum Yeni Ortaçağ’ı güçlendirmektedir. Bu nedenle kalkış noktamız ‘Yeni Ortaçağ’ı yıkmanın yolu’ olmalıdır.

Kılıçdaroğlu’nun stratejik yanlışlarını taktik olarak düzeltmenin imkânı yoktur. Oysa yazınızdan bu sonuç çıkıyor ve Kılıçdaroğlu’nun ‘düzeltilmesi’ için enerjimizi buraya harcamaya çağırıyorsunuz. Devrimci seçeneği güçlendirmek için olağanüstü bir fırsat varken bu tercihi yapmak sistemin intihar kadrosuna ‘beni de alın’ demek anlamına geliyor.

“Türkiye bir ara rejim yaşamayacak. İhsanoğlu gibi bir ara çözüm olmayacak. Haziran pratiği bunun en önemli göstergesidir. AKP kitle gücünün sınırlarına dayandığı için bugün gericilik CHP eliyle inşa ediliyor. CHP halk hareketini çürüten hasta bir fildir, tedavisi yoktur.
10 Ağustos’ta tek yol ‘Cumhuriyet karşıtlarına oy verme!’ çağrısı yapmak, Cumhuriyet Devrimi İktidarı için yoğun bir propaganda yürütmek, öncü partiyi büyütmektir.”

Maraşo’nun görüşleri böyle…

Ancak Maraşo ve onun gibi düşünenler şu soruların yanıtlarını düşünmelidir: Türkiye bir ara rejim yaşamayacak mı? Sandığı reddetmek şu aşamada bir çözüm mü? Mısır’da başarılı olabilen boykot, Türkiye’de başarılı olur mu?

Ve daha önemlisi: 11 Ağustos’ta Türkiye’nin önündeki en büyük tehdit ne olacak?

Tartışmayı sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2014

1 Yorum

10 AĞUSTOS’TA NE YAPILMALI?

Tamam, Ekmeleddin İhsanoğlu ismine karşı çıktık, bu ismin pratikte Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolu açmak anlamına geldiğini savunduk, Erdoğan’ı yıkacak yeni bir aday aradık ama çıkaramadık.

Peki, şimdi ne yapacağız? CHP liderliğinin yanlış tutumu nedeniyle, Türk milletinin iki siyasal İslamcı ile bir etnik ayrımcı adaya mahkûm edilmesi karşısında dövünecek miyiz, gelişmeleri izlemekle mi yetineceğiz?

Hayır, sürece müdahale edeceğiz ve mücadeleyi her mevzide sürdüreceğiz:

NE ERDOĞAN, NE DEMİRTAŞ

1) Cumhuriyet’in adayı ile Erdoğan’ı 3 Temmuz’dan önce durdurabilmek mümkündü. Kazanacak güçlü bir aday, Erdoğan’ın sürekli ertelediği adaylığını toptan rafa kaldırabilirdi. Olmadı.

Şimdi Erdoğan’ı yeni bir aşamada, 10 Ağustos’ta durdurmaya çalışacağız.

2) Erdoğan’ı durdurabilmenin birinci yolu, 10 Ağustos’ta sandığa gitmektir.

Zira anket sonuçları ortada: Katılım azaldıkça Erdoğan’ın 1. turda kazanma şansı artıyor. Ona bu şans verilmemelidir! Mücadele ikinci tura taşınmalıdır!

Dolayısıyla 10 Ağustos, CHP liderliğinin CHP ve Türkiye’ye attığı kazığın sorulacağı gün değildir. Sandığa gitmemek ve her türlü boykot, Erdoğan’a 10 Ağustos zaferi getireceğinden, yapılmamalıdır!

3) Kuşkusuz sandıkta oy kullanmak oldukça zorlaştı. Seçmenini iki benzere mecbur bırakan CHP liderliği bunun hesabını mutlaka tarih önünde verecektir ama o tarihe kadar başta CHP’liler olmak üzere tüm vatanseverlerin görevi bellidir: Sandıkta “Ne Erdoğan, ne Demirtaş” denilecektir!

VATANSEVER OYLAR BELİRLEYECEK

4) Eğer iyi bir katılım sağlanırsa, Erdoğan 10 Ağustos’ta seçilemeyecektir ve 24 Ağustos’ta cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. turu yapılacaktır.

2. tura Tayyip Erdoğan ile Ekmeleddin İhsanoğlu kalacaktır.

CHP liderliğinin izlediği siyasetler, bu noktada şu yola sapacaklarına işaret etmektedir: Erdoğan, Demirtaş’ın oylarına, yani etnik ayrımcı oylara talip olacaktır.

Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu yurtdışında seçmenlere seslenirken, açık açık HDP’nin oylarına talip olmuştu.

Bu 2. tur için büyük tuzaktır ve Kılıçdaroğlu’nın CHP ve Türkiye’ye Çankaya yolunda 2. ihaneti olacaktır.

Zira PKK’nin oyuna talip olmak, MHP’nin oylarından hatta CHP’nin ulusalcı oylarından vazgeçmek demektir. O durumda CHP’nin ulusalcıları küserek sandığa gitmemeyi, MHP’nin milliyetçileri de seçim süresince PKK karşıtı görüntüye oynayacak Erdoğan’ı desteklemeyi tercih edebilecektir.

5) O nedenle yurtseverlerin 24 Ağustos görevi, öncelikle Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi yine yanlış yola sokmasını engellemektir.

24 Ağustos’ta Erdoğan’ı durdurabilmek için hem MHP’nin oylarının tamamına ama hem de AKP’nin oylarına ihtiyaç vardır.

AKP’nin aldığı oyların yüzde 8-10’luk bir dilimi, Erdoğan’ın sahte milliyetçi söyleminin, maskeli PKK karşıtlığının ürünüdür. Erdoğan zaten yine o oylar için seçime Samsun ve Erzurum’dan, Atatürk’ün yolundan başlamaktadır.

CHP ve MHP, el birliğiyle o oyları alırsa, Erdoğan kaybedecektir. Bu mümkündür!

6) PKK’nin 1. turda neden aday gösterdiğini biliyoruz. Yüzde 7’lik oyu, 2. turda tavizler karşılığında Erdoğan’a satabilmek için!

CHP ve MHP, işte bu tezgâhı anlatarak AKP’nin o milliyetçi yüzde 8-10’luk oyuna yönelmelidir. Hatta AKP ile PKK’nin bölücü ittifakını iyi işleyebilmek, AKP’nin sadece milliyetçi oylarını değil, muhafazakâr oylarını da alacaktır!

Erdoğan’ın 30 Mart seçimlerinde oylarının düşüşünü nasıl durdurduğu, seçimin muhafazakârlık zemininde değil vatanseverlik zemininde olduğu gerçeği derslerle doludur.

AKP İKTİDARI 2015’TE SON BULACAK

Erdoğan’ı 24 Ağustos’ta durdurduktan sonra gerisi kolaydır. AKP iktidarı baş aşağı gidecektir. 2015 genel seçimleri, AKP iktidarının sonu olacaktır.

Kuşkusuz Kılıçdaroğlu yönetiminin de sonu olacaktır; hatta daha öncesinde!

CHP liderliğinin CHP ve Türkiye’yi seçeneksizlikle Erdoğan’a mahkûm etme tuzağı, tarih önünde hesap verecektir.

Zira Türkiye’nin 13 yıllık AKP iktidarının ardından Cumhuriyet’i yeniden inşa edebilmesi, arınabilmekten geçmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2014

Yorum bırakın

CUMHURİYETÇİ ADAY ÇIKARILAMAMASININ ANLAMI

Türkiye’nin 10 Ağustos’ta iki siyasal İslamcı adayla bir etnik ayrımcı adaya mahkûm edilmesi CHP, MHP ve sistem açısından şu anlamlara gelmektedir:

CHP AÇISINDAN

CHP liderliği kendisini bitirdi; AKP’ye karşı dincilik yarışına girerek, daha baştan kaybetti.

1) Erdoğan’ı 2003’te başbakan yapan CHP liderliği, 2014’te de onu cumhurbaşkanı yapmaya soyundu!

AB Komiseri Verheugen’in Deniz Baykal’ı nasıl ikna ettiği, yasal düzenlemelere CHP’nin nasıl mecbur edildiği, Siirt seçimlerinin nasıl yenilendiği ve “muhtar olamayacak” Erdoğan’ın nasıl Türkiye Cumhuriyeti’ne başbakan yapıldığı arşivlerdedir!

2) CHP liderliği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstererek hem Erdoğan’ı aday yaptı, hem de ona Çankaya yolunu açtı!

Erdoğan adaylığını bir türlü açıklayamıyordu, zira Çankaya’yı çantada keklik görmüyordu, başbakanlığını tehlikeye atmak istemiyordu. O nedenle AKP’nin adayının açıklanması sürekli erteleniyordu: Mayıs sonunda, olmadı Haziran ortasında, daha da olmadı Haziran sonunda açıklanacaktı…

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday ilan edilmesiyle, Erdoğan rahatladı, kazanacağını gördü ve 1 Temmuz’da adaylığını ilan etti.

3) CHP hâlâ kasetlerin esiridir!

Ekmeleddin İhsanoğlu ismine karşı olduğu halde Cumhuriyetçi bir aday için girişimde bulunmayan, mevcut girişime de destek vermeyen Baykal, açık ki hâlâ kendisini genel başkanlıktan eden o kasetin arkasındaki iradenin esiridir!

4) CHP Atatürk’ten koparıldı!

CHP’yi Atatürk’ün partisi olmaktan çıkaran, Atatürk’le seçim kazanılmayacağını savunan ve Atatürkçülüğü bir yük gibi gören Kılıçdaroğlu yönetimi, CHP’yi dört yılda parçaladı. Yeni CHP diyerek partiye monte ettiği isimlerle CHP daha da liberalleşti, dincileşti, Kürtçüleşti…

5) CHP Halk Hareketlerine sırtını döndü!

2007’deki Cumhuriyet mitingleri sırasında iktidar olmayı reddeden CHP, 2013’te de aynı misyonu yüklendi. Kılıçdaroğlu, Haziran Halk Hareketi’nin salladığı Erdoğan hükümetini yıkmadı! Gezi’ye desteği yüzeyseldi, gerçekte partisini bir halk hareketine önderlik etmeye ve Erdoğan’ı yıkmaya soyunmadı! Ve en sonunda Ekmeleddin İhsanoğlu ismi ile AKP’nin yıktığı Cumhuriyetin yeniden inşasını isteyen halk hareketine ihanet etmiştir!

Peki, CHP neden bu durumdadır? Ekmeleddin İhsanoğlu tuzağına düşülmesi taktik hatanın, siyaset bilmezliğin, basiretsizliğin bir sonucu mudur?

Hayır, bu tuzak, CHP’nin son tahlilde Atlantik projelerine dâhil edilmesiyle ilgilidir. Halkçılıktan, devrimcilikten, Atatürkçülükten kopan CHP, sosyal demokratlaştıkça, liberalleştikçe bu sona ulaşmıştır! Türkiye, 1946’dan itibaren küçük Amerikalılaştıkça, CHP de dönüşmüştür! CHP dönüştükçe, Türkiye de Atlantik’e daha çok çıpalanmıştır!

MHP AÇISINDAN

Abdullah Gül’ün 2007’de cumhurbaşkanı olmasının 1 numaralı sorumlusu Devlet Bahçeli’ydi… Gül bile cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini görerek bu sevdadan vazgeçmişken, imdadına Bahçeli çıktı ve Gül’e 367’yi sağladı!

2007’de Gül’ü cumhurbaşkanı yapan Bahçeli, 2014’te de Ekmeleddin İhsanoğlu tuzağıyla Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolu açtı!

Kaldı ki, AKP’yi 2002’de iktidar yapan da Bahçeli’dir! ABD ve AB, Ecevit hükümetini devirebilmek için ekonomik krizler çıkarmış, sağlık komploları kurmuş, DSP’yi bölmüş ama başaramamıştı. İmdatlarına Bahçeli yetişti ve ne koalisyon ortaklarına ne de MHP yönetimine danışmadan, 3 Kasım 2002’yi erken seçim günü ilan etti!

Bahçeli, AKP’ye iktidar takvimi hazırlarken de, Gül’ü cumhurbaşkanı yaparken de, Erdoğan’a Çankaya yolu açarken de, aslında Atlantik’e karşı milli devrimci yükselişin önünde barikat olmuştur!

SİSTEM AÇISINDAN

Açık ki sistem tıkanmıştır. Cumhurbaşkanlığı adayı gösterebilmenin hem iktidar hem de muhalefet açısından bu kadar sorunlu olması, ancak sistemin tıkanmasıyla ilgilidir.

2013 Haziran’ından beri Türkiye’de ciddi bir yönetim krizi vardır. Halk hareketinin sarstığı sistem, tıkanmıştır, çare bulamamaktadır, çözüm üretememektedir.

Bu gerçek, Türkiye’nin sorunlarının ancak sistem dışında çözüleceğinin göstergesidir ve devrimin kapıda olduğuna işaret etmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2014

Yorum bırakın

CUMHURİYET’İN KIRMIZISI

Cumhuriyet’in adayı Emine Ülker Tarhan dün yaptığı yazılı açıklamasında şöyle dedi: “Toplum, siyahla gri arasında seçim yapmaya zorlanmamalı, ‘ben kırmızıyım’ diyenlere de seçenek sunulmalıydı.”

Emine Ülker Tarhan bu sözlerle, sadece, ortaçağın siyahı Recep Tayyip Erdoğan’a ve grisi Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı Cumhuriyet’in kırmızısı olduğunu ilan etmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’yi siyaha ve griye mecbur etmeye çalışan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve onun zoruyla Ekmeleddin İhsanoğlu’nu gönülsüzce destekleyen milletvekillerini eleştiriyordu!

ARASIZ MÜCADELE

Biz bu satırları yazarken adaylık belirlenmesine 27 saat, siz okurken de 8-10 saat kalmış olacak!

Bu iki zaman dilimi arasında Cumhuriyet’in kırmızısı için 20 imza toplanmış olacak mı, bilmiyoruz…

Bildiğimiz, 2013 Haziran’ından beri Cumhuriyet için çabalayan, bedel ödeyen kesimlerin, yani Türk milletinin ağırlıklı bir bölümünün o 20 imza için hâlâ çırpınıyor olacağıdır…

Bildiğimiz, “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” diyen, Erdoğan’a karşı dincileşerek çare arayan Yeni CHP’ye inat, siz “Mustafa Kemal’in askerlerinin” 17.00’a kadar görev başında olacağı gerçeğidir…

Bu gerçek bize şunu öğretiyor:  Mustafa Kemal’in “arasız devrim” ilkesi gereği mücadele hep sürecektir. 17.00’dan sonra da, 10 Ağustos’tan sonra da…

ERDOĞAN NASIL YIKILIR?

Dün “Erdoğan’a karşı Ekmeleddin” diyen zihniyetin geçen yüzyılda da “Sevr’e karşı Amerikan mandası” dediğini anımsatmıştık. Kafa aynı kafaydı; devrimci değildi, bağımsızlıkçı değildi, kendine güvenmiyordu…

Üstelik sağlıklı da düşünmüyordu!

Gelin oradan devam edelim… Hani “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” diyorlar ya, işte oradan…

Adaylık töreninde izletilen biyografisinde, dikkatinizi çekmiştir, Tayyip Erdoğan için “devrimci” deniyordu…

Dahası Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimine Samsun’dan başlayacağı, ardından Erzurum’a geçeceği belirtiliyordu… Tıpkı Atatürk gibi; önce Samsun, sonra Erzurum…

Peki neden?

Öte yandan Erdoğan seçim sürecine girildiğinde, daha önce “ayaklarımın altına alırım” dediği milliyetçiliğe sarılıyordu; bayrak diyordu, vatan diyordu…

TC’yi tabelalardan indiren sanki kendisi değilmiş gibi, “Diyarbakır’da bayrağımızı indireni asker neden indirmedi” diye kükrüyordu. Sanki Öcalan’la müzakere yapan kendisi değilmiş gibi PKK karşıtı görüntü vermeye çalışıyordu.

Peki neden?

Çünkü CHP her ne kadar “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” dese de, Erdoğan bir tek Atatürk’ün devrimciliğiyle ve milliyetçiliğiyle yıkılacağını biliyor; cumhurbaşkanı olarak MHP’nin milliyetçi oylarına ihtiyacı olduğunu görüyordu…

Ve bunu bir tek CHP’nin tepesi göremiyor!

Oysa 2013 Haziran Halk Hareketi’nin üzerinden daha sadece bir yıl geçti. Haziran’da milyonlar Türk Bayrağı’na sarılarak ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek Erdoğan’ın iktidarını sallamıştı!

SİYAH VE GRİ’YE KARŞI KIRMIZI

Birkaç kez söyledik… En son 30 Mart yerel seçimleri de gösterdi ki, Türkiye’de seçimler Yeni CHP’nin sandığı gibi muhafazakârlık zemininde değil, vatanseverlik zemininde yürümektedir.

Rakamlar bu gerçeği göstermektedir, Erdoğan’ın seçim yaklaşırken sarıldığı siyasetler bu gerçeğe işaret etmektedir…

Dahası geride kalan seçimler, türban diyerek AKP’yle, Dersim diyerek HDP’yle yarışılamayacağını CHP’ye “kayıplarla” öğretmiştir!

Bu gerçeğe rağmen AKP’ye karşı dincileşmeyi çare görmek ve Erdoğan’ın karşına Ekmeledin İhsanoğlu’nu çıkarmak, batı tipi projelere angaje olmaktır, Tayyip Erdoğan’ın Çankaya yoluna kırmızı halı sermektir…

Ancak Türk milleti Haziran’ı sürdürecektir, Çankaya’da Atatürk düşmanlarını barındırmayacaktır, o koltukta oturtmayacaktır!

CHP ve MHP’nin Erdoğan’ın ayağına serdiği kırmızı halıyı kaldırıp, er geç Çankaya’ya Cumhuriyet’in kırmızısını çıkaracaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın