TÜRK-KÜRT FEDERE DEVLETİ’NE DOĞRU

Milletvekili adayı olan sinemacı – köşe yazarı Sırrı Süreyya Önder, önceleri reddettiği BDP teklifini, sonra neden kabul ettiğini açıkladı: “Hayatın içinde bir mevzi olarak sinemayla uğraşmanın, köşe yazmanın da Meclis’te olmak kadar önemli yer tuttuğunu düşünüyordum. Ama arkadaşlar önümüzdeki dönemin tarihsel öneme sahip olduğu, neredeyse kurucu Meclis olacağı konusunda beni ikna ettiler”.[1]

Sırrı Süreyya Önder’in ikna olup olmaması değil de, AKP ve BDP’nin “yeni döneme” aynı gözlükten -Atlantik- bakıyor olmaları bizi ilgilendiriyor. İlginçtir, her iki taraf da, “yeni dönem”i benzer şekilde tarif ediyor. Ki bu tarif, ikiliyi aynı taraf yapıyor! (CHP’nin “Yeni CHP”ye dönüştürülmesi gayretleri de Atlantik kaynaklıdır)

KURUCU MECLİS

Kurucu Meclis” lafı önemli… Kurmak eylemi, bir önceki dönemin yıkılması anlamını da taşır!

Artık daha açıklar: AKP ve BDP 1923’te kurulan (aslında 1920) Cumhuriyetin yıkılmasına ve yenisinin kurulmasına işaret ediyorlar.

Biri Türklerin temsilcisi olarak, biri de Kürtlerin temsilcisi olarak yeni devletin tapusuna “kurucu” imzası atmaya hazırlanıyorlar.

Nedir o yeni devlet?  Türk-Kürt Federe Devleti!

ABD’nin 1965 yılında Süleyman Demirel’e getirdiği ama o dönemde reddedilen bu proje yıllar içinde olgunlaştırılarak, son haline getirildi.[2]

AKP’nin dile getirdiği ve yeterli sandalye sayısına ulaştığı takdirde 12 Haziran sonrasında uygulamaya geçireceğini ilan ettiği “yeni anayasa” ve “başkanlık sistemi” kavramları, işte bu yeni döneme ve yeni devlete aittir.

YENİ DÖNEM – YENİ DEVLET

“Türk-Kürt Federe Devleti”nin idari sistemi “Başkanlık” olacaktır. Nitelikli Sanayi Bölgeleri ve Kalkınma Ajansları ile ekonomik altyapısı hazırlanan bu idari yapılanmayla ilgili dile getirilen “eyalet” tartışmalarının, müzakerelerinin geldiği son aşama “demokratik özerklik”tir. (CHP’nin “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na konulan çekinceleri kaldıracağını ilan etmesi, projenin bütünlük kazanması bakımından anlamlıdır).

“Türk-Kürt Federe Devleti”nin anayasası, AKP’nin hazırladığı (ve TÜSİAD’ın anayasa çalışmasıyla örtüşen) “yeni Anayasa” olacaktır. (Sermayenin en önemli kanadı, milli devletin tasfiyesini kabul etmiştir)

“Türk-Kürt Federe Devleti”nin sosyal yapısı; tarikat ve cemaat üzerine inşa edilecektir. “Kürt Açılımı” ile etnik ayrıştırmaya tabi tutulan yurttaşlarımızın federasyon içindeki tek bağı, dinsel bağ olacaktır!

“Türk-Kürt Federe Devleti”nin ekonomisi; uluslararası tekellerin izin verdiği “eski-yeni” kompradorların koordinatörlüğünde olacaktır. Bu ekonominin odağında Kuzey Irak petrollerinin Batı’ya taşınması bulunacaktır.

“Türk-Kürt Federe Devleti”nin ordusu, Soros’un dile getirdiği “en iyi ihraç malınız, ordunuzdur” sözüne uygun olarak, NATO’nun hizmetinde, cephelerden cephelere sürülecektir.

ABD’nin “ 3 İsrail” (İsrail, büyük Kürdistan, küçültülmüş Türkiye) planına göre dizayn edilmiş bölge, Büyük Ortadoğu Projesi’nin de temelini oluşturacaktır.

CUMHURİYET GÜÇBİRLİĞİ

Sonuç olarak, yeni dönem, ne Türklerin ne de Kürtlerin çıkarlarını esas alacaktır!

Bin yıllık kardeşlik, kendi yatağında kendi çözümünü bir gün mutlaka bulacaktır, ama o sürece kadar çok sancılı bir dönem yaşayacağız…

Türkiye’yi bu sürece savrulmaktan kurtaracak formüler gittikçe azalıyor. Bu formüllerin neden uygulanmadığı, kimlerin hangi gerekçelerle reddettiğini tartışmanın şimdi bir yararı yoktur.

Elde kalan son formüllerden biri, Cumhuriyet Güçbirliği Platformu’nun bağımsız adaylarını TBMM’ye taşımaktır. Platformun adaylarını TBMM’ye taşımak CHP’yi zayıflatmaz; çünkü platform, sınırlı yerden, toplam 31 aday göstermiştir. Dahası, Cumhuriyet Güçbirliği’nin TBMM’de olması, 12 Haziran sonrası için CHP’nin TBMM’de elini güçlendirecektir!


[1] Sırrı Süreyya Önder, “Bana bir avans verin, size nasıl vekillik yapılır göstereyim”, Radikal, 16 Nisan 2011, s:16-17

[2] Projenin tarihsel süreç içindeki yeri için bakınız: Mehmet Ali Güller, “ABD’nin Neo-Osmanlı Projesi: Büyük Kürdistan”, Kaynak Yayınları, Aralık 2010, 2. Baskı

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

1 Yorum

KÜRT MESELESİ AÇISINDAN LİSTELERİN ANALİZİ

12 Haziran seçimlerinin kritik önemi, AKP’nin önüne konulan görevden kaynaklanıyor: AKP’nin yeterli sandalye sayısına ulaşmasının, yeni anayasa, başkanlık sitemi ve federal Türkiye demek olduğu artık sır değil. Durum böyle olunca, “Kürt meselesi” daha da önem kazanıyor. Özellikle AKP, CHP ve BDP’nin bölgedeki milletvekili adaylarının kimler olduğu, bu bakımdan önem kazanıyor.

İnceleyelim:

AKP

Başbakan Erdoğan, mevcut AKP milletvekillerinin yaklaşık yüzde 50’sini listeye almadı. Ancak bu rakam Güneydoğu Anadolu’da yüzde 90’a çıktı. AKP, önceki seçimlerde BDP’yle yarıştığı bölgede, neredeyse listesini baştan aşağı yeniledi.

İsmi Kürt Açılımı ile özdeşleşen Dengir Mir Mehmet Fırat, İhsan Arslan, Abdurrahman Kurt gibi isimlerin aday yapılmaması dikkat çekti. Bu isimlerin yerini “Kürt ve İslamcı” özellikleri öne çıkan Mehmet Metiner gibi isimler aldı. Erdoğan’ın Refah Partisi İl Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde danışmanı olan Metiner, daha sonra HADEP Genel Başkan Yardımcılığı da yapmıştı.

AKP’nin kesin aday göstereceği konuşulan Haşim Haşimi’nin listede yer almaması da dikkat çekti. Eski bir milletvekili olan Haşimi, bölgede Barzanici olarak anılmaktaydı.

Bölgede ağırlık oluşturmaya çalışan Gülen cemaati mensuplarının, AKP listesinde ne oranda yer aldığı sorusunun yanıtı, önümüzdeki dönem açısından büyük önem kazanıyor.

CHP

12 Eylül halk oylamasında CHP’nin tersine “evet” için çalışan ama buna rağmen Kemal Kılıçdaroğlu tarafından CHP’ye davet edilen eski Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır yerine İstanbul’dan aday gösterildi.

Kılıçdaroğlu’nun niyetinin Diyarbakır’dan milletvekili çıkarmak olmadığı, tersine, Kürt meselesini ona emanet edebilmek için Tanrıkulu’nu seçilmesi garanti olan yerden gösterip, TBMM’ye taşımak istediği anlaşılmaktadır.

Kılıçdaroğlu’nun Tanrıkulu seçimi, bir bakıma CHP’nin bölgedeki AKP – BDP yarışına girmeyeceğini ilan etmesi anlamına geliyor.

BDP

BDP’nin bağımsız listesi bir önceki seçimden farklı olarak daha geniş bir cephe görüntüsü sergiledi. KCK ağırlıklı listede BDP’nin üç ana akımının temsilcileri de yer aldı.

Ancak daha önemlisi BDP’nin rakibi olan KADEP’in Genel Başkanı Şerafettin Elçi’yi de listesine alması oldu. Elçi’nin en önemli özelliği, Barzanici olarak bilinmesidir. Barzanici Haşim Haşimi’nin AKP’den aday olmaması ama Barzanici Şerafettin Elçi’nin BDP listesinden aday olması, yeni dönem açısından dikkat çekiyor.

BDP’nin listesinde yer alan bir diğer önemli isim ise Altan Tan’dı. Kürt Açılımı’nın ilk aşamada yan yana getirdiği Altan Tan ile Mehmet Metiner’in seçimlerde ayrı düşmeleri daha ilk günden büyük kavgaya sahne oldu. Tan ve Metiner, ekrandan birbirlerini MİT’teki dosyaları üzerinden tehdit ettiler!

Diğer yandan BDP, salt bölgede değil, bazı batı illerinden de bağımsız aday gösterdi. BDP’nin bu hamlesi, daha çok kendisine yöneltilen, “bölge partisi, Kürt partisi” şeklindeki suçlamalara yanıt verebilmek niyeti taşıyor.

SONUÇ

ABD’nin Kuzey Irak planının bir sonucu olan AKP’nin Kürt Açılımı, bu aşamada, yan yana olanları karşı karşıya getirdi. Bunun temel nedeni, baş aktörün kim olacağı kavgasıdır. “Barzani mi, PKK mı” esas aktör olacak kavgası, anımsanacağı gibi, kimi zaman AKP’nin bölge için Barzani’den destek istemesine, kimi zaman da Öcalan’ın Gülen cemaatine el uzatmasına neden oluyordu.

ABD’nin “Yeni Türkiye” yani “Türk-Kürt Federe Devleti” sürecinin aktörleri olarak sahneye sürdüğü bu kuvvetler bazen kavga ederek, bazen işbirliği yaparak süreci ilerletmeye çalışacaklar.

Bu bakımdan, 12 Haziran’la ilgili temel soru şudur: ABD mi kazanacak, Türkiye mi kazanacak?

MEHMET ALİ GÜLLER

,

1 Yorum

209 YIL ÖNCEKİ İLK ABD-LİBYA SAVAŞI

Emperyalist ABD’nin Fransa ve İngiltere ile birlikte başlattığı, sonrasında Türkiye’nin desteğiyle NATO saldırısına dönüştürdüğü ve kimi Arap ülkelerinin de katıldığı Libya saldırısı, tarihe mutlaka Batı’nın kara bir sayfası olarak geçecektir.

Peki, ABD’nin kendi karasuları dışında yürüttüğü ilk askeri müdahalesinin de yine Libya’ya olduğunu biliyor muydunuz? Evet, bundan tam 209 yıl önce ABD ile Trablusgarp (Libya) arasında bir savaş oldu. 1802’de deniz savaşı olarak başlayan ve sonrasında kara savaşına dönüşen ABD’nin saldırısı, 1805 yılında imzalanan bir antlaşmayla sonuçlandı.

Gelin önce savaşın hemen öncesindeki yıllara dönelim ve bugünün Kuzey Afrika’sını inceleyelim.

18. Yüzyıl’ın sonunda Kuzey Afrika’daki Trablus, Cezayir ve Tunus Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıydı. Ancak Mağrip denilen bu bölgeyle başkent İstanbul arasındaki bağlar, Osmanlı’nın zayıflaması nedeniyle gün geçtikçe çözülüyordu. Bölge 1 yüzyıl öncesinden itibaren, yeniçeriler tarafından seçilen ve “dayı” denilen askeri komutanlar tarafından yönetilmeye başlanmıştı.

Çünkü Osmanlı Devleti zayıfladıkça, hem İstanbul’un Mağrip’e atadığı paşaların konumu sembolik olmaya başlamış hem de bölge gittikçe özerkleşmişti. Sonunda, dayılar özerkliklerini iyice genişletmiş ve 18. Yüzyıl’ın son çeyreğinde Mağrip bölgesi babadan oğla geçen bir tür hıdivlik şekline dönüşmüştü.

AKDENİZ’DE 100 ABD GEMİSİ

Osmanlı Devleti’ne bağlı ama ayrı bayrak ve yöneticileri olan bu “devletler”, Akdeniz’deki ticaret gemilerini vergilere bağlıyordu. İşte ABD’nin bölgeyle ve Mağrip devletleriyle ilişkisi, Akdeniz’de ticaret yapmaya başlamasıyla oluşmuştu. Gerçi kuzey Amerikan kolonilerine ait gemiler, bağımsızlık savaşından önce de İngiltere bayrağı çekip Akdeniz’de ticaret yapıyordu.

Başını ABD’nin Paris Büyükelçisi olan Thomas Jefferson’ın çektiği bir grup, ABD’nin başka devletlerin himayesi olmadan ayakta kalabilmesinin ticarete bağlı olduğunu savunuyordu. Ancak İngiltere ticareti bağımsızlık savaşıyla kesilen ABD, Fransa ve İspanya ile de gümrük sorunları yaşıyordu. Jefferson, dünyada kâr getiren her bölgeyle ticareti savunuyordu. Bu görüşün hâkim olmasından sonra, ABD’nin Akdeniz’de ticaret yapan gemilerinin sayısı hızla arttı ve kısa zaman içinde 100’ü buldu.

İNGİLTERE BİLE VERGİ VERİYORDU

Ancak önemli bir sorun vardı: Fas, Cezayir, Tunus ve Trablusgarp antlaşma imzalamadıkları her ülkeyi düşman kabul ediyor ve o ülkenin gemilerine el koyuyordu. Avrupa’nın en güçlü donanmasına sahip ülkeleri olan İngiltere, Fransa ve İspanya bile güvenliklerini bu özerk yapılara yıllık vergiler ödeyerek sağlıyordu.

İşte bu şartlar altında Akdeniz’de ticarete soyunan ABD, kısa zamanda kendisine pahalıya patlayan saldırılara maruz kaldı. Üstelik ABD gemilerine saldırı İngiltere’nin iki kez işine geliyordu: İngiliz şirketleri, ABD gemilerini iki katına sigortalıyorlardı.

Peki üst üste ticaret gemilerini Mağrip ülkelerine kaptıran ABD ne yapacaktı?

FAS VE CEZAYİR İLE İLK ANLAŞMALAR

Bağımsızlığını yeni kazanmış, askeri gücü sınırlı, donanması bile olmayan ABD’nin bu saldırılar karşısında Mağrip ülkeleriyle anlaşmaktan başka çaresi yoktu.

ABD Kongresi Mayıs 1784’te, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve John Adams gibi Bağımsızlık Savaşı’nın önde gelen isimlerinden oluşmuş üç kişilik bir heyeti Mağrip ülkeleriyle anlaşmak üzere görevlendirdi. Ancak heyette yer alan Paris Büyükelçisi Jefferson ile Londra Büyükelçisi Adams arasında görüş ayrılığı vardı. Jefferson, anlaşmak ve vergi ödemek yerine, güçlü bir donanma oluşturup Mağrip ülkelerine savaş açılmasını savunuyordu. Adams ise tüm Avrupa’nın benzer anlaşmalar imzaladığını belirtiyor ve ABD’nin sonu belli olmayan bir maceraya girmemesini savunuyordu. Sonuçta Kongre Adams’ın görüşlerini benimsedi.

İLK ANLAŞMA ARAPÇA

ABD, yola Mağrip ülkelerinin en ılımlısı sayılan Fas ile başlamak istedi. Üstelik Fas, diğer Mağrip ülkelerinden farklı olarak Osmanlı Devleti’ne bağlı değildi. ABD heyeti, Mart 1785’te Fransa’dan arabuluculuk yapmasını istedi, ama reddedildi. ABD, bir yıl sonra Fas’taki İspanya Konsolosu’nun yardımıyla 23 Haziran 1786’da Marakeş’te iki ayrı anlaşma imzalanmasını sağladı. ABD’nin Mağrip ülkeleriyle bu ilk antlaşması Arapçaydı.

Cezayir, Temmuz 1785’te iki ABD ticaret gemisini ele geçirdi ve 21 denizciyi esir aldı. Jefferson ve Adams esir Amerikalılar için Cezayir Dayısı Mehmed Paşa ile John Lamb üzerinden temas kurdu. Ancak Dayı’nın fidye talebi ABD’nin karşılayabileceğinin ötesindeydi. ABD tam beş yıl boyunca esirlerini kurtarabilmek için Cezayir ile anlaşma yolları aradı ama bulamadı.

ABD Kongresi, artan kamuoyu baskısı sonucu, 1790 yılında Başkan Washington’a gerekli girişimlerin yapılması için tam yetki verdi. Bu arada, 1791 yılında ölen Cezayir Dayısı Mehmed Paşa’nın yerine yeğeni Hasan Paşa geçmiş, ancak o da ABD’den istenilen fidyede indirim yapmamıştı!

1793 yılında Cezayir gemileri Cebelitarık Boğazı’nı geçti, Atlas Okyanusu’nda tam10 ABD gemisini ele geçirdi ve 105 ABD vatandaşıyla birlikte Cezayir Limanı’na çekti. Bu gelişme ABD’de büyük etki yarattı. Kongre, 27 Mart 1794’te Başkan Washington’a altı gemiden oluşan bir donanma kurulması için yetki verdi. Savaş gemileri kısa sürede inşa edilip Akdeniz’e yollandı.

HASAN PAŞA İKNA OLDU

Bu arada Akdeniz’de dengeler de önemli oranda değişiyordu. İngiltere, savaş halinde olduğu Fransa ile ABD arasındaki ticarete karşıydı. Fransa ise bu ticareti sürdürebilmek için Cezayir ile ABD arasında anlaşma imzalanmasını istiyordu. Fransa’nın arabuluculuğu sonucunda Cezayir Dayısı Hasan Paşa ABD ile 5 Eylül 1795’te antlaşma imzaladı. ABD’nin ikinci Mağrip ülkesiyle yaptığı bu anlaşma Türkçeydi!

ABD’nin Cezayir ile imzaladığı antlaşmaya göre Hasan Paşa’ya esirler için 2 milyon 274 bin Meksika Doları fidye ödeyecek ve her yıl 12 bin Cezayir altını tutarında vergi verecekti.

5 SAVAŞ GEMİSİ HEDİYE

Ancak antlaşma konusunda çok istekli olmayan Cezayir Dayısı Hasan Paşa, ödemelerdeki gecikmeyi gerekçe göstererek 7 Nisan 1796’da ABD’yi tehdit etti: Ödeme ya 1 ay içinde yapılacaktı ya da antlaşma iptal edilecekti.

Zaman kazanmak isteyen ABD Elçisi, sürenin 6 aya çıkarılması karşılığında Hasan Paşa’ya bir savaş gemisi hediye etmeyi teklif etti. Hasan Paşa 5 savaş gemisi istedi! ABD Hasan Paşa’nın şartlarını kabul etti.

YILDA 30 BİN DOLAR VERGİ

Bu arada Benjamin Franklin, Paris Büyükelçisi Thomas Jefferson ve Londra Büyükelçisi John Adams’dan oluşan ABD heyeti, Fas ve Cezayir’den sonra Trablusgarp (Libya) ile de antlaşma yapmak istedi. Ancak Trablusgarp Dayısı Yusuf Paşa’nın istediği yıllık vergi tam 30 bin dolardı! Adams verginin ödenmesinden yanaydı. Jefferson ise karşı çıkıyordu.

ABD’nin 5 savaş gemisi hediye ettiği Cezayir Dayısı Hasan Paşa’nın araya girmesiyle şartlar kolaylaştırıldı ve 4 Kasım 1796’da Trablus Limanı’nda antlaşma imzalandı. ABD antlaşmanın karşılığında Trablusgarp ve Cezayir dayılarına 40 bin İspanyol doları ödemeyi kabul etti. Ayrıca antlaşma içinde elmas ve safir gibi hediyeler de vardı. Dahası Trablus’a tayin edilecek ilk ABD Konsolosu da Trablusgarp Dayısı Yusuf Paşa’ya 12 bin İspanyol doları ödeyecek ve çeşitli hediyeler verecekti. Antlaşma Arapça’ydı!

BABIALİ’DEN YARDIM İSTEĞİ

ABD, son Mağrip ülkesi Tunus’la da antlaşma imzalamak istiyordu. Ancak Tunus Dayısı Hamuda Paşa 107 bin dolar istiyordu! ABD önce Cezayir Dayısı Hasan Paşa’dan ricacı oldu. Ancak Hasan Paşa’nın girişimleri Hamuda Paşa’yı ikna etmedi. ABD İstanbul’a mektup göndererek, Babıali’nin anlaşma için Hamuda Paşa’yı zorlamasını istedi. Tunus Dayısı, Babıali’nin isteğini kabul etmeyince Cezayir Tunus’a savaş ilan etti! Hamuda Paşa bu durum karşısında antlaşma yapmayı kabul etmek zorunda kaldı.

ABD ile Tunus arasındaki 23 maddelik antlaşma 28 Ağustos 1797’de imzalandı ve Türkçe’ydi!

Böylece ABD, Akdeniz’de güvenlik içinde ticaret yapabilmenin şartlarını oluşturmuştu. Ama bu uzun sürmeyecekti. ABD ile en zayıf antlaşmayı imzalayan Trablusgarp, fesih için fırsat kolluyordu. Çünkü Trablusgarp ABD’den yıllık vergi almayan tek ülkeydi. Trablusgarp Dayısı Yusuf Paşa esir karşılığında yüklü para almış, ancak antlaşmada yıllık vergi hükmüne yer verilmemişti. Yusuf Paşa aldatıldığını savunuyordu.

Ekonomisi de kötüye giden Trablusgarp mevcut düzenlemeyi geçersiz saydı ve ABD’den yıllık vergi istedi. Yusuf Paşa, isteği karşılanmayınca, 14 Mayıs 1801’de, geleneklere göre ABD Konsolosluğu’nun bayrak direğini yerinden söktürdü ve böylece ABD’ye savaş ilan etti.

AKDENİZ’E SAVAŞ FİLOSU

Geçen zaman içinde yeni savaş gemileri de inşa eden ABD, savaş ilanı karşısında Akdeniz’e bir filo yolladı. Tuğamiral Richard Dale komutasındaki Filo, 1 Temmuz 1801’de, Cebelitarık girişindeki iki Trablusgarp gemisi engelini kolay aştı ve 24 Temmuz günü Trablus açıklarına demirledi. ABD, Danimarka Konsolosu’nun aracılığıyla Yusuf Paşa ile anlaşma yolu aradı ama bulamadı. Bunun üzerine Trablus Limanı’nı ablukaya aldı.

Murat Reis’in komutasındaki Trablusgarp donanması kayıplar verince, bu kez Yusuf Paşa anlaşmaya istekli davrandı ama Tuğamiral Dale’nin müzakere yürütmek ve antlaşma imzalamak yetkisi yoktu. Bu yetkiye sahip birinin gelmesi beklenecekti.

Öte yandan ABD’nin Tunus Konsolosu Eaton, Tuğamiral Dale’e Yusuf Paşa’yı tahttan indirecek bir plan sundu. Plana göre Eaton, Trablusgarp tahtının gerçek sahibi saydığı ve Tunus’ta sürgün olan Yusuf Paşa’nın ağabeyi Hamid Paşa’ya bağlı birliklerle karadan Trablus’a yürüyecek ve denizden yapılacak bombardımanın da yardımıyla Yusuf Paşa devrilecekti. Tuğamiral Dale planı kabul etmedi.

JEFFERSON’UN KARARI

Dale, antlaşma imzalama yetkisi kazanabilmek için, abluka sürerken 1802 Mart’ında ABD’ye gitti. Bu arada Mağrip ülkeleriyle 16 yıl önce antlaşma yapma yetkisi verilen Thomas Jefferson artık ABD Başkanı’ydı. Jefferson, Yusuf Paşa ile anlaşmak yerine ezici bir galibiyetten sonra müzakere masasına oturmak istiyordu. Yıllar önce bu ülkelere vergi vermek yerine güçlü donanma kurup savaşmak gerektiğini düşünen Jefferson, aradığı koşulları artık sağlamıştı.

Kaldı ki Jefferson, Dale‘in antlaşma yetkisi istemek için ABD’ye geldiği sırada, çoktan yola yeni bir filo daha çıkarmıştı. Trablus’u ablukaya alan gemilere katılan Tuğamiral Richard V. Morris komutasındaki bu beş gemiye, 1803’te de Tuğamiral Edward Preble komutasındaki yeni bir beş gemilik filo eklendi. Ve böylece ABD Trablus ablukasını iyice ağırlaştırdı.

KOZ HAMİD PAŞA

Ancak Trablusgarp 1803 yılının Ekim ayında, ABD’nin Philadephia isimli bir savaş gemisini ele geçirdi ve 307 Amerikalı denizciyi esir aldı. ABD, beklenmedik bu kayıp karşısında, daha önce Eaton’un gündeme getirdiği plana sarıldı.

Öte yandan plandan haberdar olan Yusuf Paşa, ABD’nin kozunu elinden almak için ağabeyi Hamid Paşa’ya Derne Valiliği’ni önermişti. Eaton, Hamid Paşa’yı Malta’ya götürüp Amerikalı komutan Murray ile görüştürmüştü. Bu görüşmenin neticesinde Hamid Paşa Derne Valiliği’ni kabul etmişti. 1802 Ağustos’unda göreve başlayan Hamid Paşa, Yusuf Paşa’ya karşı ayaklanan Araplara destek vermiş ama isyan başarısız olunca Mısır’a kaçmıştı.

Eaton, planının yeniden gündeme gelmesi üzerine 1804 Kasım’ında İskenderiye’ye gitti ve Hamid Paşa’yı ikna etti. İskenderiye’deki İngiliz Briggs Brothers Şirketi, Hamid Paşa’ya güçlü bir ordu kurulması için kredi sağladı. Eaton, 23 Şubat 1805’te Hamid Paşa ile bir sözleşme imzaladı.

DERNE’YE SALDIRI

8 Mart 1805’te Eaton ve Hamid Paşa kurulan orduyla Derne’ye doğru harekete geçti. 26 Mart’ta Derne’ye ulaşan ordu, ABD savaş gemilerinin denizden verdiği destekle kenti kısa sürede ele geçirdi.

Yusuf Paşa bu gelişme karşısında şartlarını gözden geçirerek ABD ile antlaşmayı kabul etti. Yusuf Paşa ile ABD’nin Cezayir Konsolosu Tobias Lear arasında imzalanan 4 Haziran 1805 tarihli antlaşmaya göre, ABD Derne’yi boşaltacak ve esirler için 60 bin dolar fidye ödeyecekti.

ABD, imzadan hemen önce Derne’yi boşalttı ve Hamid Paşa’yı da bir Amerikan gemisiyle Sirakuza’ya götürdü. Sirakuza’da ABD’nin verdiği maaşla yaşayan Hamid Paşa, 1809 yılında Yusuf Paşa tarafından affedildi ve yeniden Derne Valiliği’ne döndü.

20 maddeden oluşan antlaşma bu kez İngilizce ve Arapça olarak imzalandı!

JERFFERSON’UN İSTEDİĞİ OLMADI

Öte yanda Amerikan donanması, 1807 yılında Akdeniz’den çekildi. ABD’nin kendi karasuları dışında yaptığı bu ilk askeri müdahale başarı kazanmış ancak Jefferson’ın istediği hedefe tam olarak ulaşılamamıştı. Bu hedef için ABD fırsat kollamayı sürdürecekti.

Ayrıntılarını Çağrı Erhan’ın “Türk-Amerikan İlişkilerinin Tarihsel Kökleri” isimli kitabında okuyabileceğiniz bu ilk askeri müdahalenin ardından, ABD, Akdeniz’e yeniden girmek için 1815 yılını ve Cezayir’le gerginliği bekleyecekti…

ABD ve Libya, 209 yıl sonra yine karşı karşıya geldi. Ancak şartlar bu kez haklı olan ve vatan savunması yapan Libya’dan yana…

Not: Bu yazı, Aydınlık gazetesinde 6-10 Nisan 2011 tarihlerinde 5 bölüm halinde yayımlanmıştır.

MEHMET ALİ GÜLLER

, , ,

Yorum bırakın

209 YIL ÖNCEKİ İLK ABD-LİBYA SAVAŞI – 5 – Mağrip’te çöküşü başlatan yenilgi

ABD 18. Yüzyıl’ın sonunda Akdeniz’de güven içinde ticaret yapabilmek için Mağrip ülkeleriyle anlaşma yolları aramıştı. Ancak ekonomik ve askeri gücünü artıran ABD, 19. Yüzyıl’ın başında anlaşma aramak yerine savaşı tercih etmeye başlıyordu. İmzalanan antlaşmada aldatıldığını savunan Trablusgarp’ın savaş ilanına savaşla yanıt veren ABD, Trablus’u denizden kuşattı. ABD’nin güç kullanmasını hararetle savunan yeni ABD Başkanı Thomas Jefferson, anlaşma olanaklarını elinin tersiyle itmiş ve Akdeniz’e üst üste filolar göndermişti. Trablus ağır abluka altındaydı.

Koz Hamid Paşa

Ancak Trablusgarp 1803 yılının Ekim ayında, ABD’nin Philadephia isimli bir savaş gemisini ele geçirdi ve 307 Amerikalı denizciyi esir aldı. ABD, beklenmedik bu kayıp karşısında, daha önce Eaton’un gündeme getirdiği plana sarıldı.

Öte yandan plandan haberdar olan Yusuf Paşa, ABD’nin kozunu elinden almak için ağabeyi Hamid Paşa’ya Derne Valiliği’ni önermişti. Eaton, Hamid Paşa’yı Malta’ya götürüp Amerikalı komutan Murray ile görüştürmüştü. Bu görüşmenin neticesinde Hamid Paşa Derne Valiliği’ni kabul etmişti. 1802 Ağustos’unda göreve başlayan Hamid Paşa, Yusuf Paşa’ya karşı ayaklanan Araplara destek vermiş ama isyan başarısız olunca Mısır’a kaçmıştı.

Eaton, planının yeniden gündeme gelmesi üzerine 1804 Kasım’ında İskenderiye’ye gitti ve Hamid Paşa’yı ikna etti. İskenderiye’deki İngiliz Briggs Brothers Şirketi, Hamid Paşa’ya güçlü bir ordu kurulması için kredi sağladı. Eaton, 23 Şubat 1805’te Hamid Paşa ile bir sözleşme imzaladı.

Derne’ye saldırı

8 Mart 1805’te Eaton ve Hamid Paşa kurulan orduyla Derne’ye doğru harekete geçti. 26 Mart’ta Derne’ye ulaşan ordu, ABD savaş gemilerinin denizden verdiği destekle kenti kısa sürede ele geçirdi.

Yusuf Paşa bu gelişme karşısında şartlarını gözden geçirerek ABD ile antlaşmayı kabul etti. Yusuf Paşa ile ABD’nin Cezayir Konsolosu Tobias Lear arasında imzalanan 4 Haziran 1805 tarihli antlaşmaya göre, ABD Derne’yi boşaltacak ve esirler için 60 bin dolar fidye ödeyecekti. ABD, imzadan hemen önce Derne’yi boşalttı ve Hamid Paşa’yı da bir Amerikan gemisiyle Sirakuza’ya götürdü. Sirakuza’da ABD’nin verdiği maaşla yaşayan Hamid Paşa, 1809 yılında Yusuf Paşa tarafından affedildi ve yeniden Derne Valiliği’ne döndü.

20 maddeden oluşan antlaşma bu kez İngilizce ve Arapça olarak imzalandı!

Jefferson’ın istediği olmadı

Öte yanda Amerikan donanması, 1807 yılında Akdeniz’den çekildi. ABD’nin kendi karasuları dışında yaptığı bu ilk askeri müdahale başarı kazanmış ancak Jefferson’ın istediği hedefe tam olarak ulaşılamamıştı. Bu hedef için ABD fırsat kollamayı sürdürecekti.

Ayrıntılarını Çağrı Erhan’ın “Türk-Amerikan İlişkilerinin Tarihsel Kökleri” isimli kitabında okuyabileceğiniz bu ilk askeri müdahalenin ardından, ABD, Akdeniz’e yeniden girmek için 1815 yılını ve Cezayir’le gerginliği bekleyecekti…

ABD ve Libya, 209 yıl sonra yine karşı karşıya geldi. Ancak şartlar bu kez haklı olan ve vatan savunması yapan Libya’dan yana…

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Gazetesi – 10 Nisan 2011
Sayfa:6

, , ,

Yorum bırakın

209 YIL ÖNCEKİ İLK ABD-LİBYA SAVAŞI – 4 – Trablus’a ABD ablukası

ABD, 18. yüzyılın sonunda, Akdeniz’de saldırıya uğramadan ticaret yapabilmek için sırasıyla Fas, Cezayir, Trablusgarp ve Tunus’la anlaşmıştı. Ancak Trablusgarp ABD’den yıllık vergi almayan tek ülkeydi. Trablusgarp Dayısı Yusuf Paşa esir karşılığında yüklü para almış, ancak antlaşmada yıllık vergi hükmüne yer verilmemişti. Yusuf Paşa aldatıldığını savunuyordu.

Ekonomisi de kötüye giden Trablusgarp mevcut düzenlemeyi geçersiz saydı ve ABD’den yıllık vergi istedi. Yusuf Paşa, isteği karşılanmayınca, 14 Mayıs 1801’de, geleneklere göre ABD Konsolosluğu’nun bayrak direğini yerinden söktürdü ve böylece ABD’ye savaş ilan etti.

Akdeniz’e savaş filosu

Geçen zaman içinde yeni savaş gemileri de inşa eden ABD, savaş ilanı karşısında Akdeniz’e bir filo yolladı. Tuğamiral Richard Dale komutasındaki Filo, 1 Temmuz 1801’de, Cebelitarık girişindeki iki Trablusgarp gemisi engelini kolay aştı ve 24 Temmuz günü Trablus açıklarına demirledi. ABD, Danimarka Konsolosu’nun aracılığıyla Yusuf Paşa ile anlaşma yolu aradı ama bulamadı. Bunun üzerine Trablus Limanı’nı ablukaya aldı. Murat Reis‘in komutasındaki Trablusgarp donanması kayıplar verince, bu kez Yusuf Paşa anlaşmaya istekli davrandı ama Tuğamiral Dale’nin müzakere yürütmek ve antlaşma imzalamak yetkisi yoktu. Bu yetkiye sahip birinin gelmesi beklenecekti.

Öte yandan ABD’nin Tunus Konsolosu Eaton, Tuğamiral Dale’e Yusuf Paşa’yı tahttan indirecek bir plan sundu. Plana göre Eaton, Trablusgarp tahtının gerçek sahibi saydığı ve Tunus’ta sürgün olan Yusuf Paşa’nın ağabeyi Hamid Paşa’ya bağlı birliklerle karadan Trablus’a yürüyecek ve denizden yapılacak bombardımanın da yardımıyla Yusuf Paşa devrilecekti. Tuğamiral Dale planı kabul etmedi.

Jefferson’un kararı

Dale, antlaşma imzalama yetkisi kazanabilmek için, abluka sürerken 1802 Mart’ında ABD’ye gitti. Bu arada Mağrip ülkeleriyle 16 yıl önce antlaşma yapma yetkisi verilen Thomas Jefferson artık ABD Başkanı’ydı. Jefferson, Yusuf Paşa ile anlaşmak yerine ezici bir galibiyetten sonra müzakere masasına oturmak istiyordu. Yıllar önce bu ülkelere vergi vermek yerine güçlü donanma kurup savaşmak gerektiğini düşünen Jefferson, aradığı koşulları artık sağlamıştı.

Kaldı ki Jefferson, Dale‘in antlaşma yetkisi istemek için ABD’ye geldiği sırada, çoktan yola yeni bir filo daha çıkarmıştı. Trablus’u ablukaya alan gemilere katılan Tuğamiral Richard V. Morris komutasındaki bu beş gemiye, 1803’te de Tuğamiral Edward Preble komutasındaki yeni bir beş gemilik filo eklendi. Ve böylece ABD Trablus ablukasını iyice ağırlaştırdı.

ABD’nin ağır Trablus ablukası nasıl sonuçlanacaktı? ABD’nin kendi karasuları dışındaki bu ilk askeri müdahalesinin nasıl sonuçlanacağını, yarınki yazımızda inceleyeceğiz.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Gazetesi
9 Nisan 2011
Sayfa:6

, , ,

Yorum bırakın

AKP AÇILIMI, KKTC’Yİ BÖLDÜ!

“Besleme” sözü üzerinden Türkiye kamuoyunun gündemine oturan KKTC’deki “toplumsal varoluş” mitinginin üçüncüsü yapıldı. Mitingin katılımcıları bu kez daha da ileri gitti ve Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği binasına Rum bayrağı astı. Eylemciler başta “İşgalci TC, Kıbrıs’tan defol” pankartı olmak üzere pek çok Ankara karşıtı pankart taşıdı, slogan attı…

Avrupa Parlamentosu’ndan Liberal Grup heyetinin de katıldığı “toplumsal varoluş” mitinginde bir ara eylemciler birbirine düştü. Bir grup, Cumhuriyetçi Türk Partisi CTP Genel Başkanı ve eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Toplumsal Demokrasi Partisi TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı’ya sert tepki gösterdi. Çıkan arbedede, polis CTP Girne Milletvekili Ömer Kalyoncu’yu zor kurtardı.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı, Türk askerini “işgalci” gösteren ve Türk hükümetini hedef alan pankart ve söylemleri şiddetle kınadı.

MİTİNGİN SONUÇLARI

“Toplumsal varoluş” mitinginin üçüncüsüyle birlikte ortaya çıkan somut tablo şudur:

1.. Türk askeri, 8 yıl aradan sonra, yine aynı gruplar tarafından işgalci olmakla suçlandı! 2003 yılında yani Annan Planı’nın kabul ettirilmesi için yürütülen çalışmalar sırasında, aynı gruplar Türk askerini “işgalci” olmakla suçlayan pankartlar açmışlardı!

2.. Ki bu gruplar, KKTC’ye Annan Planı’nı kabul etmesi için baskı uygulayan AKP’nin en önemli müttefikiydiler!

3.. “Toplumsal varoluş” mitinginde birbirine düşen her iki grup da AKP müttefikiydi. Örneğin CTP’yi iktidara AKP taşımıştı! Rauf Denktaş’ı çözümsüzlüğün adresi olarak sunan, açıktan hedef alan ve devre dışı bırakan AKP, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ı önce Başbakanlığa sonra da Cumhurbaşkanlığı’na taşımıştı!

Ki bu gruplar ve siyasi partiler ABD’nin de “yardımlarını” almışlardı. ABD Kongresi için hazırlanan ve internette yer alan 27 Haziran 2006 tarihli bir raporda, ABD’nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’un, “çözüm şansını artırmak için, Aralık 2003’teki seçimlerden önce, Kıbrıs Türk siyasi muhalefetine açık biçimde yardım ettiği” yazmaktadır!

Dahası Türk askerini hedef alan pankartı açanlar, 24 Nisan 2004 tarihindeki referandum öncesinde de, Trodos dağında Rumlarla birlikte etkinlik yapanlardır.

4.. Peki, müttefiklerinin aralarında bölündüğü ve bir bölümünün kendisini sert biçimde hedef aldığı AKP’yi bugün her şeye rağmen kim savunuyor: Ulusal Birlik Partisi UBP ve KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı. Yani Erdoğan – Gül ikilisin Mehmet Ali Talat’ı iktidara getirmek için açıktan aleyhinde çalıştığı “Denktaşçı” parti.

5.. AKP hükümeti, 2003 yılından bu yana AB üzerinden gelen her türlü TSK karşıtı açıklama karşısında sessizdir! Türk askerinin Kıbrıs’ta işgalci sayılması, AKP müttefiki olan bu grupların pankartından önce Avrupa Parlamentosu kararlarında yer aldı! Daha dün, Yunanistan Başbakanı Papandreu bile Erzurum’da “Türk Ordusu Kıbrıs’ta işgalcidir” demedi mi? Papandreu’ya bu konuda yanıt vermeyen, veremeyen Tayyip Erdoğan, nitekim KKTC’deki eylemlere de sırf şahsı hedef alınıyor diye tepki göstermişti!

İKİ SAPTAMA

“Toplumsal varoluş” mitinglerinden ortaya çıkan bu tabloya göre şu iki saptamada bulunabiliriz:

1.. AKP, Kıbrıs Açılımı ile önce KKTC’yi ikiye böldü: Bir yanda Rauf Denktaş, UBP ve destekçileri, diğer yanda CTP, TDP, kimi sendikalar, liberaller vs… Ancak AKP’nin Açılımı sonuçları itibariyle, müttefiklerini de böldü! Toplamda AKP’nin Kıbrıs Açılımı KKTC’yi üçe böldü!

2.. Ne ABD’nin “çözüm” sözleri, ne AB’nin üyelik yemi, ne BM’nin Annan Planı, ne de başka bir şey… Geniş ittifakın tek hedefi var: Türk Ordusu’nu KKTC’den çıkarmak! Çünkü biliyorlar ki, TSK adada bulunduğu sürece, başa kimi getirirseniz getirin, KKTC’yi ABD ve AB’ye peşkeş çekemez!

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

209 YIL ÖNCEKİ İLK ABD-LİBYA SAVAŞI – 3 – Libya ile anlaşma sağlanıyor

ABD’nin, 18. Yüzyıl’ın sonunda Akdeniz’de ticaret yapabilmesinin koşulu Fas, Cezayir, Tunus ve Trablusgarp’ın onayına bağlıydı. ABD, bu ülkelere istediği oranda vergi verip anlaşma yolları aradı. Fransa’nın yardımını alan ABD 1786’da Fas’la Arapça, 1795’te de Cezayir ile Türkçe antlaşma imzaladı.

ABD’nin Cezayir ile imzaladığı antlaşmaya göre Hasan Paşa’ya esirler için 2 milyon 274 bin Meksika Doları fidye ödeyecek ve her yıl 12 bin Cezayir altını tutarında vergi verecekti.

5 savaş gemisi hediye

Ancak antlaşma konusunda çok istekli olmayan Cezayir Dayısı Hasan Paşa, ödemelerdeki gecikmeyi gerekçe göstererek 7 Nisan 1796’da ABD’yi tehdit etti: Ya 1 ay içinde yapılacaktı ya da antlaşma iptal edilecekti.

Zaman kazanmak isteyen ABD Elçisi, sürenin 6 aya çıkarılması karşılığında Hasan Paşa’ya bir savaş gemisi hediye etmeyi teklif etti. Hasan Paşa 5 savaş gemisi istedi! ABD Hasan Paşa’nın şartlarını kabul etti.

Yılda 30 bin dolar vergi

Bu arada Benjamin Franklin, Paris Büyükelçisi Thomas Jefferson ve Londra Büyükelçisi John Adams’dan oluşan ABD heyeti, Fas ve Cezayir’den sonra Trablusgarp (Libya) ile de antlaşma yapmak istedi. Ancak Trablusgarp Dayısı Yusuf Paşa’nın istediği yıllık vergi tam 30 bin dolardı! Adams verginin ödenmesinden yanaydı. Jefferson ise karşı çıkıyordu.

ABD’nin 5 savaş gemisi hediye ettiği Cezayir Dayısı Hasan Paşa’nın araya girmesiyle şartlar kolaylaştırıldı ve 4 Kasım 1796’da Trablus Limanı’nda antlaşma imzalandı. ABD antlaşmanın karşılığında Trablusgarp ve Cezayir dayılarına 40 bin İspanyol doları ödemeyi kabul etti. Ayrıca antlaşma içinde elmas ve safir gibi hediyeler de vardı. Dahası Trablus’a tayin edilecek ilk ABD Konsolosu da Trablusgarp Dayısı Yusuf Paşa’ya 12 bin İspanyol doları ödeyecek ve çeşitli hediyeler verecekti. Antlaşma Arapça’ydı!

Babıali’den yardım isteği

ABD, son Mağrip ülkesi Tunus’la da antlaşma imzalamak istiyordu. Ancak Tunus Dayısı Hamuda Paşa 107 bin dolar istiyordu! ABD önce Cezayir Dayısı Hasan Paşa’dan ricacı oldu. Ancak Hasan Paşa’nın girişimleri Hamuda Paşa’yı ikna etmedi. ABD İstanbul’a mektup göndererek, Babıali’nin anlaşma için Hamuda Paşa’yı zorlamasını istedi. Tunus Dayısı, Babıali’nin isteğini kabul etmeyince Cezayir Tunus’a savaş ilan etti! Hamuda Paşa bu durum karşısında antlaşma yapmayı kabul etmek zorunda kaldı.

ABD ile Tunus arasındaki 23 maddelik antlaşma 28 Ağustos 1797’de imzalandı ve Türkçe’ydi!

Böylece ABD, Akdeniz’de güvenlik içinde ticaret yapabilmenin şartlarını oluşturmuştu. Ama bu uzun sürmeyecekti. ABD ile en zayıf antlaşmayı imzalayan Trablusgarp, fesih için fırsat kolluyordu.

Yarınki yazımızda ABD’nin Akdeniz’deki ilk savaşını inceleyeceğiz.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Gazetesi
8 Nisan 2011
Sayfa:6

, ,

Yorum bırakın

209 YIL ÖNCEKİ İLK ABD-LİBYA SAVAŞI – 2 – Fas ve Cezayir ile ilk anlaşmalar

Dün ABD’nin 18. yüzyıl sonunda Akdeniz’de ticaret yapmaya soyunduğunu ama Fas, Cezayir, Tunus ve Trablusgarp gibi Mağrip ülkelerinin saldırısına uğradığını yazmıştık.

Bağımsızlığını yeni kazanmış, askeri gücü sınırlı, donanması bile olmayan ABD’nin bu saldırılar karşısında Mağrip ülkeleriyle anlaşmaktan başka çaresi yoktu.

ABD Kongresi Mayıs 1784’te, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve John Adams gibi Bağımsızlık Savaşı’nın önde gelen isimlerinden oluşmuş üç kişilik bir heyeti Mağrip ülkeleriyle anlaşmak üzere görevlendirdi. Ancak heyette yer alan Paris Büyükelçisi Jefferson ile Londra Büyükelçisi Adams arasında görüş ayrılığı vardı. Jefferson, anlaşmak ve vergi ödemek yerine, güçlü bir donanma oluşturup Mağrip ülkelerine savaş açılmasını savunuyordu. Adams ise tüm Avrupa’nın benzer anlaşmalar imzaladığını belirtiyor ve ABD’nin sonu belli olmayan bir maceraya girmemesini savunuyordu. Sonuçta Kongre Adams’ın görüşlerini benimsedi.

İlk anlaşma Arapça

ABD, yola Mağrip ülkelerinin en ılımlısı sayılan Fas ile başlamak istedi. Üstelik Fas, diğer Mağrip ülkelerinden farklı olarak Osmanlı Devleti’ne bağlı değildi. ABD heyeti, Mart 1785’te Fransa’dan arabuluculuk yapmasını istedi, ama reddedildi. ABD, bir yıl sonra Fas’taki İspanya Konsolosu’nun yardımıyla 23 Haziran 1786’da Marakeş’te iki ayrı anlaşma imzalanmasını sağladı. ABD’nin Mağrip ülkeleriyle ilk antlaşması Arapçaydı.

Cezayir, Temmuz 1785’te iki ABD ticaret gemisini ele geçirdi ve 21 denizciyi esir aldı. Jefferson ve Adams esir Amerikalılar için Cezayir Dayısı Mehmed Paşa ile John Lamb üzerinden temas kurdu. Ancak Dayı’nın fidye talebi ABD’nin karşılayabileceğinin ötesindeydi. ABD tam beş yıl boyunca esirlerini kurtarabilmek için Cezayir ile anlaşma yolları aradı ama bulamadı. ABD Kongresi, artan kamuoyu baskısı sonucu, 1790 yılında Başkan Washington’a gerekli girişimlerin yapılması için tam yetki verdi. Bu arada, 1791 yılında ölen Cezayir Dayısı Mehmed Paşa’nın yerine yeğeni Hasan Paşa geçmiş, ancak o da ABD’den istenilen fidyede indirim yapmamıştı!

1793 yılında Cezayir gemileri Cebelitarık Boğazı’nı geçti, Atlas Okyanusu’nda tam10 ABD gemisini ele geçirdi ve 105 ABD vatandaşıyla birlikte Cezayir Limanı’na çekti. Bu gelişme ABD’de büyük etki yarattı. Kongre, 27 Mart 1794’te Başkan Washington’a altı gemiden oluşan bir donanma kurulması için yetki verdi. Savaş gemileri kısa sürede inşa edilip Akdeniz’e yollandı.

Hasan Paşa ikna oldu

Bu arada Akdeniz’de dengeler de önemli oranda değişiyordu. İngiltere, savaş halinde olduğu Fransa ile ABD arasındaki ticarete karşıydı. Fransa ise bu ticareti sürdürebilmek için Cezayir ile ABD arasında anlaşma imzalanmasını istiyordu. Fransa’nın arabuluculuğu sonucunda Cezayir Dayısı Hasan Paşa ABD ile 5 Eylül 1795’te antlaşma imzaladı. ABD’nin ikinci Mağrip ülkesiyle yaptığı bu anlaşma Türkçeydi!

Yarınki bölümde ABD’nin Trablusgarp ve Tunus’la anlaşma yolları aramasını inceleyeceğiz.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Gazetesi
7 Nisan 2011
Sayfa:6

, , ,

Yorum bırakın

209 YIL ÖNCEKİ İLK ABD-LİBYA SAVAŞI – 1 – Akdeniz’in vergisi Mağrip’e

Emperyalist ABD’nin Fransa ve İngiltere ile birlikte başlattığı, sonrasında Türkiye’nin desteğiyle NATO saldırısına dönüştürdüğü ve kimi Arap ülkelerinin de katıldığı Libya saldırısı, tarihe mutlaka Batı’nın kara bir sayfası olarak geçecektir.

Peki, ABD’nin kendi karasuları dışında yürüttüğü ilk askeri müdahalesinin de yine Libya’ya olduğunu biliyor muydunuz? Evet, bundan tam 209 yıl önce ABD ile Trablusgarp (Libya) arasında bir savaş oldu. 1802’de deniz savaşı olarak başlayan ve sonrasında kara savaşına dönüşen ABD’nin saldırısı, 1805 yılında imzalanan bir antlaşmayla sonuçlandı.

Gelin önce savaşın hemen öncesindeki yıllara dönelim ve bugünün Kuzey Afrika’sını inceleyelim.

18. Yüzyıl’ın sonunda Kuzey Afrika’daki Trablus, Cezayir ve Tunus Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıydı. Ancak Mağrip denilen bu bölgeyle başkent İstanbul arasındaki bağlar, Osmanlı’nın zayıflaması nedeniyle gün geçtikçe çözülüyordu. Bölge 1 yüzyıl öncesinden itibaren, yeniçeriler tarafından seçilen ve “dayı” denilen askeri komutanlar tarafından yönetilmeye başlanmıştı. Çünkü Osmanlı Devleti zayıfladıkça, hem İstanbul’un Mağrip’e atadığı paşaların konumu sembolik olmaya başlamış hem de bölge gittikçe özerkleşmişti. Sonunda, dayılar özerkliklerini iyice genişletmiş ve 18. Yüzyıl’ın son çeyreğinde Mağrip bölgesi babadan oğla geçen bir tür hıdivlik şekline dönüşmüştü.

Akdeniz’de 100 ABD gemisi

Osmanlı Devleti’ne bağlı ama ayrı bayrak ve yöneticileri olan bu “devletler”, Akdeniz’deki ticaret gemilerini vergilere bağlıyordu. İşte ABD’nin bölgeyle ve Mağrip devletleriyle ilişkisi, Akdeniz’de ticaret yapmaya başlamasıyla oluşmuştu. Gerçi kuzey Amerikan kolonilerine ait gemiler, bağımsızlık savaşından önce de İngiltere bayrağı çekip Akdeniz’de ticaret yapıyordu.

Başını ABD’nin Paris Büyükelçisi olan Thomas Jefferson’ın çektiği bir grup, ABD’nin başka devletlerin himayesi olmadan ayakta kalabilmesinin ticarete bağlı olduğunu savunuyordu. Ancak İngiltere ticareti bağımsızlık savaşıyla kesilen ABD, Fransa ve İspanya ile de gümrük sorunları yaşıyordu. Jefferson, dünyada kâr getiren her bölgeyle ticareti savunuyordu. Bu görüşün hakim olmasından sonra, ABD’nin Akdeniz’de

ticaret yapan gemilerinin sayısı hızla arttı ve kısa zaman içinde 100’ü buldu.

İngiltere bile vergi veriyordu

Ancak önemli bir sorun vardı: Fas, Cezayir, Tunus ve Trablusgarp antlaşma imzalamadıkları her ülkeyi düşman kabul ediyor ve o ülkenin gemilerine el koyuyordu. Avrupa’nın en güçlü donanmasına sahip ülkeleri olan İngiltere, Fransa ve İspanya bile güvenliklerini bu özerk yapılara yıllık vergiler ödeyerek sağlıyordu.

İşte bu şartlar altında Akdeniz’de ticarete soyunan ABD, kısa zamanda kendisine pahalıya patlayan saldırılara maruz kaldı. Üstelik ABD gemilerine saldırı İngiltere’nin iki kez işine geliyordu: İngiliz şirketleri, ABD gemilerini iki katına sigortalıyorlardı.

Peki üst üste ticaret gemilerini Mağrip ülkelerine kaptıran ABD ne yapacaktı? Yanıtı yarın…

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Gazetesi
6 Nisan 2011
Sayfa: 6

, ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU’NUN OYUNU

New York Times’dan Scott Malcomson Türkiye’nin Libya’daki krizi fırsata dönüştürdüğünü yazmış. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu övgüleriyle dolu makalenin bizi ilgilendiren, daha doğrusu AKP’nin tabanını ilgilendirmesi gereken yeri ise şöyle: “Hangi büyük NATO üyesi ülke, Libya’da NATO’nun görev almasına şiddetle karşı çıkıp sonra bu planı savunma oyununu oynadı?

Davutoğlu’nun, daha doğrusu AKP’nin dış politikasının esası işte bu! Yani içeriye başka dışarıya başka davranmak ve muhatabına başka, model ortağına (ABD’ye) başka davranmak…

Gelin bugün, Malcomson’un övdüğü bu oyunun “sıfır soruna” nasıl yansıdığının çetelesini çıkaralım:

YUNANİSTAN

Daha dün, Erzurum’da “Türk Ordusu Kıbrıs’ta işgalcidir” diyen Yunanistan Başbakanı Papandreu’ya yanıt veremeyen Tayyip Erdoğan hükümeti, bugün dönüp Yunanistan’ı Bülent Arınç’ın ağzından “mendil açıp yardım dilenecek” diye küçük görmüş ve kriz çıkarmıştır!

SURİYE

Şam’la birkaç yıldır açılım üstüne açılım yapan, Şam-gen diye vize şovu yapan AKP, şimdilerde ABD’nin kışkırttığı kalkışmalara açıktan destek vermekle ve Beşar Esad’a baskı uygulamakla meşgul!

İRAN

ABD’nin isteği doğrultusunda “kolaylaştırıcı” rol üstlenerek Tahran’la müzakereler yürüten, Ahmedinejad’ı masada tutabilmek için “takas anlaşması” imzalayan Davutoğlu, sonra dönüp ABD’nin iki projesine onay verdi: Hem BM’nin yaptırım kararlarını uygulayarak İran uçaklarını durdurma noktasına geldi, hem de NATO’nun Tahran’ı hedef alan “füze kalkanı”na onay verdi. Sıfır sorunun vardığı son nokta şu: 24 Nisan günü bir Ermeni yönetmenin çektiği “soykırım” filmi Tahran’da gösterime girecek, hem de parlamenterlerin katılımıyla…

IRAK

Erdoğan ABD’nin üç parçalı Irak planına uygun bir şekilde, Bağdat-Necef-Erbil eksenli Irak ziyareti gerçekleştirdi. Sünni Irak’ın merkezi Bağdat’ı, Şii Irak’ın merkezi Necef’i ve Irak Kürdistanı’nın merkezi Erbil’i ayrı ayrı “tanıdı”!

İSRAİL

Başbakan Erdoğan Davos’ta “one minute” demiş ve Şimon Peres’in şaşkın bakışları arasında “bir daha da Davos’a gelmek” diyerek salonu terk etmişti. Erdoğan yan odaya geçtiğinde, “Ben one minute’i Peres’e değil, moderatöre dedim” şeklinde manevra yapmıştı! “Bir daha da Davos’a gelmem” diyen Erdoğan hükümeti, iki yıl sonraki Davos’a katılmıştı! Şimdilerde Şimon Peres’in İstanbul’a daveti gündemde…

LİBYA

Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, önce “NATO’nun Libya’da ne işi var” diye tepki gösterdi, sonra İzmir’i Libya’ya NATO saldırısının karargâhı yaptı!

NATO

Başbakan Erdoğan, genel sekreterliği gündeme gelen eski Danimarka Başbakanı Rasmussen’e “Danimarka’da Müslüman karşıtı karikatürlere engel olmadığı” için karşı çıkmıştı! Rasmussen, bir hafta sonra NATO Genel Sekreteri olduğunda, Başbakan Erdoğan “istediğimizi aldık” demişti!

AFGANİSTAN, LÜBNAN, SOMALİ

AKP, ABD ve NATO’nun talepleri doğrultusunda Mehmetçik’i Afganistan, Lübnan ve Somali’ye sürdü! Ki Soros, Sabancı Üniversitesi’nde açık açık şöyle seslenmişti hükümete: “En iyi ihraç malınız, ordunuzdur”.

AZERBAYCAN

AKP’nin uyguladığı “Ermeni Açılımı”, Türkiye – Azerbaycan ilişkilerini donma noktasına getirdi. Öyle ki, Bakü – Ankara dostluğunun üzerinde sallanan en küçük kılıç, enerji kılıcı!

KKTC

Önce Rauf Denktaş’ı hedef ilan edip Türkiye’nin resmi Kıbrıs politikasını ABD – AB ekseninde kevgire çeviren AKP, süreç içinde hem KKTC’yi hem de Kıbrıs Türk’ünü karşısına aldı, kaybetti!

SONUÇ

Tüm bu “oyun” diye nitelenen dış politika facialarının sebebi AKP ile Washington arasındaki “BOP Eşbaşkanlığı” üzerinden kurulan ilişkidir. İlişkinin bu bağımlı biçimi, Türkiye’yi komşularıyla sıfır soruna değil, savaşa götürür!

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın