Posts Tagged Çin

‘Gemi krizi’nin perde arkası

Baştan belirtelim: Türkiye ile Çin arasında bir gemi krizi yok. Ancak varmış gibi ısrarla yazılıyor. Yazılmaya devam ettiği için de konunun perde arkasını artık anlatmak gerekiyor.

Kriz neydi, nereden çıktı? Oradan başlayalım:

O yorum

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 3-5 Haziran’da Çin’i ziyaret etti. Bu köşede de ayrıntılı ele aldığımız gibi ziyaret çok önemli mesajlara sahne oldu.

Ancak bir Çinli profesörün geziyi analiz ettiği değerlendirmesindeki yanlış bir habere dayanan yorum, sanki Fidan’ın ziyareti sırasında Türkiye ile Çin arasında bir gemi krizi varmış gibi algılandı. 

Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü Doç. Dr. Yang Chen, Fidan’ın ziyaretini ve mesajlarını çok olumlu bulduğunu belirttiği, ziyaretin Türkiye-Çin ilişkilerini birçok alanda geliştireceğini savunduğu değerlendirmesinin sonunda şöyle diyordu: “Türk donanmasına ait Yavuz fırkateyni Tayvan Boğazı’nı geçerek Doğu Çin Denizi’ne girmiş ve PLA 052D füze destroyerinin takip ve izleme yapmasına neden olmuştur. Türkiye’nin donanma fırkateyninin bu hareketinin Çin’in temel çıkarlarını ihlal ettiği açıktır.” (Harici, 10.6.2024).

Tayvan çıkışlı haber

Oysa Fidan ziyaretinde “tek Çin” mesajı vermiş, Çin’e yönelik ayrılıkçı faaliyetlerden silahlı terör eylemlerine, yaptırımlardan kalkınmasını engelleyen girişimlere kadar her türlü müdahaleye karşı çıkmıştı. Dolayısıyla bir Türk savaş gemisinin ya da Milli Savunma Bakanlığı’nın, Dışişleri Bakanı’nın işaret ettiği politik çizginin aksine Tayvan konusunda farklı bir pozisyon izlemesi eşyanın tabiatına aykırıydı.

Kaldı ki ifadede zaten baştan maddi hata vardı: Şöyle ki Türkiye’nin “Yavuz fırkateyni” yoktu; Yavuz sınıfı fırkateynleri vardı. Onların da hiçbiri bahsedilen bölgede değildi. 

Zaten “gemi krizi” yorumuna neden olan “ilk haber” de Tayvan çıkışlıydı!

20 ülke, 24 liman

TCG Kınalıada korveti, Türkiye-Japonya diplomatik ilişkilerinin 100. yıldönümü ve Ertuğrul fırkateyninin seyrinin 134. yılı anma etkinliklerine katılmak üzere Japonya’ya doğru yola çıkmıştı. Güzergahındaki Asya limanlarına da uğruyor, deyim yerindeyse Asya halklarını selamlıyordu. 

Örneğin 13 Mayıs’ta Malezya’nın Selangor kentinde bulunan Port Klang Kruvaziyer Limanı’nı, 24 Mayıs’ta Tayland’ın başkenti Bangkok’taki limanı, 30 Mayıs’ta Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi’ndeki Kai Tak Limanı’nı, 5 Haziran’da Güney Kore’nin Busan Limanı’nı ziyaret etti ve 9 Haziran’da Japonya’ya ulaştı. 

TCG Kınalıada 8 Nisan’da Türkiye’den ayrılırken, yolculuğunun 4.5 ay süreceği ve 20 ülkede 24 limanı ziyaret edeceği açıklanmıştı. Rota Suudi Arabistan’ın Cidde kentinden başlamak üzere, sırasıyla Cibuti, Somali, Maldivler, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Tayland, Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore ve Japonya limanlarını kapsıyor; ardından da dönüşünü Filipinler, Singapur, Sri Lanka, Hindistan, Pakistan, Umman, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün limanları üzerinden tamamlıyordu. 

Çinli yetkililer gemide onur konuğu

TCG Kınalıada Tayvan Boğazı’ndan geçerek Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesini ziyaret etmişti. Burada üst düzeyde karşılanmış ve gemide resepsiyon verilmişti. Hong Kong Hükümeti Baş Sekreter Yardımcısı Cheuk Wing-hing ve Çin Dışişleri Bakanlığı Hong Kong Komiseri Cui Ciençun resepsiyonun onur konuğu olmuştu. 

Yani Hakan Fidan’ın ziyareti sırasında Türkiye ile Çin arasında bir gemi krizi yaşanmamıştı. Tersine, Türkiye ile Çin arasında çok olumlu bir “gemi resepsiyonu diplomasisi” yaşanmıştı.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Haziran 2024

, , , ,

3 Yorum

Avrupa Parlamentosunda Amerikancılık kaybetti

Avrupa Parlamentosu (AP) seçim sonuçları, genişçe bir genelleme ile “aşırı sağın zaferi” olarak yorumlanıyor. Elbette oylarını artıran partileri “aşırı sağ” diye nitelemek doğrudur.

Ancak neden-sonuç ilişkisi kurmadan ve “aşırı sağın” neden yükseldiğini analiz etmeden konuyu “faşizm geliyor” darlığıyla yorumlamak da yanlıştır. Çünkü “aşırı sağın” kazanması kadar, hangi ekonomi-politik çizginin kaybettiği de önemlidir.

AP’de 2019 – 2024 değişimi

Cumhuriyet gazetesinin bugün birinci sayfasından verdiği Avrupa Parlamentosu 2019 (705 sandalye) – 2024 (720 sandalye) seçim kıyaslaması grafiğine göre değişim şöyle:

Sol grup 1 sandalye kaybetmiş (37-36).

Sosyalistler ve Demokratlar 4 sandalye kaybetmiş (139-135).

Yeşiller 18 sandalye kaybetmiş (71-53).

Liberaller ve Merkez 23 sandalye kaybetmiş (102-79).

Hristiyan Demokratlar 10 sandalye kazanmış (176-186).

Aşırı sağcı denilen Muhafazakarlar ve Reformistler 4 sandalye kazanmış (69-73).

Aşırı sağcı denilen Kimlik ve Demokrasi grubu 9 sandalye kazanmış (49-58).

Bir gruba dahil olmayanlar ise 38 sandalye artırmış (62-100).

Görüldüğü üzere asıl kaybedenler Avrupa’yı yöneten Liberal, Merkez, Yeşil ve kısmen Sosyal Demokratlardır. 

Ukrayna, ekonomi ve göç kaybettirdi

Peki liberal, merkez, yeşil ve kısmen sosyal demokrat yönetenler neden kaybetti? Hepsi birbirine bağlı üç temel neden olduğu anlaşılıyor:

1) ABD’nin Ukrayna savaşına destek verdiler. 

2) Yönettikleri ülkelerin ekonomileri sıkıntıda.

3) Göç sorunu.

Oylarını artıran partilerin ise neredeyse tamamı ABD’nin stratejisine eklemlenerek Ukrayna’ya destek vermeye itiraz ediyorlar. Ukrayna’nın askeri ve ekonomik olarak desteklenmesine karşı çıkıyorlar. 

Oylarını artıran partilerin bir bölümü Rusya’ya yaptırımları onaylamıyorlar, çünkü bunun ekonomiye faturası olduğunu belirtiyorlar. 

Oylarını artıran partilerin neredeyse tamamı mevcut göç politikasına karşı çıkıyor, bunun ekonomiden demografik değişime bir çok sorun doğurduğunu savunuyolar. 

Görüldüğü üzere üç konu da birbirine bağlı. ABD stratejisine eklemlenerek Ukrayna’ya destek vermek Avrupa ekonomilerini vurdu, Polonya başta bazı ülkeler Ukraynalı göçmenlerden rahatsız. 

Asya, Ortadoğu ve Afrika kaynaklı göçler de son tahlilde emperyalist ABD’nin işgalciliğinin sonucudur. ABD’nin ve ona eklemlenen Avrupa’nın Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Afrika’daki işgal ve müdahaleleri küresel göç krizinin asıl nedenidir. Bu nedene itiraz etmeden ve bu nedeni değiştirecek politikalar savunmadan salt yabancı düşmanlığı yapmak elbette aşırı sağcılıktır, ırkçılıktır, neofaşizmdir. Göç sorunu üzerinden oylarını artıran partilerin bir kısmı o nedene itiraz ediyor, bir kısmı ek olarak o nedeni değiştirecek politikalar savunuyor ama önemli bir kısmı da ne yazık ki sadece yabancı düşmanlığı, renk düşmanlığı, din düşmanlığı yapıyor.

Çare: Stratejik özerklik

Avrupa’yı ABD’nin stratejisine eklemleyerek Ukrayna cephesinde kan kaybettirenler liberal, merkez, yeşil ve kısmen sosyal demokrat iktidarlardır. Bu emperyalist tutumları nedeniyle bu partiler de fiilen aşırı sağcıdır!

Ve daha önemlisi, bu iktidar partilerin ekonomi-politikaları nedeniyle Avrupa’da ırkçılık, yabancı düşmanlığı yükselmektedir: Müziğinden edebiyatına kaba bir Rus karşıtlığı bu iktidarların yönetiminde oldu. Avrupa’ya girmeye çalışan göçmenler bu iktidarların yönetiminde baskı görüyor ve kovuluyor. Türkiye başta kimi sınır ülkelerle fon karşılığı anlaşma yaparak “tampon” oluşturanlar da bu iktidarlardır. Uluslararası hukuku ayaklar altına alarak Rus varlıklarına el koymayı tartışanlar da bu iktidarlardır. ABD’nin savaş aygıtı NATO içinde Rusya’dan Çin’e küresel bir savaş stratejisine soyunan da bu iktidarlardır. Rusya’dan ucuz enerjiyi kesip ABD’den pahalı enerji alarak ve Ukrayna’yı fonlayarak ekonomiyi bozan ve bunun faturasını şirketlere değil halka kesen de bu iktidarlardır. 

Kısacası Avrupa’yı yönetenler, ABD’ye verdikleri savaş desteği ve bunun ekonomi ile göçe faturası nedeniyle oy kaybettiler. “Aşırı sağ yükseliyor” korkusu üzerinden pozisyonlarını korumaya çalışarak değil, ABD stratejisinden koparak tabloyu düzeltebilirler. Çare, stratejik özerkliktir, Avrupa güvenlik mimarisinin inşası konusundan ABD’yi çıkartmaktır, ABD’den bağımsız Çin ve Rusya’yla ilişki yürütmektir.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
11 Haziran 2024

, , , , , , , ,

4 Yorum

Fidan’a Şafak operasyonu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ”tek Çin, çok kutupluluk, yeni düzen, küresel faciaya karşı güçlü Çin, BRICS” mesajlarını görmeyen AKP medyası, tersine bir gün sonra manşetten Fidan’a yanıt verdi: “Çin’in sessiz istilası”.

Yani Fidan’ın anlattığı Çin’i değil, ABD’nin Çin hakkında yaptığı değerlendirmeleri haber yaptılar; Fidan’a da “öyle değil böyle” yanıtını verdiler. 

Bunun adı “Yeni Şafak’ın Fidan’a yanıtı” ya da başlıkta ifade ettiğimiz gibi “Fidan’a Şafak operasyonu”dur!

Türk-İslam sentezinin yansıması

Fidan’ın mesajlarını “Fidan: tek Çin, çok kutup” başlıklı makalemde yazdım, yinelemeyeyim. Çok önemli mesajlardı ama ne olduysa AKP’ye yakın medya görmedi ya da farklı açıyla gördü. Örneğin Yeni Şafak ve Sabah gibi gazeteler, manşet değerindeki Fidan’ın Türkiye-Çin  mesajlarını yok sayıp, 6 Haziran’da birinci sayfadan “Doğu Türkistan” başlıklı küçük haberler verdiler. 

Oysa Çin’in “Sincian-Uygur Özerk Bölgesi” Türkiye’nin resmi literatüründe de Fidan’ın söyleminde de “Doğu Türkistan” değildir: Tıpkı Türkiye’nin bir bölgesinin de Çin’in resmi literatüründe “Kuzey Kürdistan” olmadığı gibi!

Bunu Cumhur İttifakının Türk-İslam sentezi ideolojisinin gereği olarak yapıyorlar kuşkusuz. Ama belirtelim: Bu milliyetçilik değil! Günümüzde “Doğu Türkistan” diye bir yer yok, tarihin derinliklerinde olanlardan hareketle günümüzde siyaset yapamazsınız. Yapmaya kalkarsanız, kendinizle çelişkiye düşersiniz. Çünkü Göktürk Kağanlığını 744’te yıkan ve Türk boylarını Batı’ya doğru süren Uygurlardır.

Atlantikçilerin rahatsızlığı

Fidan’ın “tek Çin, çok kutup” mesajlarına sansür sadece “Doğu Türkistancılık”tan kaynaklanmıyor elbette. Fidan’ın mesajlarının yayınlanmadan önce Dışişleri-Anadolu Ajansı hattında uğradığı yolculuk, meselenin daha derin olduğuna işaret ediyor.

Şundan: Fidan’ın mesajları sadece Türkiye-Çin ilişkilerini ilgilendirmiyor, tersinden Türkiye-Atlantik ilişkilerini de ilgilendiriyor. Öyle olduğu için de Fidan’ın mesajları Türkiye’deki Atlantikçileri rahatsız etti; üstelik hem liberal kanadını, hem de siyasal İslamcı kanadını… 

Örneğin Fidan’ın BRICS mesajı liberal kanat tarafından şöyle yorumlandı: “Fidan BRICS’e katılmak istediğini söylemedi, ilgi duyduğunu söyledi.”

Siyasal İslamcı kanadın yorumu ise örneğin Yeni Şafak’ın 7 Haziran’da manşet unsuru olarak verdiği köşe yazısı gibiydi: “NATO üyesi Türkiye’nin BRICS’i AB’ye alternatif gördüğü doğru değil.”

ABD argümanıyla Fidan’a yanıt!

Kuşkusuz Doğu Türkistancılık da Türkiye’deki Atlantikçilerin politikasıdır ve ABD’nin Çin karşıtı Doğu Türkistan çizgisinin türevidir. Yani Fidan’a Şafak operasyonunun asıl nedeni Atlantikçilik ve Çin karşıtlığıdır.

Bunun gereği olarak Fidan’ın “tek Çin, çok kutup” mesajlarını sansürleyen Yeni Şafak, 7 Haziran’da “Çin’in sessiz istilası” manşetini attı. Üstelik Çin’e ticaret savaşı açan ABD’li yetkililerin argümanlarıyla: Çin küresel ekonomiyi tehdit ediyormuş, Çin bazı ülkeleri sessizce ve derinden işgal ediyormuş, Çinli firmalar girdiği ülkelerde “para yakma” stratejisiyle yerel rakiplerini bitiriyorlarmış vb. 

Yani Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çin’e dair hangi olumlulukları dile getirdiyse, Yeni Şafak ertesi gün ABD’nin argümanlarıyla tersini iddia etti!

Özetle ABD’yle “yeni sayfa” açmak isteyen liberalinden siyasal İslamcısına Atlantikçi kanat, hem Türkiye-Rusya ilişkilerini, hem de gelişme potansiyeli taşıyan Türkiye-Çin ilişkilerini sabote ediyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Haziran 2024

, , ,

Yorum bırakın

Fidan: Tek Çin, çok kutup

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Çin ziyareti, gerek iki ülke ilişkileri gerekse Atlantik-Çin ilişkileri bakımından çok önemli mesajlara sahne oldu. 

Aşağıda Fidan’ın o açıklamalarını tek tek ele alacağım, arka planına bakacağım ve aslında mesajların kimlere olduğuna işaret edeceğim. Ama önden şu toplam değerlendirmeyi yapmalıyım: Çin’le işbirliği Türkiye’nin önüne çok geniş bir manevra alanı açar. Yeter ki bu, ABD’yle pazarlığın aracı yapılmasın!

Küresel faciaya karşı Çin

1) “Egemen güçlerin önceki yüzyılda kurmuş oldukları pazarların daha adil, rekabet edilebilir pazar şartlarında yeniden el değiştiriyor olması kabul edilmesi gereken bir sonuçtur. Buradan savaşa varan, daha farklı yıkımlara varan neticelerin üretilmemesi gerekiyor. Savaş riskine ve küresel faciaya karşı Çin’in ekonomik kalkınmasının adil biçimde oluyor oluşunu desteklememiz gerekiyor.”

Diplomatik ifadelerin üzerindeki örtüyü kaldırırsak, Fidan, Amerikan yüzyılının bittiğini, çok kutuplu bir dünyanın inşa olduğunu belirtiyor; ve yeni düzenin inşasının savaşsız sağlanabilmesinin yolunun Çin’i desteklemekten geçtiğine işaret ediyor. 

2) “Türkiye’nin, Çin’in toprak bütünlüğüne ve siyasal egemenliğine desteği tamdır.”

Bu mesaj doğrudan Tayvan’la ilgilidir. ABD’nin Tayvan kışkırtması yaptığı şu süreçte Fidan bu mesajıyla “tek Çin” vurgusu yapmakta, “müttefiki” ABD’nin siyasetini paylaşmadığını belirtmektedir.

Çin’i hedef alan teröre karşı tutum

3) “Çin’e yönelik silahlı terör hareketlerine karşı desteğimiz tamdır.”

Çin’i hedef alan silahlı terör hareketlerinin başında ABD sponsorlu “Doğu Türkistan İslam Partisi” gelmektedir. Fidan bu mesajıyla ABD’nin kışkırtıcılığını paylaşmadığını, ayrılıkçılığa karşı olduğunu belirtmiş oluyor. Hatta sonraki mesajlarıyla birlikte değerlendirirsek, Fidan, Uygur Türklerini Çin ile Türkiye arasındaki iyi ilişkiler için köprü olarak görmektedir. 

Bu durumda, mesajın gereği yapılmalı ve Türkiye, Suriye’de silahlı faaliyet de yürüten bu örgüte karşı konumlanmalı.

4) “Çin’i karıştırmaya yönelik, Çin’in ekonomik gelişmesini durdurmaya yönelik uluslararası girişimleri doğru bulmuyoruz.”

Fidan, Çin’in ekonomik gelişmesini hedef alan uluslararası teröre de karşı çıkıyor. Yakın zamanda Çin’in Pakistan’daki projeleri ve personeli terör saldırılarına uğramıştı. 

Bu mesaj aynı zamanda Çin’in ekonomik gelişmesini hedef alan ticaret savaşının ve yaptırımların da doğru bulunmadığı anlamına geliyor ki Fidan, yine “müttefiki” ABD’nin pozisyonunu paylaşmadığını belirtmiş oluyor.

BRICS ve Kuşak ve Yol

5) “AB ile Gümrük Birliği’ne sahip Türkiye, BRICS gibi farklı platformlarda çeşitli ortaklarla yeni işbirliği fırsatları arıyor.”

Fidan’ın yukarıda değerlendirdiğimiz yeni düzen ve çok kutupluluk mesajlarının altını dolduran temel araç BRICS’tir. BRICS ABD’nin G7’sini dengeledi ve artık genişleyerek dünyada yeni bir kutup haline geldi. Küresel Güney ülkelerini bir araya getiren bu platform, bölgemizden dört ülkenin katılımıyla daha da güçlendi. (Mesele Fidan ya da Erdoğan değildir, Türkiye’yi kim yönetirse yönetsin, politik çizgisine ters olsa bile kaçınılmaz olarak BRICS’e ilgi duyacaktır.)

6) “Kalkınma Yolu ile Kuşak ve Yolu entegre etmek istiyoruz.”

Türkiye’nin yakın zamanda Irak’la imzaladığı Körfez’i Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu’nu Çin’in inisiyatifiyle büyüyen Kuşak ve Yol’la entegre etmek istemesi her şeyden önemlisi “bölgeci” bir tutumdur. Bölgemizdeki ABD sponsorlu, merkezinde İsrail’in olduğu ve asıl hedefi Kuşak ve Yol’u baltalamak olan proje aktörlerine Türkiye’nin konumunu işaret etmektedir.

Altını çizmek üzere baştaki endişemizi tekrarlayarak bitirelim: Çin’le işbirliği Türkiye’nin önüne -Afrika’dan uzaya- çok geniş bir manevra alanı açar. Yeter ki bu, ABD’yle pazarlığın aracı yapılmasın!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Haziran 2024

, ,

2 Yorum

Londra-Kiev’in son tezgahı

Singapur’da düzenlenen 21. Shangri-La Diyalogu toplantısı, Londra ile Kiev’in Çin’e karşı son tezgahına sahne oldu. Ancak tezgah o kadar zayıftı ki, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in tekzibiyle bozuldu.

Shapps’ın sunamadığı kanıt!

Önce 23 Mayıs’ta İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps sahneye çıktı ve “Çin ve Rusya, Ukrayna’da kullanılan silahlar konusunda işbirliği yapıyor” dedi. Daha da önemlisi İngiliz Bakan “elimizde kanıt var” dedi. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin İngiliz Bakanın açıklamasına tepki gösterdi ve Shapps’ın “temelsiz iddialarla Çin’i sorumsuzca düşmanlaştırmasını” kınadıklarını belirtti. 

İki gün sonra bu kez NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg sahne aldı ve “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” savundu. 

Oysa Wang Wenbin’in de önemle belirttiği gibi savaşın daha başında, iki yıl önce Ukrayna ve Rusya anlaşmış ama ABD ve İngiltere Zelenski’ye baskı yaparak imza atmasını engellemişti. Yani Avrupa’da savaşı körükleyen bizzat ABD ve İngiltere’ydi; Wang Wenbin’in ifadesiyle “Ukrayna’daki çatışmanın üzerine benzin döken İngiltere’ydi.” “Beijing, çatışmanın taraflarına silah teslim etmedi, etmeyecek” diyen Çin’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Yardımcısı Geng Shuang’ın dikkat çektiği gibi “Çin, ABD’nin aksine, krizin uzamasına katkıda bulunmayacaktı.”

Sonuç olarak İngiltere Savunma Bakanı Shapps, “elimizde kanıt var” demesine rağmen günlerce bir kanıt sunamadı, çünkü yoktu.

Borrell’den Shapps’a tekzip

Konu, Singapur’daki 21. Shangri-La Diyalogu toplantısında da gündeme geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi Josep Borrell, İngiltere Savunma Bakanı Shapps’ın aksine, kendilerinin elinde Çin’in Rusya’ya silah verdiğine ya da vermeye hazırlandığına dair bir kanıt bulunmadığını belirtti. 

Borrell sadece Shapps’ın yalanlamakla kalmadı, aynı zamanda Batı blokunun ikiyüzlülüğünü de ortaya koydu. AB Dış Politika Şefi Borrell, “Rus askeri teçhizatında ABD, İngiltere ve AB ülkelerinde üretilen parçalar kullanılıyor” dedi!

Böylece İngiltere’nin Çin’i hedef alan tezgahı, Shangri-La’da bizzat AB yetkilisi tarafından çürütülmüş oldu.

Kiev başarısızlığa sorumlu arıyor

Ancak Londra-Kiev tezgahı bitmedi. Shangri-La’da bu kez Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski sahne aldı ve konuşmasında Çin’i hedef aldı. 

Zelenski, “Çin’in Cenevre Konferansı’na ülkelerin gelmesini engellemek için yoğun çaba sarf ettiğini” iddia etti. 

Oysa bu da düzmeceydi. Çin 15-16 Haziran’da Cenevre’de yapılacak konferansa katılmıyordu ama hiçbir ülkeye de “katılmayın” dediğine dair kanıt yoktu. Kaldı ki ABD Başkanı Joe Biden bile seçim mazeretiyle Cenevre’de olmayacağını açıklamıştı. 

Aslında olan şuydu: Londra-Kiev ikilisi, başarısız olacağı görülen Cenevre Konferansı için baştan “sorumlu” arıyordu. 

Başarısız olacak çünkü konferansta çatışmanın bir tarafı var, diğer tarafı yok. Nitekim Çin, Cenevre’den sonuç çıkabilmesi için Rusya’nın da temsil edilmesini gerektiğini savundu. Bu talebi yerine getirilmeyince de Cenevre’ye katılmama kararı aldı.

Özetle ABD ve İngiltere ikilisi Ukrayna krizinde barış aramıyor; “uzun savaş” ile Rusya’yı yıpratmayı ve AB’yi “Rus tehdidi” üzerinden stratejiisne eklemlemeyi hedefliyor. Çin-Rusya ekonomik ilişkileri ise Washington-Londra ikilisinin “Rus ekonomisini felç ederek Putin’i devirme” planını bozuyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
4 Haziran 2024

, , , , ,

Yorum bırakın

NATO Genel Sekreteri’nin Çin mesajı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” ileri sürdü.

Oysa Avrupa’daki savaşı başlatan da, körükleyen de NATO’dur ve efendisi ABD’dir. Dahası ABD bu savaşla hem “stratejik özerklik” arayan Avrupa’yı tam tahakkümü altına almaya çalışıyor hem de Avrupa’yı “asıl rakibi” olan Çin’le esas hesaplaşmasına müttefik yapmaya çalışıyor.

Kuşatmaya karşı yarma harekatı

Rusya-Ukrayna meselesi ne yazık ki solun bir kısmında bile tam anlaşılmış değil, meseleyi “emperyalistler arası paylaşım savaşı” görenler bile var. Filmin son karesine bakarak “emperyalist Rusya komşusuna saldırdı” diyorlar. Oysa bırakın başından, filme ortasından bile baksalar, bunun “Rusya’nın kuşatmayı yarma harekatı” olduğunu anlayacaklar. 

Bu tablo anlaşılmayınca, Çin meselesi de, ABD’nin neden NATO konseptine Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” ve Rusya’yı “yakın tehdit” yazdığını da anlayamıyorlar ne yazık ki… 

Anlatmayı sürdüreceğiz. Üstelik bu kez belki daha iyi anlaşılır diye bizzat ABD’lilerin yazdıkları üzerinden anlatacağız. 

Perry: Suçun büyüğü ABD’de

Savaşın kaynağı konusunda gerçekle yanlılık arasında kalarak bir denge saptaması yapan The New York Times’ın dünyaca ünlü yazarı Thomas L. Friedman’la başlayalım. Şöyle demişti: “Bu Putin’in savaşı. Lakin ABD ve NATO da masum seyirciler değiller.” Friedman, makalesinin devamında ABD’nin aslında “seyirciden” ötesi olduğunu da kabul etmek zorunda kalıyordu, çünkü “ABD’nin yangını körüklediğini” söylüyordu. 

Peki ABD ve NATO neden masum değildi? Onu da eski ABD Savunma Bakanı William Perry’nin 2016’daki şu açıklamasıyla yanıtlayalım: “Son birkaç yılda, suçun çoğu Putin’in eylemlerine atılabilir. Ancak başlangıçta ABD’nin suçlamaların çoğunu hak ettiğini söyleyebiliriz. Bizi gerçekten kötü yola sokan ilk eylemimiz, NATO’nun genişlemeye başlaması ve Rusya’nın sınır komşusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasıydı.”

Kennan: NATO’yu genişletmek trajik hata

ABD Senatosu Mayıs 1998’de NATO’nun genişlemesini onayladığında, bunun nasıl büyük bir hata olduğunu önemle belirtenlerin başında George Kennan geliyordu. Bilmeyenler için tanıtalım: Kennan, ABD’nin SSCB’yi çevreleme doktrininin mimarıdır. 1946 yılında Moskova’da genç bir diplomatken Washington’a gönderdiği ünlü “uzun telgraf”, bu doktrinin temelini oluşturdu. Ardından Kennan ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi başkanlığı yaparak doğrudan soğuk savaşı yöneten aktörlerden oldu.

İşte o Kennan, ABD’nin NATO’yu genişletme kararı aldığı 1998’de şöyle diyordu: “Bence bu yeni bir soğuk savaşın başlangıcı. Bence bu trajik bir hata. Bu karar için hiçbir sebep yoktu. Kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu genişleme, ülkenin kurucu babalarını mezarlarında ters çevirecek. (…) Tabii ki Rusya’dan kötü bir tepki gelecek ve ardından NATO’yu genişletenler, size her zaman Rusların böyle olduğunu söylediklerini söyleyecekler. Ama bu tamamen yanlış.”

Tam da böyle oldu: ABD NATO’yu genişletti, genişletti, genişletti ve en sonunda Ruslar boğulmamak için kuşatmayı yarmaya çalıştılar. Şimdi Atlantik liderleri ve medyası Kennan’ın öngördüğü gibi “Ruslar böyledir” yalanına sarılıyorlar.

Putin ABD planını bozdu

Peki ABD neden NATO’yu genişletme kararı aldı, neden dalga dalga genişletti? Onu da Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın sözleriyle yanıtlayalım: “Eğer Batı Ukrayna’yı kontrol altında tutabilseydi (ilk turuncu darbenin yenilgisinden sonra yazdı – mag) Rusya savunmasız kalabilecekti, güneybatı sınırı açık hale gelecekti. Ukrayna ve Batı Kazakistan arasındaki mesafe yaklaşık 400 mildir ve Rusya Kafkaslara gücünü bu bölgeden gösteriyordu. Rusya bu durumda Kafkasları kontrol gücünü yitirecek ve Çeçenya’dan daha kuzeye çekilecekti. Ruslar, Rusya Federasyonu’nun bazı bölümlerinden çıkacak, Rusya’nın güney sınırları çok zayıflayacaktı. Böylece Rusya çok eski sınırlarına çekilene kadar parçalanma sürecekti.”

Mesele özetle budur: ABD Rusya’yı parçalamak istiyor, bunun için NATO’yu genişletiyor, turuncu darbelerle ve kışkırttığı ayrılıkçılıklarla Rusya’yı geri çekilmeye zorluyor. Putin delirip Ukrayna’ya saldırmış değil yani, ABD’nin yıkım planını bozuyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mayıs 2024

, , , , , , , ,

1 Yorum

Xi-Putin zirvesinin sonuçları

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping zirvesinden, tarihi önemdeki “Yeni Dönemde Kapsamlı Stratejik İşbirliği Ortaklığının Derinleştirilmesi Ortak Bildirisi” çıktı.

Bugün bu ortak bildiriyi inceleyelim:

Tehdit: ABD

Bildiri, öncelikle bir tehdit değerlendirmesi yapıyor. Sadece iki ülkeyi değil, tün dünyayı tehdit eden kuvvetin ABD olduğunu saptıyor. 

İki lider, ABD’nin, “askeri üstünlük için stratejik dengeyi bozmaya çalıştığını” belirtiyor. Özellikle ABD’nin bunu “küresel füze savunma sistemi kurma” çabasıyla yerine getirmeye çalıştığına dikkat çekiyor. 

ABD özellikle son dönemde Pasifik bölgesini hedef alan askeri hamleler başlatmıştı. Konuyu 13 Nisan 2024’te bu köşede “ABD Asya-Pasifik’i askeleştiriyor” başlığı altında işlemiştik: ABD’nin çeşitli ülkelerle ikili askeri işbirlikleri, Japonya’yla “ortak komuta yapısı” kurma adımı, Japonya ve Avustralya ile “ortak hava ve füze savunma ağı” kurma çabası, üçlü askeri tatbikatlar, USARPAC Komutanı Charles Flynn’in “bölgeye orta menzilli füze yerleştireceklerini” açıklaması vb.

Özetle ABD Çin’le hesaplaşmaya hazırlık olarak Pasifik’i askerileştiriyor, silahlandırıyor, cephe inşa ediyor.

Küresel Güney’in birliği ve gücü

Ortak bildiri ve liderlerin açıklamaları, bu tehdidin panzehirinin “çok kutupluluk” olduğuna işaret ediyor. 

Xi Jinping ortak basın toplantısında, “Dünyanın çok kutupluluğa yönelik genel tarihi eğilimi izlemesi ortak stratejik tercihimiz” diyerek Çin ve Rusya’nın ortak hedefine işaret etti.

Kuşkusuz bunda yeni bir şey yok, iki lider de hem daha önceki ortak bildirilerinde, hem de tek tek açıklamalarında bu hedefi defalarca ilan etmişlerdi. Ancak bu seferki yeni ve çok önemli vurgu şu: Xi Jinping, Çin ve Rusya’nın “Küresel Güney’in birliğini ve gücünü tesis edeceğini” ilan etti.

BRICS’in rolü artacak

Peki zaten inşa olmakta olan “çok kutupluluğa” hangi mekanizmalarla ilerlenecek? Ya da Küresel Güney’in birliği ve gücü hangi mekanizmalarla tesis edilecek?

Putin’in önceki yazımda incelediğim Xinhua söyleşisinde de BRICS’e yeni dönemde özel bir rol verileceğine işaret ediliyordu. Nitekim Xi ve Putin’in ortak bildirisinden de o yönde kararlar çıktı.

– BRICS’in küresel meselelerdeki rolü artırılacak.

– BRICS, küresel gündemin şekillendirilmesine katkıda bulunacak.

– BRICS + platformu geliştirilecek.

– BRICS, küresel ticarette dolar yerine ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik edecek.

Ortak bildiriye göre çok kutupluluk hedefine ilerlemede yararlanılacak diğer araçlar ise Avrasya Ekonomik Birliği ile Kuşak ve Yol İnisiyatifi. Ancak daha önemlisi, ortak bildiride bu iki mekanizmanın entegrasyonu hedefleniyor!

IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı

ABD’nin Çin ve Rusya’nın inşa etmekte olduğu Xi’nin ifadesiyle “yüksek karakterli ortaklık”tan ne kadar rahatsız olduğu ortada. Tam bu süreçte ticaret savaşı kapsamında Çin’e yönelik yeni yaptırım ve tarife yükseltme kararı alması buna işaret ediyor. 

Ama daha önemlisi ise IMF’nin bu ABD hamlesine karşı yaptığı açıklamaydı. IMF Sözcüsü Julie Kozack, 1) ABD’nin Çin’den ithal edilen ürünlere tarife artırmasının açık kapı politikasına aykırı olduğunu, 2) ABD’nin açık ticaret politikalarını sürdürmesinin ülkeye daha iyi hizmet edeceğini ve 3) ABD ile Çin’in ticari gerilimleri çözmek için birlikte çalışması gerektiğini “tavsiye” etti.

IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı gelmesi bile dünyanın değişmekte olduğu gerçeğine işaret etmeye tek başına yeter aslında…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Mayıs 2024

, , , , , ,

2 Yorum

Mao-Stalin’den Xi-Putin’e

Yeniden seçilen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ilk yurtdışı ziyaretini Çin’e yapıyor. Nitekim yeniden seçilen Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping de ilk yurtdışı ziyaretini Rusya’ya yapmıştı. 

Türkiye’de seçilenlerin ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yapması gibi örneklerden de görüleceği üzere, dünyada seçilenlerin ilk yurtdışı ziyaretini nereye yaptığı, ilişkilerinin derinliğini anlamak bakımından kritik önemdedir. 

Gücün yeniden dağılımı

Xi ve Putin’in karşılıklı ilk ziyaretleri bana Frederick Kempe’nin saptamasını anımsattı. ABD’nin ünlü düşünce merkezlerinden Atlantik Konseyi’nin başkanı Kempe, Xi ve Putin’in 2022’deki o çok önemli “ortak bildirisini” analiz ettiği CNBC’deki yazısında, ikilinin “Mao ve Stalin’in ortaklığını aştığını” belirtmişti. 

Kempe, o analizinde, Xi ve Putin’in ortak bildirisiyle “dünyada gücün yeniden dağılımına yönelik bir eğilimin ortaya çıktığını ilan ettiklerini” belirtmişti. 

İşte o süreçteyiz: İki lider adım adım çok kutuplu dünyanın yeni düzenini inşa ediyorlar. 

Çin ve Rusya’nın dedolarizasyonu

Putin, ziyareti öncesinde Çin’in Xinhua haber ajansının sorularına verdiği yanıtta yeni düzene işaret ediyor. “Adil bir çok kutuplu dünya düzeni inşa etmek için dış politika koordinasyonunu güçlendirmeye çalıştıklarını” ve “küresel yönetişim sisteminin reforme edilmesine katkıda bulunduklarını” belirtiyor.

Putin’in de ifade ettiği üzere, iki ülke, ilişkilerini “kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı” olarak tanımlıyor. Zira Çin Halk Cumhuriyeti, ilkesel olarak Soğuk Savaş sürecine ait ilişki tanımlarına karşı çıkıyor; ittifak vb kavramları kullanmıyor.

Çin-Rusya ilişkilerinin bu derinliği, elbette ticaretlerine de yansıyor. Putin’in Xinhua söyleşisinde açıkladığı verilere göre, iki ülke beş yılda ticaretlerini ikiye katlamış durumdalar: 2019’da 111 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2023’te 228 milyar dolara çıkmış durumda. 

“Yeni düzeni” ve dedolarizasyonu anlamak bakımından da belirtelim: Putin ikili ticaretin yüzde 90’ının dolar yerine iki ülkenin ulusal parasıyla olduğunu belirterek, ticaret hacmini bir de o paralar cinsinden açıklıyor: 20 trilyon ruble ya da 1.6 trilyon yuan.

Neo-sömürgeci ABD

Peki neden ve neye karşı yeni düzen? Putin’in yanıtı net: Neo-sömürgeci yöntemlere başvuran ABD’ye ve düzenine karşı… 

Putin, ABD ve müttefiklerini 1) medeniyet ve kültürel çeşitliliklere saygı duymamakla, 2) diğer uluslara kimlerle ilişkili kuracakları ya da kesecekleri konusunda baskı yapmakla, 3) diğer ulusların kendi kalkınma modellerini seçmelerine karşı çıkmakla, 4) diğer ülkelerin egemen çıkarlarını göz ardı etmekle, 5) diğer devletler pahasına refahlarını sağlamaya çalışmakla ve 6) bu amaçla neo-sömürge yöntemlere başvurmakla suçluyor.

Yeni düzenin aracı: BRICS

Putin’in Xinhua söyleşisinde “yeni düzen” inşasının aracı olarak önemle işaret ettiği platform ise BRICS…

Putin, birincisi,  BRICS’in “uluslararası ilişkilerin daha demokratik, istikrarlı ve adil bir mimarisini teşvik edebilmesi” için kapasitesini geliştirmeye ve küresel ilişkilerde görünürlüğünü artırmaya çalıştıklarını söylüyor.

Putin, ikincisi Küresel Güney ve Doğu ülkelerinin, BRICS’i seslerini daha iyi duyurabilecekleri ve dikkate alınmalarını sağlayacakları bir platform olarak gördüklerini ifade ediyor.

Bitirirken “çok kutupluluk ne işe yarar” sorusuna BRICS üzerinden yanıt verelim: İlk kez BRICS üyesi Güney Afrika İsrail’i soykırımcı diye suçlayarak Uluslararası Adalet Divanı’na dava açtı. Ve Divan, ABD baskısını dengeleyebilen BRICS’in gücünün etkisiyle davayı kabul edebildi.

İşte “neo-sömürgecilerin düzeni” böyle böyle değişiyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Mayıs 2024

, ,

1 Yorum

Barış içinde birarada yaşamanın ilkeleri 70 yıldır güncel

Birleşmiş Milletler (BM), 8 Aralık 2017 tarihinde aldığı kararla, 16 Mayıs’ı Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü olarak kabul etmişti. 

365 gün içinde neden mi 16 Mayıs?

Çünkü 16 Mayıs 1954’te, Çin halk Cumhuriyeti Başbakanı Zhou Enlai, ünlü “Barış İçinde Birarada Yaşamanın Beş İlkesi”ni açıklamıştı. 

Barışçı bir uluslararası düzenin ilkelerinin ilan edildiği gün, yani 16 Mayıs, elbette Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’ne en yakışan gündür. 

Çin önerdi, Bağlantısızlar Hareketi sahiplendi

Zhou Enlai’nin dünyaya duyurduğu beş ilke şunlardı:

– Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı.

– Saldırmazlık.

– Birbirlerinin iç işlerine karışmama. 

– Eşitlik ve karşılıklı yarar.

– Barış içinde birarada yaşama. 

Bu ilkeler bir yıl sonra, 18-24 Nisan 1955’te Endonezya’nın Bandung kentinde toplanan Bağlantısızlar Hareketi’nin de prensipleri haline geldi. 

Soğuk Savaş’a karşı dünya barışını savunan ve beş ilkeye uyulması halinde barış içinde birarada yaşanabileceğini savunan Çin, Hindistan, Endonezya, Mısır ve Yugoslavya başta onlarca ülke, Soğuk Savaş dünyasına karşı alternatif bir dünya oluşturmaya çalıştı: Nispeten başarılı oldu ve etkisini günümüze kadar sürdürdü.

ABD, atom bombası atarak barışı önledi

II. Dünya Savaşı’nın sona ermekte oluşu, fiilen dünyayı barışa götürecek koşulların da gelmekte olduğunun habercisiydi. Ancak ABD daha savaşın sonunda Japonya’ya attığı atom bombasıyla barışı önleyen ülke oldu. Bombayı Japonya’ya atmıştı ama mesajı SSCB’ydi. Böylece 45 yıl sürecek Soğuk Savaş başladı. 

Ancak Soğuk Savaş, yeni bir savaş potansiyeli de taşıyordu. Nitekim iki süper gücü karşı karşıya getiren bazı krizler de oldu. İşte Bağlantısızlar Hareketi’nin Barış İçinde Birarada Yaşama ilkeleri bu nedenle dünya için kritik önemdeydi. 

Nitekim Bağlantısızlar Hareketi iki süper gücü nispeten dengelemeye de çalışmış oldu. 

Yugoslavya’ya saldıran ABD barışı bozdu

SSCB’nin dağılması, dünyanın bir kesiminde yeniden barış umudu doğurdu. Varşova Paktı dağıldığına göre NATO da dağılacak, askeri paktların olmadığı dünya daha güvenli olacaktı!

Bu elbette mümkün değildi, çünkü emperyalist ABD tersine dünyayı sömürebilmek için daha iyi şartlara kavuştuğunu düşünüyordu. Böylece ABD bir kez daha barışı bozmaya yöneldi. 

Yugoslavya’yı parçalayarak Avrupa’nın güvenlik mimarisini kendi çıkarlarına göre inşaya soyundu, NATO’yu Doğu Avrupa’da genişleterek Rusya’yı geriletmeye çalıştı, ardından Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etti, sonrasında da Libya ve Suriye’ye saldırdı. 

ABD tüm bu yıllar içinde Ortadoğu’daki ileri karakolu olan İsrail’i kollayarak, Filistin’deki savaşın da sponsorluğunu yapmış oldu. Ve elbette yine tüm bu yıllar içinde askeri darbelerle, renkli devrimlerle/darbelerle, siyasi cinayetlerle pek çok ülkenin rejimini hedef aldı. 

Çin’den Ukrayna-Rusya ve İsrail-Filistin sorunlarına çözüm önerileri

Bugün hem Ukrayna’da hem de Ortadoğu’da yaşanan savaşların fiili tarafı durumundaki ABD, Çin’i “baş rakip”, Rusya’yı “yakın tehdit” ilan ederek ve ticaret savaşlarından özel askeri operasyonlara uzanan bir dizi hamle yaparak, dünya barışını hedef almaktadır. 

İşte bu koşullarda Barış İçinde Birarada Yaşamanın Beş İlkesi dünya halkları için dünden daha önemli hale gelmiştir. 

Çin Halk Cumhuriyeti’nin mevcut yönetimi, Zhou Enlai’nin açıkladığı temel ilkeleri zemin kabul ederek, bugün ABD’nin tarafı olduğu savaşlara karşı barışı inşa etmeye çalışıyor. O temel prensiplere ek olarak son yıllarda açıkladığı Küresel Kalkınma Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi ve Küresel Medeniyet Girişimi ile barışı arıyor.

Çin’in Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran barışına arabuluculuk yapması, hem barış masası kurabilme yeteneğini ortaya koymuş hem de dünyanın önüne başarılı bir örnek getirmiştir. 

Bugün Çin iki cephede birden barışı zorlamaktadır; hem Ukrayna-Rusya savaşı için hem de tarihsel İsrail-Filistin sorununa çözüm için ortaya koyduğu temel ilkelerin kökleri, 70 yıl önce açıklanan Barış İçinde Birarada Yaşamanın ilkelerindedir.

16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günümüz kutlu olsun, 16 Mayıs ruhu barışı zorlasın…

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
14 Mayıs 2024

1 Yorum

ASEAN’DA ABD KAYBETTİ, ÇİN KAZANDI

Güneydoğu Asya Uluslar Birliği ASEAN, ABD’nin komünizmi engellemek için kurduğu örgütlerden en önemlisidir. 8 Ağustos 1967’de Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya ve Singapur arasında kurulan örgütün hedefi, Vietnam Savaşı’ndan kaynaklanan yeni devrimci dalgaya barikat olmaktı.

Yıllar içinde örgütün misyonu değişti. Hatta 1995’te Vietnam, 1997’de Lao ve 1999’da da Kamboçya örgüte katıldı.

ABD için örgütün yeni dönemde önemi ise Çin’e karşı denge araçlarından biri olabilmesinden geçmektedir. Nitekim ABD hem ASEAN’la, hem de ASEAN içerisindeki ülkelerle Çin’e karşı işbirliği yapmaktadır.

Peki ya sonuç?

ABD: ASEAN ZİRVESİ ÇİN’E YARADI

Amerika’nın Sesi, son ASEAN zirvesine dair haberini şu başlıkla verdi: “ASEAN Zirvesi Çin’e yaradı.” (Amerika’nın Sesi, 10 Ekim 2013)

Bu oldukça önemli saptamanın başlığa çıktığı haberin spotu durumu özetlemekteydi: “Başkan Barack Obama’nın federal hükümetin kapatılması yüzünden iptal edip gitmediği ASEAN’ın yıldızı Çin oldu.

Amerika’nın Sesi’ne göre 10 ASEAN ülkesinin dördüyle münhasıran ekonomik bölgeler konusunda sorunlar yaşayan ve sorunlarını ASEAN yerine üye ülkelerle ikili çözmeye çalışan Çin, bu son zirveden önemli kazanımlarla çıktı.

2 FİKİR BİRLİĞİ, 7 İŞBİRLİĞİ ALANI

Peki, Çin ASEAN’da nasıl yıldız oldu?

Çin Başbakanı Li Keqiang, Çin-ASEAN Liderler Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, karşılıklı ilişkilerin gelecek 10 yılda daha geniş alana yayılarak derinleştirilmesi ve yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Li Keqiang, bu nedenle ikili ilişkilere uzun vadeli bakılarak, iki siyasi fikir birliği ile yedi işbirliği alanına yoğunlaşılması gerektiğini söyledi. (Çin Radyosu, 9 Ekim 2013)

Çin’in önerdiği iki siyasi fikir birliğinden birincisi iyi komşuluk, ikincisi de ekonomik kalkınma ile karşılıklı kazanç elde etmek.

Yedi işbirliği alanı ise şöyle: Çin-ASEAN iyi komşuluk ve işbirliği antlaşmasının imzalanması; Çin-ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi’nin bir üst aşamaya yükseltilmesi; her türlü bağlantı altyapısının inşasının hızlandırılması; finansal işbirliği ve riskten korunma önlemlerinin attırılması, deniz alanında işbirliğinin ilerletilmesi; güvenlik alanında diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi; bilim, teknoloji, kültür alanlarındaki işbirliğinin sıkılaştırılması.

JAPONYA VE KORE’YE UYARI

Çin Başbakanı Li Kegiang, “10+3” Zirvesi’nde de, yani 10 ASEAN ülkesi ile Çin, Japonya, Kore arasında yapılan Zirve’de de önemli uyarılar yaptı.

Li Kegiang, “Doğu Asya’nın gelişmesi, barış ortamına bağlı” dedi!

Li Keqiang, son yıllarda Doğu Asya’da kaydedilen büyük gelişmelerin bölgede bir savaş yaşanmamasına bağlı olduğunu vurguladı. (Çin Radyosu, 10 Ekim 2013)

Böylece Çin, son dönemde bazı adalar konusunda sorun yaşadığı bu ülkelere açıkça ekonomisiyle sopa göstermiş oldu!

ÇİN ABD’NİN KOZLARINI ELİNDEN ALIYOR

ABD’nin Asya-Pasifik stratejisiyle Çin’i çevrelemeye ve bunun için Çin’in etrafındaki ülkelerle ikili işbirliğini geliştirmeye çalıştığı bir süreçte yapılan ASEAN Zirvesi’nde ortaya çıkan bu tablo, Washington açısından durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.

Çin, ABD’nin el attığı her yere giriyor ve büyük ekonomisinin verdiği avantajla ABD’nin kozunu elinden alıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ekim 2013

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın