Posts Tagged Erdoğan

Erdoğan’ın boynundaki ağırlık

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un “İsrail, Türkiye’nin kaprislerine boyun eğmeyecek” sözlerinde, belki de İsrail Ticaret Odaları Birliği’nin bir gün önce yayımladığı rakamların etkisi vardı.

Bu yılın ilk altı ayında Türkiye-İsrail ikili ticaret hacmi yüzde 26 büyümüş. Daha çarpıcı olanı, İsrail Türkiye’ye ihracatını yüzde 39 artırmış!

İsrail Ticaret Odaları Birliği Başkanı Uriel Lynn, rakamları “İsrail hükümetinin, Türkiye ile ilişkileri yeniden tesis etmek için doğru çözüm bulacağını umuyoruz” sözleriyle yorumluyor.

Mavi Marmara baskınında katledilen 9 vatandaşımıza karşılık, ailelerine verilmek üzere kişi başına 50 bin dolar tazminat talep ediyoruz. Oysa İsrail, bu yılın ilk altı ayında bize 950 milyon dolarlık mal satmış durumda!

Bu rakamlar bile “one minute” sözlerinin bir müsamere olduğunu göstermiyor mu?

İsrail’in aşağılık teklifi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu üçlüsü, ilk günden itibaren İsrail’in önüne sadece iki şart koydular. Birincisi özür dilenmesi, ikincisi de ölenlerin ailelerine tazminat ödenmesi. İsrail tazminatı kabul etti, özürde diretiyor. Ya da diyor ki, “50 bin dolar yerine, kişi başına 100 bin dolar vereyim, özürü unut!”

Böylesi aşağılık bir teklifin yer aldığı İsrail haber sitesine konuşan bir yetkilinin “Ankara’nın bu teklif karşısında sessiz kaldığını, ancak Mavi Marmara saldırıyla ilgili Palmer Komisyonu tarafından hazırlanan BM raporu açıklanana kadar sonuca ulaşabileceklerini” söylemesini ise doğru kabul etmek istemiyoruz!

Özür yok ama anlaşmalar sürüyor

Türkiye “özür ve tazminat” şartlarını ortaya koydu ama Türk-İsrail askeri anlaşmaları devam ediyor, ticari anlaşmalar artarak yürürlükte…

AKP hükümeti İsrail’e tam destek anlamına gelecek şekilde, Suriye’ye karşı savaş pozisyonu alıyor, İran’a karşı bölgesel ittifaklar oluşturmaya çalışıyor.

En vahimini de en sona bırakalım!

Washington’un çıkarı mı, Türkiye’nin gururu mu?

Peki konu neden bu kadar düğümlendi? Neden bir sonuca bağlanmıyor? Özür dilenmeyecekse de neden bir türlü kestirip atılamıyor? İsrail İç Güvenlik Bakanı Matan Vilna’nın “Türk Dışişleri Bakanı ile bir anlaşmaya varmak üzereydim” diye özetlediği pazarlıklar neden bir türlü sonuçlanmadı? Palmer Raporu neden sürekli erteleniyor ve açıklanmıyor?

Çünkü ABD’nin bölgesel çıkarları, hem Türkiye’nin hem de İsrail’in gururundan daha önemli!

Washington’un Suriye ve İran’a saldırabilmesi,Türkiye’nin onayına ve rol almasına bağlı. Soros’un ifadesiyle “Türkiye’nin en iyi ihraç malı olan Türk Ordusu” ABD planlarında yer alırsa ancak, ABD’nin “başarı” şansı artmış olacak.

İran’ın bölgede inisiyatif geliştirmesi, Mısır’la yakınlaşması, Irak’ın ABD’yle bağlarını zayıflatacak politikalar üretmesi, Suriye’yle stratejik ortaklığı, 2006 savaşında Hizbullah üzerinden İsrail’i yenmesi gibi gelişmeler, Washington açısından ABD-İsrail-Türkiye denklemini zorunlu kılıyor.

Washington bu nedenle İsrail ve Türkiye arasındaki krizin çözülmesi için bastırıyor, İsrail’e özür diletmeye çalışıyor, “ya özür ya Filistin” diye şart koşuyor. ABD’nin bu zorunluluğu nedeniyle de konu iki tarafça kestirilip atılamıyor.

Erdoğan, madalyadan neden vazgeçmedi

Yukarıda, “özür yok ama anlaşmalar sürüyor” derken, en vahimi sona bırakmıştık. Şimdi söyleyelim: En vahimi de, Başbakan Erdoğan’ın, “Yahudi cesaret madalyasını” iade etmeyip, hâlâ boynunda taşıyor olması.

Boynuna Yahudi madalyası takılan tek Müslüman olan Erdoğan’ın bunca gürültüye rağmen o madalyadan vazgeçmemesinin tek açıklaması, sürdürdüğü BOP Eşbaşkanlığı görevidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ağustos 2011

, , ,

1 Yorum

Ahmedinejad’ın Erdoğan’a teklifi

Başbakan Erdoğan’un konvoyu, önceki gün İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’dan gelen telefon üzerine Boğaziçi Köprüsü girişinde bekledi. Konvoy durduran bu 37 dakikalık telefon görüşmesine dair Başbakanlıktan herhangi bir açıklama yapılmadı.

Yeni Ortadoğu’yu ABD değil, İran’la Türkiye belirleyecek

İran Fars Haber Ajansı’nın verdiği bilgiye göre Ahmedinejad Erdoğan’a bölgesel işbirliği teklif etti: “Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, İran ve Türkiye’nin, bölge milletlerinin daha fazla özgürlük, demokrasi ve adaletten yararlanması için sıkı işbirliği paketleri planlayarak derhal hayata geçirmeleri gerektiğini belirtti.”

Ajansın “Yeni Ortadoğu’yu ABD değil, İran’la Türkiye belirleyecek” vurgusu yaptığı görüşmeye dair ulaştığımız resmi olmayan ayrıntılar ise daha da önemli.

İranlı kaynaklara göre Ahmedinejad ile Erdoğan’un telefon görüşmesinde ele alınan diğer konular şunlardı:

ABD’nin askeri varlığına geçit verilmeyecek

1- Ahmedinejad’ın Erdoğan’la konuştuğu konuların başında, ABD’nin Irak’taki askeri varlığı geliyor.

ABD 31 Aralık 2011’den sonra da Irak’ta asker bulundurmak istiyor. Ancak Bağdat, Washington’un bu baskısına Tahran’ın da desteğiyle direniyor.

Son olarak ABD Savunma Bakanı Leon Panetta “Bağdat asker bulundurma isteğimizi kabul etti” diyerek meseleyi oldu bittiye getirmeye çalışmış, Irak hükümeti sözcüsü ise Pentagon’u yalanlamıştı.

Irak’ta son dönemde ortaya çıkan El-Kaide eylemlerini ve çok sayıda ölümle sonuçlanan saldırıları da Washington’un bu arayışı olarak değerlendirmek gerekir.

Tahran, bir yandan Bağdat’ın elini güçlendirecek hamleler yapıyor bir yandan da Suriye saldırısı dahil, bölgede ABD askeri varlığına dönüşecek gelişmelere engel olmaya çalışıyor.

Çünkü, ABD’nin olası Suriye saldırısı, İran’la ön savaş demek.

Barzani köşeye sıkıştırılacak

2- Ahmedinejad’ın Erdoğan’la konuştuğu ikinci önemli konu ise Irak’ın kuzeyiyle ilgili.

Yeri gelmişken belirtelim; “Karayılan yakalandı” şeklindeki, sonradan yalanlanan açıklamayla ilgili değerlendirme yapan İranlı kaynaklar, haberin önce duyurulmasına sonra yalanlanmasına önemle dikkat çekiyorlar. Kaynaklar, Karayılan’ın bölge politikalarına baskılandığına, ABD çizgisi dışına çıkarılmaya zorlanmış olabileceğine işaret ediyorlar!

Bu iddia, aslında daha önceki incelemelerimizde ifade ettiğimiz, “Tahran’ın hedefi, PKK’nin ötesinde ABD’nin kukla devleti” şeklindeki tezimizle de örtüşüyor.

Çünkü Irak’ın kuzeyine yani ABD’nin egemenlik bölgesine operasyon düzenleyen Tahran, öncelikle Barzani yönetimini yalnızlaştırmayı ve köşeye sıkışırmayı hedefliyor.

Erdoğan’ın pozisyonu, bölgeye sorun yaratıyor

Ahmedinejad’ın bu söylediklerine Erdoğan’ın olumlu yanıt vermesi halinde, elbette “yeni Ortadoğu’yu ABD değil, İran’la Türkiye belirler”.

Peki acaba Tayyipp Erdoğan’ın Ahmedinejad’a yanıtı ne oldu?

İran Fars Haber Ajansı’na göre “görüşmede Erdoğan da; Ahmedinejad’a teşekkür ederek, Tahran ve Ankara’nın işbirliğiyle bölgesel meselelerin çözümünde etkili adımlar atabileceklerine inandığını” ifade etti.

Tahran, Ankara’nın müttefikliğinin bölge açısında sahip olduğu kritik önemi görüyor.

Tek sorun, Ankara’nın BOP Eşbaşkanı tarafından yönetiliyor olması!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ağustos 2011

, , ,

Yorum bırakın

Sistemin 4. kuvveti de çürüdü

İşçi Partisi, Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal kanunsuz bir soruşturma nedeniyle basıldı ve 9 kişi gözaltına alındı. Olay dünyanın hangi ülkesinde olsa haberdir, üstelik büyük haberdir. Ancak bu haber Türkiye’nin “en büyük” dört televizonunda yer bulmadı!

Gazeteciler korkuyor mu?

Bunu nasıl açıklamak gerekir? Erdoğan korkusuyla mı? Haberciliğe yönelik baskıların, gazetecileri otosansüre mecbur etmesiyle mi? Ya da işadamı olan gazete patronlarının hükümete mecbur olmalarıyla mı?

Pek çok gerekçe bulabiliriz. Ancak saydığımız hiçbir gerekçe meselenin esasına yanıt vermeyecektir.

Erdoğan meclisi

Basın dördüncü kuvvettir; yasama, yürütme ve yargı şeklindeki kuvvetler ayrılığının dördüncü ayağıdır. Peki birbirinin üzerinde olmayan bir prensibe dayalı kuvvetler ayrılığında durum nedir?

Yasama organı TBMM, Erdoğan‘ın şahsi tercihlerine göre şekillenmektedir artık. Belediyeden iş arkadaşları, davalarına bakan avukatları, cemaatlerden kardeşleri, listenin üst sıralarındalar. Yasamanın halini en iyi anlatan örnek Başbakan’ın cemaat kontenjanından TBMM’ye soktuğu Hakan Şükür‘dür. Türkiye’nin en kritik meselesi sorulan “milletvekili”nin yanıtı ibretliktir. “Ben bilmem, büyüklerim bilir.”

Ki bu prensip, aileden, cemaatten taşınarak TBMM’ye kadar getirilmiştir. Ailede “ben bilmem, beyim bilir”, cemaatte “ben bilmem, şeyhim bilir” diyen bu anlayış, Türkiye’nin yasama organındadır artık. ABD’nin AB’nin, başkalarının yasalarına bilmeden el kaldırmak, bundandır.

Yürütmenin başı aslında Obama!

Yargı BOP eşbaşkanlığının önündeki en önemli hedeflerden biriydi. Adım adım orayı da ele geçirdiler. Anayasa mahkemesi, ardından HSYK… Yeni HSYK’nın belirlediği Yargıtay ve Danıştay üyeleri de, Bülent Artınç‘ın sınıf arkadaşlarını seçti bu kurumların başına!

Gelelim yütütmeye… Yürütmenin başı BOP Eşbaşkanı olduğunu söylüyor. Haliyle gerçek yürütme, bu durumda Ankara yerine Washington oluyor. Washington Libya diyor, bizim “yürütme” karargâh kuruyor; Washington Suriye diyor, bizim “yürütme” savaşa hazırlanıyor…

Sistem çürüdü

Daha fazla olguya ya da uzun tahlillere hiç gerek yok, herşey ortada: Yasaması, yürütmesi, yargısı bu haldeki bir sistem çürümüştür, çökmüştür!

Çürüyen, çöken bir sistemin dördüncü kuvveti de haliyle çürür ve çöker.

Sistem çürümemiş, çökmemiş olsa gazeteci ne Erdoğan’dan korkar, ne kendine otosansür uygular…  Patronunun işten atmasından da çekinmez! Çünkü gazetecilik bir namus işçiliğidir aynı zamanda.

Ama sistem çürüyünce, gazetelerde gazeteci de barınamıyor artık; o köy bu köy diyerek süre dolduruyor.

Dolayısyla haberi görmeyen gazetelere gerekçe diye en başta saydıklarımız, aslında sistemin çürümesinin bir tezahürüdür, sonucudur.

Ama her çöküntü, daha iyinin de zeminidir aynı zamanda!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ağustos 2011

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın