Posts Tagged Güney Kore
ABD’nin istediği Japon neo-militarizmi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/08/2026
II. Dünya Savaşı sonrası ABD-Japonya ilişkilerini üç bölüme ayırabiliriz:
1. Aşama: ABD’nin teslim olmak üzereyken nükleer bomba kullanarak Japonya’ya diz çöktürmesi ve işgal etmesiyle başlayan bu süreçte, Washington Tokyo’ya bir “barış anayasası” kabul ettirdi. 1947 tarihli bu anayasanın 9. maddesi, Japonya’nın demilitarizasyonu (silahsızlanması, askersizleşmesi) amaçlıdır: “Japonya savaşı devlet politikası olarak reddeder; uluslararası anlaşmazlıklarda güç kullanımını yasaklar; kara, deniz ve hava kuvvetleri bulundurulamayacağını söyler.”
2. Aşama: Ancak 1949-Çin Devrimi, 1950-Kore Savaşı ve SSCB ile Soğuk Savaş nedeniyle ABD Japonya’da semi-militarizasyona (yarı askerileşmeye) izin verdi: 1950’de Ulusal Polis Yedek Gücü ve 1954’te Öz Savunma Kuvvetleri oluşturuldu.
Abe-Kişida uygulamaları
3. Aşama: Çin’in güçlendiği ve çok kutuplu bir dünya inşasının başladığı süreçte ise ABD bu kez Japonya’nın militarizasyonunun önünü açtı.
Japonya Başbakanı Şinzo Abe döneminde, 2014’te, bazı Japon hukukçuların ifadesiyle, “anayasa değiştirilmeden anayasanın değiştirilmesiyle” neo-militarizasyon (yeni-askerileşme) sürecine girildi: Anayasanın 9. maddesi değiştirilmeden ama farklı yorumlanarak ve sonra yeni yasalarla, Japonya’nın “savunmadan saldırıya” dönüşümü başlatıldı. Buna göre Japonya sadece kendisine değil, müttefiklerine saldırıldığında da askeri güç kullanabilecekti. Devamında 2015’te Japon Parlamentosu Güvenlik Yasaları çıkardı. Buna göre artık Japon ordusu “ABD kuvvetlerini koruyabilir, müttefik operasyonlarına katılabilir ve doğrudan saldırıya uğramasa bile belirli şartlarda asker kullanabilir.”
2022’de ise Fumio Kişida hükümeti üç temel belge (Ulusal Güvenlik Stratejisi, Ulusal Savunma Stratejisi ve Savunma Güçlendirme Programı” yayımladı. Böylece Japon ordusunun artık “gelen saldırıyı karşılamakla yetinmeyip, gerekirse saldırının geldiği üsleri vurabilmesi” kararlaştırılmış oldu.
Japonya’ya NATO standardizasyonu
Bu yeni dönem, ABD’nin Japonya’yı “NATO standartlarına” yaklaştırma dönemidir. Böylece Japonya, 2022’den itibaren NATO standardı olan “savunma harcamasına GSYH’nin yüzde 2’sini ayırma” hedefine bağlanmış oldu. Bundan sonra Japonya başbakanları her NATO liderler zirvesine davet edilmeye başlandı. ABD ayrıca NATO ortağı yapılan Japonya’nın başkentinde bir “NATO irtibat ofisi” açmaya çalışıyor.
Bu sürecin silahlanma bakımından en önemli boyutu, Japon savunma sanayisini NATO ülkeleri üretim zincirine entegre etmekti. Bu Japonya’nın ABD’den silah almasından başlayarak çeşitli NATO ülkeleriyle ortak silah üretme programına girmesine kadar uzandı.
En dikkat çeken konu ise askeri rütbelerin, Japon İmparatorluk Ordusu’nda kullanılan rütbelerle değiştirilmesinin düşünülüyor olmasıdır. Bu, Japon ordusu kimliğinin, tarihsel olarak Japon militarizmine yeniden bağlanması demektir!
ABD Japonya’yı neden askerileştiriyor?
Üç aşamada kısaca incelediğimiz bu dönüşümün tek nedeni var: ABD, Japonya’yı Çin’e karşı askeri üs yapmaya çalışıyor. ABD bu amaçla “Müşterek Operasyon Komutanlığı” adı altında ABD ile Japon ordularının entegrasyonunu derinleştiriyor. Ayrıca Japonya ve Güney Kore ile birlikte üçlü savunma ortaklığı oluşturdu.
ABD’nin Japon neo-militarizasyonunun önünü açmasının son uygulamaları şunlardır:
– Japonya, bu yıl ilk kez Filipinler’deki askeri tatbikata resmi olarak katıldı ve 80 yıl sonra ilk kez yurtdışında saldırı amaçlı füze ateşledi.
– Japonya II. Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez geçen hafta merkezi bir istihbarat yapılanmasına girişti ve Japonya Ulusal İstihbarat Bürosunu kurdu.
– Japon Donanması, önceki gün ilk kez JS Chôkai destroyeri ile RGM-109 Tomahawk seyir füzesi ateşledi.
1.600 km menzilli bu füze ile Japonya, ABD çıkarının gereği olarak neo-militarizasyonunun esas hedefini orataya koymuş oldu: Toprağını savunma değil, başkasının toprağına saldırı!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Ağustos 2026
Türkiye Asya-NATO’suna karşı olmalı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 08/06/2026
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Japonya merkezli Nikei Asia gazetesine yazdığı makale önemliydi, iç politik gündemin ağırlığı nedeniyle değinemedik.
Fidan makalesinde savunma işbirliği konusunu öne çıkardı. Türkiye’nin insansız hava araçları (İHA) konusunda Japonya ile işbirliğine istekli olduğunu, bu işbirliğinin ortak geliştirme ve ortak üretim için önemli fırsatlar sunabileceğini belirtti. (AA, 30.5.2026)
Fidan’ın NATO’ya daveti
Ancak Fidan’ın asıl önemli mesajı NATO’yla ilgiliydi. Fidan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz’da ev sahipliği yapacağı NATO zirvesinde, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderleri ile savunma bakanlarını ağırlamak istediklerini belirtti.
Fidan’ın bu ülkeleri sıralarken, bu ülkelerden “NATO’nun Hint-Pasifik ortakları” diye söz etmesi önemliydi. Zira ABD yönetimi bir süredir Asya-Pasifik yerine Hint-Pasifik adlandırmasını kullanıyor. Çünkü ABD Çin’e karş Hindistan’a dayanmak istiyor
ABD’nin Japonya planlaması
Dışişleri Bakanı Fidan’ın davet etmek istediği ülkelerin Ankara’daki NATO zirvesine katılabilmesi, tüm NATO ülkelerinin onayıyla mümkün. Ancak ABD, son bir kaç zirvedir zaten bu ülkelerin zirvelere katılmasını sağlıyor. Bu bakımdan Fidan’ın davetini, Washington’un talebinin ev sahibi tarafından dile getirilmesi olarak yorumlayabiliriz.
Peki ABD bu ülkeleri neden NATO zirvesine çağırıyor?
Çünkü Japonya ve Güney Kore, ABD’nin Çin’e karşı askeri üssü durumunda. İki ülkede ABD askerleri var ve ABD geçen yıl Çin’e karşı Japonya ve Güney Kore’yle üçlü bir savunma ortaklığı oluşturdu.
Avustralya ise ABD’nin Çin’e karşı nükleer üs haline getirmeye çalıştığı ülke. Anımsayacaksınız, ABD, Fransa’nın Avustralya’yla yaptığı nükleer denizaltı anlaşmasını bozmuş ve yerine İngiltere’yle birlikte kendisi anlaşmıştı. Böylece üç ülke, ABD, İngiltere ve Avustralya AUKUS’u oluşturmuştu. Washington yönetimi buna Yeni Zelanda’yı da dahil etmeye çalışıyor.
ABD’nin Asya-NATO’su alt grupları
Fransa, bir parça da bu nedenle ama daha ziyade NATO’nun Asya’ya genişlemesine karşı olduğu için, birkaç zirvedir ABD’nin Japonya planını engelledi. O plan, ABD’nin Japonya’nın başkenti Tokyo’da bir “NATO irtibat ofisi” açmasıydı. Paris, bunu onaylamıyor.
Ama ABD, Asya-Pasifik coğrafyasında kurduğu üçgenleri, dörtgenleri, beşgenleri Asya-NATO’sunun alt grupları şeklinde inşa etmeye çalışıyor.
Bunlar, 1) ABD, Japonya ve Güney Kore arasındaki üçlü ortaklık; 2) ABD, İngiltere ve Avustralya arasındaki üçlü AUKUS ittifakı; 3) ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya arasında QUAD adlı dörtlü ortaklık ve 4) Soğuk Savaş’tan kalma ABD, İngiltere, Kanada Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki “Beş Göz” ortaklığı…
NATO’da alan kaydırma dönüşümü
Dışişleri Bakanı Fidan’ın mesajından ve davetinden anlaşıldığı kadarıyla AKP hükümeti, ABD’nin NATO’yu Asya’ya genişletmesine soğuk bakmıyor. Oysa NATO’nun Asya’ya genişlemesi Türkiye’nin çıkarına değildir; tersine ABD’nin bu stratejisi, Türkiye’yi fiilen Asyalı komşularıyla karşı karşıya getirir.
NATO’nun Baltık bölgesinden sorumlu Polonya, Batı Karadeniz’den sorumlu Romanya ve Doğu Akdeniz ile Ortadoğu’dan sorumlu Türkiye/Adana yeni karargâh planlaması yeterince risk dolu zaten. Ancak ne yazık ki Ankara bundan memnun ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler durumu “eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumdayız” diye tarif ediyor. Oysa ABD NATO’nun alanını kaydırarak, onu güncelliyor ve cephesini Avrasya’ya döndürüyor.
Kısacası Türkiye NATO’dan çıkmalıyken, Ankara’dakiler Türkiye’yi daha çok NATO’ya sokuyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Haziran 2026
Rus gazı, iki Kore’yi birleştirdi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/08/2011
Sibirya’daki askeri bir üste biraraya gelen Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti KDHC lideri Kim Jong İl, Rus gazının Kore yarımadasına taşınması konusunda anlaştı.
Rusya, KDHC topraklarından geçerek Güney Kore’ye ulaşacak doğalgaz boru hattı için Pyongyang’a yıllık 100 milyon dolar kira
ödeyecek.
2009 yılında Rusya enerji şirketi Gazprom ile Güney Kore enerji şirketi Kogas arasında Rus gazının ihracı konusunda yapılan anlaşmanın devamı olarak bu ay içinde biraraaya gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile KDHC Dışişleri Bakanı Kim Son Khvan konuyu müzakere etmişti.
Anlaşmanın ABD kaynaklı “Seul bu anlaşmayla enerji denetimini Pyongyang’a teslim eder” şeklindeki endişeye rağmen sonuçlanması, Moskova’nın başarısını gösteriyor.
KDH nükleer görüşmelere hazır
İki Kore’yi stratejik bir enerji programında birleştirmek, Rusya’yı “nükleer görüşmeleri” yeniden başlatma konusunda da inisiyatif almaya götürdü.
Kim Jong İl’in 10 günlük Rusya ziyareti öncesinde, Pyongyang’ın altılı görüşmelere “yumuşak” bir şekilde yeniden başlanması için Moskova’dan Güney Kore, ABD ve Japonya’ya baskı yapmasını istediği gündeme gelmişti.
Anımsanacağı gibi KDHC, iki Kore ile Rusya, Çin, Japonya ve ABD’nin de dahil olduğu “altılı görüşmelerden” 2008 yılında çekilmişti.
Ancak Pyongyang, Pasifik’te değişen konkonktürün de avantajından faydalanarak, kendisine uygulanan uluslararası yaptırımları kaldırtabilmek için görüşmelere yeniden başlamak istiyordu.
İşte Kim Jong İl – Medvedev zirvesinden önce bu konuda da bir mutabakat zemini doğmuş olma ki, Kremlin’den yapılan yazılı açıklamada “ziyaret sırasında Kore Yarımadası’ndaki nükleer sorunun çözümünü sağlamayı amaçlayan altılı görüşmelerin mümkün olan en kısa sürede nasıl yeniden başlatılacağı konusuna ağırlık verilecek” deniliyordu.
Nitekim Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Natalya Timakova “görüşmede, KDHC tarafı nükleer maddelerin üretimi ve testler konusunda bir moratoryum sunmaya hazır olduklarını iletti” diyerek, Kim ve Medvedev’in anlaştığını ilan ediyordu.
Moskova – Pyongyang dayanışması
Toplam 10 gün sürecek ziyaret sırasında Kim Jong İl’in çözmeyi planladığı bir başka konu da KDHC’nin Rusya’ya SSCB döneminden kalan 11 milyar dolarlık borcuydu.
Rus Ria Novosti ajansı, “bu sorunun en üst seviyede çözümü konusunda anlaşma sağlandığını” duyurdu.
Öte yandan Moskova’nın Pyongyang’a 50 bin tonluk gıda yardımı yapacağını açıklaması, iki ülke arasındaki dayanışmaya anlamlı bir katkı sundu.
Pekin’in başarısı
Moskova’nın bu enerji hamlesinin gerisinde aslında Çin’in de payı var.
Pekin, Washington’un Pasifik stratejisini adım adım boğuyordu. Bölgedeki ABD varlığını dengelemek üzere uzun yıllardır ekonomi kartını kullanan Pekin, son yıllarda büyük bir atak yapmış ve Pasifik’teki askeri varlığını geliştirmişti.
İşte Moskova, iki Kore’yi boru hattıyla birleştirmesini, Pekin’in ABD’ye karşı bu başarısının zemininde sağlamış oldu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ağustos 2011