Mehmet Ali Güller
Posts Tagged Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu
ÜÇÜNCÜ TÜRK – AMERİKAN SAVAŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/04/2012
Em. Tümg. Alaettin Parmaksız, kitabını da yazmıştı. Yani, ABD’nin Türkiye’yi nihai düşman görmesi TSK’nin bilgisi dâhilindedir. Ve aslında ABD Türkiye’ye savaşı daha 1991’de ilan etmişti. Bugün üçüncü Türk – Amerikan Savaşı yaşanmaktadır:
BİRİNCİ SAVAŞ
ABD’nin 1991’de Irak’a saldırısı, sonuçları açısından değerlendirilirse aslında Türkiye’ye açılmış bir savaştı. Irak’ın kuzeyinde kurulacak ikinci bir İsrail (Kuzey Irak) bu savaşın ana cephesiydi. Birinci Türk – Amerikan savaşının can alıcı çarpışmaları şunlardı:
ABD, Muavenet Zırhlısı’nı vurdu: ABD, 2 Ekim 1992 günü Ege’deki fiili ateş bölümü olmayan bir ortak asker tatbikatta, ateş düğmesi çok kademeli olmasına rağmen “yanlışlıklı” Türk zırhlısı Muavenet’i vurdu ve 5 askerimizi şehit etti.
Em. Albay Erdal Sarızeybey, Muavenet’in Eşref Bitlis’e gözdağı vermek için batırıldığını belirtmişti. Bitlis, ABD’nin Kürdistan Projesi’ni bozmak için 3 Ekim 1992 günü, yani Muavenet’in vurulmasından bir gün sonra, Irak’ın kuzeyine harekât düzenleyen komutandır.
Eşref Bitlis Katledildi: Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993 günü uçağına yapılan bir sabotajla katledildi. Hem ABD – PKK ilişkisini, hem de ABD’nin Çekiç Güç’le Irak’ın kuzeyinde kukla bir devlet kurmaya çalıştığını saptayan ve buna engel olmaya çalışan Eşref Bitlis, Pentagon’un baş düşmanıydı!
Birinci Türk – Amerikan savaşının bu döneminde Uğur Mumcu başta olmak üzere aydınlarımız katledilmiş ve Sivas katliamı yaşanmıştı.
Çelik Harekâtı: Türk Ordusu, Birinci Savaş’ın ilk dönemine yanıtı Çelik Harekâtı ile başlattı. 35 bin kişilik Türk Ordusu, ABD’nin ikinci İsrail’ine girdi. Başbakan Tansu Çiller’den habersiz başlatılan harekât sonunda, Washington 5 bin CIA peşmergesini Guam adasına çekmek durumunda kaldı. ABD’nin bu harekâtı engellemek için Gazi Mahallesi’nde Alevi – Sünni çatışması tezgâhladığını da anımsatalım.
28 Şubat: Birinci Türk – Amerikan Savaşı’nın ikinci döneminin bir diğer önemli hamlesi de 28 Şubat 1997’de ABD’ye meydan okunmasıdır. 28 Şubat Türkiye’nin “haçlı irtica”ya karşı hamlesi ve Atlantik’ten bölgesine ve Avrasya’ya yönelmesinin bir adımıdır. Bu döneme girilirken ABD “Türk Ordusunun hizadan çıktığını” tespit etmiştir.
Birinci Türk Amerikan Savaşı sonucunda Türkiye, ABD’nin hamlelerine yanıt vermiş ve Kuzey Irak’a yerleşmiştir!
İKİNCİ SAVAŞ
Binyılın Meydan Okuması: ABD, Türkiye’ye ikinci savaşı 2001 yılında ilan etti. Ekonomik krizle felç edilen Türk ekonomisi sayesinde ABD hızla yeni araçlarını devreye soktu: TSK’ye Hilmi Özköz darbesi yapıldı ve 3 Kasım 2002’de sandıktan AKP çıkartıldı.
Önüne Türk Ordusu’nu Kuzey Irak’tan atma hedefi koyan ABD, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat bin yıl sürecek” kararlılığına Nevada’da “binyılın meydan okuması” tatbikatı ile karşılık verdi.
Türk askerine çuval geçirilmesi: Çıkmayan 1 Mart tezkeresinin intikamını almak ve Türk Tugayı’nı Kuzey Irak’tan atmak için hamle yapan ABD, 4 Temmuz 2003 günü TSK’nin Süleymaniye’deki karargâhına girerek Türk askerlerini esir aldı, başlarına çuval geçirdi. Erdoğan – Özkök ikilisi hem verilecek tepkiyi yumuşattı hem de adım adım Türk Tugayı’nı Kuzey Irak’tan geri çekti. Türk askeri 2003 -2007 yıllarında bölgeden çekildikçe PKK büyüdü, ikinci İsrail yani Barzanistan konumunu sağlama aldı.
Ergenekon Operasyonu: Hilmi Özkök’ün 2002’de TSK’ye darbesiyle başlatılan Ergenekon operasyonu, fiilen 2007 yılında TSK ve İşçi Partisi’ni hedef alarak genişletildi. Türkiye’nin bağımsızlığı için mücadele veren siyasetçilerle, Türk Ordusu’nun millici ve Avrasyacı komutanları, sözde darbe yapacakları iddiasıyla dalga dalga tutuklandı.
Kürt Açılımı: ABD 2009 yılında AKP’ye “Kürt Açılımı” görevi verdi. Böylece Kuzey Irak cephesi fiilen Güney Doğu Anadolu’ya açılmış oldu! Bu dönemde Türk Ordusu’na sınır ötesi operasyon yasaklandı.
ÜÇÜNCÜ SAVAŞ:
Üçüncü Türk – Amerikan savaşının ana hedefi artık doğrudan Türkiye’dir!
Füze radarı: AKP üzerinden Kürecik’e İran ve Rusya’yı hedef alan füze radarı kuran ABD, böylece Türkiye’yi bu ülkelerle de karşı karşıya getirmiş oldu.
ABD – İsrail tatbikatı: Şubat 2012’de ABD ile İsrail ortak bir tatbikat yaptı. Tatbikatta sanki İran’dan yönelmiş gibi bir Sparrow füzesi atılarak hem İsrail’deki hem de Kürecik’teki radarın çalışması kontrol edilmiş oldu. Ayrıca iki radar arasında veri alışverişi yapıldı.
ABD – İsrail – Yunanistan tatbikatı: Kıbrıs açıklarında geçen hafta başlayan ve 5 Nisan’a kadar sürecek ABD – İsrail – Yunanistan tatbikatında, Türkiye düşman ülke! Tatbikat, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın ortak doğalgaz platformunu hedef alacak Türk Hava Kuvvetleri’ni bertaraf etmeyi amaçlıyor. Tatbikatın senaryosuna göre Türk savaş uçakları, Kürecik’teki radarla izlenecek ve ABD gemisinden ateşlenecek füzelerle vurulacak!
Üçüncü Türk – Amerikan Savaşı’yla başarılmak istenenler ise sırasıyla şunlar: İçeride: Yeni Anayasa, Başkanlık Sistemi, Demokratik Özerk Kürdistan ve Yeni Türkiye, yani Türk – Kürt Federasyonu! Dışarıda: Suriye’ye savaş, Kuzey Irak’ın Kuzey Suriye ile birleştirilmesi ve Akdeniz’e açılması, İran’a savaş.
Ancak uyaralım: Hem bölge hem de Türkiye’nin hamle sırasıdır artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2012
Alaettin Parmaksız, Erdal Sarızeybek, Eşref Bitlis, Hilmi Özkök, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Tansu Çiller, Uğur Mumcu
ERGENEKON TERTİBİ, 28 ŞUBAT’A OPERASYONDUR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/02/2012
Bugün iktidarda olanların 28 Şubat düşmanlığı elbette anlaşılabilir, zaten açıkça 28 Şubat’ın kendilerine karşı yapıldığını belirtiyorlar.
Ancak 28 Şubat’ın bir ABD – İngiltere – İsrail operasyonu olduğunu savunan kimi milliyetçi – ulusalcı kesimleri anlamak mümkün değil. Hatta bir bölümü, 28 Şubat’ın sırf AKP’yi doğurmak için yapıldığını bile iddia edebiliyorlar.
28 Şubat’ın aslında ne olduğunu ortaya koyan en önemli olgu, ABD’nin Türk Ordusu’nu nasıl değerlendirdiğidir. Çünkü bu, 28 Şubat’ın, Amerikancı 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle aynı şey olup olmadığını ortaya koymaktadır.
TÜRK ORDUSU’NUN ‘HİZADAN ÇIKMASI’
Türk Ordusu Mart 1995’te ABD’nin kendi toprağı ilan ettiği Kuzey Irak’a girerek, Washington’la karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç aslında 1986 yılında, Pentagon’un “Kürt Senaryosu”nu TSK’ye dayatmasıyla başlamıştı. 1991’de Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay’ın Bush – Özal planını reddederek Irak’a girmemesi ve istifa etmesi, ABD’nin Kürt Planı’nı açığa çıkaran ve karşısına Kale Planı’nı koyan Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in katledilmesi, sürecin önemli kırılmalarıydı.
1995’de Pentagon’un kukla devletine müdahale eden Türk Ordusu’nun artık ABD’nin resmi ve yarı resmi kurumlarında “ hizadan çıktığı” saptanıyordu.
Ve Türk Ordusu, bu tarihten itibaren milli devletini savunmak için Atlantik’le köklü bir karşı karşıya gelme sürecine girdi.
28 ŞUBAT, ATLANTİK’LE MÜCADELEDİR
İşte 28 Şubat da, milli devletin savunulması için Atlantikçilikle hem dışarıda hem de içeride mücadeledir. 28 Şubat bu nedenle – dindarlara değil – batı destekli irticaya yani “haçlı irticaya” karşıdır, Susurluk’la ortaya çıkan çetelere karşıdır, mafyalaşmış ekonomiye karşıdır… Özal’ın başlattığı, Çiller’in hızlandırdığı özelleştirme pogramının bile bu süreçte bir ölçüde kesintiye uğraması ve ancak AKP döneminde yeniden atağa geçmesi anlamlıdır.
Türk Ordusu ilk kez 28 Şubat’la bilikte silah envanterini çeşitlendirme stratejisini kabul edip NATO standartları dışı silah alımına yönelmiştir, Türkiye’nin bugün övündüğü Milli Gemi ve Milli Tank projeleri 28 Şubat ikliminde ortaya çıkmıştır.
28 Şubat, Türk devletinin NATO konseptleri gereği kenara attığı bölge merkezli dış politikaya dönmesi demektir.
28 Şubat’ı din düşmanlığı ve İran düşmanlığı gibi okuyanlara anımsatalım: 28 Şubat’çılar o gün ABD’ye karşı İran ve Rusya’yla ittifak önerirken, 28 Şubat karşıtları bugün İran’a karşı ABD radarı kuruyor, ABD’yle birlikte Suriye’ye müdahale etmek istiyor!
ÇEVİK BİR İLE TAYYİP ERDOĞAN’IN ÖDÜL KARDEŞLİĞİ
Ancak Türk Ordusu’nun 28 Şubat’da homojen olduğunu, yekpare olduğunu elbette iddia etmiyoruz. 28 Şubatçılık esas olarak Genelkurmay Başkanları Org. İsmail Hakkı Karadayı ile Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun çizgisidir.
Bugün, 28 Şubat’a karşı olanların, Org. Çevik Bir’in uygulamaları üzerinden saldırıya geçmesi anlamlıdır. Çünkü ABD’nin Türk Ordusu’nu yeniden hizaya sokmak için Genelkurmay Başkanı yapmaya çalıştığı Çevik Bir, 28 Şubat içinde Truva atıydı. 28 Şubat’ı Amerikancı bir darbeye dönüştürmek istedi.
Önü kesilen Çevik Bir, daha sonra Atlantikçi sermayenin Cumhurbaşkanı adayı olarak da Türkiye’nin karşısına çıktı!
Kaderini Washington’a bağlayan Fethullah Gülen’in de 28 Şubat’ta Erbakan’dan görevi bırakmasını istemesi, türbanı “teferruat” ilan etmesi gibi çıkışları da Çevik Bir’ciliğindendir.
Bir tek Çevik Bir ile Tayyip Erdoğan’ın ABD’deki Yahudi kurumlarından ödül almış olması ise başlı başına bir öneme sahiptir.
ERGENEKON OPERASYONUNUN ANLAMI
Çok önemli bir olayı daha anımsatalım. 28 Şubat kararlarından 8 ay sonra, Genelkurmay Başkanlığını 1998’de Org. İsmail Hakkı Karadayı’dan teslim alacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, 5 Kasım 1997 günü KKTC’deki Toros tatbikatında bir suikasttan kılpayı kurtuldu. Seken kurşunla Albay Vural Berkay öldü.
ABD’nin Türk Ordusu içinde kendine uygun isim arayışları sonraki yıllarda da sürdü.
Aslında 28 Şubatçıların ve Türk Ordusu’nun Washington tarafından nasıl değerlendirildiği 2003 yılına ait Wikileaks’in yayımladığı bir ABD belgesinde var. ABD, Hilmi Özkök’ün temsil ettiği Atlantikçiler üzerinden, subayların ana gövdesini oluşturan Milliyetçiler ile Avrasyacılar’ı Genelkurmay’dan temizlemek ve etkisizleştirmek istiyor.
İşte Ergenekon operasyonu, bu hedefin gerçekleştirilmesi içindir. Aksi takdirde ABD, kendi çıkarları için Türk Ordusu’nu komşularının üzerine süremez!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Şubat 2012
28 Şubat, Albay Vural Berkay, Çiller, Özal, Bush, Erbakan, Fethullah Gülen, Hilmi Özkök, Org. Çevik Bir, Org. Eşref Bitlis, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Necip Torumtay, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Tayyip Erdoğan
FETHULLAH GÜLEN, 28 ŞUBAT’IN NERESİNDE?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/02/2012
28 Şubat’ın yıl dönümü yaklaşırken bir kaç cepheden birden başlatılan kampanya dikkatinizi çekmiştir. Belgeseller, yeni iddialar, çamurlar, kin ve nefretler, kimi kalemşorların tutuklanacaklar listesi, Erbakan’ın tanka neden çıkmadığı vs.
Karadayı – Kıvrıkoğlu çizgisindeki 28 Şubat’ın bir Amerikancı darbeye dönüşmesi için o gün kalem sallayanlar, bugün “en demokrat kim” yarışmasında finale kalmaya çalışıyorlar.
O gün haber ve imtiyaz için asker kapısında sırada bekleyenler, bugün 28 Şubat’ı Amerikancı 12 Mart ve 12 Eylül’le aynı kefeye koyup taarruza geçiyorlar. O gün yaltaklandıkları isimlere bugün köşelerinden meydan okuyorlar!
28 Şubat’ın aslında ne olduğunu, 12 Mart ve 12 Eylül’den neden farklı olduğunu yarın ayrıntılı işleyeceğiz. Bugün bir başka konuya dikkat çekelim istedik.
Fethullah Gülen cemaatinin 28 Şubat’ın neresinde olduğunu inceleyelim dedik. Bakalım, demokrasi konusunda bugün ahkam kesenler, o gün neler söylemişlerdi…
GÜLEN: ERBAKAN, BAŞBAKANLIĞI BIRAKMALI
Gelin önce 28 Şubat kararlarının alınmasından 45 gün sonrasına gidelim önce…
Tarih, 16 Nisan 1997.
Yer, Kanal D.
Fethullah Gülen şöyle konuşuyor ekranda: “Erbakan bu işi (başbakanlığı) beceremedi, eline, yüzün bulaştırdı; emaneti hemen vermelidir, millet adına yapmalıdır bunu…”
Şaşırdınız mı?
Bugün “Erbakan neden direnmedi”, “Erbakan cesaret edip tankın üstüne çıksaydı 28 Şubat olmazdı” diye ahkam kesenlerin taptıkları demokrasi havarisi Fethullah Gülen, Erbakan’dan başbakanlığı bırakmasını istiyor o günlerde!
O gün televizyonda Yalçın Doğan’a “Erbakan hükümeti bırakmalı, ülkeyi daha fazla germemeli” diyen Fethullah Gülen, yıllar sonra sözlerinin anlamının aslında başka olduğunu Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil üzerinden söyleyerek, temize çıkmaya çalıştı.
GÜLEN: TÜRBAN TEFERRUATDIR
Bugün 28 Şubat’ın kızların başındaki türbanı çıkartmak için yapıldığı yalanını söyleyenlere bir anımsatma daha…
Fethullah Gülen o günlerde, türbanın “teferruat” olduğunu savunuyordu.
Zaman gazetesini inceleyin lütfen internet arşivlerinden…
Bugün TSK’ye vurabilmek için mezar kazdırıp, kemik arayanlar, 28 Şubat’tan önce işlenen faili meçhul cinayetleri neden görmüyordu, neden yazmıyordu, inceleyin…
Cemaat yazarlarının Sedat Bucak ve Mehmet Ağar’a destek yazılarını okuyun…
ALİ ÜNAL’IN SAVUNMASI
Sonraki yıllarda cemaat yazarları, takiyye ve kıvırma sanatının her türünü kullanarak aklanmaya çalıştı.
Örneğin Ali Ünal, 3 Temmuz 2006 tarihli Zaman’da şöyle yazıyordu: “28 Şubat’ta ordu yanlısı bir tavır takınan Fethullah Gülen, neden şimdi Şemdinli ve birbiri sıra patlak veren çeteler hadisesinde özgürlükçü bir tavır ortaya koyuyor? Oysa bu iki tavır arasında Hocaefendi tarafından hiçbir çelişkinin olmadığı apaçık. Darbelere her zaman karşı olmuş olan Hocaefendi, 28 Şubat’ta mevcut hükümetin darbe sebebi teşkil edeceğini gördüğü için, muhtemel bir darbenin önlenmesi maksadıyla hükümetin çekilmesini istedi.”
Neymiş? Gülen, darbe olmasın diye orduculuk yapmış!
Gülen’in nasıl darbesever olduğunu, 12 Eylül’ün öncesinde ve sonrasında neler yazdığını, “son karakol”da 12 Eylülcülere nasıl selam çaktığını, 11 Kasım 2011 tarihinde bu köşede anımsatmıştık. Yeniden inceleyiniz…
GÜLEN, ÇEVİK BİR’CİYDİ!
Yalnız şu farkı vurgulayalım: Fethullah Gülen 12 Eylül’cüydü doğru ama ne 28 Şubat’çıydı, ne de Orducu… Fethullah gülen o dönemde Güven Erkaya ve Çevik Bir’e açık destek veriyordu sadece…
28 Şubat içinde Çevik Bir’in truva atı olduğunu anımsatarak bitirelim bugün ve yarın “28 Şubat aslında neydi?” sorusuna yanıt arayalım…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Şubat 2012
28 Şubat, Çevik Bir, Fethullah Gülen, Güven Erkaya, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. İsmail Hakkı Karadayı, İsmail Müftüoğlu
12 EYLÜL YALANLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/01/2012
Eski Genelkurmay Başkanı Em.Org. İlker Başbuğ’un tutuklanması ve eşzamanlı olarak12 Eylül yargılamasının başlaması, en çok “yetmez ama evet”çileri rahatlattı. “Mesele darbecilikse, AKP neden 12 Eylül’ü yargılamıyor” diyenlere karşı mahcubiyet duymaktan kurtuldular.
AKP kalemşorları ise daha da mutlu, “12 Eylül generallerini yargılıyoruz” havasındalar…
Peki, gerçekte ne oluyor?
12 EYLÜL, 24 OCAK’TIR
Tahsin Şahinkaya’nın 1,Kenan Evren’in de 2 numara olduğu 12 Eylül iddianamesi bir kandırmacadır.
Çünkü önemli olan95 yaşındaki 12 Eylülcülerin değil, 12 Eylül sisteminin yargılanmasıdır; o sistemden hesap sorulmasıdır.
12 Eylül, 24 Ocak kararlarının uygulanması için yapılmıştır. O nedenle de, 12 Eylül iddianamesinin 1 numarası Paul Henze, 2 numarası da Turgut Özal’dır.
Tayyip Erdoğanlar, Abdullah Güller bu nedenle 12 Eylül’den hesap soramazlar. Çünkü kendilerinin de büyük gururla söyledikleri gibi, Özal’ın mirasçısıdırlar.
CUMHURİYET EKONOMİSİNİ YIKMA GÖREVİ
Neydi 24 Ocak kararları?
24 Ocak kararları, Cumhuriyet ekonomisini yıkıp, onu emperyalistlerin serbest piyasasına entegre etmekti. Cumhuriyet’in ekonomik kurumlarını özelleştirmeler yoluyla uluslararası tekellere peşkeş çekmekti. Gümrük Birliği ile ulusal pazarın duvarını yıktırmaktı.
Bunları gerçekleştirmek ancak süngüyle mümkündü. İşte bugün iddianameye 1 ve 2numara olarak sokulanlar, yalnızca o süngüyü tutanlardı…
12 Eylül, Türkiye’nin “Türk-İslam sentezi”ne göre yeniden biçimlendirilmesi, Kemalist devletin devrimciliğinin budanması demekti.
Bugün Türkiye’yi yönetenler, o günkü iklimde staj yaptırılanlardı; siyasi partilerin gençlik kolları başkanları arasında, tutuklanmayan tek isimlerdi.
EVREN İLE ÖZAL VE KARADAYI İLE ÖZKÖK FARKI
Kimi eski solcu, yeni liberaller ise Em. Org. İlker Başbuğ’un tutuklanmasını, 12 Eylül rejimini sonlandırma hamlesi olarak yorumluyorlar. Okurlarını ve dinleyenlerini ikna etmek için de, “Ordu, hep aynı ordudur” demektedirler.
Salt Genelkurmay Başkanları düzleminde baksak bile, bunun gerçek olmadığı görülür.
Özal’ın arkasındaki süngü olan Kenan Evren ile Özal’ın Türk Ordusu’nu ABD adına Irak’a sokma planına karşı çıkan Necip Torumtay aynı mıdır?
Haçlı irticaya karşı mücadele eden İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu ile haçlı irticayla şiir gibi çalışan Hilmi Özkök aynı mıdır?
Paul Henze’nin “bizim oğlanlar” dediği generallerle, ABD’nin 90’larda “hizadan çıktılar” dediği generaller aynı olabilir mi?
ABD BELGELERİNDE TÜRK ORDUSU
Türk Ordusu’ndaki kırılmaları, iki farklı kurmay tutumunu, iki ayrı konumlanma durumunu aslında bize en iyi olarak ABD belgeleri göstermektedir. Değerli gazeteci ustalarımdan Hasan Bögün, işte o belgeleri inceledi ve kitaplaştırdı.
Kaynak Yayınları’ndan çıkan “ABD ve AB Belgeleriyle Türk Ordusu” kitabı okunmadan, Türkiye’deki ordu tartışmaları anlaşılamaz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ocak 2012
Abdullah Gül, Hasan Bögün, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Hilmi Özkök, Org. Kenan Evren, Org. Necip Torumtay, Org. Tahsin Şahinkaya, Org. İlker Başbuğ, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Tayyip Erdoğan
HEDEFTE 5 GENELKURMAY BAŞKANI VAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/01/2012
PKK’nin tanık, TSK’nin de sanık yapıldığı Ergenekon soruşturması süreci, aşağıdan yukarıya tırmandırılarak Genelkurmay Başkanı’na kadar vardırıldı.
Em. Org. İlker Başbuğ‘un tutuklanması, Ergenekon’da bir Genelkurmay Başkanı’nın ilk defa tutuklanmasından daha çok, onun şahsında TSK’nin tümden terör örgütü diye suçlanması bakımından önemli…
Bu ilk olma durumunun, tersinden de bir ilk oluşturmasını ve Türk Ordusu’nun “hukuka saygı” diyerek ABD tertibine direnilemeyeceğini öğrenmiş olmasını arzuluyoruz. Zira ABD, operasyonu Başbuğ‘da durdurmayacak!
AYDINLIK UYARMIŞTI
Aydınlık arşivini açalım:
Tarih, 31 Ağustos 2008. 1102 sayılı Aydınlık dergisinin kapağı şöyle: “5 Genelkurmay Başkanı Ergenekon’la suçlanıyor.”
Devam edelim… Tarih, 5 Temmuz 2009. 1146 sayılı Aydınlık dergisinin kapağı günümüze ışık tutuyor: “Fethullahçı Gladyo’nun ‘8. darbe’ senaryosu sahnede! Hedef Org. Başbuğ.”
Kısacası, saldırı açık açık geliyor ama Türk Ordusu, “hukuka saygı”da mevzileniyordu.
GENELKURMAY BAŞKANLARI NEDEN HEDEF?
ABD’nin hedef aldığı Genelkurmay Başkanları Org. NecipTorumtay, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Yaşar Büyükanıt ve Org. İlker Başbuğ‘du…
Birincisi yaşamını yitirdi; ABD, beşincisinden başladı.
Peki bu komutanlar neden ABD’nin hedefiydi?
Org. Necip Torumtay, Cumhurbaşkanı Özal‘dan gelen Irak’a girme emrini uygulamamak için istifa etmişti.
Org. İsmail Kakkı Karadayı döneminde Türk Ordusu, Kuzey Irak’a, yani ABD’nin egemenlik alanına 35 bin askerle girdi ve kukla devleti büyük oranda dağıttı! Harekatın düzenlendiği Mart 1995 tarihi, aynı zamanda TSK’nin ABD’ye silahla direnmeye başladığı tarihtir.
Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Ocak 2002’de dost-düşman tarifi yapmıştı: “Bir taraftan soğuk savaşın eski düşman ülkeleri ortak çıkarlar için işbirliği yaparken, diğer yanda yıllarca dost ve müttefik olduğumuz ülkeler, Türk ulusunun bekaasına yönelik terörizme destek verdiği görülebilmektedir.
Org. Yaşar Büyükanıt ise ABD’nin terördeki rolüne dikkat çekmişti: “ABD Kuzey Irak’a konuşlanırsa, terörü de beraberinde getirebilir.”
Org. İlker Başbuğ, Irak’ın kuzeyinden gelen tehdide karşı İran’la işbirliği konusunda şunları söylemişti: “İran’la koordineli vurduk, gerekirse yine yaparız. İran’la istihbarat paylaşıyoruz. Onlar harekata başladığında, biz de yapıyoruz. Bilgi de paylaşıyoruz. Sınırın İran tarafından onlar, Türkiye tarafından biz operasyon düzenliyoruz.”
Beş Genelkurmay Başkanı, toplamda tehdidin kaynağını saptamış ve tehdide karşı bölgesel işbirliği içine girmişti. Kısacası, beşinin toplamı, ABD’ye karşı İran’la ve diğer komşularla ittifakı temsil ediyordu.
KURMAY ZAAFI
Ancak son iki Genelkurmay Başkanı döneminde ciddi zaaflar oluştuğunu da söylemeliyiz. Bu dönemde TSK, PKK’ye karşı ABD’yle “ittifak” çizgisine girdi, anlık istihbarat paylaşımı adı altında terörizmle mücadelenin en kilit unsurunu “müttefikine” teslim etti! Dahası, ABD’nin Avrasyacı subaylara karşı başlattığı tertibi, “hukuka saygı” diyerek izledi.
Em. Org. İlker Başbuğ‘un mahkemedeki savunmasında hâlâ “ben hep kanunların çizgisinde oldum” demesi, kurmay zaafının sürdüğünün göstergesidir.
Teğmenini teslim eden Genelkurmay Başkanı’nın generalini de koruyamadığı bir sürece dönüşen bu soruşturma, gelip en sonunda TSK’nin komutanını da esir aldı.
Esir diyoruz, çünkü bunun bir Türk-Amerikan savaşı olduğunu ve Türk subaylarının teker teker savaş dışı bırakıldığını görüyoruz. O savaş bugün Kuzey Irak cephesinde yoğunlaşmıştır; Suriye, Ermeni meselesi ve Kıbrıs cephelerinden de desteklenmektedir. Türkiye, bölünme anayasasıyla, milli devlet olmaktan çıkarılmak istenmektedir.
Türk Ordusu şu gerçeği unutmamalı: Milli devletler, orduları direndikçe vardır. SSCB, Rus Ordusu direnmediği için dağıldı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ocak 2012
Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Necip Torumtay, Org. Yaşar Büyükanıt, Org. İlker Başbuğ, Org. İsmail Hakkı Karadayı
PARİS METROSU’NDAKİ TESADÜF!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları on 24/10/2011
2002 yılının Mayıs ayına götüreceğim bugün sizleri, Paris’e… Paris banliyösünün kuzey garına… Her gün bir milyon insanın kullandığı girişte, yerde bazı ülkelerin liderlerinin fotoğrafları var. Kimler mi?
Bizden, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu var. Yine bizden Muammer Kaddafi var, Beşar Esad var, Hamaney var, başka ülkelerin emperyalizm karşıtı liderleri var.
Fransız devleti, diktatör saydığı bu isimlerin fotoğraflarını yere serip, her gün bir milyon vatandaşına çiğnetmektedir.
Bu onursuzluğa İşçi Partisi 9 Mayıs 2002 günü karşı çıktı ve sadece Org. Kıvrıkoğlu’nun değil, diğer liderlerin de fotoğraflarını boyayarak, ayaklar altında çiğnenmelerini engelledi. (O gün TSK’yi ayaklar altında çiğneten SüperNATO, bugün de Ergenekon soruşturmalarıyla tekmeliyor!)
Muammer Kaddafi’nin öldürüldüğü günden beri Paris metrosundaki fotoğraflar geliyor gözümün önüne. Sözcüklerimin sakinleşmesi için bekledim, yazmadım bugüne kadar!
KADDAFİ SONUNA KADAR MÜCADELE ETTİ
Evet, Libya lideri Muammer Kaddafi de, tıpkı Nikolay Çavuşesku, Saddam Hüseyin ve Slobodan Miloseviç gibi emperyalizme karşı mücadele ederken, ayakta öldü!
Çavuşesku Romanya’yı emperyalizme karşı savunurken eşiyle birlikte kurşuna dizilerek öldürüldü, Saddam Hüseyin ülkesini işgal eden ABD’ye karşı direnirken öldü, Slobodan Miloseviç emperyalizmin mahkemelerinde yargılanırken öldü… İşte şimdi de Muammer Kaddafi, ülkesini NATO saldırılarına karşı savunurken öldü, ayakta öldü!
Emperyalizmin dev psikolojik savaş aygıtları, dört lideri de dünyaya, halklarına zulmeden diktatörler diye tanıttı. Dünya er geç dördünün de yalnızca vatanını savunduğunu anlayacak ve özür dileyecektir!
EMPERYALİZMİN ‘DEMOKRASİ’ YALANLARI
Emperyalizme karşı mücadelede vardır böyle sonlar… Her türlü yalanla saldırırlar size, bin bir yalanlar örerler etrafınıza. Lenin de, Mustafa Kemal de, Mao da bu yalanlarla karşılaştı.
Rus Çarlığını yıkan Lenin, Padişah saltanatına son veren Mustafa Kemal, ülkesini emperyalist sömürüden kurtaran Mao, eskiyi yıkıp yeniyi kurdukları için tarihin en büyük demokrat devrimcileridir. Oysa emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri tarafından, demokrat olmamakla, diktatör olmakla suçlandılar hep; hâlâ da suçlanıyorlar…
Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi de ülkelerindeki krallıkları yıkarak, feodaliteyle hesaplaşarak, o kralların işbirliği üzerinden ülkelerini sömüren emperyalist devletlerle savaşarak “diktatör” oldular!
Emperyalizmin diktatörlük tanımı böyledir çünkü: Emperyalizmle işbirliği yaparsan, ülkeni emperyalist tekellere açarsan kral da olsan, aşiret lideri de olsan “demokrat” ilan edilirsin. Ama ülkeni emperyalizme karşı savunursan, hele bir de askersen, mutlaka diktatör ilan edilirsin!
Ama ABD Başkanı Obama gibi başka ülkelere saldırırsan, çoluk çocuk demeden milyonları katledersen, en büyük demokrat olursun, Nobel barış Ödülü alırsın!
Değinmeden geçmeyelim: Komşularımız Irak ve Suriye ile kuzey Afrika’da Libya’nın asker kökenli liderlerinin olması tarihi zorunluluktu. Nihayetinde her ülke sömürgecilere karşı bağımsızlığını silahla kazanır çünkü! Tıpkı Mustafa Kemal örneğinde olduğu gibi…
ONURUMUZ…
Evet, emperyalizme karşı mücadelede vardır böyle sonlar demiştik… Libya bugün Kaddafi’yle birlikte bağımsızlığını da, özgürlüğünü de kaybetti.
Ama tarihin en büyük yasasıdır: Halklar er geç özgürlüklerini kazanır! İnsan olmanın gereğidir bu çünkü!
Metroda fotoğraf çiğnetmeyen o büyük onur, insanlığın geleceğinin teminatıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ekim 2011
Çavuşesko, Kaddafi, Miloseviç, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Paris Metrosu, Saddam Hüseyin
- Diğer 1.456 aboneye katılın
Kategoriler
- ABC Yazıları (23)
- Aydınlık Gazetesi Yazıları (1.402)
- CGTN Türk (260)
- Cumhuriyet Gazetesi (995)
- Film Yazıları (1)
- Kitap-Film Yazıları (14)
- Mesleki Yazılar (5)
- Odatv Yazıları (216)
- Politika Yazıları (3.020)
- Radikal Kitap Yazıları (1)
- Teori Dergisi Yazıları (6)
- Uncategorized (10)
Arşivler
İstatistikler
- 1.148.651 hits