Posts Tagged Pentagon
PENTAGON’UN KABUSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 05/08/2011
ABD hazine bakanlığının eski müsteşarlarından Paul Craig Roberts, Washington açısından savaşın kaçınılmaz hale geldiğini savundu. Roberts ABD’nin, birincisi üretimle, ikincisi konut balonuyla, üçüncüsü de devlet borçlarıyla ilgili eş zamanlı üç kriz yaşadığını belirtiyor ve ekliyor: “ekonomik iyileşme umutları ortadan kalkınca, savaş ihtiyacı daha kaçınılmaz hale geldi.”
ABD İLE ÇİN-RUSYA ÖN SAVAŞI
Eski ABD Hazine Müsteşarı Roberts, ABD’nin Ortadoğu’da Çin ve Rusya’yla karşı karşıya gelmemek için Libya ve Suriye meselesini paravan olarak kullandığına dikkat çekiyor. Roberts, Counterpunch’ta yer alan “kıyamete giden yol” başlıklı makalesinde, ABD’nin Çin’in Afrika’daki yatırımlarına engel olmak için Libya’da, Rusya’nın Tartus’taki deniz üssünü dengelemek için de Suriye’de isyan çıkardığını belirtiyor.
Eski ABD Hazine Müsteşarı Roberts’ın bu makalesi, ABD’de süren tartışmanın da bir yansıması. Daha önceki kimi yazılarımızda dikkat çektiğimiz bu tartışma, şu zeminde sürüyor: ABD hakim sınıflarının bir grup temsilcisi, “şerefli geri çekilmekten”, bir diğer grup ise “dünyayı ateşe vermekten” yana… Bu kesime göre, ABD nasılsa savaştan en az zararla çıkacak!
İşte eski ABD hazine bakanlığı müsteşarı Roberts’in açıklaması da bu zemindeki tartışmanın bir yansıması…
PENTAGON’UN EN KÖTÜ KABUSU
Ancak meselenin bir de diğer boyutu var.
ABD haftalardır borç tavanı yükseltme kriziyle sarsıldı. Son dakikada, Beyaz Saray ile Kongre arasında bir kısmi mutabakat sağlandı ve kriz ötelendi. Burada dikkat çeken vahim şey ise krizin, sanki borç tavanı yükseltmek matah birşeymiş gibi sunularak, çözüldüğünün iddia edilmesi!
ABD sözde bu krizi aştı ama şimdi de Pentagon’un bütçesinde yapılacak zorunlu kesintilerle boğuşuyor…
Kongre’nin kabul yeni bütçe planına göre, önümüzdeki 10 yıl içinde Pentagon’un 350 – 800 milyar dolarlık kesintisi sözkonusu olacak. Peki bu ABD’nin dünya jandarmalığına nasıl yansıyacak?
En somutunun ABD Genelkurmay Başkanı Ora. Michael Mullen’in Afganistan’daki askerlere söylediği maaş ödeme sıkıntısı olduğunu daha önce yazmıştık.
Pentagon kurmayları, maaş dışındaki yüksek silah sistemlerinin geleceğine odaklanmış durumda şimdi.
Örneğin Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi bütçe analisti Travis Sharp, “ileride yapılacak kesintiler beklendiği kadar yüksek olmasa bile 300 milyar dolarlık F-35 Müşterek Taarruz Uçağı programı rafa kaldırılabilir” diyor. Sharp durumu “Pentagon’un en kötü kabusu” olarak yorumluyor. Keza savunma analisti Mackenzie Eaglen, “bu Pentagon için tam bir kaos” diyor.
ABD SÜPERGÜÇ OLMAKTAN VAZGEÇECEK
American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşundan Thomas Donnelly, “ABD’nin savunma bütçesini eritmesinin, dünyanın süper gücü olmaktan vazgeçmesi anlamına geldiğini” belirtiyor.
Hürriyet Planet’te yer alan analize göre birçok Pentagon yetkilisi ve savunma analisti için, savunma bütçesinin kesilmesi ABD’de yaşanan bütçe krizinden çok daha karanlık bir senaryo doğuracak.
ABD HER DURUMDA YENİLECEK
Roberts’in “savaş kaçınılmaz hale geldi” demesine yeniden dönersek… Savaş açacak kuvvetin, “savaş açacağım” demesi pek olağan değil.
Savaş reel olarak ABD için bir ihtiyaçsa da, ABD’nin bu ihtiyaca sarılacak ne parası ne de kuvveti var…
Irak ve Afganistan’daki başarısızlık, Libya’da NATO’nun içinde bulunduğu çıkmaz, Suriye’ye diz çöktürememe, İran’a karşı çaresizlik gibi Washington’un önünde duran sorunlar, ekonomik krizle ve bütçe kesintileriyle daha da büyüyor…
ABD, “şerefli geri çekilerek” de, “dünyayı ateşe vererek” de bu sarmaldan çıkamayacak.
Putin’in ABD’yi asalak ilan ettiği, Çin’in ABD’nin kredi notunu düşürdüğü yeni bir döneme girmiş durumdayız.
Bu yeni dönemde artık biricik mesele, dünyanın ABD yenilgisine en az hasarla girmesidir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık gazetesi / s:6
5 Ağustos 2011
PENTAGON’UN ASTA İTİRAFI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/07/2011
Libya’da ikili bir inisiyatif oluştu:
Birincisi, ABD inisiyatifi: İstanbul’da “Libya Temas Grubu” toplanıyor. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton gizli ‘füze kalkanı’ gündemi dışında resmi olarak bu toplantı için geliyor.
İkinci inisiyatif Avrasya inisiyatifi, başını Rusya çekiyor: Moskova Kaddafi’nin iktadarda kalıp kalmayacağından bağımsız olarak, meselenin silahsız çözümü konsunda öne çıktı, Afrika Birliği üzerinden inisiyatif geliştirdi. Fransa Başbakanı Fillon bile “Rusya’nun arabuluculuğunun arkasındayız” dedi. Ve en önemlisi Rusya, davet edildiği “Libya Temas Grubu” toplantısına katılmayacağını ilan etti. Rus Dışişleri, çözüm adresinin İstanbul olmadığını, BM Güvenlik Konseyi olduğunu savundu.
Aynı şekilde Çin de İstanbul toplantısına katılmayacağını ilan ettti.
İki cephe imkansız
Gerçek şu ki, Libya’ya saldırı konusu artık saldıranların da ayağına dolandı. Füze maliyetlerinin çözümsüzlüğü askeri harekatı gevşetti. Emperyalist blok üyeleri, maliyetleri birbirinin üzerine atma derdine…
Hal böyleyken, ABD’nin bir de Suriye cephesi açması gittikçe zayıflıyor. Daha doğrusu Libya saldırısını bitirmeden, Suriye’ye saldırmak Washington’un çapını aşıyor.
Bunu biz söylemiyoruz, ABD Savunma Bakanı Robert Gates, görevi devretmeden önce yaptığı son Westpoint konuşmasında ABD askerlerine söylüyor: Gates konuşmasında ABD’nin Asya’da kaybettiği dört savaşın (Kore, Vietnam, Afganistan ve Irak) muhasebesini yapıyor.
Altın anahtar: Türkiye
Burada altın anahtar konumunda olan tek bir ülke var: Türkiye!
Bill Clinton’un 1999’da “Avrasya’nın kilidi” dediği Türkiye, şimdi gerçekten kilit!
Türkiye’nin planlara dahil olup olmaması, ABD’nin bölge strateji açısından artık birinci tayin edici durumdur. Daha da berraklaştırırsak, ABD’nin bölge kaderi Ankara’ya bağlıdır.
Türkiye boyun eğerse, Ankara AKP’nin “Füze kalkanına” imza atmasını engelleyemezse, ABD bölgede elini güçlendirecektir.
Ama Washington’un elini güçlendirmesi, süreci tayin etmeyecektir. Gates’in itiraf ettiği Asya yenilgilerine, sadece yenileri eklenecektir. Türkiye de ABD’nin yenilgisini paylaşıp, komşularıyla hatta Çin ve Rusya gibi Avrasya’nın devleriyle karşı karşıya gelecektir!
Türkiye, büyük devlet olup olmadığının en önemli sınavıyla karşı karşıya…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:6
15 Temmuz 2011
ABD BİN LADİN’İ NEDEN ÖLDÜRDÜ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 04/05/2011
ABD’nin El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i öldürdüğünü açıklamasından bu yana en çok konuşulan şey, bunun doğru olup olmadığı… Elbette böyle bir kuşkunun maddi zemini vardır: ABD’nin Bin Ladin’le ilişkisi, Bin Ladin’in 1979’da CIA adına SSCB’ye karşı mücahit örgütlenmesi yapması, ABD’nin 11 Eylül’den sonra Bin Ladin “tehlikesi” üzerinden Afganistan’ı işgal etmesi, 1 numaralı terörist olmasına rağmen yıllardır yakalanamaması(!), zaten 2007’de böbrek yetmezliği nedeniyle öldüğünün gündeme gelmesi vb.
Biz bunların üzerinde durmayacağız. Sonuçta, gerçek ya da sanal, ABD Usame Bin Ladin’i öldürdü. Sanal bile olsa ABD’nin Bin Ladin’i neden öldürdüğü üzerinde duracağız. Önce olgular:
AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLME DÖNEMİ
1.. ABD Afganistan’dan çekilme takvimini geçen yıl ilan etmişti. Ancak ABD içinde bu takvime itiraz edenler olmuştu. Örneğin ABD’nin Afganistan komutanı General McCyrstal, bu itirazı dillendirdiği için görevden alınmış ve yerine General Petreaus atanmıştı.
ABD’yi bu takvimi yapmaya zorlayan iki ana etmen, siyasi başarısızlık ve ekonomik krizdi. Öyle ki, Amerikan halkı, ABD’nin denizaşırı askeri operasyonlarını sorgular hale gelmişti.
ABD, bu nedenle Obama ile birlikte Büyük Ortadoğu Projesi’nde revizyon yapmış ve askeri doktrini olan 2.5 savaş konseptini rafa kaldırmıştı. Bush döneminin Savunma Bakanı olan Robert Gates’in yaptığı yeni “Milli Savunma Stratejisi”nin omurgasını artık “yumuşak güç” oluşturuyordu. Gates bu geçiş nedeniyle Obama’nın birinci yılında da Pentagon’un başında kalacaktı.
ABD, yeni BOP gereği, NATO’yu etkin hale getirecek, AB ile transatlantik ilişkileri yeniden kuracak ve “düşman İslam” söyleminden “ortak İslam” söylemine geçerek, Ortadoğu’daki yıpranan etkisini onaracaktı. Kısmen bunda başarı da kazandı.
HALK HAREKETLERİ
2.. Ancak, Tunus’ta başlayan ve Mısır, Yemen, Ürdün, Bahreyn ve Kuzey Irak gibi ABD nüfuzu olan bölgelerde gelişen halk hareketleri, Washington’u yeni bir sürece zorladı.
Washington örneğin Mısır’da, İsrail’in bütün çabalarına rağmen, Mübarek gibi bir müttefikini koruyamadı. Ki süreci izleyenler anımsayacaktır, Washington “Mübarek’i verip, rejimi kurtarmaya” yönelmişti. “Ara dönemler”, “geçiş rejimleri” gibi ataklarla mevzi kazanmaya çalışan ABD, bunda kısmen başarılı oldu.
ABD, diğer yandan nüfuz alanı olmayan, dahası kendisine karşı olan İran, Suriye ve Libya gibi ülkelerde de, son 10 yıldır denediği gibi yine kışkırtmalar yaratarak, karşı atağa geçti. İran gibi güçlü devletler her ne kadar bu kalkışmaları hızla bastırsa da, önce Libya sonra Suriye, bu kalkışmalar karşısında zorlandı.
ABD, BM’nin sözde meşruiyeti üzerinden, Fransa-İngiltere ikilisinin kuyruğuna takılarak, Libya’ya saldırdı. Ancak, atılan her füzenin artık mali hesabı yapılıyordu. Ardından operasyon, NATO’nun üzerinde yıkılmaya çalışıldı. Süreç devam ediyor…
TALİBAN’LA PAZARLIK DÖNEMİ
3.. Bu arada içinde eski NATO Afganistan Temsilcisi Hikmet Çetin’in de olduğu 15 kişilik bir komisyon, ABD devleti için yeni Afganistan yol haritasını hazırladı. Buna göre, yeni dönem Washington ve Karzai’nin Taliban’la müzakeresi üzerinden yürütülecekti. Ki bu durumda, ABD’nin ilan ettiği geri çekilme takvimi de işleyebilecekti.
4.. ABD merkezi kurumları olan CIA ve Pentagon’da iki önemli ve köklü değişikliğe gitti. Obama CIA Başkanı Panetta’yı Pentagon’un başına, Afganistan komutanı General Petreaus’u da CIA’nın başına atadı!
ÖZEL SAVAŞ
Peki, bu dört olgu ne anlama geliyor?
Birincisi, Obama’nın en önemli komutanı olan Petreaus’un CIA’nın başına geçmesi, CIA’nın askerileştirileceğinin bir işaretidir. 2.5 savaş konseptini rafa kaldıran ABD’nin, konvansiyonel savaşlar yerine, “yumuşak gücü” de kullanarak, “özel operasyonlara” yöneleceğinin ifadesidir.
ABD, doğrudan askeri müdahale seçeneği yerine, bu özel operasyonlar üzerinden “Ortadoğu’da güç ve nüfuz kaybının” önüne geçmeye çalışacak.
İkincisi, bu özel savaşın bir parçası olarak, ABD yeni dönem ilişkiler oluşturacak. Ki bu ilişkiler başladı. Washington Mısır’da Müslüman Kardeşler’in “ılımlı” kanadıyla, Suriye’de Selefi örgütlerle, Libya’da El Kaide üyesi militanlarla yakın temas halinde…
Bin Ladin’in –gerçek ya da sanal- varlığı, bu tip yeni dönem ilişkilerinin önünde bir engel oluşturuyordu.
İşte ABD, Büyük Ortadoğu’daki bu yeni dönemin ihtiyaçları gereği, Bin Ladin’i öldürdü; daha doğrusu kullanıp attı!
Mehmet Ali Güller
4 Mayıs 2011
PENTAGON, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMAYAN SALDIRI STRATEJİSİNİ SORGULUYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları on 01/04/2003
PENTAGON, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMAYAN SALDIRI STRATEJİSİNİ SORGULUYOR
ABD “Çığ Etkisi” yaratamadı
Pentagon’un, “yuvarlanarak başla” stratejisi, “önce saldır, Türkiye’den Kuzey Cephesi aç ve takviye yap” şeklinde iç içe geçmiş üç başlıktan oluşuyor. Ancak, Türkiye, ABD’ye kuzey cephesi açtırmayarak, ABD’nin iç içe geçmiş üç aşamasını kesintiye uğrattı; Irak’a, güçlü savunma kurarak Pentagon stratejisinin birinci aşamasını başarısızlığa uğrattı.
MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
1 Nisan 2003
ABD’nin Irak’a saldırısında iki strateji çarpıştı; ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ve ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in stratejileri. Powell’in uygulanmasını istediği strateji, Genelkurmay Başkanlığı döneminde, 1. Körfez Savaşı’nda da uygulanan, “önce yığınak sonra işgal” stratejisiydi. Ancak, hakim olan, Rumsfeld’in stratejisiydi. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un bu stratejisi “Şahinler Ekibi” tarafından ortaya atıldı. Aynı ekip, “Bush Doktrini” olarak adlandırılan, “tehdit oluşmadan önce saldır” şeklinde özetlenecek yeni ABD Savunma Konsepti’nin de mimarlığını yaptı.
PENTAGON STRATEJİSİ: “YUVARLANARAK BAŞLA”
ABD’nin Irak’a saldırı stratejisi, Pentagon tarafından “Rolling Start” diye adlandırıldı. “Yuvarlanarak başla” diye tercüme edebileceğimiz stratejinin özü şu: Çığ, önce küçüktür, yuvarlandıkça büyür.
Pentagon, stratejisini birbiri içine geçmiş üç ana başlıkta tanımlıyor: 1) Hemen Saldır 2) Diplomasiyi sürdür 3) Takviye yap.
Bu stratejiye göre, ABD’ye kuzey cephesi açmakta ayak direten Türkiye, saldırının hemen başlamasıyla “ABD’nin kararlılığını” görecek ve tezkereyi verecekti. Ancak, Türkiye’nin ABD’ye kuzey cephesini açmaması, birbiri içine geçmiş aşamaları kesintiye uğrattı. “Hemen Saldır”la, “Takviye yap” aşamalarının bağlantısını kuran “Diplomasiyi sürdür” aşaması, Türkiye’nin direnci nedeniyle oluşmayınca, yani TBMM, ABD’ye tezkere vermeyince, Pentagon’un stratejisi “çığ etkisi” yaratamadı. Yani, gittikçe büyüyemedi, günler ilerledikçe “şok ve dehşet” etkisi yaratamadı.
“Şok ve Dehşet”, Pentagon’un kamuoyuna resmî olarak duyurduğu ilk vuruşunun ismi ve “Yuvarlanarak başla” stratejisinin birinci aşamasıydı. Pentagon, “şok ve dehşet”le, Iraklı muhalifleri ve ara güçleri, Saddam Hüseyin’in arkasından çekmeyi hesaplıyordu.
ABD BASINI, STATEJİYİ SORGULADI
ABD’nin Irak’a saldırısı, günler ilerledikçe sonuç almaktan uzak olduğu yorumlarına yol açtı. ABD basınına yansıyan eleştiriler, bir bakıma, ABD merkezî kurumlarının değerlendirmesini yansıtıyordu. “Yuvarlanarak başla” stratejisi New York Times ve Washington Post gibi, ABD merkezî kurumlarına yakınlığıyla bilinen gazetelerde sorgulandı. 24 Mart günlü New York Times gazetesinde, “Savaşın ilk günleri kolay geçti ve savaşın temiz olacağı, az kayıp verileceği sanıldı. Hafta sonunda ise muharebe meydanında, ölümler, insan hataları ve başka trajedilerle karşılaşıldı” ifadesi kullanıldı. Gazetede, Amerikan askerlerinin esir düşmesi, birliklerin yeterince güvenlik önlemi almadan hızla ilerlemesinin bir sonucu olarak değerlendirildi. New York Times, izlenen ABD stratejisine ilişkin şüphelerini şöyle dile getirdi: “Önümüzdeki günler, nispeten küçük birliklerin müthiş bir hava gücü takviyesiyle ilerlemesinin iyi bir karar olup olmadığını gösterecek.”
24 Mart tarihli Washington Post gazetesinde de benzer tedirginlikler dile getirildi: “Pentagon yetkilileri, ABD birliklerinin en azından güney Irak’ta Şiiler tarafından kurtarıcı gözüyle görüleceğini düşünüyorlardı ve askerî stratejiyi bu bakış açısıyla hazırlamışlardı.” Gazete, Irak kuvvetlerinin, Amerikan tarafında ağır kayıplara neden olarak, Pentagon’un stratejisini boşa çıkardığını yazdı.
“HAVA BOMBARDIMANI PES ETTİREMEDİ”
26 Mart tarihli New York Times gazetesinde de, stratejinin ilk aşaması olan “şok ve dehşet”in yaratılamadığı, “Hava bombardımanı pes ettiremedi” başlıklı haber-analizde ele alındı. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers, Pentagon’un şiddetli öncü hava bombardımanıyla Irak Hükümeti’ni çabucak şok etme stratejisinin istenildiği kadar iyi işlemediğini söyledi.
Haber-analizde, General Myers’ın 3 hafta önce “ABD ordusu, öylesine bir şok indirecek ki Irak rejimi sonun kaçınılmaz olduğunu hemen anlayacak” dediği, ancak hâlâ Irak liderinin cephe komutanlarına emirler gönderebildiği ve ABD’li komutanların pek çoğunun da Irak’ta toplu teslim olma işaretlerinin henüz görülmediğini itiraf ettikleri belirtildi. New York Times’a açıklama yapan Hava Kuvvetleri uzmanları, Pentagon’un yürütmekte olduğu hava bombardımanı sürecinin kısa zamanda bir teslim olma durumu yaratmayacağını belirtiyorlar. “Şok ve dehşet taktiğinden öğreneceğimiz ana sonuç başarılı olmadığı sonucudur” diyen Chicago Üniversitesi profesörlerinden Robert A. Pape, “Bombardımanın, Saddam Hüseyin’in arkasından destek çektiremediğine” dikkat çekti.
Uluslararası haber ajansları da, ABD saldırısının ilerleyen günlerinde, “Amerikalılar ve İngilizlerin, aradan bir hafta geçtikten sonra, Irak’taki savaşın kısa süreceği ve kolay olacağına ilişkin hayalleri suya düştü. Zira, geçen süre zarfında Saddam Hüseyin yok edilemedi, Baas rejimi ayakta duruyor… Dahası Bağdat’ta cereyan edecek muharebede verilmesi kaçınılmaz görünen ağır kayıpların korkusu yüreklerde yer etmeye başladı…” yorumlarında bulundular.
ABD, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMADI
AFP Ajansı, 26 Mart günlü bu yorumunu, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in “Henüz sona değil, başa daha yakınız” itirafına dayandırdı.
Rumsfeld, 25 Mart’ta yaptığı basın toplantısında, Iraklılara, ABD ve İngiliz askerlerinin yardımı ulaşıncaya kadar Saddam Hüseyin rejimine karşı ayaklanmamalarını tavsiye etti. Oysa, “Yuvarlanarak başla” stratejisinin ilk aşaması olan “Şok ve dehşet” vuruşuyla, ABD, muhalifleri ayaklandırmayı ve ara güçleri Saddam Hüseyin’den ayırmayı planlıyordu. Stratejinin yanlışlığı nedeniyle, muzaffer bir komutandan uzak bir ruh haliyle yüzlerce kameranın karşısına geçen ABD’nin bir numaralı askeri, “Baş etmeye hazır olmadıkça, isyana teşvik etme konusunda gönülsüzüm” diyordu.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ
Bu açıklama, aslında, ABD açısından nihai sonun da göstergesi. Siyasi stratejinin yanlışlığı, mecburen askerî strateji yanlışlığına da dönüştü ve “Kıbrıs’tan Orta Asya’ya kadar tüm coğrafyayı yeniden biçimlendirme” amacında bulunan “tek süper güç ABD”, daha Irak’ta bile stratejisinin yanlışlığıyla yüzleşti. ABD’nin yeni savunma konsepti olan “Bush Doktrini” Irak’ın bile çok kolay aşılamayacağı gerçeğiyle tanıştı. Etnik ve mikro milliyetler temelinde Yugoslavya’yı parçalama siyaseti, Ortadoğu’da kayaya çarpmış ve bölge ülkelerinin izlediği ulus devleti savunma siyaseti, yeni nesnel ittifaklar yaratmıştı.
Irak, güçlü bir savunma kurarak ve “halkı ordulaştırarak”, Pentagon stratejisinin ilk aşamasını başarısızlığa uğrattı. Bunun yanında, Türkiye de, ABD’ye direnerek stratejinin aşamaları arasındaki bağı kopardı. 20. yüzyılın başında dünyanın tarihini değiştiren ülke Türkiye, 21. yüzyılın başında da bu misyonunu, ABD’ye kuzey cephesi açtırmayıp, Pentagon’un stratejisinin başarısız olmasını sağlayarak yerine getirdi. Kaldı ki, “Şok ve dehşet” yaratılamaması bir yana, Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin izlediği çizgi sonucunda, Iraklı muhalifler, Irak merkezî hükümetinin etrafında mevzilenmeye bile başladılar. Başta Şiiler olmak üzere, Türkmenler ve Kürtler de, Irak merkezî hükümetiyle birlikte ABD’ye karşı savaşıyor. Öyle ki, ABD’nin “Kukla Devlet” için görev verdiği aşiretler bile, Türkiye’nin kararlılığı karşısında, “biz yokuz” demek zorunda kaldılar.
Pentagon, şimdi bu stratejiyi nasıl düzelteceğini tartışıyor. Stratejiyi taktiklerle düzeltmek mümkün olmamakla birlikte, ABD, Irak engelini aşmak için her türlü yolu deneyecektir. Bu yollardan biri de, zayıf bir ihtimal olmakla beraber, ABD’nin nükleer silahlara başvurabileceğidir. ABD, stratejiyi devam ettirebilmek için kuzey cephesine muhtaç. Havadan indirme yaparak, Irak’ın kuzeyinde yeterli yığınak yapması mümkün görünmeyen ABD’nin, kuzey cephesi açabilmek için, Türkiye’ye yeniden bastırabileceğine işaret ediliyor. Türkiye’nin kararlılığının nasıl aşılacağı ise ABD açısından en büyük sorun olmaya devam ediyor…