Posts Tagged soykırım
Bölgesel savaş riski
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 06/08/2024
İran 7 Ekim’den beri savaşın bölgeselleşmesine karşı ölçülü hareket ediyor. İsrail Suriye’deki diplomatik temsilciliğini vurduğunda da yine savaşı bölgeslleştirmeyecek ama İsrail’in dokunulşmazlığını delecek şekilde “ölçülü bir yanıt” vermişti.
İsrail’in Hamas lideri İsmail Haniye’yi Tahran’da öldürmesi, yine İran’ı yanıt vermeye zorlamaktadır. Üstelik bu kez misafirine suikast düzenlenmesi, sorumluluğu nedeniyle İran’ı daha da öfkelendirmiş durumda.
Yetkililerin açıklamalarından, İran’ın savaşı bölgeselleştirmeyecek ama İsrail’i caydırmakta çok daha etkili olacak bir yanıt vereceği anlaşılıyor.
ABD’nin ikiyüzlü tutumu
Dünya ise diken üstünde. Savaşın bölgeselleştirilmesine İsrail dışında herkes karşı.
ABD merkezli Batı, savaşın bölgeselleşmemesi için İran’dan yanıt vermemesini istiyor hatta ABD, yanıt halinde İsrail’e yardım edeceğini ilan ediyor.
İşte savaşın bölgeselleşme riskini artıran da bu yaklaşımdır. Savaşın bölgeselleşmesine karşı görünen ama bir tarafın saldırılarına sponsor olup, gelecek yanıtlara siper olan bu tutum, savaşın bölgeselleşme riskini asıl artıran tutumdur.
Bölgesel bir savaştan doğrudan etkilenecek bölge ülkelerinin “bölgesel savaş riski”ne karşı tutum alması elbette doğrudur ve de hakkıdır. Ama ABD’nin hem İsrail’in Gazze’de soykırım yapmasına sponsor olması, hem İsrail’in bölgede terör ve suikast düzenlemesine gerçekten karşı çıkmaması ama hem de yanıt hakkına karşı tutum açıklaması, ikiyüzlülüktür ve bölgesel savaş riskini artıran asıl etkendir.
Netanyahu’nun pervasızlığının nedeni
ABD silah desteği vermese, ABD istihbarat desteği vermese, hatta ABD bölgedeki üsleri ve Doğu Akdeniz’deki gemileri aracılığıyla İsrail’i korumasa, İsrail bu kadar pervasız bir şekilde işgali, soykırımı ve bölgesel terörü sürdüremeyecek.
Dolayısıyla bugün İsrail’i Gazze’de ateşkese mecbur edebilecek asıl kuvvet de savaşın bölgeselleşme riskini frenleyebilecek asıl aktör de ABD’dir.
ABD Başkanı Joe Biden’ın ateşkes isteğine rağmen İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun yeni şartlar ileri sürerek Washington’u olayılıyor oluşu, “İsrail’in ABD’ye bile kafa tutacak güçte olduğu” şeklinde yorumlanıyor. Ancak Netanyahu’nun pervasızlığı ve ABD’yi biraz da seçim sürecinden yararlanarak kullanıyor oluşu İsrail’in gücünden değil, ABD’nin çıkarları gereği İsrail’e biçtiği rolden kaynaklanmaktadır. Yani İsrail güçlü olduğu için değil, ileri karakolu olduğu için ABD tarafından her durumda korunmaktadır. Netanyahu da bunu bildiği için, pervasızca saldırganlığını sürdürmektedir.
Çabaları birleştirmek
İsrail’e soykırım, terör ve suikast sponsorluğu yapanların İran’a “yanıt verme” demesinin hiçbir anlamı ve değeri yok. Savaşı bölgeselleştirme riskini ortadan kaldırmak istiyorlarsa İran’a değil İsrail’e mesaj vermeleri gerekiyor. Mesajdan öte “seni korumayacağız” demeleri gerekiyor ki İsrail saldırganlığını sonlandırsın. Bunu yapmadıkları müddetçe de “bölgesel savaşa karşıyız” açıklamalarının hiçbir anlamı yok.
Peki bu durumda İsrail saldırganlığı durdurulamaz mı? Elbette bir yol daha var. Filistin için büyük çaba sarfeden, her biri ayrı kulvarlarda Filistin için hareket eden ülkelerin çabalarını birleştirebilmeleri.
Çin 14 Filistin örgütünü Beijing’de biraraya getirerek birlik oluşturmaları ve bir ulusal mutabakat hükümeti kurabilmeleri için uzlaştırdı.
Güney Afrika, İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırımla yargılatıyor.
Kolombiya başta kimi ülkeler İsrail’le diplomatik ve ticari ilişkileri kestiler.
İşte tüm bu çabaların birleştirilmesi gerekir. Ancak…
İsrail’i durdurmak ABD’ye pozisyon almaktan geçiyor
Dikkat edilirse İsrail’e karşı etkili eylem yapan bu ülkelerin hiçbiri bölge ülkesi değil. İşte asıl problem de bu. Bölge ülkeleri bu ülkeler kadar aktif tutum alamıyorlar, almıyorlar. Bunun birçok nedeni var ve dahası Filistin meselesinin bunca yıldır çözülememiş olması da bundan kaynaklanmaktadır. Çünkü bölge ülkelerinin önemli bir kısmı Amerikancı, topraklarından ABD üsleri var. Hem Amerikancı olup hem de İsrail’e karşı işe yarar tutum alabilmek haliyle mümkün olmuyor! Bu nedenle bölge ülkeleri İsrail’e karşı en üst perdeden konuşur ama fiilen pek bir şey yapmazlar yıllardır…
Dolayısıyla bu tablonun değiştirilmesi gerekiyor. Bu tabloyu değiştirebilmek de elbette ABD’nin küresel ölçekte dengelenebilmesine bağlı. ABD başka büyük kuvvetler tarafından dengelenebildikçe, bölge ülkeleri de yukarıda özetlediğimiz bu dar çemberin dışına çıkabilecekler. Aslında çıkmaya başladıklarını da söyleyebiliriz. Çok kutupluluk inşası güçlendikçe, bölge ülkelerinin çok taraflı hareket ettiklerini son birkaç yıldır görebiliyoruz.
Ancak Gazze’de soykırıma uğrayan Filistinlilerin zamanı yok. O nedenle asıl bölge ülkelerinin risk alması gerekiyor; savaşın bölgeselleşmesi riskine karşı olanların, İsrail’i durdurmak için ABD’ye karşı net bir tutum alması gerekiyor.
ABD’nin bölgedeki üslerinden hareket kabiliyetini kısıtlamaya başlamak, petrol ve doğalgaz gücünü kullanmaya başlamak vb tutumlar ile Washington’un sponsorluğu durdurulabilir. Washington’un sponsorluğu olmazsa, Tel Aviv de durur.
Filistinlilerin lafa değil, bu türden eylemlere ihtiyacı var.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
6 Ağustos 2024
Atlantik hukuku!
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/05/2024
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama talebinde bulunması, İsrail kadar ABD’yi de zora soktu. Zira karar hem “Atlantik düzeni”nin ikiyüzlülüğünü resmediyor hem de o düzenin zayıfladığına işaret ediyor.
Nasıl mı? İnceleyelim:
Emperyalist-neofaşist ikili sıkıştı
UCM Başsavcısı Han’ın tutuklama talebinde bulunacağı bir süredir konuşuluyordu. Öyle ki 13 ABD senatörü yayınladığı bir mektupla UCM’yi “akrabalarınız dahil ABD’ye sokmayız” diye tehdit bile etmişti. Ancak tehditler sökmedi ve Başsavcı Han İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hamas yöneticileri İsmail Haniye, Yahya Sinvar ve İbrahim el-Masri hakkında tutuklama talebinde bulundu. Talebi UCM yargıçları karara bağlayacak.
ABD-İsrail ikilisi tutuklama talebinin ardından kırmızı alarma geçti. Çünkü Güney Afrika’nın İsrail’i soykırımcı olmakla suçlayarak Uluslararası Adalet Divanında açtığı ve kabul edilen davadan sonra bir de Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının İsrail Başbakanı için tutuklama kararı talep etmesi, emperyalist-neofaşist ikili ABD ile İsrail’i dünya kamuoyu nezdinde mahkum ediyor. İkili bu nedenle üç koldan harekete geçti:
Han’ı arayan devlet başkanı
1) CNN televizyonunda Christiane Amanpour’un sorularını yanıtlayan Başsavcı Han çok önemli bir konuyu ifşa etti: “Bir devlet başkanı benimle konuştu ve ‘çok iyi biliyorsunuz ki bu mahkeme Afrika ve Putin gibi haydutlar için kurulmuştur’ dedi.”
O devlet başkanının sözleri, “Atlantik hukuku”nun gerçekte ne olduğunu ortaya koymuş oldu. Emperyalist düzen bu mahkemeleri, rakiplerine, kendinden olmayanlara, hedef aldıklarına karşı kullanılacak bir platform olarak görüyor. (Aslında uzun yıllar böyle de kullanabildiler ama artık bu tür ters kararların çıkabiliyor olması, çok kutupluluğun sonucudur.)
ABD’den mahkemeye yaptırım tehdidi
2) Yukarıda belirtmiştik, Başsavcı Han tutuklama talebinde bulunmasın diye 13 ABD senatörü bir tehdit mektubu yazmıştı. Senatörler Han’ın tutuklama talebinden sonra da doğrudan yaptırım kararı çıkarmaya yöneldiler.
ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinde Cumhuriyetçilerin lideri olan Senatör James Risch, “UCM’nin bağımsız, meşru ve demokratik hukuk sistemine sahip ülkelerin işlerine burnunu soktuğunu” savunarak, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’den destek istedi. Blinken “partilerüstü bir zeminde sizlerle çalışmak istiyorum” diyerek destek sinyali verdi. 37 senatörün UCM’ye yaptırım içeren bir tasarıyı desteklediği belirtiliyor.
3) ABD-İsrail ikilisinin başvurduğu üçüncü yöntem ise dezenformasyon. Netanyahu, UCM Başsavcısı Han’ın tutuklama talebini “antisemitizm” olarak yaftalamaya çalıştı. 75 yıldır Nazilerin yaptığı soykırımın ve antisemitizmin rantını yiyen ve Filistinlilere karşı her kötülüklerini bu iki kavramın arkasına sığınarak yapan İsrail yönetimi, yine aynı yola başvurmuş oldu.
ABD Dışişleri Bakanı Blinken ise UCM’nin kararının Gazze’de ateşkesi zorlatıracağını söyledi! Tam bir emperyalist aldatmaca: Sanırsınız tam ateşkes yapılıyordu da UCM bozdu! Sanırsınız 8 aydır yapılmayan anlaşmayı UCM baltaladı!
Filistin kazanıyor
Kaç kez yazdım: Bu savaşın sonucu atılan bomba ve ölen sayısıyla ölçülmez. Stratejik düzlemde Filistin kazanıyor, İsrail kaybediyor. İşte bunun son kanıtı da dün geldi: Norveç, İrlanda ve İspanya hükümetleri Filistin Devletini tanıma kararı aldılar. 28 Mayıs’ta yürürlüğe girecek bu karar, Filistin açısından çok büyük bir kazanım olacak, devamı da gelecek.
Çok kutupluluk ile “küresel yönetişim sisteminde başlayan reformlar” dünyayı ezilenlerden yana adım adım değiştiriyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Mayıs 2024