Posts Tagged Uygur

Altı Ok Çin’de

Yeni Parti – CHP ayrışmasının konularından biri de Altı Ok. Kılıçdaroğlu cephesi ayrılmaları frenlemek için Altı Ok’çuluk propagandasına başladı. Kendilerinin Altı Ok’çu, yani Atatürkçü olduğunu vurgulayarak gidenlerin Atatürk ve Altı Ok’tan “kaçtığını” savunuyorlar. 

Kuşkusuz sadece Kılıçdaroğlu ve CHP’deki ekibi değil, saray operasyonunun fiili parçası olan çevrelerde de “Kılıçdaroğlu eşittir Altı Ok” güzellemesi başladı. 13 yıl boyunca Kılıçdaroğlu’nu CHP’yi Altı Ok’tan uzaklaştırmakla suçlayanların bugün Kılıçdaroğlu’ndan Altı Ok’çu çıkarmaya çalışması ise siyasetin seviyesi bakımından ibretlik.

CHP’nin Altı Ok sorunu

Kılıçdaroğlu Altı Ok’çu değil. CHP’yi yönettiği 13 yılda Altı Ok’u altı kere bile anımsamayan, anımsadığında da “Altı Ok yeniden yorumlanmalıdır” diyerek Atatürk’ün Altı Ok’unu sulandıran Kılıçdaroğlu’nu “Altı Okçu” diye pazarlamaya çalışmak, nafile bir çabadır.

Kaldı ki Altı Ok, uzun zamandır CHP’de esas olmaktan çıkmış durumdadır ve program düzeyinde CHP’nin asıl sorunu da zaten budur. Atatürk’ün devrimciliğinin, milliyetçiliğinin, devletçiliğinin çoktan terkedildiği, son yıllarda Atatürk’ün laikliğinin de sulandırıldığı bir partidir.

CHP Altı Ok’ta ısrar edebilseydi, zaten Türkiye bugün bu durumda olmazdı.

İdeolojik düzeyde tablo şudur: Kalanlar da gidenler de aslında 13 yılda Atatürk’ün CHP’sini birlikte “yeni CHP” yapanlardır: Yeni Parti’cilerin ayrılması ise CHP’yi elbette “yeni CHP” olmaktan çıkarmıyor, elbette yeniden “eski CHP”ye dönüştürmüyor; kalan Atatürk’ün eski CHP’si değil, Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun eskittiği CHP’dir. 

Çin’in kalkınma programı

Altı Ok CHP’nin amblemindedir, iki kelime yazı olarak programındadır ama çoktandır uygulamada yoktur. 

Oysa Altı Ok şu anda Çin’dedir. Çin’in 40 yıldır uyguladığı ve kalkınmasına neden olan program, kabaca Altı Ok’tur. Çin Halk Cumhuriyeti, devrimcidir, cumhuriyetçidir, milliyetçidir, devletçidir, halkçıdır ve laiktir. 

Türkiye ile Çin’in ekonomi verilerini incelediğinizde açıkça görürsünüz: Türkiye iyi kötü Altı Ok programını uygularken Çin’in ilerisindeydi. Türkiye Altı Ok’tan vazgeçerken ve Çin Altı Ok’u uygularken önce makas kapandı, ardından tablo tersine döndü. Şimdi Çin nominal hesaplara göre dünyanın ikinci, satınalma paritesine göre dünyanın en büyük ekonomisi durumunda. 

Kültürel zenginlik meselesi

Bir hafta boyunca Türkiye’den 15 gazeteciyle birlikte Çin’in Sincian-Uygur Özerk Bölgesindeydik. Altı Ok programının Uygurların hayatını da geliştirdiğini gözlemledik. Çin’in büyük ekonomik atılımından ve bunun doğurduğu refahtan her bölge yararlanıyor.

Ziyaretimiz yine “belli çevreleri” rahatsız etti. Bir partinin ırkçı genel başkan yardımcısı ve seferber ettiği aparatlar, gezimiz boyunca gazetecileri sosyal medyadan “yalanlarıyla” taciz etti.

En büyük yalanları Uygurların dilinin yasak olduğu şeklinde. Oysa Uygurların “arap alfabeli” dili hayatın tam merkezinde. Bugüne kadar yüzlerce Uygurluyla tanıştım, hepsinin ismi Uygurcaydı, Uygurca konuşuyor, Uygurca eğitim almış. Tüm bölgede iki tabela var, uçaklarda Uygurca anons var, Uygurca tv ve gazeteler var. Uzun uzun yazmaya gerek yok, bir ülkenin bayraktan sonraki en önemli sembolü parasıdır, Çin’in parasında bile Uygurca var.

Neden? Çünkü Çin, farklı etnisiteleri bir kültürel zenginlik olarak görüyor. 

NATO’Türkçü Uygurculuk

Uygurculuk yapanların derdi başka tabi. Onlar bölgenin Çin’den koparılmasını istiyorlar. Tam da ABD’nin arzuladığı gibi. Bunun propagandasını da Türkiye’de “Türkçülük” diye ama “ırkçılık” düzeyinde yapıyorlar ve bunun siyasi izdüşümü elbette NATO’Türkçülüktür. Örneğin o ırkçı genel başkan yardımcısının ekibi, bölgeye giden gazetecilerin aslında Türk olmadığını propaganda ediyor. Şu kişiler Kürt, şu kişiler Ermeni diye, şunun kafa şekli Türk değil diye yayın yapıyorlar!

Dolayısıyla bu tipler sadece Çin’de değil, daha önemlisi Türkiye’de bölücülük yapıyorlar. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Atatürk’ün bu tanımı etnisiteyi dışarıda bırakan modern millet tanımıdır, etnik değil siyasal kimliği esas alır. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Temmuz 2026

, , , ,

Yorum bırakın

ABD ‘dostluğunun’ maliyeti

Türkiye’de planlı yazı yazmak ne mümkün!

Önceki yazımı, “Çin’in Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesine yaptığımız geziyle ilgili izlenimlerime devam edeceğim”, diye bitirmiştim. Çin’den döner dönmez, CHP’ye polis ablukası nedeniyle, kendimi Tele1’de 5 saatlik canlı yayında buldum. 

İsrail’in Katar’da Hamas’ı vurması, ABD’nin Venezuela’ya saldırmaya hazırlanması başta birçok önemli dış konu da var. O nedenle hepsini birden yorumlamaya çalışacağım.

ABD-İsrail tuzağı

İsrail, Katar’da Hamas heyetini vurdu. Ama asıl büyük alçaklık, ABD-İsrail işbirliğiyle kurulan tuzaktı!

Trump’ın son ateşkes önerisini konuşmak üzere Hamas Siyasi Bürosu yetkilileri Katar’ın başkenti Doha’ya davet ediliyor. Haberli İsrail, Doha’da Hamas yöneticilerini vuruyor. ABD ise Katar savunmasını engelleyerek İsrail’in saldırısını kolaylaştırıyor.

Böylece ABD ve İsrail ikilisi, dünyanın görüp görebileceği en ahlaksız, en alçak ikilisi konumuna iyice yerleşmiş oluyor!

Patriot’la savunma olmaz

Bu alçaklığın bizi ilgilendiren kısmı ise şu: 

Biliyorsunuz, ABD’nin Katar-Doha’daki askeri varlığı oldukça büyük. Patriot füze savunma sistemleri de var, uçaklar da, binlerce asker de… 

Ama İsrail’in bu saldırısı sırasında hiçbiri Katar topraklarını savunmadı, tersine Katar’ın savunma yapabilmesini önledi. Benzer durumu ABD’nin her an her “müttefiki” yaşayabilir. 

Örneğin Türkiye parasıyla Patriot almış olsa, ABD, istemediği takdirde onların harekete geçmesi mümkün değil. İşte S-400 bu nedenle önemliydi. Dahası, ilk ihale iptal edilmese ve Çin’in füze savunma sistemi alınmış olsaydı, teknoloji transferi de alınmış olacaktı. Böylece Türkiye kendi savunma sistemini daha kolay yoldan yapabilecekti. Çünkü son tahlilde Türkiye’nin en iyi savunması, ulusal savunma sistemleriyle yapılabilir.

Gerçi Kissinger’in 1968’de Nixon’un başkan seçilmesinin ardından, ülkesi ABD’nin Vietnam’daki rolüne dair bir göndermeydi şu sözü ama çok şey anlatır: “ABD’nin düşmanı olmak tehlikeli olabilir ama dostu olmak ölümcüldür.”

ABD’nin Venezuela yalanı

İşte “dostluğunun” maliyeti böylesine yüksek olan ABD, şimdilerde çok önemli bir isimlendirme değişikliğine gitti. Trump yönetimi Savunma Bakanlığı’nın ismini Savaş Bakanlığı diye değiştirdi. Elbette ABD açısından Savaş Bakanlığı, Savunma Bakanlığına göre daha gerçekçi ama en doğrusu “Saldırı Bakanlığı”dır!

Emperyalist ABD, bugünlerde Venezuela’ya saldırı hazırlığında. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, bölgeye gönderilen ABD deniz piyadelerine şöyle seslendi: “Karayiplere eğitime değil, cephe hattına gidiyorsunuz.”

Emperyalist ABD’nin Venezuela’ya saldırı gerekçesi ise sözde uyuşturucuyla mücadele! Oysa dünyanın en büyük uyuşturucu mafyası CIA’dır; uyuşturucu baronları CIA’nın kontrolündedir.

Ama son olarak Doha’da “alçaklık” yapan bu emperyalist güç için yalan söylemek, sıradan bir durumdur. Irak’ı “Iraklılara demokrasi getirmek” yalanıyla işgal etmedi mi? Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları olduğu yalanını söylemedi mi? 

ABD-İngiltere’nin Uygur yalanları

Uygur yalanları da ABD imalatıdır. ABD-İngiltere ikilisi Uygurların dilini konuşamadığını dünyaya servis eder, ibadetlerini yapamadığını propaganda eder. Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını ister ama Rumlardan ayrılmış Kıbrıslı Türklerin Rumlarla birlikte yaşamasını zorlar. Çünkü derdi Türklerin durumu değildir, emperyalist çıkarlarıdır. Doğu Akdeniz’deki çıkarı Kıbrıs Türklerinin Rumlarla yaşamasıdır ama Asya’daki çıkarı Uygur Türklerinin Çin’den kopmasıdır. 

Nedeni için haritaya bakmanız yeterli: Uygur bölgesi ve Kaşgar, Çin’in Batı kapısıdır. Ortadoğu Körfezinden çıkan Çin petrol gemileri, Körfezin hemen ağzındaki Pakistan’ın Gwadar Limanına petrolü boşaltmaktadır. Petrol, boru hattıyla Gwadar’dan doğrudan Kaşgar’a çıkmaktadır. Böylece ABD’nin Hint Okyanusunda kurduğu çeşitli barikatlar gereksiz hale gelmektedir. 

ABD, bu başta birkaç nedenle, Uygur ayrılıkçılığı kışkırtmaya çalışmakta, Çin’i bu yolla zayıflatmak istemektedir. Nafile! Atlantik’in kırk yalanı, Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesindeki tek gerçeğin üstünü örtemez!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Eylül 2025

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

2 yalan, 2 gerçek

Çin’de Uygurca yasak mı? Çinliler Uygur Türklerinin ibadet etmesini mi engelliyor? Bu iki temel sorunun yanıtı için Çin’deydik. 

Bu ziyaret, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi için Çin’e giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretiyle denk geldiği için, kimileri sosyal medyadan özel spekülasyon üretti, yalan söyledi, baştan yanıtlayayım: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağıyla gitmedik, tarifeli uçakla gittik. Zaten Erdoğan’ın gittiği yer ile bizim gittiğimiz yerler, bambaşka coğrafyalar.

Davet, Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu aracılığıyla bizzat Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi hükümetinden geldi. Heyeti, koordinatörlüğünü yaptığım Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi oluşturdu ve heyetin ziyareti Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın desteğiyle gerçekleşti.

Yine bir başka yalana da baştan yanıt vereyim: Heyette bulunanlar hiçbir Çinli yetkiliden hiçbir hediye almadılar, kendi paralarıyla eşlerine dostlarına Uygur işi küçük hediyeler aldılar. 

Türk heyeti

Heyette alfabetik sırayla Aydemir Güler, Ceyda Karan, Erkin Öncan, Nur Batur, Merdan Yanardağ, Tuba Emlek, Uğur Pideci, Ümit Zileli, Yavuz Alogan, Yavuz Selim Demirağ, Zeynep Gürcanlı ile yayıncı Haluk Hepkon ve Türk Halk Müziği sanatçısı Muharrem Temiz vardı. Heyete Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın başkan ve yardımcısı Hasan Çapan ile Eda Lermi ve Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Koordinatörü olarak ben eşlik ettim.

Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi’nde Urumçi, Turfan ve Kaşgar’ı gezdik. Hem resmi program sırasında, hem de program dışı şehirde, çarşıda küçük gruplar halinde gezerken başta belirttiğim iki temel soruya yanıt aradık. 

Gerçek 1: Uygurca yasak değil

Uygurca yasak değil. Uygur dili, Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesindeki iki resmi dilden biridir.

Çin paralarında, sağ üst köşede, paranın sayısal göstergesinin altındaki paranın değerinin yazılı olduğu bölümde, Çince dışında Uygurca da vardır. Resmi parasında Uygurca kullanan bir devletin, Uygurcayı yasaklaması zaten eşyanın tabiatına aykırı.

Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesine indiğiniz andan başlayarak, bölgede yol tabelalarından dükkan tabelalarına kadar her yerde iki dil görürsünüz.

Uygurlarla konuşmaya başladığınızda, bir süre sonra farklı söylense de ortak kelimeleri anlamaya başlarsınız. Örneğin Kaşgar’dan Urumçi’ye dönüşte, yanımda oturan öğrenci, uçak kalkmadan önce, muhtemelen ailesine bilgi veriyordu. Bagajının “19 kilo, 800 gram” tuttuğunu söyledi. En net sayılar anlaşılıyor zaten, çünkü aynı. Urumçi-Kaşgar arası uçuşlarda, üç dilde anons yapılıyor. Uygurca anonsu sosyal medyada paylaşmıştım ve gayet anlaşılır bulundu.

Bu arada bölgede Uygurca yayın yapan bir çok gazete ve TV var. Bunlardan Xinjiang Gazetesi’ne bir röportaj verdim. 

Parada, tabelada, yani kamusal ortamda var olan Uygurcayı göremeyen iyi niyetli Türk milliyetçileri, muhtemelen Uygurcanın Arap alfabesiyle yazıldığını bilmiyor!

Gerçek 2: Cami var, ibadet serbest

Camiler var, üstelik çok estetikler ve bakımlılar. Camilerde ibadet serbest. İslam Enstitüsünde derslere girdik, izledik, kitapları inceledik. Aslında zor bir eğitim, çünkü Çince ve Uygurcaya ek, Arapçayı da öğreniyorlar. Kuran, üç dille de mevcut. Camilerde imam olmak üzere eğitim gören bu gençlerin her ihtiyacı karşılanıyor, üstüne harçlık da alıyorlar. Kaldıkları yurtları, yemekhaneleri, spor salonları, derslikleri üst seviyede. 

Bu arada, Uygurların kullandığı isimlere bakılırsa, İslam etkisi Türk etkisinden daha fazla. Zira denk geldiğim isimlerin yüzde 99’u, din eksenli isimler; çoğu Arap, bir kısmı da Fars kökenli isimler. 

Peki heyetimizdeki gazetecilerden en çok hangisinin ismiyle karşılaştık Xinjiang’da? Akşamları program dışı gezerken uğradığımız dükkanlardaki esnafla, müşterileriyle, oturduğumuz mekanlarda yan masalarımızdaki insanlarla, çevirip yer, yol, fiyat sorduğumuz insanlarla sohbetlerimizden ortaya çıkan sonuç şu: Merdan!

Ziyaret 12’den vurdu

Gözlemlerini sosyal medyadan paylaşan Türk gazeteciler, Çin’in Uygurlara “zulmünü” perdelemekle suçlandı. Ancak diğer yandan şu iki “zıt” özel spekülasyon / yalan da sosyal medyadan servis edildi: Bazıları “Erdoğan’ın Türkiye’ye 3 milyon Uygur getirme operasyonu için Uygurları şirin gösterme görevimiz olduğunu” iddia etti. Bazıları da “Uygurlara verilen haklar üzerinden Türkiye’deki Kürt açılımını desteklemek amacıyla” Çin’de olduğumuzu iddia etti. 

Kısacası bu kadar birbirine zıt, bu kadar birbiriyle alakasız spekülasyon, yalan ve suçlama, çok önemli bir şeye işaret ediyor: Türk gazeteci heyetinin ziyareti çok etkili oldu ve amacını 12’den vurdu.

Peki bu ziyarete saldırılar neden yoğundu? Uygur ayrılıkçılığının kaynağı neresi? ABD bu meseleyi neden kaşıyor? Meselenin jeopolitikle ilgisi ne? Xinjiang’da yaşayan Uygurlar, bu kışkırtmalara nasıl bakıyor? Yazmayı sürdüreceğim.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Eylül 2025

, , , , , ,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın