Mehmet Ali Güller

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

Ankara ile Moskova’nın PYD’ye bakış farkı

Şu soruyla başlayalım: Erdoğan‘ın “Ankara saldırısı IŞİD, PKK, El Muhaberat ve PYD’nin kolektif saldırısıdır” demesini salt bir istihbarat zaafıyla ya da siyasi analiz sorunuyla açıklayabilir miyiz?

Peki, bir grup gazeteciye özel brifing veren üst düzey Dışişleri yetkilisinin “IŞİD’i başarılı bir İran projesi” olarak gördüğünü açıklamasını yine bir istihabrat zaafı ya da analiz sorunu olarak görebilir miyiz?

Bakınız, cephe cepheye savaşan kuvvetleri aynı sepete doldurmanın ancak iki nedeni olabilir: Ya fail karartılıyordur, ya da durum hedefe kanalize edilmeye çalışılıyordur.

Anlayabildiğimiz kadarıyla Saray, Başbakanlık, Dışişleri ve MİT dörtlüsü, yaşanan her olayı Rusya ve İran düşmanlığına dönüştürmeye ve buradan hareketle Türkiye’yi iyice Atlantik Cephesi’ne yapıştırmaya çalışıyor! (Ve Erdoğan bu yöntemle “iktidarını” pazarlıyor.)

PYD TERÖR LÜSTESİNDE DEĞİL

Gelelim bir diğer konuya…

MGK toplantısından çıkan en önemli sonuç neydi? MGK, “PYD, uluslararası terör örgütü kapsamında tescil edilmeli” dedi!

Güzel, peki uluslararası camianın PYD’yi terör örgütü olarak tescil edebilmesi için önce ulusal düzeyde PYD’nin terör örgütü ilan edilmesi gerekmez mi? Peki PYD Türkiye’nin terör örgütü listesinde mi?

PYD daha Türkiye’nin terör örgütleri listesinde değilken, MGK’nin uluslararası camiadan bu örgütü terör örgütü diye tescil etmesini istemesi mantıklı mı?

Bu ancak şöyle mümkündür: Asker hükümeti bu yönde adım atması için sıkıştırmak üzere MGK’de bastırmıştır ve bu “tavsiye kararını” aldırmıştır.

Ancak öyle de olmamış. Basına yansıdığıan göre konuyu MGK’ye hükümet getirmiş, asker de kabul etmiş.

MOSKOVA’NIN PLANI

Tüm bunları nasıl açıklayabiliriz? Erdoğan‘ın ve Davutoğlu‘nun Esad‘ı, PKK’yi ve IŞİD’i aynı sepete koymasını, Dışişleri’nin “IŞİD bir İran projesidir” demesini, MGK’nin Türkiye’nin listesinde olmayan PYD’nin uluslararası terör örgütü olarak tescil edilmesini istemesini neyle açıklayabiliriz?

Rusya faktörüyle! Moskova’nın ABD’nin Kürt kartını düşürme hedefli hamlesiyle!

Açıklayalım:

Rusya’nın 30 Eylül’de Suriye’de askeri operasyonlar başlatması sadece 5 yıllık Suriye krizi için değil, 1973’ü baz alırsak, ABD’nin 40 yıllık Ortadoğu hegemonyası için de bir kırılma noktasıydı.

Moskova’nın planı sadeydi: IŞİD’e karşı Şam, Bağdat ve Kürt örgütlerine dayanan bir “kara ittifakı” kurmak ve bu ittifaka hava gücüyle alan açmak. Terörü yenerek “Suriye’nin birliğini” sağlayacak bir siyasi çözümün koşullarını yaratmak.

Moskova bu plana uygun olarak; birincisi Lazkiye’de hava üssü inşa etti, ikincisi Bağdat’ta, “Rusya-İran-Irak-Suriye” dörtlüsünü buluşturan bir askeri istihabrat odası kurdu, üçüncüsü de PYD ile temasa geçerek bu örgütü kendi planına dahil etmeye çalıştı.

ABD TELAŞLI, AKP RAHATSIZ

Yani Times‘ın “Kürtlerin Putin ile yakınlaşması ABD’yi telaşlandırdı” demesi boşuna değildi…

ABD telaşlanırken, AKP Hükümeti de rahatsız oluyordu Rus hamlesi karşısında… O nedenle hızla “Rusya PKK terörünü destekliyor” ana fikirli bir kamuoyu çalışması başlattılar.

Oysa Moskova’nın stratejisi AKP Hükümeti’nin değil ama Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla örtüşüyordu. Şöyle:

Planın sahadaki uygulaycılarından Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, PYD liderleriyle görüşmelerinde öncelikle masaya “Suriye’nin birliğini” garanti eden Cenevre Mutabakatı’nı koyuyordu.

Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin, Valday Kulübü konuşmasındaki şu sözleriyle Moskova’nın hedefini ilan ediyordu: “Suriye’nin bölünmesi tüm bölgede kalıcı çatışma yaratır. Suriye’de hükümet güçleri ile Kürt güçler terörle mücadele güçlerini birleştirmeli.”

Yani Moskova pratikte PYD’yi Esad’la ittifaka ve Suriye’nin birliği içinde rol almaya zorluyordu!

Oysa AKP Hükümeti daha düne kadar Ankara’da ağırladıkları PYD lideri Salih Müslim‘e hep şöyle diyordu: “Esad’ı devirmek için ÖSO’yla hareket ederseniz, özerkliğinize karışmayız.”

RAFİNE POLİTİKA İHTİYACI

Moskova’nın PYD’yi IŞİD’e karşı Esad‘la ittifaka zorlayan ve Suriye’nin birliği içinde tutmaya çalışan çizgisi Türkiye için bir fırsattır.

Dahası iç dinamikler, bu gelişme nedeniyle inceltilmiş ve rafine edilmiş bir Kürt politikası oluşturmalıdır.

Çünkü HDP’ye oy veren 6,5 milyon seçmeni terörist ilan eden kaba anlayışlara yeni dönemde yer olmayacaktır!

Mehmet Ali Güller
23 Ekim 2015

1 Yorum

Sevr’e karşı Lozan savaşı!

100 yıl önce adı Sevr’di, 100 yıl sonra BOP oldu, Büyük Ortadoğu Projesi.

Genişletildi, Geniş Ortadoğu Projesi oldu.

Hedefe yeni yerler eklendi, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi oldu.

Adı değişti ancak özü hep aynı kaldı: Bölgeyi parçalamak, yeni devletçikler kurmak.

Neden? Sömürebilmek için!

İngiliz ve Fransız emperyalizmi 100 yıl önce bu topraklara Sevr için saldırdı.

ABD iki kez Irak’a Sevr için saldırdı.

Ve ABD Suriye’ye yine Sevr için saldırdı.

ABD’nin Sevr’i, Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir koridordu.

Bu koridorun geçeceği Irak’ın, Suriye’nin, Türkiye’nin ve İran’ın adım adım bölünmesi gerekiyordu.

İlk adımı Irak’ta attılar ve Barzanistan adı altında Irak koridorunu kurdular, şimdi Suriye’de ikinci bir koridor inşa etmeye çalışıyorlar.

Dün Irak’ta Özal‘ı kullandılar, bugün Suriye’de Erdoğan‘ı kullanıyorlar.

Fakat şartlar artık değişti. ABD daha zayıf, Atlantik Cephesi yekpare değil ve bölge ülkelerinin arkasında bu kez somut olarak Rusya ve Çin var.

Üstelik İran, Irak ve Suriye bir blok olarak hareket ediyor.

Bu tablo, Amerikan Koridoru inşa etmek için Suriye’ye Sevr dayatanlara Lozan yanıtı üretmeye çalışmaktadır.

Kısacası Atlantik ile Avrasya, Suriye’de çarpışmaktadır.

Bu çarpışma bir son değil, yeni bir sürecin başlangıcıdır: Yeni emperyalizm olan küreselleşmeye karşı bölgesel yanıtların verildiği ve tek kutuplu dünya döneminin kapatılıp, çok merkezli dünyaya gidildiği bir süreç…

Bu süreç, kuşkusuz sancılı geçecektir. Ancak dünyanın merkezi ve kadim uygarlıkların sahnesi olan bu coğrafya, en sonunda yine başı dik bir şekilde ayağa kalkacaktır.

“Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” adlı yeni kitabımız, Atlantik ile Avrasya’nın bu büyük çarpışmasını incelemektedir.

Somutlarsak, Obama‘nın IŞİD stratejisi ile Putin‘in Suriye planı karşı karşıyadır; İncirlik ile Lazkiye üsleri cephe cepheyedir; terör örgütleriyle ordu göğüs göğüsedir.

İçinde vekalet savaşlarının olduğu, özel savaş yöntemlerinin sergilendiği, petrol ve gaza dayalı alan savunmalarının yapıldığı tarihi bir savaş.

Dünyanın döt bir yanında deneyim yaşamış savaşçıların bölgeye akın ettiği, her gün yeni bir terör örgütünün kurulduğu, istihbarat kurumlarının çarpıştığı bir savaş.

Basra’dan Doğu Akdeniz’e koridor kurabilmek için yakıp yıkmak isteyenler ile emperyalizme karşı direnen ve vatan savunması verenlerin savaşı.

Sevr’e karşı Lozan savaşı!

1 Yorum

ABD ile Rusya Suriye’de anlaştı mı?

5 yıldır çeşitli aralıklarla iddia edildi: ABD ile Rusya Suriye’de anlaştı!

Buradaki anlaşma, işbirliği ve Suriye’yi paylaşma anlamındadır. Ancak her seferinde bunun doğru olmadığı ortaya çıktı.

Üst düzey bir yetkilinin bazı gazetecilere yaptığı özel açıklamalardan sonra aynı iddia yine gündeme geldi. Washignton ve Moskova anlaşmıştı!

Peki öyle mi?

ABD ‘SAVAŞI’ MI, RUSYA ‘BARIŞI’ MI?

Önce ABD ile Rusya’nın anlaşamayacağına dair kategorik bir doğrunun olmadığını belirtelim. Elbette ABD ile Rusya anlaşabilir. Ancak bu paylaşım anlamında değil, ABD’nin Rusya’nın “barışına” mecbur kalması anlamında olabilir. Kuvvet dengeleri bunu zorlamaktadır.

Yugoslavya’ya, ya da daha yakın olan Libya örneğine bakarsak, kuvvet dengeleri farklıydı ve tersine Rusya ABD’nin “savaşına” mecbur kalmıştı.

Bu kez şartlar Avrasya Cephesi’nden yana ve ABD “savaşı” yerine Rusya “barışı” daha olası görünüyor.

Gelelim gazetecilere yapılan o özel açıklamaya. Özeti şu:

ABD ve Türkiye’nin içinde olduğu Suriye’yi parçalamak isteyen 9 ülke 28 Eylül’de “Esad’lı geçiş” sürecinde anlaşmıştı. AKP Hükümeti birincisi altı ayın sonunda Esad‘ın kesin ayrılması ve ikincisi bu süreçte hiç bir önemli kurumun kendisine bağlanmaması şartıyla bunu onaylamıştı.

RUSYA ŞAM’IN ELİNİ KUVVETLENDİRİYOR

Aslında olan şuydu: Esad‘a 15 gün süre tanıyan ve 5 yıldır Esad‘ı yıkmayı en önemli hedefi ilan eden AKP Hükümeti, en sonunda Esad‘ın varlığını tanımaya mecbur kalmıştı ve “şartlı onay” gibi halkla ilişkiler yöntemiyle kamuoyu hazırlanıyordu.

AK-Medya o nedenle “Esad’sız Suriye’ye Esad’lı geçiş” gibi başlıklar attı.

Kuşkusuz son tahlilde AKP Hükümeti’nin “Esad’lı geçişe” mecbur kalması Türkiye ve bölge adına olumlu bir gelişmedir.

Diğer yandan gelişme, yukarıda da belirttiğimiz gibi “ABD ile Rusya’nın anlaşması” şeklinde yorumlandı. Peki öyle mi?

Olgulara bakalım: Tamam 9 ülke 28 Eylül’de anlaşmıştı ama 30 Eylül’de Rusya Suriye’de askeri operasyonlara başlamıştı!

Bu iki şeye işaret ediyor olabilir: Birincisi henüz bir anlaşma yok ve ikincisi Moskova, anlaşma olasılığı öncesinde Şam’ın elini kuvvetlendiriyor!

Zira Rus hava operasyonları Suriye Ordusu’na karada alan açıyor.

Bu sürecin geliştirilmesi, er geç kurulacak “barış” masasında Şam yönetiminin elini Atlantik Cephesi’ne karşı güçlendirecektir.

IRAK’IN ÖNEMİ

Atlantik ve Avrasya, Suriye sahnesinde çarpışmaktadır ve iki kuvvet de birbirini en zayıf anında masaya oturtmaya çalışmaktadır.

Karşılıklı hava operasyonları da, karşılıklı Kürt kartını ele geçirme çabaları da, karşılıklı Irak’ı saflara katma uğraşı da bu nedenledir.

Evet, Irak meseleyi anlamak açısından önemlidir: İran, Irak, Suriye kesintisiz hattını oluşturmak Avrasya cephesi açısından hem siyasi hem de askeri anlamda kıymetlidir. Rusya’nın Hazar’dan attığı füzelerin rotası için bile bu hat ihtiyaçtır. Suriye’nin toprak bütünlüğünü için Irak’ın bölge cephesinde yer alması gerekmektedir. İran’dan Suriye’ye yardımların sürdürülebilmesi için Irak’ın konumu hayatidir.

İşte bu nedenle Washington, Moksova’yla işbirliği işaretleri veren Bağdat’ı baskılamaya başladı. ABD’nin yeni Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, ilk yurtdışı ziyaretini İsrail’e yaptıktan sonra sürpriz bir şekilde Irak’a geçti ve Barzani‘yle görüştü.

Dunford’un Barzani’ye “düşmanımız ortak” mesajı vermesi çok boyutluydu ve Bağdat’a “bölme tehdidi” içeriyordu.

Dunford’un “Irak’ı Rusya’dan yardım istememesi için ikna ettik” demesi de tehdidin düzeyini gösteriyordu.

ERDOĞANLARIN ASIL YERİ

Çarpışma bu kadar sertleşmişken, henüz bir anlaşmadan söz edemeyiz. Dediğimiz gibi taraflar, “anlaşmadan” önce, birbirinlerini zayıflatmaya çalışmaktadır. (Kaldı ki taraflar sadece Suriye’de değil, Ukrayna’da ve hatta şu günlerde Afganistan’da da çarpışmaktadır.)

Rusya hava operasyonlarını sürdürerek Suriye Ordusu’na alan açmaya ve Şam rejiminin ülkenin kuzeyinde egemen olmasını sağlamaya çalışıyor.

ABD de Suriye ordusunun bu taaarruzuna karşı konumlanmaya ve çeşitli araçlarla Rusya’ya gözdağı vermeye çabalıyor. ABD’nin “tank avcısı” olarak bilinen uçaklarını İncirlik’e getirmesi bu nedenledir. Çünkü IŞİD’in elinde tank yoktur.

Bu sürecin iç dinamikler bakımından öğretici yararı ise şu olmuştur: Erdoğan ve AKP rejiminin yeri Atlantik Cephesi’dir; bu süreçte hızla Rusya karşıtlığına oturmaları ve ABD ile AB’ye yapışmaları derslerle doludur.

Mehmet Ali Güller
21 Ekim 2015

1 Yorum

Washington ile Moskova’nın karşıt Kürt planları

Dışişleri Bakanlığı’nın arka arkaya ABD ve Rusya büyükelçilerini çağırıp PYD’ye destek konusunda “her iki ülkeyi de” uyarmasının özel önemi var.

Nitekim Ankara bir haftadır Suriye’de Rusya-Esad-IŞİD-PKK arasında ittifak olduğunu ve Ankara’daki bombanın da PKK-IŞİD işi olduğunu savunuyor. Bu bakış açısı haliyle Türkiye’yi bölgede ABD’ye iyice yapıştıracaktır!

Baştan belirtelim: Rusya’nın Kürt hamlesi ile Washington’un Kürtlere dayanan planını aynı sepete koymak mümkün değil. Çünkü her iki ülkenin bu konudaki yaklaşımı arasında değil bir benzerlik, tersine kökten bir karşıtlık var.

AMERİKAN KORİDORU

ABD’nin bölgedeki temel hedefi ne? Basra’dan Doğu Akdeniz’e koridor inşa etmek.

Washington bu hedefin gereği olarak iki kez Irak’a saldırdı ve orada ilk koridoru kurdu. Washington 5 yıldır da Suriye’ye saldırıyor; Irak’taki koridoru Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlamak için…

ABD için Kürtlerin “stratejik değeri” bu koridorun üzerinde bulunmalarından geliyor, yoksa emperyalist tekeller için bütün halklar aynıdır; kullanılır, sömürülür vs.

Rusya’nın Suriye’de silahlı müdahale dönemi başlatması, işte doğrudan ABD’nin bu koridorunu hedef almaktadır. Hem koridorun inşa edileceği yerleri vurarak ve Esad’ın o bölgelere çıkması için önünü açarak, hem de Kürtleri kendi planına dahil etmeye çalışarak!

OBAMA VE PUTİN’İN KARŞIT PLANLARI

Obama‘nın planı şuydu özetle: ABD ve müttefikleri havadan, Kürt örgütleri karadan vuracak ve IŞİD’den arındırılmış bölgeler kurulacak. Haliyle o bölgeler, karadan vuran Kürt gruplarının egemenliğine geçecek!

Putin‘in planı ise şöyle: IŞİD’e karşı Bağdat, Şam ve Kürt örgütleri ittifakı kurmak.

Washington’un planında Bağdat ve Şam, Kürtler aracılığıyla zayıflatılacak ve bölünecek ülkelerdir. Moskova’nın planında ise Kürtler, Bağdat ve Şam’a müttefik yapılmak istenmektedir. Kuşkusuz bu “siyasal birlik ve toprak bütünlüğü” demek olacaktır.

Nitekim Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, PYD lideri Salih Müslim‘le yaptığı görüşmede masaya önce “Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti altına alan” Cenevre Mutabakatı’nı koydu.

Aslında Moskova öncelikle ABD’nin elinden Kürt kartını almaya çalışıyordu. O kart alındığında hem ABD’nin koridor planları öznesiz kalacak hem de meseleler toprak bütünlüğü içinde çözülebilecekti.

ABD’NİN ÜÇ HAMLESİ

Atlantik Cephesi bu gelişme üzerine üç hamle yaptı:

1) Pentagon Eğit-Donat’ı güncelledi ve Suriyeli muhalifleri eğitmek yerine doğrudan Kürt gruplarını donatacağını ilan etti.

2) ABD, ÖSO bünyesindeki bazı grupların da bulunduğu Arap örgütlerini PYD/YPG ile “Suriye Demokratik Güçleri” adı altında birleştirdiğini duyurdu.

3) Gladyo, Ankara’daki bomba ile Ankara’ya “Açılım’a dön” ve PKK’ye “Rusya’ya yanaşma” mesajı verdi.

Bu üç hamlenin ardından ABD “YPG-Arap” ordusuna 17 konteyner dolusu ve 50 ton ağırlığında silah ulaştırdı.

İşte Ankara’nın tepkisi bu noktada geldi. PYD’nin PKK’den farkı olmadığını savunan Ahmet Davutoğlu silahların “Türkiye’de kullanılması halinde” PYD’yi vuracaklarını ilan etti!

Salih Müslim‘in Davutoğlu‘na yanıtı ise şu oldu: “Bu silahlar ancak bize yeter!”

AKP’NİN TSK’Yİ SURİYE’YE SÜRME ÇABASI

Durum böyleyken Ankara’nın Washington ile Moskova’ya aynı uyarıda bulunması stratejik konumlanma açısından vahimdir.

Rusya’nın müdahalesi Türkiye’ye Suriye yanlışından dönme fırsatı sağlamışken, AKP Hükümeti’nin bu fırsatı tersine zorlayıp TSK’yi daha çok Suriye’ye angaje etmeye çabalaması, önümüzdeki en sıcak sorundur.

Zira o çaba Türkiye’yi ABD’ye daha çok eklemleyecek ve en sonunda Amerikan Koridoru’na bekçiliğe dönüşecektir!

Mehmet Ali Güller
15 Ekim 2015

1 Yorum

Ankara’daki bombada AKP’nin 5 sorumluluğu

Bombanın iki hedefini şöyle açıklamıştık önceki yazımızda: “Bombanın birinci mesajı, bir katliam üzerinden kamuoyunu ‘barışa’ hazırlama ve Türkiye’yi açılıma mecbur etme, ikinci mesajı da PKK/PYD’ye ‘Rusya’yla işbirliği yapma’ uyarısıdır.

Ve bombaının sahibinin de Gladyo olduğunu belirtmiştik. Gladyo; NATO üyesi ülkelerde devlete, hükümetlere, orduya, bürokrasiye, istihbarata, kurumlara yerleşeyen Amerikancı yapı yani…

Benzer hedefli, aynı tetikçili iki bombadan birinin Ankara’da patlaması ama Moskova’da engellenebilmesi bundandır!

SORUMSUZLUK SORUMLULUĞU ÖRTMEZ

Fakat belirtelim: Bombayı Marslılar bile atsa, AKP’nin katliamdaki “sorumluluğunu” ortadan kaldırmaz!

Kaldı ki, patlama sonrası yaptıkları açıklamalarla da hem sorumlu olduklarını, hem de sorumsuz davrandıklarını ortaya koymuşlardır:

Örneğin işi “biz AKP hükümeti değiliz, seçim hükümetiyiz” diye geçiştirmeye çalışmaktadırlar.

Örneğin İçişleri Bakanı Selami Altınokgüvenlik zaafiyeti yok” diyebilmektedir.

“Ama tedbir alınmamış” diyenlere ise Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş şu yanıtı vermektedir: “Güvenlik tedbiri alınmaması güvenlik zafiyeti değildir.”

Peki nedir? Sorumluluğu sorumsuzlukla üstünüzden atabilir misiniz?

CANLI BOMBA EYLEM YAPMADAN…

Fakat asıl “sorumluluğu” ortaya koyan açıklamayı Başbakan Ahmet Davutoğlu yaptı: “Canlı bombaların listesi elimizde ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız.”

Davutoğlu gerekçesini de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olmasına bağladı! 13 yıldır tetip ve kumpaslarda yasaları ayaklar altına aldıkları, hadi hepsini geçtik, daha 7 Haziran seçimleri öncesinde Erdoğan‘ın anayasayı rafa kaldırdığı, parlamenter düzeni bekleme odasına aldığı bir hukuk devleti…

Yazılmamış kitap nedeniyle yazarını tuttuklayabiliyorlar ama canlı bomba eylem yapmadan onu tutuklayamıyorlar!

Erdoğan‘ın gittiği şehirde eylem yapabilir diye TGB’lileri tutuklayabiliyorlar ama canlı bomba kendini patlatmadan tutuklayamıyorlar!

Tabi canlı bomba eylem yaptığında, yani kendini patlattığında onu nasıl tutuklayacaklarsa!

BOP, AÇILIM, CIA, MİT, TERÖR

Geçelim bu içi boş açıklamarı ve AKP’nin sorumluluklarını somut sıralayalım:

1) Ankara’daki bomba Açılım’la ilgilidir. Çözüm değil çözülme süreci olduğu artık daha geniş kesimlerce de anlaşılan bu sürece taşeronluk yaptıkları için bombadan sorumludurlar!

2) 5 yıldır Suriye’ye düşmanlık yaptıkları, Esad‘ı devirmek için bu ülkeye terör ihraç ettikleri için bombadan sorumludurlar! IŞİD’i “öfkeli çocuklar” diye tanımladıkları ve bu kara örgütle aralarına geç (üstelik yetersiz) çizgi çektikleri için bombadan sorumludurlar!

3) Türk Ordusu’na tertip ve kumpas yaptıkları için, kurumları darmadağın ettikleri ve güvenlik ile istihbarata beceriksiz yandaşlarını topladıkları için bombadan sorumludurlar! Genelkurmay’ın kimi istihbarat olanaklarını MİT’e devrettikleri; MİT’i dışarda Esad‘ı devirme işine, içeride de muhalif avcılığına seferber ettikleri için bombadan sorumludurlar!

4) ABD’yle ilişkileri ve BOP eşbaşkanlıkları nedeniyle, bölgede ABD’nin planlamasına uygun hareket etmeleri nedeniyle, Washington’a Libya ve Suriye’de taşeronluk yapmaları nedeniyle, Pentagon’a üsleri açmaları nedeniyle, CIA’nın her türlü yıkıcı faalietine göz yummaları nedeniyle bombadan sorumludular!

5) Türkiye’nin çıkarlarını değil, Saray’ın iktidarını gözeterek süreçlerden yararlanmaya çalıştıkları için bombadan sorumludurlar!

Mehmet Ali Güller
13 Ekim 2015

1 Yorum

Ankara’da patlatılan bombanın iki hedefi

Geride kalan 65 yılın en önemli derslerindendir: Bir NATO ülkesinde patlayan bombanın “gerçek” faili bulunmuyorsa, o bombanın sahibi Gladyo’dur. Bombanın patladığı devletin kurumlarından en az biri de bombayla dolaylı ilgilidir; kimi zaman uygulayıcı olarak, kimi zaman önlemeyerek, kimi zaman da faili gizleyerek…

Tetikçinin bulunması ya da bombanın canlı bomba olması bu gerçeği değiştirmez.

Bunun en son örneği Suruç’ta patlayan ve 32 gencin katledildiği bombadır.

Peki Ankara’da patlayan ve 95 yurttaşımızı katleden bomba da bu kategoride mi? Eldeki ilk bilgilere göre öyle görünüyor!

SURUÇ BOMBASININ SONUCU: İNCİRLİK

10 Ekim’de Ankara’da patlatılan bomba ile 20 Temmuz’da Suruç’ta patlatılan bomba arasında bağ var.

Suruç’taki bombayla bir perde açılmıştı. Ankara’daki bomba ile sahne tamamlanarak perde kapatılmak ve 2. perde açılmak isteniyor.

Peki Suruç’taki bomba hangi perdeyi açmıştı? İncirlik Mutabakatı’nı.

Aylar süren müzakerelerin ardından Türkiye ile ABD 7-8 Temmuz 2015’te İncirlik Mutabakatı’na varmıştı ancak imza atılmıyordu. Suruç’tan iki gün sonra 22 Temmuz’da “gizli Bakanlar Kurulu kararı” olarak imzalandı!

İncirlik Mutabakatı sıradan bir anlaşma değildi: Türkiye’yi ABD planına entegre etme anlaşmasıydı. Askeri olmaktan çok siyasiydi. Atlantik Cephesi’nin Suriye’yi parçalama hamlesinin gereğiydi. Türkiye’yi 25 yıl önce Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de bir kuzey koridoruna mecbur etme çabasıydı.

Washington İncirlik’in önemi nedeniyle PKK’nin vurulmasına bile yüksek perdeden itiraz etmedi, PKK’ye “birkaç ay sabredin” mesajı verdi.

Bu sürecin ayrıntılarını “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” isimli yeni kitabımızda okuyabilirsiniz.

RUSYA’NIN BAŞLATTIĞI YENİ SÜREÇ

Atlantik Cephesi İncirlik Mutabakatı’ndan sonra Esad‘ı geriletme, kuzey koridorunu geliştirme ve Suriye’yi parçalama hedefinde önemli aşamalar kaydetti.

Ancak Rusya’nın Suriye’ye askeri yığınak yapması ve 30 Eylül’de hava operasyonları başlatarak Esad‘ın pozisyonunu güçlendirmesi, Suriye ordusuna alan açması, güvenli bölge girişimini engellemesi ve IŞİD’i Rakka’da vurması, yeni bir süreç başlattı.

İşte Suruç’tan sonra Ankara’da patlatılan bombayı, bu gelişmeyle birlikte okumak lazım:

Her ne kadar Erdoğan ve Davutoğlu Rusya karşıtlığında konumlansalar da, Putin‘in hamlesi Türkiye’nin nesnel çıkarlarına yaramaktadır. Çünkü Moksova’nın hedefi Suriye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğünü korumaktır ve bu da ABD’nin hedefi olan koridoru engellemektedir.

İstedikleri güvenli bölge ile fiilen ABD’nin koridor hedefine hizmet eden AKP Hükümeti ise Rusya’nın hamlesi karşısında sıkışmıştır; içeride de büyük bir basınçla karşı karşıya kalmıştır. Tablo ABD-Türkiye ittifakını, “bağı zayıflatmak” yönünde etkilemektedir.

Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Rusya’ya karşı daha çok Amerikancılığa ve NATO’culuğa yapışsa da, Türkiye’nin geniş kuvvetleri Esad‘ın ayakta kalacağı gerçeğine göre Suriye’de yeniden konumlanmak istemektedir.

İşte ABD Ankara’daki bomba ile bu sürece müdahale etmektedir.

RUSYA’NIN KÜRT HAMLESİNE BOMBA

Rusya’nın Kürt hamlesinin anlamı” başlıklı önceki makalemizde inceledik: Moskova ve Şam’ın “birinci aşamada ABD’nin elinden Kürt kartını alma hedefinde” anlaştığını belirttik. Bu yönde başlayan temaslara mercek tuttuk.

Diğer yandan Erdoğan‘ın Japonya yolunda ABD’yi memnun eden şu açıklamasına dikkat çektik: “Ben çözüm süreci kaldırılmıştır demedim. Şu aşamada buzdolabına konulmştur dedim. İşer yoluna girerse, süreç yeniden gündeme gelir.

Bu mesaja bakılırsa Erdoğan Açılım’a dönmeye hazır ancak Türkiye’nin (tabi en başta TSK’nin) bu dönüşe razı edilmesi gerekiyor!

İşte Ankara’da patlayan bombanın birinci mesajı buydu: Bir katliam üzerinden kamuoyunu “barışa” hazırlama ve Türkiye’yi Açılım’a mecbur etme!

Ankara’da patlayan bombanın ikinci mesajında ise PKK/PYD’ye “Rusya’yla işbirliği yapma” deniyordu!

TÜRKİYE’NİN KRİTİK KONUMU

Türkiye Açılım’a mecbur kalırsa Suruç’ta açılan perde hedefine ulaşmış ve kapanmış olacak. Zira arkasından Suriye’nin kuzeyini tanıma hedefli 2. perde gelecek!

Ancak belirtelim: Atlantik Cephesi ile Avrasya Cephesi’nin bu karşılıklı taktik hamleleri, stratejik gidişatı değiştirmiyor. Stratejik gidişat Suriye’nin ve Avrasya’nın kazanması yönündedir.

Burada kritik konumda olan Türkiye’dir. Dümeni Atlantik Cephesi’nde, çıkarları Avrasya Cephesi’nde olan Türkiye için süreç tıkanmıştır.

Türkiye’nin iç dinamiklerinin önündeki temel sorun budur!

Mehmet Ali Güller
11 Ekim 2015

4 Yorum

Rusya’nın Kürt hamlesinin anlamı

ABD’nin Suriye’deki temel hedefi ne? Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde de bir “Kürt kuşağı” inşa etmek. Böylece Ortadoğu’daki temel hedefi olan “Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan koridor”un ikinci parçasını da oluşturmuş olacak.

ABD Başkanı Barack Obama bu hedefi gerçekleştirmek için 2014 yılında bir “IŞİD’le mücadele stratejisi” açıkladı: Pentagon IŞİD’in bulunduğu alanları havadan vuracak, Kürt örgütleri de karadan IŞİD’i püskürtecekti.

Böylece IŞİD’den arındırılmış bölgelerde Kürt egemenliği kurulacaktı.

EĞİT-DONAT’TAKİ ÇELİŞME

Obama yönetimi, Tayyip Erdoğan‘ın üç “şart”ından biri olan Eğit-Donat’ı da bu nedenle başlatmıştı. Böylece Washington kolay yoldan Kürtleri eğitebilecekti.

AKP ise Eğit-Donat programıyla desteklediği İslamcı örgütleri profesyonelleştirme peşindeydi.

TSK bu sıkışmışlık içinde ve ülkede de güçlü bir itiraz olmadığı için ABD ile AKP’nin Eğit-Donat programını kabul etmeye mecbur kaldı ama elinden geldiğince de Pentagon’un hedefini engellemeye çalıştı.

Sonuçta kimsenin istediği olmadı: Ne programın Türkiye ayağında ABD Kürtleri eğitebildi, ne de AKP İslamcı militanları…

Türkiye’deki Eğit-Donat programına 5 bin kişinin başvurmasına rağmen sadece 130 kişinin eğitilmesi bundandı!

Pragramın Irak ayağında TSK’nin Peşmerge eğitiyor olması ise AKP’nin “derinlikli stratejisinden” kaynaklanıyordu!

PEŞMERGE-PYD ANLAŞMASI

Rusya’nın Suriye’de askeri yığınak yapmaya başladığı günlerde ABD hızla bir manevra yaptı.

Önce ABD’nin “IŞİD’le mücadele stratejisi”nin iki numaralı uygulayıcısı Brett McGurk KDP lideri Mesud Barzani ile PYD lideri Salih Müslim‘i Erbil’de biraraya getirdi.

Pentagon’un önemli isimlerinin de yer aldığı görüşmelerde peşmerge ile PYD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı birlikte mücadele etmesi kararlaştırıldı. Anlaşmaya göre Irak’taki Eğit-Donat programında eğitilen (bir bölümünü TSK’nin eğittiği) 6 bin peşmerge, parça parça Suriye’ye geçecekti.

Obama‘nın o günlerde “Suriye’nin doğusunda Kürtlerle Eğit-donat programı inşa ediyoruz” demesi, ABD’nin bu manevrası nedeniyleydi.Featured image

Peki ABD bu manevraya neden ihtiyaç duydu.

Yeni çıkan “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” isimli kitabında ayrıntılı incelediğimiz “Putin’in Suriye Planı” nedeniyle…

MOSKOVA’NIN KÜRT STRATEJİSİ

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un Doha’da ilan ettiği “Putin’in Suriye Planı” şu esasa dayanıyordu: IŞİD, “Bağdat, Şam ve Kürt örgütleri” üçlüsüne dayanılarak yenilecekti!

Moskova, planı ilan ettikten sonra da hızla uygulamaya geçti ve Suriye’ye askeri yığınak yaptı. Ardından 30 Eylül 2015 itibariyle de Suriye’de IŞİD’e ve diğer terörüst gruplara karşı havadan (hatta Hazar Denizi’nden) saldırılara başladı.

Moskova diğer yandan Kürt örgütleriyle de temaslara geçti. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov Paris’te PYD lideri Salih Müslim‘le görüştü. Bu görüşmenin önemi, Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü garanti altında alan 2012 tarihli Cenevre Mutabakatı’na vurgu yapılmasıydı!

Moskova ile Şam’ın Kürt meselesi konusunda iki aşamlı bir anlaşma yaptıkları anlaşılıyor: Birinci aşamada Rusya ABD’nin elinden Kürt kartını alacak, ikinci aşamada da konu Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde çözülecek.

KÜRT ‘EĞİT-DONAT’I VE YENİDEN AÇILIM SİNYALİ

Kuşkusuz bu ABD’nin en yukarıda anlattığımız temel hedefine aykırıydı. ABD bu nedenle Kürt örgütleriyle ilgili hamlesini hızlandırdı.

New Yok Times, ABD’nin Eğit-Donat programını bitirdiğini yazdı. Ancak Reuters’e konuşan bir Pentagon yetkilisi programın bitirilmediğini, odağının değiştirildiğini açıkladı.

Neydi değişen odak? Onu da ABD Savunma Bakanı Ashton Carter Londra’da şöyle açıkladı: “Bundan sonra bölgedeki Kürt güçleriyle daha yakın çalışacağız.”

Rusya’nın ABD’nin elindeki Kürt kartını alma hamlesi sadece Washington’u değil, zorunlu olarak Ankara’yı da yeni hamlelere itecek.

Ancak Ankara yanlış yerde durduğu için ve Erdoğan‘ın şu açıklamasına bakılırsa, yine Washington’a yararlı bir hamle geliştirecek: “Ben çözüm süreci kaldırılmıştır demedim. Şu aşamada buzdolabına konulmuştur dedim. İşler yoluna girerse, süreç yeniden gündeme gelir.

Mehmet Ali Güller
10 Ekim 2015

3 Yorum

Dün Atatürk ile Lenin yaptı, bugün Esad ile Putin yapıyor

Rusya’nın Suriye’de hava operasyonları başlatması, önce Suriye’de, sonra bölgede ve hatta geniş ölçekte Avrupa’da önemli sonuçlar yaratmaya başladı. Bu sonuçları bir haftadır inceliyoruz.

Ancak Rusya’nın Suriye’de hava operasyonları başlatması, iç siyasette de yararlı sonuçlar doğurdu. Bugün de o sonuçları inceleyelim:

MİLLİCİLİKLERİ NATO’YA KADAR!

Örneğin Erdoğan ve AKP konusundaki “millilik” tartışması bitti. “Milli ve yerli” diyen Erdoğan‘ın aslında ne kadar NATO’cu, Batı’cı, Atlantikçi olduğu görüldü. “Türkiye’nin hava sahası NATO’nun hava sahasıdır” diyen ve NATO’yu göreve ve bölgeye çağıran Erdoğan ile Davutoğlu‘nun “milliciliği” NATO’ya kadardır!

Örneğin “siyasal İslamcılarımızın” antiemperyalist olmadığı görüldü. Konu bir tek türban olduğunda alanlara çıkan ama ABD Afganistan’da, Irak’ta ve Libya’da milyonlarca Müslümanı katlederken susanlar, yine alanlardalar ve “Katil Rusya” pankartının arkasında toplanmaktalar.

Örneğin “Türk-İslam sentezcilerimizin” millici olmadıkları görüldü. NATO-Türkçülüklerinden kalma argümanlarla topa girdiler: “Rusya sıcak denizlere iniyor.”

Dün bu söylemler Türkiye’de Sol’u ezmekte ve ABD’yi Türk devletinin içine yerleştirmekte kullanılıyordu, bugün de Türkiye’yi ABD projelerine eklemlemekte ve Washington’un Ortadoğu’yu sömürmesini desteklemekte…

Kuşkusuz bunlar bizi şaşırtmadı. BOP Eşbaşkanlığı’nın gerçek yüzünü de biliyoruz, “Komünizmle mücadele” geleneğinden gelmiş İslamcılarımızın anti-emperyalist olamaycağını da, NATO-Türkçülerimizin “milliciliğinin” Atlantik’e çıpalı olduğunu da…

SİYASET YOKSA KOMPLA DOĞAR

Ancak şaşırdığımız değerlendirmeler var. Üstelik Sağ’dan değil, Sol’dan:

Örneğin Putin‘e bakıp Çar görüyorlar, Moskova’nın Washington’a karşı Şam’a destek vermesine, “Çarlık sömürgeciliği” kulpu takıyorlar.

Örneğin ABD ile Rusya’nın anlaştığını, işbirliği yaptığını, Suriye’yi, hatta bölgeyi paylaştıklarını, karşılıklı hamlelerinin oyundan ibaret olduğunu savunuyorlar.

Örneğin doğrudan öznesi olunmayan konularda taraf olunmaması gerektiğini tavsiye ediyorlar.

Uyaralım: Bunları Türkiye’de yazmak ve söylemek kolay da, 5 yıldır ABD emperyalizmine direnen Şam yönetimine ve Suriye halkına anlatmak mümkün değildir!

Emperyalizme karşı elde silah savaşanlar için “Putin Rus Çarı’dır”, “Rusya Suriye’yi sömürüyor”, “ABD ile Rusya anlaştı, Suriye’yi paylaşacak” sözleri, söz bile değildir.

Zira hayat başka türlü akmaktadır ve o hayatta Suriye devleti ve Şam yönetimi emperyalizme karşı vatan savunması yapabilmek için Rusya’dan her türlü askeri desteği istemektedir; topraklarını ABD’ye çiğnetmemek için Rus silahı, tankı, topu, tüfeği, uçağı hatta askeri istemektedir.

MUSTAFA KEMAL VE LENİN BİRLİĞİ

Elbette Rusya bu desteği Suriyelilerin kara kaşı, kara gözü için yapmamaktadır, elbette Moskova’nın da bu destekte çıkarları vardır. Çıkarların örtüşmesi ve Rusya’nın çıkarının Suriye’yi savunmaktan geçmesi başkadır, buna “sömürgecilik” demek başkadır.

Kaldı ki benzer durum bizim tarihimizde de vardır. Bolşevik Lenin ile Kuvvayı Milliyeci Mustafa Kemal‘i birleştiren de çıkarlar örtüşmesidir. Üstelik basit ve sadedir:

Lenin sosyalizmi inşa edebilmek için emperyalist devletleri güneyinden uzak tutmak istemektedir; Kafkasya’dan, Boğazlar’dan, Karadeniz’den gelebilecek tehditlere karşı müttefik aramaktadır.

Mustafa Kemal de bir ülke inşa edebilmek için o emperyalist devletleri yenmek zorundadır, Batı’da onları yenebilmek için de, Doğu’daki cephenin kapanmasını istemektedir.

Kısacası Lenin ve Mustafa Kemal birbirine mecburdur. Mustafa Kemal o nedenle istemiştir ve Lenin de o nedenle vermiştir topu, tüfeği…

ESAD VE PUTİN BİRLİĞİ

Aynı durum bugün de geçerlidir. Rusya, ABD’nin kendisini Baltık’tan başlayarak Afganistan’a uzanan geniş bir yay boyunca kuşatmasına engel olmaya çalışmaktadır. Moskova, Washington’un bu yay boyunca yaptığı kuşatmaya arkasından dolanarak yanıt vermektedir. Moskova bilmektedir ki, ABD Suriye’de hedefe ulaşırsa, Karadeniz Savunma Hattı’na bağlı güvenliği stratejisi büyük yara alacaktır.

Rusya ile Suriye’yi birleştiren bu çıkar birliğidir.

ABD ile Rusya Ukrayna’da ve Suriye’de somut olarak karşı karşıyadır, çarpışmaktadır; buna rağmen “anlaştılar, herşey yalan” demek, dünyaya oyun penceresinden bakmak demektir.

Elbette, ABD en sonunda anlaşmak zorundadır, o başka…

Üstelik hem Rusya’yla da, hem de Suriye’yle anlaşmak zorundadır, yoksa ağır bir yenilgi alacaktır!

Mehmet Ali Güller
9 Ekim 2015

1 Yorum

Atlantik’in Sevr’ine, Avrasya’nın Lozan yanıtı

Rusya’nın askeri yığınağı, 5 yıldır Suriye’ye saldıran Atlantik Cephesi’ne artık silahla yanıt verme sürecine geçtiğini gösteriyor.

Nitekim yığınağın içeriği ve konumu da bu gerçeği teyid ediyor:

RUS ASKERİ YIĞINAĞI

1) Rusya, Lazkiye’de hava üssü inşa etti. Hâlâ kapasitesi genişletilen üssün konumu stratejik değerde. Çünkü Lazkiye karadan İncirlik’te 280 km, havadan ise 180 km mesafede.

Yani Moskova, Washington’un Ortadoğu’daki en önemli üssünün hemen karşısına konumlanmış oldu!

2) Moskova, Lazkiye’deki üste hava kalkanı kurdu. Bir tür jammer olan Krasukha-4, 300 kilometrelik menzilde sinyal kesme kabiliyetine sahip. Yani Moskova bu hava kalkanıyla ABD’nin başını çektiği koalisyon uçaklarına bölgede uçmayı zorlaştıracak.

3) Rusya, Suriye’deki deniz üssünü de genişletiyor. Üsse gelen Rus savaş gemilerinin özellikleri, Moskova’nın hedefinin doğrudan Atlantik kuşatmasını yarma amaçlı olduğunu gösteriyor.

Örneğin “Moskva” isimli kruvazör 64 adet S-300 füzesi taşıyor. Bu füzeler, İncirlik’ten kalkacak uçakları doğrudan hedef alabilecek kapasitede.

Öte yandan Moskova, Karadeniz filosunu da Doğu Akdeniz’e göndermeye hazırlanıyor. Rus Savunma Bakanlığı, Suriye kıyılarını her türlü saldırıya karşı koruyacaklarını ilan etti.

MOSKOVA STRATEJİSİ: İÇ HALKA, DIŞ HALKA

Moskova’nın askeri yığınağının biçimi, ikili bir özellik gösteriyor:

1) Askeri yığınak, Suriye’yi kuşatan Atlantik’e karşı bir iç halka özelliği taşıyor.

2) Askeri yığınak, aynı zamanda Rusya’yı kuşatan Atlantik’e karşı bir dış halka özelliği taşıyor.

Somut örneklerle anlatmaya çalışalım: ABD, 185 kilometre dışarıdan, İncirlik üzerinden Suriye’yi kuşatıyor. Rusya ise Lazkiye’de üs kurarak, bu dış kuşatmaya karşı içeriden bir halka kurmuş oluyor. Ama bu halka, aynı zamanda Rusya’yı kuşatmış olan İncirlik’i de dışarıdan kuşatmış oluyor.

Yani pratikte Lazkiye üssü İncirlik’e karşı Suriye’yi içeriden ama Rusya’yı da dışarıdan korumuş oluyor. Rusya Suriye’yi içeriden savunurken, kendi topraklarını da ABD kuvvetlerinin arkasına dolanarak savunmuş oluyor.

SURİYE’NİN SEVR’İ: AMERİKAN KORİDORU

Rusya’nın bu stratejisi, Atlantik Cephesi ile Avrasya Cephesi’ni doğrudan karşı karşıya getirmektedir. Rusya’ya karşı ortak bildiri imzalayan 7’ler ile Avrasya’nın ilk 5’i bugün cephe cepheyedir:

Atlantik Cephesi: ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar.

Avrasya Cephesi: Rusya, Çin, İran, Irak, Suriye.

Avrasya için “ilk 5 “ dememiz şundandır: Güç mücadelesi tabloyu hızla değiştirecektir. Örneğin Mısır bu cepheye katılacak, bazı Körfez ülkeleri tarafsızlaşacaktır.

Hatta Suriye’nin güneyinde güvenli bölge isteyen Ürdün ile kuzeyinde güvenli bölge isteyen Türkiye’de, yön değiştirmeyi zorlayan iç basınçlar oluşacaktır.

Ayrıca bugüne kadar BM düzleminde ve ekonomik ağırlığıyla ABD’ye karşı Suriye’yi savunan Çin’in de, askeri bazı adımlar atmaya hazırlandığı anlaşılıyor.

Diğer yandan Atlantik Cephesi de daralacaktır. Zira Almanya ortak bildiriyi imzalasa da, pratikte “Esad’lı çözümü” savunduğundan, konumu ikilidir.

Asıl büyük basınç ise sahadaki Kürt örgütlerinin üzerinde oluşacaktır. Rus askeri yığınağı, daha şimdiden PKK, PYD, KDP gibi örgütleri Moskova’yla işbirliği arama sürecine sokmuştur.

Moskova ile Şam’ın, ABD’nin elinden Kürt kartını alma ve meseleyi o aşamadan sonra çözmekte anlaştığı görülüyor.

Kısacası Rusya’nın askeri müdahalesi bir sonuç değil, sonucun başlangıcıdır.

Okurlarımıza duyuralım: Atlantik Cephesi ile Avrasya Cephesi’nin bu büyük çarpışmasını incelediğimiz yeni kitabımız “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” önümüzdeki hafta kitapçılarda olacaktır.

Atlantik’in Sevr’ine karşı Avrasya’nın Lozan yanıtı ilginizi çekecektir…

Mehmet Ali Güller
7 Ekim 2015

1 Yorum

Güvenli Bölge’ye karşı YPG’yi tanıma tuzağı

ABD’nin Rus müdahalesini Türkiye’yi kendi ana planına daha çok eklemlemekte kullanacağı anlaşılıyor. Şöyle:

Rus müdahalesine karşı ABD ve Türkiye’nin ancak karşılıklı tavizler vermesiyle etkili bir yanıt üretilir tezi üzerinde Washington’da çalışılmaya başlandı bile…

Bu teze göre ABD Türkiye’nin güvenli bölge tezini hatta çeşitli İslamcı örgütlere desteğini kabul edecek, Türkiye de YPG’nin rol oynamasına razı olacak.

ABD başkan adayı Hilary Clinton‘un “Suriye’de uçuşa yasak bölge” istemesi ve dış politikada etkili isimlerin “IŞİD’den arındırılmış bölge” konusunda bastırmaları, bu tezin hayata geçirilmesi içindir.

PEŞMERGE-YPG ANLAŞMASI

Aslında Rusya’nın Suriye’ye askeri yığınak yapmaya başladığının ilk anlaşıldığı günlerde gerçekleşen bazı gelişmeler, bu tezin belli ölçülerde hayata geçirilmeye başlandığını gösteriyor.

Örneğin ABD’li yetkili Brett McGurk‘un Erbil’de Mesud Barzani ile PYD lideri Salih Müslim‘i bir araya getirip, IŞİD’e karşı ortak hareket anlaşması yaptırması…

Bu anlaşmaya göre Kuzey Irak’ta eğit-donat programlarından geçen 6 bin peşmergenin parça parça Suriye’deki PYD bölgelerine geçerek, IŞİD’e karşı PYD-YPG ile birlikte savaşacağının ilan edilmesi…

Kaldı ki ABD Başkanı Barack Obama‘nın birkaç gün önce “Kürt ordusu” inşa ettikleri mesajı vermesi de, işte Erbil’deki bu anlaşmanın sonucudur.

Peki Washington’da üzerinde çalışılan “güvenli bölge ve YPG’ye karşılıklı onay” tezine Türkiye nasıl bakıyor?

PEŞMERGE EĞİTİMİNDE AKP’NİN ROLÜ

Ahmet Davutoğlu‘nun Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesinin oluşturulması hakkında “Eğer Suriye mühalefetiyle anlaşırlarsa destekleriz” demesine bakılırsa, Ankara’nın en azından bir bölümünde bu teze onay var demektir. (Davutoğlu‘nun bu açıklamasından sonra YPG ile 8 örgüt arasında bir ateşkes anlaşması yapılmasını önemli.)

Diğer yandan Irak’tan Suriye’ye geçecek 6 bin peşmerge konusunda da Türkiye aktif rolde… Zira Kuzey Irak kamplarında peşmergenin eğitilmesinde TSK de var. Anımsayacaksınız, Davutoğlu bizzat o kamplara gitmiş ve TSK’nin eğittiği peşmergeleri yerinde teftiş etmişti!

Öte yandan Erdoğan‘ın “Rusya çok büyük yanlış içinde” mesajı verdiği konuşmasında iki önemli ayrıntı vardı: Birincisi güvenli bölgenin gündemlerinden çıkmadığını vurguluyordu, ikincisi de Eğit-Donat konusunda kendileriyle yeterince işbirliği yapmadığı için ABD’yi eleştiriyordu!

Ve sahada da şu gelişmeler yaşanıyor: Türkiye İncirlik’in yanına 2,500 kişilik ABD Patriot kasabası kurulmasını da, Diyarbakır’daki üsse ABD uçak ve personeli sevkedilmesini de kabul etti…

BRÜKSEL’İN MÜLTECİ PLANI

Brüksel’de Erdoğan‘a anlatılacak olan mülteci planı da Washington’daki bu çalışmanın devamı niteliğinde..

AB, kendi topraklarına yönelik mülteci akınını durdurabilmek için, Türkiye’de 2 milyon mülteciyi barındıracak 6 büyük kamp kurulmasını AKP’ye dayatıyor.

AKP Hükümeti’nin “kampların maliyetini karşılarız” diyen Brüksel’e sıcak baktığı konuşuluyor…

BÖLGENİN ATLANTİK’TEN KART ALMA HAMLESİ

Esad düşmanlığı ve koridorculukta ısrar etmek, görüldüğü gibi yine Ankara’yı Washington’a mecbur ediyor. Oysa Rusya’nın hava operasyonları Türkiye’ye manevra yapma şansı doğurmuştu.

Ancak Erdoğan ve Davutoğlu bırakın manevrayı, kendi iktidarlarının da dayanağı görerek, Türkiye’yi daha çok ABD projesine eklemlemeye çalışmaktadır.

Erdoğan‘ın “Rusya, İran, Irak, Suriye” cephesine işaret edip, “büyük yanlış içindesiniz” demesi, iyi okunmalıdır.

“Güvenli Bölge’ye karşı YPG’yi tanıma” anlaşmasının gerçekleşmesi, Türkiye ve bölge için felaket olacaktır. Üstelik bu, Rusya ve Suriye’nin ABD’nin elinden Kürt kartını alma hamlesini de boşa çıkarma hedeflidir.

Dün şöyle demiştik: Türkiye’nin AKP hükümeti nedeniyle Atlantik Cephesi içinde yer alması ancak ulusal çıkarlarının Bölge Cephesi’nde olması, iç siyasete büyük basınç yapacaktır. Rus müdahalesi, bu basıncı artıracaktır.

Bu basıncın Türkiye yararına kullanılabilmesi, iç dinamiklere ve Erdoğan-Davutoğlu‘na karşı ciddi bir cephe kurabilmeye bağladır.

Mehmet Ali Güller
5 Ekim 2015

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın