Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

ESKİ ÖZEL HAREKÂT DAİRE BAŞKANI İBRAHİM ŞAHİN: ÇÖZÜM KIZIL ELMA’DA

“ABD görünüşte Irak’a saldırıyor. Bana göre bu ABD-Irak Savaşı değil, ABD-Türkiye savaşı… AB üyeliğini reddediyorum… Kızıl Elma’yı savunan bir insanım, Türk birliğini savunan bir insanım… AB yerine Avrasya Birliği’ni savunuyorum. Türkiye’nin Asya ülkeleriyle ittifakı daha önemli bence.”

ADNAN AKFIRAT / MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
23 Ocak 2005

Eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin, ULUSAL KANAL’ın “Var Mısın” programında Yayın Koordinatörü Adnan Akfırat ve Haber Müdürü Mehmet Ali Güler’in konuğuydu. Şahin, “ben de varım” dedi ve Türkiye’nin çözümünün “Kızıl Elma” koalisyonunda, Avrasya İttifakı’nda olduğunu söyledi.

AYDINLIK: Neden Ulusal Kanal’dasınız?

İBRAHİM ŞAHİN: Türkiye’de bazı işlerin kötüye gittiğini farkediyor ve bundan da rahatsızlık duyuyordum. Ulusal Kanal’ı izlerken sürekli şunu gördüm; kamuoyuna yanlış giden şeyler aktarılıyordu ve ekrandan “Var mısınız” diye soruyordunuz. Ben de tabi ki varım. Çünkü burası Türkiye. Hiçbir gücün içte ya da dışta bu ülke üzerinde hesap yapmaya hakkı yoktur. Bu nedenle bu programa katılmayı bir zaruret olarak gördüm. Çok hayırlı bir iş yapıldığına inanıyorum.

AYDINLIK: “ABD ve AB kıskacında Türkiye” adlı bir kitap çalışmanız var. Neden böyle bir kitap yazma ihtiyacı duydunuz?

ŞAHİN: 2001’den sonra Türkiye’yi yöneten kadroların bazı hatalar yaptığını farkettim. ABD’nin Irak’ı işgal etmesi, 40 senedir süren bir AB macerasının son dört yılında kamuoyuna da aksettirilen bazı dayatmalar, ki bunlar ulusal birlik ve bütünlüğümüzü bozucu dayatmalardı. Bütün bunları farketmemizin yanı sıra geçmiş deneyimlerimizi de üstüne koyarak ABD ve AB’nin Türkiye üzerinde oynadığı oyunu anlatmak için bir kitap yazma ihtiyacı duydum.

NÂZIM’I KİTABIMA KOYDUM

AYDINLIK: Kitabın girişine Nazım Hikmet’in bir şiirini koymayı düşündüğünüzü söylemiştiniz. Nazım Hikmet konusunda niçin böyle bir tutuma sahip oldunuz?

ŞAHİN: Benim için devletimizin birlik, beraberliği önemli. Bakıyorsunuz bazı kesimlere, dün vatan millet sevdalısı olan ya da öyle görünenlere bugün nemelazımcılaşmışlar. Yakın çevreme de diyorum: “artık şu gözlüklerinizi değiştirin”. Bugün Türkiye’de millici ve gayrı millici olanlar var. 20 yıllık mücadele bunu öğretti bana.

Kitabı yazmaya başlayınca herşeyi incelemek istedim. Bunlardan birisi de bugüne kadar bizim tamamen ters bildiğimiz bir şairimizdi. Nazım Hikmet’i okumak fırsatını buldum. Ne düşünürlerse düşünsünler, vatanını milletini düşünen herkes benim için çok azizdir.

ABD TÜRKİYE’Yİ TEST EDİYOR

AYDINLIK: Süleymaniye baskını sırasında başbakan başka yerde, dışişleri bakanı da Kayseri’de mantı yiyordu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞAHİN: Görevli 11 tane insanımın başına çuval geçirilmesi ve 3 gün esaret altında tutulması bizim çok zorumuza giden bir hadise. ABD’nin oynamak istediği bir oyun var. ABD asla kendi planlarından vazgeçmiyor. 1974 Kıbrıs savaşından beri Amerika’yla aramızda bir gerilim süreci var. ABD Kıbrıs çıkartması yüzünden askeri ambargo uygulamaya başladı. Daha sonra Akdeniz’den onların deyimiyle “yanlışlıkla” bir füze fırlatıldı. O füze bizim muavenet gemimize geldi ve orada şehitler verdik. Tabi askeri bilgisi olmayan bir kişi bu yanlışlığa inanabilir ama böyle bir şey yok. Bu füzeler bilgisayar sistemiyle atılır. Yine hafızamızı zorlarsak İkinci Körfez Savaşı’nın başında Amerika üç tane “yanlış” füze attı. Biri İran’da petrol füzesinin üzerine düşerek orayı imha etti. Biri Suriye’ye düştü. İki füze de bizim Urfa’da boş tarlalara düştü. Arkasından Süleymaniye hadisesi oldu. ABD Türkiye’yi test ediyor.

IRAK SAVAŞI ASLINDA ABD-TÜRKİYE SAVAŞI

Irak Savaşı başladığında ben şuna kanaat getirmiştim: ABD görünüşte Irak’a saldırıyor. Bana göre bu ABD-Irak Savaşı değil, ABD-Türkiye savaşıydı. ABD geleceğe yönelik planlarının belli bir safhasını icra ediyordu. Irak Savaşı başlamadan önce Türkiye’de tezkere tartışmaları oldu. Daha TBMM’den geçmeden adamlar gemilerini, malzemelerini İskenderun’a yerleştirdiler. Halk dilinde bir deyim vardır: “ısıracak köpek dişini göstermez”. Amerika Türkiye üzerinden saldırmayı hiçbir zaman düşünmedi. Yine Basra’dan saldıracağı planları hazırdı. Sadece Türkiye test ediliyordu. Orada Barzani ve Talabani denen peşmerge liderlerinin içinden geçirilip Amerikan üslerine götürülmesi tamamen Türkiye’ye yönelik bir hadiseydi. Çuval hadisesi sırasında hükümet yetkilileri Kayseri’de, Samsun’daydılar. Bir gün sonra da AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın bir açıklaması var: “Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirilmesi hadisesinde Barzani’nin rolü yok.” Siz Barzani’nin avukatı mısınız? Niçin böyle bir açıklamada bulunuyorsunuz? Ben hükümet partisinin başkan yardımcısından şunu beklerdim: “ABD’yle görüşmelere başladık. Onları geri alacağız”. Bunun yerine Barzani’yi savunuyorsunuz. Bunu esefle karşılıyorum.

AB ÜYELİĞİNİ REDDEDİYORUM

AYDINLIK: Kıbrıs ve Kuzey Irak’taki politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞAHİN: Her iki konuda da yanlış hareket ediliyor. Dışişlerinin gidip ABD dışişleri bakanlığıyla gizli anlaşma yapması yanlış. 17 Aralık’a göre 2005’te müzakere başlayacak. Ne istendi bizden? Dışişleri yine “biz bunları kapalı kapılar ardında konuşalım” dedi. Bu ne demek. Ucu açık en az 10 senelik müzakere süreci, ekonomik yardım yok, ruhban okulunu aç, ekümenikliği tanı, su kaynaklarının yönetimini AB’ye ver, AB üyesi olmayan İsrail’le işbirliği yap, diğer ülkelere tanınan haklar yok. Aslında “sizi almıyoruz” diyorlar, topluma yanlış aksettiriliyor. AB’nin siyasi değerleri Yahudilik ve Hıristiyanlık kültürüne ve değerlerine dayanmaktadır. Niye bu kültüre dahil olalım? Biz Müslümanız. Ben AB üyeliğini reddediyorum.

AYDINLIK: 20 yıl PKK’ya karşı savaştınız. ABD’nin PKK’ya yardım ettiğini biliyordunuz. O zaman niçin bunları dile getirmediniz?

ŞAHİN: Bu soru eksik bile. ABD’nin PKK’ya yardımı ispatlandı. Zaman zaman görevim rütbem nedeniyle bunu açıklayamadım. Ama herkes biliyor ki, Amerikan Çekiç Güç uçakları İncirlik’ten kalkarak PKK’ya yardım malzemesi attılar. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tespit edilmiş bir hadisedir.

UĞUR MUMCU DEVLETE EN BÜYÜK HİZMETİ YAPTI

AYDINLIK: Bir izleyicimiz, “Uğur Mumcu’nun arabasının altına bomba koyan eski PKK itirafçısı Hüseyin Belit ve Şişko Tekin hakkında İbrahim Şahin ne düşünüyor?” diye soruyor? Uğur Mumcu cinayeti hakkında görüşleriniz nelerdir?

ŞAHİN: Uğur Mumcu bu devlete en büyük hizmet eden insanlardan birisidir. Ben 1993 Temmuzu’nda özel hareket daire başkanlığını kurmak üzere Ankara’ya gittim. Bir araya yakın kuruluş çalışmalarını yaptık. Özel tim çalışanları çok okurlar, sadece dağlarda savaşan insanlar değildirler. Çünkü savaştığımız insanlar hakkında bilgi sahibi olmak zorundayız. Ben harekât başkanıyken Kürt isyanlarını araştırmak istedim. 29 Kürt isyanına hangi aşiretler katıldı, bunun listesini istedim. Ama maalesef bu bilgi bana ulaşmadı. Bu bilgiyi Uğur Mumcu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nin 1993 ve önceki yazılarından edindim. Uğur Mumcu sol görüşlü olabilir. Bana göre ülkesini seven çok büyük bir Türk milliyetçisiydi.

ÇÖZÜM KIZIL ELMA’DA

AYDINLIK: Çözüm nerede?

ŞAHİN: İlk bayrağı bulan, orduyu kuran müstesna bir milletiz. Özümüzü korumalıyız, artık sağcı solcu kalmamıştır. Şu anda milli olanlarla gayrı milli olanlar var. Biz ülkemizi özgür bağımsız bir ülke olarak muhafaza etmeliyiz bana göre AB yanlış bir düşünce. AB’nin 10 sene sonrası da meçhul. Biz niye girmek için zorluyoruz, ne gerek var. Bizi almak gibi bir niyetleri asla olmadı ve olmayacak. Biz dik durmalıyız. Türkiye’nin ulusal birliğe ihtiyacı var. Herkes bir araya gelmeli. Geçmişte hatalar yapılmış olunabilir ama artık tek yumruk olarak dünyaya Türkiye’nin ulusal bütünlüğü gösterilmeli

AYDINLIK: Bu noktada Kamuoyunda Kızıl Elma olarak bilinen çözüm, ittifak modeli hakkında ne düşünüyorsunuz?

İBRAHİM ŞAHİN: Kızıl Elma’yı savunan bir insanım, Türk birliğini savunan bir insanım. AB yerine Avrasya Birliği’ni savunuyorum. Türkiye’nin Asya ülkeleriyle ittifakı daha önemli bence.

,

Yorum bırakın

RUSYA, ELE GEÇİRİLEN TÜRK’ÜN İFADESİNE DAYANARAK DIŞİLERİNİ UYARDI: ‘YALOVA’DAKİ ÇEÇEN KAMPINA SON VERİN’

Rusya, Çeçenistan’da düzenlediği operasyonda, 4’ü ölü, 9’u sağ olmak üzere 13 Türk vatandaşını ele geçirdi. Rusya öldürülen Aydın Kaya’nın üzerinden çıkan mektuba dayanarak MİT’i suçluyor. Sağ ele geçirilen Ali Özçelik ise Yalova’da eğitim kampına katıldığını açıkladı. Rusya, bu ifadeye dayanarak Türk Dışişlerine yazı gönderdi. Gelişmeler, Aydınlık’ın, aylar önce duyurduğu, “Yalova’da Çeçen kampı” haberini bir kez daha doğruladı.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
14 Aralık 2004

Rus güvenlik güçlerinin, 5 Kasım Cuma sabahı, Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Grozni yakınlarında düzenlediği operasyonda toplam 30 terörist ölü olarak ele geçirildi. Öldürülenler arasında 4 de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çıktı. Rus güvenlik güçleri ayrıca 9 Türk vatandaşını da sağ olarak ele geçirdi.

Rusya, operasyonda öldürülen Türk vatandaşlarından Aydın Kaya’nın üzerinden çıkan mektuptaki ifadeler nedeniyle, hem Türk Dışişleri Bakanlığı’na yazı gönderdi, hem de MİT’i suçladı.

ÇEÇEN TERÖRİST – MİT BAĞLANTISI

Çeçenistan’daki Rus birlikleri terörle mücadele karargahının sözcüsü General İlya Şabalkin, öldürülen Türk vatandaşlardan ikisinin; 5 Nisan 1981 Malatya doğumlu Aydın Kaya ile 23 Nisan 1980 Samsun Vezirköprü doğumlu Burhan Çelebi olduğunu açıkladı.

General Şabalkin, RİA ajansına yaptığı açıklamada, Aydın Kaya’nın üzerinde bulunan gönderilmemiş mektupta iki önemli isme dikkat çekiyor. Bunlardan Muktedir İlhan, Kafkas Çeçen Dayanışma ve Kültür Derneği Başkan Yardımcılığı yapıyor. Kamuoyu onu Çeçen lider Cehar Dudayev’in eşi Alevtina Dudayeva’nın avukatı olarak tanıyor.

Mektupta yer alan ikinci isim ise Erhan Ersoy. Rus karargahı, Ersoy’un, MİT Rusya Masası’nda çalışan görevli olduğunu iddia ediyor.

General Şabalkin’in açıklamasına göre, Aydın Kaya, Muktedir İlhan’dan, Gürcistan üzerinden rahatça geçebilmesi için MİT ile bağlantı kurmasını istiyor.

KİMYASAL SİLAHLA OPERASYON PLANI

Muktedir İlhan’a yazılan mektupta, şu ifadeler de kullanılıyor: “Burada durum çok kötü. Gündüzleri bodrumlarda kalıyor, sadece geceleri kımıldayabiliyoruz. İnsanlar artık mücahitlere yardım etmiyor. Tehditler de işe yaramıyor. Hiçbir komutan diğerine güvenmiyor. İlacımız da kalmadı. Beslan’dan sonra beklediğimiz paralar da gelmedi.”
Mektupta ayrıca, içme suyuna katılmak için kimyasal madde gönderilmesi de isteniyor.

Rus karargahının Aydın Kaya’nın üzerinden çıkan mektuba dayandırdığı bir başka çarpıcı suçlamaya göre, Çeçen teröristler MİT bağlantıları kullanarak Grozni’de ‘Gümüş Sis’ adlı kimyasal silah kullanarak operasyon düzenlemeyi planlamışlar.
Rus karargahı, MİT’in Türkiye’de ‘Mazlum’ ve ‘Çeçenlerle dayanışma’ dernekleri kurdurduğunu, bu dernekler üzerinden Çeçenistan’a para ve yeni eleman gönderdiğini de açıkladı.

General Şabalkin, operasyonda, 150 kilogram patlayıcı yerleştirilmiş bir araç bulduklarını da söyledi.
Bu arada, Burhan Çelebi’nin babası Hamit Çelebi, “Oğlum burada sıvacılık yapıyordu. Bir şirket aracılığıyla dışarıya çalışmak için gideceğini söyledi. Ben gitmesini istemedim. 2-3 ay önce gitti. Oğlum Kazakistan’a gideceğini söyledi. Sonra haber alamadık” dedi.

MGK RAPORU: 58 TÜRK ÇEÇENİSTAN’A GİTTİ

1999 yılından beri Rusya tarafından öldürülen Çeçen teröristlerin yaklaşık 200’ü yabancı uyruklu. Rusya Savunma Bakanı Sergei İvanov’un verdiği rakamlara göre bunlardan 24’ü Türk.

Öte yandan geçen yıl MGK’ye sunulan bir raporda, 1999’dan bu yana 58 Türk vatandaşının Çeçenistan’a savaşmaya gittiği belirtilmişti.

AYDINLIK YAZARSA DOĞRUDUR!

Son operasyon üzerine Rusya Türk Dışişleri’ne “Çeçen terörüne karışan Türk vatandaşlarını takibe alması yolunda” bir ultimatom verdi. Rus Hükümeti Türkiye’nin işbirliği yapmaması halinde iki ülke arasında ciddi sorunlar yaşanacağını ve özellikle ekonomik alandaki gelişmelerin askıya alınabileceğini açıkladı. Özellikle Türkiye’yle yapılan bavul ticaretine ek vergiler konabileceğini belirten Rus Hükümeti, Türk vatandaşlarının Rusya’ya gitmesinin önüne daha geniş vize engelleri konabileceğini de belirtti.

Rusya’nın Türk Dışişlerine gönderdiği yazıdaki dikkat çeken bir başka nokta ise, sağ olarak ele geçirilen Ali Özçelik’in ifadesine dayandırılan bölüm! İfadeye göre, Türkiye’den Çeçenistan’a geçen Türk vatandaşları, Yalova Çiftlikköy ve Çınarcık kırsalındaki kamplarda, lojistik ve savunma eğitimi aldılar.

Böylece, Aydınlık’ın 895 sayılı, 12 Eylül 2004 tarihli “Yalova’da Çeçen terörist kampı” başlıklı kapak haberi de bir kez daha doğrulanmış oldu.

Rusya Ali Özçelik’in ifadesine dayanarak, Türkiye’den, hem iyi komşuluk gereği, hem de iki ülke arasındaki güvenlik işbirliği anlaşması gereği, bu bölgedeki tüm faaliyetlere derhal son vermesini ve kampta eğitilenlerin yakalanmasını istedi.

Türk Dışişleri, Rus Dışişlerine gönderdiği cevabi yazıda, iddiaların incelendiğini ancak belirtilen bölgede herhangi bir faaliyete rastlanmadığını, bununla birlikte terör eylemlerine göz yumulmayacağının belirtti.

,

Yorum bırakın

AYTUNÇ ALTINDAL: “ATATÜRK HİLAFETİ VASİYET ETTİ” – ATATÜRK’ÜN VASİYETİNE CIA MÜDAHALESİ

“Atatürk’ün gizli vasiyeti” kapağımız ses getirdi. Vasiyetin açıklanmasından korkanlar, Atatürk’ün hilafeti vasiyet ettiğini iddia ettiler. Atatürk’ün vasiyetine CİA müdahalesi, kendine araştırmacı-yazar etiketi yapıştıran Aytunç Altındal aracılığıyla yapıldı. Altındal’ın iddiasına göre, Menderes 1958’de vasiyeti öğrenmiş ve o nedenle “Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz” demiş! Altındal’a söyletilenler, en kestirmeden ABD’nin BOP’una çıkıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
14 Aralık 2004

Geçen haftaki “Atatürk’ün gizli vasiyeti” kapak haberimizde, Atatürk’ün, ölümünden 50 yıl sonra açıklanmak üzere bir vasiyet bıraktığını, Kenan Evren’in, 1988’de Atatürk’ün vasiyetini açtığını, ancak “açıklanmasını sakıncalı görüp” tekrar kitlediğini belirtmiştik. Yine Atatürk’ün, sözlü olarak Fevzi Çakmak’ın Cumhurbaşkanı olmasını ve dış politikada da Türk-Sovyet dostluğunu vasiyet ettiğini duyurmuştuk.

HİLAFETİ KALDIRAN ATATÜRK HİLAFETİ VASİYET ETMİŞ!

Aydınlık’ın kapağı öyle bir ses getirdi ki, CİA Atatürk’ün vasiyetine, Aytunç Altındal üzerinden müdahale etti. Akşam gazetesi, Altındal’ın çarpıtmalarına, 10 Kasım’da sürmanşetten, “Atatürk’ün gizlenen vasiyetini açıklayın” başlığıyla yer verdi.

Aytunç Altındal’a göre, Atatürk, hilafeti vasiyet etti!

Atatürk’ün vasiyetinden korkanlar, işi öyle bir noktaya götürdü ki, Atatürk’ün kaldırdığı saltanatı ve halifeliği vasiyet edebileceğini savunacak kadar aciz durumdalar.

MENDERES VASİYETE DAYANMIŞ!

Altındal’ın çarpık iddialarına göre, Atatürk hilafetin kişi bazında değil, bütün İslam ülkeleri arasında rotasyonla değişecek bir kurum olarak canlandırılabileceğini söylüyormuş! Altındal bu acz içinde, fikrine dayanak bula bula, Menderes’in, ‘Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz’ sözünü buluyor. Altındal’a göre, Başbakan Adnan Menderes, Atatürk’ün vasiyetini 1958’de öğrenmiş, bu nedenle bu sözü etmiş!

Altındal, ayrıca Atatürk’ün “1920’lerde sadece 3 Müslüman devlet var. Türkiye, İran ve Afganistan. Bu sayı ileride 40’a 50’ye çıkarsa, bu devletler kendileri biraraya gelerek bir Hilafet Meclisi oluştururlar” dediğini de öne sürüyor.

İKÖ MODELLİ HİLAFET

Araştırmacı-yazar etiketiyle kendini sunan Aytunç Altındal’a göre, Atatürk saltanata karşıymış ama hilafete bir müessese olarak karşı değilmiş! Altındal, Atatürk’ün vasiyetinin, İslam Konferansı Örgütü İKÖ ile bir parça yerine getirildiğini de savunuyor!

Aytunç Altındal, Atatürkçü çevreleri etkileyebilmek için, Atatürk ile ABD-İngiltere’nin bu konuda karşı karşıya olduğunu söylemeyi de ihmal etmiyor. Ama nasıl?

ABD ve İngiltere’nin hilafeti kişi bazında yeniden kurmak çabasında olduğunu söyleyen Altındal, “Bizim tezimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün tezidir, yani ‘Hayır; babadan oğula geçen Halifelik olmaz. Bu akıldışıdır’ diyoruz. Biz atak davranamazsak, onların istediği hilafete gider” diyor.

AMAÇ: ABD’NİN BOP’UNA HİZMET!

Altındal, “Atatürk hilafeti vasiyet etti” çarpıtmasıyla, aslında neyi amaçladığını da satır aralarında veriyor: Dünyada terörizmin önlenmesi için ihtiyaç duyulan şey, İslam ülkelerinin tesis edeceği hilafet sistemine geçilmesiymiş!

Ki boşuna efendileri, “Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi içinde, İslam ülkelerine ‘ılımlı islam’ yoluyla model olmalıdır” demiyor!

Altındal, Atatürk’ün vasiyet ettiği hilafetin, Vatikan’ın karşılığı olacağını iddia ediyor: “Bu sistemde en yüksek bir fetva makamı olacaktır. Böylelikle bir İslam Adaleti tesis edilir. Bir tarafın Vatikan’ı var öteki tarafın bir gücü yok. Bu İslam ülkelerinin gücünü arttıran birşey olacak. Örneğin Hilafet, tank alacak Bangladeş’e bu ülke İslam’a daha yakın, oradan al diyecek. Bu İslam’a saygıyı da arttıracak”

,

Yorum bırakın

17 ARALIK’TA “UCU AÇIK MÜZAKERE ÖNCESİ, 6 AYLIK TARAMA SÜRECİ” VAR: AB SENARYOSU ÇÖKTÜ, SIRA HÜKÜMETTE

1999 Helsinki Zirvesi’nde “ABD tarafından AB kapısına bağlanan Türkiye” programı çöküyor. 17 Aralık’ta AKP’ye, “şartlı davet, ucu açık müzakere ve müzakere öncesi 6 aylık tarama süreci” verilecek. Tayyip Erdoğan, “çöken programın çöken iktidarı” olmamak için, 18 Aralık sabahına üç taktik hazırladı. Ancak ABD ve AB ile Türkiye ilişkilerinin geldiği son nokta, yeni bir programı ve yeni bir hükümeti dayatıyor.

MEHMET ALİ GÜLLER

Aydınlık / 12 Aralık 2004 / Sayı: 908

AKP hükümetiyle yürütülen AB senaryosu çöktü. 17 Aralık fiyaskosu, 1999 Helsinki Zirvesi’yle başlayan sürecin de sonu oluyor. “ABD eliyle Türkiye’nin AB kapsısına bağlanma” programı 17 Aralık takvimiyle iflas etti. Şimdi sıra, o programın “iktidarı”nda!

KAPIDA NELER KAYBETTİK?

ABD’nin 1999’da AB’yle anlaşarak uyguladığı takvimde neler vardı?

Türkiye kapıya bağlanarak, Avrasya’da ittifaklar kurması engellenecek, çıkarılacak yasalarla TSK’nın etki alanı daraltılacak, fonlarla beslenen Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla milli refleks öldürülecek ve zihinler ele geçirilecek, teslim alınmış hükümetler aracılığıyla istenilen yasal düzenlemeler çıkarılacak, yargı AİHM ve diğer uluslararası mahkemelere bağımlı kılınacak, merkezi otorite yerel idarelere devredilecek, milli bütünlüğü hedef alan anayasal değişikliklerle etnik ve mezhepsel farklılıklar kimlik olarak tanıtılacak, 1995’te imzalanan Gümrük Birliği yoluyla ekonomisi çökertilecek, Kıbrıs ve Güneydoğu konusunda teslim alınacak, Fener-Rum başpapazının ‘ekümenik’ vasfı kabul ettirilecek, Heybeliada Ruhban Okulu açtırılacak, toprak ve mülk satışı yasal güvenceye alınacak, cemaatlere ve dini vakıflara ‘özgürlük’ sağlanacak vs…

AB 1999-2004 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte, isteklerinin büyük bölümünü aldı.

AKP 17 ARALIK’TA NE ALACAK?

Peki 5 yılın ardından, milli hedef olarak ilan edilmiş “AB yolu”nun sonunda, tüm bu verdiklerinin karşılığında Türkiye ve AKP hükümeti, 17 Aralık’ta ne alacak?

İşte Almanya-Fransa eksenli AB’nin hazırladığı 17 Aralık takvimi:

1) Tarih vermeden (ya da Ekim 2005 veya 2006) müzakerelere şartlı davet.

2) Ucu açık müzakere.

3) Müzakere öncesinde “6 aylık tarama süreci” uygulanacak.

4) 2014’ten önce ‘Mali program’a alınmayacak.

TASLAK PANİK YARATTI

6 Ekim ilerleme raporundan sonra Zirve için hazırlanan taslak da, 17 Aralık’ın AKP hükümeti açısından fiyasko olacağına işaret ediyor. Hazırlanan ilk taslak, AKP hükümetini ve AB’ci kesimleri paniğe sevketti. Dışişleri ilk taslağa itirazlarını 8 ana başlık altında sıralayıp, resmi bir yazıyla AB dönem başkanı Hollanda’ya iletti. Hollanda ikinci bir taslak daha hazırladı. Ancak ikinci taslak, birinciden de beterdi!

Dışişleri’nin ilettiği 8 madde şunlardı:

1) Müzakerelerin hedefi mutlaka tam üyelik olacaktır.
2) Kıbrıs Türkiye için şart olamaz.
3) Türkiye ile müzakerelerin ne zaman başlayacağı açık ve net olmalıdır.
4) Türkiye ile müzakere için ikinci bir toplantıya ihtiyaç duyulmamalıdır.
5) Türkiye’ye özel statü uygulanamaz.
6) Sonuç bildirgesinde Türkiye için AB hukukuna ters düşecek ifadeler yer almamalı.
7) Müzakere süreci sürdürülebilir olmalı.
8) Türkiye ile müzakereler hiçbir koşula bağlanamaz.

Ancak, Dışişlerinin tek bir itirazı bile dikkate alınmadı.

SIRADA 3. TASLAK VAR!

9 Aralık’ta Brüksel’de bir araya gelen AB Daimi Büyükelçileri, üçüncü bir taslak hazırlanmasına karar verdi. 13 Aralık Pazartesi günü son şekli verilecek taslağa göre;

1) Müzakerelere başlama tarihi boş bırakılacak.

2) Ucu açık müzakere süreci öncesinde, Türkiye’ye “6 aylık tarama süreci” uygulanacak.

3) Müzakerelerin askıya alınma koşulu yeralacak. Müzakerelerin askıya alınmasını Komisyon ya da üye devletlerden biri önerebilecek. (Daha önceki taslakta, bu önerinin Komisyon ya da üye ülkelerin ancak üçte biri tarafından yapılabileceği öneriliyordu.)

4) Katılım sürecine olumsuz etki edecek ikili anlaşmazlıklar, gerek görülürse, çözüm için Uluslararası Adalet Divanı’na sevkedilecek.

5) Kıbrıs şartı var..

6) 31 ana başlık altındaki müktesebatta, kapatılmasında ve gerekli durumlarda açılmasında “yasal uyum ve tatmin edici uygulama” aranarak “eşik” uygulanacak.

7) Kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım alanlarında derogasyonlar olacak.

GENİŞLEYEN AB PARÇALANIR

“AB’ye onurlu girelim”ci cepheyi de şaşkına çeviren bu süreç, hiç de sürpriz değil. AB’nin uzun yıllardır resmi ve yarı resmi ağızlardan dile getirdiği bu süreç, son olarak AB Komisyonu başkanı tarafından da dile getirildi.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso, genişlemiş bir AB’nin parçalanacağını belirtti. 4 Aralık’ta, Portekiz’de yayımlanan Expresso dergisine konuşan Barroso, “Bugün Avrupa’nın karşısındaki zorluk, federal bir süper-devlet olma riski ve ulusal geleneklerimizin erozyona uğraması değil, parçalanma ihtimalidir” dedi.

Haftalardır AB başkentlerinde duvarlara asılan “Türk bayraklı Truva Atı” afişleri, Almanya-Fransa merkezli süper-devlet olma gayretlerinin de yansıması aslında. İngiltere’den sonra ikinci bir ABD Truva Atı’nın AB tarafından kaldırılamayacağı fikri, pek çok AB ülkesinde hakim görüş.

ÜYELİK YOKSA AB YÖRÜNGESİNDEN ÇIKARIZ

Türkiye’nin AB nezdindeki büyükelçisi Oğuz Demiralp, üye olunmaması halinde, Türkiye’nin AB yörüngesinden çıkacağını ilan etti. 8 Aralık’ta Brüksel’de verdiği bir konferansta, taslaklara değinen büyükelçi Demiralp, “Bu ifadeler, Türkiye’nin ne olursa olsun AB çizgisinde kalacağı varsayımından kaynaklanıyor. Bu doğru değil” dedi.

Türkiye’nin tam üye olamaması halinde AB yanlısı politikaları sürdürmeyeceğini vurgulayan Demiralp, “kartlar yeniden dağıtılır” uyarısında bulundu.

Büyükelçi gibi hükümet de farklı bir üslup kullanmaya başladı!

ÇÖKEN PROGRAMIN, HÜKÜMETİ DE ÇÖKER

AKP hükümeti 1. taslaktan itibaren, 18 Aralık sabahına göre konumlanmaya başladı. 3 Kasım 2002’de “ABD tarafından AB kapısına bağlanan Türkiye” programına “hükümet” edilen Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, “çöken bir programın çöken hükümeti” olmamak için yeni manevralara yöneldiler. Tayyip Erdoğan 18 Aralık sabahından sonra da “hükmedebilmek” için ABD-AB-Rusya-İKÖ dörtlüsü arasında denge siyaseti gözeten bir izlenim vermeye çalıştı.

Erdoğan’ın AKP grubunda dile getirdiği “tek boyutlu dış politika yürütmüyoruz” açıklaması bu yeni döneme işaret ediyor.

TAYYİP ERDOĞAN’IN 3 HESABI

Erdoğan’ın birinci hesabına göre, Türk milleti, 17 Aralık’ta ağır AB şartlarına “hayır” diyen başbakanın etrafında kenetlenecek. Başkanlık sistemi tartışmasının gündeme getirilmesi ve kulislere yansıyan erken seçim haberleri de bu hesabın ürünü! Şimdiden seferber edilen bazı köşe yazarlarıyla, Erdoğan’ın ne kadar “millici” olduğu pazarlanmaya çalışılıyor! Erdoğan, bu hesaba göre zaman kazanmayı ve iktidarını sürdürmeyi tasarlıyor.

Erdoğan’ın ikinci hesabı, şartların bir parça yumuşamasını bekleyerek, “AB yolu” programını sürdürebilmek.

Erdoğan’ın üçüncü hesabı “AB yolu”ndan çıkmış bir Türkiye’yi ABD’nin BOP’una, bu kez tam teslim etmek!

Ancak ABD’nin tanıdığı inisiyatif kadar manevra alanına sahip olan AKP hükümetinin, 18 Aralık sabahına sözde “milli” bir programla uyanması mümkün görünmüyor.

ABD ve AB ile Türkiye ilişkilerinin geldiği son nokta, yeni bir programı ve yeni bir hükümeti dayatıyor!

Yorum bırakın

YASEMİN ÇONGAR’A YAZILARINI WOLFOWITZ YAZDIRIYOR

“MİLLİYET’İN WASHİNTON TEMSİLCİSİ” YA DA “WASHİNGTON’UN MİLLİYET TEMSİLCİSİ”

Yasemin Çongar’a yazılarını Wolfowitz yazdırıyor

Milliyet’in Washington muhabiri Yasemin Çongar’a yazılarını, Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz dikte ettiriyor. Çongar’ın köşesindeki son ABD tehdidi ise şöyle: “AB’den tarih alma çabası sayesinde, Türkiye’yi yakasından tutabiliyor, Kuzey Irak’a müdahale etmesini engelleyebiliyoruz”. Çongar, bir arkadaşına gönderdiği e-postada ise, Amerika’daki bazı Türk gazetecileri Türkiye adına çalışmakla suçluyor!

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
26 Eylül 2004

Milliyet’in Washington muhabiri Yasemin Çongar’a yazılarını, Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz dikte ettiriyor. Çongar’ın bu özelliğini bilen Amerika’daki diğer bazı Türk gazeteciler, onu, “Milliyet’in Washington temsilcisi” yerine “Washington’un Milliyet temsilcisi” olarak tanımlıyorlar. Çongar, “Amerika’nın Türkiye’yi AB kapısına bağlama” taktiğini de, yıllar sonra ve bu kez Amerikalıların ağzından tehdit şeklinde aktarıyor: “AB’den tarih alma çabası sayesinde, Türkiye’yi yakasından tutabiliyor, Kuzey Irak’a müdahale etmesini engelleyebiliyoruz”. Ve Çongar, bir arkadaşına gönderdiği e-postada, Amerika’daki bazı Türk gazetecileri Türkiye adına çalışmakla suçluoyr ve TSK’nın uşağı şeklinde tanımlıyor.

ÇONGAR VE GÜL AYNI DİLDEN KONUŞUYOR

Yasemin Çongar’ın özellikle Amerika’nın Telafer’deki Türkmen kıyımı ile ilgili yazıları dikkat çekti, tepki doğurdu, nefret uyandırdı.

Çongar, 13 Eylül 2003 tarihli yazısında, ABD’nin Türkmen kıyımını perdelemek için haberleri “iddia ve komplo” olarak değerlendirdi. “Tel Afer’de ne oluyor?” başlıklı yazısında “Kamuoyuna tek kaynaklı ve kışkırtıcı haber-yorumlarla pompalamak, sonuçları da, sorumluluğu da çok ağır olabilecek bir hata. Resme çok yönlü bakabilmek zorundayız” diyerek “gazetecilik” dersi veren Çongar, yazısında “objektifliğini”, Pentagon’dan bir üst düzey yetkilinin açıklamalarına yer vererek getiriyor!

Çongar, Wolfowitz adına yazdığı yazıda, tıpkı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül gibi aynı şeyleri savunuyor!:

“Sivil halka yönelik bir Amerikan harekatı yok; harekat Tel Afer halkına değil, Tel Afer’deki Türkmenler Şii ve Mukteda El Sadr grubuna bağlı; Operasyonda Suriye’den ve Felluce’den gelen terörist gruplar hedef alınıyor…”

Tüm bu açıklamaları Pentagon’dan bir üst düzey yetkiliye dayandıran Yasemin Çongar, tek bir Tel Aferli Türkmene, Irak Türkmen Cephesi’nin Ankara ya da Washington temsilcisine sormaya gerek duymadan “objektif gazetecilik” yapıyor. Çongar, üstelik sıkılmadan, Türkmenleri kaynak gösteren haberleri de “tek kaynaklı ve kışkırtıcı haber-yorumlar” şeklinde değerlendiriyor.

WOLFOWİTZ-FEİTH GRUBU

17 Eylül’de, Çongar’ı  en iyi tanıyan çevreler, yani Amerika’daki bazı Türk gazetecilerinin kurduğu “Washington haber forum” yetkilileri, bir Pentagon askeri yetkilisiyle yaptıkları görüşmenin ardından önemli bir gerçeği ortaya çıkardılar. Buna göre, Çongar’ın konuştuğunu belirttiği Pentagon üst düzey yetkilisi, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz! “Washington haber forum” yetkilileri, Çongar’a yazılarını, Wolfowitz’in dikte ettirdiğini vurguluyorlar. Türk gazetecilerin görüştüğü Pentagon askeri yetkilisi, “Türkiye’deki bazı gazeteciler ile iyi ilişki kuran Paul Wolfowitz – Douglas Feith gurubunun, Türk basınındaki muhbirleri vasıtası ile istediklerini yazdırdığını” belirtiyor.

‘ABD TÜRKİYE’Yİ YAKASINDAN TUTUYOR’

Çongar, 20 Eylül tarihli, “Tel Afer’le başlamadı, bitmiyor” başlıklı makalesinde ise hep söylediğimiz, “Amerika’nın Türkiye’yi AB kapısına bağlama” taktiğini, yıllar sonra ve bu kez Amerikalıların ağzından tehdit şeklinde aktarıyor: “AB’den tarih alma çabası sayesinde, Türkiye’yi yakasından tutabiliyor, Kuzey Irak’a müdahale etmesini engelleyebiliyoruz”

İşte Çongar’ın yazısındaki ilgili bölüm:

“17 Eylül’de Washington’da, Almanya’nın Friedrich Ebert Vakfı ile ABD merkezli Alman Marshall Fonu tarafından düzenlenen konferansta Türkiye tartışılırken, konu Irak’a da geldi.
Almanya’nın Washington Büyükelçisi Wolfgang Ischinger, ABD’deki başkanlık seçimi kampanyasında etkin bir kişinin kendisine söylediklerini, Bush’un mu, Kerry’nin mi ekibinden olduğunu saklı tutarak, özetle şöyle aktardı: ‘AB’den tarih alma çabası sayesinde, Türkiye’yi yakasından tutabiliyor, Kuzey Irak’a müdahale etmesini engelleyebiliyoruz.’”

TÜRKİYE ADINA ÇALIŞMAK SUÇ!

Milliyet’in Washington Temsilcisi Yasemin Çongar, gerçek yüzünü, bir kez de Aydınlık’a ulaştırılan 30 Temmuz 2004 tarihli şu e-postasıyla gösterdi:

“Bu arada ben Washington haber grubuna yazmıyorum. Bazı moderatörleri, Türkiye’ye çalışan insanlar, bunlar Türkiye’de askerin uşakları, Amerika ve İsrail’e karşı, askerin kışkırttığı tipler. Yani en azından bunu buradaki kaç adam doğruladı bana. O yüzden hiçbir şekilde, yanıt yazmıyorum oraya, ya da görüş belirtmiyorum. Siz de dikkatli olun. Bunu mümkün olduğunca arkadaşlarınıza bildirin”

Evet, Çongar’ın 30 Temmuz 2004 tarihli, elimize ulaştırılan bu e-postası her şeyi tüm çıplaklığıyla sergiliyor. Türk gazetecileri, Türkiye adına çalışmakla suçlayan Çongar, onları TSK’nın uşağı, TSK adına ABD ve İsrail’e karşı kışkırtılan tipler olarak tanımlıyor.

, ,

Yorum bırakın

EMNİYET İFADESİ: YALOVA’DAN ÇEÇN TERÖR KAMPLARINA

GÜRCİSTAN’DAKİ ÇEÇEN KAMPLARINDA FAALİYET YÜRÜTEN MUSTAFA UYKIZ, YALOVA’DA YAKALANDI

Emniyet ifadesi: Yalova’dan Çeçen terör kamplarına

Yalova Emniyet Müdürlüğü’nün düzenlediği operasyonla ele geçirilen Mustafa Uykız, avukatının huzurunda verdiği ifadede, Yalova’daki faaliyetlerinin ardından Gürcistan’daki Çeçen kamplarına katıldığını kabul etti. 26 Haziran 2004 tarihli ifade tutanağında, Yalova’dan bu kamplara uzanan ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiren faaliyetlerin perde arkası var.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
19 Eylül 2004

Geçen haftaki “Yalova’da çeçen terörist kampı” haberimiz, Yalova Emniyet Müdürlüğü’nün bir operasyon sonucu ele geçirdiği şahıslara isnad ettiği suçla ve şahısların ifadeleriyle de doğrulandı. Yalova Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, düzenlediği bir operasyon sonucunda gözaltına aldığı 48 kişi hakkında, “25.06.2004 tarihi öncesinde uluslararası terörist faaliyetler kapsamında cihad bölgeleri olarak tabir edilen Afganistan, Pakistan, Çeçenistan vb ülkelere giderek terör örgütleri kamplarında askeri, siyasi ve dini eğitim aldıkları tespit edilen ve ilimizde de muhtemel faaliyetleri bulunan şahıslarla faaliyet yürütmek” şeklindeki isnad edilen suçla aldığı ifadelerden, “Yalova’dan Çeçen terör kamplarına” uzanan zincir ortaya çıktı.

Rusya, Gürcistan-Pankisi Vadisi’nde düzenlenen operasyondan sonra Çeçen teröristlere yardım eden Türk vatandaşlarının listesini Türk makamlarına iletir. Türkiye, yapılan güvenlik işbirliği gereği operasyon düzenler. Kocaeli’deki operasyonda ele geçirilen Yasin Dinçay’ın verdiği isimler arasında Mustafa Uykız’da vardır. Uykız, Yalova Emniyetince ele geçirilir. Avukatının da hazır bulunduğu ifadesinde, Gürcistan’a, İran’a, Azerbaycan’a ve Pakistan’a gittiğini kabul eden Mustafa Uykız, “Gürcistan’daki Çeçen kamplarında ‘sosyal yardım’ maksatlı bulunduğunu söyler. Uykız, Yalova’da da, benzer faaliyetlerde bulunduğunu kaydeder.

YALOVA VALİSİ’NİN AÇIKLAMASI

12 Eylül 2004 tarihli, Yalova’daki kampla ilgili kapak haberimizi hazırlarken, 9 Eylül 2004 Perşembe günü Yalova Valisi Yusuf Erbay’la da görüşmüştük. Geçen haftaki sayımızda da yayınladığımız gibi Vali Erbay, “bize bu konuda herhangi bir bilgi gelmedi” demiş ve şunları kaydetmişti:

“Vilayette hergün emniyet toplantısı yapıyoruz. Ayrıca ayda bir genişletilmiş emniyet toplantısı yapıyoruz. Tam da sizin anlattığınız konular üzerinde duruyoruz. Böyle bir şey olsa, kesinlikle üzerinde durulur. Ayrıca, böyle bir şey varda, köylülerin jandarmaya bildirmeleri gerekir. Bir ara bazı misyonerlik faaliyetleri oldu. Hep yakından takip edildi bu konu da. Yine de sizin verdiğiniz bu bilgiyi mutlaka değerlendirip gereğini yaparız.”

Yalova Valisi Yusuf Erbay, 13 Eylül 2004 Pazartesi günü, dergimize şu “tekzip”i yolladı:

“Yalova İl sınırları içerisinde bugüne kadar herhangi bir terörist kampı olmadığı gibi yasadışı örgütlerin eğitim yaptığı bir bölge yoktur. Gerçeği yansıtmayan bu tip asılsız iddiaların hiçbir ciddi araştırma yapılmadan yazılması kamuoyunu yanlış yönlendirdiği gibi turizmin gelişmesi için her türlü çalışmanın yapıldığı bir ortamda bölge turizmini olumsuz etkileyeceği açıktır. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla bu açıklamanın derginizde yayınlanmasını rica ederim.”

TEKZİBİ TEKZİP EDİYORUZ!

Evet, Yalova Valisi Sayın Yusuf Erbay, haberimizi “tekzip” ediyor ve meseleye turizm açısından bakıyor. Oysa olay, Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunu!

Vali Erbay’ın tekzibini biz de resmi bir belgeyle tekzip ediyoruz.

İşta Vali Erbay’ın görev alanı içindeki Yalova Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nce 26 Haziran 2004’te alınan ifade tutanağı.

Avukatının da hazır bulunduğu sırada ifade veren Mustafa Uykız isimli şahıs, Yalova’dan Çeçen terörist kamplarına uzanan zincir hakkında önemli açıklamalar yapıyor. Gürcistan’daki Çeçen kamplarına katıldığını kabul eden Uykız “sosyal yardım maksatlı” gittiğini söylüyor. İran, Azerbaycan ve Pakistan’da da bulunan Uykız, Yalova’da da para temin etmekten lojistik hizmetlere kadar çeşitli faaliyetler yaptığını kabul ediyor.

MUSTAFA UYKIZ KİMDİR?

Mustafa Uykız, 1967 Yalova doğumlu. Ortaokulu Yalova İmam Hatip Lisesi’nde okuyan Uykız, Yalova Merkez Endüstri Meslek Lisesi’ni ikinci sınıftan terk eder ve askere gider. 1989 yılında terhis olan Mustafa Uykız, kendi ifadesine göre, Yalova’ya döner ve Ülkü Ocakları’na gidip gelmeye başlar. 1992 yılındaki bölünmede, Alperen Ocakları’nı seçer. Alperen Ocakları Büyük Birlik Partisi’ne bağlı Nizamı Alem Ocakları ismini aldıktan sonra, siyasi sebeplerden dolayı başkanlığını yaptığı ocaktan ayrılır. 1995 yılında Ziya Peçe’nin ablası ile evlenir.

ZİYA PEÇE KİMDİR?

Ziya Peçe, 2 Şubat 2004 tarihinde, Çeçenistan’ın Vedeno İlçesi Ersenoy köyünde düzenlenen operasyon sonrasında ölü olarak ele geçirilir. Rus makamlarının, Sarp sınır kapısından çıkarak Gürcistan üzerinden ülkeye girdiğini belirttikleri Ziya Peçe’nin üzerinden pek çok silahın yanı sıra, Türk pasaportu da ele geçirilir. Pasaport, son iki yılı Çeçenistan’da geçiren Peçe’nin daha önce Pakistan’da bulunduğunu gösterir. Rus makamları, konuyla ilgili olarak Türk makamlarını bilgilendirir. Peçe’nin ağabeyi Yaşar Peçe, 9 Şubat 2004’te Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, kardeşinin 2000 yılına kadar Yalova’da muhasebecilik yaptığını, sonra kendini birden dine verdiğini, ardından sakal bırakıp, şalvar giyip sarık taktığını belirterek, “En son 6 ay önce telefonla aradı konuştuk. Nerede olduğunu ne yaptığını bilmiyorduk” dedi.

RUSYA’DA METRO SALDIRISI

Yine “Putin Türkiye geldi, gelecek” denilen günlerde, 6 Şubat 2004’te, Rusya Metro’ya terörist saldırıyla sarsıldı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Moskova ziyareti sırasında yapılan saldırıda 40 kişi hayatını kaybetti, 300 kişi de yaralandı.

7 Şubat 2004 tarihinde 40. Münih Güvenlik toplantısına katılan Rusya Savunma Bakanı İvanov, “bazı Türk vatandaşlarının ve Batı Avrupalıların Çeçen militanlara yardımcı olduğunu” söyledi.

PANKİSİ VADİSİ’NDE EĞİTİM

Rusya “Metro” saldırısının ardından geniş çaplı operasyonlar düzenledi. Yine bir operasyonda Namık Vahid Abbasoğlu isimli bir Türk vatandaşı ele geçirilir. Çeçen teröristlere yardım ettiği saptanan Türk vatandaşları hakkında Türk makamları bilgilendirilir.

15 Haziran 2004 tarihinde Kocaeli’nde bir operasyon düzenlenir. Emniyet’in ele geçirdiği Yasin Dinçay, Gürcistan’daki Pankisi Vadisi’nde eğitim yaptıklarını kabul eder ve burada eğitim görenlerin isimlerini açıklar. Dinçay’ın verdiği ifadede, Pankisi Vadisi’nde eğitim görenler arasında 12. sırada Mustafa Uykız da vardır.

Mustafa Uykız, düzenlenen operasyon sonucu ele geçirilir. Yalova Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, 26 Haziran 2004 tarihinde Mustafa Uykız’ın ifadesini alır. Uykız, avukatının da bulunduğu sırada verdiği ifade de Yasin Dinçay’ı Karamürsel’den tanıdığını, Gürcistan sınırları içerisinde çeşitli Çeçen mülteci kamplarında, çeşitli zamanlarda “yardım amaçlı” bulunduğunu kabul eder ama Pankisi Vadisi’ndeki eğitim kamplarına katılmadığını öne sürer.

YALOVA-ÇEÇEN KAMPLARI HATTINDA

GÜCİSTAN VE PAKİSTAN ZİYARETLERİ

Mustafa Uykız, Emniyet’teki ifadesine göre yurtdışına ilk kez mayıs 2001’de çıkar. Yener İğdeli ve İbrahim Türkmen’le Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e giden Uykız, kendilerini karşılayacak ve Çeçen kampına götürecek İlker isimli şahısla buluşamayınca Yalova’ya geri döner. Uykız, bu ilk Gürcistan ziyaretini “gidiş nedenimiz, Gürcistan’da bulunan Çeçen mülteci kamplarına sosyal destekte bulunmaktı” diye açıklar.

Mustafa Uykız, mayıs 2002’de, Nihat Şahin ile birlikte, önce Nahçıvan’a, oradan da Azerbaycan’a geçer. Bölgede 3 ay kalan Uykız, yine Emniyet’teki ifadesinde, “kamplarda bulunan yardıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşıladık” der.

Mustafa Uykız, Nisan 2002 tarihine kadar çalışmalarını Yalova’da sürdürür. Uykız, Nisan 2002’de, Yalova’daki Dağıstanlıların yaşadığı Çiftlikköy’de ikamet eden Muhammed isimli şahıs ve Nihat Şahin’le birlikte, bu kez İran’a, Tebriz kentine gider. Üçlü burada bir ay kalır. İran üzerinden Azerbaycan’a geçemeyen üçlü, Tebriz’de kaldıkları misafirhanede tanıştıkları Tebliğ Cemaati’nden bazı şahıslarla birlikte Pakistan’a gitmeye karar verirler. Pakistan’ın Lahor şehrindeki Tebliğ cemaatinin Lahor-Rayvan merkezine giden grup burada 10 gün kalır. Oysa Mustafa Uykız, Emniyet’teki ifadesinde “Pakistan’a Arapça dil eğitimi için gittiğini” söyler!

Yalova’ya dönen Uykız, temin ettiği parayla, bir ay sonra, yine İstanbul-İran üzerinde Pakistan’ın Lahor kentine gider. Uykız bu kez Lahor-Rayvan’da 15 gün kalır. Yeniden Yalova’ya dönen Uykız, iki aylık faaliyetinin ardından bu kez Ersan Işık’la birlikte İran-Tebriz’e gider. Uykız, bir ay kaldığı Tebriz’den, yeniden Yalova’ya döner.

ZİYA PEÇE’YLE YALOVA’DA FAALİYET

Mustafa Uykız, 23 Kasım 2003’te Rus güvenlik güçleriyle çatışmaya giren kayınbiraderi Ziya Peçe’yle, çatışmadan bir hafta sonra irtibata geçer. Peçe, Azerbaycan’dan İstanbul’a döner. Uykız, İstanbul’da Peçe ile buluşur. Ziya Peçe, 23 Kasım 2003 ile öldüğü 2 Şubat 2004 tarihindeki operasyondan önce bir süre Yalova’da faaliyetlerde bulunur. Uykız, bu durumu Emniyet’teki ifadesinde “Ziya Peçe ile Yalova’da çeşitli ortamlarda bir arada bulunduk” diye açıklar.

Dikkat çeken bir başka ayrıntı da Türkiye İnsan Hakları Vakfı TİHV’nin raporunda var. Rapora göre 27 Haziran 2003’te Kırıkkale’de, “Afganistan, Pakistan ve Çeçenistan’da eğitim aldıkları saptanan” M.U, T.K, E.I, A.I ve O.Y ile Ziya Peçe gözaltına alınır. Aynı gün tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırlar. Buna göre Ziya Peçe ile birlikte gözaltına alınan “M.U”nun faaliyetlerinin Yalova dışında da olduğu görülüyor.

AYDINLIK SORUYOR

Yalova Valisi Sayın Yusuf Erbay’a soruyoruz. İliniz sınırları içinde Emniyet Müdürlüğü’nün yaptığı bu operasyon hakkında bilgilendirilmediniz mi? Vilayette “her gün yapılan emniyet toplantılarında ve ayda bir yapılan genişletilmiş emniyet toplantılarında” bu konu hakkında bilgilendirilmediniz mi?

Biz söyleyelim. Rusya, Gürcistan’daki Pankisi Vadisi operasyonundan sonra Türk makamlarını bilgilendirdi ve bir liste verdi. Türkiye-Rusya Güvenlik İşbirliği nedeniyle harekete geçildi. Önce Kocaeli’nde, ardından da Yalova’da operasyon düzenlendi. Yalova’da düzenlenen operasyon sonucunda bu tür faaliyette bulunan 48 kişi saptandı ve ifadeleri alındı. Biz bu ifadelerden birini yayınladık.

Ve diyoruz ki, olay, Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunudur ve üzerine gidilmelidir.

 

YALOVA’DA YAKALANAN MUSTAFA UYKIZ’IN EMNİYET’TEKİ İFADESİ

‘Gürcistan’daki Çeçen kamplarında bulundum’

SORULDU: Yurtdışına ilk kez hangi tarihte çıktınız, hangi ülkeye ne şekilde gittiniz? Gidiş amacınız, aldığınız eğitimler hakkında bilgi verir misiniz.

CEVAP: Yurt dışına ilk kez 2001 yılının mayıs ayında çıktım. Gürcistan ülkesinin Tiflis kentine gittim. Yanımda Yener İğdeli ve İbrahim Türkmen vardı. Bizi Tiflis’te daha önceden Karamürsel’den tanıdığım İlker isimli bir arkadaşım karşılayacaktı ancak kendisi bizi karşılamadı. Biz de bir gece kaldıktan sonra geri döndük. Bizim bu seferde gidiş amacımız Tiflis’te bulunan Çeçen mülteci kamplarına sosyal destekte bulunmaktı. İkinci sefer 2002 yılının mayıs ayında Nihat Şahin ile birlikte önce Nahçıvan’a geçtik. Burada yaklaşık olarak üç ay süreyle bu kamplarda bulunan yardıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşıladık. Üç ayın sonunda Türkiye’ye tek başıma geri döndüm. 2003 Nisan ayına kadar Türkiye’deydim. Yalova’da Dağıstanlı Çiftikköy’de oturan Muhammed isimli şahısla beraber Nisan ayı içerisinde önce İran ülkesine geçtik, Tebriz kentinde yaklaşık bir ay kaldık. Yanımızda daha önce beraber Gürcistan’a gittiğim Nihat da vardı. Buradan Azerbaycan’a geçemediğimiz için o dönemde Tebriz’de kaldığımız misafirhanede tanıştığım Tebliğ Cemaati’nden şahısların vasıtasıyla Pakistan’ın Lahor şehrine Tebliğ Cemaati’ne ait Lahor Rayvan’da bulunan merkezine Arapça dil eğitimi almak üzere Nihat’la beraber geçtim. Bu merkezde çeşitli maddi sorunlardan dolayı bir miktar para temin ederek tekrar İstanbul-İran üzerinden Pakistan’ın Lahor şehrine gittim. Lahor- Rayvan’da yaklaşık onbeş gün kaldıktan sonra rahatsızlığım neticesi Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldım. Yaklaşık olarak iki aya yakın Türkiye’de kaldım, bu dönem içerisinde herhangi bir faaliyetim olmamıştır. Daha sonra 2003 yılının ağustos ayında tekrar Pakistan’a gitmek üzere İran’ın Tebriz kentine geçtim. Bu gidişimde İran’da Ersan Işık da vardı. Yaklaşık bir ay kadar İran’da kaldıktan sonra vize problemi yüzünden Türkiye’ye dönüş yapmak zorunda kaldım. Ersan ile birlikte döndük. Nihat Şahin ile de haberleştik, o da Türkiye’ye döneceğini söyledi. En son dönüşümden sonra genel olarak Yalova’da kaldım.

SORULDU: Çeçenistan’da faaliyet yürüten Ziya Peçe ile olan irtibatların hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP: Bana sormuş olduğunuz Ziya Peçe benim kaynım olur. 1995 yılında ablası ile evlenmeden önce pek samimiyetimiz yoktu. Ablası ile evlendikten sonra irtibatım oldu. Kendisi ile 23 Kasım 2003 günü Rus güvenlik güçleriyle Çeçenler arasında meydana gelen, daha sonra da şubat ayında medyaya yansıyan çatışmadan yaklaşık bir hafta sonra telefonla irtibat kurdum. Ziya Peçe Azerbaycan’dan İstanbul’a geldikten sonra orada ziyaret ettim ve daha sonra da Yalova’da çeşitli ortamlarda bir arada bulunduk. Bu zaman zarfında güvenlik güçlerine teslim konusunda bilgi alışverişi yapmadık.

SORULDU: Kocaeli ili tarafından 15.06.2004 günü yapılan operasyonda göz altına alınan Yasin Dinçay’ın ifadesinin beşinci sayfasında Pankisi Vadisi’nde eğitim alan kişiler sıralamasında on ikinci şahıs olarak adınız geçmektedir. Bu konu ile ilgili bildiklerinizi aktarınız.

CEVAP: Ben Gürcistan sınırları içerisinde Çeçen mültecilerin ailelerinin bulunduğu kamplarda çeşitli zamanlarda yardım amaçlı faaliyetlerde bulundum. Ancak Pankisi Vadisi’ndeki eğitim faaliyetlerine hiçbir zaman katılmadım. Yasin Dinçay benim Karamürsel’den tanıdığım bir şahıs olup, benim Gürcistan’a gidip geldiğimi bildiğinden dolayı bu şekilde ifade vermiş olabilir.

SORULDU: İfadenizin akışı içerisinde Çeçenistan’daki insanlara maddi yardım sağlama amaçlı Yalova ve civarındaki faaliyetleriniz olduğuna dair bilgi verdiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

CEVAP:Ben Çeçenistan’daki insanların mağdur olduğunu düşündüğümden onlara yardım edebilmek için ve Allah rızası için kendi çabalarımla Yalova ve civarında gerek para olsun gerekse giyecek yiyecek açısından olsun yardım etmek istemedim. Aslında ben Çeçenistan’da savaşmak isterdim ama askeri eğitimim olmadığından ve kendimi savaş konusunda yeterli görmediğimden orada külfet olabileceğimi düşündüm. Bu yüzden bu şekilde destek vermeye çalıştım.

SORULDU: Selefilik ve Vehabilik hakkında bildikleriniz nelerdir? Bunlara bakış açınız nelerdir?

CEVAP: Selefilik ve Vehabilik hakkında herkesin bildiği kadarını biliyorum. Selefilikle herhangi bir alakam yoktur.

Yorum bırakın

E. ORG. NECATİ ÖZGEN’DEN ABD’NİN TELAFER’DEKİ TÜRKMEN KIYIMINA SERT TEPKİ

E. ORG. NECATİ ÖZGEN’DEN ABD’NİN TELAFER’DEKİ TÜRKMEN KIYIMINA SERT TEPKİ

‘ABD’den çekinecek bir şey yok!’

‘Türkiye Cumhuriyeti devletinin ABD’den çekinecek bir şeyi yok. TSK dünyanın 7. gücü, NATO’nun 2. gücü. Bizim hiç de ABD’ye ihtiyacımız yok. Bizim ordumuz, onlardan daha eğitimli. Askerimiz onlardan daha disiplinli. Onlardan tek eksiğimiz silahımız. Olsun. Çekinecek bir şey yok. Böyle giderse, TSK o bölgeye girmeye mecbur kalacak. Karşısına kim çıkarsa çıksın, fark etmez.’

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
19 Eylül 2004

Emekli Org. Necati Özgen, 13 Eylül 2004 tarihinde ABD’nin Tel Afer saldırısını, hükümetin tutumunu, Kuzey Irak’ta ilan edilmeye hazırlanan kukla devleti, Irak’taki son durumu, Türk-Amerikan ilişkilerini, Türkiye’nin AB macerasını değerlendirdi. Yer darlığı nedeniyle, görüşmenin bir bölümünü yayınlıyoruz.

AYDINLIK- Sizce Amerika, Tel Afer’e, nüfusunun yüzde 98’i Türkmen olan bir kente neden operasyon düzenledi?

ORG. ÖZGEN- Müslümanlara yapılan kıyım şimdide Türkmenlere sıçradı.Tel Afer neresi? Bizim hududumuza çok yakın, yüzde 95’i Türkmen olan bir yer. Bizim bir senedir üzerinde durduğumuz neydi? Ovaköy’de bir kapı açalım ve bu kapıyla bizim Türkmen bölgesinden ticaret başlasın. Bir takım bahanelerle bu kapının açılmasına izin verilmedi.

Peki ne düşünülüyor? Burada yönetimi el değiştirelim. Saddam Hüseyin zamanında burada bir Kolordu karargahı vardı. Şimdi KDP’nin bir sorumlusunu getirmek istiyorlar. Dolayısıyla buradaki yönetimi KDP’ye bırakmak istiyorlar. ABD burada eylemcilerin olması dolayısı ile operasyon düzenlediğini söylüyor. Diyelim ki eylemciler var. Nerden geldi bu eylemciler? Niye tutamadınız hududu? Hadi geldiler diyelim. Niye uçaklarla, helikopterlerle saldırıyorsunuz? Bunu dünya, Türkiye görmüyor mu? Yarın bu olaylar Kerkük’te, Musul’da, Erbil’de patlak verecek. 9 Ekim’de nüfus sayımı var Kerkük’te.

AYDINLIK- 9 Nisan 2003’te de bütün resmi evraklar yakıldı.

ORG. ÖZGEN- Önceden hiç olmazsa iyi kötü kayıt vardı. Şimdi hiç bir şey kalmadı. Şimdi ne yapıyor “gelecek buraya yerleşeceksiniz” diyor. 200 bin kişinin Kerkük’e yerleştiğini ben biliyorum. 200 dolar da para veriyor, buradan kalkma diye. Süleymaniye’deki yatırım bankası “eğer Türkmenlerin evini, arazisini alırsan, kredi veririm” diyor. Şimdi Tel Afer’e yerleştirme yapacaklar, yönetimi değiştirecekler. Açıkça gözdağı veriyorlar.

AYDINLIK- Hükümetin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÖZGEN- Hükümet vaziyeti idare politikası güdüyor. Peki yarın bir gün başka Türkmen bölgelerde olay patlak verirse ne olacak? O zaman Türk Silahlı Kuvvetleri o bölgeye girmeye mecbur kalacak.

AYDINLIK- Yapılması gereken ne?

ORG. ÖZGEN- ABD’ye derhal operasyonu durdurması söylenilmeli. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ABD’den çekinecek bir şeyi yok. TSK dünyanın 7. gücü, NATO’nun 2. gücü. Bizim hiç de ABD’ye ihtiyacımız yok. Bizim ordumuz, onlardan daha eğitimli. Askerimiz onlardan daha disiplinli. Onlardan tek eksiğimiz silahımız. Olsun. Çekinecek bir şey yok.

Böyle giderse, TSK o bölgeye girmeye mecbur kalacak. Karşısına kim çıkarsa çıksın, fark etmez.

AYDINLIK- Oysa hükümetin tutumu ricadan öteye gitmiyor. Bu gibi durumlarda “nota“ verilmeyecekse, hangi durumlarda verilecek?

ORG. ÖZGEN- ABD’ye sert bir dille operasyonu şu tarihte bitireceksin denilmelidir. ABD komutanı Abdullah Gül’ün ricasına karşılık, “operasyon bitene kadar, saldırılar bitmeyecek” dedi. Hani, nerede senin sözün?

AYDINLIK- Türk Devleti içinde bazı kurumlar “kırmızı çizgiyi biraz yumuşatalım, ABD’yle karşı karşıya gelmeyelim” diyorlar…

ORG. ÖZGEN- Hep “aman biz bu işe bulaşmayalım” gibi bir diplomasi kullanılıyor. Bir düşünürün bir sözü var. “Diplomasi cehenneme giden insanları, mutlu etme sanatıdır“ diyor. Biz cehenneme gitmiyoruz tabii, ama herşey de süt liman değil. Bakın herşey yolunda gibi yazıyorlar, çiziyorlar. Peki herşey yolunda da, bu ortadaki sorunlar ne?

Türkmenler bulundukları coğrafi konum nedeniyle çok kritik bir noktadalar. Irak’ta kırılma noktası, nüfus sayımıdır. Nüfus sayımının neticesi açıklanınca, dilerim olmaz ama çok kötü olaylar patlak verecek. Geçici anayasada şöyle bir hüküm var. Mesela “Kerkük sayım öncesi müstakil bir şehir olarak merkezi hükümete bağlanacak, ama sayım Kürtlerin lehine çıkarsa o zaman özerk olacak” deniliyor. Al başına belayı.

İkinci kırılma noktası, bu olayların hiç birini Kuzey Irak’a sıçratmamak. Üçüncüsü de daha önceden o bölge için gerekli tedbiri almamışız.

TÜRK-KÜRT AYRIMI YAPILMAMALI

AYDINLIK- Peşmerge liderleri, on bir yıldır Ankara’da “devlet adamı” şeklinde ağırlanıyor. Neredeyse her ay KDP’den ya da KYB’den bir yetkili, hükümet tarafından ağırlanıyor. Türkmen politikası belirlemeye yönelik faaliyetlerin o sıklıkta olmadığını görüyoruz. Türkmenlere üvey evlat muamelesi yapılmıyor mu?

ORG. ÖZGEN- Kıbrıs’ta Denktaş var. Halkını toplamış etrafına. Ama Türkmenlerde lider yok. Kürt Türk diye ayrım yapmak o bölgede olayları daha da tırmandırır. Ama şunu da kabul edemem. Sen Talabani ve Barzani’ye kırmızı halılar ser, Türkmenlerle ilgilenme.

Size bir olay anlatayım. 1992 senesinde biz Kuzey Irak’a bir operasyon düzenledik. O sıra Türkmenlerin önde gelenlerinden biri bana geldi. Dedi ki: “Komutanım Barzani ve Talabani’ye yaptığınız yardımı bize yapın, Kuzey Irak’ta PKK kalmaz” Biz yıllardır Türkmenleri ihmal etmişiz.

GÜVENLİ BÖLGE, KUKLA DEVLETE DÖNÜŞTÜ

AYDINLIK- ABD, 1. Körfez savaşından bu yana kukla devleti adım adım resmileştirmeye çalışıyor. Türkiye’yi, İran’ı, Suriye’yi parçalamaya yönelik bu plan nasıl bozulacak?

ORG. ÖZGEN- Birincisi, Türkiye’nin Irak ile ilgisi nedir? Kuzeyde bir Kürt devleti kurulmayacak! Bu halen böyledir. İkincisi, Musul ve Kerkük kırılma noktasındadır. Eğer Musul ve Kerkük elden çıkarsa set yıkılır ve Türkiye sular altında kalır. Üçüncüsü Türkmenlerin güvenliği bizim için son derece önemlidir. Dördüncüsü, Kuzey Irak’ta 6000-7000 civarında PKK’lı var.

Bakın tarih nasıl tekerrür ediyor, anlatmaya çalışayım. 21 Şubat 1923 günü Meclis’te Siirt Milletvekili Necmettin Bey ne diyor bu konuyla ilgili? “Musul’u terk etmenin, bütün doğu illerini terk etmek anlamına geldiğini” söylüyor. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey ne diyor? “Bir Kürt olarak, nasıl ki bir insanı ikiye bölmek mümkün değilse Musul’u da Türkiye’den ayırmak mümkün değildir” diyor. Bakın aynı şeyleri şimdi yaşıyoruz. 80 sene sonra Musul ve Kerkük’ü kaybetmek üzereyiz.

1992’deki o güvenli bölge, 36. paralelle birlikte, PKK’ya karşı operasyonlar için iyi bir bölge oluştu diye düşündük. İstediğimiz zaman Kuzey Irak’a girer, kimseden müsaade almadan operasyon yaparız dedik. Yaptık da… Ama bugün bunun tersine döndüğünü gördük. Sonra ne oldu? Devletin bütün kademelerinde, merkez bankası dahil, herşeyi yaptılar. Orada özel bir statü, ve resmi bir devlet kuruldu.

AYDINLIK- Bir tek ilanı kaldı…

ORG. ÖZGEN- Resmi bir devlette olmazsa olan her şey; pulu, parası, parlamentosu, bankasına kadar herşey zaman içerisinde oldu…

TÜRKİYE ÇEVRELENMİŞ DURUMDA

AYDINLIK- Bu noktada Türkiye’nin rolü ne oldu? Özellikle İncirlik’ten kalkan uçaklarla, bölgenin korunduğu ve özel bir statü kazandığını söyleyebilir miyiz?

ORG. ÖZGEN- İncirlik’te uçaklar, bizim kolorduya da haber vermek suretiyle, keşif uçuşları yapıyordu. Acaba Saddam kuzeye aktif bir harekat yapıyor mu gibisinden… Bölgenin güvenliğini sağlamak için İncirlik kullanıldı.Türkiye ayağının dibinde tehdit istemedi. İstemez.

Güneydoğu Anadolu bölgemizin hemen alt sınırında bir Kürt devleti kuruldu. Bir tek ilanı kaldı. Yukarı çıkıyoruz, Ermenistan var. Kafkaslardaki durum, ABD ile Rusya arasında mücadele durumunda. Gürcistan’a da ABD yerleşmiş durumda.Türkiye çevrelenmiş durumda. ABD binlerce  km uzaktan geliyor Irak’ı, Afganistan’ı, Kafkasya’yı işgal ediyor. Dünya’nın merkezi olan Türkiye’de sıkıntı ortaya çıkıyor. Biz şimdi Türkmenlere, aman sessiz olun, kimliğinizi muhafaza edin, devletinize sahip çıkın mı diyeceğiz? Bu politika uygulanıyor.

2005’te meclis kurulacak, anayasa yeniden oylanacak. Eğer şu anayasa uygulanırsa bu bizim son derece aleyhimize. Bakın ne diyor? İslam devletin resmi dinidir. Yasamada temel kaynak olarak kabul edilmektedir. Laiklik yok oluyor. Geçelim bir başka maddeye. “Arap dili ülkenin resmi dilidir. Kürt dili ise Kürdistan’ın resmi dilidir” Türkmenler içinse “dillerini çoğunlukta oldukları yerde eğitim ve kültürde kullanabilir“ deniliyor. Bakın ne yazıyor? Kürdistan devleti ve hükümetine, Yeşil Hat’tan sonra bulunan Dohuk, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye illerini kapsayan Kürdistan… Buyrun bitti işte.

AYDINLIK-Bu ABD’nin hazırladığı, Irak idare yasası. Şimdi ABD bununla Irak’ın kuzeyindeki özel statüyü resmileştirmiş olmuyor mu?

ORG. ÖZGEN- Tabiki. Bu ABD ve İsrail’in müşterek çalışması sonucu olan bir şey.

,

Yorum bırakın

ABDULLAH GÜL’E TELAFER GÖREVİ OTELDE VERİLDİ

ABD SALDIRISINI PERDELEME, TÜRKMENLERİ BÖLME, DİRENİŞİ KIRMA
A. Gül’e Telafer görevi otelde verildi

Henri Barkey Washington’daki otel buluşmasında Gül’e sorar: “ABD’nin Türkmenlere yönelik operasyonu karşısında Türkiye’nin pozisyonu ne olur?” Gül’ün yanıtı, özetle, hükümetinin Kürt federe devletine karşı olmadığı şeklindedir. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki gizli toplantıda Gül’ün yanıtından şu sonuç çıkartılır: “TSK sinirlenmekten öteye geçemez.” Ve Gül görevi gereği; ABD’nin Tel Afer’deki saldırısını perdeler, Türkmenleri Şii-Sünni-Kerküklü-Musullu,Tel Aferli diye böler; direnişi kırar.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
19 Eylül 2004

Başbakan Tayip Erdoğan’ın Ocak 2004’teki Amerika ziyareti sırasında bir ara Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, heyetten ayrılarak, Washington’daki bir otelde Henri Barkey ile görüşür. Barkey, Gül’e ABD’nin Türkmenlere yönelik bir operasyonu karşısında Türkiye’nin pozisyonun ne olacağını iskandil eder. Gül, Barkey’e verdiği yanıtta özetle, AKP’nin Kürt federe devletine karşı olmadığını anlatır.

Barkey, Gül’le bu buluşmanın ardından gece Adams Morgan’da bir Türk’e ait Cities adlı lokantaya gider. Kendisini orada Cengiz Çandar, İlnur Çevik, Aslı Aydıntaşbaş ve Behram Salih beklemektedir.

Barkey, Gül’le yaptığı görüşmeyi KYB temsilcisi Behram Salih’e aktarır.

Masada ayrıca Irak’ın kuzeyindeki havaalanı işi de bağlanır. Komisyon 60 milyon dolardır! İlnur Çevik’in aldığı havaalanı işinde Cengiz Çandar da küçük ortaktır. Behram Salih’in üzerinden Kuzey Irak’ta bağlanan havaalanı işiyle ilgili resmi prosedürleri de Abdullah Gül halledecektir.

Akşam Otel’de başlayan süreç, gece lokantada neticelendirilir. AKP hükümeti Kürt federe devletine karşı çıkmayacağını, TSK’nın “bağımsız” Kuzey Irak operasyonunun engelleneceğini, ABD devleti adına Henri Barkey’e iletir.

Kukla devletin ilanına yönelik adım adım hareket edilecek ve bu girişime karşı koyma kararlılığındaki TSK’da hükümet yoluyla pasifize edilecekti.

Yani bir ay önce, Aralık 2003’te Dubai’de imzalan 8.5 milyar dolarlık kredi anlaşmasıyla şarta bağlanan durum bir kez daha teyit edilmişti. Dubai’de, yüksek faizle Türkiye’ye verilecek borcun şartı, TSK’nın Kuzey Irak’a girmemesiydi.

‘TSK SİNİRLENMEKTEN ÖTEYE GEÇEMEZ’

Operasyon öncesinde TSK’nın durumu son bir kez daha ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki “gizli toplantıda” ele alınır. 28 Mayıs 2004’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye’yle ilgili gizli bir toplantı yapılır. Toplantıda üzerinde durulan konu, Amerika’nın Kuzey Irak’taki kukla devlet girişimine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nasıl tepki vereceğidir. Toplantıda yer alan Henri Barkey, Gül’le ABD devleti adına otelde yaptığı görüşmeden notları aktarır. ABD Dışişleri Bakanlığındaki toplantıda, AKP Hükümetinin Kürt federe devletine karşı olmadığı, Kuzey Irak’taki gelişmeler karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “sinirlenmekten” öteye gidemeyeceği sonucu çıkar.

STRATEJİ DİYARBAKIR’I MERKEZ YAPMAK

Washington’dan dönen Başbakan Tayip Erdoğan, 15 Mart’ta Kanal D’de, Fatih Altaylı’nın programında stratejiyi açıklar: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız”

Stratejinin anlaşması ise ilk AKP hükümetinde, Abdullah Gül Başbakanlığı döneminde imzalanmıştır. Başbakan Abdullah Gül, ABD Dışişleri Colin Powell’la, 2 Nisan’da gizli mutabakat imzalar.

Abdullah Gül’e bu strateji için özel operasyon görevi ise Ocak 2004’teki Henri Barkey aracılığıyla otelde verilir. Görev, Kukla devlet ilanı için Türkmen bölgesinin temizlenmesi esnasında uygulanacaktır. Gül-Powell mutabakat zaptında bu durum şu maddeyle yer alır: “‘Kürdistan’ sınırları içinde kalan ve özellikle Kerkük, Musul ve Süleymaniye’deki Türkmenler ABD tarafından güvenli bir  şekilde başta Bağdat ve diğer güney Irak şehirlerine nakledilecek. ABD yetkilileri göç edecek olan tüm Türkmenlere iş olanakları sağlayacak.”

İşte Abdullah Gül, bu görevi, ABD’nin Telafer’de Türkmen kıyımı sırasında perdeleme, bölme ve direnişi kırma şeklinde yerine getirir.

İşte Gül’ün telafer’e ilk bomba düştüğü andan itibaren yerine getirdiği görevi:

TELAFER’DE TÜRKMEN KIYIMI

3 Eylül’de başlayan Tel Afer’e yönelik Amerikan saldırısı karşısında Hükümet, bir hafta boyunca hiçbir girişimde bulunmadı. Amerika’nın Tel Afer’e yönelik saldırısı 3 Eylül’de başladı. Ulusal Kanal 4 Eylül’de saldırıyı Türkiye kamuoyuna duyurdu. 5 Eylül’de İşçi Partisi İstanbul’da nöbet eylemi başlattı. 6 Eylül’de Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı koltuğunda oturan Abdullah Gül’e Tel Afer’e yönelik saldırı soruldu. Abdullah Gül, olayın Türkmenlerle ilgisi olmadığını ileri sürdü.

Aydınlık, Hükümet’in Tel Afer’deki gelişmeler karşısındaki vahim tutumunu ortaya koyan çok daha ciddi bir bilgiye ulaştı. Tel Afer’deki Amerikan operasyonu ile ilgili istihbarat bir buçuk ay önce Ankara’ya ulaştı. Ancak hükümet hiçbir girişimde bulunmadı.

YENİ IRAK ORDUSU: PEŞMERGE KUVVETİ

Aynı günlerde, şimdi bombalanan Tel Afer kentinde önemli bir açılış vardı. Yeni Irak Ordusu’nun üç tümeninden kuzeydekinin açılışı yapılıyordu. Tümen, stratejik bir bölge olan Tel Afer’e bağlı Kesik’e konuşlandırılmıştı. Tümenin KDP’li komutanı, açış konuşmasında, “artık sınırlardan gelecek saldırılara karşılık verebileceklerini” söyledi. Peşmerge komutanın kastının ne olduğu açık: Türkiye ve Suriye’den gelen “tehdit”.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NA VERİLEN TALİMAT:

BASINI YÖNLENDİRİN

Ulusal Kanal’ın yayınları ve İşçi Partisi’nin nöbet eylemi, bir hafta susan basının olayın üzerine gitmesini sağladı. Bunun üzerine Gül, Tel Afer konusunda sert bir görüntü vermeye çalıştı. Saldırı başladıktan hemen sonra gazetecilerin soruları üzerine, “Olayın Türkmenlerle ilgisi yok” açıklaması yapan Dışişleri Bakanlığı birden tutum değiştirmiş gibi görünüyordu.

Aydınlık’a ulaşan bilgi, bunun tamamen bir görüntüden ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Gül Baltık turundayken, “Türkiye’nin konuyla ilgili ABD nezdinde girişimde bulunması için kendisinin talimat verdiği konusunda basının yönlendirilmesini” istiyordu.

Daha sonra Abdullah Gül’ün Amerikan Dışişleri Bakanı Powell’la görüştüğü açıklandı. Gül Powell’a “Tel Afer’deki durum gözden geçirilmezse Irak’ta işbirliğini keseriz” dediğini açıkladı.

AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Ancak Amerikan Büyükelçiliği kaynakları, Gül’ün açıklamasındaki sözlerini basından duyduklarını, ayrıca operasyonla ilgili bilgilerin Türkiye’de olduğunu söylüyordu. Aslında bu yanıt, bir yandan Türk Dışişleri Bakanı’nı yalancı durumuna sokuyor, bir yandan da Gül’ün zaten operasyonun içinde olduğunu ortaya koyuyordu.

Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Eric Edelman, 15 Eylül’de bazı gazetelerin Ankara Temsilcilerini toplayıp, Tel Afer saldırısından Hükümet’in haberi olduğunu açıkladı. Edelman, Tel Afer operasyonunda AKP hükümetinin ABD ile ortak hareket ettiğini açıkladı. Amerikalı yetkili, “Tel Afer operasyonu konusunda Türk hükümeti ile yoğun alışveriş ve işbirliği yapılmıştır” dedi.

Edelman, gerek Florida Tampa’daki Türk birimi gerekse Irak’taki Türk irtibat timleri bu konuda haberdar edilmiştir” diye konuştu. Edelman, Türk Özel Timlerinin Musul ve Tel Afer’de bulunduğunu söyledi. Edelman’ın yanısıra Amerikan Büyükelçiliği kaynaklarının yaptığı açıklamalarda da benzer vurgular vardı. Amerikalılar, olayın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin onayı dahilinde olduğunu ileri sürdü.

ABD’DEN TÜRKMENLERİ KONTROL ALTINA ALMA ÇAĞRISI

Abdullah Gül, ABD’ye karşı sert bir görüntü vermeye çalışırken, işin perde arkasını ortaya koyan bir başka bilgi, Amerikan yetkililerinin Türkiye’den bir talebiyle iyice açığa çıkıyordu. Aydınlık’ın geçen haftaki sayısında yer alan bu haberde Dışişleri kaynaklarına dayanarak şu bilgi veriliyordu:

“Dışişleri kaynaklarının verdiği bilgiye göre, Türkiye olayla ilgili ABD nezdinde girişimde bulununca, Amerikan tarafı kentte topyekün bir direnişe kalkışan Türkmenlerin direnişi durdurmaları için Türkiye’nin girişimde bulunmasını istedi.”

ABD’nin talebi olarak yansıyan bu bilgi, aslında Abdullah Gül’ün başından beri üstlendiği rolün en önemli kanıtlardan biriydi. Çünkü Abdullah Gül, daha saldırının üçüncü gününde Tel Aferlilerin tepesine Amerikan uçaklarınca salkım bombaları yağdırılırken, saldırının Şii Türkmenlere yönelik olduğu bilgisini sızdırıyordu. Gül ve ekibi, Türkmen örgütlerini de baskı altına almaya çalıştı. Türkmen Cephesi temsilcileri de bu baskı sonucunda Gül’ün yaptığı açıklamaya benzer görüşleri basına verdi.

Gül, bu tutumuyla bir yandan Türkmen örgütleri arasında nifak yaratıyor, bir yandan da Türkmenler arasında Tel Aferli-Kerküklü, Şii Türkmen-Sünni Türkmen gibi ayrımlarla bölme faaliyeti yürütüyordu.

KENTİN GÜVENLİĞİ PEŞMERGELERE GEÇTİ

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, “Tel Afer’in idaresinin Türkmenlere verilmesi” gerektiğini söyledi ama; Amerikan güçleri bunu dikkate almadı. Tel Afer’de, daha şimdiden KDP peşmergelerinin devriye gezmeye başladığı kaydediliyor.

Hükümet, Türkiye’nin Tel Afer konusundaki hassasiyetlerinin Amerika tarafından dikkate alındığını açıklamıştı ama kentin güvenliği KDP peşmergelerine devredildi.

Aydınlık’a yerel kaynaklardan ulaşan bilgiye göre, şu anda Amerikan Ordusu kentin dışına çıktı. Ancak Amerikan Ordusu içinde görev yapan 600 CIA peşmergesi şehrin içinde bulunuyor. CIA peşmergelerinin özelliği keskin nişancılık eğitimi almış olmaları. Bu konuda özel olarak İsrail’de eğitildikleri bilgisi veriliyor.

Amerikan planına göre, Tel Afer’in güvenliğini, peşmerge ağırlıklı Irak Ordusu sağlayacak. Ayrıca, 15 Ekim’e kadar 5 bin peşmergenin aileleriyle birlikte Tel Afer’e yerleştirileceği belirtildi.

KUKLA DEVLET’İN SINIRLARININ GÜVENLİĞİ İÇİN

İşte bu gelişme, saldırının gerçek hedefini de ortaya koyuyor. Amerikan işgalinin başından itibaren kentte hakimiyet oluşturamayan Amerikan güçleri ve peşmergeler, “çıbanbaşı” olarak gördükleri Tel Afer “tehlikesi”ni bertaraf etmeye karar vermişlerdi. İşin esas püf noktasında, Amerika’nın Irak’ın kuzeyinde tahkim etmeye çalıştığı Kukla Devlet’in konumu bulunuyor. Tel Afer, Amerikancı Kukla Devlet’in “potansiyel sınırları” içinde “Türkmenlerin kurtarılmış bölgesi” gibi duruyor. Amerika, Tel Afer saldırısıyla Kukla Devlet’in sınırlarını güvence altına almaya çalışıyor.

 

GÜL-POWELL ANLAŞMASININ 3. MADDESİ

Gül’ün Tel Afer operasyonundaki rolünü kanıtlayan en önemli olgulardan biri Amerikan Dışişleri Bakanı Powell ile yaptığı, kendi tarifiyle 2 sayfalık 9 maddelik anlaşma. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 13 Temmuz’da partisinin İstanbul İl Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında ABD’yle AKP Hükümeti arasında gizli bir mutabakat yapıldığını açıkladı. Perinçek’in açıkladığı Gül-Powell mutabakatının üçüncü maddesi şöyleydi:

“ ‘Kürdistan’ sınırları içinde kalan ve özellikle Kerkük, Musul ve Süleymaniye’deki Türkmenler ABD tarafından güvenli bir  şekilde başta Bağdat ve diğer güney Irak şehirlerine nakledilecek. ABD yetkilileri göç edecek olan tüm Türkmenlere iş olanakları sağlayacak.”

Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell 2 Nisan’da Türkiye’ye gelmiş ve Gül’le görüşmüştü. Daha sonra da basının karşısına çıkmışlar ve soruları yanıtlamışlardı.

Yaklaşık bir ay sonra, Gül, Powell’la yaptığı görüşmenin perde arkasını Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na anlatıyordu. Gül, 24 Mayıs 2003’te Gül Sertoğlu’na şunu söyledi: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vuruyor) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.”

Perinçek’in basın toplantısında açıkladığı mutabakatın bir kısmı uygulamaya sokuldu, bir kısmıysa uygulamaya çalışılıyor.

Mutabakatın diğer maddeleri de şöyle:

– Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek.

– Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtta bulunmayacak.

– PKK/KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askerî harekâtlar için, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.

– Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KADEK’e karşı ABD askerî makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hükümeti, “Kürt halkına karşı şiddet kullandığı ve soykırımı uygulandığı” çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek.

– Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askerî birlik verecek.

– Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak, bütün silah ve cephane bundan sonra ağırlıklı olarak kısa menzilli taktik savunma kavramına göre ayarlanacak, Türkiye’de bulunan ABD ve NATO irtibat subaylarının görev alanları ve yetkileri genişletilecek.

– Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve sözümona ‘Kürdistan’ adı verilen kukla devlet, resmen ilan edildikten sonra, Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin, kukla devletin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak.

– Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkacak.

– PKK/KADEK yasallaştırılacak.

–  Kamu Reformu Yasası ve yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.

– Dört yılda aşamalı olarak federasyona geçiş: Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terkederek, federasyona geçecek.

– Kıbrıs’ta Denktaş devredışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.

– Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan “it dalaşı” sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek.

– Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı kısıtlamalar kaldırılacak.

 

NEDEN TEL AFER?

  1. Tel Afer bölgesi Irak’ın kuzeyinde en stratejik noktalardan biri olarak tanımlanıyor. Tel Afer, hem Suriye hem de Türkiye sınırına çok yakın bir bölgede bulunuyor. Şehir merkezinde 300 bini aşkın nüfusun tamamına yakını Türkmenlerden oluşuyor.
  2. Kerkük-Yumurtalık boru hattının güzergahında yer alan Tel Afer’in 23 kilometre kuzeyinde Kesikköprü adı verilen mevkide boru hattının istasyonu bulunuyor.
  3. Tel Afer’in hemen kuzeyindeki Ayn Zalah’da ise Musul petrollerinin işlendiği bir rafineri bulunduğu belirtiliyor. Tel Afer ve Musul arasında kalan topraklarda petrol kuyuları da bulunuyor.
  4. Tel Afer ayrıca, Türkiye’nin savaşın çok öncesinden itibaren Kuzey Irak’taki Kukla Devlet’in ekonomik kaynaklarını kesmek için gündeme getirdiği ancak ABD’nin engellediği ikinci sınır kapısının da güzergahında yer alıyor.
  5. Amerikan güçleri Bağdat’a girdikten üç gün sonra Tel Afer’e de girdiler. Barzani’ye bağlı Peşmergeler Musul’la birlikte Tel Afer’e de 11 Nisan 2003’te girdi. Ama özellikle Irak’ın kuzeyindeki Kerkük ve Musul gibi kentlerde bile belli ölçüde siyasi hakimiyeti sağlayan KDP e KYB unsurları Tel Afer’de bunu sağlayamadı.

 

TELAFER BOMBALANIRKEN

GÜL “KÜRDİSTAN HAVAYOLLARI” TEKLİFİNİ KONUŞUYORDU

ABD’nin Tel Afer’deki Türkmen kıyımı sırasında Ankara’nın Kuzey Irak’tan iki ayrı konuğu vardır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD’nin saldırısını “Türkmenlerle ilgisi yok” açıklamasıyla perdelemeye çalıştığı saatlerde, aynı zamanda bu iki isimle de görüşmeler yapıyordu.

Ziyaretçilerden ilki, KDP’nin iki numaralı ismi Necirvan Barzanii; ikincisi ise KYB lideri Celal Talabani’dir.

Gül önce Necirvan Barzani ile görüşür. Bakanlıktan çıkan Barzani, “Kürdistan Havayolları için Türk hava sahasının açılmasında, Türk hükümeti bize yardımcı olacak!” der. Barzani konuşurken, Tel Afer’de Türkmenlerin üzerine bomba yağıyordur!

Gül daha sonra Celal Talabani ile görüşür. Talabani’nin yaptığı açıklama da Barzani’nin ki kadar dikkat çekicidir. Talabani, Gül’e şu teklifi sunar: “Türk kamyon şoförleri bizim istediğimiz güzergahtan geçerse, konvoyun güvenliğini sağlarız.”

Ankara’daki “rahatsız” çevreler, iki açıklamayı da, Gül’ün Henri Barkey’e söylediği, “hükümetimiz Kürt federe devletine karşı değildir” şeklindeki açıklamasının sonucuna bağlıyorlar.

, ,

Yorum bırakın

KAMPTAKİ SON GRUP, 20 GÜN ÖNCE BÖLGEDEN AYRILDI: YALOVA’DA ÇEÇEN TERÖRİST KAMPI

Çeçen terörist kampı, Davlumbaz Tepe’nin eteklerinde ve Erikli Şelalesi’nin yakınında. Türk Ordusu bölgedeki kamplara karşı. Aydınlık’a ulaşan bilgilere göre MİT Bursa biriminde görevli A.E, bölgedeki terörist faaliyeti izliyordu. A.E’nin tayini Diyarbakır’a çıkarıldı. A.E, Diyarbakır’a tayini belli olduktan sonra, 24 Mayıs’ta şüpheli bir şekilde öldü.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
12 Eylül 2004

Aydınlık Haber Merkezi’ne bir buçuk ay önce ulaşan bilgi şuydu: “Yalova’nın dağlarında yasa dışı örgütler eğitim yapıyor. Çoğunluğu dışardan gelen Kafkas kökenliler gruplar halinde ideolojik, sportif ve askeri eğitimden geçiriliyor.”
Aydınlık bir buçuk aylık titiz bir çalışmanın sonucunda kamp yerini buldu ve görüntüledi. Kampa tanıklık edenlerle konuştu.

KAMPTA BİR GECE

Önce Yalova-Termal yolundan Çınarcık’a ve hemen güneyindeki Teşvikiye Köyü’ne geldik. Bu köyde buluştuğumuz ve söz konusu kampta bir gece kalmış olan Kafkas kökenli E.İ’den kampla ilgili ilk bilgileri aldık. Kamp Erikli Yaylası’nda bulunuyordu. E.İ, geçtiğimiz Temmuz ayında bir gece geçirdiği kampta Kafkas kökenli on kişilik grubun sportif eğitim yaptığına tanık olmuştu. Gruptakiler, aralarında, yakında ülkelerine döneceklerini ve zor koşullara alışmaları gerektiğini konuşuyorlardı.
İlk bilgileri aldıktan sonra, Erikli Vadisi üzerinden ve orman yolundan güneye, Erikli Yaylası’na yöneldik. Orman yolunda karşılaştığımız traktör sürücüsü N.Ö ile tanıştık. N.Ö. ile yaptığımız söyleşiyi yan sütunlarımızda bulacaksınız. N.Ö. işi gereği uzun süre Çeçen terörist kampının çevresinde dolaşmıştı. Zaman zaman koruma çabasında olmakla birlikte, kamp yapanlar ve faaliyetleri hakkında Aydınlık’a önemli bilgiler verdi. Yurtdışından on, on beş kişilik gruplar halinde gelen Kafkas kökenliler, beş ile on gün arasında kampta kalıyorlardı. Onlar ayrılınca yerlerine yeni grup geliyordu.

ERİKLİ YAYLASI’NDAKİ NOKTA

N.Ö.nün anlatımına göre, faaliyetlerinin önemli bölümünü dinsel ve sportif eğitim oluşturuyordu. Toplu namaz en göze batan eylemleriydi. “Ruslarla ve yabancılarla savaşmaya” hazırlanıyorlardı. Onları en son geçtiğimiz Temmuz ayında görmüştü.
N.Ö’nün kampın yerini tarif ettiği toprak yoldan bir süre daha yürüdük. Orman içinde mevsimlik bir evde kalan H. ile tanıştık. Konuşmaktan çekinen H. sadece kampın yerini gösterdi.
Kamp yeri, Şenköy-Teşvikiye-Kurtköy-Güneyköy dörtgeninin ortasındaki Erikli Yaylası’nda, Davlumbaz Tepe’nin eteklerinde ve Erikli Şelalesi’nin hemen yakınında. Çadır kurulduğu için basılmış ve ezilmiş toprak, yarı yanmış kütükler, bir baraka ve tepeye doğru yürüyüşümüzde bulduğumuz savaşçı giysisini andıran yeni bir ceket dikkatimizi çekti.

“MOBİL KAMP”

Aydınlık muhabirleri karşılaştıkları bu tabloyu terör uzmanlarıyla konuştular. Uzmanlar bu yeri “mobil kamp” olarak tanımladılar. Genellikle bu kamplarda dört aşamalı eğitim gerçekleşiyor. En dış halka olan 4. mobil kampta ideolojik, moral eğitim veriliyor. Toplu namaz ve kitap okuma tipik eylemleri oluyor. Ayrıca yürüyüş ve koşu yapılıyor, sportif faaliyetler gerçekleştiriliyor. 4. kademe mobil kamp, terör örgütünün çevredeki halkla ilk temas noktasını da oluşturuyor. Fark edilme olasılığı dikkate alınarak hazırlanan 4. mobil kamp, insanlara ilk izlenim olarak bir grup gencin kamp faaliyeti gibi sunuluyor. Böylece terörist eğitimin tümü bir örtü altına alınmış oluyor. Bu ilk kademe kamp resmi gücün denetiminde değilse, mutlaka yer değiştirmek zorunda.
3. 2. ve 1. kademe kamplarda ise, dövüş sporları, operasyon planlama, operasyonda görev alma, tuzak kurma, bomba hazırlama ve kullanma, silahlı eğitim gibi faaliyetler gerçekleştiriliyor.

BÖLGE KAFKAS KÖKENLİ

Çeçen terörist kampının bulunduğu bölge sosyolojik açıdan oldukça ilginç. Burası özel bir bölge olarak tanımlanıyor. Kampın çevresindeki köylerin tamamı Kafkas kökenli. Çeçen, Dağıstanlı, İnguş, Abhaz ve Çerkezlerin yaşadığı bölgede geçmiş yıllarda da çeşitli kamp faaliyetleri yapılmıştı. Burada yıllar önce Hizbullah’ın kampı açığa çıkartılmıştı. Civar köyleri şöyle bir gözümüzün önüne getirecek olursak;
Güneyköy’de Dağıstanlılar ikâmet ediyor.
Kurtköy’de Gürcüler ve Karadeniz kökenliler hakim. Karadeniz kökenliler de esas olarak Kafkasya’dan geliyor.
Termal’de Gürcü kökenliler ağırlıkta.
Teşvikiye’de Karadeniz ve Kafkas kökenliler yaşıyor.
Kocadere-Şenköy’de büyük bölümü Kafkaslar’dan, bir kısmı Balkanlar’dan gelen göçmenler ağırlıkta.
Selimiye ve Esenköy’de de Kafkas göçmenleri çoğunluğu oluşturuyor.
Bu köylerde yaşayan çok sayıda yurttaşımızla konuştuk. Hemen tamamı bölgenin geçmiş yıllardaki eylemler dolayısıyla bir terör merkezi olarak tanınmasından rahatsız. Ayrıca bölgedeki mafya ve tarikat faaliyetinden de huzursuzluk duyuyorlar. Ancak küçük bir kesimin Çeçen teröristlere sempatiyle baktığı da söylenebilir.

MAFYA, TARİKAT VE FUHUŞ MERKEZİ

Bölgenin bir diğer özelliği de, tarikat kontrolünün yoğun olması. Başta Nakşiler olmak üzere pek çok tarikat, gerek örgütlenmeleriyle, gerekse bölgedeki ticari faaliyetleriyle göze çarpıyorlar.
Bu bölge ayrıca fuhuş, kara para aklama, uyuşturucu trafiği merkezi olarak da dikkat çekiyor. Bu sektör elbette arazi ve kıyı mafyasıyla da birlikte çalışıyor. Alaaddin Çakıcı da, bir süre bu bölgede saklanmış ve yine bu bölge üzerinden Avusturya’ya firar etmişti.
Durumun ağırlığını göstermesi bakımından bir örnek veriyoruz: 170 bin nüfuslu Yalova’da resmi rakamlara göre her gün 10 bin kişi fuhuş sektörüne girip çıkıyor. İsmi Aydınlık’ta saklı 16 otel bu sektörde faaliyet gösteriyor. Bu bölgeye Canavarlar Vadisi ismini boşuna koymamışlar! İlginç olanı, Canavarlar Vadisi’nin Bursa’daki istihbarat merkeziyle bağlantılı olması.

TÜRK ORDUSU KAMPLARA KARŞI

Kampın bulunduğu bölgede son aylarda yaşanan bazı gelişmeler, eğitilen Çeçen teröristlerin ne tür faaliyetlerde kullanıldıkları konusunda da fikir veriyor. Türk Ordusu bölgedeki kamplara karşı. Özellikle 1999’da Türkiye ile Rusya arasında yapılan Güvenlik Anlaşması’ndan sonra, TSK bu tür girişimleri önleme konusunda titiz davranıyor. En son 57. Hükümet zamanında böyle bir girişim olmuş, derhal önlenmiş. Ancak, gücünü işbirlikçi iktidarlardan alan MİT içindeki bazı CIA’cı unsurlar, yıllardan beri bölgedeki kampları hem kolluyor hem de burada eğitim alan teröristleri ulusal ve uluslararası çeşitli operasyonlarda kullanıyor. Bölgede kamp çalışması konusunda uzun süren sessizlikten sonra, Aydınlık’ın Çeçen terörist kampını saptamasıyla, AKP yetkililerinin “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin emrindeyiz” türünden açıklamalarının aynı döneme denk gelmesi ilginç.
Aydınlık’a ulaşan bilgilere göre, bölge son zamanlarda bu kuvvetler arasında büyük bir çatışmaya sahne oluyor. İşte bölgede son aylarda yaşanan bazı gelişmeler?

MİT GÖREVLİSİNİN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ

Milli İstihbarat Teşkilatı Bursa Birimi’nde görevli A.E, 24 Mayıs 2004 yılında şüpheli bir şekilde intihar etti. Aynı gün MİT’ten yapılan açıklamada şöyle denildi:
“24 Mayıs 2004 tarihinde teşkilatımızın Bursa biriminde görevli A.E, geçirdiği bir bunalım sonucu aynı birimde çalışan meslektaşı S.Ç.’nin ölümüne sebep olmuş ve bilahare intihar etmiştir… İki değerli mensubumuzun kaybına sebep olan ve camiamızı derinden üzen bu müessif olayın, yakın sosyal çevrelerinde yeni üzüntülere sebebiyet verebilecek yanıltıcı haberlerle işlenmesinin uygun olmadığına inanılmaktadır. Bu çerçevede kamuoyunu doğrudan bilgilendirme gereği duyulmuştur.”
Aydınlık’a ulaşan bilgilere göre MİT Bursa biriminde görevli A.E, yukarda ayrıntılarını açıkladığımız bölgedeki terörist faaliyeti izleyen ekiptendi. Gelişmeler üzerine, A.E’nin tayini Diyarbakır’a çıkarıldı ve ulaştığı bilgilerin üzeri kapatılmaya çalışıldı. A.E, Diyarbakır’a tayini belli olduktan sonra da, 24 Mayıs’ta şüpheli bir şekilde öldü. A.E’nin ölümünden sonra da bu terörist faaliyeti gözaltında tutanları etkisizleştirme çabası sürdürüldü. Yayına hazırlandığımız sırada, MİT Bursa birimi bu hazırlığımız dolayısıyla karma karışık durumdaydı.

BASAYEV’İN DANIŞMANLARI, BURSA’DAN RUSYA’YA TESLİM OLDU

Çeçen komutan Şamil Basayev’in yardımcılarından Magomad Togayev adlı Çeçen lider, bu yılın Nisan ayında Rus makamlara teslim oldu. Togayev yıllarca Bursa’da saklandığını söyledi.
Yine Basayev’in yardımcılarından Abdula Aliyev ise, 5 Temmuz 2004 tarihinde Dağıstan özerk Cumhuriyeti’nde Rus yetkililere teslim oldu. Savcılık yetkilileri, Abdula Aliyev’in (72), 1999’dan bu yana yaşadığı Türkiye’den Dağıstan’ın başkenti Mohaçkale’ye geçtiğini ve burada gönüllü teslim olduğunu kaydettiler. Aliyev, Basayev ve Arap asıllı komutanlardan Hattab’a bağlı savaşçıların Ağustos 1999’da komşu Dağıstan’a saldırmasından bu yana Rus yetkililer tarafından aranıyordu.
Rusya’nın talebi üzerine Interpol tarafından arananlar listesine alınan ve Rus yetkililere teslim olan Çeçen Abdullas Aliyev’, kalp ve mide ameliyatı olduktan sonra Yalova’da yaşadı. Abdullah Aliyev, kendisiyle görüşmek için Yalova’ya gelen bir Rus televizyon ekibiyle birlikte, İstanbul’dan, uçakla Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Mahaçkale’ye gitti ve burada Rus yetkililere teslim oldu. Aliyev ile Yalova’da son kez görüşen Şamil Vakfı’nın ve Diriliş Partisi’nin kurucu üyesi Cafer Barlas, 6 Temmuz 2004’te AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aliyev’in, sağlık durumu iyi olmadığı için son günlerini ülkesinde geçirmek istediğini söylediğini belirtti.

,

Yorum bırakın

GEÇİCİ IRAK YÖNETİMİ, “TERÖRİST SIZMALARINA” KARŞI, TÜRKİYE’YE VİZE UYGULAYACAK: KUKLA DEVLET İLANINA BİR ADIM DAHA

GEÇİCİ IRAK YÖNETİMİ, “TERÖRİST SIZMALARINA” KARŞI, TÜRKİYE’YE VİZE UYGULAYACAK

Kukla devlet ilanına bir adım daha

Irak Geçici Devlet Başkanı El Yaver, terörist sızmalara kaşı Türkiye’ye vize uygulanacağını açıladı. El Yaver, Cumhurbaşkanı Sezer’in PKK ve Kerkük konularındaki uyarılarını “beklentileriniz, içişlerimize müdahale anlamı taşımamalı” şeklinde yanıtladı. Irak Geçici Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı Sezer’in Türk şoförlerin güvenliğiyle ilgili sözlerine de “ben kendimi zor koruyorum” yanıtını verdi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Türk
22 Ağustos 2004

Irak Geçici Devlet Başkanı gazi El Yaver, 16 Ağustos tarihinde Türkiye’yi ziyaret etti ve iki gün süren temaslarda bulundu.

Irak Geçici Devlet Başkanı Gazi El Yaver, Türkiye’ye vize uygulanacağını söyledi. Amerikan yönetimince seçilen Irak Geçici Devlet Başkanı El Yaver, sınırdan terörist sızmasına karşı böyle bir önlem aldıklarını açıkladı. El Yaver’in “vize” açıklaması Ankara’da şok yarattı. Açıklama, devletin merkezi kurumlarınca “Amerika’nın kukla devlet ilanına giden bir adım daha” şeklinde değerlendirildi. Sınırda verilecek vizenin, Bağdat makamlarınca değil de bizzat peşmerge yönetimlerince verilecek olması, Irak’ın kuzeyindeki “özel statü”nün resmileştirilmesi olarak algılandı.

El-Yaver, vizenin nedenlerinin sorulması üzerine, “Vize işadamlarına karşı değil teröristlere karşı yürürlüğe sokuldu. Şu anda Irak’taki olağanüstü durum nedeniyle terör saldırıları ve sabotajları engellemek için buna ihtiyacımız var” diye konuştu.

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ise vize uygulamasının sadece Türkiye’ye yönelik olmadığını belirterek, durumu normalleştirmeye çalıştı. Tüzmen, Türkiye açısından vize işlemlerinin sınır kapısında gerçekleştirilmesi için görüşmeler yapıldığını söyledi.

PKK VE KERKÜK UYARISI

Cumhurbaşkanı Sezer, El Yaver’le görüşmesinde özellikle PKK ve Kerkük konularında önemli uyarılarda bulundu. Sezer, güvenlik boyutunda önem taşıyan konulardan birinin de Irak’ta Türkiye’yi hedef alan terör örgütünün varlığı olduğunu kaydederek, “yeni Irak’ın terör örgütlerine barınak oluşturmamasını ve PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün Irak’taki varlığına bir an önce son verilmesini” istedi.

Sezer, ayrıca, “Türkmenlerin, Arapların, Kürtlerin, Asurilerin ve diğer Iraklıların birlikte yaşadığı Kerkük’ü bu gruplardan birinin sahiplenmeye kalkışmasının, Kerkük’ün ve Irak’ın istikrar ve dirliğini tehlikeye düşüreceğini” belirtti.

El Yaver ise bu istekleri, “beklentileriniz, içişlerimize müdahale anlamı taşıyor” şeklinde yanıtladı.

Irak Geçici Devlet Başkanı El Yaver, Cumhurbaşkanı Sezer’in Türk şoförlerin güvenliğiyle ilgili sözlerine de “ben kendimi zor koruyorum” yanıtını verdi.

GAZETECİLERE SİNİRLENDİ

El Yaver, 17 Ağustos’taki basın toplantısında öfkesini basına yöneltti. El Yaver, vize uygulamasının teröristleri hedef aldığını, işadamlarına yönelik olmadığını söyledi.

“Kerkük’le ilgili yorum ve konuşmaları içişlerimize müdahale olarak algılamıyoruz, işbirliği gözüyle bakıyoruz” diyen El-Yaver, önceki gün yaptığı açıklamanın hatırlatılması üzerine sinirlendi. “Niye sözlerimi cımbızla çekiyorsunuz?” diye soran Gazi El Yaver, “Ben bir ülkenin, başka bir ülkenin güvenliğini tehdit eden örgütlere yardımcı olmasının iç işlerine müdahale anlamına geleceğini, bu nedenle PKK’ya göz yummayacağımızı söyledim” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’NİN TALEBİNE OYALAMA
El Yaver, Türkiye’nin Musul’daki başkonsolosluğunu yeniden açma talebinin uzun süredir yanıtsız bırakıldığı yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine, açılışından 1995’e kadar faaliyet gösteren başkonsolosluğun yakında yeniden açılacağını ve görevine devam edeceğini kaydetti. Talebe yanıtın gecikmesinin, “sanki bir mesele var gibi” yorumlanmaması gerektiğini ifade eden El Yaver, hükümetin daha 1.5 ay önce göreve geldiğini, Dışişleri Bakanlığı’nın çok yoğun gündemi olduğunu hatırlattı.

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın