Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

İKTİDAR HEM LOKOMOTİFE ATS TAKMADI, HEM DE PERSONELİ İKİ KAT FAZLA ÇALIŞTIRDI

İKTİDAR HEM LOKOMOTİFE ATS TAKMADI, HEM DE PERSONELİ İKİ KAT FAZLA ÇALIŞTIRDI
IMF emretti, gerekli tren personeli alınmadı

Yine makinisti suçlu ilan ettiler. Oysa lokomotifte ATS, yani otomatik fren sistemi yok. Üstelik IMF emretti diye ihtiyaç olan personeli de almıyorlar. Ayda 22 gün, toplam 176 saat çalışması gereken makinist, 250 ile 350 saat arasında çalışıyor. Ulaştırma Bakanı ise yine “istifa etmeyeceğim” dedi. Uzmanlar uyarıyor: “iktidar, daha çok kazaya neden olacak” Aydınlık soruyor: “Ya Türkiye treni ne olacak?”

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
15 Ağustos 2004

Türkiye, AKP zihniyetinin yönettiği kurumlarda yaşanan facialarla yasa boğuldu. 2. Tren kazası, AKP’nin Türkiye’yi nereye götürdüğüne bir işaret daha oldu.

Herşeye rağmen istifa etmeyeceğini söyleyen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bürokratları ise yine makinisti suçlu ilan etti. AKP’li bürokratlara göre, makinist kırmızı ışıkta geçmiş! Ancak Aydınlık’a konuşan uzmanlar, önemli bir gerçeğe dikkat çekiyorlar. 1. Tren kazasındaki gibi yine Bosna’dan alınan bu lokomotifte ATS (Auto Train Stop – Otomatik Frenleme Sistemi) sistemi yok. Bu sistem olsaydı, kırmızı ışıkta otomatik fren sistemi devreye girecekti. Yine uzmanlar, 11 Ağustos’ta gün boyu yağan yağmur nedeniyle sinyalizasyon kumandasının işlemez hale geldiğini, makinistlerin telsizle haberleşmeye çalıştığını belirtiler.

Üstelik “Kırmızı ışıkta geçti” denilen Başkent Ekspresi’nin makinistlerinden Soner Gürkan’ın 6, Hasan Yücedağ’ın ise 7 ayrı hizmet içi temel eğitim kursu aldığı ve deneyimli makinistler olduğu belirtildi.

YİNE MAKİNİST SUÇLU İLAN EDİLDİ!

Saat 10:20’de Ankara’dan ayrılan ve 153 yolcu ve 9 personel taşıyan Başkent Ekspresi ile İstanbul Haydarpaşa Garı’ndan saat 15:17’de hareket eden Adapazarı Ekspresi, Tavşancıl Beldesi’nde çarpıştı.

8 kişinin öldüğü, 88 kişinin de yaralandığı 2. tren kazasında da suçlu bulundu. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları TCDD, makinistin kırmızı ışıkta geçtiğini, kazanın bu nedenle meydana geldiğini açıkladı. Ancak Aydınlık’a konuşan uzmanlar dikkat çeken açıklamalar yapıyorlar.

UZMANLAR: LOKOMOTİFTE ATS YOK!

Olay yerinde incelemelerde bulunan Birleşik Taşımacılık Sendikası İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Mithat Ercan, lokomotifte ATS sistemi olmadığını kaydetti. ATS sistemi, makinist kırmızı ışıkta frene basmasa da, otomatik fren sistemini devreye sokuyor. Mithat Ercan, bu lokomotifin de, 1. kazadaki gibi Bosna-Hersek’ten alındığını, ama ATS sistemi takılmadığını söylüyor.

KAZA 30 MİLYAR’LA ÖNLENİRDİ

ATS sistemine göre, Ankara, Eskişehir ve İstanbul’da bulunan trafik kontrol birimleri, trenlerin hızını değil, birbirine olan mesafesini ve karşılaşma noktalarını denetliyor. Yol açıksa yeşil sinyal yanıyor. Bu trenin normal hızında gidebileceğini ifade ediyor. İki tren birbirine yaklaşmaya başladıysa sarı sinyal yanıyor, makiniste “Hızını 65 km’nin altına düşür” komutu veriyor. Hız düşmezse tren 20 saniye içinde ani frenle duruyor. İki tren birbirine tehlikeli şekilde yaklaştıysa kırmızı ışık yanıyor, ATS devreye giriyor.
TCDD’nin Ankara-İstanbul hattında çalışan 37 adet elektrikli lokomotifinden yalnızca 9’unda ATS var. ATS ücreti ise yalnızca 21 bin dolar, yani yaklaşık 30 milyar TL.

Aydınlık’a açıklama yapan bir makinist, 11 Ağustos’ta gün boyu yağan yağmur nedeni ile sinyalizasyon kumandasının iyi çalışmadığını, makinistlerin gün boyu telsizlerle haberleşmeye çalıştığını söyledi.

AYDA 176 SAAT YERİNE

350 SAAT MESAİ

Aydınlık’a açıklama yapan Türk Ulaşım-Sen Sirkeci Şube Başkanı Erkan Ertekin ise bir başka çarpıcı noktaya dikkat çekiyor. Ertekin, makinistlerin, son dönemde neredeyse mesailerinin iki katı çalıştıklarını belirtiyor. Ertekin’in verdiği çizelgede de görüldüğü gibi, bir makinist, ayda 22 gün, günlük 8 saatten toplam 176 saat çalışması gerekirken, 250 ile 350 saat arasında çalışıyor. Neredeyse 2 kat!

Ertekin, nedenini de açıklıyor: “Personel açığı için TCDD hükümetten talete bulundu. Ancak İMF müdahalesiyle Maliye Bakanlığı personel alımı için kaynak ayırmadı.”

Dünyada yalnızca Rusya, Fransa ve Türkiye’de bulunan “Demiryolculuk Meslek Lisesi”nin kapatılması da yetişmiş personel sıkıntısı doğuruyor. Bu durum, örneğin, Haydarpaşa-Eskişehir arasında yol bakım onarımında çalışan 24 takımın, 4 takıma düşmesine neden oldu.

‘BU KADAR PİŞKİNLİK OLMAZ’

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise yaptığı ilk değerlendirmede, “istifa etmeyeceğim” dedi. CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, Yıldırım’ın “istifa etmeyeceğim” açıklamasına, “kaç kişi öldüğü zaman istifa etme gereği duyacaksınız?” diyerek tepki gösterdi. Topuz, şöyle konuştu: “Binali Yıldırım istifa için neden yok diyor. Ne, neden olacak? Senin yerine ben mi istifa edeceğim. Bu kadar pişkinlik, yüzsüzlük olmaz”

‘KAÇTI ÇÜNKÜ SUÇLU!’

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, olay yerinde de yalnızca 5 dakika durdu ve yanına Kocaeli valisini de alarak Gebze Belediyesi’ne gitti. Aynı saatlerde İşçi Partisi ve CHP heyetleri de olay yerinde incelemelerde bulunuyordu. Olay yerinden Ulusal Kanal canlı yayınına telefonla bağlanan CHP heyetinden milletvekili İzzet Çetin, Binali Yıldırım’ın bu davranışını suçluluk duygusuna bağladı.

YA TÜRKİYE TRENİ YIKILACAK, YA AKP HÜKÜMETİ

Ulaştırma ve demiryolu uzmanlarından oluşan İşçi Partisi Genel başkan yardımcısı başkanlığındaki İP heyeti de, olay yerinde incelemelerde bulundu. Aydınlık’a heyetin inceleme sonucunu aktaran Turan Özlü net koydu: “ya Türkiye treni yıkılacak, ya AKP hükümeti!”

DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir de, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın lokomotiflerde bulunması gereken otomatik fren sisteminden hiç söz etmemesinin, olaya işletme hatası vermeye çalışmasından kaynaklandığını söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cevat Ayhan da, tren kazasında tedbirsizlik olduğunu, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğini ifade etti.

MAKİNİSTLER GÜNAH KEÇİSİ OLMAYACAK

Birleşik Taşımacılık Sendikası Başkanı Fehmi Kütan, demiryolu personelinin günah keçisi ilan edilmesine izin vermeyeceklerini belirterek, otomatik durdurma sistemi ATS’yi kurmayan yöneticileri suçladı. Kütan, ATS’nin çok cüzi bir parayla kurulabileceğini belirtti.

Türk-İş Genel Mali Sekreteri ve Demiryol-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, yaptığı yazılı açıklamada, tren kazalarının, kamuyu küçültme, kamu işçisini fazlalık olarak görme anlayışının ürünü olduğunu vurguladı.

İKTİDAR YENİ KAZALARA NEDEN OLACAK

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’ndan yapılan yazılı açıklamada da, ulaşımda geri kalmışlığın kazalara davetiye çıkardığı ifade edildi. Açıklamada, “Siyasi iktidarın bu yöndeki uyarıları politik manevra gibi algılaması, eleştirilerde bit yeniği araması, yeni kazaların meydana gelmesine neden olacak gibi görünmektedir” denildi.

 

İP GENEL BAŞKANI DOĞU PERİNÇEK

AKP’nin tarikatçı yönetimi,

Demiryollarını terör örgütü haline getirdi

“Kazaların sorumluluğu, her felaketten sonra fedakarca çalışan demiryolu personeli ve Allah arasında paylaşılmaktadır. Kamu görevlilerinin hizmetlerini iyi yapmaları, hükümetin birinci ve tek işidir. Hükümet etmek, zaten bundan ibarettir.

“Tarikat ağlarıyla örülen Demiryolu idaresi, AKP iktidarı yönetiminde adeta bir terör örgütü gibi, sürekli can almakta, kan dökmektedir.

“AKP’nin politikası, kamu hizmetini değil, Cumhuriyeti yıkmayı esas aldığı için, bütün kurumlar irtica karanlığına teslim edilmektedir. Birikimsiz, tecrübesiz, sorumsuz tarikat kadroları, kamu hizmetiyle değil, kurumların hortumlanmasının yönetimiyle meşguldür.

“Demiryollarını irtica ağından kurtarmak için, öncelikle Cumhuriyeti ABD güdümlü Haçlı İrtica’dan kurtarmak gerekir. Her felaketten sonra bu gerçeği, yeniden öğreneceğiz.”

 

AKP zihniyeti selde boğuldu

1994 yerel seçimlerinden bu yana Tayyip Erdoğan zihniyetinin yönettiği İstanbul’da üç vatandaş, evlerinde sel sularına kapılıp boğularak öldü. Tayyip Erdoğan’ın Büyükşehir Belediyesi ise kaç evi su bastığını saptayıp açıklamakla meşgul!

10 Ağustos’ta yağan kısa süreli bir sağnak yağmur bile İstanbullulara “afet” yaşatmaya yetti. Kocasinan Çavuşpaşa Caddesi Öner Sokak’ta biriken su, bir kamyonun kayarak bahçe duvarını yıkması üzerine apartmanın alt katına doldu. Sonuç: 3 kişi boğularak öldü!

AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi ise rakam açıklamakla yetindi: “1275 evi su bastı!” Meteoroloji Genel Müdürlüğü günler öncesinde “sağanak yağış geliyor” uyarıları yaptı. Belediye ise 1275 evi su basmasını bekledi.

İstanbul Valisi Muammer Güler ise, üç vatandaşın evlerini basan sel sularında boğularak ölmesinin sorumlusunu buldu: “Ailenin yapısı” ve “konutun ev niteliği taşımaması”

“Bu olayda ailenin yapısından kaynaklanan bir sıkıntı var” diyen Vali Güler, “konutun ev niteliği taşımadığını” da ekledi. Olayla ilgili araştırmanın sürdüğünü söyleyen Güler, “Orada oturan insanlar, yapılan ikazlara rağmen maalesef çıkmamışlar” dedi.

Güler, “Alınan önlemler yeterli mi” sorusuna şu çarpıcı yanıtı verdi: “İstanbul’un bu altyapısıyla, elbette sadece günlük önlemlerle bu işin giderilemeyecek kadar önemli olduğunu anlamış olduk”

,

Yorum bırakın

TSK BAYDEMİR’E TEPKİ GÖSTERDİ, ABD KONSOLOSU ZİYARETİNE GİTTİ – ABD KONSOLOSU GÖSTERE GÖSTERE DESTEK VERİYOR

Diyarbakır Büyükşehir belediye Başkanı Osman Baydemir’in, öldürülen PKK üyesi Sait Özgün’ün evine yaptığı ziyaret, önce Org. Büyükanıt tarafından, sonra da Org. Özkök tarafından kınandı. ABD’nin Adana 2. Konsolosu Allision ise aynı saatlerde Osman Baydemir’e destek ziyareti yaptı. Perinçek, ziyareti “ABD-AKP-PKK ilişkisi, bir kez daha gözler önüne serildi” şeklinde değerlendirdi.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
15 Ağustos 2004

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, 8 Ağustos’ta Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, Yenişehir Belediye Başkanı Fırat Anlı ve Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin’le birlikte, öldürülen PKK/KOGRA-Gel üyesi M. Sait Özgün’ün evini ziyaret etti. Belediye’nin resmi plakalı araçlarıyla düzenlenen ve “İnsani amaçtan çok, siyasi amaç taşıdığı” belirtilen ziyaret, kamuoyunun tepkisini çekti. Pek çok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü ziyareti “siyasi tavır” olduğu gerekçesiyle kınadı.

ORG. BÜYÜKANIT:  “ZİYARET KABUL EDİLEMEZ”

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanan Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 10 Ağustos’taki veda ziyaretleri sırasında basının konuyla ilgili sorusuna, “Çok çirkin ve çok iğrenç bir olay” yanıtını verdi. “Bu ilk defa olan bir şey değil” diyen Orgeneral Büyükanıt, “Maalesef çok çirkin ve çok iğrenç bir olay. Basınımız buna yeterince ilgi gösterdi. Ben basınımıza da teşekkür ediyorum. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Yasal soruşturma başlatılmış durumda. Bundan sonra adaletin vereceği kararı beklememiz gerekir. Terörle yıllarca mücadele eden bir organizasyonun bunu herhalde sevinçle karşılaması düşünülemez” diye konuştu.

ORG. ÖZKÖK: “BÜYÜKANIT’IN GÖRÜŞÜ, TSK’NIN GÖRÜŞÜDÜR”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı ve ilçe belediye başkanlarının, çatışmada ölen teröristin ailesine taziye ziyaretinde bulunmasını, “uygun olmayan bir hareket tarzı” olarak nitelendirdi.

Bir gazetecinin, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanan Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın konuyla ilgili açıklamasını nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine Orgeneral Özkök, Orgeneral Büyükanıt’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ortak görüşünü ifade ettiğini söyledi.  Orgeneral Özkök, “Bu görüşe ilaveniz olacak mı” sorusuna da “İlaveye gerek yok. Her şeyi gayet güzel ifade ettiler. Uygun olmayan bir hareket tarzı uygulanmıştır. Gerekli işlem Bakanlık tarafından başlatılmıştır” karşılığını verdi.

ABD KONSOLOSUNDAN, BAYDEMİR’E DESTEK ZİYARETİ

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün bunları söylediği saatlerde, Osman Baydemir’e destek amaçlı bir ziyaret gerçekleşiyordu.

ABD’nin Adana 2. Konsolosu Alicia Allision’un, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’na yaptığı destek ziyaretine basın sokulmuyor ve ziyaretin nedeni ile ilgili açıklama da yapılmıyordu. ABD konsolosunun ziyareti Ankara’da şöyle değerlendirildi: “K. Irak’ta PKK ile mücadele etmeyen ABD, Türkiye topraklarında da, açıkça PKK ile yan yana durduğunu gösteriyor”

Ulusal Kanal dışında hiçbir televizyonun yer vermediği ziyaret, ertesi gün de gazetelerde yer almadı.

PERİNÇEK: “ABD-AKP-PKK İLİŞKİSİ GÖZLER ÖNÜNDE”

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, ABD’nin Adana 2. Konsolosunun, Osman Baydemir’e yaptığı ziyaretle, “ABD-AKP-PKK” ilişkisinin bir kez daha gözler önüne serildiğini belirtti. Perinçek, Türkiye’nin, ABD politikaları gereğince “AKP-PKK ortak koalisyonu” tarafından yönetildiğini söyledi. AKP ile PKK’nin pek çok ortak politikası bulunduğuna dikkat çeken Perinçek, bu ortaklığın 28 Mart yerel seçimlerinde de su yüzüne çıktığını belirtti.

, , ,

Yorum bırakın

1918 İSTANBUL’U DEĞİL, 2004 DİYARBAKIR’I, TUNCELİ’Sİ, ANTEP’İ… – ÜÇ ÖRNEK OLAYA TEK BİR YANIT!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
02 Mayıs 2004

ABD’nin Adana Konsolosu Diyarbakır Belediye Başkanı’nı ziyaret edip, Diyarbakır’ı merkez yapma çalışmalarını konuşuyor… Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Siyasi Müsteşarı, Tunceli’ye teftişe gidip, “İnsan hakları ihlalleri, AİHM’e gitmeden mahallinde halledilmeye çalışılmalıdır” diyor… Ve Antep’te Sanayi Odası eğitim veriyor: “KOBİ’ler AB’den nasıl fonlanır?”

Geçen hafta Türkiye’nin doğusu ve güneydoğusunda yaşanan üç olay, devletin çözülmesiyle başlayıp, milletin çözülmesine varan süreçte, toplumsal refleksin neredeyse yok olduğuna işaret etti. 10 yıl önce aklımıza bile getiremeyeceğimiz kimi olaylarla, günlük hayatta sıkça karşılaşmaya ve bu nedenle de neredeyse kanıksamaya başladık.

TBMM Başkanı’nın “Kıbrıs’la ilgili Meclis’te alınmış kararlar çok önemli değil. Zaten Resmi Gazete’de bile yayınlanmamış” dediğinde, Cumhurbaşkanı refleks gösteremiyorsa; Genelkurmay Başkanı, Yunan gazetesine verdiği demeçte “Milli Egemenlik tanımı değişti” diyebiliyorsa, Başbakan “Diyarbakır’ı ABD projesinde merkez yapacağız” dediğinde devletin merkezi kurumları duymamazlıktan geliyorsa; “Samsun’a çıkma vakti” çoktan gelmiştir!

İşte geçen yüzyılın başını hatırlatan üç örnek:

ABD YETKİLİLERİNDEN, DİYARBAKIR BELEDİYESİNE ZİYARET

ABD’nin Adana Konsolosu W. Scott Rold ve Ankara Büyükelçiliği Ekonomik İşler Müsteşarı Scot Marciel, 20 Nisan 2004 günü Diyarbakır Belediye Başkanı seçilen Osman Baydemir’i ziyaret etti.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada, ABD’li yetkililerin, Başkan Baydemir’i ziyaret ederek, başkan seçilmesinden dolayı kendisini tebrik ettikleri belirtildi. Baydemir’in görüşmede, kentin ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları ile hayata geçirilmesi planlanan projeler hakkında ABD’li yetkililere bilgi verdiği ifade edilen açıklamada, Rold ve Marciel’in kenttin sorunlarının çözümü için üzerlerine düşeni yapacaklarını söyledikleri bildirildi.

Haber, belki de bu gibi durumlar normalleştiği için basının ilgisini çekmedi. Ancak, Aydınlık ciltleri şöyle bir karıştırıldığında, bu durumla karşılaşılmaması için ne çok uyarı niteliği taşıyan haber yapıldığı görülecektir. İşte bunlardan birkaçı:

– ABD’nin bir önceki Ankara Büyükelçisi Pearson, giderayak yaptığı açıklamalarının birinde, Irak’ın kuzeyiyle, Türkiye’nin doğusu ve güneydoğusunun tek bir ekonomik bölge olması gerektiğini söyledi.

– ABD’nin “Kürdistan Belediyeler Birliği” projesi, yani, Irak’ın kuzeyindeki belediyelerle, 28 Mart seçimlerinin ardından Güneydoğu’da kazanacak belediyelerin kardeş ilan edilmesiyle başlayacak proje.

– Başbakan Erdoğan, bir televizyon programında yaptığı açıklamada, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, Diyarbakır’ı merkez yapmak istediğini söyledi.

– Ve bu sayımızda da okuduğunuz gibi bu çalışmalara ivme katmak için, Uluslararası Bağdat Fuarı, ABD’nin isteğiyle Diyarbakır’a taşınıyor.

AB YETKİLİSİ TUNCELİ TEFTİŞİNDE

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Siyasi Müsteşarı Martin Dawson, 28 Nisan’da Tunceli’yi ziyaret ediyor. Tunceli İnsan Hakları Kurulu üyeleriyle toplantı yapan Dawson, bu tarz kurulların önemli olduğunu belirterek, kurul üyelerine bölgedeki insan hakları ihlallerinin ne durumda olduğunu sordu. Kurul üyelerinden rapor alan Dawson, şunları kaydetti: “İnsan hakları ihlalleri, Avrupa İnsan Hakları Makhemesi’ne (AİHM) gitmeden mahallinde halledilmeye çalışılmalıdır.” Çeşitli “sivil toplum kuruluşu” yetkilisiyle de biraraya gelen Dawson’un Tunceli ziyareti, maalesef tam bir teftiş havasında oldu.

Yıllarca, Türkiye’yi Avrupa’ya şikayet ettirecek hain satın alan AB, şimdi de yurdumuza sömürge muamelesinde bulunup, şikayetten de önce bizzat yerinde müdahil oluyor.

“KOBİ’LER AB’DEN NASIL FONLANIR?”

Tarih: 20 Nisan 2004. Yer: Gaziantep Sanayi Odası.

“Türk Üniversiteleri, Kobileri ve Bilim Merkezlerinin Avrupa’ya Entegrasyonu” (TUSMES) Koordinatörü Meltem Kurtsan, bir eğitim semineri veriyor. Seminerin ismi, ciltler dolusu kitaplardan daha öğretici: “KOBİ’ler, AB’den nasıl fonlanır?”

Evet, TUSMES isimli bir kuruluşun koordinatörü Güneydoğu KOBİ’lerine, Avrupa’dan nasıl para alacaklarını “öğretiyor”. KOBİ’lerin Araştırma-Geliştirme (AR-GE) projesi hazırlaması gerektiğini belirten koordinatör hanım, Avrupa firmalarıyla da ortaklık kurulması çağrısı yapıyor. Tabii, Aydınlık okurları, fonlanmayla, avlanma arasındaki ilişkiyi, pek çok haberimizden hatırlıyorlar. Koordinatör hanımın Avrupa’lı firmalarla ortaklık dediği de Güneydoğu’daki işletmelerimizin yutulması!

Geçen yüzyılın başını hatırlatan üç örnek dedik.

Ve ekleyelim… Geçen yüzyılın başında bu örneklere bir son da verilebilmişti!

Ve hatırlayalım… Biz bu Cumhuriyet’i, devrimle kurduk!

Yorum bırakın

ATİNA, “BAŞ TEHDİT TÜRKİYE” İÇİN SALDIRI SİLAHLARI DEPOLUYOR – ABD, YUNANİSTAN’I SAVAŞA HAZIRLIYOR

ATİNA, “BAŞ TEHDİT TÜRKİYE” İÇİN SALDIRI SİLAHLARI DEPOLUYOR

ABD, Yunanistan’ı savaşa hazırlıyor

Dışişleri Bakanı Gül, savunma harcamalarını azaltmayı savunuyor. Oysa, gelişmeler, ABD’nin Yunanistan’ı savaşa hazırladığını gösteriyor. ABD, “saldırı silahları”yla donattığı Yunan Ordusu’nu “baş tehdit Türkiye” doktriniyle yeniden yapılandırdı. Yunan Ordusu, “doğudan gelen tehdit” nedeniyle Ege ve Meriç Nehri boyunca yeni bir düzenlemeye gitti. Yeni plan, Türkiye ile Kıbrıs arasında “adayı ablukaya alacak şekilde” askeri bir operasyon yapmak!

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
25 Ocak 2004

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan’la yakınlaşmak adına savunma harcamalarını azaltmayı savunurken, ABD, Yunanistan’ı savaşa hazırlıyor. Gül, 20 Ocak 2003’te yaptığı açıklamada, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun Türkiye ve Yunanistan arasında savunma harcamalarının kademeli olarak düşürülmesine ilişkin anlaşma önerisine sıcak baktığını söyledi. Papandreu’ya övgüler dizen Gül, Türkiye’nin savunma harcamalarını aslında düşürmeye başladığını söyledi.

Ancak, Yunanistan’ın “savunma harcamalarını kademeli olarak düşürme” önerisi, tam bir aldatmaca. Çünkü, Yunanistan, baş tehdit olarak gördüğü Türkiye’ye karşı yeni bir askeri doktrin geliştirdi. ABD’nin “saldırı silahlarıyla” donattığı ve yapılandırdığı Yunan Ordusu, Türkiye’ye karşı oluşturulan “savunma ve güvenlik konsepti”yle, savaşa hazırlanıyor. İşte Yunanistan Savunma Bakanı Papandoniu’nun ağzından gerçekler!

DOĞUDAKİ BÜYÜK TEHLİKE: TÜRKİYE

Yıllarca NATO konsepti gereği kuzey cephesini esas alacak şekilde yapılanan Yunanistan Silahlı Kuvvetleri, Savunma Bakanı Papandoniu’nun tarifiyle “kuzeydeki tehlikenin ortadan kalkmasıyla birlikte doğudaki büyük tehlikeye karşı koymak amacıyla yeniden düzenlendi.”

Yunanistan’ın yeni askeri doktriniyle ilgili 29 Ekim 2003’de basını bilgilendiren Papandoniu, “yeni yapılanmanın artık Kardak türü olayların yaşanmasını imkansız kıldığını” söyleyerek “herhangi bir tahrike çok kısa zamanda kararlı ve sonuç alıcı bir biçimde karşılık verebilecek durumdayız” dedi.

5 Kasım 2003 tarihli Savunma ve Dışilişkiler Konseyi toplantısında konuşan Papandoniu, “Ege ve Meriç’teki düzenlemelerin doğudaki tehdidin (Türkiye) varlığını koruduğu dikkate alınarak yapıldığını” söyledi. Papandoniu, ordunun yapılandırılma gerekçelerini şöyle sıraladı: “Ülkelerimiz arasındaki ortamın iyileşmesine rağmen Ankara’nın Ege ve Kıbrıs’taki yasadışı talepleri ve uzlaşmaz tavrı yüzünden doğudaki tehdidin varlığını koruması, kuzeydeki tehdidin yok olması, uluslararası terör ve organize suçlardan kaynaklanan asimetrik tehditler doğması, Kıbrıs (Rum) ile ortak savunma doktrinimizin güvenilirliğinin garanti altına alınması ve ülkemizin yurtdışındaki barış operasyonlarına katılması.”

BAŞ TEHDİT: TÜRKİYE

12 Kasım 2003’te yine basını bilgilendiren Papandoniu, 2004 yılının Türk-Yunan ilişkileri açısından çok kritik olduğunu belirtti. İki ülke arasında son yıllardaki yakınlaşmaya rağmen temel sorunların çözülememiş olduğunu kaydeden Papandoniu, “Doğudaki tehdit nedeniyle Yunanistan’ın toprak bütünlüğünün sürekli tehdit altında olduğunu savundu. Yunanistan Savunma Bakanı 19 Kasım 2003’te de Türkiye’nin, Yunanistan’ın ulusal güvenliğine başlıca tehdit olmaya devam ettiğini ileri sürdü.

ABD’DEN YUNANİSTAN’A SALDIRI SİLAHLARI

ABD’nin savaşa hazırladığı Yunanistan, Türkiye’ye karşı hem sınırda askeri yığınak yapıyor hem de AB’nin savunma harcamalarına getirdiği sınırlamalara rağmen “saldırı silahları” satın alıyor. ABD, bu amaçla, Türk Hava Kuvvetleri’ne karşı üstünlük sağlayabilmesi için Yunanistan’la F-16 yenileme projesini onayladı. Pentagon proje için Lockheed Martin silah şirketiyle anlaşma imzaladı. Proje, Yunan F-16’larının elektronik sistemlerinin modernizasyonunu da içeriyor. Ekim ayında başlayan proje, iki yıl boyunca devam edecek.

Öte yandan Yunanistan, Kıbrıs’taki 40 bin Türk askerine karşı ABD’ye F-16 Blok 52 modeli savaş uçağı ile Apachi saldırı helikopteri siparişi verdi.

Yunanistan, 2001-2010 arasındaki 10 yıllık dönemde de, 29.7 milyar dolarlık silahlanma bağlantısı yaptı. Bu miktarın 4.7 milyar dolarlık bölümü Eurofighter savaş uçağı programına ayrıldı. 2001 yılı sonlarında ABD’den 70 adet F-16 satın alındı.

TÜRKİYE SINIRINA ASKERİ YIĞINAK

Yunanistan Savunma Bakanı Papndoniu’nun 5 Kasım 2003’de “Ege ve Meriç’teki düzenlemelerin doğudaki tehdidin (Türkiye) varlığını koruduğu dikkate alınarak yapıldığını” söylemesinin ardından, Yunanistan Savunma ve Dişişleri Konseyi’nin orduyu Türkiye sınırı boyunca yayma kararı aldığı ortaya çıktı.

ABD Savunma çevrelerine yakınlığıyla bilinen Middle East News Line adlı internet sitesindeki habere göre, Yunan Savunma Bakanı Yannis Papandoniu, Meriç nehri ve Ege denizindeki birliklerini yeniden yapılandırma ve yayma kararı aldıklarını açıkladı.

KIBRIS’I ABLUKAYA ALMA OPERASYONU

Öte yandan, Kıbrıs Rum yönetiminin, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle önümüzdeki günlerde, hava ve deniz araçlarının katılımıyla Kıbrıs’ın kuzeyindeki uluslararası suları da kapsayacak şekilde bir “mülteci operasyonu” düzenleyeceği ortaya çıktı.

21 Ocak 2004 tarihli Fileleftheros gazetesi, önümüzdeki günlerde yapılacak operasyonla, ilk kez Güney Kıbrıs’ın botlarının KKTC ile Türkiye arasındaki uluslararası sularda, AB üyesi ülkelerin botlarıyla birlikte devriye gezeceklerini yazdı. Haberde, bunun bir tatbikat değil operasyon olduğu belirtilirken, İtalya, Yunanistan, İspanya ve diğer AB ülkelerinin katılacağı operasyonda Güney Kıbrıs’ın koordinasyon görevini üstleneceği ve Rum yetkililerinin karargahının eski Limasol Limanı olacağı açıklandı. Gazete, operasyon merkezinde Rum polis gücü, hava kuvvetleri, liman ve sahil polisi ile Göçmenlik Bürosu yetkililerinin hazır bulunacağını, operasyonda birkaç gün süreyle geçecek gemilerin kontrolünün yapılacağını kaydetti. Rum Adalet Bakanı Doros Theodoru da operasyonu doğruladı, ancak ne zaman yapılacağını belirtmedi.

“Mülteci önleme” adı altında yapılan operasyon, askeri çevrelerde, Avrupa’nın Türkiye ile ada arasında tampon oluşturulmasını ve adanın abluka altına alınmasını amaçladığı şeklinde yorumlandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, gelişmeyi yeni bir Rum tahriki olarak değerlendirdi ve Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ı havadan ve denizden kontrol altına almak istediğine dikkat çekti. Denktaş, “operasyonun” Türkiye ve KKTC’nin haklarına tecavüz olduğunu söyledi.

ABD, KIBRIS’A ÜS TAŞIYOR

ABD, Yunanistan’ı savaşa hazırlamanın dışında bizzat adaya da yerleşme çalışmaları yürütüyor. 12 Aralık 2003 tarihli Kipros Simera gazetesinin haberine göre ABD, İspanya’daki Maron Hava Üssü’nü Kıbrıs’a taşıyarak, bu üssünü Kıbrıs’taki İngiliz üsleriyle birleştirme hazırlığı yapıyor. Gazete, İngiltere’nin Kıbrıs’taki iki üssünden biri olan “Agratur’un ABD’nin ölüm üssü haline geleceğini” yazdı. “İspanya’daki üs Kıbrıs’a taşınıyor. NATO üsleri Girit-İncirlik’le birleşecek1 ifadesini kullanan gazete, Pentagon’un Limasol’daki Agratur üssü ile Magosa bölgesindeki Dikelya İngiliz üslerini “ele geçirdiğini” savundu.

İspanya’daki üssün Kıbrıs’a nakledileceğinin “çok gizli” ibaresiyle Türkiye, Yunanistan ve İsrail Savunma bakanlıklarına bildirildiğini öne süren gazete, “Amerikalıların bu ‘ölüm üssünün’ Doğu Akdeniz’de Amerikan nüfuzunu önemli ölçüde güçlendireceğini ve ABD için büyük stratejik öneme haiz bu bölgede, tamamen denetimi elde tutmak için kara, hava ve deniz birliklerinin her an saldırıya hazır durumda bulunacağını” savundu. Haberde, bu “çok gizli” dosyadan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da haberdar edildiği, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman’ın son Türkiye ziyaretinin bu olayla da ilgisi bulunduğu belirtildi.

Aynı gün bir uyarı yapan Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD’nin bu üssü “Türkiye’ye karşı bir kontrol merkezi olarak kullanacağına” dikkat çekti. Denktaş, şöyle konuştu: “Bizim bildiğimiz bir şey vardır. Kıbrıs meselesinde Rum tarafını bu kadar destekleyenler kendi çıkarları için uğraşmaktadırlar, KKTC halkının çıkarları için değil. Nedir çıkarları? Kıbrıs’ı bir AB, ABD-İngiliz üssü haline getirmek. Bu nedenle İngilizler üslerini AB’ye sokmamıştır. ABD ile ortak kullanabilmek için. AB de ‘stratejik açıdan Kıbrıs bize lazımdır’ demiştir. Demek ki aralarında bir mutabakat var. Böylelikle hem AB, hem de ABD ve İngiltere, Kıbrıs’ı petrol kuyularına, Arap ülkelerine ve belki de Türkiye’ye karşı bir kontrol merkezi olarak kullanacaklardır.”

Bu tehlikeli gelişmeyle ilgili uyarılarını sürdüren Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC seçimlerinin hemen ardından Ulusal Kanal ve Aydınlık’tan Saim Gözek’e yaptığı açıklamada, ABD üssünün Rusya ve Ortadoğu’yu hedef aldığını, Türkiye’yi de kontrol etme amacı taşıdığını vurguladı.

YUNANİSTAN 5 KAT FAZLA SİLAHLANIYOR

ABD’nin, Yunanistan’ı savaşa hazırladığının en önemli işaretlerinden birisi de silahlanmaya ayırdığı bütçe. Yunanistan yıllarca Türkiye’nin savunmaya aşırı harcama yaptığı propagandasıyla, artan oranlarda askeri harcamaya yöneldi. Yunanistan, son oniki yılda, yıllık ortalama 5,2 milyar dolarlık askeri harcama yaparken bu oran Türkiye’de ortalama 6.2 milyar dolardı. Aradaki 1 milyar dolarlık farkı propaganda malzemesi yapan Atina, ABD’nin de teşvikiyle aşırı silahlanmaya gitti. Oysa bu tablo gerçeği yansıtmıyor. 12 milyonluk Yunanistan’ın askeri harcamasının 70 milyonluk Türkiye’nin askeri harcamasına denk olması zaten mümkün değil.

Gerçekte Türkiye, silahlanma harcamalarında, Yunanistan’ın çok gerisinde… Tablo 1-2 kıyaslaması yapıldığında bu sonuç tüm çıplaklığıyla görülüyor.

Yunanistan’ın son oniki yılda silahlanma ayırdığı miktarın GSMH’ya oranı yüzde 4,6 iken bu oran Türkiye’de 3,8’de kalıyor.

Yunanistan’ın son oniki yılda ortala kişi başına yaptığı yıllık askeri harcama 502 dolarken, bu oran Türkiye’de yalnızca  104 dolarda kalıyor.

Kişi başına yapılan askeri harcamalardaki 5 katlık fark çarpıcı bir gerçeği de ortaya çıkarıyor. Bu fark, Türkiye’nin savunma ağırlıklı, Yunanistan’ın ise saldırı ağırlıklı silahlandığının en önemli kanıtı. Kaldı ki, ABD’nin son 10 yılda Yunanistan’a çok miktarda saldırı silahları sattığı Yunan basınına bile yansıdı.

Burada özel bir duruma da dikkat çekmek gerekiyor: Türkiye’nin askeri harcamalarında görülen artışın olduğu yıllar, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde kukla devleti kurdurma yönündeki faaliyetlerini yoğunlaştırdığı döneme denk geliyor. Bu dönemde Türkiye’nin, PKK’ye karşı yürüttüğü askeri mücadele, 1993’den sonra görülen artışa neden oldu.
Yunanistan, herhangi askeri bir problem yaşamadığı 1987-99 döneminde, 67,5 milyar dolarlık askeri harcama yaptı. Türkiye ise tüm dış tehditlere rağmen 1987-199 döneminde yalnızca 80.5 milyar dolarlık askeri harcama yaptı. Tabi, Rumlarla ortak savunma doktrini uygulayan Yunanistan’ın harcamalarına Rumlar’ın savunma giderleri de eklenince, ikilinin Türkiye’den çok fazla silahlandığı açık bir şekilde görülüyor.

Bir başka dikkat çekici nokta da şu: AB’nin üyelik kriterleri arasında, savunma harcaması oranının GSMH’nın yüzde 3’ü geçmemesi şartı da var. Ancak Yunanistan, bu orana bir türlü düşmedi, tam tersine AB’nin toleransıyla yıllarca bu oranı artırdı.

MİLLİ İKTİDAR – MİLLİ KARARLILIK

Tüm bu gerçekler şunu gösteriyor: ABD, 2020 planı açısından tehdit olarak gördüğü Türkiye’ye karşı güç kullanmaya hazırlanıyor. Bu coğrafyada kalıcı olmayı ve Avrasya’nın içlerine uzanmayı amaçlayan ABD’nin önündeki en önemli engel Türkiye. Parçalanmış bir Türkiye, ABD için engel olmaktan çıkacaktır. ABD bu amaçla izlediği strateji doğrultusunda, hem kuzeye genişletmeye çalıştığı kukla devlet faaliyetlerini artırıyor, hem Kıbrıs baskısıyla kukla devlet konusunda Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyor, hem Türkiye’nin etrafına üsler kuruyor hem de Yunanistan’ı savaşa hazırlıyor.

Türkiye, bu stratejiyi bozacak askeri ve siyasi güce sahiptir. Yeter ki, tehdidin kaynağını doğru tespit etsin ve buna göre milletin kararlılığını harekete geçirsin. Unutulmamalıdır ki, ABD’yi caydıracak en önemli gelişme, gösterilecek “milli kararlılıktır.” Milli kararlılık ise “milli bir iktidarın” icraatı olacaktır.

Yunanistan’ın silahlanma harcamaları
Yıl Askeri Harcama (Milyon $) Asker Sayısı (Bin) Nüfus (Milyon) Askeri Har. GSMH İçindeki Payı Kişi Başına Yıllık Askeri Harcama
1987 5070 199 10 5,2 508
1988 5270 199 10 5,2 527
1989 4910 201 10 4,6 489
1990 4960 201 10,1 4,6 490
1991 4680 205 10,3 4,2 456
1992 4900 208 10,3 4,4 474
1993 4870 213 10,4 4,4 468
1994 4960 206 10,5 4,4 474
1995 5070 213 10,5 4,4 482
1996 5360 212 10,6 4,5 507
1997 5530 206 10,6 4,6 521
1998 5810 202 10,6 4,7 551
1999 6060 204 10,6 4,7 573
Kaynak: World Military Expenditures and Arms Transfers -1999, US Arms Control and Disarmament Agency, 2003

Türkiye’nin silahlanma harcamaları
Yıl Askeri Harcama (Milyon $) Asker Sayısı (Bin) Nüfus (Milyon) Askeri Har. GSMH İçindeki Payı Kişi Başına Yıllık Askeri Harcama
1987 4180 879 52,9 3,3 79
1988 3760 847 54 2,9 70
1989 4050 780 55,1 3,1 74
1990 4980 769 56,1 3,4 89
1991 5340 804 57,2 3,7 93
1992 5830 704 58,3 3,8 100
1993 6420 686 59,3 3,9 108
1994 6220 811 60,4 4 103
1995 6430 805 61,4 3,9 105
1996 7280 818 62,5 4,1 117
1997 7790 820 63,5 4 123
1998 8520 788 63,9 4,3 133
1999 9950 789 64,8 5,3 154
Kaynak: World Military Expenditures and Arms Transfers -1999, US Arms Control and Disarmament Agency, 2003

 

, , ,

Yorum bırakın

POWELL-GÜL GİZLİ MUTABAKATI YÜRÜRLÜKTE – KUKLA DEVLET İNCİRLİK’TEN KORUNUYOR

POWELL-GÜL GİZLİ MUTABAKATI YÜRÜRLÜKTE

Kukla devlet İncirlik’ten korunuyor

Erdoğan-Gül ikilisi, ABD tezkeresi 1 Mart’ta reddedilince, “gizli mutabakat”la tezkereyi TBMM’nin etrafından dolanarak uygulamaya koydular. 23 Haziran kararı, ABD için sadece rotasyon değil, esas olarak kukla devletin korunması anlamına geliyor. ABD’nin gündeminde, rotasyonun ardından, “operasyonel kuvvet”le İncirlik’ten bölgeye müdahale planı var. ABD, Türkiye’nin batısından kuzeydoğusuna kadar uzanan bölgelere üs kurarak ülkemizi kuşatıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
18 Ocak 2004

Türk Milletinin ve TBMM’nin iradesi, 1 Mart tezkeresini reddederek ABD askerlerinin Türkiye’yi işgaline geçit vermeyince, Erdoğan-Gül ikilisi 3 Kasım seçimlerinin diyeti olarak “gizli mutabakat” imzaladı ve bu mutabakat doğrultusunda hazırladığı gizli kararlarla, ABD adına TBMM’nin etrafından dolanarak tezkereyi dolaylı kabul ettiler.

Erdoğan-Gül ikilisi, Türkiye’nin milli politikalarını hiçe sayarak, ABD ile imzaladıkları “gizli mutabakat”ın gereklerini Washington yönetimi adına yerine getirdiler… Özellikle Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in 15-19 Haziran tarihli ABD ziyareti, mutabakatın birçok maddesinin yürürlüğe konulması kapsamında değerlendiriliyor.

TARİH TARİH, GİZLİ MUTABAKAT

Tarih 2 Nisan 2003: Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la “gizli mutabakat” imzaladı.

Tarih 24 Mayıs 2003: Gül, Powell’la yaptığı görüşmenin perde arkasını Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na anlattı: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.”

Tarih 26 Haziran 2003: Ulusal Kanal muhabiri Özer Çetinkaya, Gül’e Sedat Sertoğlu’na verdiği röportajı hatırlattı ve “ABD’yle yapılan gizli anlaşmayı” sordu. Gül, “Böyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum” yanıtını verdi.

Tarih 13 Temmuz 2003: İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, partisinin İstanbul İl Merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla “gizli mutabakat”ı açıkladı.

Tarih 17 Temmuz 2003: Abdullah Gül, Filistin Dışişleri Bakanı Nebil Şaat’la görüşmesinin ardından basınla yaptığı sohbet sırasında şöyle diyor: “Tezkerenin reddinden sonra Powell’ın Türkiye’ye yaptığı ziyarette bölgede yapılması gerekenleri beraber kararlaştırdık.”

ROTASYON BAHANE, NİHAİ AMAÇ KONUŞLANMA

ABD, 1 Mart 2003 tarihinden sonra, Türkiye’ye asker konuşlandırma amacından vazgeçmedi. ABD’nin Almanya’da bulunan 90 bin askerini Türkiye’ye yerleştirmek istediği, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Marc Grossmann’ın 9 Aralık 2003 tarihli Türkiye ziyaretinde de gündeme geldi.

ABD askerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi için bulunan pratik yol; “Rotasyon, transit geçiş, geçici operasyonel kuvvet bulundurma” adı altında başta İncirlik olmak üzere bazı havaalanı ve limanların kullanılmasıydı. Gül-Powell gizli mutabakatının 5. maddesi yürürlüğe konulmalıydı: “Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak.”

ABD’nin amacı Kukla Devleti koruyacak ve Ortadoğu’da operasyon yapacak “geçici kuvvet” bulundurmak; nihai amacı Türkiye’ye asker yerleştirmek; bahanesi ise “rotasyon”!

Erdoğan-Gül ikilisi, 5. maddenin yürürlüğe konulması için “1 Mart tezkeresinin dolaylı kabulü” anlamına gelen 23 Haziran 2003 tarihli 5755 sayılı gizli kararı çıkardılar. Bu kararın gizliliği 16 Kasım 2003’te kaldırıldı ancak Resmi Gazetede yayımlanmadı. Bakanlar Kurulu’nun 5755 sayılı “Gizliliği kaldırılmış kararı” şöyle: “BM Güvenlik Konseyi’nin Irak’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü teyit eden istikrar ve güvenliğin sağlanması, yeniden yapılanması ve bu ülkeye insani ve diğer yardımların ulaştırılabilmesine ilişkin 22 Mayıs 2003 tarihli ve 1483 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin faaliyetler kapsamında, Genelkurmay Başkanlığı’nca belirlenecek ilkeler ve usuller ile tespit edilecek liman, havaalanı, tesis ve üslerin söz konusu kararda amaçlar doğrultusunda dost ve müttefik ülkelerce askeri malzeme, teçhizat ve personel nakli de dahil lojistik destek maksadıyla, bu kararname tarihinden itibaren 1 yıl süre ile kullanılmasına izin verilmesi 23 Haziran 2003 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

ERDOĞAN TOPU GENELKURMAY’A ATTI

Erdoğan-Gül ikilisi, konu kamuoyuna yansıyana kadar suskun kaldı! ABD basını, İncirlik’in “rotasyon”a 1 Ocak 2004’te açıldığını, 7 Ocak’tan itibaren rotasyonun başladığını yazınca Hükümet yetkilileri “olağandışı bir durum olmadığını” söylemekle yetindiler. Öyle ki, Başbakan Tayip Erdoğan, 11 Ocak’ta gazetecilerin ısrarlı soruları karşısında topu Genelkurmay Başkanı’na attı. Basına yansıyan gelişmelerin resmi açıklama olmadığını söyleyen Erdoğan, resmi açıklamanın Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılacağını açıkladı. 12 Ocak 2004 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısının en önemli gündem maddesi, konunun kamuoyuna “nasıl yutturulacağıydı?” Toplantı sonrasında basının karşısına çıkan Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, konuyu 1483 sayılı BM kararına dayandırdıklarını belirtti: “1483 sayılı BM kararı çerçevesinde alınmış bir Bakanlar Kurulu kararıdır. Bunun gereğinin, ilke ve usullerinin tespiti de Genelkurmay Başkanlığımıza bırakılmıştır. Tartışılan konunun özü, Anayasa’nın 92. maddesi ve BM’nin 1483 sayılı kararı ve Bakanlar Kurulu kararıdır…” Bakan Çiçek, bir gazetecinin “Bakanlar Kurulu kararının 1 Mart tezkeresinden ne farkı var?” sorusuna, “Çok fark var. O gün, 1483 sayılı karar yoktu. O Meclis’in yurt dışına asker göndermesi, yabancı ülke askerlerinin başka ülkelere Türkiye üzerinden geçmesiydi. O zaman BM kararı yoktu” karşılığını verdi. Çiçek, Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca bu konuda bir Meclis kararına ihtiyaç olmadığını iddia etti. Ulusal Kanal’ın “asker konuşlandırılacak mı?” sorusuna Bakanlar Kurulu Sözcüsü Cemil Çiçek “hayır” yanıtını verdi.

HÜKÜMET, KARARI MİLLETTEN SAKLADI

Peki, hükümet, imzaladığı bir kararın arkasında neden duramadı? Topu neden Genelkurmay’a attı? Genelkurmay Başkanlığı, Başbakan Erdoğan’ın topu kendisine atmasına rağmen neden 5 gün boyunca resmi açıklama yapmadı, 16 Ocak’a kadar sustu?

  1. 23 Haziran 2003 Bakanlar Kurulu kararı, hükümetin “yok” dediği “gizli mutabakat”ın 5. maddesinin yürürlüğe konulması.
  2. Hükümet bu nedenle, kararın gizlilik süresi kalktığında, yani 16 Kasım’da, kararı Resmi Gazete’de yayımlatmadı.
  3. Kararın içeriği hukukumuza aykırı. BM Güvenlik Konseyi’nin 22 Mayıs 2003 tarihli 1483 sayılı kararı; a) Irak’ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının korunması yolunda b) güvenlik ve istikrarının sağlanması için c) insani yardım yapılmasını istiyor. Oysa, Irak’ın uluslararası hukuk çerçevesi içinde fiilen işgal altında olduğu bir durumda, işgali sürdürecek olan Amerikan askerilerine transit geçiş sağlamak, “insani yardım” olmayıp, tam tersine 1483 sayılı kararın ihlalidir.
  4. Hükümet, TBMM’yi by-pass ederek imzaladığı kararla, Anayasa’nın 92. maddesini ihlal etmektedir. Türkiye’de yabancı asker bulundurma yetkisine izin verme, 92. maddeye göre TBMM’nindir. Dışişleri yetkilileri ise 92. maddenin “… yabancı ülke askerlerinin Türkiye sınırları içinde bulundurulması …”nı kapsadığını, ancak ABD askerlerinin “Türkiye’de gecelemeden, uçak değiştirilmesini gerektirecek süre kadar bulunup, transit geçeceklerini” iddia ediyorlar. Hükümet’in hukuk dışı uygulamasına kılıf bulma yönünde yapılan bu açıklamalara, daha 1.5 yıl önce Türkiye’nin başbakanı olan Bülent Ecevit şu çarpıcı yanıtı verdi: “ABD askerlerinin Türkiye’ye kaşı kullanılmayacaklarına nasıl güvenebiliriz?”

AKP’NİN İNCİRLİK SAVUNMALARI

AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin’in 12 Ocak 2004 tarihli açıklaması: “Askerler transit geçiş için İncirlik Üssü’ne inip, buradan transfer edilecekler. Burada tezkere içeriğiyle ilgili bir konu yok. Şu anda Boğazlar’dan da transit geçen bir takım şeyler var

Aydınlık Başbakan’a soruyor: Ülkenin tartıştığı en önemli güvenlik sorununa Grup başkan vekilinizin gayrıciddi tutum sergilemesini nasıl değerlendirdiniz?

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 13 Ocak 2004’te “gizli kararı” şöyle savundu: “BM’nin üye ülkelere mecbur ettiği çerçeve içerisinde imkanlarımızı üye ülkelere açmıştık. Irak’ın istikrarına, güvenliğine ve Irak’a insani yardım yapacak ülkelere Türkiye imkanlarını açmıştı”

Aydınlık soruyor: BM sizi nasıl mecbur edebilir? BM, gizli kararı imzaladığınız tarihte, örneğin Güvenlik Konseyi üyesi olan Suriye’yi niye mecbur etmedi?

İNCİRLİK, ABD’NİN YALNIZCA ROTASYON YAPACAĞI BİR ÜS MÜDÜR?

İncirlik Üssü, ABD’nin 1. Körfez Savaşı sonrasında kukla devleti oluşturmak için, 36. paralelin üstünü, yani Irak’ın kuzeyini askeri yollarla korumuştu. Geçen 13 yıllık süre, ABD’nin İncirlik Üssü’nü kullanarak, PKK’ye silah ve yardım malzemesi dağıtmasından, İncirlik’ten kaldırdığı uçaklarla TSK helikopterlerini taciz etmesine kadar pek çok örnekle dolu.

İncirlik’in ne anlama geldiğini, ABD’nin kukla devlet için aktör rolü verdiği IKYB’nin Bölgesel Yönetim Sorumlusu Behram Salih açıkça itiraf etti: Salih, 12 Ocak 2004’te  NTV’ye verdiği demeçte Irak’ta federal bir yapı tesis edilmesi gerektiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Komşumuz Türkiye’nin, Türk dostlarımızın bunu anlaması çok önemli. Irak zaten bölünmüş durumda. Ortada bir Kürdistan var… Amerikalıların ve İngilizlerin, İncirlik’ten bize sağladığı koruma ile Irak’ın geri kalanından zaten bağımsızız.”

Behram Salih, Kerkük’ün coğrafi, tarihi olarak ve nüfus yapısı bakımından Kürdistan’ın bir parçası olduğunu iddia etti ve gerekirse bunun için referanduma gidilmesini istedi.

ABD açısından İncirlik’i kullanmanın rotasyondan daha çok şey ifade ettiğini bizzat ABD’li yetkililer açıklıyor. ABD’nin Avrupa’daki Hava Kuvvetleri Komutanı Robert Folesong, 14 Ocak 2004’te yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Bu bizim için hem stratejik, hem de askeri olarak önemli. İncirlik’in Amerikan ordusuyla bağlantılandırılmasının bizim için yararının büyük olacağını düşünüyorum”

Kaldı ki, ABD’nin tek niyetinin rotasyon olmadığını açıkça ortaya koyan bir başka gelişme, Washington’un Ankara’dan Konya Üssü’nü de istemiş olması. Ulusal Kanal, 13 Ocak 2004’te, ABD’nin İncirlik’in yanı sıra Konya’daki hava üssünü de eğitim amaçlı kullanmak için talepte bulunduğunu gündeme getirdi. Habere göre, ABD, NATO kapsamında olmayan Konya Havaalanını Türkiye ile imzalanacak “özel bir mutabakatla” kullanmak istiyor. Ulusal Kanal’ın haberinden 3 gün sonra, ABD yetkililerinden itiraf geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Adam Ereli, 16 Ocak 2004’te “ABD Türkiye’de İncirlik dışında bir üs daha kullanmayı düşünüyor mu?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Dünya genelinde ABD askeri gücünün yeniden yerleştirilmesiyle ilgili bir düzenlemeye gidiyoruz. Bu düzenlemenin dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye üzerinde de etkisi olacak.”

ABD’NİN TÜRKİYE’Yİ KUŞATMA VE KUKLA DEVLETİ KORUMA ÜSLERİ

ABD, son bir ayda, batıdan başlayarak kuzeydoğuya kadar Türkiye’yi kuşatacak şekilde askeri konuşlanma yapıyor.

Batı’dan kuşatma

Balkan Bilgi Ağı, ABD’nin Balkanlarda 100 bin kişilik bir gücü sürekli faal tutmak için Bulgaristan, Romanya ve Makedonya’da yeni üsler açtığını duyurdu.

Güneybatıdan kuşatma

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayımlanan Kipros Simera gazetesi, 12 Aralık 2003 tarihinde, ABD’nin İspanya’daki Maron Hava Üssü’nü Kıbrıs’a taşıyacağını açıkladı. Kipros Simera gazetesi, İngiltere’nin Kıbrıs’taki iki üssünden biri olan Agratur’un “ABD’nin ölüm üssü haline geleceğini” belirterek, “NATO üsleri Girit ve İncirlik’le birleşecek” ifadesini kullandı.

ABD’nin İspanya’daki üssünü Kıbrıs’taki İngiliz Agratur üssüne taşıma kararını değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD’nin Türkiye’yi kontrol etmek için adaya askeri kuvvet getirdiğine dikkat çekti. Denktaş, Kıbrıs’taki ABD üssünün Türkiye’yle birlikte Ortadoğu ülkeleri ve Rusya için de bir tehdit oluşturacağını vurguladı.

Güneydoğudan kuşatma

6 Ocak’ta Ulusal Kanal’a değerlendirmelerde bulunan askeri bir uzman, ABD ve İsrail’in, Türkiye’nin ulusal güvenliği için Irak’ın kuzeyinde operasyon yapmasını ne pahasına olursa olsun engellemek istediğini, ABD’nin bu amaçla İncirlik kadar stratejik konumda olan K.Irak’taki üslerine son dönemde takviye yaptığını açıkladı. Askeri uzmana göre Telafar ve Musul’daki eski havaalanlarını askeri üsse dönüştüren ABD, üslere ağır bombardıman uçakları getirdi.

Kuzeydoğudan kuşatma

Gürcistan’daki ABD destekli darbenin ardından, Kafkaslardaki ABD askeri varlığının hissedilir oranda arttığı ve var olan üssün güçlendirildiği bildirildi.

23 Haziran 2003’te çıkarılan bu gizli kararın 9 gün sonrasında, 4 Temmuz 2004’te, Irak’ın kuzeyinde Türk askerinin kafasına çuval geçirildi. Ancak karar yırtılıp çöpe atılmadı!

ABD, İspanya’daki üssünü Kıbrıs’a taşıma kararı aldı. Denktaş uyardı: “ABD üssü Türkiye için tehdit oluşturur.” Ankara’dan tek bir tepki gelmedi!

1.5 yıl önceki Başbakan Ecevit uyardı: “ABD, Türkiye’yi Akdeniz ve güneydoğudan baskı altına aldı. Aynı zamanda her türlü amaç için kullanabileceği koskoca bir orduyu ‘operasyonel’ adı altında Türkiye’ye yığmaktadır.” Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin zaafa uğratılmasına, devletin ilgili kurumlarından tek bir tepki gelmedi!

İncirlik konusu gündemdeyken, IKYB’li Behram Salih açıkladı: “Amerikalıların, İncirlik’ten bize sağladığı koruma ile Irak’ın geri kalanından bağımsızız.” Irak’ın kuzeyinde “kırmızı hat”tı korumaya yönelik tek bir açıklama gelmedi!

Anayasa ihlal edilerek, Hükümetin Amerikan askerini dolaylı olarak ülkemize kabul etmesine, devletin merkezi kurumlarından tek bir tepki gelmedi?

Hükümet, Türk milletini gerçekdışı açıklamalarla oyalarken, 3 günde 700 Amerikan postalı yurdumuzu çiğnedi! Daha nereye kadar???

—–

İŞÇİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI DOĞU PERİNÇEK:
”Gizli Mutabakat’ın İncirlik’ten başka maddeleri de var”
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 15 Ocak 2004’te Partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı yaparak, AKP hükümeti ile ABD arasında yapılan Gizli Mutabakatın İncirlik dışındaki hükümlerini bir kez daha açıkladı. Perinçek, 13 Temmuz 2003 günü yaptığı basın toplantısında Gizli Mutabakatı madde madde açıkladığına dikkat çekerek kamuoyuna şu bilgileri verdi:
İncirlik’in Amerikan Ordusu’na açıldığını öğrenmek için, dört gün önceki Wall Street Journall’in haberini beklemeye gerek yoktu. 13 Temmuz 2003 günü yaptığım basın toplantısında açıklamıştım. ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Gül arasında 2 Nisan 2003 günü yapılan görüşmelerde iki sayfalık ve 9 maddelik bir mutabakat metni kabul edilmişti. İncirlik’in ABD savaş uçaklarına açılması taahhüdü o mutabakatta bulunuyordu. Gül, bu gizli antlaşmayı Sedat Sertoğlu’na itiraf etmişti.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in 15-19 Haziran 2003 tarihleri arasındaki Washington temasları, Gizli Mutabakat zemininde yürütülmüştür. Ziyal’in temaslardan sonra Dışişleri Bakanlığı’nda yaptığı özel toplantıda, verdiği bilgiler de Gizli Mutabakat ile aynı yöndeydi.
Erdoğan-Gül hükümeti, 23 Haziran 2003 tarihli Gizli Kararnameyi bu mutabakat metnini esas alarak kabul etti. 11 Türk subay ve astsubayının bir ABD bölüğü tarafından Süleymaniye’de esir alınmasından sonra, hükümet ile ABD hükümetinin yetkili kıldığı üst düzey yöneticiler arasında çok gizli görüşmeler yapıldı ve daha kapsamlı bir mutabakata varıldı.
Genelkurmay’ın 13 Temmuz 2003 günlü basın toplantısında da belirttiğim üzere, Gizli Mutabakat’tan haberi vardır. Bazı noktalara itiraz ettiği belirtilmekteydi. Genelkurmay’ın razı edilmesi işlemi, bu nedenle 30 Ağustos sonrasına bırakılmıştı. 13 Temmuz 2003 günü yaptığım basın toplantısında, ABD ile Türkiye arasındaki Gizli Mutabakat’ı 14 maddede özetleyerek kamuoyuna açıkladım ve 16 Temmuz 2003 günü TBMM üyelerine yazdığım bir mektupla tek tek bütün milletvekillerine bildirdim. Gerek basın toplantımda gerekse milletvekillerine yazdığım mektupta, Gizli Mutabakat’ın 5. maddesi gereği, Erdoğan hükümetinin, İran'a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlarda, ABD'ye şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlama taahhüdü altına girdiği belirtiliyordu.
Gizli Mutabakat maddelerin çoğu hayata geçirilmektedir ve önümüzdeki dönemde hepsi tekrar tekrar kamuoyunun önüne gelecektir.
GİZLİ MUTABAKATIN ÖZETİ
1.Türk askeri Irak'ın kuzeyinden çekilecek.
2.Türk ordusunun sınır harekâtlarına son verilecek.
3.PKK/KADEK'E karşı Türkiye içinde yapılacak askerî harekâtlar için, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.
4.Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK'ya karşı ABD'nin onayını almadan askerî harekâtta bulunursa, Türkiye'ye ambargo ve askerî yaptırım uygulanabilecek.
5.ABD'nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek verilecek.
6.Türk ordusunun asker ve silah gücü indirilecek.
7.Irak'ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devlet, Türkiye tarafından resmen tanınacak.
8.PKK/KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.
9.PKK/KADEK yasallaştırılacak.
10.Hazırlanan Yerel Yönetimler Yasasıyla belediyeler özerkleştirilecek.
11.Türkiye'de dört yıl içinde aşamalı olarak federasyona geçilecek.
12.Kıbrıs'ta, Denktaş "Arafat modeli" uygulanarak devredışı bırakılacak ve  Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.
13.Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.
14.Ermenistan'a yönelik kısıtlamalar kaldırılacaktır.
GİZLİ MUTABAKATIN TEMMUZ AYINDA AÇIKLAMADIĞIM MADDESİ
13 Temmuz 2003 günü yaptığım basın toplantısında, gizli görüşmeler ve Gizli Mutabakat hakkında “bugün açıklanmasını uygun bulmadığım” maddeleri ilerde açıklayacağımı belirtmiştim. O zaman kamuoyunda ve özellikle Türkmenler arasında bir telaş yaratmaması için, şu maddenin açıklanmasını ileri tarihe bırakmıştım:
Kuzey Irak’taki Kürdistan sınırları içinde, özellikle Kerkük, Süleymaniye ve Musul’da yaşayan Türkmenler, ABD tarafından güvenli biçimde Bağdat'a ve Irak'ın diğer bölgelerine taşınacak, onlara taşındıkları yerlerde iş olanakları sağlanacak.
KUKLA KÜRT DEVLETİNE BEKÇİLİK İNCİRLİK'TEN YAPILIYOR
1990 sonrası Türkiye hükümetleri, ABD ve İsrail’in Kuzey Irak’ta bir kukla devlet kurmalarına destek olmuşlardır. Ortadoğu’da ikinci bir İsrail işlevi gören bu devlet, şimdi genişleme aşamasına gelmiştir. ABD ve İsrail için vazgeçilmez olan bu kukla devlet, ancak güneye ve kuzeye doğru genişleyerek varlığını sürdürebilir.
Genişlemenin birinci aşaması, artık uygulanmaktadır. Kukla devlet, güneye petrole, Kerkük’e doğru genişletilmektedir. ABD, bu uygulamanın güvenliğini İncirlik’ten sağlamaktadır. İncirlik, bugün Irak'ın toprak bütünlüğünü, Irak halkını ve Irak Türkmenlerini vuran bir merkezdir. İkinci aşama, kuzeye, yani Türkiye'ye doğru olacaktır. Bunun hazırlıkları da başlamıştır.
İncirlik üssünün ve ABD’nin Türkiye’den istediği diğer askerî kolaylıkların tek bir amacı vardır: Kuzey Irak’taki Kukla devletin bekçiliğini yapmak ve genişleme operasyonunu yürütmek. Tayyip Erdoğan yönetimi, İncirlik’i ABD’ye açarak ve diğer askeri kolaylıkları sağlayarak, açıkça Türkiye'nin bölünmesine, bilerek hizmet etmektedir. Tayyip Erdoğan yönetimi, Türk Ceza Kanununda tanımlanan en ağır suçu işlemektedirler.
BU İKTİDARDAN KURTULMAK YAKICI SORUN
Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, ABD tarafından iktidara getirildikleri günden beri Türkiye'yi içerden vurmaktadır. Bu ihanet mutabakatını kabul eden ve uygulamaya geçen iktidar meşruluğunu kaybetmiştir. Bu iktidar, 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde yeni
mevziler elde ederse, Türkiye'yi bölmeye hizmet eden Gizli Mutabakatları uygulamada yeni bir atağa geçecektir. Bu iktidardan kurtulmak, Türkiye için varlık yokluk sorunudur.
DERHAL MİLLİ HÜKÜMET
Türkiye'nin ABD'den gelen tehdide karşı bütün kuvvetini ve imkânlarını harekete geçirmesi, ertelenemez bir görevdir. Bunu başarmak için milli bir hükümetin kurulması şarttır.

—-

ABD ASKERLERİNİN BİZE KARŞI KULLANILMAYACAĞINA NASIL GÜVENİLİR?

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, 13 Ocak 2003’te yaptığı yazılı açıklamada, “ABD, Türkiye’de 60 bin asker görevlendirecekmiş. Ama bu güç Türkiye’de yerleşik bir askeri güç olarak değil, sadece ‘operasyonel’ nitelikte olacakmış. O nedenle de Türk Hükümeti’nin Meclis’den izin almasına gerek olmayacakmış” ifadelerini kullanarak şunları kaydetti:

“Diyelim ki Amerikan yönetiminin iddiası doğrudur. Ama Irak işgal edildikten sonra yanı başımızda o kadar büyük bir askeri güce gereksinme var mıdır? 60 bin kişilik gücün, Türkiye’ye karşı da kullanılmayacağına nasıl güvenilir?  Gerçek şu ki, Türkiye ile Amerika arasında tek kanatlı bir pazarlık yapılmıştır ve bu pazarlıkta Amerika tüm isteklerini kabul ettirmişken Türkiye herhangi bir haklı isteğini gündeme bile getirmemiştir. Tam tersine, Amerika, Türkiye’nin Kıbrıs’taki haklı isteklerini gözardı etmektedir. Bir yandan da Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devletini adım adım kurdurmaktadır. Böylece hem Akdeniz’de hem de Güneydoğumuzda Amerika, Türkiye’yi ağır baskı altına almaktadır.  Bunları yaparken de gereğinde her türlü amaç için kullanabileceği koskoca bir orduyu ‘operasyonel’ adı altında Türkiye’ye yığmaktadır. Buna karşılık Türkiye, Kuzey Irak’la ve Kıbrıs’la ilgili haklı isteklerini bile gereğince gündeme getirememektedir.”

—-

ABD ASKERLERİNİN NE KADAR KALACAĞINA KİM KARAR VERECEK?

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 13 Ocak 2004’te CHP Gurubu’nda yaptığı konuşmada, İncirlik Üssü’nün kullanılması ile ilgili kararnamenin hukuki niteliğinin tartışmalı olduğunu, Anayasal dayanağının bulunmadığını bildirerek, Danıştay’ın kararnameyi iptal edebileceğini söyledi. Baykal, “Hükümet her zaman olduğu gibi hukuku, Anayasal gerekleri dikkate almadan, üstelik gizli kapaklı halkın dikkatinden kaçırarak olup bitti içine girdi ve bunda da suçüstü yakalandı” diye konuştu. “Anayasa’nın Türkiye’ye yabancı asker gelmesi ya da asker gönderilmesinin TBMM kararına bağlı olduğunu kesin bir şekilde hüküm altına aldığını” belirten Baykal konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ne kadar kalacağına kim karar verecektir, neye göre karar verecektir? Hüküm çok net ve açıktır. Merasim gereği gelecek bandolar dışında tek bir asker bile olsa en kısa süre için de olsa Türkiye’ye geliş TBMM’nin kararına bağlıdır.” BM’nin 1483 sayılı kararının da böyle bir işleme izin vermediğini söyleyen Baykal, Danıştay’ın “Hukuki niteliği tartışmalı” bu kararnameyi iptal edebileceğini savundu.

 

—-

HÜKÜMET, TBMM ÖNÜNDE HESAP VERMELİ

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, 14 Ocak 2004’te yaptığı açıklamada, Hükümet’in İncirlik’i Meclis’ten ve milletten saklayarak yabancı silahlı kuvvetlere açtığını belirtti. AKP’nin BM Güvenlik Konseyi’nin Irak’la ilgili kararının arkasına saklandığına işaret eden Ağar, “karar, Irak’ta silahlı müdahalede bulunan güçlere değil, Irak halkına insani yardım talebini içermektedir” dedi. Anayasa’nın 92. maddesini hatırlatan Mehmet Ağar, Türkiye topraklarına yabancı askerlerin gelişine sadece Meclis’in izin verebileceğini vurguladı. Hükümetin vahim bir hata işlediğini kaydeden DYP lideri, “Hükümet’in Meclis önünde hesap vermesini bekliyoruz.” dedi.

 

—-

AMERİKAN CUMHURİYETİ ÇÖKÜYOR

Amerikalı siyaset bilimci Prof. Dr. James Petras, 11 Ocak 2004’te, Halkevleri, Mülkiyeliler Birliği ve Cosmopolitik dergisi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Emperyalizm, Küreselleşme veDireniş” konulu konferansta konuştu.

ABD’nin, Irak’taki askeri kayıpları ve savaşın ekonomik maliyetinin yüksekliği nedeniyle İran, Suriye ve Küba gibi ülkelere savaş açma cesaretinin pek kalmadığını savunan Petras, “ABD belli bölgeleri işgal edebiliyor ama bu bölgeleri yönetecek yönetimleri oluşturamıyor” dedi. ABD için asıl sorunun, dışarıdaki emperyal askeri operasyonların aşırı genişlemesi ve bu operasyonların maliyetinin aşırı artmasından değil, iç ekonomiden kaynaklandığını ifade eden Petras, “ABD imparatorluğu dışarıda genişler ve yükselirken, Amerikan Cumhuriyeti içeride çöküyor” dedi. ABD’nin büyük bir bütçe ve dış ticaret açığı bulunduğunu belirten Petras, ABD’nin bu açığı ve askeri operasyonların maliyetini, Çin ve Japonya başta olmak üzere dışarıya satılan hazine bonoları ile içeride eğitim, sağlık ve emeklilik başta olmak üzere sosyal hizmetlerdeki hakların kısıtlanmasından elde edilen kaynaklarla karşıladığını bildirdi.  “ABD halkı da askeri operasyonları finanse etmek için sömürülüyor” diyen Petras, halkın bu duruma, eski komünizm tehdidinin yerini alan “sürekli uluslararası terörizm tehdidi” ile ikna edildiğini, “herkesin yatağının altında bir Bin Ladin olduğunu düşündüğünü” savundu.  ABD’de “sürekli turuncu, kırmızı alarmlar verildiğini, sürekli uçakların kaçırılıp binalara intihar saldırıları düzenleneceği sanısına yol açan bir atmosfer oluşturulduğuna” dikkat çeken Petras, “Uluslararası terörizme karşı savaş kavramı, ABD’de sürekli düşen yaşam standartlarının, askeri harcamaların artmasının ve ABD’nin Orta Doğu’da yayılmasının meşrulaştırılması için kullanılıyor” dedi.

 

—–

BARZANİ’YE SUKİAST HABERLERİ

7 Mart 2003 tarihli Özgür Politika gazetesinde, Mehmet Özgül imzalı yazıda, Türk Genelkurmay’ının KDP lideri Barzani’ye suikast yapacağı iddia edilmişti. Özgür Politika’da provokasyon amacıyla yazılan iddia, zamanlama açısından da dikkat çekmişti. 7 Mart 2003, ABD’nin Irak’a saldırısının hemen öncesi ve Türkiye’nin K.Irak konusunda alacağı tutumu tartıştığı dönemdi. Yazının ilgili bölümünü hatırlatalım: “Güneylilerin Türk devletinin gerçek niyetini anlamasında ve tepkilerini yoğunlaştırmasında geçenlerde gözaltına alınıp tutuklanan Türkmen Güvenlik Daire Başkanı ile birlikte ele geçirilen bir sabotaj ve provokasyon timinin verdiği bilgilerin de rolü var. Bu provokasyon timinin, Türk ve Irak istihbarat birimlerinin birlikte gizli operasyonlara girişeceği, Türk Genelkurmayı’na bağlı özel birimlerin Güney Kürdistan’da kitlesel katliamlar planladığı, KDP Lideri Mesut Barzani’ye suikast yapılacağı, yabancı ajans ve basın mensuplarının öldürülerek provokasyon yaratılacağı gibi bir dizi tertip peşinde olunduğunu itiraf ettikleri bildiriliyor.”

Bir yıl önceki iddialar, benzer bir süreçte yeniden piyasaya sürüldü. ABD ve İsrail’in arkasında olduğu bilinen pek çok Ortadoğu internet sitesi, “Barzaniye suikast” haberleri yayınladı.

Aynı süreçte Türk basınında da dikkat çeken bir senaryo gündeme geldi. Güneri Civaoğlu, 31 Aralık 2003 tarihli Milliyet gazetesindeki köşesinde bu senaryoyu okurlarına aktardı: “2004 baharının ilk günleri… Irak karışmış. Irak’taki İngiliz kuvvetleri, Basra kenti dışında kontrolü tamamen yitirmişler. Şiilerin isyanı yayılıyor. Günde en az 30 intihar saldırısı ile ABD kuvvetleri bunalmıştır. Bağdat ve çevresine sıkışmıştır. KDP Başkanı Mesud Barzani, ocak ayında bir bombalı saldırıyla yaşamını yitirmiştir. Meydan, her nabza şerbet veren Celal Talabani’ye kalmıştır. ABD, Kürtleri destekleyen İsrail tarafından etkisiz hale getirilecektir.Artık sahne, cumhuriyetin ilanını amaçlayan Talabani ve onun önünü kesmek için anlaşan Türkiye–İran-Suriye’nindir. Ve Ankara’dan işaret gelir, her şey 48 saat içinde başlar, tamamlanır. Dohuk-Akra hattı artık Türklerindir. İran kuvvetleri ise Erbil ve Süleymaniye’yi Talabani güçlerinden temizlemişlerdir. Kerkük ise Arap–Türkmen çoğunluğun kontrolüne geçmiştir. Talabani, İsrailli uzmanlar yardımıyla kaçırılmıştır. Kuveyt’tedir. Avrupalılar, BM’yi devreye sokmuşlardır. BM, ABD’nin karşılık vermesini önlemek üzere, Irak’ta düzeni, Barış Gücü ile kendinsin sağlayacağını ve kısa sürede Irak’ı Iraklılara bırakacak planını açıklamıştır. Bu bir senaryodur. Duyarlı alanlara yakın “M5 Dergisi”nde yayımlandı. Özetle yansıttım. Burası Orta–Doğu… Ama Atatürk’ün laik Türkiye’si çöl kumlarının rüzgarları, güneş ışınlarıyla, şeriatla, üfürükle, tekkelerle oluşturduğu bir ‘serap’ ülkesi değil.”

, ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ

ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ
Türkiye’ye teslim bayrağı çektirme planı

ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereği, Türk askeri Irak’a gönderilmek isteniyor. Kamuoyunu ve Meclis’i ablukaya almak için yürütülen “psikolojik savaş”ta, önce Özkök’ün, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanına başvuruldu. Ancak plan işlemedi. Erdoğan-Gül ikilisi, “devlet kararı” çıkartamadı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi

ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereğince hazırlanan “Mehmetçik’i Coni’ye kalkan yapma” planı için düğmeye bir kez daha, 5 Ağustos’ta basıldı. 6 Ağustos 2003 tarihli gazetelerin manşetleri, “Asker gidiyor” şeklindeydi. 5 Ağustos’taki, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında yapılan ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı Gül, Savunma Bakanı Gönül, İçişleri Bakanı Aksu ile Dışişleri ve MİT müsteşarlarının da katıldığı zirvede “Özkök ikna edilmişti” ve 7 Ağustos’ta yapılacak Sezer-Erdoğan-Özkök zirvesinde de “karar kesinleştirilecekti.”

Asker göndermek için de 4 koşul belirlenmişti: 1) Türkiye sadece güvenlik değil siyasi yapılanmada da etkili olmalı. 2) PKK bitmeden Bağdat’a asker yollanamaz. 3) Mutlaka davet edilerek asker yollanmalı. 4) Bölge ülkeleri ikna edilmeden olmaz.

Aynı haberin, birçok gazetede aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılması, dikkatli okurların gözünden kaçmamıştı.

TÜRKİYE’YE KARŞI ‘PSİKOLOJİK SAVAŞ’

Türkiye, tek bir adresten çıkan bir psikolojik savaşla karşı karşıyaydı! İkna edildiğini söyledikleri Org. Özkök’ün, 7 Ağustos’ta Sezer ve Erdoğan’la yapacağı zirvede kesinleştirecekleri karar kesinleşmedi. Çünkü, zirve yapılmadı! Ancak, kampanya tüm hızıyla sürdürüldü. Kamuoyu, 5 gün boyunca “Türk askerinin neredeyse Bağdat’a ulaştığı” yalanına alıştırılmaya çalışıldı.

ABD adına kampanya yürütenler, 12 Ağustos’ta yapılacak zirve günü ise Erdoğan-Gül ikilisin istedikleri şekilde manşetlerle çıktılar okurlarının karşısına… Daha önce ikna edilen Org. Özkök’ün görevi, Erdoğan’la birlikte Sezer’i ikna etmekti! Saat 15:00’te yapılacak zirvede Sezer ikna edildikten ve “hükümet kararı yerine devlet kararı” oluşturulduktan sonra, saat 17:00’de Bakanlar Kurulu toplanacaktı.

BAKANLAR KURULU İPTAL EDİLDİ

Ama olmadı… Öğlen saatlerinde Başbakanlıktan yapılan yazılı bir açıklamada, Bakanlar Kurulu toplantısının ileri bir tarihe ertelendiği yazıyordu. Nedeni belirtilmeden!..

Oysa daha sabah saatlerinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan şunları söylemişti: “İşi en geniş manada ele alıp, bunların hepsini görüşeceğiz, ondan sonra da zirve kararı ortaya çıkacak. Bugün zirve toplantısında, sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, sayın İçişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri Bakanımız ile toplantı yapacağız. Zirveden sonra da, gerekli açıklama, zirve açıklaması olarak yapılacaktır.”

Oysa, Başbakan’ın zirveye katılacağını belirttiği bakanların bir kısmı zirvede yoktu. Zirve sonrasında kısa bir açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sermet Atacanlı “Türkiye’nin bu alandaki uluslararası çabalara olası katkısının kapsam nitelik ve çerçevesi ilgili makamlarımız arasındaki bu eşgüdümlü çalışmanın ardından ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği biçim ve ölçüde ülkemizin demokratik karar alma süreci içerisinde belirlenecektir.” dedi. Bu açıklamadan da anlaşılıyordu ki, Erdoğan-Gül ikilisinin ABD’ye verdiği “kısa zamanda asker gönderme” sözü gerçekleşmiyordu… Ancak, “Mehmetçik’in kanını satma lobisi” usanmadı. Ertesi gün çıkan gazetelerin zirve haberleri yine aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılmıştı. Yine tek adresten çıktığı belli olan haberlerde, Sezer’in “Uluslararası meşruiyetten vazgeçtiği”, “Oydaşma demediği” belirtilerek, kamuoyuna, “Sezer tam olarak ikna olmasa bile karşı da çıkmadı” mesajı verilmişti. Daha bir gün önce “Zirve sonrasında Bakanlar Kurulu’nun toplanacağı ve karar alacağı belirtilen haberler” hiç yazılmamış gibi unutularak, “kararı Meclis verecek” manşetlerine çevrildi ve Bakanlar Kurulu toplantısının ertelendiği es geçildi!

SEZER “GÖREVLİ BASIN”I YALANLADI

13 Ağustos tarihli “Sezer’i hedef alan” manşetlere Cumhurbaşkanlığı’ndan hemen yanıt geldi.

Çankaya Köşkü’nden yapılan açıklamada, “Anayasamızın 92. maddesine göre, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlarda, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine, ya da yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi, TBMM’nindir. Dolayısıyla, bu konuda karar vermek ve uluslararası meşruiyet koşulunun bulunup bulunmadığını takdir etmek, ulusal iradenin oluştuğu TBMM’nin yetkisindedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer daha önceki konuşmalarında da bu noktaya vurgu yapmış olup, kamuoyuna açıklanmış bu görüşlerinde bir değişiklik bulunmamaktadır.” denildi.

ABD’NİN “ASKER GÖNDERME” PLANI

Peki bu noktaya nasıl gelindi? Önce Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, ABD’ye gitti ve Türkiye’nin bölgede birlikte davranma iradesinde olunduğunu Bush Yönetimi’ne iletti. Tam bu sıralarda ABD’yle, AKP Hükümeti arasındaki gizli mutabakat imzalandı. Bu mutabakatın ilk maddesi Türk askerinin Irak’ın kuzeyinden çıkarılması, ardından Irak’a asker gönderilmesiydi. Bu mutabakata göre, öncelikle tabur seviyesinde bir askeri birliğin gönderilmesi benimsenmişti.

SEZER’E 92. MADDE BASKISI

1 Mart’ta reddedilen tezkerenin akıbetine uğramamak için hazırlanan plana göre “görevli basın” aracılığıyla hem kamuoyu hazırlanacak, hem de “karşıt” AKP milletvekilleri ikna edilecekti. Bunun için, önce Özkök’ün ikna edildiği, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanları piyasaya sürüldü. “Hükümet kararı yerine devlet kararı çıkarmak” kamuoyundan gelecek yüksek sesleri de kesecekti! Zirve’de, Anayasa’ınn 92 maddesi üzerinden, Cumhurbaşkanı Sezer’e baskı uygulandı. Maddenin ilgili fıkrasında, Meclis’in tatilde olduğu durumlarda, yetkinin TSK’nın başkomutanı durumundaki Cumhurbaşkanı’na ait olduğu belirtiliyor.

AKP GRUBU’NDAN K.IRAK UYARISI

Özkök ve Sezer’in sırayla ikna edildiği şeklindeki haberlerle, AKP içindeki “aykırı sesler” de engellenmiş olacaktı. Çünkü Erdoğan-Gül ikilisinin AKP grubu içinde yaptığı bir araştırmaya göre, 1 Mart’takinden daha fazla redçi milletvekili bulunuyordu. Üstelik kabinede de, asker gönderme kararına karşı çıkan önemli sayıda bakan olduğu biliniyordu.

13 Ağustos’ta açıklama yapan AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa, “Türkiye’nin Kuzey Irak’ta olmadığı bir tezkereyi Meclis’e getirmenin anlamı yoktur. Kuzey Irak’ı kapsamayan bir tezkere Meclis’ten oy almaz” dedi.

“ASKER GÖNDERME” KARARI YOK!

Durum, 12 Ağustos’ta, yani Zirve’nin yapıldığı gün tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Herşeyden önce, Zirve’den “asker gönderme” kararı çıkmadı ve çıkmayacağı daha önceden belli olduğu için öğlen saatlerinde Bakanlar Kurulu toplantısı iptal edildi.

Ancak Aydılık’a ulaşan bilgilere göre, “görevli basın” tek bir adresten hazırlanan yalanlarla, Türkiye’yi hedef alan “psikolojik savaş”a devam edecek. Amerikalı emekli generallerden oluşan “Danışma Kurulu” işlevli lobiyle bağlantıya geçirilen “büyük basının patronu”, Irak’ta alınacak pay karşılığında çoktan harekete geçirildi..!

Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Önümüzdeki günlerde; “60 yıl savaşmayan ordu korkak olur” makaleleri ısıtılarak, ordu içindeki “genç subaylar” kışkırtılacak, “ilk bekar orgeneral” haberi ısıtılarak “korkaklık” nedenleri üzerine ince tahliller yapılacak, Komutanlar arasında fikir ayrılığı olduğu yalanları işlenecek, “Nakkaştepe” benzeri toplantılarda Türkiye karşıtı yeni kararlar alınacak, ABD Büyükelçiliği yetkilileri AKP milletvekillerini ablukaya alacak, Milli Kuvvetleri hedef alan yayınlar yapılacak.

ÖNCE “MİLLETİN KARARLILIĞI”

Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Kamuoyunu ve “dinamik güçleri” sessizliğe itme planıyla, Mehmetçik, Coni’ye kalkan yapılmaya, daha da ötesi, Irak’tan sonra Türkiye’yi hedef alan Amerika’ya teslim bayrağı çekilmeye çalışılıyor. “ABD süper güç, başedemeyiz!”, “Zaman kazanmaya çalışalım”, “Çekilebilecek en geri mevziye çekilelim” şeklinde dile getirilen görüşler, Amerika’yı oyalamıyor! Tam tersine “düşmanı doğru tespit etmeyi”, “milli bir strateji üretmeyi” ve her şeyden önemlisi “milleti seferber etmeyi” engelliyor. ABD’yle cephe cepheye gelmeyi engelleyebilmenin tek yolu, “milletin kararlılığını” gösterebilmektir!

 

YALAN

GERÇEK

Çankaya zirvesinde karar alınacak, aynı gün Bakanlar Kurulu’da konu görüşülecek. Çankaya zirvesinde asker göndermeyle ilgili bir devlet kararı çıkmadı. Ayrıca aynı gün toplanması planlanan Bakanlar Kurulu da iptal edildi.
Çankaya zirvesinden uzlaşma çıktı. Zirveden bir devlet kararı çıkmadığı gibi böyle bir uzlaşma ortamı anlamına gelecek bir açıklama da yapılmadı.
Cumhurbaşkanı Sezer, uluslararası meşruiyet olması gerektiği yönündeki görüşlerini dile getirmedi. Cumhurbaşkanlığı makamı bu yöndeki haberleri aynı gün yalanladı ve Sezer’in görüşlerinin değişmediği vurgulandı. Üstelik Meclis Başkanı Bülent Arınç ve bazı AKP’li bakanların bile bu yönde görüşleri olduğu biliniyor.
Tezkere Meclis’ten rahatlıkla geçer. Başta AKP Meclis Grubu yöneticileri buna karşı çıkıyor ve asker gönderilmesi için ABD aleyhine birçok asgari şartlar ileri sürüyorlar. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün işi hiç de kolay değil.
Uluslararası askeri güç oluşturulmasıyla ilgili BM’den yakında karar çıkacak. Yakın gelecekte böyle bir karar çıkacak gibi görünmüyor. BM’den sadece Irak’taki Geçici Hükümet Konseyi’ni resmen tanıma yönünde bir karar çıkacak.
Irak’taki Sünni bölgesine 10 bin asker gönderilecek. Sayı da bölge de henüz belli değil. Çünkü ABD’ye gönderilen sualnameye verilen yanıt henüz ortada yok.

 

Amerika’dan heyet gelecek. Resmi makamlar öncelikle sualnameye verilecek yanıtı bekliyor. Yanıtların tatmin edici olup olmamasına göre, gerekirse heyet çağrılmayacak.

 

KİM NE DEDİ?

Org. Çetin Doğan
1. Ordu Komutanı

30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan, Irak’a asker gönderilmesi konusunda ne yapılması gerektiğini, Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de söylediği “Bizim bütün amacımız bu milli sınırlar içerisindeki halkımızın refahını, huzurunu ve o milli sınırla belirlenmiş ülkemizin bütünlüğünü korumaktır.” sözünün açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Yetkililer, ilgililer sanıyorum en doğru kararı, o ilkeleri dikkate alarak vereceklerdir” dedi. Org. Doğan, Atatürk’ün bu sözü için, “Bu da iç ve dış politikamızda devleti yönetenlere bir rehberdir. ‘Başka yerde macera aramayın’ anlamındadır. ‘Ülkemizin refahına, huzuruna ve ülkemizin bütünlüğüne hizmet etmeyecek alanlarda, yerlerde bulunmayın’dır. Barışçı bir hedeftir.”

Org. Çetin Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mehmetçik’in kanını Galiçya’da, Yemen’de akıttık. Ne için akıttığımızı hala daha soruyoruz. Atatürk asker kişi olarak savaşın ne olduğunu biliyor. Savaşın meşru olmadıkça cinayet olduğunu söylüyor.”

Org. Çetin Doğan, Atatürk’ün ‘Ne mutlu türküm diyene” sözüyle ilgili olarak da şunları kaydetti: “Ne mutlu Türküm diyene sözünü söyleme durumu, başkasına ne mutlu Çerkezim, Arnavutum deme hakkını vermez. Bu söz hepsini kapsıyor. Hepimizi ortak kimliği bu sözün içinde.” Başka bir görüşü, dini düşünce ve duyguyu öne çıkarmanın bütünlük sağlamayacağını, bölünmeyi ortaya çıkaracağını kaydeden Org. Doğan, “İnançlarımız, dinlerimiz farklı olabilir. Bu ulus için çalışıyorsak, bu sözün etrafında kilitlenmemiz lazım.” diye konuştu.

Mehmet Dülger
TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı

“Türkiye, Irak’taki gelişmeler karşısında mutlaka söz sahibi olmalı, bir şeyler söylemelidir. Amerikan idaresi başlangıçta bu konuda, ‘Türkiye üzerinden biz asker geçiriz, istediğimizi yaparız’ dedi. Fakat müdahaleden sonra işin o kadar kolay olmadığı anlaşıldı. Orada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek gerekiyor. Bu iş için de Amerika’nın orada bulunan güçleri kafi değil. Dolayısıyla yeni bir şey yapması lazım. Amerika, başlangıçta BM, NATO ve AB’yi dikkate almadan bu işe girişti. Baktı ki kazın ayağı öyle değil. Dolayısıyla burada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek lazım. Bu iş oraya gidip petrolün üzerine oturmakla olmuyor.”

“Daha ikna olma noktasına gelmedik. İkna olma şöyle olacaktır. Hükümet diyecek ki, ‘şu, şu mülahazalarla buraya asker gönderilmesi taraftarıyız’, biz de o zaman mukabil mülahazalarımızı söyleyeceğiz. Onlar, ‘siz şunu söylüyorsunuz ama bu, şöyle karşılanacaktır’ deyince, ikna o zaman olur. Tezkerenin geçmesi, ikna olmamıza bağlı.”

 

Haluk Koç
CHP Grup Başkanvekili

“CHP, bir uluslararası çerçeve bu görevi öngörmeden Türk askerinin Irak’a gitmesine karşıdır. Almanya Parlamentosu’nda benzeri bir açıklama oldu. CHP, oradaki hukuksuz sürece Türkiye’nin katkı yapmasına karşı olduğunu ifade etmiştir.”

“Türk Ordusu Irak’a giderse Kuzey Irak’ta bulunmaması gereği, altı çizilerek belirtilecek mi Amerika tarafından? Bunu da sormak lazım. Niye Kuzey Irak’ta Türkiye olmayacak da diğer bölgelerde olacak. Orada bir düzen mi kurulmuştur, plan baştan mı yapılmıştır? Bir resmiyet mi kazandırılmak istenmektedir o bölgeye? Bunları yüksek sesle sorup, yüksek sesle tartışmak lazım. Herhalde, kapalı toplantılar biran önce halkın da kendisini ilgilendiren konularda bilgi sahibi olabileceği şekilde toplumla paylaşılır.”

 

Mehmet Bedri Gültekin
İşçi Partisi Genel Sekreteri

“Irak’ta Amerika’ya teslim olmak, Türkiye’nin bölünmesine “Evet” demektir! AKP Hükümeti Türkiye’yi, Amerika’nın emrinde Irak’taki batağa çekmek için elinden gelen bütün gayreti sarfediyor. Bunda yadırganacak bir şey yoktur. Çünkü AKP’nin misyonu budur.
Ama son günlerde AKP dışında da çeşitli çevrelerin “Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından” Amerika’nın yanında görev yapmak üzere Irak’a asker gönderilmesi gerektiğinden söz ettiklerini görüyoruz. Bu büyük bir gaflettir.”
Türkiye, Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’ye elini verdi, şimdi kolunu kurtaramıyor. Şimdi “İşbirlikçiler kolumuzu verip kendimizi kurtaralım” diye yaygara koparıyorlar. ABD’nin tehditlerinden yılanlar ise, bu yaygara karşısında “acaba” demektedirler.
Gelinen noktada, eğer Ankara kolunu vermeye kalkarsa, ortada Türkiye diye bir varlık kalmayacaktır. ABD’nin emrinde Irak’a asker göndermek ABD’ye kolumuzu vermektir.”
”Emperyalist işgal gücünün yanında yer alma onursuzluğunu Türkiye’ye önerenler, bunun Türkiye’ye faturasını düşünecek değillerdir. Emperyalizme karşı tarihin ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye, şimdi emperyalizme karşı vatanlarını savunan Iraklıların karşısında emperyalizmin safında yer alamaz.Türkiye’nin yeri emperyalist işgale karşı direnen kahraman Irak halkının yanıdır.”

 

Ertuğrul Kazancı
ADD Genel Başkanı

“Irak savaşında saygınlık ve etkisini iyici yitiren BM’nin kararı dahi beklenmeksizin, zayıf bir hukuksal meşruiyet bile aranmaksızın yapılacak sevkıyat, Mehmetçik’e çileler çektirecektir. Emperyalist koalisyon güçlerinin içinde yer almak, aramızda tarihsel bağlar bulunan Irak halkıyla bizi karşı karşıya getirecektir.”

 

Ulusal Güç Birliği
Samsun

Samsun’da 6 siyasi partinin oluşturduğu Ulusal Güç Birliği, “Irak’a Asker Göndermeye Hayır” imza kampanyası başlattı. Ulusal Güç Birliği’ni oluşturan CHP, İP, CDP, BBP, DSP ve SP temsilcileri, 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenledikleri ortak basın toplantısında, kampanyanın Irak’a asker göndermeme kararı alınana kadar devam edeceğini söylediler. Dönem Sözcüsü CDP İl Başkanı Aybars Turan, birliği oluşturan 6 partinin Irak’a asker gönderilmesine karşı olduğunu belirterek, “Türkiye, ABD’nin maşası olamaz” dedi.  ABD’nin Irak’ı işgal ettiğini kaydeden Turan, “ABD batağa saplanmıştır. Şimdi bu bataktan çıkış yolu olarak Mehmetçiği komşu Irak halkının üzerine yollamak istemektedir. Komşularımızla iyi geçinmek Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ prensibinin gereğidir” diye konuştu. Turan, Irak’a asker gönderilmesinin engellenmesi için çeşitli girişimlerde bulunacaklarını sözlerine ekledi

, , ,

Yorum bırakın

AMERİKANCI CEPHE HESAPLAŞMA BAŞLATTI

“MİLLİ HÜKÜMET” KABUSLARI OLDU….
Amerikancı Cephe hesaplaşma başlattı

Amerikancı cephe 1 Mayıs 2004’te “denizin biteceğini” belirterek “nihai hesaplaşma” başlattı… AB’nin Türkiye’ye tarih vermemesi halinde “statükocuların” taarruza geçerek kendilerini ezeceğine dikkat çeken Amerikancı cephe, bu sonun yaşanmaması için AKP Hükümetini uyarıyorlar ve AB liderleriyle “gizli diplomasi” yürütmelerini istiyorlar… Amerikancı cephenin en büyük korkusu ise “milli hükümet”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
28 Aralık 2003

Medyadaki ABD ve AB yanlısı kalemler, son günlerdeki yazılarında ortak bir tespit dile getiriyorlar. Birkaç köşede birden savunulan görüşe göre, Türkiye yeni yıla büyük bir hesaplaşmayla girecek. ABD ve AB yanlısı kalemlerin telaşla savunduğu ortak görüş, Kıbrıs’taki gelişmelerin bu konuda belirleyici rol oynayacağı yönünde. ABD ve AB yanlısı kalemler, bu saptamadan yola çıkarak AKP hükümetini kararlı davranmaya çağırıyorlar.

“NİHAHİ HESAPLAŞMA”

Ertuğrul Özkök, 23 Aralık tarihli “son milli sır” başlıklı makalesinde, Türkiye’de birtakım çevrelerin ”Şu Avrupa defteri bir kapansın, biz size gösteririz” sloganıyla, sessiz bir çığlık gibi kulakları tırmaladıklarını yazdı. Özkök’e göre bu çevreler, ittifak halinde KKTC’de çözümü ve AB üyeliğini engellemeye çalışıyorlar. Hürriyet’in genel yayın yönetmeni, bu ittifaka karşı, 1 Mayıs 2004’ten önce harekete geçilmesini ve biran önce “nihai hesaplaşma” yapılmasını istiyor. Yoksa çok geç kalınacak! Özkök nihai hesaplaşmadan galip çıkmak için, “ittifakın ortakları kadar azimli, arzulu ve motive olmalıyız” diyor.

Aynı gün Hürriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Sedat Ergin de, Hükümetin pozisyonunu değerlendirdiği makalesinde “2004 yılında bütün yollar Kıbrıs’a çıkıyor” tespiti yapıyor.

“DENKTAŞ ZİHNİYETİ DEĞİŞTİRİLMELİ”

Milliyet gazetesinden Hasan Cemal de, Denktaş’ın Erdoğan-Gül ikilisine meydan okuduğunu belirterek ikilinin önündeki en önemli görevin, Ankara ve Lefkoşa’daki Denktaş zihniyetini değiştirmek olduğunu söylüyor ve şöyle soruyor:

“Hükümetin iktidar olmaya niyeti var mı, yok mu?”

Sedat Ergin’e göre bu sorunun yanıtını, Erdoğan-Gül ikilisinin önündeki Denktaş zihniyetini değiştirme görevi belirleyecek. Ergin, 23 Aralık’taki makalesini Erdoğan’a “deniz bitiyor” uyarısı yaparak bitiriyor.

“MİLLİ HÜKÜMET KURULACAK”

Hürriyet gazetesinin en ateşli AB’ci köşe yazarı Cüneyt Ülsever, 24 Aralık tarihli makalesinde, Ertuğrul Özkök’ün “bir an önce hesaplaşmak” istediği ulusal ittifakın planını yazıyor. Ülsever’in, büyük telaşla kaleme aldığı satırlar şöyle:

“KKTC’de hükümet kurulamayacak… Denktaş seçimleri yenileyecek… Ve geçen bu süre 1 Mayıs 2004’e ulaşacak… Rumlar tek yanlı AB’ye girecek… Annan Planı çöpe atılacak… Türkiye AB’ye veda edecek… AKP üçe bölünüp düşürülecek… Ve Ocak 2005’te, Türkiye’de milli hükümet kurulacak.”

Evet, Ülsever’in yazdığı planın gerçekleşmemesi için,Özkök ve diğerleri de “bir an önce, yol yakınken hesaplaşalım” diyor.

Ülsever, 25 Aralık’taki yazısında ise “Kıbrıs sorunu, Türkiye’de kimin iktidar olduğunu da gösterecek” diyor. Erdoğan Hükümeti’nin önünde üçüncü bir seçenek olmadığını vurgulayan Ülsever, “hükümet iki çatallı bir yolun ağzına geldi; ya o yöne, ya da bu yöne gidecek.” ifadesini kullanıyor.

“AB TARİH VERMEZSE TARUMAR OLURUZ”

Medyadaki Amerika ve AB yanlısı takımın en alt figürü olan Hadi Uluengin ise diğerlerine göre daha telaşlı. Uluengin, Hürriyet’teki 25 Aralık tarihli köşesinde, AB’den tarih alınamazsa başlarına gelecekleri şöyle sıralıyor:

“Ricata çekilmiş olan ‘statüko güçleri’ dehşet taarruza geçecektir. Ve zerre kuşkum yok, tüm ‘ilerleme dinamikleri’ni tarumar edecektir. Zaten böyle bir kıyamet, benim de dahil bulunduğum o ‘ilerleme dinamikleri’ açısından yenilgiyi fersah fersah aşan ‘hezimet’ anlamına gelecektir.”

Hadi Uluengin, Ertuğrul Özkök’in bir an önce başlamasını istediği nihai hesaplaşmanın, AB tarih vermezse, statükonun nihai zaferiyle sonuçlanacağına dikkat çekiyor.

Hadi Uluengin, bu hezimeti yaşamamak için hükümete şu uyarıyı yapıyor. “AB liderleriyle gizli diplomasi yürütün!”

Evet, herkesin üzerinde anlaştığı konu, 2004’ün çetin geçeceği ve Kıbrıs konusunda kazanan tarafın Türkiye’nin geleceğini belirleyeceği…

Yorum bırakın

DIŞİŞLERİ-PENTAGON SAVAŞI’NDA SEÇİM KARTI GÜNDEME GELDİ – BUSH’A “NEO-CON’LARI TASFİYE ET” TEHDİDİ

DIŞİŞLERİ-PENTAGON SAVAŞI’NDA SEÇİM KARTI GÜNDEME GELDİ
Bush’a “Ne0-Con’ları tasfiye et” tehdidi

ABD’nin geleneksel stratejiye dönmesini isteyen kuvvetler seçim kartı yoluyla, Bush’u “Neo-Con’ları tasfiye etmeye” zorluyorlar. ABD’nin 2020 Stratejik Planı’ndan uzaklaşmasıyla gidişatın kötüye gittiği tespitini yapan bu kuvvetler, “Irak’taki koalisyon güçleri uluslararası istikrar gücüne dönüştürülmeli ancak ABD liderliği kabul ettirilmeli” şeklinde bir uzlaşma arıyorlar.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
5 Ekim 2003

ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA ile ABD Savunma Bakanlığı Pentagon arasındaki çelişme, tarafların kılıçları çekmesiyle başkanlık yarışı öncesinde önemli mücadelelere sahne oluyor. Dışişleri ve Pentagon’un arkasındaki sermaye çevrelerinin savaşı, hem ABD iç politikasını hem de Ortadoğu’dan başlamak üzere tüm dünyadaki gelişmeleri etkileyecek.

Irak saldırısı öncesinde su yüzüne çıkan bu çelişme, Neo-Con’larla, geleneksel ABD devleti yetkilileri arasında “hakimiyet kurma savaşına” dönüşmüş ancak Bush’un destek verdiği (Bush’u iktidara –darbeyle- taşıyan) kuvvetler baskın gelmişti. Taraflar arasında Irak saldırısı sonrasında kurulan denge, Neo-Con’ların “rolling start” stratejisinin çuvallaması ve Richard Perle’ün istifa etmek zorunda kalmasıyla “geleneksel devlet yetkililerinin” lehine kaymıştı.

1 Mayıs’tan sonra yaşanan süreç ve uygulanan politikaların, hem içerde hem de dışarıda ABD’nin 2020 stratejik planını sekteye uğratacağı gerçeği, “geleneksel devlet yetkililerini” harekete geçirdi. 2015 yılı öncesinde, yani Çin’le henüz karşı karşıya gelmeden önce “hazırlıklarını” tamamlamak isteyen ABD, Irak saldırısıyla birlikte şu gerçeklerle karşı karşıya kaldı.
1) AB ve Avrasya odakları, “beklenenden önce” güç merkezleri haline geldi.

2) ABD, BM içindeki gücünden çok şey kaybetti. BM Güvenlik Konseyi’ndeki Çin-Rusya-Fransa ekseni, ABD-İngiltere ikilisiyle güç mücadelesinde baskın taraf oldu. Çin-Rusya-Fransa ekseninin, Hindistan ve Almanya ile Güvenlik Konseyi’ni genişletme ve “hakimiyet oluşturma” planlarında önemli aşamalar kaydedildi.

3) ABD, dünya egemenliğinde askeri araç olarak kullandığı NATO’da da güç yitirdi. Doğu Avrupa’yı tehdit ekseni belirleyerek kurulan NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında “görev tanımını yitiren” bir örgüte dönüştü. Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliği ve Rusya’yla oluşturulan “NATO-Rusya Konseyi”, Kuzey Atlantik ittifakını işlevsizleştirdi.
Almanya-Fransa ikilisinin Birleşik Avrupa Projesi, ABD’nin karşısında odak olabilmek için NATO yerine “Avrupa Ordusu” planını ete kemiğe büründürdü. AB, Balkanlardan başlayarak, önüne NATO görevlerini devralma planı koydu.
Şanghay İşbirliği Örgütü, Eylül ayında yaptığı tatbikatla, ABD karşısında odak olma gayretini askeri planda da gösterdi.

4) Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyeliğiyle birlikte, yoksullar zenginler karşısında büyük destek buldular. Son olarak Cancun’da yapılan zirveyle, ABD’ye “dayatmaların kabul edilemez” mesajı verildi.

5) Bu gelişmeler bölgesel kararlılıkla birleşince, ABD’nin, “Türk-İran-Arap” eksenine karşı “İsrail-Kürt-Ermeni” eksenli Ortadoğu Planı’nı “gerçekleşemez” niteliğine soktu.

“NEO-CON’LARI TASFİYE ET” UYARISI

ABD’nin “geleneksel devlet yetkilileri” yüz yüze gelinen bu durum nedeniyle Başkan Bush’a, Wesley Clark üzerinden uyarıda bulundular. Henüz demokratların aday adayı olan emekli General Clark, – ABD tarihinde ilk kez- seçimlerden 13 ay önce yapılan bir ankette, mevcut başkandan fazla oy aldı: Clark, % 48 – Bush, % 46

Clark, uyarıyı, Neo-Con’ların 5 yıllık planını açığa vurarak sürdürdü. 23 Nisan’da açıklama yapan Clark, Beyaz Saray’ın Irak’tan sonra Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan’ı vurmayı hedeflediğini söyledi. “Bush ve kurmaylarının, yanlış ülkeleri hedef alarak, terörizme destek veren gerçek kaynakları gözardı ettiklerini” savunan Wesley Clark, Neo-Con’lara gönderme yaparak, ABD’nin geleneksel stratejiye dönmesi gerektiğini belirtti. Clark, ilerleyen günlerde, Neo-Con’ları isim vererek eleştirdi ve Bush’a “bunları tasfiye etmezsen, gidersin” mesajı verdi. 29 Eylül’de konuşan Clark, başkan olduğunda ilk işinin Savunma Bakanı Rumsfeld’i kovmak olacağını açıkladı. Demokratların aday adayı, “ABD ordusunun barış gücü operasyonu yapmaması gerektiğini, gerçek savaşa katılması gerektiğini” söyleyen Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleeza Rice’ı da askeri konuları bilmemekle suçladı. Amerikalılar’ın “Bush’tan utandığını” Bush’un ekonomik planının “başarısız” ve Irak savaşının “gereksiz” olduğunu savunan Clark, ABD’nin, Irak’tan bir “çıkış stratejisi” bulunmadığına dikkat çekti.

PENTAGON – DIŞİŞLERİ SAVAŞI

Taraflar arasındaki mücadele basın yoluyla da sürdü. 29 Eylül tarihli Newsweek dergisi, Pentagon’da siyasi kavgaların büyüdüğünü, Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları’nın birbirine girdiğini yazdı.

Newsweek, yaşanan siyasi kavgaların ulaştığı noktayı şöyle anlattı: “Savunma Bakanı Rumsfeld, Irak’ın yeniden imarı ile görevlendirilen Jay Garner’dan, kentte görevlendirilecek 20 Dışişleri Bakanlığı mensubundan 16’sını devre dışı bırakmasını istedi. Dışişleri Bakanı Powell duruma müdahale ederek, ‘Rumsfeld’i durdurmak zorunda kaldı.’ Powell, Rumsfeld’e ‘Gerekirse ben de bazı kişileri rehin alabilirim’ dedi. Dışişleri Bakanlığı ile Savunma Bakanlığı şahinleri arasındaki kıyasıya mücadelenin konusu, Ahmet Çelebi’ye verilecek yetkilerdir. Pentagon’un, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ‘casus’ bulundurduğu ve bakanlıkta bunlara ‘yarasalar’ dendiği ortaya çıktı.”

IRAK’TA ZOR GÜNLER BEKLENİYOR

Taraflar arasındaki mücadelede, kimi zaman askerler de sözcü oldu. Irak’taki ABD Kara Kuvvetleri’nin Komutanı Sanchez, 2 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD askerlerinin giderek daha karmaşık saldırılara maruz kaldığını ve yakında büyük bir saldırı olabileceğini söyledi. “Destek olmadan, Irak’ın iç güvenliği sağlamasının yıllar alacağını” belirten Sanchez, “Düşman değişiyor. Biraz daha öldürücü, biraz daha karmaşık, bazı durumlarda biraz daha dirençli. Burada olduğumuz sürece ittifak kayıplar vermeye hazır olmalı. Hala savaşıyoruz. Bu günlerin birinde büyük bir çatışma veya terör saldırısı olursa şaşırmamalıyız” dedi.

“Geleneksel devlet yetkilileri” seçim kartıyla Bush’a yaptıkları “Neo-Con’ları tasfiye et” uyarısı dışında, BM’deki gelişmelere dikkat çekerek, ABD’nin “uygun bir uzlaşma içine girmesini” istediler. Uzlaşma ise şöyle tarif ediliyordu: “Irak’taki koalisyon güçleri uluslararası istikrar gücüne dönüştürülmeli ancak ABD liderliği kabul ettirilmeli.”

BM’YE DAHA GÜÇLÜ ROL

23 Eylül ve 2 Ekim tarihli BM Genel Kurulu sonuçları, Bush’un “bu isteği kabul ettiği” şeklinde yorumlandı.

23 Eylül tarihli BM Genel Kurulu’nda, Genel Sekreter Kofi Annan, ABD’yi “orman kanunu uygulamakla” suçladı, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac da, “hiç kimse BM’den güçlü değildir” uyarısında bulundu. New York’taki diplomatik kaynaklar, ABD’nin 2 Ekim için hazırlayacağı “yeni Irak tasarısının tavizler içereceğini ancak bunun da kabul edilemez bulunacağı” yorumlarında bulundular. Nitekim, Genel Kurul öncesinde Güvenlik Konseyi üyelerine dağıtılan tasarıda, “Irak’ta BM’ye daha güçlü rol önerildiği” ortaya çıktı. ABD’nin öncülüğündeki koalisyon güçlerinin ‘çokuluslu güç’ haline dönüştürülmesini öngören tasarıda “işgalin geçici olduğu, Iraklılar’ın kendi kendilerini yönetecekleri günün bir an önce gelmesi dileği” yer aldı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan tasarı konusunda gazetecilere yaptığı açıklamada, “Üzerinde çalışıyoruz. Bunun geçmiştekinden radikal bir değişiklik olup olmadığını saptamak durumundayız. Bunun, benim tavsiye ettiğim doğrultuda olmadığı açık ama yine de daha fazla inleyeceğim” dedi.

Fransa’nın BM temsilcisi Jean Marc de La Sabliere, ABD tasarısının, “Fransa’nın beklentilerine yanıt vermediğini” söyledi.

İktidarın geçici bir Irak yönetimine adım adım transferini öngören ancak bir takvim vermeyen tasarı, ABD öncülüğündeki Koalisyon Geçici Yönetimi’nin tarihi belli olmayan seçimler yapılana kadar tüm kontrolü elinde tutmasını öngördüğü için “uzlaşıcı” bulunmadı.

ABD kaynakları, çatışmanın önümüzdeki dönemde daha da keskinleşeceğini, “Neo-Con’ları tasfiye konusunda uzlaşmaya yanaşacağı” mesajını veren Bush’u zor günlerin beklediğini belirtiyorlar.

,

Yorum bırakın

PENTAGON, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMAYAN SALDIRI STRATEJİSİNİ SORGULUYOR

PENTAGON, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMAYAN SALDIRI STRATEJİSİNİ SORGULUYOR
ABD “Çığ Etkisi” yaratamadı


Pentagon’un, “yuvarlanarak başla” stratejisi, “önce saldır, Türkiye’den Kuzey Cephesi aç ve takviye yap” şeklinde iç içe geçmiş üç başlıktan oluşuyor. Ancak, Türkiye, ABD’ye kuzey cephesi açtırmayarak, ABD’nin iç içe geçmiş üç aşamasını kesintiye uğrattı; Irak’a, güçlü savunma kurarak Pentagon stratejisinin birinci aşamasını başarısızlığa uğrattı.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
1 Nisan 2003

ABD’nin Irak’a saldırısında iki strateji çarpıştı; ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ve ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in stratejileri. Powell’in uygulanmasını istediği strateji, Genelkurmay Başkanlığı döneminde, 1. Körfez Savaşı’nda da uygulanan, “önce yığınak sonra işgal” stratejisiydi. Ancak, hakim olan, Rumsfeld’in stratejisiydi. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un bu stratejisi “Şahinler Ekibi” tarafından ortaya atıldı. Aynı ekip, “Bush Doktrini” olarak adlandırılan, “tehdit oluşmadan önce saldır” şeklinde özetlenecek yeni ABD Savunma Konsepti’nin de mimarlığını yaptı.

PENTAGON STRATEJİSİ: “YUVARLANARAK BAŞLA”
ABD’nin Irak’a saldırı stratejisi, Pentagon tarafından “Rolling Start” diye adlandırıldı. “Yuvarlanarak başla” diye tercüme edebileceğimiz stratejinin özü şu: Çığ, önce küçüktür, yuvarlandıkça büyür.
Pentagon, stratejisini birbiri içine geçmiş üç ana başlıkta tanımlıyor: 1) Hemen Saldır 2) Diplomasiyi sürdür 3) Takviye yap.
Bu stratejiye göre, ABD’ye kuzey cephesi açmakta ayak direten Türkiye, saldırının hemen başlamasıyla “ABD’nin kararlılığını” görecek ve tezkereyi verecekti. Ancak, Türkiye’nin ABD’ye kuzey cephesini açmaması, birbiri içine geçmiş aşamaları kesintiye uğrattı. “Hemen Saldır”la, “Takviye yap” aşamalarının bağlantısını kuran “Diplomasiyi sürdür” aşaması, Türkiye’nin direnci nedeniyle oluşmayınca, yani TBMM, ABD’ye tezkere vermeyince, Pentagon’un stratejisi “çığ etkisi” yaratamadı. Yani, gittikçe büyüyemedi, günler ilerledikçe “şok ve dehşet” etkisi yaratamadı.
“Şok ve Dehşet”, Pentagon’un kamuoyuna resmî olarak duyurduğu ilk vuruşunun ismi ve “Yuvarlanarak başla” stratejisinin birinci aşamasıydı. Pentagon, “şok ve dehşet”le, Iraklı muhalifleri ve ara güçleri, Saddam Hüseyin’in arkasından çekmeyi hesaplıyordu.

ABD BASINI, STATEJİYİ SORGULADI
ABD’nin Irak’a saldırısı, günler ilerledikçe sonuç almaktan uzak olduğu yorumlarına yol açtı. ABD basınına yansıyan eleştiriler, bir bakıma, ABD merkezî kurumlarının değerlendirmesini yansıtıyordu. “Yuvarlanarak başla” stratejisi New York Times ve Washington Post gibi, ABD merkezî kurumlarına yakınlığıyla bilinen gazetelerde sorgulandı. 24 Mart günlü New York Times gazetesinde, “Savaşın ilk günleri kolay geçti ve savaşın temiz olacağı, az kayıp verileceği sanıldı. Hafta sonunda ise muharebe meydanında, ölümler, insan hataları ve başka trajedilerle karşılaşıldı” ifadesi kullanıldı. Gazetede, Amerikan askerlerinin esir düşmesi, birliklerin yeterince güvenlik önlemi almadan hızla ilerlemesinin bir sonucu olarak değerlendirildi. New York Times, izlenen ABD stratejisine ilişkin şüphelerini şöyle dile getirdi: “Önümüzdeki günler, nispeten küçük birliklerin müthiş bir hava gücü takviyesiyle ilerlemesinin iyi bir karar olup olmadığını gösterecek.”
24 Mart tarihli Washington Post gazetesinde de benzer tedirginlikler dile getirildi: “Pentagon yetkilileri, ABD birliklerinin en azından güney Irak’ta Şiiler tarafından kurtarıcı gözüyle görüleceğini düşünüyorlardı ve askerî stratejiyi bu bakış açısıyla hazırlamışlardı.” Gazete, Irak kuvvetlerinin, Amerikan tarafında ağır kayıplara neden olarak, Pentagon’un stratejisini boşa çıkardığını yazdı.

“HAVA BOMBARDIMANI PES ETTİREMEDİ”
26 Mart tarihli New York Times gazetesinde de, stratejinin ilk aşaması olan “şok ve dehşet”in yaratılamadığı, “Hava bombardımanı pes ettiremedi” başlıklı haber-analizde ele alındı. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers, Pentagon’un şiddetli öncü hava bombardımanıyla Irak Hükümeti’ni çabucak şok etme stratejisinin istenildiği kadar iyi işlemediğini söyledi.
Haber-analizde, General Myers’ın 3 hafta önce “ABD ordusu, öylesine bir şok indirecek ki Irak rejimi sonun kaçınılmaz olduğunu hemen anlayacak” dediği, ancak hâlâ Irak liderinin cephe komutanlarına emirler gönderebildiği ve ABD’li komutanların pek çoğunun da Irak’ta toplu teslim olma işaretlerinin henüz görülmediğini itiraf ettikleri belirtildi. New York Times’a açıklama yapan Hava Kuvvetleri uzmanları, Pentagon’un yürütmekte olduğu hava bombardımanı sürecinin kısa zamanda bir teslim olma durumu yaratmayacağını belirtiyorlar. “Şok ve dehşet taktiğinden öğreneceğimiz ana sonuç başarılı olmadığı sonucudur” diyen Chicago Üniversitesi profesörlerinden Robert A. Pape, “Bombardımanın, Saddam Hüseyin’in arkasından destek çektiremediğine” dikkat çekti.
Uluslararası haber ajansları da, ABD saldırısının ilerleyen günlerinde, “Amerikalılar ve İngilizlerin, aradan bir hafta geçtikten sonra, Irak’taki savaşın kısa süreceği ve kolay olacağına ilişkin hayalleri suya düştü. Zira, geçen süre zarfında Saddam Hüseyin yok edilemedi, Baas rejimi ayakta duruyor… Dahası Bağdat’ta cereyan edecek muharebede verilmesi kaçınılmaz görünen ağır kayıpların korkusu yüreklerde yer etmeye başladı…” yorumlarında bulundular.

ABD, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMADI
AFP Ajansı, 26 Mart günlü bu yorumunu, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in “Henüz sona değil, başa daha yakınız” itirafına dayandırdı.
Rumsfeld, 25 Mart’ta yaptığı basın toplantısında, Iraklılara, ABD ve İngiliz askerlerinin yardımı ulaşıncaya kadar Saddam Hüseyin rejimine karşı ayaklanmamalarını tavsiye etti. Oysa, “Yuvarlanarak başla” stratejisinin ilk aşaması olan “Şok ve dehşet” vuruşuyla, ABD, muhalifleri ayaklandırmayı ve ara güçleri Saddam Hüseyin’den ayırmayı planlıyordu. Stratejinin yanlışlığı nedeniyle, muzaffer bir komutandan uzak bir ruh haliyle yüzlerce kameranın karşısına geçen ABD’nin bir numaralı askeri, “Baş etmeye hazır olmadıkça, isyana teşvik etme konusunda gönülsüzüm” diyordu.

TÜRKİYE’NİN ROLÜ
Bu açıklama, aslında, ABD açısından nihai sonun da göstergesi. Siyasi stratejinin yanlışlığı, mecburen askerî strateji yanlışlığına da dönüştü ve “Kıbrıs’tan Orta Asya’ya kadar tüm coğrafyayı yeniden biçimlendirme” amacında bulunan “tek süper güç ABD”, daha Irak’ta bile stratejisinin yanlışlığıyla yüzleşti. ABD’nin yeni savunma konsepti olan “Bush Doktrini” Irak’ın bile çok kolay aşılamayacağı gerçeğiyle tanıştı. Etnik ve mikro milliyetler temelinde Yugoslavya’yı parçalama siyaseti, Ortadoğu’da kayaya çarpmış ve bölge ülkelerinin izlediği ulus devleti savunma siyaseti, yeni nesnel ittifaklar yaratmıştı.
Irak, güçlü bir savunma kurarak ve “halkı ordulaştırarak”, Pentagon stratejisinin ilk aşamasını başarısızlığa uğrattı. Bunun yanında, Türkiye de, ABD’ye direnerek stratejinin aşamaları arasındaki bağı kopardı. 20. yüzyılın başında dünyanın tarihini değiştiren ülke Türkiye, 21. yüzyılın başında da bu misyonunu, ABD’ye kuzey cephesi açtırmayıp, Pentagon’un stratejisinin başarısız olmasını sağlayarak yerine getirdi. Kaldı ki, “Şok ve dehşet” yaratılamaması bir yana, Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin izlediği çizgi sonucunda, Iraklı muhalifler, Irak merkezî hükümetinin etrafında mevzilenmeye bile başladılar. Başta Şiiler olmak üzere, Türkmenler ve Kürtler de, Irak merkezî hükümetiyle birlikte ABD’ye karşı savaşıyor. Öyle ki, ABD’nin “Kukla Devlet” için görev verdiği aşiretler bile, Türkiye’nin kararlılığı karşısında, “biz yokuz” demek zorunda kaldılar.
Pentagon, şimdi bu stratejiyi nasıl düzelteceğini tartışıyor. Stratejiyi taktiklerle düzeltmek mümkün olmamakla birlikte, ABD, Irak engelini aşmak için her türlü yolu deneyecektir. Bu yollardan biri de, zayıf bir ihtimal olmakla beraber, ABD’nin nükleer silahlara başvurabileceğidir. ABD, stratejiyi devam ettirebilmek için kuzey cephesine muhtaç. Havadan indirme yaparak, Irak’ın kuzeyinde yeterli yığınak yapması mümkün görünmeyen ABD’nin, kuzey cephesi açabilmek için, Türkiye’ye yeniden bastırabileceğine işaret ediliyor. Türkiye’nin kararlılığının nasıl aşılacağı ise ABD açısından en büyük sorun olmaya devam ediyor…

,

Yorum bırakın

ORG. YALMAN VE ORG. ERUYGUR NEDEN HEDEF ALINIYOR?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
11 Ocak 2003

ABD’nin maşaları aracılığıyla cunta.org üzerinden Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman ve Jandarma Genel Komutanı Org. Şener Eruygur şahsında kuvvet komutasını hedef almasının nedenleri neler? Komutanlar, son devir-teslimden bu yana neler yaptılar, neler söylediler?

ORG. DOĞAN: “ORDU, MİLLETİN YANINDARIR”

2003 Ağustos’unda yapılan devir teslim törenleri sırasında, bazı komutanların açıklamaları toplumda “çok önemli mesajlar” olarak algılandı.

1. Ordu Komutanlığı’ndan emekli olan Org. Çetin Doğan, devir-teslim töreninde yaptığı konuşmada, Cumhuriyet güçlerine şöyle seslendi: “Kuşkusuz bugün ulusal güvenliğimizin korunmasında öne çıkan en temel görev, laik, demokratik Cumhuriyet’in aşındırılmasına geçit verilmemesidir. Laik Cumhuriyete sinsice, mütareke yıllarını anımsatan aymazlık ve hatta ihanetlerin sergilendiği bu dönemde, Cumhuriyet’e gönülden bağlı bütün güçlerin el ve gönül birliği yapması, birbirleriyle daha fazla kenetlenmesi gerektiğine inanıyorum. Ulusumuz aydınlık yarınlar için bir savaşım verirken, O’nun Ordusu elbette onun yanında olacaktır”

Silah arkadaşlarına da seslenen Org. Doğan, “Cumhuriyet’e sahip çıkan Aydınlık güçlere her zaman destek olacağınızdan eminim” dedi. Org. Doğan’ın bir de uyarısı vardı: “Mehmetçiğimiz, ‘Green Card’ peşinde koşarak ABD güçlerine kişisel çıkarlar için katılanlara benzemesin.”

Org. Çetin Doğan’ın tarihi mesajları, komutanlarca da paylaşıldı.

20 Ağustos 2003 tarihinde Balıkesir’de devir-teslim törenine katılan Ege Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon da, sinsice yürütülen laiklik karşıtı faaliyetler olduğunu belirterek, “Bu faaliyetleri görmezden ya da anlamazlıktan geldiğimizi sananlar, ya aldanmakta ya da aldatılmaktadırlar” dedi.

Org. Tolon, ABD ve Batı’yı hedef alan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan ulu önderimizin ilke ve inkilaplarına karşı, 80 yıldan beri içten ve dıştan çok yönlü saldırılar olmaktadır. Bazı dış güçler, yabancılar, ülkemizdeki birtakım aymazlar, Batı Kulübü ve doğu tarikatlarına bağımlı gericiler, Atatürk’e saldırmaktadırlar ya da yok saymaktadırlar. Aynı çevrelerin saldırılarına, son zamanlarda yoğun bir tarzda sahip çıkanlar ya da koruyanlar var. Bilindiği gibi bölücülüğün de, irticanın da panzehiri, Atatürk ilke ve inkilaplarıdır.”

20 Ağustos’ta 3. Ordu Komutanlığı’nı devralan Org. Oktar Ataman da, “TSK’nın etkinliğini azaltma çabaları hüsranla sonuçlanacak” mesajı verdi.

ORG. ÖZKÖK: “TSK ADINA ÜÇ KİŞİ AÇIKLAMA YAPAR”

Gazeteciler, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’e, MGK Genel Sekreterliği’ndeki devir teslim töreninde, Org. Çetin Doğan’ın 1. Ordu Komutanlığı görevini devir ettiği törende Irak’a asker göndermeyi eleştirmesini anımsatarak “TSK’da görüş ayrılığı mı var?” diye sordular. Org. Özkök, şu yanıtı verdi: “Hayır. TSK adına açıklama yapmaya üç kişi yetkilidir. Bunlar Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı ve Genelkurmay Genel Sekreterliği’dir. Ama bu sözlerim, Çetin Doğan’a katıldığım ya da katılmadığım anlamına gelmez.”

ORG. ÖZKÖK: “ABD’NİN IRAK’TA BAŞARISIZLIĞI BİZİM İÇİN KÖTÜ”

Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, 30 Ağustos 2003 resepsiyonunda yaptığı açıklamada, “Irak’a asker gönderme” konusuna değindi. Org. Özkök şöyle konuştu: “Irak’taki istikrarsızlık bizim için çok kötü. Yani orada başarılı olamamış bir Amerika. Ama başarısızlığa uğrar da orada büyük bir istikrarsızlık olursa; bu Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirecek. Gitmenin ve gitmemenin hesaplarını yapacağız. Gecikme bazen iyi, bazen kötü olabilir.”

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman ise resepsiyonda yaptığı açıklamada TSK’nın önemine değindi: “TSK demokratikleşmenin önünde engel değil, bizatihi demokratikleşmenin önünü açan bir kurumdur. Yoluna böyle devam edecektir.”

Jandarma Genel Komutanı Org. Şener Eruygur da, irtica ile mücadelede en büyük sorunun dini siyasete alet edenlerin takiyyesi olduğunu söyledi. Eruygur, “Halkımızın sömürülen yönü var. Dini duyguları yüksek. Birileri de ortaya çıkıyor. Cebinizdeki parayı alıyor, kendi siyasi yönünde kullanıyor. Bununla mücadele etmeye kalkıştığınız zaman dinle uğraştığınızı söylüyor. Bu böyle olmaz. Ancak bu tehlikeler, Türkiye’yi yıkamaz. İrticai faaliyetler hız kazandı. Buna karşı, aydın kafaların ortak hareket etmesi gerekiyor” dedi.

4 KUVVET KOMUTANI VE 308 GENERAL’DEN VAKİT’E ORTAK DAVA

Vakit Gazetesi yazarı Asım Yenihaber, 25 Ağustos 2003 tarihli “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı yazısında, iki generali hedef aldı. Yenihaber’in makalesinde “…Adam meğerse generalmiş. Resmi kıyafetinde omzuna takılmış yıldızlardan başka hiçbir belirtisi hissedilmiyor halbuki… Bir ülkede asıl general olacaklar, YAŞ yerlere yatırılıyor… Hele Yemen’i bilmeyen, Yemen türküsünü makamıyla hatasız okuyamayan üniformalılar, onların değil orduda, bu yurtta yeri yok… Bu marka generalin bir iç mücadele generali olduğundan şüphe yok… Onların gerçek düşman karşısında hiçbir güçleri olmaz, esamileri bile okunmaz… Bunlar orduevi, ordu pazarı, lojman subayı olmayacak, gerçek asker olacak” denilerek, TSK hedef alındı.

Asım Yenihaber, “klasik müzik tutkusu”ndan hareketle, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman’ı hedef aldı… “Huzurlarınızda general Mussorgski” diyen Vakit yazarı Asım Yenihaber, “Elin damatlık kıyafetiyle gerdeğe girilmeyeceği gibi başkalarının musiki duyarlılığıyla da savaşılmaz” diyor ve Org. Yalman’ın Mussorgski’yi misyonerce yaydığını iddia ediyordu…

Org. Yalman’ın hedef alınması üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri harekete geçti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un da aralarında bulunduğu toplam 312 general, 31 Ekim 2003 tarihinde Vakit Gazetesi ve Asım Yenihaber hakkında 624 milyar liralık manevi tazminat davası açtı.

Vakit, TSK karşıtı bazı şahısların açıklamalarına yer vererek,  Genelkurmay Başkanı dışındaki tüm generallerin açtığı bu davayla ilgili günlerce yayınını sürdürdü.

ORG. YALMAN’DAN AKP’Lİ KUTLU’YA SERT YANIT

31 Aralık tarihli Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri aracılığıyla kamuoyuna açıklama yapan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, tarikatçı Mahmut Osmanoğlu’nun kızının cenaze törenindeki sarıklı-cüppeli görüntülere ve AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun TBMM’deki mareşal üniformalı Atatürk resminden rahatsızlık duymasına sert tepki gösterdi.

Org. Yalman’ın Hüsrev Kutlu’nun açıklamalarına yanıtı şöyle: “Bugünkü varlığını ulu önder Atatürk’e borçlu olan TBMM çatısı altında büyük Atatürk’ün mareşal üniformalı resminin bulunmasına dahi tahammülü olmayan, bir taraftan ‘Asker ocağı peygamber ocağıdır’ derken diğer taraftan TBMM’de görevli askerlerin varlığından ve onların yemek duasında bu aziz milletin kendilerine nimetlere şükran ifadesi olarak hep bir ağızdan söylediği ‘sağ ol’ nidasıyla zaman zaman söylenen marşlardan dahi rahatsızlığını ifade eden AKP milletvekili Hüsrev Kutlu’nun talihsiz açıklamalarını teessürle karşıladığımı özellikle belirtmek isterim. Unutulmamalıdır ki Atatürk’e mareşallik rütbesini veren TBMM’dir”

Org. Yalman’ın sarıklı-cüppeli görüntülere tepkisi ise şöyle oldu: “Yaşadığımız bilim ve teknoloji çağında bir yandan Avrupa Birliği’ne girme iddiasında olan çağdaş bir Türkiye’yi savunurken diğer yandan bir cemaat liderinin sakalını ve arabasının camlarını öpmenin muazzez dinimizle alakası olmayan hurafeler olduğunu aziz milletimizin takdirlerine sunuyorum. Bütün bunlara rağmen hala Atatürk ilke ve devrimlerini devam ettirdiği iddiasında bulunan bu zihniyeti esefle karşılıyorum ve kınıyorum. Şurası açıklıkla bilinmelidir ki, bütün bu talihsiz açıklama ve uygulamalara rağmen Cumhuriyet’in temel nitelikleriyle Atatürk ilke ve devrimleri sonsuza kadar savunulacak ve yaşatılacaktır.”

“ORG. YALMAN’IN AÇIKLAMASI GENELKURMAY’IN BİLGİSİ DAHİLİNDE”

Org. Yalman’ın açıklamalarının gazetelerde yayımlandığı gün Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliğinden bir açıklama geldi. Açıklamada, Org. Yalman’ın açıklamasına atıfta bulunularak, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görüşü, Genelkurmay Başkanlığı’nın bilgisi dahilinde kamuoyuna yansıtılmıştır.” denildi. Açıklamada, Genelkurmay Başkanı’nın, Meclis Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu’nun sözlerinden derin endişe duyduğu; Kutlu’nun sorumsuzca sarfettiği sözlerin Fatih Camii’nde görülen çağdışı manzaralara zemin hazırladığı belirtildi.

DİKKAT ÇEKEN ÜÇ YORUM

Bu iki açıklamanın ardından yapılan yorumlarda 3 nokta dikkat çekti: Genelkurmay Başkanı’nın daha önceki açıklamasını hatırlatan kimi çevreler, TSK adına Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay 2. Başkanı ve Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği’nin açıklama yapabileceğini belirttiler. Bazı çevreler ise, TSK’nın iki numaralı ismi olan Kara Kuvvetleri Komutanı’nın TSK adına açıklama yapabileceğini yazdılar. Kimi yorumlarda ise, Org. Yalman’ın, Hüsrev Kutlu’nun AKP’li kimliğine vurgu yapmasıyla, Org. Özkök’in, Hüsrev Kutlu’nun, TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı kimliğine vurgu yapması arasındaki nüansa dikkat çekildi.

“ASKERDEN ÇEKİNCE” MANŞETİ

Annan planı konusunda Genelkurmay’la AKP hükümetinin iki farklı yaklaşıma sahip olduğu bilgileri Ulusal Kanal’da birkaç gün boyunca yayınlandı. Ardından, bu farklılık Cumhuriyet gazetesinin manşetine yansıdı.

5 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesi, “Askerden çekince” manşetiyle, genelkurmay’ın, hükümete de ilettiği, Anan Planı’na yönelik itirazlarını özetledi. Anan Planı’ndaki temel yaklaşımın teslimiyete götüreceği vurgulanan itirazlarda, planın bu haliyle Türkiye’yi adadan atmaya yarayacağı; garantörlük konusunda, AB hukuku benimsendikten sonra yapılacak eklemelerin anlamını yitireceği; planın felsefesinin değişmesi gerektiği; Türk askeri sayısının sıfırlanmaması gerektiği; İngiltere’nin üslere istediği gibi bir başka gücü getirememesi gerektiği belirtildi.

ÖNCE YALANLANDI… SONRA?

Haberi önce Dışişleri Bakanlığı yalanladı. Açıklamada, “Genelkurmay Başkanlığımızla gerekli istişareler ve değerlendirmeler zamanlıca ve düzenli olarak yapılagelerek sürdürülmüştür” denildi. Birkaç saat sonra da Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir açıklama geldi. Haberin gerçeği yansıtmadığı belirtilen açıklamada, “ilgili kurumlar arasında, görüşlerin uyumlaştırılması ve somutlaştırılması maksadıyla, çalışmalar ve görüşmeler, demokratik ve modern bir ülkede olması gereken şekilde bir süreç içerisinde devam ettirilmektedir” denildi. Ancak, “görüşlerin uyumlulaştırılmaya çalışması” ifadesi, “Genelkurmay ile Dışişleri arasında görüş farkı var” yorumlarını güçlendirdi.

Cumhuriyet gazetesi, 7 Ocak tarihinde, Genelkurmay’dan gelen “yalanlama” üzerine, kaynaklarında izin alarak, “Askerin çekincesi”ni belgelerle açıkladı. Bu kez, herhangi bir yalanlama yapılmadı. Cumhuriyet gazetesi, 8 Ocak tarihinde de, “uyum aranıyor” manşetiyle, “Dışişleri ve Genelkurmay, Kıbrıs tutum belgesi üzerinde ‘uyuşmazlık’ yaşandığını doğruladılar” denildi. Bu manşete de herhangi bir yalanlama gelmedi.

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın