Archive for category Politika Yazıları
ABD’nin Venezüella’ya uyuşturucu komplosu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/04/2020
Vaka sayısına göre koronavirüsün merkezi artık ABD. Üstelik ABD’nin “özel sağlık” anlayışı bu sorunla baş edebilmeyi güçleştiriyor. Yetersiz tıbbi ekipman feryatları Beyaz Saray’ın kapılarını vuruyor…
İşte bu şartlardaki ABD, bir yıldan fazla süre önce yaptığı ama başaramadığı Venezüella’da darbe girişimini, farklı yöntemlerle sürdürüyor.
ABD Venezüella’nın parasını çaldı
Anımsayalım: Ocak 2019’da ABD darbenin düğmesine bastı ve Chavez’in kamucu programını sürdüren Maduro’yu devirmeye girişti. Washington, desteklediği “serbest piyasacı” Guaido’nun başkanlığını tanıdığını ilan etti ve dünyadan da Maduro yerine Guaido’yu tanımasını istedi. Fakat Maduro, Venezüella halkının desteğiyle darbeyi püskürttü.
ABD bunun üzerine dünyaya “Maduro ile ticareti bitirin” çağrısı yaptı, Venezüella’nın ABD’deki mal varlıklarının kontrolünü Guaido‘ya devretti! Dahası ABD Venezüella petrol şirketinin 7 milyar doları dahil, malvarlıklarına el koydu! İngiltere Merkez Bankası, hesaplarındaki Venezüella’ya ait altınlara el koydu! Kısacası paralarını çalarak, Venezüella ekonomisini boğacaklarını, böylece halkın Maduro’ya desteğini keseceğini sandılar ama başaramadılar.
Uzatmayalım: Bir kez de Aralık 2019’da satın aldıkları askerlerle darbe girişiminde bulundular ama yine başaramadılar. Darbeci askerler önce Panama Büyükelçiliği’ne sığındı, ardından da ülkeden kaçtı.
Irkçı Kovboy’un tezgâhı
Paralarına el konulan, petrol ticareti baltalanan, ağır ambargo altındaki Venezüella, koronavirüsle mücadele edebilmek için IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kaldı. Ancak IMF “Venezüella hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” diyerek kredi vermedi (17.3.2020). Çünkü ABD Maduro hükümetini tanımıyordu!
Venezüella halkını koronavirüse mahkûm etmeye çalışan ABD, 10 gün sonra yeni bir hamle daha yaptı. ABD Adalet Bakanlığı “uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı” suçlamasıyla Maduro hakkında iddianame hazırladı (26.3.2020).
Darbesi ve ambargosu başarılı olmayan ABD, bir de uyuşturucu komplosu deniyordu yani! Oysa en iyi bilinen gerçektir, dünya uyuşturucu ağının kontrolü CIA’dadır! CIA buradan elde ettiği gelirle de denetimindeki terör örgütlerini finanse eder!
Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınlayarak, Maduro‘nun tutuklanması ya da yakalanması için bilgi paylaşan kişilere 15 milyon dolara kadar ödül vereceğini ilan etti!
Başına ödül konulan Maduro’nun Kovboy’a yanıtı şu oldu: “Trump hükümeti, aşırı derecede bağnaz, bayağı, sefil bir hareketle bir dizi sahte suçlama başlattı. Tıpkı 19. yüzyılın ırkçı kovboyları gibi, savaşmaya hazır olan devrimcilerin başına ödül koyuyorlar” (27.3.2020).
ABD’nin yakalanan silah sevkıyatı
Maduro ABD’nin neden yeniden bir komploya yöneldiğini de açıkladı:
Uyuşturucu kaçakçılarıyla işbirliği yaptığı ortaya çıkan General Cliver Alcala, hakkında başlatılan soruşturma nedeniyle ülkeden kaçmış ve ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi tarafından kullanılmaya başlamış.
Alcala bu süreçte ABD’nin desteklediği Guaido ile anlaşarak, silahlı eylem için ülkeye silah sokmaya çalışmış ancak başaramamış. Çünkü silahlar 24 Mart’ta ele geçirilmiş. Alcala Kolombiya’da katıldığı bir radyo programında, yakalanan silahların Maduro hükümetine karşı silahlı eylem yapılması amacıyla gönderilmesini yönettiğini itiraf etmiş, bunun ABD destekli Guaido ile arasındaki anlaşmaya dayandığını belirtmiş ve hayatının tehlikede olduğunu açıklamış.
Bir girişimi daha başarısız olan ABD ise bunun üzerine iki gün sonra, üstelik kendi adamı Alcala’nın uyuşturucu kaçakçılarıyla fotoğrafını kullanarak, Maduro’ya karşı uyuşturucu komplosu tezgahlıyor!
Irkçı kovboyun utanmazlığı
Washington şimdi bir hamle daha yaptı: ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, yaptırımların kalkması için Maduro’nun yerini bir “geçiş hükümetine” bırakmasını şart koştu (31.3.2020).
Tam bir emperyalist utanmazlık! Sanki ABD salgınla iyi mücadele edebiliyormuş gibi, Pompeo “Maduro rejiminin koronavirüs salgınına yeterince hazırlık yapmadığı ortaya çıktı, geçiş hükümeti teklifimiz bunun için” diyebiliyor!
Nafile! Venezüella ve kamuculuk kazanacak; ırkçı kovboylar kaybedecek!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Nisan 2020
SALGINDAN SONRA YENİ DÜNYA
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 01/04/2020
Geçen haftanın üç önemli olayı vardı:
1) ABD G7’de koronavirüsü “Vuhan virüsü” diye isimlendirmekte ısrar edince diğer 6 ülkeyle ters düştü, yalnız kaldı ve G7 zirvesi ortak açıklama yayımlayamadı.
2) BM toplantısında da benzer bir tablo yaşandı. Fransa’nın önerisi, ABD’nin öneriye “Vuhan virüsü” ifadesini ekletmek istemesi nedeniyle hayata geçemedi ama ABD yine müttefikleriyle ayrı düşmüş oldu.
3) G20 zirvesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in önerdiği dört teklif alınan kararlara yansıdı. Böylece Çin G20 zirvesine ağırlığını koymuş ve zirveye bir anlamda liderlik etmiş oldu.
ABD’NİN İKİ SEÇENEĞİ
Ortaya çıkan bu tablo, hem ABD içinde hem de ABD’nin liderlik ettiği Batı kampı içinde süren “salgınla mücadele stratejisi” tartışmasına da yeni bir boyut kazandırdı.
Barack Obama döneminin Asya-Pasifik işlerinden sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Kelly Magsamen’den eski Avustralya Başkanı Kevin Rudd’a pek çok isim, ABD’nin salgınla mücadelede başarı için Çin’le işbirliği yapması gerektiğini savundu.
ABD’nin vaka sayısı bakımından Covid-19’un yeni üssü olması, Trump yönetimini iki seçenekle karşı karşıya getirdi.
Beyaz Saray ya 2018’de uygulamaya başladığı Çin’i ticaret savaşı ile baskılama stratejisini sürdürecek ama salgınla mücadelede yalnız kalacak, ya da Çin’le işbirliğine razı olarak birlikte sürece liderlik edecek ve salgınla mücadeleyi daha az kayıpla kapatacak…
Trump’ın “Çin virüsü” isimlendirmesinden vazgeçmesi, ikinci seçeneğin hayata geçebileceğine işaret ediyor şu aşamada.
NEO-LİBERAL KÜRESELLEŞMENİN İFLASI
Donald Trump yönetimi hangi seçeneği seçerse seçsin, salgın kontrol altına alındığında, artık eski dünyanın yerine yeni dünyanın inşa olmaya başladığını göreceğiz hep birlikte…
Kaldı ki yeni dünya aslında 2008’den bu yana adım adım inşa oluyordu. ABD’nin, liderlik ettiği neo-liberal küreselleşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin ruhuna aykırı olarak gümrük duvarlarını yükseltmesi, yeni bir sürecin göstergesiydi.
Şimdi o süreç hızlanacak. Şundan:
Emperyalist tekellerin tüm pazarlara sınırsızca girmek üzere başlattığı neo-liberal küreselleşme salgınla birlikte daha da büyük irtifa kaybetti. Neo-liberal küreselleşme ulusal devletlerin etnisitelere ve mezheplere parçalanarak ulusal pazarların emperyalizme açılmasıydı.
Salgın ise tersi bir gelişmeyi tetikliyor: Devletin müdahaleciliği öne çıkıyor, sosyal devlet anlayışı yeniden önem kazanıyor, kamuculuğun yararları görülüyor ve toplamda ulusal devlet yeniden bayrak yükseltiyor.
AB’DE BÖLÜNME İŞARETLERİ
ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan gibi büyük güçlerin ağırlık merkezleri oluşturduğu yeni dünyanın şekillenmesi artık hızlanacak.
Hatta ulusal devletlerin bu çağda da vazgeçilmez olduğu gerçeği, AB içinde ciddi çatlaklar yaratacak, yaratmaya da başladı.
AB’nin salgın nedeniyle Şengen’i askıya alması ve sınırları kapatması, AB ülkelerinin her birinin kendi başına kalması, en ağır durumdaki İtalya’ya AB ülkelerinin yardım yapmaması birliğin geleceğini tartışmaya açıyor. İngiltere’nin ayrılmasıyla zaten güç yitiren AB, görünen o ki salgın kontrol altına alındıktan sonra Akdeniz ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak ikiye ayrılacak gibi görünüyor.
Diğer yandan ABD’nin AB’ye sınırlarını kapatması, İtalya başta müttefiklerine yardım etmemesi, edememesi, salgından sonra ABD ile AB arasında ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olacak.
Kısacası salgın kontrol altına alındığında, kayan fay hatları nedeniyle devletlerin yeni duruma göre konumlanmaya başladıklarını izleyeceğiz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Mart 2020
5 trilyon dolar neo-liberalizmi kurtarır mı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 31/03/2020
Bir süredir ısrarla koronavirüsü “Çin virüsü” diye isimlendiren ABD Başkanı Donald Trump, bu terimi kullanmaktan pişman olmadığını ancak artık kullanmayacağını açıkladı!
Ne oldu da Trump bunu söylemekten vazgeçti peki? Öyle iddia edildiği gibi Asyalıları incittiğini fark etti de, ondan mı vazgeçti?
Elbette hayır!
Vazgeçmek zorunda kaldı çünkü ABD’nin o “kaba emperyalist tavırları” sürdürebilecek pozisyonu sallanıyor…
ABD G7’de yalnız kaldı
Öncelikle Trump’ın “Çin virüsü” terimini artık kullanmayacağını açıklamasının, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı telefon konuşmasından sonra geldiğini önemle belirtelim.
Dahası çok önemli G7 ile G20 zirveleri ile bir de BM toplantısı var…
Bu üç toplantının da Trump’ın geri adım atmasıyla doğrudan ilgisi var.
Anlatalım:
G7 zirvesinden “ortak açıklama” çıkmadı! Çünkü Britanya, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya, ortak açıklama metninde Dünya Sağlık Örgütü’nün “Covid-19” terimini kullanmak istedi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise “Vuhan virüsü” tanımında ısrar etti.
ABD “ırkçı” tutumuyla ortak açıklamayı engellemiş oldu ama aynı zamanda G7’de de yalnız kalmış oldu.
Benzer tablo BM toplantısında da yaşandı. Fransa, BM’de koronavirüsle mücadele için dünyada çatışmaların durdurulması ve yardımlaşma önerisi sundu. ABD, “Vuhan virüsü” denilmediği için öneriyi engelledi. Ancak orada da yalnız kaldı!
Ortak hareket planı
G7’de yalnız kalan ABD, Çin’in de yer aldığı G20 zirvesine haliyle eli zayıflamış girdi.
İki saat 15 dakika süren “sanal zirve”den beş temel karar çıktı:
1) Küresel piyasalara 5 trilyon dolar sürülecek.
2) G20 ülkeleri Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile çalışacak.
3) G20 ülkeleri sağlık bakanları, 19-20 Nisan’a kadar “ortak mücadele” için planlarını oluşturacak.
4) G20 ülkeleri maliye bakanları ve ulusal merkez bankaları ortak bir hareket planı hazırlayacak.
5) Afrika başta olmak üzere en çok etkilenen yerlere yardım yapılacak.
Şi Cinping’in dört teklifi
G20 zirvesi, koronavirüs sonrasında nasıl bir dünyanın şekilleneceğinin de bazı ipuçlarını verdi.
Zira G20’ye, G7’de yalnızlaşarak gelen ABD ağırlığını koyamadı. Tersine Çin Halk Cumhuriyeti zirveye ağırlığını koydu.
Bunun göstergesi ise Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirvede yaptığı şu dört teklifin, alınan kararlara yansımasıydı:
1) Salgınla mücadele kararlılık gerektirir.
2) Kontrol ve tedavi için kolektif tepki şart.
3) Uluslararası kurumlara destek verilmeli.
4) Makro-ekonomik politikalarda koordinasyon.
Neo-liberalizmin asıl sorunu
Gelelim G20’nin neo-liberal ülkeleri açısından en önemli soruna…
Şu ana kadar açıklanan paketlerin büyüklükleri şöyle:
ABD Senatosu 2,2 trilyon dolarlık teşvik paketini onayladı. AB’nin lider ülkesi Almanya ise 640 milyar dolarlık bir yardım paketi açıkladı.
Dünya Bankası Başkanı David Malpass önümüzdeki 15 ay için 160 milyar dolarlık mali destek girişimi başlatmaya hazırlandıklarını söylerken, IMF Başkanı Kristalina Georgieva da “IMF olarak, 1 trilyon dolarlık kredilendirme potansiyelimizi üyelerimiz için hazır bekletiyoruz” dedi.
Batı açısından asıl sorun ise şu: Piyasaya 5 trilyon dolar sürmek, 2008 krizinden bile tam olarak çıkamayan neo-liberal sistemi kurtarmaya yetecek mi?
Üstelik de salgının sağlık boyutunun 1,5 yıl, ekonomik boyutunun da 3 yıl süreceği belirtiliyorken…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mart 2020
Sağlıkçının sağlığı, halkın sağlığının garantisidir
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/03/2020
Son günlerde konuştuğum pek çok hekimin görüşü ortak: Salgın halkın yüzde 60’ına ulaşmadan “tamamen” ortadan kalkmaz!
Bu kabaca her iki kişiden birinin virüsü kapması demek maalesef.
Peki bu durumda salgınla mücadele stratejisi ne olmalı?
Görünen o ki, salgınla mücadelede şimdiye kadar üç temel model oldu: Birincisi Çin modeli, ikincisi Güney Kore ve Singapur modeli, üçüncüsü de Batı modeli… Ki Batı modelinin iyi bir strateji olmadığı görüldükçe içlerinden Çin modeline dönenleri görüyoruz.
Salgınla mücadele stratejisi
Gelelim bizim ne yapmamız gerektiğine…
Konuştuğum hekimlerin söylediklerinden çıkardığım sonuç şu: Biz yüzde 60’ı zamana yayma stratejisi izliyoruz. Yani “evde kal” kampanyası ile mümkün mertebe salgının dolaşımını yavaşlatıyoruz.
Vaka sayısı, sağlık sisteminin bakabileceği maksimum vaka sayısında tutulabilirse, süreç başarılı götürülmüş olacak.
Vaka sayısı, sağlık sisteminin bakabileceği maksimum vaka sayısını geçtiği anda ise kötü bir sürece girmiş olacağız.
Zira bakılabilecek vaka sayısından fazla hastanın varlığı, bakılamayacağı için kaybedilebilecek hasta sayısının artması demek maalesef.
İşte hekimlerimize göre bu dengenin sürdürülebilmesi için, salgın ne kadar ağır yayılırsa o kadar iyi. Bu da “evde kal” kampanyasının doğruluğunu gösteriyor. (Bu kampanyaya işten atılma durumu nedeniyle katılamayanlara bir devlet çözümü hâlâ bulunamamış olması ayrı bir sorun tabii.)
Fakat meselenin bir de ikinci yanı var…
Sağlıkçıları koruma sorunu
Vaka sayısı ile sağlık sisteminin bakabileceği maksimum vaka sayısını bir dengede götürme işi, zamana göre aleyhimize çalışıyor.
Hayır, sadece vaka sayısının geometrik olarak artacağı nedeniyle değil, sağlıkçı sayısındaki düşüş nedeniyle de…
Zaman, sağlıkçıların da vakaya yakalanma sayısını arttıracak ve bu da vakayla mücadele eden sağlıkçı sayısını düşürecek. Bir hekimin virüsü kaptıktan sonra iyileşse bile yeniden sahaya dönmesi oldukça zaman alacak zira…
İşte koronavirüs salgınıyla mücadele eden sağlık çalışanlarının en büyük sorunu bu.
En virütik ortamda bulunan hekimlerin virüslere yakalanmaması ise pek olası değil. Zira günde iki adet verilen maskeyle ve eldivenle virüsten korunmak mümkün değil.
Dolayısıyla yukarıda yazdığımız salgınla mücadele stratejisinin başarılı olması için öncelikle hekimlerimizi koronavirüsten korumamız gerekiyor.
Çözüm: Hastanelerin tıbbi güvenliği
Peki hekimleri nasıl koruyacağız?
Konuştuğum hekimlerin anlattıklarından çıkan önlem önerileri şunlar:
1) Yalnızca koronavirüs hastaları için ayrı “bölge salgın hastaneleri” belirlenmeli ve diğer hastaneler “hizmet hastaneleri” olarak korona dışı hastalara hizmet vermeli.
2) İlçelerde “salgın takip merkezleri” oluşturulmalı.
3) İllerdeki koordinasyonu “Hıfzıssıhha kurulları” yürütmeli.
4) Koronavirüsle mücadelenin dört aşaması olan tanı, nakil, bakım ve tedavi aşamalarında görev alan sağlık görevlilerine düzenli test yapılmalı.
Kuşkusuz hekimlerimizin başka önerileri de var ama sanırım bu dördü en temel olanları…
Ne yapmalı?
Özetle, bu salgınla mücadeleden en az kayıpla çıkmamız, sağlık çalışanlarının en az kayıp vermesine bağlı.
Yani onları koruyabildiğimiz oranda halkı koruyabileceğiz.
Çünkü sağlık çalışanlarının sağlığı, halk sağlığımızın garantisidir.
“Az test az vaka” hedefiyle “zaman kazanma süreci yürütenlerin”, artık işin esası olan “hastanelerin tıbbi güvenliği” sorununa odaklanması gerekmektedir!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Mart 2020
Çıplak kral: ABD
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/03/2020
Nedir kapitalizm?
Biz anlatmayalım, emperyalist- kapitalist ABD’nin petrol eyaletinin vali yardımcısı anlatsın…
Fox News kanalına çıkan Texas Vali Yardımcısı Dan Patrick, “Yaşlılar, kamu sağlığı önlemleri için harcanan paranın ABD ekonomisine zarar vermesindense ölmeyi tercih eder” dedi (T24, 24.3.2020).
Yani kapitalizm, “kamu sağlığına para harcamaktansa, insanların ölmesini isteyen” sistemdir!
* * *
Nedir kapitalizm?
Kapitalist dünyanın lider ülkesinin ticaret başkenti New York’un valisi anlatsın…
New York Valisi Andrew Cuomo, Trump yönetimini eleştiriyor sosyal medyadan: “Federal Acil Yönetim Ajansı, 4 bin suni solunum cihazı gönderiyor. 30 bine ihtiyacım varken 4 bin tane ile ne yapabilirim? Bu durumda ölecek 26 bin kişiyi siz belirleyin çünkü sadece 4 bin suni solunum cihazı gönderiyorsunuz” (Birgün, 24.3.2020)
Kapitalizm, 26 bin adet solunum cihazı veremeyen ve “ölün” diyebilen sistemdir.
* * *
Nedir kapitalizm?
En gelişmiş kapitalist ülkenin, en gelişmiş eyaletinin valisi anlatsın…
Kaliforniya Valisi Gavin Newsom “Eyaletteki 60 bin evsiz korona virüsüne yakalanabilir” diyor (Sputnik, 19.3.2020).
Yani kapitalizm, en gelişmiş merkezinde bile on binlerce insanın evsiz kalabildiği sistemdir. Kapitalizm, parası olamayana “sokakta yaşa” diyen sistemdir.
* * *
Çok değil, 30 yıl önce SSCB dağılınca, kapitalizmi “tarihin sonu” ilan etmişlerdi; artık başka sistem olmayacaktı…
- yüzyılı da “Amerikan yüzyılı” ilan etmişlerdi.
Küresel lider ABD istediği yere savaş açacak, istediği yeri işgal edecek, istediği coğrafyada rejimleri ve sınırları değiştirecekti…
Büyük Ortadoğu Projesi hazırladılar, Orta Asya’ya girdiler, Çin’i kuşatmaya aldılar, boğazları tuttular, denizlerde uçak gemisi dolaştırdılar, uzaydan dünyayı izlemeye aldılar…
Tüm bunlara rağmen ABD’nin hedefinin gerçekleşmeyeceğini 20 yıldır ekranlarda söylüyorum, gazetelerde yazıyorum. En son meselenin kitabını da yazdım: Amerikan Hegemonyasının Sonu (Kırmızı Kedi Yayınları’dan çıkan kitap bu hafta 8. baskı yaptı.)
İnsanlığın doğası elbette “vahşi kapitalizme” boyun eğmeyecek, elbette insanlık emperyalizmin talanına dur diyecek…
İnsanlık, elbette insana düşman bir sisteme bir noktada “artık yeter” diyecek…
* * *
İşte görmeye başladık. Koronavirüsü ile birlikte geniş kitleler kapitalizmi, kâr hırsını, özel sağlığı sorgulamaya başladı…
Gidilemeyen tatiller, binilemeyen arabalar, harcanamayan paralar iki maskeyle bir kolonyanın yanında önemsizleşti…
İnsan “önce kâr” değil, “önce insan” demeye başladı…
Elbette bugünden yarına her şey bir anda değişmeyecek ama büyük değişimin başladığı da ortada…
Bakın ABD’nin en önemli dergilerinden The Atlantic’te Anne Applebaum ne yazıyor: “Kendini uzun süredir en iyi, en etkili, teknolojik açıdan en gelişmiş topluluk olarak gören Amerika’nın çıplak bir kral olduğu kanıtlanmak üzere” (The Atlantic, 15.3.2020).
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Mart 2020
ABD BAŞARISIZLIĞINI ÇİN’İ SUÇLAYARAK MASKELİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 25/03/2020
Aylardır “korona virüs” diyen ABD Başkanı Donald Trump neden bir haftadır “Çin virüsü” demeye başladı?
Üstelik kameralara yansıdığına göre Trump görevlilerin hazırlayıp kendisine verdiği metinde korona yazan yeri silip, kalemiyle üzerine Çin yazıyor…
Çinli yetkililer örneğin ABD ve Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsüne “Amerikan virüsü” mü dedi de, Trump onlara “Çin virüsü” diyerek yanıt veriyor?
Elbette hayır, zira virüsün milliyeti yok!
ABD, ÇİN’İN BÜYÜK YIKIM YAŞAYACAĞINI UMDU
Öte yandan Trump son günlerde korona virüsü nedeniyle doğrudan Çin’i suçlamaya da başladı.
Trump, felaketin sorumlusu Çin’miş gibi, “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” dedi (AA, 19.03.2020).
Çin dünyayı geç mi bilgilendirdi? Tersine, yerel yönetimlerin meseleyi ciddiye almaması nedeniyle ortaya çıkan kısa gecikmeyi öğrendiği anda Çin merkezi yönetimi doğrudan duruma müdahale etti ve sürece el koydu. Doktor Li Wenliang’ın uyarılarını dinlemeyen o yöneticileri değiştirdi ve yeni yöneticiler, merkezi hükümetin direktifleri doğrultusunda Wuhan’da sert önlemler uygulamaya başladı. (Çin hükümeti ve ÇKP yönetimi, korona virüsü nedeniyle yaşamını yitiren Doktor Li Weliang’ın ailesinden de resmi özür diledi.)
Ve Çin, yerel düzeydeki bu hatanın ardından da hem dünyayı bilgilendirdi hem de dünyaya yayılmaması için en sert önlemleri aldı.
Şimdi Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçlayan Trump yönetimi ise o süreçte Beijing’in sert önlemlerine karşı çıkıyor, “insan hakları” nutukları atıyor, Çin’i korona virüsle mücadele adı altında özgürlükleri engellemekle suçluyordu!
Dahası ABD yönetimi durumdan iki kere memnundu. Zira öngörülerine göre korona virüsü Çin ekonomisini vuracak, ABD de bundan yararlanacaktı. Bunu açık açık da söylediler. ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!
TRUMP’IN YALANI
Donald Trump açık açık kendi halkına ve dünyaya yalan söylüyor. Zira bugün Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçlayan Trump, örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyordu, 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyordu, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyordu…
40 gün önce “Nisan’da bitecek diyen” Trump, 19 Mart’ta Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiğini söyleyebiliyor!
Trump’ın bu konuda yalan söylediğini, aslında ABD gazetelerinin kimi haberleri bile ortaya koyuyor.
Örneğin Washington Post gazetesi 21 Mart’ta şunu yazdı: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı.”
Evet, bugün Çin’i suçlamaya kalkan Trump, o gün uyarıları umursamıyordu; zira ABD emperyalistleri tablodan memnundu. Virüs Çin ekonomisini vuracaktı, Çin büyük yıkım yaşayacaktı!
ABD DEĞİL, ÇİN YARDIM EDİYOR
Fakat ABD’nin beklediği gibi olmadı.
Çin, sert önlemler uygulayarak, “önce insan” diyerek, 1 trilyon dolar harcayarak, Çin halkının devrimci dayanışma duygularının da katkısıyla çok başarılı bir mücadele verdi. Öyle ki, bugün salgınla boğuşan pek çok ülke, Çin’in deneyimlerini uygulamaya çalışıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın şimdi “Çin virüsü” demesinin ve “Çin’i dünyayı geç bilgilendirmekle suçlamasının” nedeni işte bu: ABD ve müttefikleri korona virüsü ile Çin gibi etkili mücadele edemiyorlar; özel sağlık sistemi anlayışı salgın karşısında tutunamadı; Çin’deki kamucu anlayışın tersine Batı’daki neo-liberal anlayış salgın karşısında tel tel dökülüyor.
Dahası bu süreçte ABD “manevi liderliğini” de kaybetti! Şöyle ki, G7 ve AB üyesi İtalya salgın karşısında en zor durumda olan ülke durumunda ancak İtalya’ya ne ABD, ne de Almanya, Fransa ve İngiltere yardım edebiliyor. Tersine İtalya’ya uçuşları bile kestiler.
Peki Batı’nın en gelişmiş kapitalist ülkelerinden biri olan İtalya’ya kim yardım ediyor? Çin, Küba ve Rusya! İlaç göndererek, doktor göndererek, maske göndererek, sağlık malzemesi göndererek…
NEO-LİBERALİZM EVSİZE EV VEREMİYOR
Diğer yandan dünyanın en “gelişmiş” ülkesi olan ABD’nin, en “gelişmiş” eyaleti olan Kaliforniya’nın Valisi Gavin Newsom, “eyaletteki 60 bin evsinin korona virüsüne yakalanabileceğini” söylüyor (Sputnik, 19.3.2020).
Yani neo-liberal kapitalizm evsize ev bulamıyor ve ancak onlara virüs uyarısı yapabiliyor!
İşte Trump ABD’nin ve Batı’nın bu batık tablosu nedeniyle Çin’i suçluyor; kendi sisteminin ve yönetiminin başarısızlığını, topu Çin’e atarak maskelemeye çalışıyor.
Ancak nafile…
Dünya, bu salgında kimin “önce insan” diyerek ve rengine, milliyetine, dinine, ülkesine bakmadan yardım ettiğini gördü!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Mart 2020
Amerikan utanmazlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/03/2020
ABD, 5 Mart’ta Moskova’da imzalanan Türkiye-Rusya Ek Protokolü’nden rahatsızlığını, artık devletlerarası ilişiklere aykırı bir kışkırtıcılıkla sürdürüyor.
Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun açıklaması bunlardan biri. Şöyle diyor eski CIA Başkanı: “Rusya’nın İdlib’deki saldırılar esnasında onlarca Türk askerini öldürdüğüne inanıyoruz” (Cumhuriyet, 17.3.2020)
Ankara ile Moskova arasını açmak için nafile çaba elbette…
Ancak içerideki Amerikancıları hareket işareti veriyor; hem iktidardaki hem de muhalefetteki Amerikancılar, korona virüsü gündemine rağmen, İdlib nedeniyle Rusya’yı suçlamayı sürdürüyorlar…
ABD Astana’dan rahatsız
Açıkça belirtelim: “Amerikan utanmazlığı” bu!
Hâlâ Türkiye ile Rusya’nın çatışması hevesindeler.
İdlib krizi boyunca Türkiye ile Rusya’nın çatışmasını istediler. İktidar katlarında oturanlara “ABD’yi bölgeye çağıran” yazılar yazdırdılar.
Zira en rahatsız oldukları durum, Astana Platformu’nun varlığıdır. Türkiye, Rusya ve İran’ın aralarındaki kimi sorunlara rağmen platformun varlığını sürdürüyor olmaları, Ortadoğu planlarının önündeki en büyük engeldir.
O nedenle ABD’nin özel temsilcisi James Jeffrey, daha 1,5 yıl önceden, “Astana’nın fişini çekme vakti” demişti (Sputnik, 4 Aralık 2018).
ABD’den YPG’ye 40 bin TIR yardım
Pompeo’nun açıklaması iki kere utanmazlık!
Zira “Rusya Türk askeri öldürdü” diyerek güya müttefikine destek veriyor ABD.
Fakat aynı ABD Türk askerine karşı da kullanılan silah ve mühimmat vermedi mi PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’ye? Hâlâ da vermiyor mu?
Teröre kaç TIR destek verdi ABD şu ana kadar? Bin? 5 bin? 10 bin?
40 bine yaklaşıyor…
Dahası ABD’nin “yanlışlıkla” kaç Türk askerini öldürdüğü de kayıtlıdır!
Moskova’dan kışkırtmaya yanıt
Moskova da “Amerikan utanmazlığı”nın farkında…
Rusya Dışişleri Bakanlı Sözcüsü Mariya Zaharova, Pompeo’nun açıklamasına şu yanıtı verdi: “ABD, Rus-Türk mutabakatına o kadar kızıyor ki, Rusya karşıtı histeriyi körüklemek ve Suriye’deki siyasi çözüm sürecini baltalamak için her türlü bahaneyi kullanmaya hazır” (Sputnik, 19.3.200)
Kremlin, ABD’nin küresel planlarına karşı Asya-Pasifik’te Çin’le, Ortadoğu’da Türkiye ve İran’la hareket etmenin değerini görüyor…
Korona’da da Amerikan utanmazlığı!
Aynı emperyalist anlayışın ürünü olan o utanmazlık, geçen hafta başka alanlarda da kendini gösterdi.
Üç aydır “korona virüsü” diyen ABD Başkanı Donald Trump, bir haftadır konuşma metnindeki “korona” kelimesini karalayıp, üzerine “Çin” yazmaya ve ekranlardan da altını çize çize “Çin virüsü” demeye başladı!
Tam bir utanmazlık!
Sanki virüsün milleti varmış gibi, sanki örneğin ilk ABD ve Meksika’da görülen H1N1 virüsüne “Amerikan virüsü” denmiş gibi…
Dahası Trump korona virüsü nedeniyle Çin’i suçlamaya başladı bir haftadır: “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” (AA, 19.03.2020)
Tam bir emperyalist utanmazlığı!
Zira kendi gazeteleri yazdı: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı” (Washington Post, 21.3.2020).
Evet umursamadılar, tersine rakipleri Çin’in başı belada diye seviniyorlardı. Hatta ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu…
Şimdi “Çin virüsü” demelerinin ve “Çin’i dünyayı geç bilgilendirmekle suçlamalarının” nedeni açık: Virüs ABD’de ve Çin gibi etkili mücadele edemiyorlar; özel sağlık sistemleri salgınla baş edemiyor ve süreci yönetemiyorlar!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Mart 2020
Korona ve vahşi kapitalizm
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/03/2020
Ağır ekonomik ambargo altında olduğu için, koronavirüsle mücadele kapsamında IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kalan Venezuela reddedildi! IMF’nin ret gerekçesi vahşi kapitalizmin dişlerini resmediyor: “Venezuela hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” (Sputnik, 17.3.2020).
Uluslararası toplum dedikleri ABD ve destekçileri. Ve onlar da Venezuela’da Hugo Chavez’in inşa ettiği, Maduro’nun ağır dış baskılara rağmen sürdürmeye çalıştığı kamucu sisteme karşılar. Dahası açık darbe yaptılar ve başaramadılar. Şimdi darbeyle iş başına getirmeye çalıştıkları Guadio’yu destekledikleri için güya Venezuela halkının seçtiği Maduro hükümetini tanımıyorlar!
Diğer yandan ABD ambargosu altındaki İran, koronavirüs salgınına karşı mücadele etmek için dünyadan sağlık malzemesi almak istiyor ama Washington yönetimi böylesi bir insani durum karşısında bile bırakın ambargoyu kaldırmayı, hafifletmiyor bile!
Batı’nın ırkçı kafası
ABD Başkanı Donald Trump, ısrarla ve uyarılara rağmen, korona virüsünü “Çin virüsü” diye niteliyor!
Bu, emperyalist Batı’nın ırkçı kafasının tipik bir göstergesidir. Oysa örneğin ilk kez ABD ve Meksika’da görülen ve büyük oranda can kayıplarına yol açan H1N1 için hiçbir ülke “Amerikan virüsü” dememişti!
Bu anlayış koronavirüs Çin’de etkili olmaya başladığında da kendini göstermişti. Batı’nın o “ırkçı kafası” hortlamış, Çinlileri aşağılayan, Çin mutfağına, Çin yaşam tarzına hakaretler yağdıran bir noktaya varmıştı. (Ki yarasa Çin mutfağında yoktu ve Batı’nın kullandığı o yarasa çorbası görüntüsü birkaç yıl önce Çin’de değil, bir Uzakdoğu ada ülkesinde çekilmişti!)
Kapitalizmin “önce kâr” anlayışı
Anımsayın, Çin’de koronavirüs etkili olmaya başladığında ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross bundan memnuniyet duyduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” (Sputnik, 30.01.2020).
Üstelik Çin salgınla etkili mücadele edebilmek için karantinaya varan sert tedbirler aldığında Batı başkentlerinden itirazlar yükselmiş, işi Çin’i insan haklarını ihlal etmekle, halka baskı uygulamakla, özgürlükleri ortadan kaldırmakla suçlamaya kadar vardırmışlardı!
Şimdi kendileri karantina uygulamaya mecburlar ve Çin’den daha ağır karantina uygulamaya başladılar. Öyle ki Çin’de de, ABD’de de karantinada kalan NBC News editörü Tony Perman kendini Çin’de daha güvenli hissettiği belirtti (infowars, 14.3.2020).
Doğu’da “önce insan” anlayışı
Peki Batı korona günlerinde bunları yaparken, Doğu ne yapıyor? İşte birkaç örnek:
– ABD’de sigortası olmayana bedava test yapılıp yapılmayacağı tartışılırken, Çinli Jack Ma’nın vakfı ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışladı (NTV, 16.3.2020).
– Çinli Jack Ma’nın Vakfı ayrıca Avrupa’ya da 100 bin test kiti, 1,8 milyon maske bağışladı (NTV, 12.3.2020).
– Yine Çinli Jack Ma’nın Vakfı, Afrika’ya da 5,5 milyon maske ile test kiti ve sağlık malzemesi bağışladı (Milliyet, 18.3.2020)
– ABD Avrupa’ya uçuşları yasakladı. Ama Çin ve Küba, salgının en çok yayıldığı İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi (Sol, 14.3.2020).
– Küba koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020).
Sağlık serbest piyasaya bırakılamaz!
Koronavirüs salgınının en önemli dersidir: Sağlık sistemi kapitalizmin insafına ve “serbest piyasaya” bırakılamayacak önemdedir.
Çin’in Batılı “gelişmiş” ülkelere nazaran koronavirüsle mücadelesindeki başarı işte bu nedenledir.
Koronavirüs endişesi bu gerçeği öyle acı ama sağlam şekilde öğretmektedir ki, Batılı ülkeler özel hastaneleri kamulaştırmaya başladı.
Örneğin İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, salgınla mücadele için özel kurumlar dahil tüm hastaneleri ve sağlık hizmeti veren kuruluşları devlet kontrolüne geçirme kararı aldı (Cumhuriyet, 17.3.2020). Kaçınılmaz şekilde İspanya örneğini başka Batılı ülkeler de izleyecek.
Türkiye’nin sağlık sisteminin kamucu kökleri
Gelelim Türkiye’ye…
Bugün Türkiye’de sağlık sektöründe hâlâ başarılı giden ne varsa, köklerinin karma ekonomi döneminden kalma kamucu anlayışta olduğunu görüyoruz.
Türkiye’nin budansa bile kökleri o dönemden kalma sağlık anlayışı bugün en gelişmiş batı modellerinden daha ileridedir.
Sonuç olarak önemle altını çizelim: Halk sağlığı, özel sağlık sistemleriyle değil, kamucu sağlık sistemleriyle korunur. Salgınlarla “önce kâr” diyen özel piyasa değil, “önce insan” diyen kamucu anlayış baş edebilir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Mart 2020
“ÖNCE İNSAN” SİSTEMİ KAZANIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 18/03/2020
Batı merkezlerinde Çin’in koronavirüse yenileceği beklentileri bitti, o haberler kesildi.
Anımsayın, ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu…
Şimdi o insanlık dışı beklentilerin yerini, ölüm korkusu aldı…
BATI ÖLÜMÜ BEKLİYOR
Almanya Şansölyesi Angela Merkel, koronavirüsün Alman nüfusunun yüzde 60 ile 70’ine bulaşabileceğini açıkladı (BBC, 11.3.2020).
Almanya’nın nüfusunun 83 milyon olduğu göz önüne alınırsa, bu beklentiye göre 58 milyon Alman’a koronavirüs bulaşacak. Bu virüsten ölümlerin ortalama yüzde 3 olduğunu varsayarsak, Merkel bu durumda 1,74 milyon Alman’ın öleceğini hesaplıyor…
Benzer tablo İngiltere için de geçerli…
İngiliz Guardian gazetesi, Sağlık Bakanlığı’na bağlı İngiliz Kamu Sağlığı Birimi’nin gizli raporunu ele geçirdi. Rapora göre İngilizlerin yüzde 80’ine koronavirüs bulaşacağı öngörülüyor (BBC, 16.3.2020). Rapora göre nüfusun yüzde 15’i, yani 8 milyon kişi hastaneye yatabilir.
56 milyon İngiliz’in yüzde 80’ine, yani 45 milyon İngiliz’e koronavirüs bulaşması ve bunların yüzde 3’ünün ölmesi halinde, 1,35 milyon İngiliz’in ölümü gerçekleşecek maalesef…
ABD’nin beklentileri de çok farklı değil. ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından yapılan değerlendirmede “en kötü senaryoya” göre koronavirüs ABD’de nüfusun yüzde 65’ini enfekte edebilir ve 1,7 milyon kişinin ölümüne neden olabilir (Euronews, 14.3.2020).
ÇİN İLE BATININ FARKI
Geçen haftaki “Salgınlarda Kamuculuk Başarılı” başlıklı makalemizde üzülerek belirttik: “Ne yazık ki insanı rakama indirgeyen bu istatistikleri, son tahlilde insanlığın toplam yararı için vermek durumundayız. Zira istatistikler bize gittikçe pandemi olmaya [Dünya Sağlık Örgütü 12 Mart’ta pandemi ilan etti] doğru ilerleyen koronavirüsle mücadelede kimi önemli işaretler veriyor…” (CRI Türk, 10.3.2020).
Çin’de koronavirüs bulaşan insan sayısı 81.020. Ve bunların sadece 3.217’si yaşamını bitirdi (16.3.2020 verileri).
Son bir haftadır vaka sayısı da, ölüm sayısı da hızla azalıyor. Çin neredeyse bu sorunu çözdü bile diyebiliriz.
Oranlarsak, 1,386 milyar nüfuslu Çin’de 80.020 vakanın görülmesi, nüfusun sadece yüzde 0.006’sının koronavirüse yakalandığı anlamına gelir.
ABD, İngiltere ve Almanya’nın beklentileriyle karşılaştırılamayacak kadar az…
BATININ SÖZDE İNSANİ GELİŞMİŞLİK ENDEKSİ
Peki neden böyle? Çinlilerin yüzde 1’i bile koronavirüse yakalanmamışken, ABD, İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş Batı ülkelerinde beklenti neden yüzde 50’lilerin üzerinde?
Mesele gelişmişlik düzeyinden ne anladığımızla ilgili mi? Kısmen evet: Gelişmişlik sadece kişi başına düşen gayrı safi milli hasıla payın büyüklüğü değildir. Gelişmişlik sadece kişi başı elektrik sarfiyatı değildir. Gelişmişlik tüketme çokluğu değildir. Gelişmişlik sadece bir toplumdaki ortalama eğitim süresi de değildir.
Evet, bunlar Batının insani gelişmişlik endeksinin ana verilerinden bazılarıdır. Ama görülüyor ki, tüm bu insani gelişmişlik verileri, insanı ölümden korumuyor!
İşte mesele budur. Mesele “önce insan” mı, yoksa “önce kâr” mı meselesidir. Daha da somutlarsak, mesele kamuculuk mu, özelcilik mi meselesidir? Yani mesele sosyalizm mi, kapitalizm mi meselesidir.
YA SOSYALİZM YA BARBARLIK
Görülüyor ki, kendine özgü sosyalist bir model uygulayan Çin, “önce insan” felsefesiyle vatandaşlarını ölümden korumayı esas almış ve bunun için yapılabilecek her şeyi yapmıştır.
“Gelişmiş” Batı ülkeleri ise “önce kâr” dediği için, maliyet hesabı yapmakta, kurtarılacak insanların harcanacak paraya değip değmeyeceğine bakmaktadır.
Özetle kamucu ekonomiler ve “önce insan” diyen sistemler insanı yaşatmaktadır.
Tarihidir. Rosa Luxemburg, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, 1915’te yazdığı Alman Sosyal Demokrasisinin Bunalımı başlıklı broşüründe şöyle demişti: “Friedrich Engels bir keresinde şöyle demişti, ‘Burjuva toplumu bir ikilemle karşı karşıyadır: Sosyalizme yönelme ya da barbarlığa dönme.’ Bu ifadeyi, korkunç anlamını kavramadan düşüncesizce okuyup yineledik… Bugün Friedrich Engels’in bir kuşak öncesinde kehanette bulunduğu gibi, korkunç önermenin önünde duruyoruz: Ya emperyalizmin zaferi ve tüm medeniyetin antik Roma’da olduğu gibi çökmesi, nüfusun azalması, ıssızlaşma, yozlaşma, bir büyük mezarlık. Ya da sosyalizmin zaferi, yani sınıf bilinçli uluslararası proletaryanın emperyalizme ve onun yöntemi olan savaşa karşı mücadelesi.”
İnsanlık buradadır: Ya sosyalizm ya barbarlık!
KORONA GÜNLERİNDE İNSANLIK
En sonunda sosyalizmin kazanacağının işaretlerinden biri de “korona günlerinde insani yardım”dır.
– ABD’de hâlâ tartışılıyor: Sigortası olmayana bedava test yapılacak mı, yapılmayacak mı? Zira bedava test kapitalizmin ruhuna, kâr hırsına aykırı… İşte bu şartlarda Çinli Ali Baba’nın kurucusu Jack Ma’nın Vakfı, ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışladı (NTV, 16.3.2020).
– Çinli Jack Ma’nın Vakfı Avrupa’ya da geçen hafta 1,8 milyon maske bağışlamıştı.
– ABD Avrupa’ya uçuşları yasakladı. Ama Çin ve Küba, İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi (Sol, 14.3.2020).
– Küba koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020).
Korona günlerinde insanlık kazanacak, “önce kâr” değil, “önce ve her zaman insan” diyen sistem kazanacak!
Mehmet Ali Güller
17 Mart 2020
CRI Türk
Putin’in iki aşamalı hamlesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/03/2020
5 Mart’ta Moskova’da imzalanan Ek Protokol’ün altı dolduruluyor. Türk ve Rus askeri heyetlerinin müzakereleri olumlu sonuçlandı ve imzalar atıldı.
Buna göre, Türk ve Rus askeri heyetleri 15 Mart’tan itibaren M4 karayolunun bir bölümünde ortak devriye görevi uygulayacaklar. O yol Serakib’in 2 km. batısındaki Trumba’dan Lazkiye’nin doğusundaki Ayn El Havr’a kadar olan bölümü kapsıyor.
Bu yol aynı zamanda Ek Protokol’e göre İdlib’i fiilen ikiye bölüyor: Daha önce Türkiye’nin ve desteklediği grupların denetimindeki güneydeki bölge artık Suriye ordusunun denetiminde.
M4 karayolunun belirtiğimiz kısımları aynı zamanda artık güvenli koridor. Yolun 6 km. üstündeki kısmı Türk askeri denetiminde, 6 km. altındaki kısmı ise Rus askeri denetiminde.
Güneyde kalan Kafkas ve Uygur ağırlıklı grupların da bulunduğu HTŞ bağlısı gruplar adım adım Rus hava kuvvetleri destekli Suriye ordusunca temizlenecek. Bunların kuzeye, Türk denetimindeki topraklara çekilmesi karşısında, TSK’nin de Ek Protokol’e göre bu gruplarla mücadele etmesi gerekecek.
Kırılgan ateşkesten kalıcı ateşkese
5 Mart Ek Protokolü, ilk andan beri belirttiğimiz gibi olumluluklarına rağmen tarafların hedeflerindeki uyumsuzluk nedeniyle geçici ve kırılgan olma riski taşıyor.
Türk ordusu ile Suriye ordusunu savaşın eşiğinden çeviren Ek Protokol, geçici ama yararlı uzlaşı, kırılgan ama zaman kazandıran ateşkesti.
İşte Türk ve Rus askeri heyetleri de birkaç gün süren müzakerelerinde bu geçiciliği ve kırılganlığı kaldırmaya çalışıyordu. Nitekim Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da müzakereleri değerlendirirken yaptığı açıklamada “temennimiz ateşkesin kalıcı olması” diyerek, kırılganlığın varlığına işaret etmiş oldu.
Ancak kırılganlığı gidermek sadece müzakerelerde bir orta yola varmakla mümkün değil artık…
Ek Protokol’ün verdiği iki görev
5 Mart Ek Protokolü’nün esas önemi, Moskova’nın Ankara’yı Şam’la fiili işbirliğine zorlayan yanıdır.
Şöyle ki, Ek Protokol hem terörle topyekûn mücadeleyi hem de mültecilerin geri dönüşünü içeriyor. Bu iki iş de Şam yönetimiyle işbirliği yapmadan gerçekleşemez!
Her iki iş de sadece Türkiye ve Rusya tarafından kotarılamayacak büyüklüktedir. Dahası, Türkiye ve Rusya, bu işleri ancak Suriye’yle birlikte yürütürse, iki iş de olumlu sonuçlanabilecektir.
Yani Putin, Ankara’yı Şam’la işbirliğine zorlamak için ikinci bir aşama başlatmıştır. İlk aşamada, anımsayacaksınız, Ankara’ya Adana Mutabakatı’nı anımsatmışlardı. Daha teorik olan bu aşamayı, şimdi pratik boyutu önde olan ikinci aşama izleyecek: Terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü…
Suriye politikasında revizyon şart
Dolayısıyla AKP hükümeti için manevra alanı artık daralmıştır. AKP hükümeti Suriye’nin kuzeyinde bir nüfuz bölgesi oluşturabilmek için süreci ve muhataplarını artık daha fazla oyalayamayacak yere gelmiştir. Ki İdlib sorununun çözümü zaten iki yıldır beklemedeydi. Artık o süreç bittiği için Rusya ve Suriye’den çözüm hamlesi gelmişti.
Şimdi AKP hükümetinin önünde iki seçenek var: Ya Ek Protokol’ün gereğini yapacak, terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü için çalışacak ve bunu zamanla Şam yönetimiyle işbirliği içinde yürütecek, ya da “ÖSO koridoru” hedefi için uygun bir zamanda rafa kalkan savaş seçeneğini yeniden indirecek.
Açık ki Türkiye için yararlı olanı ilk seçenektir ve yararda Rusya ve Suriye ile ortaklık vardır!
Türkiye için yararlı olacak bu seçeneğin “sahada sorunsuz” uygulanabilmesi için de AKP hükümetinin Suriye politikasında köklü bir revizyon şarttır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Mart 2020