Efendi gazeteci olmakla suçlanmak!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/03/2015
Ankara Kitap Fuarı’nda bir okurumuz-izleyicimiz yaklaştı ve “seni ekranlarda çok efendi görüyoruz” dedi. Daha ağzımdan “teşekkür ederim”in te’si çıkmadan devam etti izleyci: “Ama böyle olmaz Mehmet Ali bey! Daha atak olmalısınız, daha çok araya girmelisiniz, daha çok konuşmalısınız, daha müdahaleci olmalısınız.”
Dedi ve gitti, öyle bakakaldım arkasından.
Kitaplarımızı yan yana imzaladığımız deneyimli gazeteci Can Ataklı “Hayret, ‘seni ekranlarda çok efendi görüyoruz’ diye başlayınca ben de seni övecek sanmıştım” dedi. Ne yalan söyleyeyim, ben de öyle sanmıştım!
HABER TÜRK’TE NE OLDU?
Doğru, son olarak çıktığım Haber Türk’teki programda “çok efendi” kalmıştım!
IŞİD’i tartışmaya gelmiştik ama konukların bir bölümü konuyu Mehdi’ye ve kıyamete bağlıyordu… IŞİD’i tartışmaya gelmiştik ama konuklardan biri “her topa koşan acemi santrofor gibi” her lafı keserek ekranda daha çok kalmaya gayret ediyordu… IŞİD’i tartışmaya gelmiştik ama ilahiyatçı konukla siyasal İslamcı konuk, bir başka programdan kalma “iç savaşlarına” devam ediyordu…
Haliyle sözlerimi kısa tutmuştum; önümdeki cep telefonundan haber karıştırmayı tercih etmiştim.
Sunucu Didem Arslan da program bittiğinde “siz çok sıkıldınız galiba” diyerek zaten duruma teşhis koymuştu!
İzleyicinin “çok efendi kaldınız” uyarısıyla bu programı yeniden anımsadım ve o üç saatlik programı bir de izleyici gözüyle düşündüm. Ne anlamıştık? Üç saat izleyip de neyi öğrenmiştik? Tamam ekranda sürekli konuşan 6-7 “uzman” vardı ama ne anlatıyorlardı?
TARTIŞMA DEĞİL KONUŞTURMAMA!
Ben de uzun yıllar program yapıp sunduğum için az çok anlarım; özellikle son yıllarda yapılanlar gerçekten bana göre programcılık değil!
Tamam, belki bizim anlatılan anlaşılsın diye araya pek girmeme tarzımız sıkıcı gelebilir, tamam belki bizim konuk derdini iyi anlatsın diye diğer konukların söz kesmesine izin vermememiz eski tarz gelebilir…
Tamam biraz aksiyon olsun, tamam karşıt görüşlü konuklar sert tartışsın ama olan çok daha ötesinde bir şey. Konukların birbirine hakaret ettiği, küfürlerin havada uçtuğu, eski defterlerin açıldığı, insanların birbirini “tutuklanmakla” tehdit ettiği programlar hakim ekranlara…
Yan, “tartışma değil konuşturmama” programları çoğu. Ancak konu oradan açıldığı ve öyle sanılacağı için hemen belirtelim: Didem Arslan‘ın katıldığım programı o kategoride değildir ve bu açıdan bakıldığında Arslan’ın programının çıtası çok da yükseklerdedir, haksızlık yapmayalım.
AK-DÖNÜŞÜM
Peki niye böyle oldu? Neden “ekranda efendi olmak” artık ayıplanıyor?
AKP Türkiye’ye basit bir siyasal değişim yaşatmıyor; tümden bir dönüşüm, daha doğrusu başkalaşım gerçekleştiriyor. Her alanda başkalaşıyoruz ve bozuluyoruz…
Gazetecilik de bozuldu. AKP, bu başkalaşıma uygun bir gazetecilik ortaya çıkardı; AK-Medya, havuz medyası dediğimiz budur; bavullu gazetecilik, tetikçi ve şantajcı gazetecilik dediğimiz budur…
Kuşkusuz gazetecilik AKP’den önce de dört dörtlük yapılmıyordu ama böyle de değildi!
YIKTILAR, YAPMALIYIZ!
Haliyle ekranlara da döneme uygun tipler doluştu: Eline tutuşturulan bavuldaki sahte belgelerle ekranda terör estirenler, gazeteciden sayılmakla kalmadı, üstüne bir de ödüllü gazeteci yapıldı! Parmağını sallayan, “seni de içeri alağız” diyen kalemşörler, her konunun uzmanı olarak ekranları parselledi! Meslekte daha iki yılını doldurmadan boğazdan milyon dolarlık yalı alabilecek kadar “kazananlar” oldu! Dün dediğinin tersini bugün hiç utanmayan diyen koca koca meslek büyüklerimiz de oldu!
Uzatmayalım; bu sahneleri birlikte yaşıyoruz ve izliyoruz. İşte bu da böyle bir dönem…
Dolayısıyla önümüzdeki büyük mücadele sadece bir hükümet değişikliği meselesi değildir; aslında herşeyi yeniden düzeltmek diye çok büyük bir görev duruyor önümüzde.
13 yıldır bir karşı-devrimle herşeyi yıkıyorlar, o nedenle bir devrimle yeniden yapmaya ihtiyacımız var asıl!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Haziran 2015
AKP, paketi PKK onayıyla bölecek
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/03/2015
AKP ile PKK’nin 28 Şubat’ta açıkladığı 10 maddelik anlaşma İç Güvenlik Paketi’ne nasıl yansıyacak? AKP, PKK’nin isteği doğrultusunda pakette bazı değişiklikler yapacak mı?
İnceleyeceğiz, ancak doğru yanıtı bulabilmek için önce paketin hedefini netleştirmemiz gerekiyor.
PAKET PKK AYAKLANMASI İÇİN DEĞİL
Anımsayacaksınız, bu köşede paketi henüz TBMM’ye gelmeden önce incelemiş ve şu sonuca varmıştık: Paket, Haziran’ı bastırma paketiydi!
Fakat hem AKP çevrelerinden, hem de devletin çeşitli kurumlarından sürekli şu propaganda yapılıyor: “Paket, 6-8 Ekim benzeri kalkışma girişimlerine karşı önlem için çıkıyor.”
Böylece CHP’den MHP’ye kadar pek çok kesimin itirazına gerekçe bulunmuş oluyor! Hatta Ahmet Davutoğlu son olarak CFR’de IŞİD’i bile pakete gerekçe olarak açıkladı!
Peki bu gerçek mi? Birkaç nedenle değil:
1) Paket üç bölümden oluşuyor; polis kanunu, jandarma kanunu ve nüfus kanunu. Özeti şu: Polis kanunuyla savcının işini polis, hakimin işini vali yapacak. Yargıya gerek kalmadan vali emredecek, polis yakalayacak. Jandarma kanunuyla Jandarma ve Sahil Güvenlik TSK’den koparılıp İçişleri Bakanlığı’nın ve valilerin emrine verilecek. Nüfus kanunuyla vatandaş fişlenecek, gözlenecek, izlenecek…
2) Bu paket, 6-8 Ekim’in çok öncesinden beri AKP’nin gündemindeydi. Hatta İç Güvenlik Bakanlığı’yla beraber düşünülmüştü. Ancak Erdoğan hükümeti tıpkı yeni anayasa gibi bunu da gerçekleştiremedi. (İç Güvenlik Bakanlığı’nın kurulması ve Fidan‘ın bu bakanlığı yönetmesi AKP’nin yine gündeminde.)
3) 6-8 Ekim’de “kamu düzeni” yasa eksikliği nedeniyle değil, AKP’nin Açılım’ı nedeniyle bozuldu. Kolluk güçlerine, hükümetin emrindeki valiler üzerinden zaten uzunca bir süredir işleri yaptırılmıyor; Açılım zarar görmesin diye kamu düzeninin bozulmasına göz yumuluyor. (Bu arada paket iddia edildiği gibi PKK ayaklanmasına karşı önlem içinse, neden Sahil Güvenlik de Jandarma’yla birlikte vali emrine sokuluyor? Hakkari’deki, Diyarbakır’daki bir ayaklanmaya denizden mi müdahale edilecek?)
ERDOĞAN: PAKET GEZİ’YE ÖNLEM
Bakınız İç Güvenlik Paketi’nin PKK ayaklanmasına önlem amacı taşımadığını en sonunda Erdoğan da itiraf etti. Erdoğan Suudi Arabistan yolunda açık açık paketin Gezi için olduğunu belirtti! (yenisafak.com, 2 Mart 2015)
Evet, AKP bu yasayı ortağı PKK için değil, karşıtı muhalifler için, yeni bir Haziran’da ayaklanacak milyonları bastırmak için çıkarıyor!
Peki bu durumda PKK ve HDP niye pakete karşı çıkıyor? HDP’nin Türkiye solunu yutmak ve Haziran’ın Cumhuriyetçi zeminini bulandırmak için özellikle kurulduğunu bu köşede çokça işledik… HDP’nin bu pakete neden karşı çıktığının yanıtı, Öcalan‘ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatıyla başlayan süreçte yatıyor.
Tabii şu da var: Ortada bir müzakere de olsa, masada güçlü olmak için PKK eylem yapacaktır. Sokağı Haziran’a yasaklayan yasalar, neticede PKK’yi de olumsuz etkileyecektir. HDP’nin itirazı biraz da bundandır.
AKP’NİN BULABİLDİĞİ ÇÖZÜM: PAKETİ BÖLMEK
Peki AKP bu durumda ne yapacaktı? Paketi geri çekse 7 Haziran öncesi “PKK istedi AKP geri adım attı” basıncına maruz kalacak. Pakette ısrar etse ortağıyla anlaşmasına uymamış olacak; bunun maliyeti ise 7 Haziran öncesinde yüksek olacaktır!
AKP işte bu nedenle CHP ve MHP’yi de konuya ortak edecek bir çözüm aramaktadır. Fakat CHP “paket tümden 7 Haziran sonrasına kalsın” diyerek, MHP de “jandarma kısmı paketten çıkarılsın” diyerek AKP’yi zorlamaktadır.
AKP yönetimi bu nedenle şimdi paketi bölmeyi ve PKK’nin kabul ettiği kısmı TBMM’den geçirmeyi, MHP’nin itiraz ettiği kısmı da 7 Haziran sonrasına ertelemeyi kendi içinde tartışıyor.
Yani aslında toplumsal dinamiklerin önünde paketi tümden çöpe atma şartları vardır ve buna soyunan kuvvet, 7 Haziran’a yığınak yapmış olacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mart 2015
Davutoğlu’nun IŞİD itirafı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/03/2015
Bazı siyasi itiraflar vardır, itiraf diye değil ama açıklama cinsinden yapılmıştır; işte öyle itiraflar bazen altı aydır anlatmaya çalıştığınız bir gerçeği çırılçıplak getirir masanın üstüne koyar!
Örneğin Erdoğan‘ın 15 Şubat 2004’te, Kanal D ekranında “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” demesi gibi.
Birincisi Erdoğan‘ın hangi projenin görevlisi olduğunu, ikincisi hangi ülkenin planlamasında rol aldığını, üçüncüsü o planlamanın hedefinin ne olduğunu ortaya koyuyordu bu itiraf.
Biz 3 Kasım 2002’den beri anlatmaya çalışıyorduk ama Erdoğan yaklaşık 15 ay sonra en temiz özeti yapmış oluyordu.
ABD’NİN IŞİD STRATEJİSİ
İşte yine benzeri bir durumla karşı karşıyayız. 9 Haziran 2014 gününden bu yana, yani IŞİD’in Musul’u bir gecede işgal etmesinden bu yana anlatmaya çalışıyoruz:
IŞİD ABD’nin bölgeye dönebilmesinin manivelasıdır, ABD için dost maksatlı düşmandır. Irak’ta Bağdat ile Erbil’in, Suriye’de Şam ile Türkiye sınırının arasına sosis gibi giren IŞİD’den boşaltılacak alanlar ne Bağdat’a ne de Şam’a bırakılmak istenecek, IŞİD’den boşaltılacak alanlarda PKK ve KDP egemenliği kurulmaya çalışılacak.
Çünkü ABD’nin asıl hedefi Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmaktır. Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ı, Suriye’nin kuzeyinden İskenderun havzasına uzatmaktır. Barzani’ye bu amaçla Kerkük işgal ettirilmiş, PKK-PYD’ye bu amaçla Suriye’nin kuzeyinde kanton kurdurulmuştur. Ve AKP-PKK Açılımı bu hedefe uygun şekilde biçimlendirilmiştir: Örgütün Türkiye’de silah kullanmaması ama Irak ve Suriye’de daha da silahlanması!
ABD ve Batı KDP ile PKK’yi bu nedenle silahandırmakta, eğitmekte ve donatmaktadır. TSK bu plana mecbur edilebilmek için Eğit-Donat programı imzalanmıştır, Musul harekatı tezgahı kurulmuştur, Kobani’ye peşmerge koridoru açılmıştır ve Kuzey Irak’ta özel kuvvetlere peşmerge eğittirilmiştir.
IŞİD’DEN BOŞALACAK ALANLARA KİM GİRECEK?
Tam 9 aydır özetle bunları anlattık, yetmedi, üstüne bir de “IŞİD: Kara Terör” diye kitap yazdık.
Ama işte Ahmet Davutoğlu çıktı ve tıpkı Erdoğan‘ın yukarıda verdiğimiz örneğinde olduğu gibi 9 aydır anlatmaya çalıştığımız bir gerçeği çırılçılak masanın üstüne koydu! Teşekkür ediyoruz.
Ne mi o gerçek? Şöyle diyor Davutoğlu: “Bizin için ‘DAİŞ (IŞİD) çıkınca ne olacak’ sorusu önemli. DAİŞ’in boşalttığı yere Suriye rejimi girmemeli veya Irak’ta Şii milisler girmemeli.” (Akif Beki, Hürriyet, 5 Mart 2015)
Soru basit: Peki IŞİD’den boşaltılacak alanlara kim girsin?
Yanıt, tıpkı Erdoğan‘ın itirafına 11 yıl önce “peki Diyarbakır nerenin merkezi olur” diye sorduğumuz sorunun yanıtı kadar açıktır!
DAVUTOĞLU’NUN ABD’YE VERDİĞİ SÖZ
Aslında tüm bunlarda hiçbir sürpriz yoktur. Erdoğan iktidar olabilmek için ABD’nin BOP eşbaşkanlığını kabul etmiş ve o proje içinde görev yapmıştı, yapıyor. Aynı durum Davutoğlu için de geçerlidir.
Davutoğlu da Dışişleri Bakanı olarak atanmadan bir ay önce ABD’ye şu sözü vermişti: “ABD ile Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar, enerji güvenliği konularına ilişkin yaklaşımımız neredeyse aynıdır. O yüzden ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak ve bu da soğuk savaş sonrasının yeni dünya düzeni oalcaktır.” (Anadolu Ajansı, 21 Mart 2009)
Özeti şudur: AKP Hükümet, ABD’nin küresel hakimiyeti için ona Ortadoğu’da taşeronluk yapacak ve alt bölgesel bir düzen olarak ona Kürt Koridoru’nu kurmaya çalışacaktır. İşin esası budur ve gerisi ayrıntıdır.
AKP Hükümeti bu rolün karşılığı olarak 3 Kasım 2002’de sandıktan çıkarılmıştır ve bu rolü sürdürebilecek en kullanışlı aktör olduğundan dolayı kimi sıkıntılara rağmen ABD’nin model ortağı olmaya devam edebilmektedir.
AKP yöneticileri bu tabloyu kendi tabanına kabul ettirebilmek için yeni-Osmanlıcılık oynamakta, diğer çevrelere kabul ettirebilmek için de “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” masalı anlatmaktadır.
Açılım, yeni anayasa, başkanlık sistemi gibi hedefler de işte bu nedenledir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mart 2015
Erdoğan’ın Riyad hamlesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/03/2015
Erdoğan‘ın Suudi Arabistan ziyareti, “değerli yalnızlık” diye örtmeye çalıştıkları dış politika felaketine çözüm arama girişimiydi; kral değişikliğini fırsata dönüştürme hamlesiydi.
Başarılı oldu mu? Olgular üzerinen inceleyeceğiz ama önce mevcut tabloya bir bakalım.
AKP’NİN ‘DEĞERLİ YALNIZLIK’ TABLOSU
Suudi Arabistan, Katar’la birlikte AKP’nin Suriye düşmanlığındaki ortağıydı. Her üç kuvvet de ABD’nin Suriye planında özel görevler üstlenmişti. Katar finansman sağlıyordu, Suudi Arabistan istihbarat, AKP Hükümeti de sınırdaş olması nedeniyle lojistik destek…
Fakat Mısır’da İhvan diktatörlüğünün yıkılması bu troykayı dağıttı. AKP ve Katar İhvan’ın devrilmesine darbe dedi ve karşı çıktı, Suudi Arabistan ise İhvan’ın devrilmesini destekledi.
Bu durum bölgede bir Kahire-Riyad ekseni oluşmasına neden oldu. Bu eksen doğal olarak Riyad’ı Suriye konusunda sınırladı. Zira Kahire, Suriye’de açıkça Moskova’nın aldığı inisiyatife uygun şekilde konumlanıyordu; “Esad’lı çözüm” diyordu.
Öte yandan Suudi Arabistan, etkisi altındaki Körfez ülkelerini de harekete geçirerek AKP dışında İhvan’a destek veren Katar’ı sıkıştırdı. En sonunda bu ülke de İhvan’a karşı tutum değişikliğine gitti.
Böylece AKP Hükümeti bölgede iyice yalnızlaşmış oldu! Kuşkusuz tamamen yalnız değildi, ÖSO vardı, Barzani vardı, PKK vardı…
ERDOĞAN’IN MISIR MESAJI
AKP iktidarı, Suudi Arabistan Kralı Abdülaziz‘in ölmesi ve yerine Kral Salman‘ın gelmesini bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Erdoğanlar, Mısır’la yakınlaşan Abdülaziz‘in tersine Salman üzerinden bu ülkeyle yeniden ittifak koşullarını arıyor.
İşte Erdoğan‘ın ziyaretinin temel hedefi buydu. Peki bu hedef gerçekleşti mi? Ya da ne oranda gerçekleşti?
Erdoğan dönüş yolunda şu dikkat çekici açıklamayı yaptı: “Bizim için asıl önem arz eden konu, Türkiye-Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri daha iyi bir noktaya taşımak. Mısır meselesi, bizim Suudi Arabistan ile ilişkilerimize gölge düşürmemelidir. (…) Mısır’ı asla yok farz edemeyiz. Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye; bu üçlü ayak, bölgenin en önemli ülkeleri. (…) Bana göre Mısır konusunda, en etkin olabilecek olan ülke Suudi Arabistan’dır. Bunu kendileriyle de paylaştım. Eğer burada Suudi Arabistan bir adım atacak olursa, devran tersine dönebilir.”
Peki bu açıklama ne anlama geliyor?
RİYAD’I KAHİRE’DEN KOPARMA HAMLESİ
Suriye konusunda iki temel model çarpışıyor: Biri Rusya, İran, Irak ve elbette Şam yönetiminin içinde olduğu bölge modeli. Diğeri ise ABD’nin PKK, AKP, ÖSO gibi kuvvetlere dayanarak yürütmeye çalıştığı Batı modeli.
Erdoğan, Suriye konusunda bölge modeline yakın duran Mısır’ın Suudi Arabistan üzerinden Batı modeline eklemlenmesini istiyor.
Fakat bunun gerçekleşme şansı yok. Kuşkusuz Erdoğan bunu biliyor. Zaten Erdoğan’ın hamlesi gerçekte Mısır’ı kendilerine yaklaştırmaktan çok, aslında Suudi Arabistan’ı Mısır’dan koparmayı hedefliyor.
Yani Erdoğan aslında eski müttefiki Suudi Arabistan’la Suriye’de yine tam mutabık olabilmenin peşinde!
AKP İÇİN RİYAD’IN ÖNEMİ
Riyad’ın pozisyonu Erdoğanlar için özellikle şu üç nedenle önemli:
1) Erdoğan, Riyad desteğini Tahran’a karşı bir avantaj olarak görüyor. Suudi Arabistan’ın İran’a karşı İsrail’le yaptığı stratejik ortaklık anlaşması bu noktada önem kazanıyor. Zira AKP Hükümeti fiilen hem Suriye hem de İran cephesinde nesnel olarak İsrail’le birlikte yer almış oluyor!
2) Erdoğan, Riyad ve Körfez desteğini İran-Irak-Suriye hattına karşı bölgede bir cephe oluşturabilme avantajı olarak görüyor.
3) Erdoğan, Riyad desteğini ve dolayısıyla Körfez sermayesini, ekonomiz kriz tehdidine karşı sıcak para avatantajı olarak görüyor.
Peki bu avantajlar Erdoğan‘ın “değerli yalnızlığına” gerçekten çare midir? Türkiye açısından asıl soru budur ve çare olmadığı gibi, tersine Türkiye’yi daha da büyük belalara sokma girişimidir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mart 2015
Perinçek-Esad buluşmasının anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/03/2015
Doğu Perinçek başkanlığındaki Vatan Partisi yöneticileri ile bağımsız milletvekili Birgül Ayman Güler ve AKP kurucusu Abdüllatif Şener‘in yer aldığı Türkiye heyetinin Suriye ziyareti, işaret ettiği yeni rota nedeniyle tarihi önemdedir.
Hangi rota? Türkiye’nin komşusuyla düşmanlık değil, dostluk geliştirme sürecine girme rotası!
Önce Tayyip Erdoğan‘ın, ardından da hükümet sözcüsü Bülent Arınç‘ın bu ziyareti telaş ve korkuyla hedef alması, işte bu nedenledir.
TÜRK-ARAP DOSTLUĞU
Bu esasın üzerinde daha ayrıntılı duracağız ancak Doğu Perinçek ile Beşar Esad‘ın buluşmasının diğer anlamlarını ve ikilinin verdiği fotoğrafın mesajlarını sıralayalım:
1) Türk heyetinin ziyareti, bölgeye ve elbette emperyalizme verilen Türk-Arap dostluğu mesajıdır.
AKP Hükümeti’nin mezhepçi temelde ele aldığı için son tahlilde siyaseten Arap karşıtlığına oturan dış politikası, Türkiye’nin bölge nezdindeki imajına ağır bir darbe vurmuştu. İşte bu ziyaretle Türkiye yeniden Arap dostluğu mesajı vermiş oldu.
2) Türk heyetinin ziyareti, komşusuna düşmanlık yapanın sadece AKP Hükümeti olduğunu fakat Türkiye’nin hükümete rağmen komşusuna dostluk duyguları beslediğini ortaya koydu.
Aslında Türkiye bu mesajı ilk günden beri veriyordu ve AKP Hükümeti’nin daha saldırgan bir Suriye politikası izlemesinin önüne de işte milletin bu tutumu geçmişti.
BOP DEĞİL BAB KAZANACAK
3) Türk heyetinin ziyareti, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin değil, bölgenin Batı Asya Birliği (BAB) projesinin son tahlilde hayata geçeceğini göstermiştir. Türk heyetinin “7 ülke – 7 deniz” programın Şam yönetimince desteklenmesi, gelecek açısından büyük önem taşımaktadır.
4) Türki heyetinin ziyareti, Türkiye ile Suriye’nin geleceklerinin ortak olduğunu ortaya koydu. Her iki taraf da kalın çizgilerle altını çizdi: Suriye’nin bölünmesi Türkiye’nin bölünmesiydi!
5) Türk heyetinin ziyareti, Türkiye ile Suriye’nin emperyalizme ve onun desteklediği teröre karşı birlikte direneceğinin mesajını verdi. Zira emperyalizm Kürt Koridoru planıyla gerçekte sadece Suriye’yi değil, Türkiye’yi de hedef alıyordu.
ABD’YE ‘KAZANAMAYACAKSIN’ MESAJI
6) Türk heyetinin ziyareti, emperyalizmin bölgeye mezhepçiliği dayattığı koşullarda, aynı zamanda bir laiklik mesajıydı.
Heyetin Suriye müftüsü Bedrettin Ahmet Hassun‘la görüşmesi, Hassun‘un “ben laik bir müftüyüm” demesi ve Perinçek‘in de “siz büyük önderimiz Atatürk‘ün hayal ettiği müftüsünüz” yanıtı vermesi, büyük mesajlar taşıyordu.
7) Türkiye heyetinin ziyareti, ABD’ye bir mesajdır ve Washington’un bu topraklarda zafer kazanamayacağının Şam’dan ilan edilmesidir!
8) Son olarak bu ziyaret, en başta söylediğimiz gibi, toplamda Türkiye açısından yeni bir rotaya işaret etmesi bakımından anlamlıdır. Açalım:
İKİ ANA EĞİLİM ÇARPIŞIYOR
Bakınız bütün alt renklerini bir kenara bıraktığımızda karşımıza şu tablo çıkar: Türkiye’de iki ana eğilim çarpışmaktadır. İç politikada, dış politikada, ekonomide, eğitimde, kültürde bu hep böyledir.
Bir yanda ABD stratejisi içinde komşusuna karşı konumlanan AKP’nin temsil ettiği Türkiye vardır, diğer yanda ise ABD’nin stratejisine karşı koyan vatansever kuvvetlerin temsil ettiği Türkiye…
İşte Türkiye heyeti bu ikinci eğilimin temsilcisidir!
ABD’nin IŞİD stratejisi ile bölgeye yeniden dönmeye çalıştığı, Suriye ve Irak’ta PKK ile KDP’ye alan açmaya uğraştığı, bölge haritalarını çizme macerasına soyunduğu bir süreçte gerçekleşen bu ziyaret, herşeyden önce Türkiye’nin AKP’nin işbirliğine rağmen yine de ABD cephesinde yer almayacağının ilanıdır.
Türk heyeti bu ziyaretle AKP’ye işte bu mesajı vermiştir. AKP ABD’yle Eğit-Donat anlaşması imzalasa da, ülkeyi Musul harekatı tuzağına düşürmeye çalışsa da, vatanseverler ve milli kuvvetler buna izin vermeyecektir.
Ankara-Şam dostluk ekseni yeniden kurulmuştur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Şubat 2015
Milli devlet değil Y-CHP bitti!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/03/2015
CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu “ulus devletin miadı doldu” dedi!
Peki CHP ne? CHP milli devleti kuran parti değil mi?
CHP’nin tepe yöneticisi “milli devlet bitti” derken, aslında “CHP de bitmiştir” demiş olmuyor mu?
Oluyor ve aslında şu önemli gerçeğin bir yanını itiraf ediyor: Milli devlet değil ama CHP, daha doğrusu Y-CHP bitti!
Y-CHP: ATATÜRK 1930’DA KALDI
Bekaroğlu‘nun bu açıklaması ajanslara düşünce biz de haliyle sosyal medyadan eleştirdik. CHP’li dostlarımız, tıpkı geçen hafta Aydınlık gazetesinde yaşanan o tartışmadaki gibi davranarak, “neden CHP’yi eleştirip duruyorsunuz” diye tepki gösterdiler.
Onlara da belirttim, buradan da vurgulayayım: Bu durumdaki CHP’yi eleştirmeyip de ne yapalım, “milli devlet bitti” diyen CHP yöneticilerini alkışlayalım mı, bizden bunu mu istiyorsunuz?
Hayır, biz bunu yapmayacağız. AKP’nin alkışladığı “milli devlet bitti” uydurmasını, CHP’li dostlarımızı üzmek pahasına biz eleştireceğiz ve CHP’nin Genel Merkezi’ne inat, “milli devlet bitmedi” diyeceğiz!
Ve CHP’li dostlarımızı da, 2000’lerin başında “milli devlet bitti” saçmalığını ortaya atan NeoCon’ların bile bir kısmı özür dileyip bu tezi geri almışken, tezin şu saatte CHP’nin en üst katından dillendirilmesini sorgulamaya çağıracağız!
Bakın “milli devlet bitti” tezi herhangi bir CHP’linin herhangi bir lafı değildir. Bugün CHP’de “Türkiye’yi bu hale milliyetçilik getirdi” diyen CHP’li milletvekilleri ve yöneticiler bile vardır!
Sanırsın CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk milliyetçi değildi ve sanırsın CHP’nin bayrağındaki ve programındaki Altı Ok’tan biri milliyetçilik değil!
Bunu anımsattığımızda verilen “onlar 1930’da kaldı” yanıtı ise aslında yine en başta söylediğimizi teyid ediyor: Asıl biten Y-CHP’dir!
CHP OK’SUZ PARTİ
CHP’de sadece Altı Ok’tan milliyetçilik mi ayaklar altında?
Laiklik? Rafa kalkmış türbanı “AKP’nin kozunu elinden alacağız” diyerek ta ilkokullara kadar kim soktu? Atatürk‘ün kapattığı “tekke ve zaviyeler açılsın” diyen kim? Tarikat ve cemaatlere sivil toplum kuruluşu muamelesi yapan kim?
Devletçilik? Ekonomide serbest piyasacılığı savunan ve özelleştirmeleri alkışlayan kim?
Cumhuriyetçilik? Halkçılık? Hele de devrimcilik?
Uzatmayalım: “Türkiye’yi bu hale ulusalcılık-milliyetçilik getirdi” diyen, “ulusal, milli devlet bitti” diyen CHP yöneticileri, bize milliyetçilik ve milli devletin değil fakat Y-CHP’nin bittiğini göstermektedir.
O nedenle hiç lafı dolandırmadan belirteceğim: Evet Y-CHP bitti ama Altı Ok’u program olarak hakkıyla savunan Vatan Partisi var!
Vatan Partisi milli devleti savunacak ve tıpkı Mustafa Kemal gibi arasız devrimlerle milli devleti yeniden inşa edecektir!
TURHAN ÖZLÜ’NÜN Y-CHP KİTABI
Kemal Kılıçdaroğlu‘nun CHP’nin Genel Başkanı olması ve bir kaç yılda partinin en üst katını Altı Ok’a düşman isimlerle doldurabilmesi aslında sıradan bir olay değildir.
Kasetten bu yana CHP nasıl bir dönüşüm geçirdi? Nasıl Yeni-CHP oldu? Nasıl Yeni Anayasa çalışmasına ve Kürt Açılımı’na dahil edildi? Yeni-CHP laiklik ilkesini nasıl terketti? Yeni-CHP milliyetçilik ve milli devlet karşıtlığına nasıl konumlandırıldı? Ve en sonunda Ergenekon tertiplerindeki polis şeflerinin bile milletvekili aday adayı olabildiği bir duruma nasıl gelebildi?
Bu dönüşümü saptayabilmek sadece CHP için değil, Türkiye için de hayatidir.
Değerli ağabeyim Turhan Özlü işte bu dönüşümü inceledi. Silivri zindanlarındayken başladığı bu büyük dosyayı çok önemli bir başucu kitabına dönüştürdü. İncelenen binlerce sayfa belgenin, yüzlerce haber küpürünün ve tüm bunları yerli yerine oturtabilmek için yüzyıla yaklaşan CHP tarihinin analiz edildiği bu büyük çalışmayı “bize kızan dostlarımıza” özellikle tavsiye ediyoruz.
Turhan Özlü‘nün Kaynak Yayınları‘ndan çıkan “Y-CHP” kitabını okuyun ve bize değil, “milli devlet bitti” diyen yöneticilerinize kızın!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Mart 2015
Irak ve Suriye’de AKP-PKK ortaklığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/03/2015
AKP hükümeti ile HDP yetkililerinin Dolmabahçe’de ilan ettiği Öcalan‘ın 10 maddelik metni, kamuoyuna “silah bırakma” çağrısı olarak yansıtıldı. Tersine, yapılan anlaşma PKK’yi IŞİD gerekçesiyle Irak ve Suriye’de silahlandırma anlaşmasıdır ve asıl sahibi de “IŞİD stratejisinin” sahibi olan ABD’dir.
ABD’NİN KABUL ETTİRDİĞİ PAKET
Öncelikle saptayalım: ABD ile Türkiye’nin Eğit-Donat anlaşması imzalaması, Şah Fırat operasyonu, Musul’u IŞİD’den kurtarma harekatına Türkiye’nin hava gücü ve özel birlikleriyle katılma hazırlıkları, İncirlik ve diğer üslerin bu harekat gerekçesiyle kullandırılması ile yeni anayasa, başkanlık sistemi ve özerklik hedefli AKP-PKK anlaşması aynı düzlemdedir.
Türkiye bu paket anlaşmalarla ABD’nin yeni Ortadoğu hamlesinde artık aktif rol almaktadır. Türkiye bu paket anlaşmalarla, ABD’nin IŞİD’le mücadele koalisyonunu içinde artık alt oyuncu olarak yer almaktadır.
Peki kimlerle birlikte? Barzani‘nin peşmergesi ve PKK’nin gerillalarıyla… Nasıl mı? Açalım:
ABD’NİN IŞİD STRATEJİSİ
Tekrar tekrar vurgulamak durumundayız: ABD’nin ana stratejisi Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmaktır. Bu ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak olan Büyük Kürdistan’dır. Büyük Kürdistan demek küçük Türkiye, küçük İran, küçük Suriye ve küçük Irak demektir.
ABD bu ana hedefi için IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt hakimiyeti kurmayı esas alan bir planlama yaptı. Barzani‘nin Kerkük’ü işgal etmesinden başlayarak Türkiye’ye peşmerge eğittirilmesi, peşmergelerin Türkiye’den açılan bir koridorla Suriye’ye sevkedilmesi ve PKK’nin Suriye kolu olan PYD ve onun askeri birimi olan YPG’ye Kobani’de dolaylı destek olunması işte o planlamanın gerekleriydi.
İKİ FARKLI YOL
Haliyle denilebilir ki madem bu strateji aslında komşularıyla birlikte Türkiye’yi de hedef alıyor, o zaman Türkiye neden bu stratejiye destek veriyor, neden komşularıyla bu stratejiye karşı ortaklık yapmak varken komşularına düşmanlık yapıyor ve neden bu stratejinin merkezinde yer alan PKK ve Barzani‘yle işbirliği yapıyor?
Soruların AKP ve TSK açısından iki ayrı yanıtı var. AKP 13 yıldır ABD’yle birlikte hareket etmeyi içeride iktidarının dayanağı ve bölgede “genişleme” fırsatı olarak görüyor. TSK ise daha doğrusu Genelkurmay Karargahı ise ABD’nin hedefine dışardan direnme şansı olmadığını, ancak içinde bulunarak ve bu yolla planı mümkün mertebe Türkiye lehine uygulatarak plana direnilebilceğini savunuyor.
Önemle anımsatalım: 1 Mart tezkeresi öncesinde de benzer bir tartışma vardı ve hakim görüş plana dışardan direnmek olmuştu. Ergenekon operasyonlarından sonra ABD planına bu kez yeniden içerden direnmenin seçilmiş olması acı dersler içermektedir.
İÇERDER DİRENMEK, DİRENEMEMEKTİR
TSK’nin hafızasında mevcuttur ve geride kalan 25 yılın en önemli dersidir: ABD planına içerden direnme yolunu seçmek, gerçekte direnememektir!
TSK ve Türkiye ABD planına ne zaman dışardan direndiyse, o plana ağır hasarlar verdi: Torumtay‘ın istifasıyla Irak savaşına girmeyerek, Saddam‘la dolaylı anlaşıp Irak’ın kuzeyine Çelik Harekatı yaparak ve 1 Mart tezkeresini reddedip ABD’ye kuzey cephesini kapatarak…
Fakat TSK ve Türkiye ne zaman ABD planı içinde yer aldıysa, yani içerden direndiyse, ABD planı aşama katetti: 36. paralele ve Çekiç Güç’e onay vererek, BOP içinde yer alarak…
Ve en önemli derstir: Türkiye ABD planına dışardan direndiğinde PKK küçülmekte fakat içerden direndiğinde PKK büyümektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mart 2015
ABD’nin Musul tezgahı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/02/2015
ABD’nin yeni Savunma Bakanı Ashton Carter‘ın “Musul operasyonun başarıya ulaşması için doğru zamanda düğmeye basılması gerekir” demesinden bu yana, Türkiye ile Irak arasında yoğun bir diplomasi trafigi başladı.
Ankara önce Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi‘yle, ardından da Irak Başbakanı Haydar İbadi‘yle telefon diplomasisi yürüttü.
Ardından Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi, hazırlıkları yapılan Musul harekatı görüşmeleri için Ankara’ya geldi; hem Davutoğlu ile hem de Erdoğan‘la görüştü.
ŞİİLER NUCEYFİ’YE KARŞI
Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonunun Nisan-Mayıs döneminde yapılması planlanıyor. Ancak opearsyonun başında Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi‘nin bulunması, üç nedenle Bağdat’ta sıkıntı yaratıyor.
1) Musul’u IŞİD’e çatışmadan teslim eden Esil Nuceyfi, Usame Nuceyfi‘nin kardeşiydi. Iraklı Şii gruplar, Nuceyfi kardeşlerin Tarık Haşimi üzerinden AKP Hükümeti ile kurduğu özel ilişkiden hep rahatsız oldular. Şiiler, Nuceyfi kardeşlerin, Irak’ın birliğinden çok üçe bölünmesini savunduğunu düşünüyorlar.
Bu nedenle Bağdat’ta (Sünniler içinde bile) Nuceyfi‘nin Musul opearasyonun başına geçmesine tepki gösteriliyor. Örneğin Irak Meclisi’ndeki Musul’u Destekleme Komitesi’nin Başkanı Zuheyr Çelebi, Usame Nuceyfi‘yi IŞİD karşıtı yükselen dalgadan yararlanmaya çalışmakla suçluyor ve “Usame ve kardeşi Esil Nuceyfi, Musul’un düşmesinin asıl sorumlularıdır” diyor.
2) Usame Nuceyfi, Şiilerin Musul oeprasyonunda yer almasına karşı çıkıyor. Nuceyfi Sünnilerin ve Kürtlerin bu harekatta görev almasını istiyor. Şiiler ise Kerkük’ü fırsat bilip işgal eden Kürt örgütlerinin bu harekatta yer almasını istemiyor, önce Kerkük’ü boşaltmalarını istiyor.
3) Usame Nuceyfi, IŞİD’le savaşmak için Musul Tugayları diye bir ordu kurdu. Nuceyfi bu orduyu tanıttığı konuşmasında, birliklerin bir bölümünün Kürt bölgesinde eğitildiğini açıkladı. (Acaba TSK’nin AKP Hükümeti’nin emriyle Irak’ın kuzeyinde, hem de Eğit-Donat anlaşması daha imzalanmadan eğittiği peşmergeler, bu birlikler mi?)
İKİ ORDU, İKİ OTORİTE, BÖLÜNMÜŞ IRAK
Nuceyfi‘nin Musul Tugaylarını kurması, pratikte “iki ordu, iki otorite” anlamına geliyor. ABD’nin üç parçalı Irak planını desteklemekle suçlanan Nuceyfi‘nin Musul harekatının başında olması, harekatın sonuçları açısından Bağdat’ta kaygı oluşturuyor. Nuceyfi bu nedenle Ankara desteği arıyor.
Böylece Musul’un işgal ediliği 9 Haziran 2014 öncesi cepheleşmeye yeniden dönülmüş olacak. O tarihten önce Erdoğan, Barzani, Nuceyfi, Haşimi dörtlüsü, Irak’ın birliğini inşa etmeye çalışan Nuri El Maliki‘ye karşı bir cephe kurmuş ve Bağdat’a karşı Ankara-Erbil ekseni inşa etmişti.
Burada asıl önemlisi Nuceyfi‘nin ne istediğinden çok ABD’nin ne istediğidir. Ankara’yla en sonunda Eğit-Donat anlaşmasını imzalayan ABD, Türkiye’nin Musul harekatına bir şekilde (karadan olmasa da havadan) katılmasını özellikle iki nedenle istiyor:
1) Böylece Türkiye ABD cephesine daha da eklemlenecek, bir girdaba girecek ve başta İncirlik olmak üzere talep edilen diğer lojistik destekleri vermeye mecbur olacak.
2) ABD’nin nihai hedefi olan Kürt Koridoru’na karşı olan TSK, AKP emrinde ve ABD planları içinde koridora karşı konumlanamayacak.
NE YAPMALI?
Musul harekatına katılmaya AKP Hükümeti de oldukça hevesli. Böylece hem 7 Haziran öncesinde Musul-Kerkük propagandasıyla milliyetçi oyları toplayabilecek hem de ABD’yle açılan makası kapatmış olacak.
Askeri ve sivil bürokrasi içinde de bu harekata destek verenler var. Daha şimdiden, tıpkı Eğit-Donat sürecinde olduğu gibi, Musul harekatının da aslında Kürt Koridoru’na engel olmak amacıyla yapılacağını fısıldamaya başladılar bile!
Asıl soru bizim ne yapacağımızdır. Eğit-Donat bu bakımdan derslerle doludur. “İnisiyatif orduda, anlaşma yok, imza yok” sarmalı içine düşülerek, milletçe bir karşı duruş örrgütlenemiyor ve en sonunda imza atıldığında yapılacak bir şey kalmıyor!
O nedenle, Genelkurmay katında yapılan yanlışlara dikkat çekerek ve tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi milletimizi seferber ederek orduya sahip çıkmalıyız. Ve daha da önemlisi, başta TSK olmak üzere tüm milli kuvvetleri, ABD’yi dışlayan bir komşularla işbirliği cephesi kurmaya zorlamalıyız. Aksi taktirde Musul harekatına engel olamaz ve Türkiye’nin adım adım ABD planlarını uygulamasını izlemiş oluruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Şubat 2015
PKK Kantonunu tanıma operasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/02/2015
Şah Fırat Operasyonu’nun askeri açıdan başarılı olup olmadığı tartışması, esası gözlerden uzak tutmaya devam ediyor. Yani meselenin siyasi boyutunu…
Üç gündür işlemeye çalıştığımız bu boyutu, bugün ayrıntılandırağız.
OPERASYONUN 4 ANLAMI
Şah Fırat Operasyonu, türbeyi 37 km’den sınırımıza çekme olayı değildir. Şah Fırat Operasyonu:
1) ABD stratejisine eklemlenmenin adıdır.
2) PKK-PYD’yle işbirliği dönemine girmenin adıdır.
3) Kürt Koridoru’na Kobani’ye peşmerge koridorundan daha büyük bir katkı koymanın adıdır.
4) Suriye devleti yerine PYD devletçiğini tanımanın adıdır.
Açalım:
1) ABD CEPHESİNE GİRMEK
1.1) Eğit-Donat programının imzalanması, AKP Hükümeti’nin ABD’nin IŞİD stratejisine iyice oturması ve bu stratejiyi uygulayacak cepheye iyice yerleşmek demektir.
1.2) ABD’nin IŞİD stratejisi, Irak ve Suriye’de IŞİD’den boşaltılacak alanlarda PKK ve KDP hakimiyeti kurma stratejisidir. Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir Kürt Koridoru kurmak isteyen ABD, bu amaçla şu aşamada Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden İskenderun limanı bölgesine bağlamaya çalışıyor.
1.3) ABD’nin stratejisi, koalisyon güçlerinin havadan, ABD ve Türkiye’nin eğittiği teröristlerin karadan yapacağı operasyonlarla uygulanacak. Eğit-Donat bu nedenle imzalandı.
2) PKK’YLE İŞBİRLİĞİ DÖNEMİ
2.1) Bu stratejiye eklemlenmek, haliyle Türkiye ile PKK’yi (Suriye’deki kolu olan PYD ve onun askeri birimi YPG üzerinden) aynı cephede yan yana getirmektedir.
Son olarak AKP ve Genelkurmay katında “PYD’den izin yok, PYD’ye bildirim var” şeklinde bağlanan ve AK-Medya’da “pasif işbirliği” diye adlandırılan durum, aynı cephede bulunma haline yapılan yumuşak atıftır…
2.2) 21 Mart’ta geldiği boyutun ilanına hazırlanan Kürt Açılım’ı, yani AKP-PKK ortaklığı, pratikte PKK’nin Türkiye yerine Irak ve Suriye’de silah kullanması anlaşmasıdır. Bu bakımdan ortada bir silahsızlandırma değil, tersine silahlandırma vardır.
3) KÜRT KORİDORUNA KATKI
3.1) Kobani’ye peşmerge koridoru açmak, sonuçları itibariyle ABD’nin Kürt Koridoru’na katkı sunmaktı. AKP Hükümeti o koridorla PYD’ye sadece askeri destek vermiş olmadı, Kürt Koridoru’nun parçaları arasına önemli bir bağlantı kurdu. (Koridor hâlâ açık.)
Türbeyi Eşme’ye getirmek, ilkini de aşan önemde bir bağlantı katkısıdır.
3.2) Eğit-Donat’la eğitilip silahlandırılacak teröristler Suriye’ye karşı sevkedilmeye başlandığında, Eşme’de inşasına başlanan türbe-karakol-üs, resmi olarak 3 yıl sürecek bu saldırının güvenli-tampon bölge hedefli cephelerinden birine dönüşebilecektir!
4) PKK DEVLETÇİĞİNİ TANIMAK
4.1) Türbe ve karakol eski yerindeyken muhatabımız Suriye’ydi. Türbe Eşme’ye getirilince, yani uluslararası hukuka göre egemen bir devletin toprakları işgal edilince, Ankara’nın muhatabı Şam olmaktan çıktı.
Peki yeni muhatap kim? Eşme’nin kontrolünü elinde bulunduran YPG!
Yani Ankara Şah Fırat Operasyonu ile pratikte PYD’yi Şam yönetimini yerine muhatap ilan etmiş oluyor. Bu haliyle PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye bir meşruiyet sağlama, onun kanton şeklindeki statüsünü tanıma anlamına geliyor!
4.2) “IŞİD’e karşı özgürlük savaşı veren Kürt örgütleri” kampanyası, sadece KDP’nin değil, PKK’nin de silahlandırılmasının zeminini yaratıyor. Aynı zamanda PKK’nin terör örgütü listelerinden çıkarılma çabalarına hizmet ediyor.
Ankara Şah Fırat Operasyonu ile işte bu uğraşının önünde bir engel olmadığını ilan etmiş ve PKK’ye uluslararası ölçekte el vermiş oluyor!
EĞİT-DONAT’I UYGULATMAYALIM
Yani mesele Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini etkileyecek önemdedir. “TSK başarılı mı, başarısız mı” sarmalından çıkmalı ve bu sürecin en önemli eşiği olan Eğit-Donat’ı uygulatmayacak bir siyasi seferberliğe soyunmalıyız.
Bölgesel şartlar hâlâ lehimizedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Şubat 2015
Esad’a düşmanlık, YPG işbirliğiyle sonuçlanır!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/02/2015
PKK’yle Açılım ortaklığı yapan, Öcalan‘la Ortadoğu planları hazırlayan AKP’nin Şah Fırat Operasyonu’nda PYD’nin silahlı örgütü YPG’yle yapılan işbirliğini perdelemeye çalışmasının bir anlamı var elbette. Çünkü 7 Haziran öncesinde, tıpkı daha önceki seçimlerde olduğu gibi, “milliyetçilik pozları” sergileyecek.
Ancak “TSK, YPG’yle işbirliği yapmaz” demenin TSK’ye, “Genelkurmay görüşmedi, MİT görüştü” demenin de Türkiye’ye yararı yoktur.
YPG’yle kimin görüştüğü, görüşülmesinin yanında önemsizdir.
PASİF İŞBİRLİĞİ
AK-Medya aslında daha ilk günden YPG’yle işbirliğini “Kürtlerle işbirliği” diye adlandırarak kabul etmiş oldu. Son olarak Abdülkadir Selvi bunu “pasif işbirliği” diye adlandırdı: Aktif değildi işbirliği, dediğine göre YPG araçları, bizim konvoyun peşine takılmıştı, öyle söyledikleri gibi bir koruma durumu değildi!
Laf kalabalığıydı hepsi, fakat Selvi‘nin asıl şu söylediği, bir yönelime işaret etmesi bakımından önemliydi: Türk ile Kürt kavga etmezse, böyle başarılı operasyonlar yapılabilirdi!
Anlamı şu: PKK’nin Suriye kolu olan PYD, AKP’nin Suriye planına eklemlenirse, iki taraf da kazanır.
MİT’in birkaç kez Ankara’da görüştüğü PYD lideri Salih Müslim‘e bu daha önce söylenmişti: “Esad’ı yıkma planımıza dahil ol, ÖSO’yla birlikte hareket et, özerkliğe karşı çıkmayız.”
BARZANİSTAN DERSLERİ
Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun sınıra yakın bir noktaya, YPG’nin kontrolündeki Eşme köyüne getirilmesi bu nedenle sıradan bir “kurtarma operasyonu” değildir. Bu, ABD’yle Eğit-Donat anlaşmasının imzalanmasının bir sonucu olarak PYD’yle aynı cepheye girilmiş olması demektir.
Hal böyle olunca, yani milli güvenliğin önündeki en büyük tehdit olan “Kürt Koridoru”na karşı konumlanmak yerine, öznesiyle yan yana durunca, görüşmeyi kimin yaptığının da bir anlamı kalmaz!
Barzanistan örneğinden çıkarılacak en önemli ders şudur: Barzanistan’a karşı olsanız bile, ABD’yle birlikte hareket ettiğiniz sürece, kendinizi Barzanistan’ı inşa ederken bulursunuz!
Bu durum, bugün için de geçerlidir.
İKİ STRATEJİK CEPHE
Stratejik düzlemde iki cephe vardır: Suriye Vatan Cephesi ve Suriye’ye Düşmanlık Cephesi.
Suriye Vatan Cephesi’nde Esad, Suriye devleti ve halkı, İran, Irak, Lübnan, Hizbullah, Filistin, Rusya ve Türkiye’nin milli kuvvetleri vardır.
Suriye’ye Düşmanlık Cephesi’nde ise ABD, İsrail, AKP, PKK, Barzani, El Kaide, IŞİD, ÖSO, Katar ve Suudi Arabistan vardır.
Ankara, bir süre İhvan merkezli bölünmüş Suriye hedefini (üç parçalı Suriye) ABD’ye kabul ettirebilmek için bu cepheye hafif yan döndü, pazarlıklar yaptı. ABD ise şartlar uygun olmadığı için, şu aşamada Kürt bölgesini inşa etmeyi esas alan iki parçalı Suriye hedefinde ısrar etti.
Bu süreç, Türkiye açısından Suriye’ye düşmanlık politikasından dönebilmek için fırsattı, olmadı.
ESAD DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI
En sonunda Ankara ABD’yle Eğit-Donat anlaşması imzalayarak, Washington’un cephesine iyice girmiş oldu.
Bu anlaşma, AKP Hükümeti’nin çıkarmış olduğu Suriye’ye düşmanlık tezkeresinin aslında doğal bir sonucuydu; Suriye’ye düşamanlıkta ısrar edenler için kaçınılmazdı…
YPG’yle işbirliği de bu nedenle kaçınılmazdı, doğal bir sonuçtu…
Önümüzdeki gerçek şudur: Tezkere, Kobani’ye peşmerge koridoru, Eğit-Donat anlaşması, ÖSO ve peşmerge eğitmek… Tüm bunlar kaçınılmaz olarak tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Kürdistan’ın inşasına yarayacaktır!
TSK YPG’yle işbirliği yapar mı, yapmaz mı konusu bu nedenle esas sorunun yanında ayrıntıdır. Suriye’ye düşmanlıkta ABD’yle aynı cepheye giren, adım adım herşeyi yapar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Şubat 2015