Şah Fırat’ta Türkiye’nin cephesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/02/2015
Şah Fırat Operasyonu’nun son tahlilde bizim için önemi, ülkemizin nerede, hangi siyasal cepheleşme içinde konumlandığına işaret etmesidir.
Operasyonun teknik olarak başarılı olup olmadığından tutun da, siyaseten nasıl tartışıldığına kadar, herşey ama herşey, bu esasın yanında ayrıntıdır.
IŞİD’DEN PYD BÖLGESİNE
Bu noktada karşımıza çıkan tablo şudur: Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu, IŞİD’in kontrol ettiği bölgeden PYD’nin kontrol ettiği bölgeye taşınmıştır.
Bunun anlamı açıktır: Ayn El Arap’ta (Kobani) PYD’ye karşı konumlanan ve nesnel olarak IŞİD’le aynı cephede saf tutan Türkiye, bu operasyonla tam tersi bir istikamete girmiş oldu. Virajın alındığı nokta ise ABD’yle Eğit-Donat programının imzalanmasıdır.
Bu sıradan bir imza değildir. Türkiye’nin ABD cephesinde yer alması ve haliyle merkezinde Kürt Koridoru olan plana eklemlenmesi demektir.
İZİN DEĞİL KOORDİNASYON
Kobani’de mehter marşı çalınmasından tutun da, “PKK’nin kantonları arasına bayrak diktik” propagandasına kadar herşey, bu konumlanmayı kabullenemeyecek kitleler için üretilmiş perdelerdir!
“PYD’den izin alma” tartışması da yine bu amaçla üretilmiş bir perdedir. Çünkü mesele izin değildir; mesele eşgüdüm ve koordinasyondur. “Kobani Kanton Başkanı” Enver Müslim Ankara’ya TOKİ’den ev bakmak için değil, işte bu koordinasyon için gelmiştir!
Kaldı ki başta AKP’nin amiral gemisi Yeni Şafak‘ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül olmak üzere pek çok kişi bu koordinasyona dikakt çekmiştir. Karagül bunu “Kürtlerle işbirliği” diye, diğerleri de “Rojavayla iyi ilişki” ve “PYD’yle koordinasyon” kavramlarıyla açıkladılar.
‘TSK İÇİN BAŞARI, AKP İÇİN HEZİMET’ OLMAZ
Hal böyleyken “TSK PYD’yle işbirliği yapmaz” varsayımında ısrar etmek ve daha da ilginci AKP açısından hezimet dediğimiz bir opeasyonu askeri bakımdan başarılı bulmak, nesnelliği kaybetmektir.
Ayrıca Türbe’nin 37 km’den sınırın 200 metresine taşınması, yani geri çekilmesi, askeri bakımdan başarı ya da başarısızlık değildir. Zira askeri bakımdan stratejiye uygun olduğu müddetçe geri çekilmek hatta mevzi feda etmek, taktiktendir. Çarpışma kaybetmek, savaş kaybetmek anlamına gelmez. Yani mesele bu da değildir.
Ve bu olayda meselenin askeri olarak başarılı ama siyasi olarak başarısız olması mümkün değildir.
PYD-IŞİD ÇATIŞASI ÖNCESİ ÖNLEM
Olan özetle şudur: İsmet Yılmaz‘ın 18-19 Şubat’ta Washington’da katıldığı savunma toplantısı ve Necdet Özel‘in 18-19 Şubat’ta Riyad’da katıldığı askeri toplantı ile 19 Şubat’ta ABD’yle Eğit-Donat anlaşmasının imzalanması, Ankara’yı tamamen ABD cephesine eklemlemiş oldu.
“IŞİD’den boşaltılacak alanların Kürt hakimiyetine verilmesini” esas alan ABD stratejisi gereği, Kobani IŞİD’den temizlendikten sonra güneye doğru baskılanacaktı. Bu nedenle CENTCOM verilerinin de gösterdiği gibi koalisyon güçleri bir haftadır Türbe’nin bulunduğu bölgeyi yoğun bombalıyordu. PYD ise Kobani’nin batısındaki köyleri tek tek alarak Türbe’nin 2 km yanına kadar gelmişti.
İşte ilerletilecek bu operasyon nedeniyle Türkiye aslında bir güvenlik önlemi almıştır. Mesele teknik olarak bundan ibarettir ve ABD ile PYD’nin bilgisi dahilindedir.
AKP’nin bundan bir zafer edebiyatı çıkarması ile PYD’nin “Kobani düştü düşecek” diyen Erdoğan‘dan intikam almak adına koordinasyonu fazlasıyla abartması, benzer zihin iklimine sahip olmalarındandır!
KORİDOR’A HİZMET
Başta da belirttiğimiz gibi bizim için bunlar ayrıntıdır, esas olan hangi cephede konumlandığımız gerçeğidir. “Yanlış cephede de doğru iş yaparız” demek hayaldir.
TSK’nin niyeti ne olursa olsun, merkezinde Şam yönetimine düşmanlığın yer aldığı ve ABD’yle birlikte terörist eğitmeyi içeren hiçbir konumlanma o niyete hizmet etmez. Tersine 20 yıllık Irak deneyiminde görüldüğü gibi istemeden Kürdistan’ın mimarlığına dönüşür!
Tıpkı Kobani’ye açılan peşmerge koridoru gibi, Eşme’de sağlanacak “güvenli-tampon bölge” de, Esad düşmanlığından vazgeçilmedikçe, son tahlilde Kürt Koridoru’na yarayacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Şubat 2015
Şah Fırat Operasyonu’nun 4 anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/02/2015
Ankara’nın ABD’nin IŞİD’e karşı stratejisi çerçevesinde bu ülkeyle Eğit-Donat programı anlaşması imzalaması, haliyle Türkiye’yi IŞİD’in hedefi haline getirdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu olasılık nedeniyle, sınırlarımız dışında bulunan tek Türk toprağındaki Süleyman Şah Saygı Karakolu’nu koruyan 44 askerimiz için bir güvenlik operasyonu yaptı. Önceki akşam saat 21.00’de özel birliklerimiz, 50 zırhlı araç eşliğinde, Ayn el Arap (Kobani) üzerinden Suriye’ye girdi ve Süleyman Şah Türbesi’ne ulaşıp personelimizi aldı.
AKP Hükümeti ve TSK’den yapılan ayrı ayrı açıklamalarda, bir askerimizin kaza nedeniyle şehit düştüğü, tüm askerlerimizin tahliye edildiği, türbenin ve karakolun işgal edilmemesi için geride kalan yapıların tahrip edildiği, Süleyman Şah’ın naaşının alınıp Suriye Eşmesi’ne getirildiği, yakında bölgede PYD ile IŞİD’in çarpışacağı,operasyon öncesinde ABD Koalisyon güçlerinin bilgilendirildiği açıklandı!
Süleyman Şah Fırat Operasyonu’nun öncelikle dört anlamı vardır:
1) PKK-PYD’YLE İŞBİRLİĞİ DÖNEMİNE GİRİLDİ
Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun bulunduğu bölgede PYD’nin IŞİD’e karşı ABD hava destekli bir operasyona hazırlandığı anlaşılmaktadır. Tahliye operasyonu, bu çatışma öncesi alınan bir güvenlik önlemidir.
Bu durum Türkiye’nin PYD ile ilişkisinde yeni bir döneme girildiğini göstermektedir. ABD’yle Eğit-Donat programının imzalanlması, Türkiye’yi Suriye’de PYD ile aynı cephede buluşturmuştur. Düne kadar Ayn El Arap’ta (Kobani) IŞİD ile PYD’yi aynı kefeye koyan, hatta söylemlerinde Ayn El Arap’ın düşmesini bekleyen AKP Hükümeti, en sonunda PYD ile aynı cepheye sürülmüştür.
Şah Fırat Operasyonu sırasında Ayn El Arap’ın “Kanton Başkanı” Enver Müslim Ankara’daydı. Önceki gün Ankara’ya gelen Müslim‘in geliş nedeni bilinmiyordu. Önceki akşam yapılan tahliye operasyonuyla birlikte Müslim’in geliş nedeni anlaşılmış oldu!
Birliklerimizin Ayn El Arap üzerinden Suriye’ye girmiş olması ve Müslim‘in Ankara’da bulunuşu, Şah Fırat Operasyonu sırasında PYD ile bir işbirliği yapıldığını göstermektedir.
2) TÜRK TOPRAKLARI TERKEDİLDİ
Şah Fırat Operasyonu, aslında toplamda Türkiye’nin Suriye politikasının yanlışlığına işaret ediyor. Komşumuza düşmanlık, en sonunda sınırlarımızın dışındaki tek Türk toprağını da terketmemize neden oldu.
Oysa Türkiye’nin Şam yönetimini devirmek gibi bir hedefi olmasa ve topraklarını bu amaç için kullandırmamış olsa: a) Bu sorun 5. yılına girmezdi.b) Bölgede IŞİD diye bir tehdit, en azından bu çapta olmazdı. c) Türk topraklarını terketmek zorunda kalmazdık.
3) FİİLİ GÜVENLİ BÖLGE TEŞEBBÜSÜ
AKP Hükümeti operasyonun uluslararası hukuka uygun olduğunu savunmaktadır. Oysa Şam yönetiminden izin alınmadan türbe-karakol Suriye topraklarında başka bir bölgeye (Suriye Eşmesi) nakledilmiştir.
Bu AKP Hükümeti’nin çok istediği “günveli bölge” oluşturulmasının fiili girişimi gibidir!
4) ABD’YLE İŞBİRLİĞİ YENİLGİ DEMEK
ABD’yle Eğit-Donat programının imzalanmasının Türkiye’yi bögede zor durumda bırakacak sonuçlarından ilki böylece yaşanmış oldu!
Özellikle “yığınak hatası” dememiz bundandır. Çünkü ABD güç erozyonuna uğrayan bir kuvvettir, inisiyatif ise bölge ülkeleri ile Rusya’dadır.
Türkiye Eğit-Donat anlaşmasıyla “yenilecek” kuvvetle aynı cepheye girmiş oldu!
EĞİT-DONAT İMZASI GERİ ÇEKİLMELİ
Günlerdir Eğit-Donat programının imzalanması konusunda yaptığımız sert uyarılar işte bu nedenledir. TSK’ye rağmen Genelkurmay karargâhının izlediği çizgiye karşı çıkmamız bu nedenledir.
Genelkurmay kaynaklarının son olarak “rahat olun, aslında PKK’ye karşı Türkmen eğiteceğiz” demesi, Türkiye’yi nasıl bir girdaba soktuklarını ve bunu perdeleyebilmek için nasıl zorlandıklarını göstermektedir!
O nedenle vurguluyoruz: Açık kı Eğit-Donat’ın Türkiye’ye maliyeti daha da büyüyecektir. Bu nedenle Eğit-Donat programı uygulanmamalı, Türk Ordusu komşusuna düşmanlık için terörist eğitmemeli ve imzalar derhal geri çekilmelidir!
Çünkü Suriye’nin bölünmesi, aslında Türkiye’nin bölünmesidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Şubat 2015
Pentagon Hulusi Akar’a neden madalya taktı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/02/2015
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar geçen ay sürpriz bir şekilde ABD’yi ziyaret etmişti. Fakat asıl sürpriz 27 Ocak günü yaşandı. ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Raymond Odierno, Org. Akar‘a “Liyakat lejyonu” taktı.
Pentagon’un Org. Akar‘a madalya takması iki nedenle çarpıcıydı:
1) Madalyayı takan Org. Raymond Odierno kamuoyunda “çuvalcı general” diye biliniyordu. Odierno, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesinden sorumluydu.
2) Pentagon, madalyanın gerekçesini “Org. Akar’ın Suriye krizinde ve Türk-Amerikan özel kuvvetleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde oynadığı rol” diye açıklamıştı.
GENELKURMAY NEREDEYSE AKP’DEN HEVESLİ!
Ancak Suriye konusunda nasıl bir işbirliği olduğu o günlerde pek açık değildi!
Çünkü kamuoyuna yansıdığına göre taraflar Eğit-Donat konusunda anlaşamıyordu. Hatta haberlere göre Genelkurmay, ABD askeri heyetini Kırşehir’den göndermişti!
Dolayısıyla Pentagon’un Suriye konusunda Genelkurmay’a teşekkür etmesini gerektirecek bir durum yoktu!
Peki o zaman nereden çıkmıştı bu madalya?
O günlerde ısrarla vurguladık: Eğit-Donat konusunda Genelkurmay karargahı merkezli haberler doğru değildi, ABD heyetini Kırşehir’den gönderdikleri doğru değildi. Zira heyet gönderilecekse Ankara’dan gönderilirdi. Oysa Ankara’da Genelkurmay karagahında gayet olumlu görüşmüşler, sonra da Eğit-Donat için belirlenen yer olduğundan Kırşehir’deki kampı yerinde görmüş ve işleri bitince de dönmüşlerdi.
Konunun “gönderildiler” gibi sunulması, “mutabakat yok” havası yaymak içindi, anlaşmaya ana gövdesiyle karşı olan TSK’nin gazını almak içindi!
Çünkü gerçekte Genelkurmay Eğit-Donat konusunda neredeyse Davutoğlu’ndan bile daha hevesliydi!
Eğit-Donat mutabakatı sağlanmadan, imzalar atılmadan peşmergeyi eğitmeye başlamaları ondandı. Eğit-Donat kapsamında olmadığını söyleseler de, Davutoğlu‘nun Kuzey Irak’taki o kampı ziyareti ve BBC‘ye “Eğit-Donat çoktan başladı” demesi herşeyi açıklıyordu!
MUTABAKAT İMZALANMADAN KAMP HAZIRLDANDI
Yani alttan yürüyen bir iş vardı ve Pentagon Org. Hulusi Akar‘a bu nedenle madalya takıyordu!
Nitekim Eğit-Donat imzalandıktan sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan yapılan şu açıklama konuyu daha da aydınlattı:
“Türkiye’nin IŞİD’le mücadele çabalarında ‘çok önemli bir ortak’ olduğunun altını çizen Amerikalı askeri yetkili, Türkiye’deki kampın yerini şimdilik açıklayamayacağını, ama ‘tamamen yeni inşa edilen’ bir alan olduğunu, Türk yetkililerin daha teknik anlaşma imzalanmadan kampı büyük bir çabayla kullanıma hazır hale getirdiklerini kaydetti.” (Amerika’nın Sesi, 20 Şubat 2015)
Yani Genelkurmay imza atılmadan Irak’ın kuzeyinde peşmerge eğitmekle kalmamış, terörist eğitilecek kampı da imzadan önce hazır hale getirmişti!
TÜRK ORDUSU TERÖRİST EĞİTEMEZ
Tüm bu işler imzasız yapılırken de, kamuoyu ve Türk Ordusu “anlaşma yok”, “imza yok” diye diye oyalanmıştı!
Böylece imza atıldığında iş işten geçmiş olacaktı, tepki gösterilemeyecek bir durumla karşı karşıya kalınacaktı!
Oysa önceki gün de vurguladık. TSK’nin komşusuna karşı terörist eğitmesi sıradan bir olay değildir ve sonucu onyılları etkiler! O nedenle de bir yığınak hatasıdır.
Türkiye’nin tüm milli kuvvetleri, Suriye’ye düşmanlığa karşı çıkan herkes, imzaya rağmen Eğit-Donat programına cepheden karşı çıkmalıdır!
Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş bir ordu olan Türk Ordusu, emperyalizmin çıkarları adına ve komşusuna karşı savaşsın diye terörist eğitemez!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Şubat 2015
PKK, AA ve MİT servisinin anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/02/2015
Peşpeşe üç haber basına servis edildi:
1) MİT, Kobani’den çekilen IŞİD’in Türkiye’ye sızdığını rapor ediyordu. MİT’in Emniyet ve Jandarma’ya gönderdiği uyarı mesajına göre Türkiye’ye giren IŞİD çeşitli hücre evlerine yerleşmişti, Ankara ve İstanbul’da büyükelçilik ve konsoloslukları hedef alacaktı vs. (hurriyet.com.tr, 19 Şubat 2015)
2) HDP Grupbaşkanvekili İdris Baluken, IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerini rehin aldığını iddia ediyordu. (hurriyet.com.tr, 20 Şubat 2015)
3) AKP’nin Anadolu Ajansı (AA), IŞİD’in Irak’ta toplam 450 Türkmeni rehin olarak elinde tuttuğunu açıklıyordu! (AA, 20 Şubat 2015)
ÜÇ HABER DE YENİ DEĞİL
Bu üç haber yeni miydi, sürpriz miydi? Hayır!
Kaynak Yayınları‘ndan çıkan “IŞİD: Kara Terör” isimli kitabımı okuyanlar bu haberlerde hiçbir sürprizin olmadığını bilir. IŞİD’in Adana ve Kilis gibi yerlerderki irtibat ofisleri de, hücre evleri de, Esad karşıtı en geniş cephe adına bilinen ve göz yumulan yerlerdi! Türkiye’den IŞİD’e kimin katıldığı da neredeyse tek tek bilinmekteydi.
Öte yandan Süleyman Şah Türbesi, bir süredir zaten fiilen IŞİD’in kuşatması altındaydı. Çünkü Türbe coğrafi olarak IŞİD’in ele geçirdiği alanların arasında kalmıştı.
Türkmenlerin rehin alındığı da yeni bir durum değildi ve Türkmen örgütleri aylardır seslerini duyurabilmeye çalışmaktaydı. IŞİD’in Musul’u işgali, bunu fırsat bilen Barzani‘nin Kerkük’ü işgali ve ardından IŞİD’in Irak’ın kuzeyindeki Türkmen yerleşim yerlerine saldırısı sonrasında yüzlerce Türkmen öldü, yaralandı, esir düştü ve yerlerinden sürüldü!
ABD’YLE YENİ BİR AÇILIM
Peki o zaman bu üç haber neden üst üste geldi? Ve daha önemlisi bu üç haber hangi olayın üzerine denk geldi?
AKP ile ABD Eğit-Donat mutabakatını imzaladı. Türkiye, ABD’nin IŞİD karşıtı Koalisyonu’nun bir üyesi olarak hem IŞİD’e hem de Esad‘a karşı topraklarında terörist eğitecek!
Mutabakatı ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass‘la birlikte imzalayan Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu‘nun şu sözleri, AKP’den safça “milli tavır” bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı:
“Birlikte (ABD’yle) çalıştığımızda her zaman daha güçlüyüz ve bize ortaklığımızı güçlendirme fırsatı veren her resmi anlaşma, hem bizi hem de bölgemizi daha iyi bir konuma getiriyor. Bunun yalnızca başlangıç olduğu ve daha yapacak çok şeyimiz olduğu konusunda size (John Bass) katılıyorum.” (AA, 19 Şubat 2015)
Bu imzadan çok değil üç saat önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun “henüz imza aşamasında değiliz” dediğini ama aynı saatlerde ABD Senatosu Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Robert Corker‘ın Erdoğan‘la görüştüğünü önemle not edelim: “Corker‘in özellikle IŞİD terör örgütü konusunda Türkiye’nin sınırları başta olmak üzere aldığı önlemler hakkında bilgi aldı ve IŞİD ile mücadelede Cenevre’deki kararları uygulamak gerektiği yönünde karşılıklı görüş belirtildiği kaydedildi.” (Amerika’nın Sesi, 19 Şubat 2015)
BİJİ SEROK HALİFE OBAMA!
İşte PKK, AA ve MİT servisi haberler, bu imzayla ilgiliydi. Türk kamuoyu, IŞİD’e karşı koalisyonun gereklerini yerine getiren AKP’ye “haklılık kazandırmak” üzere bu tür haberlerle pompalanıyordu. AKP’nin bu cepheye girmesi ise kuşkusuz en çok PKK’yi memnun ediyordu!
Türkiye’de tüm bunlar olurken, ABD Başkanı Barack Obama şu açıklamayı yapıyordu: “Savaşımız İslamla değil, İslamı saptıranlarla.” (hurriyet.com.tr, 20 Şubat 2015)
Böylece Obama PKK için “biji serok” oluyordu ama AKP’yi destekleyen kimi İslamcılarımız için de artık islam adına savaşan bir kahraman, hatta “halife” oluyordu!
Önceki akşam Haber Türk‘teki “Türkiye’nin Nabzı” programında da belirttiğim gibi, İslamcılarımızın bir bölümü anti-batıcı, antı-modernist, anti-herşey olabiliyordu ama bir tek anti-emperyalist olamıyordu!
Saddam Hüseyin’e, Beşar Esad’a diktatör deyip, kendilerini ABD’nin kucağında buluyorlardı! Nasılsa en tepede ABD askerilerinin sağlığına duacı olan Erdoğan vardı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Şubat 2015
TSK’nin 2. yığınak hatası
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/02/2015
Suriye’ye tezkere meselesine “uygulanabilir mi, uygulanamaz mı” diye bakmadan, iki temel nedenle doğrudan karşı çıkmıştık:
1) Tezkere, uygulanmasına engel olsak bile, neticede bir niyet beyanıdır; Türkiye’nin komşusuna bakışını yansıtır. Elbette askeridir ama aslında siyasal konumlanışa işaret eder. O nedenle tezkereye destek vermek, gerekçesi ne olursa olsun, doğrudan Esad‘ı ve Şam yönetimini hedef aldığı için, son tahlilde komşularla iyi ilişki prensibine aykırıdır. (Bağdat’ı değil ama Irak’ın kuzeyindeki PKK’yi hedef alan türden tezkerelerle karıştırılmamalıdır.)
2) Tezkere, uygulanmasına engel olsak bile, AKP Hükümeti’nin elinde sallanan bir kılıç gibidir. Tezkere, “Öbür tarafa 4 adam gönderirim, 8 tane boş alana füze attırırım. Problem o değil, gerekçe üretilir.” diyen bir zihniyetin elinde bulundurulamaz!
DÖRTLÜ HAT İHTİYACI
Mesele emperyalizmin Ortadoğu’da Kürt devleti üzerinden sınırları yeniden çizme girişimiyse eğer, pratikte Türk devletinin PKK’ye karşı Barzani‘yi desteklemesinin bir önemi yoktur, zira bu da aynı projeye hizmet eder!
Son 30 yıl bu derslerle doludur: Suriye’nin Türkiye’ye karşı PKK’yi desteklemesi, İran’ın Irak’a karşı Talabani’yi desteklemesi, Türkiye’nin Irak’a karşı Barzani’yi desteklemesi, son tahlilde ABD’ye yaramıştır!
Bu türden taktik hamleler, tam da ABD’nin istediği gibi bölgedeki dört ülkenin birbiriyle sorunlu hale gelmesine yol açmıştır. Dört ülkenin birbiriyle sorunlu olması ise emperyalizmin bölgeye sürekli müdahale edebilmesine zemin yaratmıştır.
Dört ülke bu konuda yan yana durmadığı müddetçe, emperyalizmin Kürt Koridoru, ağır da olsa ilerleyecektir. Dört ülke birbirinin rejimini, mezhebini bir kenara bırakıp stratejik bir hat kurmadığı müddetçe, bölge sınırlarının yeniden çizilebilme ihtimali güçlenecektir. Dört ülke, soruna Kürtler de dahil, tüm halkların toplam çıkarı perspektifinden bakmadığı müddetçe, emperyalizmin bölge halklarını boğaz boğaza getirebilme şansı sürecektir.
GENELKURMAY TÜRKİYE’Yİ OYALADI
Eğit-Donat meselesi bu nedenle kritiktir. Türkiye’nin komşusunun rejimini yıkmak üzere topraklarında emperyalist ABD’yle birlikte terörist eğitmesinin hiçbir mazereti yoktur!
O nedenle başından itibaren Genelkurmay Karargahı’ndan üretilen “mazeretlere” cepheden karşı çıktık. Açıkça belirtelim: Genelkurmay Karargahı TSK’nin ana gövdesinin itirazlarına ve Türk milletinin beklentilerine uygun davranmadı. Tersine oyalayacak nitelikte mazeretler üretti.
Eğit-Donat’ın görüşülse bile kabul edilmeyeceğini savundu önce. “İtiraz ediyoruz, inisiyatif bizde” dedi bir süre. Sonra “ÖSO’yu eğitiriz ama peşmergeyi eğitmeyiz” dedi. Bu aslında olayın nereye gideceğine işaret ediyordu.
Ardından “Peşmergeyi eğitiriz ama PYD’yi asla” dediler. Fakat o süreçte ABD’nin “PYD’yi eğit” diye bir talebi yoktu. Bu “peşmerge eğitebilmeye” malzeme yapıldı. Kaldı ki “peşmergeyi eğitebiliriz” dediklerinde zaten Kuzey Irak kamplarında peşmerge eğitmeye başlamışlardı. Davutoğlu‘nun o kampı ziyaret etmesiyle bu gerçek ortaya çıkınca, bu kez “Peşmerge eğitmek ABD’nin Eğit-Donat’ı kapsamında değil, PKK’ye karşı peşmergeyi desteklemek çıkarımızadır” dediler. Oysa Başbakan Davutoğlu o sırada BBC‘ye “Eğit-Donat çoktan başladı” diyordu. AKP Hükümeti imzasız, sözleşmesiz TSK’ye peşmerge eğittiriyordu!
Tüm bunlar ortaya çıkınca da, bu kez Genelkurmay Karargahı yetkilisi, “konunun bizimle ilgisi yok, müzakereyi Dışişleri bakanlığı yürütüyor” deyip kenara çekildi!
Sonuç? Dışişleri Bakanlığı açıkladı, Beyaz Saray onayladı: Türkiye ile ABD Eğit-Donat programında mutabakat sağlamıştı!
Peki TSK’nin ana gövdesine rağmen Genelkurmay Karargahı bu çizgiyi savunarak ne yapmış oldu? Açıkça belirtelim: Hem TSK’yi hem de Türk milletini AKP adına oyalamış ve gazını almış oldu!
EĞİT-DONAT, 36. PARALELE DESTEK GİBİDİR
Hiç dolandırmadan söyleyelim: Esad’a karşı tezkere bulundurmak ve terörist eğitmek, Ayn el Arap’a peşmerge koridoru açmak, ABD’yle birlikte Eğit-Donat kapsamında her türden teröristi eğitmek, olası sonuçları bakımından, Türkiye’nin Irak’ta 36. paralele destek yanlışı büyüklüğündedir.
O gün ABD’nin bu girişimine “Saddam’a sormadan Irak’a girer çıkar PKK’yi vururuz” diyerek sevinen Genelkurmay Karargahı’nın yaptığı ikinci yığınak hatasıdır bu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Şubat 2015
Haziran’ı bastırma paketi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/02/2015
Erdoğan‘ın “süratle çıkarın” talimatı verdiği İç Güvenlik Paketi’nin TBMM görüşmelerinde, paketin nasıl uygulancağına dair kısa bir sunum yapıldı: TBMM Başkanı’nın tokmağının da kullanıldığı kavgada 5 milletvekili yaralandı!
Paket içeriği nedeniyle muhalefet tarafından polis devletine geçiş yasaları olarak niteleniyordu. AKP ise her zorda kaldığında yaptığı gibi paketin AB mevzuatına uygun olduğunu savundu, hatta TBMM’de görüşmelere geçilirken pakete “özgürlükleri koruma paketi” adını verdi!
GLADYO’NUN 50 YILLIK RÜYASI
İçeriği çok tartışıldığı için yinelemeyeceğiz. Ancak bir kaç özelliğini vurgulayalım:
1) Gladyo 50 yıldır Jandarma Genel Komutanlığı’nı TSK’den koparıp hükümetlerin emrine sokmaya çalışıyor. Amerikancı hükümetler bu konuda yoklamalar da yaptı. Ancak hem TSK’nin kararlı itirazı hem de kamuoyunun destek vermemesi nedeniyle girişimler sonuçsuz kaldı.
AKP Hükümeti ise iktidara geldiği ilk günden beri bunu gerçekleştirmeye çabalıyor. Daha iktidarının ilk yıllarında AB mevzuatlarına dayanarak “kır polisi” deyip jandarmayı TSK’den koparmaya hazırlanıyordu.
İşte AKP bu paketle fırsatı yakalamış oldu. Üstelik bu kez TSK’nin itirazına rağmen Genelkurmay ciddi bir itirazda bulunmamış, kamuoyuna göstermelik zayıf bir açıklama yapmıştır!
2) Paket polise sınırları çok geniş yetkiler veriyor. Paketle polis hakim kararı olmadan arama ve gözaltı yapabilecek, çok rahat silahını kullanabilecek!
Polisin henüz böyle bir yetkisi bile yokken silahını nasıl kullanabildiği ortadayken, ona bu yetkileri vermek, açıkça 2 yıldır “kahramanlarım” diye polisin sırtını sıvazlayanların başka beklentileri de olduğuna işaret etmektedir!
3) Paketle valilelere polise emir verme yetkisi getiriliyor. Hakim ve savcıyı bypas eden bu düzenleme, açık ki hukuk düzenini de ortadan kaldırmaktadır!
4) Bu haliyle bile sonuçları ortadayken, AKP paketle “önleyici dinleme yetkisini” genişletiyor. Dinleme kararı dinleme başladıktan 48 sonra hakim tarafından onaylanabilecek.
PAKET NASIL SAVUNULUYOR?
Uzatmayalım, açık ki paket polis rejimi uygulamalarını yansıtıyor. O nedenle de pakete kamuoyunda büyük tepki var.
AKP Hükümeti bu nedenle paketi savunurken sık sık 6-7 Ekim olaylarına gönderme yapıyor, kamu düzeni ihtiyacına vurgu yapıyor. Ekranlara çıkan sözcüleri paketin molotofçuları hedef aldığını savunuyor. Sanırsınız paketten önce bu ülkede molotof atmak serbestti!
Kamu düzeninin bozulmasının nedeni ise yasaların yetersiziği değil, Açılım nedeniyle kolluk kuvvetlerinin bu yasaları uygulayamamasıdır!
PKK ile 6 yıldır müzakere yürüten ve fiiilen örgütün bölgede otorite olmasını sağlayan hükümetin şu saatte “kamu düzeni” vurgusu yapması hem seçim süreciyle ilgilidir hem de kamuoyunu pakete inandırmak içindir.
Devletin kimi merkezi kurumlarının da özel olarak “PKK ayaklanmasını bastırmak için bu paket şart” propagandasına soyunması anlamlıdır!
YENİ HAZİRANLARA HAZIRLIK
Oysa paketin hedefi açıktır. AKP Hükümeti bilmektedir ki, yeni anayasa girişimi, başkanlık sistemi dayatması gibi doğrudan Cumhuriyeti hedef alan girişimler büyük tepki görecek ve halk yeniden ayağa kalkacaktır.
İşte AKP bu paketle yeni Haziranlara hazırlanmaktadır; çıkmadan engellemek, çıktığında bastırabilmek için…
Kaldı ki paket daha çıkmadan pratikte uygulanmaktadır: Erdoğan vatandaşı tokatlar, müşaviri tekmeler, milletvekili tokmakla vurur, AKP yöneticisi ve işadamı küfreder, esnafı bıçaklar, polisi öldürür!
Evet, esnafı bıçaklar! İç Güvenlik Paketi’nin TBMM’de görüşülmeye başladığı saatlerde bir esnafın, vitrinine çarptığı için kartopu oynayanlara bıçakla saldırması ve gazeteci Nuh Köklü‘yü öldürmesi sıradan bir olay değildir.
“Esaf gerektiğinde polistir” diyen, muhtarlara “benim elim, ayağım, gözüm, kulağım olun” diye seslenen Erdoğan, açık ki daha da otokrat bir rejimi arzulamaktadır!
ALANLARDA DİRENMEK
Tabi asıl sorun, nasıl mücadele edileceğidir. Öncelikle şunu saptamalıyız. Erdoğan ve AKP Hükümeti çok güçlü olduğu için değil, gücünü kaybettiği için bu pakete ihtiyaç duymaktadır. Yıkılırken tutunabilmek için bu pakete ihtiyaç duymaktadır. Korkmaktadır!
O nedenle (çıksa bile) pakete ve hükümete karşı milletçe direnmek gerekmektedir, alanlarda direnmek gerekmektedir ve evrensel bir hak olan direnme hakkı kullanılmalıdlr!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Şubat 2015
Açılım’da 7 Haziran çatışması
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/02/2015
Karşılıklı kenarları paralel olan dörtgene paralelkenar denir. Bunlar AKP, Cemaat, PKK ve neoliberallerdir.
13 yılın sonunda Türkiye’nin bu noktaya gelmesinden bu paraleller sorumludur:
Ekonomide serbest piyasacılığın bile en gerici halini uygulamış, mafyokratik burjuvazi yaratmışlardır. Milletin a’sına koyan işadamlarının kurduğu havuzlar, alınan ihaleler, dağıtılan paylar, hükümet için kurulan medya aygıtları…
Demorkasiye tramvay deyip ilk durakta indiler. Otokratikleşebilmek için ABD ve AB’ye dayandılar, onların desteğiyle başta TSK olmak üzere pek çok merkezi kurumu zayıflattılar. En sonunda da birbirine paralel otokrasiler ilan ettiler.
BÜZÜKKENAR
Biri ülkenin bir bölgesinde otokrattı, diğeri emniyet ve yargıda, öbürü bunların dışında heryerde ama sonuncusu da hem içlerinde, hem üstlerinde…
Palazlandıkça birbirilerinin alanlarına girmeye başladılar, birbirleriyle güç mücadelesine soyundular.
Önce yaklaşık eşzamanlı şu kavgalar başladı: Bir yandan PKK ile Cemaat çarpışırken, diğer yanda da AKP ile neoliberaller çatışmaya başladı.
Yani paralelkenar çapraz uçları üzerinden büzüştü. AKP ile Cemaatin, haliyle de PKK ile neoliberallerin yakınlaştığı büzük bir paralelkenar oluştu.
Sonra AKP ile Cemaat çatışmaya başladı. Neoliberaller bu kez Cemaatle aynı hizaya girdi.
MÜZAKERE ÇATIŞMASI
Ve şimdi de AKP ile PKK çatışmaya başladı.
Nereye gider? Şimdilik bilemiyoruz. Fakat ilk izlenim bunun 7 Haziran’a yönelik bir “müzakere çatışması” olduğu şeklinde…
Tartıma Öcalan‘ın mesajının olup olmadığı üzerinden patladı, karşılıklı birbirlerini suçlamakla devam ediyor.
AKP’ye göre PKK, PKK’ye göre ise AKP aldatıyor. Oysa gerçekte ikisi birden Türkiye’yi aldatıyor! Biri 6 yıldır zaman kazanarak pozisyonunu tahkim ediyor, diğeri ortam sağlayarak iktidarını sürdiriyor.
İkisinin de derdi barış değil, ikisi de ağlayan anaların gözyaşını gerçekte umursamıyor…
HEPSİ BİRBİRİYLE PALAZLANDI
Paralellere özgü bir davranış olsa gerek bu.
Örneğin AKP de Cemaatin kendisini kandırdığını söyledi durdu hep. “Ben bu davanın savcısıyım” diyenler, o davaların kumpas olduğundan bihaber olduklarını iddia etmeye kadar vardırdılar.
Oysa o davalarla dikensiz gül bahçesi yaratmış, o davalarla engelleri tasfiye etmiş ve o davalarla adım adım iktidar olmuşlardı.
Kuşkusuz dördü de birbirine güvenmiyordu, dördü de biribirini kullanmaya ve üzerinden güç kazanmaya çalışıyordu.
Ve dördü de, kendinden biliyordu karşısındakinin yöntemini…
BU TABLO PARÇALANMALI
Ve dördü, bazen ittifak halinde, bazen müzakere ederek, mecbur kaldıklarında kavga ederek 13 yılı geride bırakmış oldular.
Tabi kocaman bir enkaz da yaratmış oldular. Rejimi ve sistemi kendilerine benzettiler. Çürümüş bir rejim, kokuşmuş bir sistem ile insanı hiçleştirdiler.
Karşılıklı kenarları paralel olan bir dörtgenden, paralelkenardan bir sistem yarattılar. İçine önce cumhuriyet düşmanlığı ve laiklik karşıtlığı koydular, ardından da tertipçilik, kumpasçılık, hırsızlık ve yolsuzlukla doldurdular.
Günlerdir aslında bir cinayeti değil, işte bu tabloyu konuşuyoruz.
O nedenle yinelemek pahasına bugün de vurguluyoruz: Önce bu tabloyu parçalamalıyız!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Şubat 2015
Özgecan cinayeti toplumsal çürümenin sonucudur
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/02/2015
AKP’nin Özgecan Aslan cinayeti sonrası önerdiği “çözümleri” üç başlıkta gruplayabiliriz:
1) Kimi AKP’liler bu cinayeti “kadın-erkek ayrımına” dayanan hayat görüşlerine malzeme yaptılar.
Bu tür cinayetlerin kökeninde kadının kıyafetinden sosyal hayat içinde yer almasına kadar geniş bir yelpazede etkenlerin olduğunu iddia edip, kafalarındaki hayata uygun “çözümler” önerdiler: Kadınlara özel pembe otobüs uygulamasına geçilmesinden, çocukları cinsiyetlerine göre ayrı sınıflarda okutmaya kadar.
2) Kimi AKP’liler, bu tür cinayetler için idam cezası uygulanmasını, ölümle bitmeyen tecavüzlerde de hadım cezasının verilmesini istediler. Hatta bir bakan “kızımın başına gelse, silahımı alır cezasını kendim verirdim” bile dedi!
3) Kimi AKP’liler de, bu cinayeti fırsat bilerek, daha dini ağırlıklı eğitim modeline geçilmesini savundurlar, laiklik yaşam tarzını sorumlu ilan ettiler.
İNSANA YATIRIM YAPMAYAN REJİM
Hiç uzatmadan ve dolandırmadan belirtelim: Özgecan Aslan cinayetine kadın-erkek ayrımcılığı ve idam-hadım türevli ceza yöntemiyle yaklaşanlar, gerçekte bu tür cünayet ikliminin sahipleridir!
Ve önemle vurgulayalım: Bu tür cinayetler, “kadın mıdır, kız mıdır” bakışının topluma enjekte edilmesinin bir ürünüdür!
Ve açıkça belirtelim: “Eteği kısaydı o nedenle tecavüz ettim” diyenle, “çaldı ama çalıştı” denilenler, aynı çürümüş ve ahlaksız rejimin köşe taşlarıdır!
Evet, Özgecan Aslan cinayeti sıradan bir olay değildir, toplumsal çürümenin vardığı boyutun bir yansımasıdır. Ülkeyi yönetenlerin yola, taşa, betona yatırım yapması ama insana yatırım yapmamasının karşılığıdır.
ERDEM YERİNE KALİTE ARAYAN SİSTEM
Kuşkusuz bu çürüme tablosunun sorumlusu 60 yıllık “küçük Amerika” sürecidir ama AKP ile bunun zirve yaptığını da önemle belirtmeliyiz. Zira AKP’yle birlikte çürüme hızlandı ve yayıldı, AKP ile toplum hem lümpenleşti hem de lümpenlik baştacı edildi.
Üstelik çürüme çok boyutludur. Göstergesi sadece tecavüzler değildir, ondan daha önemli göstergesi hırsızlıktır, yolsuzluktur. Çünkü ahlaksızlık tek boyutlu değildir, bütün boyutlarıyla birlikte gelişir ve büyür.
Anayasanın bir kez delinmesinde sorun görmeyen yöneticiden işini bilen memura kadar geniş bir kesim bu toplumsal çürümenin sorumlusudur. “Çaldılar ama çalıştılar” diyenler de bu çürümüş rejiminin dayanağıdır.
İnsanda erdem yerine“kalite” aramakla başlar toplumsal çürüme. Gerçekte kaliteli insan olmaz, kaliteli mal ve meta olur zira. Bir kez “kalite” aramaya kalktınız mı, namus, doğruluk, dürüstlük gibi değerlerin yerini kredi kartı limiti, çek defterinin kalınlığı almaya başlar.
Kaliteli insan başka bir sistemin, erdemli insan ise başka bir sistemin öznesidir.
SORUN SİSTEM SORUNUDUR
Uzun uzun bu çürümüş tabloyu anlatmamıza gerek yok; hepimiz biliyor ve yaşıyoruz.
Mesele bu çürümüş tabloyu nasıl değiştireceğimizdir: Metayı değil, insanı merkeze alarak ve insana yatırım yaparak! (Ve metayı da insanlara daha eşit paylaştırmaya, emeklerine göre dağıtmaya çalışarak.)
Bu, kuşkusuz sadece bir eğitim ya da kültür sorunu değildir, toplam bir sistem meselesidir. Hangi siyasal modelle toplumun yönetileceğinden, hangi ekonomik modelle kalkınma sağlanabileceğinden başlar.
SİSTEM YENİDEN İNŞA EDİLMELİ
Konuya sadece laiklik perspektifinden bakmak da bu nedenle yeterli değildir. Tamam, laiklik çok önemlidir ama hangi siyasal ve ekonomik modelle birlikte başarılı uygulanabileceği daha da önemlidir.
Mustafa Kemal Atatürk o nedenle laikliği 1927’de cumhuriyetçilik, halkçılık ve milliyetçilik ile birlikte bir program haline getirmiştir. Fakat bunun da yeterli olmadığını görerek 1931’de devletçilik ve devrimcilikle birlikte o programa son halini verip Altı Ok’u ilan etmiştir.
Anlamı şudur: Ekonomide devletçi değilseniz ve kamuculuğu esas almıyorsanız iyi milliyetçi değilsinizdir, cumhuriyetiniz sorunlu gelişir, laiklik zamanla sulandırılır. Laik değilseniz, halkçılığınız popülizme dönüşür, demokrasi içi boş bir kavram olur, en sonunda gericiliğe özgürlük istersiniz. Devrimci değilseniz cumhuriyetinize kararlılıkla sahip çıkamazsınız.
Bu çürümüş sistemi ve kokuşmuş rejimi yıkmak ve yeniden inşa etmek, bu programa sahip çıkmaktan geçmektedir. Gerisi lafı güzaftır ve Özgecanlarımıza çare değildir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Şubat 2015
Haziran’a MİT sabotajı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/02/2015
Biliyorsunuz, HDP, o zamanki adıyla BDP, Haziran Halk Hareketi’ne karşı çıkmıştı. BDP yetkilileri meydanlara çıkan milyonları tıpkı müzakere ortakları AKP gibi “darbeci” diye suçlamıştı. Bülent Arınç da bu dostane tutumları nedeniyle BDP yöneticilerine kameralar önünde teşekkür etmişti.
Ancak ilerleyen günlerde Öcalan BDP’ye “Gezi’yi ulusalcılara bırakmayın” talimatı verince, Diyarbakır’da eylem yapmayan BDP’liler, “Öcalan posterleriyle” Taksim’e gelmişti. Amaç “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen Türk Bayraklı kitleyi eylemlerden soğutmaktı.
O zaman da dikkat çektik: Bu bir MİT operasyonuydu!
HDP’Yİ FİDAN KURDURDU
Sonra devamı da geldi. Erdoğan‘ın “sır küpü”, Öcalan‘ın “çok güvenirim” dediği MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Öcalan‘a HDP projesi sundu: PKK, HDP ile Türkiye solunu yutmalıydı! Bu aslında Erdoğanların Haziran korkusunun projesiydi!
Öcalan projeyi “BDP’yi Türkiyelileştirmek” diye sundu. Bir an önce BDP’nin HDP’ye dönüşmesini, Türkiye’deki çeşitli sol örgütlerle birleşmesini ve partiyi bir Türk ile bir Kürt eş başkanın birlikte yönetmesini istedi.
Ancak BDP’de bu projeye itiraz edenler vardı. Öcalan itirazları dinlemedi, “kurulacak” diye ısrar etti. Selahattin Demirtaş Öcalan‘a şu orta yolu önerdi: “BDP’yi kapatmayalım, BDP Doğu’da, HDP Batı’da seçime girsin.”
Öcalan, daha doğrusu Fidan, bu öneriyi de kabul etmedi. En sonunda HDP kuruldu ama anımsayacaksınız, Demirtaş kimi gerekçelerle önce HDP’nin başına geçmedi. Hatta yerel seçimlere de, tabi bağımsız adaylar şeklinde, BDP ve HDP olarak ayrı ayrı katıldılar.
SYRİZA ÜZERİNDEN HDP’YE RANT ARAYANLAR
Fidan-Öcalan ikilisinin “Gezi’yi ulusalcılara bırakmayın” talimatı Haziran’ı bölme hamlesiydi, HDP prjesi ise Haziran’ı dağıtma… Tabi tutmadı!
Fidan-Öcalan projesi şimdi iki ayak üzerinden yeninden yürüyor:
1) HDP 7 Haziran seçimlerine parti olarak sokuluyor.
2) Çeşitli sol partiler 7 Haziran için HDP’ye monte edilmeye çalışılıyor.
Barajı geçecek oyu gözükmeyen HDP neden parti olarak seçimlere girme risikini alıyor? Henüz bilemiyoruz, ortada pek çok senaryo var.
Erdoğan‘ın yeni anayasa çıkarabilecek 400 milletvekili istemesi ile kimi PKK yöneticilerinin “barajı geçemezsek Diyarbakır’da kendi parlamentomuzu kurarız” çıkışları, aynı hedefin iki ucu gibi görünüyor.
Öte yandan HDP üzerinden Haziran’ı dağıtmaya çalışma ve sol örgütleri yutma projeleri tam hız sürüyor.
Yunanistan’da Syriza’nın seçimi kazanmasından bile bu projeye rant çıkarmaya çalışıyorlar. Syriza’ya hiç benzemeyen HDP “Syriza tıpa tıp bize benziyoruz” diyor, ekranların en liberal programcıları hemen her gün “Syriza gibi birleşin” temalı programlar yapıyor…
ANADİL SABOTAJI
Peki, çok da bugünü ilgilendirmeyen bu konuları, hem de böyle bir gündemde neden anımsattık?
Artık gelebiliriz: Gerçekte Haziran Halk Hareketi’ni yansıtmasa da, Birleşik Haziran Hareketi adı altında bir proje yürüyor. Elbette iyi niyetli işler yapmak istiyorlar. Fakat bazen niyetler geçerli olmayabiliyor.
Örneğin “laik ve bilimsel eğitim” talepli, son derece haklı bir boykota soyundular. Kimi solcuların bugüne kadar dudak büktüği laikliğin değerini anlamış olmasından, ayrıca çok da memnun olduk.
Fakat yine MİT’in HDP sabotajına engel olamadılar!
PKK, denetimindeki bir sendikayı ve TBMM’ye liderini soktuğu bir sol partiyi bu boykota eklemledi. Onlar da “laik ve bilimsel eğitim”e, “anadilde eğitim” talebini monte ettiler!
Hadi bu tablonun Haziran’ı yansıtıp yansıtmadığını geçtik, peki girişimciler bunun boykotu zayıflattığını görmüyor mu?
En azından şunu görmeliler: “Laik ve bilimsel eğitim” gibi çok haklı bir talebi “anadilde eğitim” diyerek zayıflatanlarla, bu haklı talebi “din düşmanlığı” diye propaganda edenler, Açılım’da ortaktır! Dün Taksim’de, bugün de bu tür boykotlarda Haziran’ı sabote etmeyi sürdürüyorlar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Şubat 2015
ABD’nin özel aktörü: PKK
Posted by Mehmet Ali Güller in Uncategorized on 16/02/2015
ABD’nin yeni milli güvenlik stratejisini yani Obama‘nın 2. doktrinini kabaca incelediğimiz dünkü yazımızı, bu yeni doktrinin Türkiye’ye yeni bir sorun dayattığını belirterek bitirmiştik.
Bugün, Obama‘nın IŞİD’le Küresel Mücadele Özel Temsilcisi John Allen‘ın “yakında kara harekatı başlayacak” müjdesine de yansıyan bu yeni sorunu inceleyeceğiz.
HEDEF PKK’Yİ BAŞAT GÜÇ YAPMAK
Dün bitirirken de belirtmiştik: Sorun, PKK’nin Obama’nın 2. doktrininde özel aktör mertebesine yükseltilmiş olmasıdır!
Dün Aydınlık‘ta Deniz Kahraman‘ın ayrıntılarını yazdığı gibi Obama‘nın yeni milli güvenlik strateji belgesinde yer alan “ABD devlet olmayan gruplarla iş birliği yapar” ifadesi, PKK’ye özel aktör rolü verildiğinin resmi ifadesidir.
Şundan: ABD’nin yeni milli güvenlik stratejisi, Obama‘nın IŞİD stratesjini temel almakta ve onu geliştirmektedir. O strateji de Obama‘nın akıl hocalarının hazırladığı ünlü CAP Raporu’nu esas almaktadır. Peki o rapor ve stratejide ne vardı?
Rapor PKK’nin büyütülmesini ve Kürt örgütlerinin birliğinin sağlanmasını tavsiye ediyordu. IŞİD stratejisi ise IŞİD’den boşaltılacak alanı PKK ve Barzani denetimine sokmayı esas alıyordu.
Bu strateji doğrultusunda şunlar oldu:
PKK VE BARZANİ’YE ALAN AÇILIYOR
Irak’ta: Peşmerge Kerkük’ü işgal etti. Kuzey Irak’taki Türkmenler göçe zorlandı. Irak Anayasası’na göre tartışmalı olan bölgeler, IŞİD’den alındığında fiilen Kürt kontrolüne geçmeye başladı. Hatta PKK o bölgelerin Irak Kürt Bölgesine bağlı kantonlar olmasını önerdi. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya peşmergeye silah, mühimmat, teçhizat ve eğitim yardımı yapmaya başladı.
Suriye’de: Duhok Anlaşmasıy’la (kısmen) Kürtlerin birliği sağlandı ve peşmerge ile PKK aynı hedefe sürüldü. Ayn el Arap (Kobani) direnişi üzerinden PKK “legalleştirilmeye” çalışıldı. Batı medyası PKK’nin terör örgütü değil, Batı adına IŞİD terörüne karşı savaşan özgürlük gücü olduğunu işledi. Kampanyanın bir parçası da Batı başkentlerinde PKK’yi terör örgütü listesinden çıkarma girişimleriydi. Ayn el Arap’ta IŞİD’in yenilmesiyle PYD özerkliğinin bölge kuvvetleri nezdinde kabul edilmesi hedeflendi.
Türkiye’de: Barzanistan’dan Ayn El Arap’a (Kobani) peşmerge koridoru açıldı. TSK eğit-donat kapsamında peşmergeyi eğitmeye başladı. TSK’nin eğittiği, ABD’nin ve Almanya’nın donatttığı peşmerge, AKP’nin açtığı koridordan Ayn el Arap’a geçti ve PKK’ye yardım etti! Öte yandan PKK’yi sürekli büyüten Açılım’da yeni bir aşamaya daha geçildi.
PEŞMERGE KORİDORUNDAN GÜVENLİK KUŞAĞINA
ABD belgelerine dayanarak hep söyledik: Washington’un asıl hedefi Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir Kürt Koridoru inşa etmektir. Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmaktır.
Irak’ta Bağdat ile Erbil yönetimleri arasına, Suriye’de Şam yönetimi ile Türkiye sınırı arasına sosis gibi girmiş IŞİD’den alan boşaltıldıkça, o alanlarla Irak’ta Barzanistan’ın sınırları genişletilecek ve Suriye’de PKK’ye özerk bölge verilecek.
ABD’nin hedefi budur ve bu hedefe nedeniyle PKK’yi başat güç haline getirmeye çalışmakta, Kürtlerin birliğini sağlamaya uğraşmakta, IŞİD’e karşı koalisyonlar kurmakta, Türkiye’yi bir açmaza sokarak bu plana mecbur etmeye bastırmaktadır.
O nedenle Ankara’nın ve fiilen TSK’nin birine karşı diğerini, yani PKK’ye karşı peşmergeyi desteklemesinin pratikte bu açmazdan çıkışa bir yararı yoktur!
Desteklenen Erbil yönetimi daha önceki gün Diyarbakır Belediyesi’ni ziyaret etmiş ve “güney-kuzey eksenli” temaslarda bulunmuştur!
Fakat bu aşamada daha önemlisi PKK’nin hamleleridir: PYD Fransa’dan “özel güvenlik kuşağı” istemekte, PKK AKP’den Kobani Koridoru’nu kapatmamasını beklemekte, HDP’li milletvekilleri “yeni anayasa” pazarlıkları yaptıkları Erdoğan yönetiminden 26 bölgeli eyalet modeline geçilmesini talep etmektedir.
Ve daha önemlisi PKK ABD’den rol, silah, statü ve toprak istemektedir!
ABD PLANI YIRTILMAYA BAŞLANDI
Artık tüm sorunlar, bu sorunun yanında ayrıntıdır.
Ve Türkiye’nin asıl ihtiyacı, işte bu tabloyu bozabilecek bir iktidar odağı yaratabilmektir. İşte bugün o odak kurulmuş ve ilan edilmiştir.
Vatan’da birleşerek; Kürt’ümüzü namluya süren, Türk’ümüzü Arap’a düşmanlaştırmaya çalışan ve halkları bölgede boğazlaşmaya götürecek bu planı yırtmaya başlamış olduk!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Şubat 2015