Posts Tagged Donald Trump

Tukidides Kapanı’nın önündeki zirve

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in zirvesi, Tukidides Kapanı’nın önünde yapıldı. 

Nedir Tukidides Kapanı ya da Tukidides Tuzağı? Antik Yunan tarihçi Thucydides, Atina ile Sparta arasında yaşanan Peloponez Savaşı’nın kaçınılmazlığını şu şekilde kaydetmişti: “Savaşı kaçınılmaz kılan şey, Sparta’nın yükselişi ve bunun Atina’da yarattığı korkuydu.”

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler literatürüne giren Tukidides Tuzağı/Kapanı kavramı, hegemon güç – yükselen güç analizinde kullanılıyor. 

Peki ABD ile Çin, Tukidides Tuzağı’ndaki gibi “kaçınılmaz durumla” mı karşı karşıyalar?

Şi üç kez uyardı 

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, ABD liderlerini Tukidides Tuzağı konusunda üç kez uyardı. 

Şi ilkinde, 2015 yılındaki ABD ziyareti sırasında, “Dünyada Tukidides Tuzağı diye bir şey olmadığını” söyledi. 

İkincisinde, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde ABD Başkanı Joe Biden ile görüşen Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping üç mesaj vermişti: 1) “Tukidides Tuzağı” tarihsel olarak kaçınılmaz değil. 2) Yeni bir “Soğuk Savaş” yapılmamalı çünkü kazanılamaz. 3) Çin’i çevrelemek akılsızcadır, kabul edilemez ve başarısızlığa mahkûmdur. 

Gerçi doğrudan Joe Biden’a söylenmişti ama zamanlaması açısından aynı zamanda az sonra Beyaz Saray’a oturacak olan Donald Trump’a da yapılan uyarıydı bu. 

Nitekim üçüncüsünde Şi Cinging, bu yılın mayıs ayında Çin’e giden Trump’a doğrudan da o uyarıyı yaptı ve “Çin ile ABD, Tukidides Tuzağı’ndan büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma yaratabilir mi?” diye sordu.

Tukidides Tuzağı kaçınılmaz değil

Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır. O ziyaret sonrası bu köşede yaptığım analizde, “Tukidides Tuzağı kaçınılmaz değil” demiştim. Neye dayandırıyordum peki? 

Tukidides Tuzağı, Batılı kodlara sahip ve hegemonik güç mücadelesi anlayışına dayanıyor. Bir ölçüde satranç gibi; rakibin şahı mutlaka ele geçirilmeli.

Çin ise Batılı kodlara sahip değil, hegemonya karşıtı, hegemonik güç mücadelesini reddediyor. Diplomasisine satranç yerine go oyunu anlayışı yansıyor; yani rakibin hareket alanını daraltmayı esas alıyor. 

Buradan bakılınca, Çin’in geçiş sürecini savaşsız sağlamayı başarabileceği görülüyor. Çin yönetimi, zamana yayıyor, hareket alanını daraltıyor ve ABD’yi savaşı tercih edemeyecek duruma mecbur etmeye çalışıyor. 

İlişkilerin iyileştiği zirve

Aradan geçen bir kaç aylık zaman, en azından şu aşamada, Çin’in ABD’yi Tukidides Tuzağı’na düşmekten kurtarabildiğini gösteriyor. Zira Washington’da yapılan son zirvede “ilişkilerin iyileştiği” mesajı verildi. 

Trump, durumu “ilişkilerimiz hiç bu kadar iyi olmamıştı” diye tanımlarken, Şi Jinping “ABD-Çin işbirliği her sorunu çözemezse de bu işbirliği olmadan dünyadaki sorunların çoğunu çözmek zor olacak” mesajı verdi.

Ve ikili, “yeni bir ticaret düzenlemesinde anlaştıklarını” duyurdular. Böylece Çin’e ticaret savaşı açan ABD, bir kez daha geri adım atmış oldu.

İran ve çatışma faktörleri

ABD’yi dizginleyen faktörlerden birinin de İran olduğunu önemle belirtmek isterim. ABD İran’a diz çöktürebilse, bugün Şi Cinping’le görüşmesinin tonu biraz daha farklı olabilirdi.

Masaya zafer kazanan değil, yenilen bir lider olarak oturan Trump’ın haliyle Şi karşısında eli zayıftı. Dahası Mayıs’ta Pekin ziyareti sırasında bir ilk olmuş, Şi Jinping geleneksel Çin diplomasisinin dışına çıkarak, ABD’ye “çatışma” uyarısı yapmıştı. Şi Trump’a Tayvan konusu iyi yönetilmezse, iki ülke arasında çatışma yaşanabileceğini söylemişti. 

Şi’nin o sert mesajının ardından ABD’nin Tayvan hamlelerinde gerileme görüldü. Çin-ABD ilişkisinin olmazsa olmazı durumundaki Tayvan konusunda yumuşama, diğer alanlara olumlu yansımış oldu. Kuşkusuz ABD emperyalist bir ülke ve fırsatını bulduğunda yeniden Çin’e karşı diş göstermeye çalışacaktır. Kızıl ejderha ise Tukidides Kapanı’na düşmemesi için kartalı kollamayı sürdürecektir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Eylül 2026

, , , , , ,

Yorum bırakın

Hürmüz Koalisyonu için NATO şantajı

NATO için “kağıttan kaplan” benzetmesi yapan ABD Başkanı Donald Trump, şimdi de “ABD’yi NATO’dan çekmeyi düşünüyorum” mesajı verdi. 

ABD’nin NATO’dan çekilmesi, NATO’nun çözülmesi ve tarihe karışması elbette tüm dünya halkları ve gelişmekte olan Küresel Güney ülkeleri için çok yararlı olur. 

Hatta NATO’nun tarihe karışması, en çok da NATO üyesi Türkiye’nin yararına olur. Böylece “NATO üyesi olduğu halde NATO ülkelerinin hedefi olma” paradoksundan kurtulmuş olur!

NATO üyeleri Trump’a destek vermiyor

Trump’ın ABD’yi NATO’dan çekmesinin olası olup olmadığı ayrı bir tartışma. NATO’culuk bir sistem meselesidir. ABD dahil tüm ülkeler için de NATO’dan çıkmak, bir büyük iç çarpışma demektir. 

Beyaz Saray açısından bugün yürütülen “NATO’dan çekilme” tartışması, NATO’dan çıkmaktan ziyade, NATO’yu ABD’nin İran stratejisine eklemleme çabasıdır. Böyle olduğu için de son tahlilde bir şantajdır. 

Şantajdır çünkü NATO üyeleri, Trump başta ABD yöneticilerinin hemen her gün yaptığı “destek verin” çağrılarını reddetmektedir. Hatta kimi NATO üyeleri ABD’ye hava sahası kapatmakta, üs kullandırtmamaktadır. 

Trump’ın “NATO’dan çıkarım” şantajı, NATO üyelerini ABD-İsrail ikilisine destek vermeye zorlamak içindir.

Hedef rejimden Hürmüz’e döndü

Trump’ı bu şantaja mecbur eden İran’ın kararlı ve etkili direnişi odu. ABD ve İsrail’in, İran’ı “tek başlarına” alt edemeyeceği ortaya çıktı. Bir kaç günde rejim değiştireceklerini umarken, şimdi büyük bir kriz doğuran  Hürmüz Boğazı’nı açabilmeye çalışıyorlar. 

Fakat onu da yapamıyorlar. ABD’nin o çok övündüğü donanması İran’ın ABD ve bağlantılı gemilere kapattığı Hürmüz’ü açamıyor. Trump için müttefik bulabilmek, savaşın bu aşamasında kritik bir konuya dönüştü. 

Öyle sıkıştı ki işi artık “Hürmüz benim sorunum değil” demeye getirdi. “Kim o bölgenin petrolüne ihtiyaç duyuyorsa, gidip o açsın diyor” hatta. 

Dedolarizasyon boğazı

Elbette doğru değil. Hürmüz ABD’nin sorunu, hem de büyük sorunu. Çünkü Hürmüz Boğazı sadece tüm  petrol ve doğalgazın yüzde 20’sinin taşındığı bir boğaz değil, aynı zamanda petrol ve doğalgazın dolar dışı paralarla taşınmaya başladığı yer. 

Hürmüz Boğazı aynı zamanda Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol için de kritik önemde. 

Kuşak ve Yol ise pratikte bir dedolarizasyon yoludur, dolardan çıkış yoludur, dolarsızlaşma yoludur, dolar dışı ulusal paralarla ticaret yoludur. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı da küresel ticaret açısından bir dedolarizasyon boğazıdır.

ABD için İran’a saldırı, bu nedenle petro-dolar sistemini kurtarabilme savaşıdır. Çünkü Hürmüz Boğazı dahil Kuşak ve Yol’un pek çok koridorunda dolardan çıkış sürüyor.

Yeni dünyanın ayak sesleri

Görünen o ki Trump’ın şantajı da yeni bir oyun kurmaya yetmedi. Trump son açıklamasında “(İran’dan) Ayrılacağız. Çünkü bunu sürdürmemiz için bir neden yok” dedi. 

Elbette pek çok nedeni var ama son tahlilde bu da şantaj. Üstelik şu açıklamasına bakılırsa çok çaresizce bir şantaj: “Çok yakında oradan ayrılacağız ve eğer Fransa veya başka bir ülke petrol ve gaz almak isterse, Hürmüz Boğazı’ndan geçip kendi başlarının çaresine bakacak. Bence zaten çok güvenli olacak ama Hürmüz Boğazı’nda olan bitenle bizim hiçbir ilgimiz yok, hiçbir ilgimiz de olmayacak. Çünkü bu ülkeler, Çin, güzel gemilerini doldurup buradan ayrılacak ve kendi başlarının çaresine bakacaklar. Bunu bizim yapmamız için hiçbir neden yok.”

Bu açıklamalar, inişli çıkışlı da olsa, genel gidişata işaret ediyor: ABD hegemonyası zayıflıyor, yeni bir dünya kuruluyor. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Nisan 2026

, , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın Panama ve Grönland saldırganlığı

Donald Trump, daha koltuğa oturmadan emperyalist ABD’ye özgü iki saldırgan ve yayılmacı politika açıkladı. 

İlki Panama Kanalı ile ilgiliydi. Trump, Panama’yı kanaldan yüksek ücret istemekle suçladı ve düzgün yönetilmediği takdirde ABD’ye geri verilmesini isteyebileceğini söyledi. 

Trump’ın ikinci küstahlığı ise Grönland’la ilgiliydi: “Ulusal güvenlik ve dünya genelinde özgürlük için ABD, Grönland’ın mülkiyet ve kontrolünün mutlak bir zorunluluk olduğunu düşünüyor.”

Arktik Okyanusu’nun önemi

1914 yılında emperyalist ABD’nin çıkarları için kanlı bir şekilde açılan Panama Kanalı’nın mülkiyeti, 1977 yılında yapılan anlaşmayla Panama’ya geçmiş ve kanal 1999’da bu ülkeye devredilmişti.

Gönland, Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge. Eski ABD Başkanı Harry Truman 1946’da Grönland’ı satın almak için Danimarka’ya 100 milyon dolarlık altın teklif etmişti. ABD’nin Grönland’a sahip olma isteğinin gerekçesi zengin uranyum, altın, petrol ve gaz rezervlerinin bulunmasıydı. 

73 yıl sonra bir başka ABD Başkanı Donald Trump da Grönland’ı satın almak istemişti. Washington’un gerekçesi artık farklıydı: Arktik Okyanusu’nun stratejik önemi. Konu ABD ile Danimarka arasında diplomatik krize neden olmuştu. Trump açıklamasıyla, başkanlığının ikinci döneminde de bu emperyalist politikasını sürdürereceğini göstermiş oldu. 

ABD topraklarını nasıl genişletti?

ABD, kurulduğundan bu yana yayılmacı ve genişlemeci bir ülkedir. Trump’ın açıklamaları, ABD’nin doyumsuzluğunu ve fırsat bulduğunda yeni yerlere genişleme peşinde olduğunu ortaya koymaktadır. Üstelik ABD bu yayılmacılığını, Trump’ın açıklamasında da olduğu gibi, “dünya genelinde özgürlük sağlanması” diye açıklıyor. Tersine özgürlük, emperyalist boyunduruktan kurtulmaktır!

ABD’nin şu andaki yüzölçümü 9.5 milyon kilometre karedir. Oysa kurulduğunda, Mississippi Nehrinin doğusundaydı ve arada Kızılderili bölgesi de vardı. Önce onları katletti, sürdü ve topraklarını genişletti; ardından yeni katliamlarla kıtanın diğer bölgelerine doğru yayıldı.

1803 yılında 1 milyon 425 bin km karelik Lousiana’yı, 1819’da 96 bin km karelik Florida’yı, 1845’te 625 bin km karelik Texas’ı Meksika’dan kopararak, 1846’da 460 bin km karelik Oregon’u, 1867’de Alaska’yı Rusya’dan 7 milyon 200 bin dolara satın alarak, 1848’de 660 bin km karelik California’yı, 1857’de Pasifik’te Howland ve Baker adalarını, 1867’de Pasifik’te Midway adalarını, Hawai’yi, Filipinleri topraklarına kattı. 

ABD’nin genişlemesinin ayrıntılarını anlatmaya bu köşe yetmez. Özetlersek, ABD, yaklaşık 100 yıl boyunca savaş ve saldırganlıkla Meksika’nın topraklarını adımı adım kendine kattı; Pasifik’teki saldırganlığıyla pek çok adayı topraklarına kattı; neredeyse bütün Latin Amerika ülkelerine müdahale etti ve ekonomilerini sömürdü.

ABD en son 1976’da genişledi: Kuzey Mariana Adaları “siyasi yapıya dahil olmadan ABD dış bölgesi” yani sömürgesi haline geldi. 

ABD Kolombiya’yı bölerek kanal açtı

ABD’nin, daha kısa mesafede daha kârlı deniz ticaret için bir kanal açmak istemesi süreci de çok kanlı oldu. ABD kanalı açmak istediği Kolombiya topraklarını ele geçirmek için çeşitli şirket operasyonları yaptı. Sonra Kolombiya’da 1855’te bir demiryolu kurdu. Demiryolu hattına saldırıları bahane ederek bölgeye altı kez askeri müdahalede bulundu. 

Ancak her şeye rağmen Kolombiya ABD’ye toprak vermeyi reddetti. ABD bunun üzerine kanalı planladığı bölgede 1903 yılında bir ayaklanma çıkarttı. Ayaklananlar Kolombiya Cumhuriyeti’nden ayrılarak Panama Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler. ABD hemen bu yeni ülkeyi tanıdı ve “Panama’nın bağımsızlığını korumayı” üstlenen bir anlaşma imzaladı. Elbette bir de 10 mil derinlikte bir koridoru ABD’ye bırakan bir anlaşma yaptı!

Kanal 1914’te tamamlandı. Yapımı sırasında 28 bin işçi öldü! ABD kanal dışında Panama Körfezi’ndeki beş adayı da aldı. 

ABD sonraki yıllarda kanalı elinde tutabilmek için Panama’ya silahlı müdahalelerde bulundu, darbeler yaptırdı ve iktidarlar değiştirdi.

ABD müttefiklerine de saldırgan

Özetle, ABD milyonları katlederek, milyon kilometre kareleri gaspederek, zenginliklerine el koyarak büyüdü. Hâlâ da “dünya genelinde özgürlük sağlamak” yalanı üzerinden toprak ele geçirmeye çalışıyor. 

Demokrasi diyerek başka ülkeleri işgal eden, özgürlük diyerek başka ülkeleri bölen, insan hakları diyerek başka ülkelerde ayaklanma kışkırtan emperyalist ABD, tüm dünyanın baş düşmanıdır. 

Üstelik gittikçe müttefiklerine karşı da saldırganlaşan, onlara yaptırım uygulayan, hatta 51. eyalet yapma tehdidi savuran bir ABD var çünkü…

Emperyalist ABD’ye karşı kesin tutum almak ve onu dizginlemek için işbirlikleri yapmak bugün dünya açısından en önemli ihtiyaçtır.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
24 Aralık 2024

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın