Posts Tagged Hürmüz Savaşı
Büyük uzlaşı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/06/2026
ABD Başkanı Donald Trump, İran’la savaşı durduracak “büyük bir uzlaşmaya” varıldığını duyurdu. Taraflardan biri ABD, hele de Trump olunca, imza atılmadan “varıldı” demek elbette mümkün değil. Hatta Trump’ın Obama döneminde yapılan ABD-İran anlaşmasını iptal ettiğini göz önünde bulundurursak, imza atılması bile bir garanti anlamına gelmez.
Nitekim henüz imzalar atılmadı, 14 Haziran Pazar günü atılacağı belirtiliyor.
ABD’nin güvenilmezliği sorunu
ABD’nin güvenilmezliği konusunu dünyada en iyi test etmiş ülke İran’dır. Bu nedenle Tahran yönetimi iki aydır Trump’tan gelen uzlaşma talebini garantiye bağlamaya çalışıyor. Bunu birincisi aşamalı müzakere yöntemi kabul ettirerek, ikincisi de uluslararası bir mekanizmaya bağlayarak yapmak istiyorlar.
Basına sızan uzlaşma metnine bakılırsa, bunu sağladıkları anlaşılıyor. Temel konuların tamamı bir kere de değil, parça parça, uygulamadan dönülmediği görüldükçe müzakere edilip bağıtlanacak.
Uzlaşmayı İran füzeleri sağladı
Trump’ın “büyük uzlaşı” tanımlamasını kullanması önemli. Süper güç ABD’nin, “haydut devlet” dediği İran’la uzlaşmak zorunda kalmasını “büyük uzlaşma” diye tanımlaması, her şeyden önce savaşın galibine işaret etmektedir.
Savaş, siyasetin silahla yapılması halidir ve silahlı siyaseti İran kazandı, İran füzeleri kazandı. İran ayrıca, ABD’nin büyük baskısına rağmen, füze kapasitesini müzakerenin konusu olmanın dışında tuttu.
Uzlaşılan maddelere bakılırsa, ABD, İran’ın barışçı nükleer çalışmasını önleyemiyor, zenginleşmiş uranyumuna el koyamıyor. Seyreltme İran’da yapılacak. ABD’nin başarı diye pazarladığı “İran nükleer silah yapmayacak taahhüdü” zaten Tahran’ın bölgeye ve dünyaya yıllardır yaptığı taahhüttü!
Rejim düşmedi, savaş bitiyor
ABD ve İsrail 28 Şubat 2026 sabahı İran topraklarına ağır saldırı başlattığında hedefleri bir kaç gün içinde rejimi devirmekti. Ağır bombardıman altında İran halkı ayaklanacak ve Tahran yönetimini devirecekti. Bundan o kadar emindiler ki Washington merkezli Atlantik dünyası medyası aynı temalı manşeti attı: “Rejim düşer, savaş biter.”
Rejim düşmedi, İranlı muhalifler ayaklanmadılar, tersine vatan savunması cephesine girdiler, İran halkı birlik içinde direndi, İran silahlı kuvvetleri ABD’ye, bölgedeki ABD üslerine ve İsrail’e aynı etkide yanıt verdi.
Ve 40. günde Pakistan’ın uzattığı 15 günlük ateşkes teklifine ABD İran’dan daha çok sarıldı.
ABD Asya girişinde durduruldu
Bu köşede bir kaç kez yazdım: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavardı”, işte İran o tek dişi söktü. Emperyalist ABD’nin “ısırma kapasitesinin” zayıflatılmasının bölgemiz açısından ne kadar yararlı olduğu önümüzdeki süreçte çok daha iyi anlaşılacaktır.
ABD’nin birinci 12 Gün Savaşı’nda ve ikinci 40 Gün Savaşı’nda İran’ı aşamamasının Asya cephesi açısından ne kadar değerli olduğu önümüzdeki süreçte çok daha iyi anlaşılacaktır.
Beşli Güvenlik Mekanizması
Emperyalist ABD, bir yılda İran’a iki kez yenildi. Elbette önümüzdeki yıllarda üçüncü kez saldırmayacağı anlamına gelmiyor bu. Zira “büyük uzlaşının” en büyük kaybedeni durumundaki İsrail’in güvenliği yine ABD’nin omuzlarında olacak. Ve ABD bunu da garantiye alabilmek için “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni” hedefini sürdürecektir.
İşte bu nedenle iki konu kritik önemde:
1) Bölge ülkeleri, ABD-İsrail saldırganlığına karşı caydırıcı bir ortaklık modeli oluşturabilmelidir. Bunu ikinci savaştan önce, 25 Eylül 2025’ten beri bu köşede formüle etmeye çalışıyorum. Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’dan oluşan Beşli Güvenlik Mekanizması. İran dışındaki dört ülke arasında bu yönde bir işbirliği zemini oluştu zaten.
İran-Körfez anlaşması
2) ABD, İran’a ağırlıkla Körfez ülkelerindeki üslerinden saldırdı. ABD medyasının da raporladığı gibi Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki bu üsler, hatta Irak ve Ürdün’dekiler de dahil çok ciddi hasarlar aldılar ve bir kısmı kullanılmaz hale geldi.
İşte ABD’nin coğrafyamızdaki bu üslerini yenileyememesi en büyük kazanç olacaktır. Bu, elbette İran’ın Körfez ülkeleriyle başarı bir diplomasi yürütmesine de bağlı. Bu noktada Çin faktörü taraflar üzerinde etkili olacaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Haziran 2026
Anlaşmaya Abraham kaması
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/05/2026
Trump yönetimi, görüleceği üzere İran’a yeniden savaş açamıyor ama İran’ı kendi istediği şartlarda masaya da oturtamıyor. Bu birincisi Washington yönetimi tarafından 15 günlük ateşkesin sürekli uzatılmasına ve ikincisi de Pakistan arabuluculuğunda taraflar arasında sürekli yeni anlaşma taslaklarının gidip gelmesine neden oluyor.
Şu anda üzerinde bugüne kadar en fazla uzlaşılabilen “14 maddelik bir mutabakat muhtırası” var. Son rötuşları yapılan bu “mutabakat muhtırası”nın kabul edilmemesi için İsrail ve ABD’deki İsrail lobisi tüm kozlarını oynuyor.
Tahran’dan Trump’a “İsrail’in yıkıcı müdahalesi” uyarısı
Tahran yönetimine göre 14 maddelik mutabakat muhtırası, “savaşın Lübnan dahil tüm cephelerde sona erdirilmesi”, “Hürmüz Boğazı ve deniz haydutluğunun önlenmesi” konularına odaklanmış bir metin. İran Dışişleri Bakanlığına göre mutabakat muhtırasının sonuç vermesi durumunda, “60 gün içinde nükleer mesele de dâhil olmak üzere muhtırada yer alan konular” tartışılacak…
Bu aslında İran’ın başından beri savunduğu “aşamalı müzakere” prensibine gelindiğini ortaya koyuyor. Ama yukarıda da belirttiğim gibi bu olası uzlaşmayı, İsrail ve lobisi engellemeye çalışıyor.
Tahran yönetimi de buna dikkat çekiyor: “ABD’nin karar alma süreçlerinde bir karmaşa bulunmaktadır; Siyonist rejimin burada yıkıcı müdahalesi için zemin hazırdır.”
Trump: “Bölge önce İsrail’le anlaşsın”
İşte Trump’ın dosyasından çıkan “önce Abraham anlaşması” şartı, İsrail ve lobisinin yeni engelleme girişimidir. Trump’ın “büyük bölge barışı” gibi sunduğu şart şöyle:
Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan başta bölge ülkeleri liderleriyle yaptığı telefon görüşmesinden bahsederek, “yaptığım görüşmelerde, ABD’nin bu çok karmaşık bulmacayı bir araya getirmek için yaptığı tüm çalışmaların ardından, tüm bu ülkelerin en azından eşzamanlı olarak Abraham Anlaşmaları’nı imzalamalarının zorunlu olması gerektiğini belirttim” dedi.
Özetle Trump Türkiye başta bölge ülkelerine, “İran’la anlaşmamı istiyorsanız, önce hepiniz İsrail’le Abraham Anlaşması imzalayın” diyor!
ABD’nin “Filistin’e ihanet edin” şartı
Bu Trump’ın iddia ettiği gibi “bir bölge barışı” girişimi değil, pratikte ABD-İran anlaşmasına sokulmuş kamadır. Zira Trump’ın görüştüğü ülkelerin çoğunun “sırf İran’la anlaşma karşılığında” İsrail’le Abraham Anlaşması imzalaması olası değildir.
Çünkü ABD’nin bu şartı, fiilen bölge ülkelerine “Filistin’e ihanet edin” şartıdır.
Oysa bu ülkelerinden en azından bir kısmı açısından İsrail’le Abraham Anlaşması’nın şartı, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi ve Filistin Devletini tanımasıdır. Bunun üzerinden atlayarak sırf ABD İran’la anlaşsın diye İsrail’le anlaşmak, Abraham anlaşmasına imza atacak liderlerin siyasi intiharı olur.
İran açısından kabul edilemez
Kaldı ki ABD-İran savaşının nedenlerinden biri de Filistin meselesidir, İran’ın Filistinlilere desteğidir, İran’ın İsrail’in Gazze soykırımına karşı fiili karşı duruşudur.
Nitekim İran, ABD’yle mutabakat muhtırasının merkezine sadece “ABD’nin İran’a saldırısının son bulmasını” değil, bölgedeki tüm saldırıların sonlandırılmasını koyuyor. İsrail’in Lübnan başta bölge ülkelerine saldırının sona erdirilmesi, Tahran’ın imzalayabileceğini bir anlaşma metninin esasını oluşturuyor.
Dolayısıyla Trump’ın mutabakata Abraham şartı koyması, İran açısından da Trump’ın isimlerini sıraladığı bölge ülkelerinin çoğunluğu açısından da kabul edilemez.
Trump İran’la anlaşma istiyorsa, ki iddia ettiğinin tersine Washington Tahran’dan çok daha istekli, o zaman “made in İsrail” şartlarını kenara koyarak, geçen hafta dile getirdiği “ben ne dersem Netanyahu onu yapacak” sözünü siyasete yansıtmalıdır.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
26 Mayıs 2026
Trump Çin’e yenilerek gidiyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/05/2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Savaşı nedeniyle ertelediği Çin ziyareti, 14-15 Mayıs’ta olacak. Demek ki Hürmüz Savaşının en azından bu aşamasının sonu geldi.
Çünkü Hürmüz Savaşı ya da ABD’nin İran’a saldırısı, son tahlilde ABD’nin Asya’ya saldırısının başlangıcıydı. ABD fırsat buldukça, Asya’ya karşı “silahlı siyaset” izlemeyi sürdürmek isteyecektir. Tabii İran’ın etkili yanıtı, ABD’nin fırsat koridorunu fazlasıyla daraltmış oldu.
Trump’ın eli zayıf
Hürmüz Savaşı’nın bu haliyle ABD’ye çok kritik bir yenilgi tattırdığı ortada.
Bu ABD-Çin ilişkileri bağlamında şu anlama geliyor: Trump, ertelediği eski tarihe göre, şimdi Çin’e daha zayıf bir elle gidiyor.
ABD İran’da yenildi, Trump İran’da siyaseten kaybetti. Bu, Trump’ın Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in karşısına daha zayıf oturması demek.
Daha geniş planda ise anlamı şu: ABD Çin’e ticaret savaşını kazanamadı, ardından Trump’ın yaptırımları Pekin’in geri adım atmaması nedeniyle sonuç alamadı.
Bunların üstüne İran’da yenilmiş bir ABD’nin Çin üzerinde baskı kurabilmesi artık düne göre çok daha zor.
Siyasi kaldıraçlar
Trump’ın Çin ziyaretinin zemini ekonomi-politik, öncelikli amacı da Çin’le ticareti dengelemek ve Çin’in ticaret kapasitesini sınırlayabilmek.
ABD bunu sadece ekonomik araçlarla, yani gümrük tarifelerini artırmak benzeri araçlarla yapmıyor, aynı zamanda siyasi araçları kaldıraç olarak kullanmaya çalışıyor.
Bu siyasi kaldıraçlar şunlar: Japonya ve Güney Kore’deki askeri varlığı, Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerle Çin’e karşı işbirliği, Uygur kışkırtması ve Tayvan meselesi.
Ancak ABD bu siyasi araçları bakımından da Hürmüz’de kan kaybetmiş oldu.
‘Amerikan caydırıcılığı’ sorunu
İran’da yenilen, müttefiklerine açtığı güvenlik şemsiyesi işe yaramayan, müttefik desteği olmadığında bir bölge savaşını kazanamayan, stok yenileme zorluğu yaşayan ABD’nin elindeki kartları daha etkili kullanabilme kapasitesi zayıfladı.
Örneğin “İran’a karşı Arap ülkelerindeki üslerini koruyamayan bir ABD, Çin’e karşı topraklarımızdaki üslerini nasıl korur” sorusu artık Japonların ve Güney Korelilerin gündemindedir. Bu ülkelerde ABD stratejisine eklemlenerek Çin’e düşmanlık yapılmasını savunanların eli zayıflıyor, Çin’le bağımsız ve iyi ilişki geliştirmek isteyenlerin eli güçleniyor.
Dolayısıyla ABD’nin İran’da yenilmesi, Washington’un Çin’e uygulamaya çalıştığı askeri çevreleme stratejisini zayıflatacaktır.
ABD’nin nafile Tayvan hamlesi
Gelelim asıl konuya, Tayvan’a. Çin için ABD’yle kurulacak her türden ilişkinin, yapılacak her türlü işbirliğinin ön şartı Tayvan’dır, “tek Çin” politikasıdır. Dolayısıyla konu Trump’ın ziyaretinin de parçasıdır.
ABD resmen “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama attığı imzalara aykırı olarak Tayvan’la farklı bir tür ilişki geliştirmeye çalışıyor. ABD Tayvan’ı bağımsız bir ülke olarak tanımıyor ama uydusu niteliğindeki çoğu ada devleti olan 11 ülkenin Tayvan’ı tanımasını sağlıyor.
Tayvan’ı tanıyan tek Afrika ülkesi olan Esvati’ye bir “Tayvan lideri” gezisi planlandı. Bu gezi, Trump’ın Çin ziyareti öncesinde, Washington’un “Tayvan kartı elimde” mesajından başka bir şey değil. Tam da Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’ın lideri Cheng Li-wun’un Pekin’i ziyaret ederek Xi Jinping’le görüştüğü ve “barışın tohumlarını ekme” mesajı verdiği süreçte “Tayvan liderini” uluslararası sahaya çıkarmak, tipik bir Amerikan işi.
Şu farkla ki Washington’un bu çabalarının artık koz değeri yok.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mayıs 2026