Posts Tagged James Jeffrey
Sünni İttifak tarihçesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/10/2026
Mekke İttifakı, ABD ve İsrail’in bölgede bir süredir üzerinde çalıştığı, kimi zaman Arap NATO’su, kimi zaman Ortadoğu NATO’su, kimi zaman da Sünni Koalisyonu diye adlandırdığı projelerle ne kadar örtüşüyor? Bugün bu sorunun yanıtını aracağız:
İsrail’in Sünni İttifak projesi
– İsrail İç İstihbarat Örgütü’nün (Şin Bet) eski Başkanı Ami Ayalon, 2012 yılında “Sünni İttifak” kurulmasını istedi: “Türkiye önderliğindeki koalisyona İsrail’in varlığını kabullendirirsek Ortadoğu’da büyük çatışma Sünni – Şii çatışması olur, Filistin – İsrail çatışması değil. Kuracağımız Sünni koalisyon ABD ve bizim tarafımızdan destek görecek ve İsrail, İran tehdidine karşı bir güç oluşturmuş olacak. İsrail için önümüzdeki 10 yıl içinde Sünni koalisyonun kurulması çok önemli bir adım olacak. Eğer İsrail İran’a karşı tek başına hareket ederse başarılı olamaz, ama Sünni koalisyon çatısı altında İran tehdidini yok edebilir.” (Arslan Bulut, Sünni İttifak İsrail projesiydi, Yeniçağ, 7.10.2026)
– 2015’te, Suudi Arabistan öncülüğünde “Teröre Karşı İslam İttifakı” kuruldu. Ancak işlevsel olmadı. Ardından ABD ve İsrail’in, bir Sünni İttifak için nasıl adım adım, aşama aşama ve koordinasyon içinde çalıştığını gösteren şu gelişmeler yaşandı:
ABD-İsrail’in ittifak hamleleri
– ABD Savunma Bakanı James Mattis, İran’a karşı İsrail ve Körfez ülkelerinden oluşan “NATO tarzı bir bölgesel ittifak” kurmak istediklerini açıkladı. (İsrael Defense, YDH, 28.4.2017)
– ABD yönetimi, Ortadoğu Stratejik İttifakı (MESA) projesini başlattı. Sünni Müslüman müttefiklerin çatı yapısını oluşturacağı projeye, Beyaz Saray ve Ortadoğu’daki kaynaklar Arap NATO’su adını veriyor (TRT Haber, 28.7.2018).
– Beyaz Saray, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD’nin “Başlıca Güvenlik Ortağı” olarak tanındığını duyurdu (Cumhuriyet, 16.1.2021).
– İsrail’in “dörtlü savunma ittifakı” kurmak için Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile müzakereler yürüttüğü bildirildi. (I24News, Sputnik, 26.2.2021)
– ABD Başkanı Donald Trump, ABD Avrupa Komutanlığı görev alanında yer alan İsrail’in İran’a karşı işbirliğini teşvik etmek amacıyla artık Ortadoğu ülkeleriyle birlikte ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) çatısı altına alınması talimatı verdi. (WSJ, Sputnik, 15.1.2021)
– Önce İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İsrail’in, ABD öncülüğünde kurulan “Ortadoğu Hava Savunma İttifakı” adlı bir oluşuma katıldığını açıkladı. Ardından Ürdün Kralı II. Abdullah, ABD yayın organı CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Ortadoğu NATO’sunu destekleyecek ilk insanlardan biri ben olurum” dedi. (Deutsche Welle, 3.7.2022)
Son adım: Mekke İttifakı
Ve 7 Ağustos 2026’da Mekke İttifakı kuruldu. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu ittifakı ilk kutlayan ABD oldu. Cumhuriyetçi Senatör Joe Wilson, “Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti” diyerek ittifakın kuruluşunu kutladı. Mekke İttifakı ABD’liler tarafından “Trump’ın Ortadoğu stratejisinin” bir parçası olarak yorumlandı. Trump’ın Mekke İttifakı’na destek açıklamasında bunun işareti vardı: “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın yakın zamanda ve nihayet Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Bu anlaşma, Ortadoğu’nun nasıl bir araya geldiğini ve ülkelerin nihayet kendilerini daha anlamlı bir şekilde savunabileceklerini gösteriyor.”
Mekke İttifakı Husilere karşı askeri adım kararı alınca ABD’li Senatör Joe Wilson şu açıklamayı yaptı: “Husilerin İran destekli saldırganlığı karşısında ittifakı harekete geçirdikleri için müttefiklerimiz Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’a minnettarım. Mekke Savunma İttifakı, Ortadoğu’nun NATO’su olma potansiyeline sahip.”
ABD’nin işleri
Gazeteci Nevzat Çiçek, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel temsilcisi James Jeffrey’ye “Mekke Anlaşması’na yaklaşımınız nasıl?” diye sordu. Jeffrey’nin yanıtı şu oldu: “Bu iyi bir fikir ve bekliyoruz ki bu adım birkaç iyi şeyi ortaya çıkarsın. Amerika’nın hem Çin hem de İran ile çok işi var. Siz işimizden biraz anlıyorsunuz.” (Independent Türkçe, 8.10.2026)
Meselenin özü, Jeffrey’nin işaret ettiği “ABD’nin işleri” konusudur. Nitekim biz de haftalardır bu köşede yaptığımız analizlerde, ABD’nin “yük paylaştırma stratejisi” gereği, Ortadoğu’daki işlerini müttefiklerine dağıttığını ve Suudi Arabistan’ın korunması görevini Türkiye’nin üstlendiğini anlatmaya çalışıyoruz. NATO 3.0.’ın bir yansıması da budur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ekim 2026
GÜL EMNİYET’İ, EMNİYET ABD’Yİ SUÇLADI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/02/2013
Milliyet’ten Pınar Ersoy’un sorularını yanıtlayan ABD Başkanı Barrack Obama’nın Ankara Büyükelçiliği’ne yönelik canlı bomba saldırısını “Türk-Amerikan ilişkilerine zarar vermek isteyenler başarısız oldu” diye yorumlaması bize dikkat çekici geldi.
Zira saldırıdan sonra Türk devletinin yaptığı resmi açıklamalarda benzer bir değerlendirme yoktu. Tersine hem Başbakan Tayyip Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, saldırının “teröre karşı ortaklığın ne kadar elzem olduğunu gösterdiğini” belirttiler!
Resmi olmayan açıklamalarda ise üç görüş öne çıkıyordu.
1. Suriye ve İran olağan şüpheliydiler ve bu saldırıyla ABD’nin bölge politikalarına tepki göstermiş olabilirlerdi.
2. DHKP-C stepneydi ve Almanya’nın canlı bombayı izleme gereği duymamasından başlayarak, bu örgütü kullanmasına kadar pek çok nedenle Berlin’in saldırıda rolü olabileceği belirtildi.
3. DHKP-C’nin PKK ile ilişkilerini öne çıkaran MİT-Emniyet çevreleri, saldırıyla İmralı sürecinin hedef alındığını söylediler.
SALDIRIYLA İLGİLİ SORU İŞARETLERİ
Obama’nın sözlerini başka olgularla birleştirmeliyiz:
1. Canlı bombanın 95 dakika içinde DHKP-C militanı Ecevit Şanlı olduğu tespit edilmişti ama buna rağmen ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey “Bu DHKP-C’nin yapacağı bir saldırı gibi görünmüyor” diyordu.
2. Saldırı sırasında MOBESE kameralarının bir saat boyunca neden kapalı olduğu gerçek yanıtını bulamadı!
3. Kuşkusuz Cumhurbaşkanı Gül’ün “Emniyet biliyordu ama önleyemedi” demesi özel bir anlam içeriyordu.
4. Saldırganın kimliği nasıl oldu da parçalanmaya rağmen 95 dakika gibi kısa bir zamanda tespit edilebildi? Günler sonra yayımlanan ve bu kuşkuları gidermeye yönelik olduğu anlaşılan Emniyet kaynaklı haberde dikkat çekici bir cümle vardı: “Bu arada ABD Büyükelçiliği’nin, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne sadece kulübe içindeki güvenlik kamerasının kaydettiği görüntüyü verdiği; Şanlı’nın yürüyerek geldiği Paris Caddesi üzerindeki kameraların kaydettiği görüntüleri vermediği öğrenildi.” (Akşam, 8 Şubat 2013)
Açık ki, Cumhurbaşkanı Gül Emniyet’i suçluyor, Emniyet ise ABD Büyükelçiliği’nin delil gizlediğini belirterek yanıt veriyordu!
BİNGAZİ’DEN ANKARA’YA
ABD’nin Bingazi Konsolosluğu’na yapılan saldırıyla, Ankara Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı arasında bir bağ var. O bağın kaynağı ise ABD’nin nasıl bir küresel strateji izleyeceğine dair süren iç mücadeledir.
12 Eylül 2012’deki Bingazi saldırısıyla 1 Şubat 2013’deki Ankara saldırısı arasında geçen 4,5 aylık sürede Washington’da çok köklü değişiklikler oldu. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Leon Panetta ve CIA Başkanı David Petraeus tasfiye edildi!
Üstelik üçünün ortak noktaları vardı:
1. Üçü de Obama’nın tersine ABD’nin Suriye ve İran konusunda aktif tutum almasını istiyorlardı. Nitekim tasfiyelerinden sonra üçlünün Suriyeli muhaliflere silah sağlamaya yönelik planlarının Beyaz Saray’dan döndüğü basına sızdırıldı!
Yerlerine gelen isimlerin ABD-İran diyaloguna yeşil ışık yakmaları ve Suriye’de diplomatik çözüm için umutlu olduklarını söylemeleri çok şey anlatıyor!
2. Her üç isim de ABD’nin Bingazi Konsolosluğu’na düzenlenen saldırı nedeniyle topun ağzındaydılar. Eski Genelkurmay Başkanı Mike Mullen’in başkanlığındaki ekipçe hazırlanan raporda hem Clinton hem de Petraeus açıkça suçlanıyordu. Senato ikisini de sorgulamayı sabırsızlıkla bekliyordu. Kasım’da CIA Başkanı Petraeus yasadışı evlilik gerekçesiyle istifa etti, Aralık’ta da Clinton beyin sarsıntısı geçirdi ve hastaneye kaldırıldı!
Ancak her ikisi de Senato’ya hesap vermekten kurtulamadılar! Ocak ayında Senato’da sorgulanan Clinton, suçlandığı raporun neden gizli tutulmadığına bir anlam veremiyordu!
CIA SURİYE MUHALEDETİNE İHANET ETTİ
Bingazi Konsolosluğu’nu Ankara Büyükelçiliği’ne bağlayan olgu ise o sorgulamada Senatör Rand Paul’ün Clinton’a bir sorusunda gizliydi. Paul, Libya’dan Türkiye’ye silah sevkiyatına ABD’nin aracı olup olmadığını soruyor, Clinton ise “CIA’ya sorun” diyordu!
Bu köşede daha önce Libya’dan İskenderun’a gelen El Entisar gemisinin öyküsünü anlatmış, Petraeus’un apar topar Türkiye ziyaretine ve Bingazi’de öldürülen ABD Büyükelçisi Chris Stevens’in saldırıdan iki saat önce Türk diplomat ile bu gemi hakkındaki görüşmesine dikkat çekmiştik!
Biz bu satırları yazarken Hürriyet Planet’e düşen “CIA, Suriye muhalefetine ihanet mi etti” başlıklı haber ise bu çatışmanın sonucunu belgeliyordu. Gerisini o muhalefetin koordinatörü olan Ahmet Davutoğlu düşünsün!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Şubat 2013