Posts Tagged Petropolitik

ABD-İsrail-BAE ekseni

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC ve OPEC+ grubundan ayrılması ne anlama geliyor? BAE’nin kararı Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC’i nasıl etkiler? 

Bugün bu sorulara yanıt arayacağız ve BAE’nin kararının ekonomi-politik, petropolitik ve jeopolitik düzeylerdeki anlamını ve etkisini inceleyeceğiz.

Ekonomi-politik anlamı

ABD/İsrail’in İran’a saldırısının sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerin başında BAE geliyor. BAE borsaları savaşta 120 milyar dolar değer kaybetti. BAE’nin ekonomideki payı yüzde 13 olan turizm sektörü çöktü; uçuşlar, otel rezervasyonları iptal oldu. Dubai, finans merkezi olarak kaçışlara sahne oldu. Rafinerisi vuruldu.

BAE’nin bu kayıpları telafi edebilmesi için daha çok petrol satması gerekiyor. OPEC kotaları nedeniyle günlük 3.2 milyon varil üreten ama üretim kapasitesini günlük 5 milyon varile çıkaran BAE, 1.5 milyon varil sevkiyat kapasiteli Habşan-Füceyre (Abu Dhabi Crude Oil Pipeline) boru hattını kullanarak, Hürmüz Boğazı’na takılmadan, ek petrolünü Umman Denizi’ne ulaştırıp satmak istiyor.

Petropolitik anlamı

BAE, OPEC’in üçüncü, OPEC+’ın dördüncü büyük petrol üreticisi. OPEC+’da Suudi Arabistan günlük 10 milyon varil üretimle birinci, Rusya 9,5 milyon varille ikinci, Irak 4.3 milyon varille üçüncü ve BAE 3,2 milyon varille dördüncü sırada.

OPEC+’nın toplam günlük üretimi 45 milyon varil. Dünya toplamı ise 105 milyon varil. Dolayısıyla OPEC+’nın toplam petrol üretimindeki payı yüzde 43. Yani OPEC ve OPEC+ için tam bir kartel diyebilmek bir süredir mümkün değil. Ama yine de Rusya ve Suudi Arabistan ikilisinin işbirliği ile üretimi ve fiyatları belli ölçülerde kontrol edebiliyor.

Bundan en çok rahatsız olan ülke ABD. OPEC+ grubu dışı petrol üreticisi olan ABD, uzun süredir OPEC+ grubundan petrol üretimini artırmasını istiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ise fiyatların düşmemesi için üretimi artırmıyor. Bu konuda geçen yıllarda ortaya çıkan çelişme, ABD Kongresi’nde Suudi Arabistan’la güvenlik ilişkilerini gözden geçirme baskısı talebine kadar derinleşmişti.

BAE’nin üretim fazlası var ama OPEC kotası nedeniyle satamıyor, depoluyor. İşte BAE OPEC’ten ayrılarak istediği kadar üretme ve satma olanağına kavuşmak istiyor. 

Jeopolitik anlamı

BAE’nin kararının bir de jeopolitik anlamı var. BAE bölgedeki en ABD/İsrail yanlısı ülke durumunda:

– BAE, İsrail’le İbrahim Anlaşmalarını ilk imzalayan ülkelerin başında geldi. İki ülke gittikçe Ortadoğu’da bir eksene dönüşüyor. 

– BAE, İsrail dışında Somali’den çıkan Somaliland’a destek veren ikinci ülke.

– BAE Sudan’daki iç savaşta İsrail yönetimiyle paralel politika izledi. 

– BAE ile Suudi Arabistan arasındaki çelişmeler gittikçe artıyor. İki ülkenin Yemen’de farklı vekilleri var ve bu nedenle karşı karşıya geldiler. 

– BAE ile Suudi Arabistan, ayrıca Ortadoğu’da finansa ve petrole dayalı merkez olma rekabeti içinde. 

Özetle BAE, Ortadoğu’da ABD/İsrail politikalarına en yanaşık ülke durumunda ve ABD’nin İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeninde etkili bir pozisyon almak istiyor.

Önemli olan Moskova-Riyad işbirliği

Petrol üretimindeki yüzde 43’lük payı nedeniyle OPEC+, geçmiş yıllardaki gibi etkili değil. Kaldı ki OPEC’in 2016’da OPEC+ olarak genişleme kararı da yeni petrol üreticilerinin ortaya çıkmasıyla etkisinin azalmasındandı. 

OPEC 1973’te İsrail’e destek veren ABD başta bazı ülkelere uyguladığı petrol ihraç etmeme kararıyla oyun değiştirme gücüne sahipti ama artık o çapta bir gücü yok. Ancak yüzde 43 üretim hâlâ oyunun en etkili aktörü olmasını sağlıyor. 

BAE’nin OPEC’ten ayrılması elbette örgütün bu gücünü olumsuz etkiledi ama buradan hareketle OPEC’in dağılması şu koşullarda söz konusu değil. Dahası, Rusya ve Suudi Arabistan işbirliği sürdükçe, örgütün ABD baskısına karşı manevra alanının genişlemesi sürer. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2026

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT KORİDORU’NUN PETROPOLİTİĞİ

George Bush döneminin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley Hürriyet’e yaptığı açıklamalarda Türkiye’ye iki önemli mesaj verdi:

1) Türkiye’nin El Kaide devletine ihtiyacı yok.

2) Suriye’de Kürt özerk bölgesi kurulacak. (Hürriyet, 25 Kasım 2013)

Böylece Türkiye, ya El Kaide devleti, ya Kürdistan diye sıkıştırılmış oldu. Artık AKP Hükümeti’nin ABD adına Suriye’de neye taşeron olduğu daha da iyi görülmüştür.

BASRA’DAN K.IRAK’A BORU HATTI

Hadley’in sözleri arasında önemli bir bilgi daha var: “ABD yönetiminin Basra’dan Kuzey Irak’a bağlanacak yeni bir boru hattı konusunda taraflara önerileri var.

Bu bilgi, Suriye’de Kürt özerk bölgesi girişimini anlatan somut bir petropolitik veridir. ABD’nin “Basra’dan Akdeniz’e Kürt Koridoru” planını somutlar: Petrol ve gaz Basra’dan Kuzey Irak’a taşınacak. Kuzey Irak’tan da birincisi Türkiye üzerinden, ikincisi Suriye üzerinden Batı’ya ulaştırılacak.

ABD’nin bu konudaki çalışmasının izleri de vardır. Örneğin Basra’dan Zaho’ya uzanacak bir boru hattı projesi yürürlüktedir. Hatta Türk EID İnşaat şirketi, Amerikalı Exxon için 120 km uzunluğunda, 90 milyon dolar değerinde yeni bir boru hattının inşaatına başlamış durumda. Bu hattı 1 yıl içerisinde Exxon’a teslim edecek olan EID İnşaat, Basra’da da 250 milyon dolarlık bir başka projeyi de yürütmektedir.

ERDOĞAN-BARZANİ BULUŞMASININ PETROPOLİTİĞİ

Öte yandan Stephen Hadley, bu açıklamasıyla, Washington’un bu planda hangi enstrümanlara dayanacağını da ortaya koymuş: Hem Güney Irak’ın hem de Kuzey Irak’ın petrol ve gazının Batı’ya taşınmasına El Kaide devleti değil ama Suriye’nin kuzeyinde kurulacak bir Kürt devleti ev sahipliği yapabilir!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Mesut Barzani’nin Diyarbakır buluşmasının da Hadley’in işaret ettiği bu gelişmelerle doğrudan ilgisi var. Zira ikili, ABD’nin boru hattı planını kotarmaya çalışıyor. Son durum şu:

1) Ankara ile Erbil anlaşmasıyla inşa edilen Kerkük-Yumurtalık boru hattına paralel hat tamamlandı. Hedef, gelecek aydan itibaren bu ikiz hattın yenisinden günde 300 bin varil petrol taşımak.

2) Ankara ile Erbil anlaşmasında ikinci bir hat daha var. Plana göre hat 2016’da tamamlanacak ve 2017’de bu hattan günlük 1 milyon varil petrol taşınacak.

3) Ankara ile Erbil, 2017’den itibaren doğal gazın Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye taşınması için de anlaştı.

Şimdi hedefleri bu plana Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi, yani Bağdat’ı razı etmek. Neçirvan Barzani bu amaçla Bağdat’ı ziyarete hazırlanıyor.

BÖLGENİN SİLAHI OLARAK BORU HATLARI

Fakat ABD’nin ve enstrümanlarının bu planları artık gerçekleştirme şansı yok. Zira Çin ve Rusya destekli bölge kuvvetleri ABD’ye yeni bir siyasal tablo dayatmış durumdadır:

1) Asya cephesi ABD’ye Mısır devrimini kabul ettirdi! Sırada Washington’un Müslüman Kardeşler kartını tamamen elinden almak var. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin “Müslüman Kardeşler Mısır’ın devrimi çaldı” demesi değişimi özetlemektedir.

2) Asya cephesi ABD’yi İran’la anlaşmaya mecbur etti ve Tahran’ın nükleer hakkına resmiyet kazandırdı. Önceki gün Cenevre’de varılan mutabakat İran ve bölge adına tarihidir.

3) Asya cephesi şimdi de ABD’yi Suriye’yle masaya oturtuyor. 22 Ocak’ta yapılacak Cenevre-2 konferansı ile İran’dan sonra Suriye’de de Asya kazanmış olacak!

Bu siyasal tablo içerisinde ABD’nin bölgeye petropolitik hamleler dayatması mümkün değildir. Nitekim ABD’nin Nabucco Projesi bile artık gündemde değildir.

Tamam, Irak’ın hem güneydeki, hem de kuzeydeki petrol ve gazları batıya, doğuya elbette satacaktır. Ama Irak için ve Irak ile bölgenin yararına…

Yeni Ortadoğu’da boru hatları kavganın değil, birlikte zenginleşmenin silahı olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Kasım 2013

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın