Posts Tagged petrol
ABD-İsrail-BAE ekseni
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/05/2026
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC ve OPEC+ grubundan ayrılması ne anlama geliyor? BAE’nin kararı Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC’i nasıl etkiler?
Bugün bu sorulara yanıt arayacağız ve BAE’nin kararının ekonomi-politik, petropolitik ve jeopolitik düzeylerdeki anlamını ve etkisini inceleyeceğiz.
Ekonomi-politik anlamı
ABD/İsrail’in İran’a saldırısının sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerin başında BAE geliyor. BAE borsaları savaşta 120 milyar dolar değer kaybetti. BAE’nin ekonomideki payı yüzde 13 olan turizm sektörü çöktü; uçuşlar, otel rezervasyonları iptal oldu. Dubai, finans merkezi olarak kaçışlara sahne oldu. Rafinerisi vuruldu.
BAE’nin bu kayıpları telafi edebilmesi için daha çok petrol satması gerekiyor. OPEC kotaları nedeniyle günlük 3.2 milyon varil üreten ama üretim kapasitesini günlük 5 milyon varile çıkaran BAE, 1.5 milyon varil sevkiyat kapasiteli Habşan-Füceyre (Abu Dhabi Crude Oil Pipeline) boru hattını kullanarak, Hürmüz Boğazı’na takılmadan, ek petrolünü Umman Denizi’ne ulaştırıp satmak istiyor.
Petropolitik anlamı
BAE, OPEC’in üçüncü, OPEC+’ın dördüncü büyük petrol üreticisi. OPEC+’da Suudi Arabistan günlük 10 milyon varil üretimle birinci, Rusya 9,5 milyon varille ikinci, Irak 4.3 milyon varille üçüncü ve BAE 3,2 milyon varille dördüncü sırada.
OPEC+’nın toplam günlük üretimi 45 milyon varil. Dünya toplamı ise 105 milyon varil. Dolayısıyla OPEC+’nın toplam petrol üretimindeki payı yüzde 43. Yani OPEC ve OPEC+ için tam bir kartel diyebilmek bir süredir mümkün değil. Ama yine de Rusya ve Suudi Arabistan ikilisinin işbirliği ile üretimi ve fiyatları belli ölçülerde kontrol edebiliyor.
Bundan en çok rahatsız olan ülke ABD. OPEC+ grubu dışı petrol üreticisi olan ABD, uzun süredir OPEC+ grubundan petrol üretimini artırmasını istiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ise fiyatların düşmemesi için üretimi artırmıyor. Bu konuda geçen yıllarda ortaya çıkan çelişme, ABD Kongresi’nde Suudi Arabistan’la güvenlik ilişkilerini gözden geçirme baskısı talebine kadar derinleşmişti.
BAE’nin üretim fazlası var ama OPEC kotası nedeniyle satamıyor, depoluyor. İşte BAE OPEC’ten ayrılarak istediği kadar üretme ve satma olanağına kavuşmak istiyor.
Jeopolitik anlamı
BAE’nin kararının bir de jeopolitik anlamı var. BAE bölgedeki en ABD/İsrail yanlısı ülke durumunda:
– BAE, İsrail’le İbrahim Anlaşmalarını ilk imzalayan ülkelerin başında geldi. İki ülke gittikçe Ortadoğu’da bir eksene dönüşüyor.
– BAE, İsrail dışında Somali’den çıkan Somaliland’a destek veren ikinci ülke.
– BAE Sudan’daki iç savaşta İsrail yönetimiyle paralel politika izledi.
– BAE ile Suudi Arabistan arasındaki çelişmeler gittikçe artıyor. İki ülkenin Yemen’de farklı vekilleri var ve bu nedenle karşı karşıya geldiler.
– BAE ile Suudi Arabistan, ayrıca Ortadoğu’da finansa ve petrole dayalı merkez olma rekabeti içinde.
Özetle BAE, Ortadoğu’da ABD/İsrail politikalarına en yanaşık ülke durumunda ve ABD’nin İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeninde etkili bir pozisyon almak istiyor.
Önemli olan Moskova-Riyad işbirliği
Petrol üretimindeki yüzde 43’lük payı nedeniyle OPEC+, geçmiş yıllardaki gibi etkili değil. Kaldı ki OPEC’in 2016’da OPEC+ olarak genişleme kararı da yeni petrol üreticilerinin ortaya çıkmasıyla etkisinin azalmasındandı.
OPEC 1973’te İsrail’e destek veren ABD başta bazı ülkelere uyguladığı petrol ihraç etmeme kararıyla oyun değiştirme gücüne sahipti ama artık o çapta bir gücü yok. Ancak yüzde 43 üretim hâlâ oyunun en etkili aktörü olmasını sağlıyor.
BAE’nin OPEC’ten ayrılması elbette örgütün bu gücünü olumsuz etkiledi ama buradan hareketle OPEC’in dağılması şu koşullarda söz konusu değil. Dahası, Rusya ve Suudi Arabistan işbirliği sürdükçe, örgütün ABD baskısına karşı manevra alanının genişlemesi sürer.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2026
Hürmüz savaşının 7 etkisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/04/2026
ABD Başkanı Donald Trump sıkışmış durumda: Ne savaşı yeniden başlatabiliyor ne de İran’ı müzakereye oturtabiliyor.
Tahran yönetimi net bir şekilde “baskı altında müzakere etmeyeceğini” ilan etti. Buna karşın ABD yeniden saldırmaya da başlayamıyor. Zira ABD’li siyaset bilimci Prof. Dr. John Mearsheimer’in de belirttiği gibi “Hava gücü başarısız oldu, kara gücü ise imkansız.”
Beyaz Saray bu nedenle bir çıkış stratejisi üretemiyor ve ateşkesi sürekli uzatma taktiği izliyor. ABD’nin bu şekilde çıkması, hem Trump’a Kasım’da seçim yenilgisi demek hem de ABD’ye “yenilgi” yazılması demek.
Ve ABD tabloyu değiştiremezse, bu sonucun çok önemli 7 etkisi olur:
Dolardan çıkış ve yuanın rolü
1) ABD’nin Venezuela ve İran’a saldırısının önemli nedenlerinden biri petropolitikti. ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan bile Çin’e petrolü yuan ile satmaya başlamıştı. Petrol ve doğalgazın dolar dışı paralarla satışının başlaması demek, doların saltanatının sonu ve ABD ekonomisi için felaket demek.
İşte ABD İran’ı aşamayınca, dolardan çıkış eğilimini de frenleyememiş olacak. Hürmüz’ü ABD ve müttefiklerine kapatan İran’ın izinli geçişte yuan kabul etmesinin sembolik değeri büyük. Yeni dönemde yuanın küresel ticaretteki rolü artacak.
ABD’nin güvenlik şemsiyesi sorunu
2) ABD’nin İran’ı aşamamasının en önemli sonuçlarından biri ABD korumasına olan ilginin azalacak olmasıdır. Zira İran’ın karşı yanıtlarında görüldü ki Körfez ülkelerindeki ABD “güvenlik şemsiyesi” işe yaramıyor; Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt’teki hedefler vuruldu.
3) ABD’nin İran’ı aşamaması, ABD’nin Çin’e karşı üs olarak kullandığı ülkelerde, özellikle ABD askerleri bulunan Güney Kore ve Japonya’da yeni bir eğilimi tetikleyebilir. Daha İran’a karşı Körfez’deki müttefiklerini koruyamayan ABD’nin, olası bir çatışmada Çin’e karşı Güney Kore ve Japonya’yı nasıl koruyacağı sorgulanacaktır. Bu ülkelerde ABD’nin stratejisinden ayrılarak, Çin’le bağımsız ve dengeli ilişki yürütme politikası güçlenecektir.
Atlantikte ayrışma
4) ABD’nin İran’ı aşamaması, Atlantik içindeki çelişmeyi derinleştirdi. Müttefikleri, ABD’nin İran’a karşı yardım taleplerini reddettiler. Ticaret savaşı ve ABD’nin Kanada ve Avrupa (Grönland) topraklarını tehdit ediyor olması nedeniyle zaten gergin olan ilişkilere eklenen yeni yükler, Atlantik içindeki ayrışmayı büyütecek. Avrupa, ABD’den ayrı savunma gücü oluşturma konusunda harekete geçti bile.
5) ABD ile müttefikleri arasındaki var olan ilişki, ABD’nin ağır bastığı türden ilişkilerdir. Öyle ki Washington, müttefiklerinin parlamentolarında ABD şirketleri lehine yasalar bile çıkartır.
İşte ABD’nin İran’ı aşamamasının bir diğer sonucu da bu türden ilişkileri değiştirmeye başlayacak olması olasılığıdır. ABD’nin müttefikleri ile ilişkisindeki tek yanlılık zayıflayacak ve ilişkiler dengeye doğru zorlanacaktır. Bir çok müttefiki, artık kimi politikalarını ABD stratejisine eklemlenmeden, bağımsız şekilde yürütebilecek.
İsrail saldırganlığı gemlenecek
6) ABD’nin İran’a saldırısının bir amacı da İsrail hegemonyasında kurmak istediği yeni Ortadoğu düzeniydi. İran’ı aşamayan ABD, haliyle o düzeni kuramayacak. Bunun İsrail’e ve bölgedeki ABD projelerine çok ciddi etkisi olacak.
ABD’nin son dönemde geliştirdiği Güney Kafkasya’daki Trump Koridoru gibi projelerin vadelerinde kısalma baskısı oluşacak.
Durumdan en çok etkilenen de ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolu İsrail olacak: İsrail saldırganlığı gemlenecek, İsrail içinde çok ciddi bir güç mücadelesi yaşanacak ve İsrail halkı içinde Filistin’i tanıyarak barış içinde yaşama eğilimi güç kazanacak.
7) İran’ı aşamayan ABD’nin artık küresel ilişkilere tek başına yön ve karar verebilmesi mümkün olmayacak. ABD’nin İran’da yenilgisi, küresel liderliğinin sonu ve uluslararası sistemde değişim demek. Çin uluslararası sistemde ABD ile eş düzeyde etkin konuma yükselecek. Bunun uluslararası düzene ve ilişkilere çeşitli etkileri olacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Nisan 2026
Trump’ın ablukası önce Atlantik’i vurur
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 16/04/2026
Pakistan’daki 21 saatlik ABD-İran müzakeresi, ABD’nin savaşta alamadığını masada alma çabasına sahne oldu. İran, masada da ABD’ye istediğini vermeyince, ABD yeni bir “çareye” başvurdu: Abluka!
ABD Başkanı Donald Trump “Hürmüz Boğazı’na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma süreci başlatacaklarını” ilan etti.
Trump’ın Hürmüz çaresizliği
ABD açısından ne kadar vahim bir tablo:
Hürmüz Boğazı zaten açıktı. ABD saldırınca, İran kapattı.
Boğaz kapanınca enerji piyasaları altüst oldu. ABD bunu telafi edebilmek için rezervlerinden piyasaya petrol bile sürmeye mecbur kaldı. Ancak çare olmadı.
Trump, Hürmüz’ü açabilmek için müttefiklerini yardıma çağırdı ama reddedildi. Sonra “Hürmüz benim sorunum değil, kim oradan petrol alıyorsa o açsın, Fransa açsın, İngiltere açsın, Çin açsın” dedi. Hatta Hürmüz’ü açmaya yardıma gelmiyorlar diye “NATO’dan çıkarım” şantajına bile başvurdu.
Nihayetinde Trump Hürmüz’ü açamayınca İran’la müzakereye mecbur kaldı ama masada da beceremedi.
Şimdi “ablukaya abluka” uygulama çaresine başvuruyor!
Tam bir çaresizlik…
ABD’nin abluka planı neden işe yaramaz?
Trump yönetimi, uygulayacakları deniz ablukasının Çin’i ve Avrupalıları vuracağını hesaplıyor. Çünkü bu ülkeler İran ve Körfez ülkelerinden petrol alıyor. Petrole erişimleri kesilince Çin’in İran’a baskı yapacağını, Avrupalıların da ABD’ye askeri destek vermek zorunda kalacağını hesaplıyorlar.
Acaba öyle mi? Yoksa tersi sonuçlar mı üretecek?
Çin’in rezervi sağlam ve başka kaynakları da var.
Avrupalılar ise ABD’ye destek vermeye mecbur olmayabilirler. Tersine ABD’nin bu hamlesi, ABD ile Avrupa arasındaki ağır sorunlara bir yenisini daha eklemiş olur ve Atlantik içindeki çatlak daha da büyüyebilir.
Kısacası Trump-Rubio-Hegseth’in bu “çaresi” de diğerleri gibi ABD’ye çare olmayacak…
ABD aslında kimlerle çarpışıyor?
ABD’nin Venezuela’ya saldırısı da İran’a saldırısı da sadece bu ülkelere saldırısı değildir. ABD bu ülkeler üzerinden Küresel Güney’le, Asya’yla, BRICS’le, Çin’le çarpışmaktadır aslında…
ABD inişe geçen hegemonyasını koruyabilmek için, kurduğu düzenden kalanların üzerine oturabilmek için, aşınan liderlik kapasitesini sürdürebilmek için, kısacası inişini frenleyebilmek için saldırıyor…
ABD rakiplerinin önünü kesebilmek için, rakiplerinin ticaretini boğabilmek için, rakiplerinin kaynaklara erişimini engelleyebilmek için saldırıyor…
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, son açıklamasında bunu çırılçıplak ortaya koydu.
Rubio asıl hedefin Çin olduğunu söylüyor
Rubio, ABD’nin Venezuela’ya saldırısının asıl nedenini açıkladı: Venezuela’nın Çin, Rusya ve İran’la ilişkisi.
1) Rubio, Venezuela petrol endüstrisinin ABD’nin düşmanları tarafından değil, ABD tarafından kontrol edilmesi için bu ülkeye saldırdıklarını söylüyor.
Çin, Rusya ve İran, Rubio’nun iddia ettiği üzere Venezuela petrol endüstrisini kontrol etmiyordu, Venezuela’yla petrol ticareti yapıyordu. Rubio o ilişkiyi çarpıtırken kendi ilişki türünü sergilemiş oluyor: Venezuela petrol endüstrisini ABD kontrolünde tutmak!
2) Rubio, “Burası Batı yarımküre. Çin, Rusya ve İran’ın bizim coğrafyamızda ne işi var” diyor.
Dünyanın dört bir tarafında 180 askeri üssü olan, başkentlerin, hükümetlerin içine kadar girmiş emperyalist ABD, başkalarına “benim coğrafyama giremezsin, benim coğrafyamdaki bir ülkeyle ticaret yapamazsın” diyor.
ABD’nin sahte müdahale gerekçeleri
Bu açıklamanın ortaya koyduğu gerçek şudur: ABD’nin herhangi bir ülkeye müdahalesini demokrasi, insan hakları, iyi-kötü yönetim üzerinden gerekçekelendirmek, ABD’nin emperyalist amaçlarının örtüsüdür.
Buna Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Venezuela’da ve şimdi de İran’da aldanmak, elbette “aldanmak” değildir!
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
14 Nisan 2026
Hürmüz: Petrodolar sisteminin bozulduğu yer
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 18/03/2026
ABD’nin İran’a saldırısı bölgesel düzlemde “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni” kurmak içindir ama küresel düzlemde Çin’le mücadelesinin bir aşamasıdır.
ABD’nin Çin’le mücadelesinin İran boyutunda Kuşak ve Yol’u kesme ve dedolarizasyon (dolardan çıkma) eğilimini durdurma amacı var. Bunu daha da somutlarsak, “ABD, petrolün dolar dışı paralarla satılma eğilimine karşı mücadele ediyor” diyebiliriz.
Çünkü ABD hegemonyası iki temel sütun üzerinde duruyor: Silah ve dolar. Doların gücü arkasındaki silahtan ve petrol satış para birimi olmasından geliyor. Petrodolar sistemi özetle budur.
Dolar dışı paralarla petrol alışverişi
İşte bu sistem çözülüyor: Küresel Güney ülkeleri, Çin’in ve Rusya’nın teşvikiyle ikili ticaretlerini dolar yerine ulusal paralarla yapmaya başladılar. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, petrolü dolar yerine kendi ulusal parası yuan ve satıcı ülkenin ulusal parasıyla almaya başladı.
Çin’in Rusya, Venezuela ve İran’la yaptığı bu türden alışverişe Suudi Arabistan da dahil olmuştu. Riyad yönetimi en büyük müşterisi olan Çin’e petrolü yuanla satmaya başlamıştı.
Petrolün dolar dışı paralarla alışverişi eğilimi ABD için en kötü durumdu.
Gwadar-Kaşgar hattı
ABD’nin son açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Ulusal Savunma Stratejisi belgelerinde de var. Kendi ihtiyacı kadar petrol üretebilen ABD için kritik konu, rakiplerinin petrol alışverişini denetleyebilmek.
Bu pratikte ABD’nin Çin’e petrol satacak ülkelerin petrol satışını denetleyebilmesi ve Çin’in petrol ticareti güzergâhını kontrol altında tutabilmesi demektir.
İşte Hürmüz Boğazı’nı ABD açısından kritik önemde yapan budur. Hürmüz Boğazı, Çin’in petrol alışverişinin iki kritik boğazından biridir.
Diğeri ABD askeri gücünün denetleyebildiği Malaka Boğazı’ydı. Çin o engeli Pakistan üzerinden aşmıştı. Hürmüz Boğazı’ndan çıkan Çin petrol tankerlerinin bir bölümü, Malaka Boğazı’nı geçmek ve uzun bir yolu katederek Çin limanlarına ulaşmak yerine, petrolünü Pakistan’daki Gwadar limanına boşaltıyor bir süredir. Gwadar’dan Pakistan’ın en kuzeyine uzanan petrol boru hattı ile taşınan o petrol, Çin’in batısındaki Kaşgar’a, Xinjiang Özerk Bölgesine ulaştırılmış oluyor. İşte Pakistan’daki terör saldırıları ile ABD’nin Uygur meselesini kaşımasının zemininde bu var.
ABD Rus petrolüne ihtiyaç duydu
İran, ABD saldırısının belli bir aşamasında Hürmüz Boğazı’nı ABD ve İsrail’le bağlantılı gemilere kapattı. Bu, boğazı savaşın en önemli cephesi haline getirdi.
ABD güçlü donanmasına rağmen günlerdir boğazı açamadı. Çünkü füze ve dronlar, ABD gemilerinin yaklaşmasını önlüyor.
Boğazın kapanması ciddi bir enerji krizi doğurdu. ABD’nin buna bulduğu iki çare var: Rezervlerden piyasaya petrol sürülmesi ve Rus petrolünün “geçici süreyle” satın alınması.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “Rus petrolünün satın alınabilmesi için geçici yetki sağlayacağız” dedi. Böylece Rusya’dan petrol alışverişine koyduğu cezalandırmayı gevşetmek zorunda kaldı.
Rezerv konusu ise daha kritik. ABD ve müttefikleri 400 milyon varil petrolü piyasaya sürüyor. Bunun 172 milyon varilini doğrudan ABD karşılayacak. Böylece 415 milyon varillik ABD rezervi 243 milyon varile düşecek.
Bu pratikte şu demek. ABD ikinci kez piyasaya rezerv sürmek zorunda kalırsa, rezervini tüketmiş olacak. O zaman petrol fiyatlarını kontrol altında tutabilmesi mümkün olmayacak. Şu halde bile petrol fiyatı savaş başına oranla yüzde 40 artmışken…
Trump Çin’den yardım istiyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın “petrol fiyatının artması bizim de işimize gelir” demesi gerçeği yansıtmıyor. Öyle olsa piyasaya rezerv sunmazdı. Tersine petrol fiyatının artmaya başlamasının enerji piyasalarından tüm ekonomiye yapacağı etkiden korkuyor.
Trump bu nedenle Hürmüz Boğazı’nı açabilmek için çağrı yapmaya başladı. Uçak gemileri olan İngiltere ve Fransa’dan özellikle yardım istiyor. Almanya başta Avrupa’dan yardım istiyor. Olumlu yanıt alamadığı için de müttefiklerini tehdit ediyor: “Eğer Avrupa ve diğer müttefiklerimiz Hürmüz Boğazı’nı açmak için bize destek vermezse NATO’yu çok kötü bir gelecek bekliyor.”
Avrupa’dan istediği yardımı alamayan Trump, çaresizlikten Çin’e çağrı yaptı: “Ekonomileri bizimkinden çok daha fazla Hürmüz Boğazı’na bağlı olan diğer ülkeleri burayı koruma konusunda teşvik ediyoruz. Çin yüzde 90, Japonya yüzde 95, Güney Kore yüzde 35.”
Trump’ın bu açıklamaları ABD’nin düştüğü durumu resmediyor: Rusya’dan petrol alınmasını önleyerek Moskova’yı zayıflatmayı umuyordu, Rus petrolünün satın alınabilmesi için geçici yetki çıkarıyor. Hürmüz Boğazı’nı kontrol altında tutarak Çin’e petrol satışını denetlemeyi hedefliyordu, Hürmüz’ü açabilmek için Çin’den yardım istiyor.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
17 Mart 2026
Trump çıkış bulabilecek mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/03/2026
Em. Amiral Mustafa Özbey’in saptaması önemli: “ABD ve İsrail, İran’a karşı yeniliyor. Bu kesin. İran, yaşadığı tüm yıkımın bedeli olarak, ABD’ye öyle bir ceza vermiştir ki, ABD ile Çin arasında yaşanması beklenen 3. Dünya Savaşını, başlamadan bitirmiştir. ABD’nin Çin’i yenmesinin imkânsız olduğunu İran dünyaya göstermiştir.”
İran’a rejimi yıkma hedefiyle saldıran ABD ve İsrail’in muharebeleri kazansa bile bu savaşı kaybetmekte olduğu birçok analistin ortak görüşü. Öyle ki siyasi kayıpları nedeniyle ABD günün sonunda Pirus Zaferini bile arayabilir. Zira Körfez’den Pasifik’e, ABD’nin müttefikliğinin maliyeti sorgulanmaya başladı daha şimdiden.
ABD müttefikliğinin maliyeti
New York Times’ın uydu görüntüleri, doğrulanmış sosyal medya videoları ile ABD ve İran’lı yetkililerin açıklamalarına dayandırarak çıkardığı 10 günlük bilanço, ABD’nin zorda olduğunu resmediyor. Buna göre “ABD’nin en az 17 askeri ve diplomatik tesisi, birden fazla kez vurulmuş durumda.” Financial Times gazetesinin haberine göre ise “ABD 10 günde, yıllarca yetecek miktardaki mühmmatının önemli bir bölümünü kaybetti.”
En önemlisi de ABD’nin radarları ve savunma sistemleri vurulmuş durumda. Pentagon bu nedenle Pasifik’teki sistemlerini bölgeye taşımak zorunda kaldı. ABD Güney Kore’ye yerleştirdiği THAAD bataryası ile AN/TPY-2 radarını Körfez’e getirdi. Japonya’ya konuşlandırdığı iki Aegeis destroyerini de bölgeye getiriyor. Filipinler, sıranın kendisine geleceğinden endişeli. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung durumdan rahatsız: “ABD güçlerinin buradaki bazı hava savunma bataryalarını kendi askeri ihtiyaçları için yeniden konuşlandırmasına karşı olduğumuzu ifade etik.”
Ba savaşın ilk önemli çıktılarından biri bu oldu: Hem Körfez’deki ülkeler açısından ABD güvenlik şemsiyesinin işe yaramadığı anlaşıldı, hem de ABD’nin Pasifik’teki müttefiklerine sunduğu koruma kalkanını ihtiyacına göre kaldırılabileceği görüldü. Bu tablo, bu ülkelerin ABD’nin stratejik ortağı olmadığını, taktik silah deposu olduğunu ortaya koydu. Ve bu tablo ABD müttefikliğinin maliyetinin ne kadar yüksek ve riskli olduğunu gösterdi.
ABD Rus petrolüne muhtaç
ABD’nin en savaş çığırtkanı Senatörü Lindsey Graham ekranlarda açık açık “çok para kazanacağız” diyerek selamlıyordu İran’a saldırıyı. Plana göre ABD İran petrolünü ele geçirecek, Hürmüz Boğazı’nın denetimini sağlayacak, böylece en büyük üretici bölgesini kontrol altında tutacak ve bölgeden Çin’e petrol satışı gözetiminde olacaktı.
Ama bırakın bu hedefe ulaşmasını, şu anda tersi oldu. Hürmüz Boğazı kapalı, enerji piyasaları alt üst ve oluşan açığı kapatmak için ABD ve müttefikleri stoklarındaki 400 milyon varil petrolü piyasaya sunmak zorunda kaldılar.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in şu açıklaması, işlerin Washington açısından ne durumda olduğunu cortaya koymaya yetiyor: “Mevcut petrol arzının küresel erişimini artırmak için şu anda denizde kalmış Rus petrolünün satın alınması için geçici yetki sağlayacağız.” Yani Rusya’dan petrol alanlara ek tarife uygulayan ABD, artık Rus petrolüne muhtaç.
Özetle ABD “çok para kazanacağız” diyordu, sadece savaşa günlük 1 milyar dolar harcıyor; İran’ın petrolüne çökmeyi hedefliyordu, stoklarını eritmeye mecbur kaldı.
İki durumda da ağır maliyet
İşlerin ABD açısından iyi gitmediği ortada. Wall Street Journal’a göre artık çıkış planı konuşuluyor: “Danışmanlarından bazıları, yükselen petrol fiyatları ve uzun sürecek bir çatışmanın siyasi tepkilere yol açabileceği endişeleri nedeniyle, özel görüşmelerde onu (Trump) çatışmadan çıkış planı aramaya çağırdı.”
Peki Trump yönetimi bir çıkış planı bulabilecek mi? Hükümetin brifinglerden çıkan Senatörlerin açıklamalarına göre ortada ne başlarken yapılan doğru dürüst bir plan vardı, ne de sonrası için. Örneğin ABD’li Senatör Chris Murphy, İran’la yürütülen savaşı “son 100 yılın en beceriksiz ve tutarsız savaşı” olarak nitelendiriyor.
Trump açısından işler her iki durumda da çok zor: Savaşı sürdürmesinin askeri ve ekonomik maliyeti de, savaştan çıkmasının siyasi maliyeti de çok ağır olacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Mart 2026
Petrol, silah, özerklik
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/02/2025
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye politikası, daha doğrusu Suriye’den ABD askeri çekip çekmeyeceği konusu hâlâ belirsizliğini koruyor. Trump‘ın söylediklerine bakılırsa ABD askerleri çekilebilir ama Trump’ın İsrail’in güvenliğini esas alan Ortadoğu politikası buna ne oranda geçit verir, tartışmalı…
Zira Tel Aviv, İsrail’in güvenliği konusunu jeopolitik düzlemde, diğer faktörlere ek olarak, Suriye’de Kürt ve Dürzi özerk bölgelerin kurulmasına da dayandırıyor. Dolayısıyla ABD ve İsrail açısından Ortadoğu’da “Kürt özerk bölgeleri” oluşturulması hâlâ stratejik hedef olarak duruyor.
HTŞ’nin boyunu aşan problem
Ankara’nın ABD’den beklentisi Suriye’den çekilmesi ve PYD’ye desteğini kesmesi, HTŞ’den beklentisi ise PYD’yi silahsızlandırması…
Evet, HTŞ bu yönde bazı müzakere girişimlerde bulundu ama sorunu çözebilecek dayanakları zayıf. Çünkü:
1) ABD HTŞ ile PYD’nin uzlaşmasını istiyor. Washington bunu sağlamak için de “yaptırımları aşamalı olarak kaldırma” taktiğini kullanıyor. Ahmet eş-Şara’nın Suriye’yi yönetebilmesi ve geçici yönetimini kalıcı hale getirebilmesi, yaptırımların kalkmasına ve alacağı ekonomik desteğe bağlı. Bu da eş-Şara’yı Ankara ile Washington’un talepleri arasında bir denge gözetmeye zorluyor.
2) HTŞ’nin PYD’yi zor yoluyla teslim alabilmesi askeri uzmanlara göre pek olası görünmüyor. Çünkü Suriye ordusunun askeri kapasitesi, HTŞ’nin Şam’a yürüyebilmesini kolaylaştırması için bizzat İsrail tarafından tahrip edilmişti. Yani HTŞ’nin ve yeni Suriye ordusunun elinde ABD tarafından eğitilip donatılmış 80 bin kişilik PYD gücünü yenebilecek kuvvet yok. Türkiye’nin açık desteği ise Ankara’nın “Trump’la beyaz sayfa” beklentisini torpilleme olasılığı taşıyor.
3) ABD’nin Gazze planı baskısı altındaki Arapların ise Suriye’deki PYD özerkliğine karşı konumlanabilmesi çok etkili olabilecek gibi görünmüyor.
Şam ve Özerk Yönetim’in petrol anlaşması
Tersine, bölgede PYD’nin lehine önemli gelişmeler yaşanıyor. Bunların başında da petrol anlaşması geliyor.
Suriye Petrol Bakanlığı Sözcüsü Ahmet Süleyman, PYD ile petrol satışı anlaşması yaptıklarını duyurdu: “Özerk Yönetim ile Suriye hükümeti arasında petrol konusunda bir anlaşma sağlandı. Suriye hükümeti, Özerk Yönetim’den günlük 15 bin varil petrol alacak. Petrol, Haseke ve Deyrezor bölgelerinden tankerlerle Humus ve Banyas rafinelerine taşınacak” (Rudaw, 22.2.2025).
Şam’ın “Özerk Yönetim” ile bir petrol anlaşması yapmış olması, en azından şu aşamada HTŞ’nin PYD özerkliğini fiilen kabul ettiği anlamına gelmektedir.
Fiili özerklik durumu
ABD’nin Irak’ta özerk bir Kürt bölgesi oluşturması yöntemi ile Suriye’de özerk bir Kürt bölgesi oluşturmaya çalışması yöntemi arasındaki önemli bir paralellik olan petrol konusu, özerkliğin çok önemli bir dayanağı durumunda.
Bir diğer dayanak ise ABD silahlarıdır elbette.
Ankara HTŞ’den PYD’nin elindeki silahları toplamasını istiyor. O silahlar her ne kadar sanki çoğunluğu Rus silahıymış gibi Türkiye’de propaganda edilse de esas olarak ABD silahlarıdır ve ABD, kendi silahlarının toplanarak Suriye ordusunun envanterine konulmasını özerklik konusunda taviz koparmadan kabul edecek gibi görünmüyor.
Silahlı ordusu olan ve petrolü merkezi hükümete satan bir kuvvet, zaten fiilen özerktir. Konu artık bu fiili durumun anayasallık kazanıp kazanmayacağı noktasındadır.
İktidarın oyun planı
Kısacası Ankara açısından sorunun çözümü sadece zor kullanmaya dayanmaktadır ve bu da ABD’yle ipleri koparma kararlılığı gerektirmektedir. Ne yazık ki Ankara zoru Rusya ve İran’la işbirliği temelinde daha kolay bir şekilde kullanabilme şansını, HTŞ’nin Esad’ı devirmesine destek vererek kaçırmış oldu.
İktidar bu nedenle, Trump’ın çok boyutlu yeni politikalarında kolaylaştırıcı bir rol oynama üzerinden ve açılımı da kullanarak yeni çözümler aramaktadır. Ancak bu da Türkiye’nin ulusal çıkarlarından büyük taviz olasılığı taşımaktadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Şubat 2025
ABD’nin demokratik standardı yok çıkarı var
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/08/2024
ABD Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, Venezuela’daki seçim sonuçlarının “demokratik standartları sağlamadığını” söyleyerek, “sabrımız tükeniyor” dedi!
Ne olur peki sabırları tükenirse? Tıpkı Irak’a götürdükleri(!) gibi Venezuela’ya da “demokratik standart” mı götürecekler!
Venezuela’daki yoksulluktan ABD sorumlu
Türkiye’de bazı kesimler Erdoğan-Maduro ilişkisine tepkisel nedenlerle, bazı kesimler Atlantikçilikten, bazı kesimler medya propagandasından etkilenerek ve bazı kesimler de Venezuela’daki kötü ekonomiye bakarak Madura karşıtlığı yapıyor. Elbette Maduro yönetimini beğenmeyebilirsiniz, uygulamalarını olumsuz ya da yetersiz bulabilirsiniz ama Venezuela’daki mevcut yoksulluğun sorumluluğunu Maduro’ya yüklemek, insafsızlık olur.
Zira Venezuela’daki yolsuzluğun belirleyici nedeni bu ülkeyi ablukaya alan, petrolünün satışını zorlaştıran, petrol yüklü tankerlerine, altın rezervlerine el koyan ABD’dir. Öyle ki ekonomi iflas etsin ve Chavez programı çöksün diye emperyalist ABD’nin yapmadığı kalmadı. Bir kaçını anımsayalım:
ABD, İran’ın Venezuela’ya sattığı kargo uçağına Arjantin havalimanında el koydu. ABD, Venezuela petrol üretemesin ve hiçbir şirket de Venezuela’da üretime soyunamasın diye petrol rafinerisine sabotaj düzenlemeye kalktı. ABD, petrol taşıyan Venezuela tankerlerine el koydu. İngiltere, Venezuela’nın İngiltere Merkez Bankası’ndaki 1.8 milyar dolarlık altınına el koydu. Ve tüm bu süreçte de ABD bir kaç kez darbe girişiminde bulundu ama başaramadı.
ABD’nin asıl ölçüsü
Nedir ABD’nin Venezuela’yla problemi peki? Çünkü Chavez kamucu programıyla emperyalist ABD şirketlerinin bu ülkeyi sömürmesini önledi. Maduro da o programı tüm zorluklara rağmen sürdürüyor. Yani ABD demokrasi olmadığı için değil, bu ülkeyi sömüremediği için Maduro yönetimine karşı.
Kaldı ki gerçekte ABD’nin demokratik standartları da yoktur, çıkarları vardır. Seçim yapılmayan, krallıklarla yönetilen ülkelerde “demokratik standart” aramayan ABD, seçim yapılan Venezuela’nın demokratik standardını beğenmiyor!
ABD’nin Güney Amerika’daki şu anda en önemli müttefiki Arjantin. Çünkü Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei koyu Amerikancı. Öyle ki Milei Çin ve Rusya karşıtlığı yaparak seçime girdi ve ABD’nin büyük desteğiyle kazandı. Şimdi Milei karşılığını ödüyor ve açık açık Venezuela Silahlı Kuvvetlerinden Madura’ya darbe yapmasını istedi.
Yani Venezuela’da darbe çağrısı yapan Arjantin lideri Milei ABD’nin “demokratik standartlarının” üstünde oluyor ama ülkesini emperyalist şirketlere sömürtmemeye çalışan Venezuela lideri Maduro “demokratik standartların” altında kalıyor!
Demokrasi dayatmak antidemokratiktir
Demokrasi standardı demişken… ABD en antidemokratik seçimlere sahne olmuş ülkelerden biridir. Seçime bir elmanın yarısı durumundaki iki partinin giriyor olması demokrasi değildir. Gerektiğinde darbe ile seçimi kazananı alaşağı eden bir sistemleri vardır çünkü. Al Gore’un kazandığı seçimin nasıl Bush’a verildiği, itiraz bile edemediği yakın tarihin olaylarındandır.
ABD’de iki partili seçim aldatıcıdır. ABD’de en çok fon toplayanların başkan adayı olabildiği antidemokratik bir sistem vardır. Adayları fonlayanlar da haliyle karşılığını ister. İşte son örnek: Linkedln’nin kurucusu Reid Hoffmann, Harris’in seçim kampanyasına 10 milyon dolar bağışladı ve daha fazlası için de CNN ekranından şartlarını sıraladı. Şartlarından biri Harris’in Federal Ticaret Komisyonu Başkanı Lina Khan’ı kovması. Neden? Çünkü bu komisyon şu anda Microsoft’un yönetim kurulunu soruşturuyor ve o kurulda Hoffman da var.
Konumuza dönersek: ABD’nin demokratik standartları yok, çıkarları var. Kaldı ki bir ülkenin demokratik standartları yüksek(?) bile olsa, bunu başka ülkelere dayatması, antidemokratiktir. Çünkü her ülkenin demokrasi sorunu o ülkenin kendi iç sorunudur. Dolayısıyla Venezuela başta ABD saldırısı altındaki ülkelere Atlantik medyası etkisiyle salt seçim-demokrasi düzleminden bakmak, aldatıcıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Ağustos 2024
PETRODOLAR – PETRORİYAL SAVAŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/01/2012
AB Dışişleri Bakanları’nın İran’a 1 Temmuz’da başlamak üzere yaptırım uygulama kararı alması ve ABD’nin Basra Körfezi’ne bir uçak gemisi göndermesi, ABD – İran savaşının başlamak üzere olduğu yorumlarına yol açtı.
Son sözümüzü başta söyleyelim: ABD bu iki hamleyle, aslında İran’ın (Asya’nın) dolara karşı sürdürdüğü savaşa yanıt vermeye çalışıyor.
İnceleyelim:
İRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA!
Washington, ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’in İran’a yaptırım için destek arayışına çıktığı Asya’dan istediğini alamadı. Çin ve Rusya’nın tavrını zaten bilen Washington, geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney Kore ile Hindistan’ın kendisine destek vereceğini umuyordu.
Japonya, İran’dan petrol ithalatını azaltacağına “söz” verirken, Güney Kore bu yıl İran’dan petrol ihtiyacının yüzde 10’unu alacağını ilan etti bile. Keza Çin ve Hindistan da, geçen hafta İran’dan petrol taleplerini arttırdıklarını açıkladılar.
Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore dörtlüsü, İran’ın toplam petrolünün yüzde 62’sini alıyor zaten.
BRİCS üyesi Güney Afrika da, petrol ihtiyacının yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.
Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada gelirken, onu yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.
Kısacası, İran’ın petrol müşterileri ağırlıklı olarak Asyalıdır! Üstelik İran, AB bankalarında tek kuruş parası olmadığını açıklamıştır!
Bu veri, Batı’nın İran yaptırımlarından istediği oranda sonuç alamayacağını ve esas zararı, toplam petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılayan Türkiye’nin göreceğini ortaya koymaktadır!
ASYA DOLARI SİLİYOR
Şimdi gelelim meselenin esasına…
İran Rusya ile ticaretinde riyal ve ruble, Çin ile ticaretinde riyal ve yuan, Japonya’yla ticaretinde riyal ve yen kullanmaya başladı. İran ve Hindistan’ın da ikili ticaretinde doları devre dışı bırakmaya hazırlandığı belirtiliyor.
Asya’nın devleri kendi aralarında da dolarla değil, milli paralarıyla alışveriş yapıyorlar. Çin ile Rusya’nın başlattığı bu uygulamanın son halkası, Çin ile Japonya oldu.
Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve İran’ın birbirleriyle toplam ticaretinin büyüklüğü, doların dünya hâkimiyetini derinden sarsıyor.
Ve bu ticaretin belkemiğini oluşturan petrol ve doğalgaz alışverişinin ana güzergâhı hızla ilerliyor. İran-Pakistan boru hattından rahatsızlığını açıkça ortaya koyan Washington’u asıl telaşlandıran ise İran sınırından başlayan ve modern ipek yolu olarak adlandırılan Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan hattının hızla ilerlemekte olduğudur!
ABD’NİN KIRMIZIÇİZGİSİ
ABD’nin İran konusundaki ilk kırmızıçizgisi uranyumu zenginleştirmesiydi. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta geçen hafta “İran, nükleer silah geliştirmeye çalışıyor mu? Hayır. Ama biz biliyoruz ki nükleer kapasitelerini geliştirmeye çalışıyorlar. Bizi endişelendiren de budur. Bizim İran konusunda kırmızıçizgimiz, nükleer silah geliştirmemesidir” diyerek, çizginin rengini hayli açtıklarını ortaya koydu.
Yaptırımlar, uçak gemileri… Yükselen Asya’ya yanıt arayışı ABD’yi bir çılgınlığa iter mi? Yoksa Washington, Tahran’dan yükselen “ülkemize saldırması halinde, bütün dünyayı ABD için güvensiz hale getiririz” uyarısını ciddiye almayı sürdürecek mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ocak 2011