Posts Tagged Türkiye
ANKARA – TAHRAN EKSENLİ ÇÖZÜM MODELİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/03/2012
İran Dışişleri Bakanlığı heyetinin 7 Şubat’ta Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM’da yaptığı Suriye konulu toplantıyı değerlendireceğiz bugün…
Jalal Namını, Mustafa Dolatyar, Jalal Kalantarı ve Reza Nacafı’dan oluşan İran Dışişleri Bakanlığı heyeti bir yandan Atlantikçiliği nedeniyle AKP’yi iğneliyor ama bir yandan da Türkiye’ye Asya’da altın fırsatlar olduğu mesajını veriyor.
Tipik Fars diplomasisine işaret eden bu mesajlara geçmeden, öncelikle heyetin Suriye konusundaki saptamalarına dikkat çekelim.
ESAD YIKILIRSA İLK KURBAN TÜRKİYE OLUR
İran Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye bölümü direktörü olan Mustafa Dolatyar, “Asıl büyük sorunların Esad devrildikten sonra ortaya çıkacağını” belirterek Ankara’yı ve bölgeyi uyarıyor.
Jalal Namını, Beşar Esad’ın bir kişi olarak sadece sistemin bir parçası olduğunu belirtiyor ve “eğer sistem yıkılırsa, Suriye’nin Balkanlaşacağını kesin olarak söyleyebiliyoruz” diyor.
Jalal Namını, ORSAM yetkililerine “Diyelim ki yarın Esad devrildi, ne olacak? Türkiye’ye ne olacak? Irak ve bölgenin geri kalanına ne olacak?” diye soruyor ve yanıtı da kendi veriyor: “Eğer yıkılırsa ilk kurban Türkiye olacaktır. İstikrarsızlığın ilk durağı Türkiye olacaktır.”
Ve Jalal Namını, muhataplarına Suriye’nin Balkanlaşması senaryosunun İsrail için en iyi ama Türkiye için en kötü senaryo olduğuna dikkat çekiyor.
‘NEREDE AKP’NİN USTALIK ESERİ?’
Gelelim İran heyetinin AKP’nin uygulamalarına yaptığı eleştirilere…
Jalal Namını, “Türkiye’nin, Batılıların on yıllar boyunca bölgede inşa ettiği oyun alanında oynamaya başladığına “dikkat çekiyor öncelikle ve Erdoğan’ın ustalık dönemini iğneliyor: “Bazen Türkiye dış politikasındaki ustalık eserini nasıl oldu da yok etmeye karar verdi diye merak ediyorum.”
Suriye konusunda birçok boyutun söz konusu olduğunu belirten Mustafa Dolatyar ise AKP’nin meseleye tek boyuttan yaklaşmasını şu sözlerle eleştiriyor: “Ama Başbakan Erdoğan’ın parti grubu konuşmasını dinlerken hikâyenin sadece duygusal boyutuna yönelen bir yaklaşım gördüm. Bu tür bir yaklaşım bizi sorunların çözümüne götürmez.”
‘TÜRKİYE – İRAN – ÇİN – RUSYA İTTİFAKI’ ÖNERİSİ
Peki, İran meselenin nasıl çözüleceğini düşünüyor?
Jalal Namını, AKP’nin oynadığı oyun alanının Batılıların inşa ettiği oyun alanı olduğunu belirtiyor ve “biz kendi bölgesel oyunumuzu kurmalıyız” diye sesleniyor.
Jalal Kalantari soruna bölgesel çözüm gerektiğini savunarak, uyarıyor: “Denizaşırı aktörlere ve onların projelerine fırsat vermemeliyiz. Bence uluslararası çözümde yer almak Türkiye’nin dış politikasının ilkelerine de aykırı olacaktır. Uluslararası çözüm demek ABD’nin çıkarları doğrultusunda bize dayattıkları bir çözüm demektir.”
Jalal Kalantari bu uyarının ardından Asya’daki altın fırsata dikkat çekiyor: “Size komşumuz ve kardeşimiz olarak açık olmak gerekirse, İran ve Türkiye arasında Suriye’de büyük bir işbirliği alanı vardır. Doğal olarak, Çin ve Rusya gibi bazı uluslararası aktörler de Suriye sahnesinde aktif olmaya çalışmaktadır. Bu tür bir durum Türkiye ve İran açısında fırsatlar yaratmaktadır.”
TÜRKİYE MUHALİFLERİ, İRAN DA ESAD’I MASAYA OTURTUR
Peki, komşu Türkiye ve İran’ın Suriye’de nasıl bir işbirliği olabilir?
Bu soruyu da Mustafa Dolatyar şöyle yanıtlıyor: “Türkiye bu konuda avantajlıdır, muhalif gruplarla bağlantısı var. Bizim de Beşar Esad ile bağlantımız mevcut. Bir girişim başlatarak bu iki grubu bir araya getirebiliriz. İran ve Türkiye bu girişimde birbirlerini tamamlarlar.”
Jalal Kalantari, Suriye konusunda “Türkiye ve İran’ın samimi bir şekilde etkileşimi için fırsat olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Ruslar ve Çinliler de katkı sunabilir. Fakat çözüm yerli bir çözüm olmalıdır. Suriye için bölge çıkışlı bir çözüm gerekmektedir.”
DÖRTLÜ ÇÖZÜM MODELİ
Kısacası Tahran, Ankara’ya Suriye düzleminde Esad ve muhalifleri bir araya getirerek, bölge düzleminde de Çin ve Rusya’ya dayanarak, Batı’yı devre dışı bırakmayı teklif ediyor.
Hem içeride hem de dışarıda dörtlü işbirliği diyebileceğimiz bu modelin, bölgenin kan gölüne dönmesini engelleyecek en somut ve uygulanabilir model olduğu söyleyebiliriz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mart 2012
İRAN’IN İKİ TESPİTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2011
PKK-PJAK’a karşı operasyon yürüten İran, iki önemli tespit yapıyor:
1.) İran Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Bölümü Başkanı General Ali Şadmani, PKK-PJAK’ın ayakta kalma sebinin, Irak’ta onlara sağlanan güvenli ortamdan kaynaklandığını belirtiyor. General Şadmani, PKK-PJAK’ı ABD-İsrail-AB üçlüsü tarafından yaratılıp beslenen bir örgüt olarak tanımlıyor.
2.) PKK’nin “Türkiye, İran, Irak ve Suriye” dörtlüsünü hedef aldığını belirten General Şadmani, PKK’nin kökünün kurutulabilmesi için bu dörtlünün yakın işbirliği yapması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak Şadmani, Türkiye’nin ABD, İsrail ve NATO ilişkileri nedeniyle bu işbirliğinin akim kaldığını vurguluyor.
PKK’nin ABD’nin sağladığı güvenli ortamda büyüdüğü ve Türkiye’nin ABD ilişkileri nedeniyle PKK’ye karşı bölgesel ittifak oluşturulamadığı tespitleri, bölge açısından hayatidir.
ABD PKK’Yİ NASIL BÜYÜTÜYOR?
Tahran’ın tespitlerini biraz daha derinleştirelim ve Washington’un PKK’yi nasıl büyüttüğüne mercek tutalım:
1.) İran’ın da tespit ettiği gibi ABD Irak’ta güvenli bölge tahsis ederek PKK’yi büyütüyor: PKK’nin 2003 sonrasında çeşitli konularda “belirleyici kuvvet” pozisyonuna gelmesi, Aydınlık’ın da çok defa altını çizdiği gibi “ABD bölgeye ne zaman gelse, PKK büyüyor” gerçeğiyle ilgilidir.
2.) ABD silah yardımı yaparak PKK’yi büyütüyor: En son geçen hafta İran Kara Kuvvetleri Harekat komutanı General Ali Arateş, ABD’in Erbil’deki konsolosluğu aracılığıyla, geçen ay PKK’ye çok sayıda 120 mm’lik havan topu ve el telsizi verdiğini saptamıştı.
ABD’nin 1991’den beri PKK’ye silah sağladığını, TSK de, Jandarma Genel Komutanı seviyesinde saptamıştır.
3.) ABD, PKK’yi CIA’nın sağladığı “para trafiği” denetçiliği üzerinden besledi ve büyütüyor: Zaman zaman kimi PKK’lilerin çeşitli ülkelerde yakalanması, istihbarat örgütlerinin birbirleriyle mücadelesinin sonucudur. ABD’nin de zaman zaman kimi örgüt üyelerini uyuşturucu ticareti nedeniyle deşifre etmesi de, örgütü denetim altında tutma amacıyla ilgilidir.
4.) ABD, siyasal statü sağlayarak PKK’yi büyütüyor: ABD’nin PKK’ye Brüksel’den Oslo’ya kadar pek çok başkentte sağladığı siyasi olanaklar, örgüte uluslararası meşruiyet sağlamaya yöneliktir.
5.) ABD, BOP eşbaşkanlığı üzerinden PKK’yi büyütüyor: Tayyip Erdoğan’ın “ABD’nin Büyük Orrtadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapma” taahhaüdü 2005 yılında Diyarbakır Açılımı ile 2009 yılında da Kürt Açılımı ile ivme kazandı.
Öcalan’la yürütülen pazarlıklar, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde kurduğu kukla devletini Türkiye’ye genişletme süreciyle ve Diyarbakır’ı “Büyük Kürdistan”a başkent yapmayla ilgilidir.
6.) ABD, TSK’nin elini tutarak PKK’yi büyütüyor: TSK’nin Kuzey Irak’tan çıkartılması için yapılan çuval operasyonuyla ve “2 sayfa 9 maddelik” sözleşmeye konulan maddeyle eli bağlanan TSK, sınır ötesi operasyonlardan uzak tutuluyor. Kamuoyunun baskısıyla 2008 yılında kapılan kara harekatı sırasında, ABD ve AKP ikilisin TSK’ye yaptığı “çabuk çık” baskısı belleklerdedir.
Türk Ordusu Ergenekon soruşturmalarıyla budanarak da, PKK’ye karşı eli bağlanıyor.
7.) ABD, Türkiye’yi bölge ülkeleriyle karşı karşıya getirerek PKK’yi büyütüyor: Türkiye’nin AKP üzerinden İran ve Suriye’ye karşı izlediği politikalar, bir bölgesel ittifakın oluşmasını engellemektedir. Bu da PKK’ye karşı mücadeleyi zayıflatmaktadır.
BOP İÇİNDE MÜCADELE DEĞİL MÜZAKERE EDİLİR
İşte MİT – PKK, daha doğrusu AKP – PKK 5. Oslo görüşmesi, bu tespitler ışığında daha da anlamlıdır: Türkiye ya İran ve Suriye ile biraraya gelerek PKK’yi bitirecektir, ya da İran ve Suriye’ye düşmanlık yaparak PKK’yle müzakere yürütecektir.
ABD projelerine eşbaşkanlık yaparak, PKK ile mücadele değil ancak müzakere edilir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2011
TÜRKİYE EN MALİYETSİZ NASIL BÖLÜNÜR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/08/2011
Times’in “Türkiye Suriye’ye 2 hafta süre verdi” şeklindeki haberi kuşkusız “kışkırtma” amaçlı. Ancak bu denli ciddi bir haberin hâlâ yalanlanmamış olması, Washington merkezli bir baskıya da işaret ediyor. Şöyle ki; aslında Türkiye Suriye’ye 2 hafta süre vermemiştir, ABD Türkiye’ye 2 hafta süre vermiştir!
Times’ın “Esad’ın devrilmesini ancak Türkiye sağlayabilir” şeklindeki bu analiz-haberini, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland’ın Ahmet Davutoğlu’nu açığa düşüren açıklamasıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Sözcü Nuland, daha bir gün önce “kendi mesajımızı götürdük” kaçışına sarılan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu “iki tarafın mesajlarını koordine ediyor” diye afişe etti!
Ancak daha önemlisi Nuland’ın şu sözleriydi: “Davutoğlu, Şam dönüşü Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile gerçekleştirdiği uzun telefon görüşmesinde Esad’a baskının arttırılmasını temin etmek için birlikte çalışmayı yeniden taahhüt etti.”
AKP’NİN ABD BAĞI
Meselenin özü, bu cümledeki “taahhüt” kelimesindedir. ABD Türkiye’yi Suriye ile savaşa zorlamaktadır, AKP de bu zor karşısında kıvranmakta ancak geçmişten gelen bağlar, anlaşmalar, sözleşmeler nedeniyle “yeniden taahhütler” vermektedir.
Kıvranma derken, AKP yönetiminin tercihinden değil elbette.; başta Aydınlık’ın Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunan “Suriye haberleri”nin yarattığı iklim koşullarında ortaya çıkan büyük itirazdan…
Bu büyük itiraz, AKP’yi “sabrımızın sonuna geldik” çizgisinden, 24 saat içerisinde “istediğimizi aldık” mevzisine geriletmiştir.
İşte ABD tam bu noktada hamle yapmış, Davutoğlu’nu “postacı” suçlamasının ortasında yakasından tutmuş, “yeniden taahhüt” almıştır!
ABD, TÜRKİYE’Yİ SURİYE’DE BÖLER
ABD Suriye’ye iki nedenle Türkiye‘yi kullanarak aldırmak istemektedir:
1.) ABD, 2003’te Irak’ta olduğu gibi bugün tek başına Suriye’ye saldıracak durumda değil. Libya’daki NATO çıkmazı ortada.
2.) ABD, Türkiye’yi Suriye’ye saldırtarak, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki nihai hedefine erişmeyi planlamaktadır. O hedef Türkiye’nin bölünmesidir!
ABD, BOP eşbaşkanlığı katından sıkıştırdığı Türkiye’yi Suriye üzerine sürerek, aslında Türkiye’nin de bölünmesini sağlamayı hesaplamaktadır. Suriye’ye savaş açacak Türkiye, kazansa da kaybedecektir. Çünkü Suriye’ye savaş; İran’la bir cephe, Kuzey Irak’la bir cephe, Araplarla bir cephe daha açılması, Türkiye’nin bölgeyle karşı karşıya gelmesi demektir. Böyle bir süreçten de en başta “Büyük Kürdistan” çıkar!
Ve ABD, bu durumda nihai hedefi olan Türkiye’yi kendisi için “en maliyetsiz” yolla parçalamış olur!
İSRAİL’DE SURİYE KOMPLOSUNA İTİRAZ SESLERİ
Yeri gelmişken belirtelim: İsrail’de bile aklı selim kimi sesler çıkmaya başladı ve Suriye’ye saldırının doğuracağı bölge yangınından en çok kendilerinin zarar göreceğini tespit etmeye başladı.
Çünkü açık görülmektedir ki, Suriye’ye saldırı bölgedeki tüm aktörleri karşı karşıya getirecek, sonuçta tüm coğrafyanın haritalarını değiştirecektir.
Türkiye de, AKP yüküne rağmen, bölgeyi ateşe düşürecek bu plana direnmeli ve teslim olmamalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi s:7
Ufuk Ötesi
13 Ağustos 2011
DİK DURAN TAHRAN’IN BÖLGEYE ETKİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 06/08/2011
Rusya’nın NATO Büyükelçisi Dmitri Rogozin meseleyi net ortaya koyuyor: “NATO, İran’a saldırmak için Suriye’de rejim değişikliği istiyor.”
Biz de net söyleyelim; Suriye’nin toprak bütünlüğü İran’ın toprak bütünlüğüdür, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür.
Türk devletinin milli unsurlarının, ABD’nin Irak saldırısı öncesinde çizdiği rota da böyleydi: “Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün korunması.”
İşte 28 Şubat 1997’de başlayan ve 3 Kasım 2002’ye kadar süren dönem, aslında Ankara’nın Tahran ve Şam’la ABD’nin bölge planlarına karşı ittifak zemininin oluşturulması süreciydi: Bölge merkezli dış politika ve Avrasyacılık! Ankara bölgesindeki bu çizgiyi, daha derin bir coğrafyada Moskova ve Pekin’le de ilerletiyordu.
Erdoğan-Gül ikilisinin işbaşı yaptırılması işte bu çizgiyi tasfiye etmek içindi. Ki ABD belgelerine de yansıdığı gibi bu çizginin sahiplerine Ergenekon tertibi uygulandı.
ÖNCE ANKARA, SONRA BAĞDAT DÜŞTÜ
Washington’un hedefindeki Ankara-Tahran-Şam-Bağdat hattının ilk düşen kalesi aslında Ankara oldu. Ankara kalesi düştüğü için 2003’te Bağdat kalesi düştü.
Ankara kalesi düştüğü içindir ki, Türkiye’yi, Irak’ta müslüman katleden ABD askerlerinin sağlığına duacı bir başbakan yönetiyor.
Şimdi hedefte Şam kalesi var. Ve düşmüş Ankara kalesinin surlarında, NATO’nun Libya’da müslüman katletmesine ses çıkarmayan ama Beşar Esad’ın vatanını savunmak için Hama’daki kalkışmayı bastırmasına “Ramazan” göndermesi yapan bir Cumhurbaşkanı var.
TAHRAN DİK DURDUKÇA, ŞAM DA DİRENİYOR
Lübnan’dan Suriye’ye uzanan hat, İran’ın ABD’ye karşı ön cephesi durumunda. Ve o cephede ABD-AKP-İsrail ittifakı var…
Ancak koşullar artık 2003’den farklı…
Tahran kalesi dik duruyor, önce direniyor, sonra karşı hamle yapıyor. Tahran dik durduğu için de Şam kalesi direnebiliyor.
TAHRAN, BAĞDAT’I WASHINGTON’DAN KOPARIYOR
Üstelik Tahran, düşen Bağdat kalesini de ayağa kaldırıyor. Tahran’ın Kuzey Irak’a operasyonu, Bağdat’ın Washington bağını da koparıyor, Irak’ı ABD’den kurtarıyor.
İran’ın Kuzey Irak hamlesi sadece Bağdat’ı değil, aslında Ankara’yı da rahatlatıyor; Ankara’ya PKK kartı üzerinden uygulanan Washington baskısına karşı aslında dayanak oluşturuyor. Ama Türkiye Ankara’da iktidar değil!
WASHINGTON SADECE ANKARA’DA İKTİDAR!
Ankara-Tahran-Şam-Bağdat hattının “belirleyeni” kaçınılmaz olarak Ankara’dır. Son tahlilde bu hattın geleceği Ankara’nın tavrına ve tutumuna bağlıdır. Ancak Ankara’da da Washington iktidardadır. Üstelik tüm dünyada bir tek Ankara’da iktidardır! O yüzden de Ankara’ya bu kadar abanmakta, AKP’ye bu kadar sarılmaktadır. AKP’nin efendisine zaman zaman şımarıklık yapması da bu zorunluluğun cilvesidir.
Ancak koşullar, Ankara kalesinin ayağa kaldırılması için de elverişli olmaya başladı. AKP’nin arkasındaki kuvvetin, ABD’nin hali ortada… ABD baş aşağı gidiyor; tankıyla, topuyla, borcuyla, çürüyen sistemiyle baş aşağı gidiyor. Latin Amerika’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da durum ortada.
AKP, ABD’nin gücüyle yapabileceklerinin sınırına geldi. Daha ötesi yok!
İşte bu yüzden da tarih, Türk devrimcilerinin önüne Ankara kalesine yeniden Türkiye bayrağı dikme fırsatını getiriyor… Mesele bayrağı asabilecek kuvveti toplamakta!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:6
6 Ağustos 2011