Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
ERDOĞAN ‘ŞEKERSİZ ÇAY İÇ’ DEMEDEN!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/12/2013
Asgari ücretin beş kişilik bir ailenin üç öğün çay ve simit yemesine yeteceğini savunan bir Başbakan da gördü bu ülke. Hayaldi, gerçek oldu!
Evet, Erdoğan’ın TBMM Genel Kurulu’nda, 2014 yılı bütçesi üzerine Hükümet adına yaptığı konuşmadan bahsediyoruz.
Erdoğan’ın “ileri demokrasili Büyük Türkiye’sinde” asgari ücretin beş kişilik bir aileye nasıl yettiğinin hesabına geleceğiz. Ama önce Erdoğan’ın kamuoyunu Büyük Türkiye’ye ikna edebilmek için sarıldığı yalan verilere bir bakalım:
ENFLASYON 11 YILDA YÜZDE 160 MI ARTTI?
Erdoğan 11 yıllık iktidarında nasıl da başarıdan başarıya hopladıklarını matematiksel olarak ispat edebilmek için çok basit bir esnaf oyununa başvurdu. Hacı Bakkal’ın “Bize gelişi bu kadar” diyerek raftaki ürünün fiyatıyla her gün oynaması gibi, rakamlarla oynadı.
Erdoğan, 11 yılda enflasyonun yüzde 160 arttığını iddia ederek ve bunu veri kabul ederek, işçinin, memurun enflasyonun altında kalmadığını, yüzde 160’dan çok daha yüksek zamlar aldığını anlattı.
Enflasyonun yüzde 160 arttığına inanırsak, Erdoğan haklıydı ve örneğin 31 Aralık 2002’de 226 TL olan asgari ücret, bugün 804 TL’ydi ve artış yüzde 355’di. Yani fiyatların arttığından iki kat fazla artmıştı asgari ücretlinin maaşı…
HALKIN ENFLASYONU BAŞKA, ERDOĞAN’INKİ BAŞKA
Peki, enflasyonun 11 yılda yüzde 160 arttığı gerçek mi?
Erdoğan’ın rakamcılarına göre evet. Zira 11 yıldır sepete gerçek ürünler yerine, örneğin kışın güneş yağı, yazın mont koyarak, enflasyonu düşük gösteriyorlar.
Oysa halkın gerçek enflasyonu temel ürünlerde, pazarda, benzin istasyonunda şekillenir. Gelin yazıyı çok rakama boğmadan gerçek enflasyona kısaca bir göz atalım:
4 Kasım 2002’de benzinin litresi 1,68 TL’di. Bugün 5 TL sınırında. Yani benzin 11 yılda yüz 300 arttı!
Ekmek 2002’de 0,15 TL’ydi. Bugün 1 TL. 11 yılda ekmek yüzde 666 arttı!
2002’de çeyrek altın 23.50 TL’ydi, bugün 141 TL. Yani 11 yılda yüzde 600 arttı!
Ya elektrik, su, doğalgaz? 11 yılı geçtik… Faturalarınız kontrol ettiğinizde göreceksiniz ki, iki yıl önceki faturaların bile artık iki katını ödemektesiniz.
Uzatmayalım: AKP’nin enflasyonu ile halkın enflasyonu birbirini tutmamaktadır.
ERDOĞAN’IN ÇAY-SİMİT HESABI DA YANLIŞ
Gelelim Erdoğan’ın çaresizlikten artık nelerle gurur duyduğuna…
Erdoğan prompter’sız olarak TBMM kürsüsünden önceki akşam şöyle seslendi: “Çay ve simit hesabını da hatırlatmak isterim. 2002’de, asgari ücret 184 liraydı. Beş kişilik bir aile, günde üç öğün çay ve simitle geçinse 270 liraya ihtiyaç vardı. Yani asgari ücret, çay ve simite yetmiyordu. Bugün bu hesabı yaptığınızda, asgari ücret 804 lira. Beş kişilik bir aile, üç öğün çay ve simit tüketse, ihtiyacı olan miktar 450 lira. 11 yıl önce asgari ücret, çay ve simite yetmezken bugün ise asgari ücretin yarısı buna yetiyor.”
Bir başbakanın, halkına üç öğün çay ve simit yedirebildiğiyle övünmesi, sanırım tarihte ilktir! Üstelik Erdoğan’ın hesabı yine yanlıştır. Erdoğan 450 TL’yi bulabilmek için çayı hesaba katmamış, simidi de 1 TL’den hesaplamıştır. Oysa Simit İstanbul’da 1,40 TL’dir. 0,50 TL de çay olduğunda, ailenin günlük üç öğün masrafı 28,5 TL, aylık ise 855 TL’dir. Yani asgari ücret, Erdoğan’ın isteğiyle üç çocuk yapmış beş kişilik bir ailenin çay ve simidine bile yetmemektedir!
Kaldı ki Erdoğan’ın övündüğü gibi yetse ne olur? Kira, ulaşım gibi en temel ihtiyaçlar ne olacak? Çay ve simitle yaşamak, yaşamak mıdır?
Elbette değildir! Neyse ki Erdoğan, “dört çocuk yap ve şekersiz çay iç” demeye başlamadan, Arslan Yol gereğini yapacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2013
DUVAR YIKILDI, İLK BALBAY ÇIKTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/12/2013
Anayasa Mahkemesi’nin, birincisi uzun tutukluluk, ikincisi de milletvekilliği görevinin engellenmesi gerekçesi üzerine inşa ettiği karar sonrasında ilk olarak Mustafa Balbay serbest kaldı. Devamı gelecek!
Kuşkusuz Silivri tutsakları açısından çok önemli bir gelişme. Nitekim Balbay’ın tahliyesine ailesi kadar sevinenler, öncelikle onlar oldu. Balbay’ın tahliyesi ayrıca tüm vatanseverleri, milli kuvvetleri de sevince boğdu.
HÜKÜMETİN MUTLULUĞU!
Ancak Hükümet kanadından da benzer tepkiler gelmesi ilginçti. Örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Üç yıl önce söylediklerim şimdi gerçekleşti.” dedi. Örneğin Bakan Hayati Yazıcı, Balbay’ın tahliyesini bireysel hak ve özgürlükler açısından kazanım olarak değerlendirdi, Anayasa Mahkemesi kararının benzer durumda olanlar için de uygulanmasını istedi. Örneğin TBMM Başkanı Cemil Çiçek, “Balbay’ın tahliyesinden memnuniyet duydum. Umut ederim, uzun süreli tutuklu kalmış olanların da mağduriyetleri giderilir.” dedi. Hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Balbay’ın kendi çıkardıkları paketler sayesinde özgür kaldığını iddia etti!
Balbay’ı AKP özgürleştirdiyse, o zaman kim tutsak etti?
BU DAHA BAŞLANGIÇ
Denilebilir ki AKP, müzakere ortağı PKK’ye söz verdiği için KCK davasını düşürecek, tutukları tahliye edecek, 5 KCK’li milletvekilini kurtaracak; o nedenle de kamuoyu tepkisini frenlemek için önce Mustafa Balbay’ı serbest bıraktı.
Kuşkusuz Erdoğan ve kurmaylarının böyle bir planı olabilir, vardır. Ama bizim mücadele açısından pratik yarar gözettiğimiz yer başkadır.
Öncelikle şu saptamayı yapmalıyız: Balbay’ın serbest kalması uzun soluklu bir mücadelenin sonucudur ve yeni zaferlerin başlangıcıdır!
BALBAY’I ÖZGÜRLEŞTİREN OLGULAR
Bu saptamaya neden olan olguları inceleyelim:
1) AKP ile Cemaat’in son dönemde Ergenekon tertibinde topu birbirilerine atmaya çalışmaları oldukça anlamlıdır. Erdoğan “paralel devleti” adres gösterirken, Fethullah Gülen de “biz serbest kalmalarını isteriz” diyerek AKP’yi suçlamaktadır. Hatta Fethullah Gülen, son konuşmasında birini kaset komplosundan nasıl kurtardığını anlatarak, kaset işinin arkasında da kendilerinin olmadığını, AKP’nin olduğunu işaret etmiş oldu.
2) Kuşkusuz Mustafa Balbay’ın serbest kalmasının hükümetin belli isimlerince memnuniyetle karşılanması, hem “biz muktediriz, hem tutuklar hem serbest bırakırız” şeklinde okunabilir.
Ama son altı aylık gelişmelere baktığımızda, biz bu açıklamaları “tertipte biz yoktuk” mesajı verme gayreti olarak görüyoruz.
3) Fakat asıl olgu başkadır: Silivri zindanlarını kuşatma harekâtlarıyla başlayan ve Haziran Halk Hareketi ile zirve yapan süreç, Arslanlı Yol’da ete kemiğe bürünmüş ve cumhuriyet karşıtı kuvvetlere karşı mevzi kazanmaya başlamıştır. Olay aslında budur!
HESAP GÜNÜNE HAZIRLIK
AKP ile Cemaat’in topu birbirine atması da, AKP’li isimlerin dün darbeci dedikleri kişilerin serbest kalmasından memnuniyet duyması da, Arslan Yol’un estirdiği rüzgârla doğrudan ilgilidir.
Dün “Erdoğan’ın düşüşünün yedi işareti” başlıklı yazımızda inceledik, tekrar etmeyeceğiz. Ama özellikle vurguluyoruz. Erdoğan düşüyor ve o düştükçe, o uçurumdan aşağı yuvarlandıkça, hem iç kavga büyüyor hem de koalisyonun parçaları topu birbirine atarak, gelecekteki “hesap günü” için yatırım yapıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Aralık 2013
ERDOĞAN’IN DÜŞÜŞÜNÜN YEDİ İŞARETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/12/2013
Başbakan Erdoğan, bir kartopu gibi yamaçtan aşağı yuvarlanmaya başladı. Doğanın kanunudur: Kartopu yuvarlanmaya başladıkça hızlanır ve en dibe inene kadar duramaz. En dipte ise paramparça olur.
Erdoğan’ın hızla yuvarlanmaya başladığının işaretleri ise şunlardır:
BOŞ MEYDANLARIN AKP’YE YANITI
1) Erdoğan’ın Trakya gezisi AKP açısından tam bir fiyaskoydu. Erdoğan Pınarhisar, Çorlu, Çerkezköy, Tekirdağ’da boş alanlara konuştu. Meydanlar, siyasetteki gidişatın en önemli göstergesidir.
Trakya sadece Erdoğan’a “siyaseten artık bittin” mesajı vermedi, aynı zamanda yeni bir Türkiye’nin inşa edilmeye başladığının da işaretini verdi. Çok önemli.
2) Aslında AKP kurmayları da durumun farkında. Ellerinde medya olanaklarıyla hemen her gün “çok güçlüyüz” mesajı verseler de, her hafta sipariş ettikleri “yüzde 52” anketleriyle kamuoyu yaratmaya çalışsalar da, gerçeği artık gizleyemiyorlar.
Nitekim yerel seçimler için koymak zorunda kaldıkları yüzde 39,4 çıtası bunun göstergesidir. Bu oyu bile alamayacaklarını ise lütfen not ediniz.
ERDOĞAN’IN ARABULUCU ARAYIŞI
3) Erdoğan’ın “açıklarsam yer yerinden oynar” sözleri Türk siyasi hayatı için oldukça tanıdıktır. Tansu Çiller de en köşeye sıkıştığı dönemde bu cümleye sarılmıştı. Sonrası malum: Çiller siyasetten çekilmek zorunda kaldı.
“Açıklarsam yer yerinden oynar” demek zorunda kalan bir başbakan, aslında çaresizliğini ortaya koymaktadır ve iktidarı yitirmeye başladığını göstermektedir. Erdoğan adına Yeni Şafak’ta Cem Küçük iki gündür “açıklamaktadır” fakat yer yerinden oynamamaktadır. Küçük’e göre Emniyet ve Yargı’ya yuvalanmış bir çete Erdoğan’a darbe yapmaya çalışmaktadır.
Bu da bir acizlik ifadesidir. Zira AKP devlettir, devletin tüm istihbarat kurumları emrindedir. Çeteyi kulağından tutup ortaya çıkaramıyorsa, demek ki devlet olmaktan çıkmaya başlamıştır!
4) Erdoğan’ın medyadaki sesi Abdülkadir Selvi, dün Fethullah Gülen’e “ülkeye dön” çağrısı yaptı. Anımsarsanız, AKP-Cemaat çarpışmasının su yüzüne çıktığı süreçte de, Erdoğan doğrudan Fethullah Gülen’e seslenmiş ve “dön” demişti. Gülen’in ise “ortamı hâlâ güvensiz gördüğü” için dönmeyeceğini açıklaması, önemli mesajlarla doluydu.
Şimdi o çağrı işi Selvi’ye kalmıştır. Hatta Selvi, yazısında arabulucu sorunu yaşadıklarını, belirlenen arabulucuların tasfiye edildiğini de itiraf etmiştir. Gülen’den aman dileyen Selvi’nin “Aydınlık ve Sözcü bizi birbirimize düşürdü, barışmazsak biteriz” şeklindeki ucuz yöntemlere sarılması ise AKP’nin çaresizliğinin bir başka işaretidir.
ERDOĞAN SICAK PARA BULAMIYOR
5) Erdoğan iktidarının serumu, sıcak para ve kaynaklardır. Ancak Erdoğan bir süredir bu serumlardan da mahrumdur.
Erdoğan bu konuda iki girişimde bulundu: Birincisi Kuzey Irak petrol ve doğalgazına bel bağladı. Fakat Bağdat’ın kararlılığını aşamadı. İkincisi ise Erdoğan bizzat giderek Katar’dan sıcak para istedi. Katar’ın altı ay önce iptal ettiği 12 milyar dolarlık işlerin yeniden hayata geçirilmesini talep etti. Bildiğimiz, sadece 5 gemi dolusu sıvı gaz alabildiğidir.
6) Erdoğan, sadece içeride değil, dışarıda da zor durumda. Suriye’de Beşar Esad’ı yıkamayan, Irak’ta Erbil’i Bağdat’tan koparamayan, İran’ın Batı’yla anlaşmasında devre dışı kalan, Mısır’dan kovulan, Müslüman Kardeşler politikası yüzünden Suudi Arabistan’ı da kaybeden Erdoğan şimdi bölgeye “onurlu geri adımlar atmaya, tavizler vermeye hazırım” mesajları göndermekte fakat görebildiğimiz kadarıyla reddedilmektedir!
İNİSİYATİF ARSLANLI YOL’DA
7) Erdoğan’ın Mayıs ayında Washington’a yaptığı ziyaret ve Obama’yla görüşmesi, siyasette çıktığı tepe noktasıydı. O ziyaretten sonra Erdoğan tepeden yuvarlanmaya başladı. Haziran Halk Hareketi’nin salladığı Erdoğan, artık daha programlı ve örgütlü bir güç olan Arslan Yol’un hedefindedir. Mayıs’tan bu yana geçen altı aylık süreç, inisiyatifin artık Erdoğan’da değil, Arslanlı Yol’da olduğunu göstermektedir. Bu eğilim, sürecin nereye gideceğini gösteren en önemli işarettir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Aralık 2013
RİCCİARDONE’NİN CHP BAŞARISI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/12/2013
Hürriyet’in Washington temsilcisi Tolga Tanış, çeşitli temaslardan edindiği verilere dayanarak şu çok önemli saptamayı yapıyor: CHP’nin ABD ziyareti, asıl Amerikan diplomasisi için başarıdır.
Tanış saptamasının gerekçesini de açıklıyor: “Geçmişte kendisine sert biçimde muhalefet etmiş bir siyasi partinin yeni liderini ağırlamaları, o partinin tabanı düşünüldüğünde Amerika için de önemli bir kamu diplomasisi hamlesidir.” (Hürriyet, 8 Aralık 2013)
Tolga Tanış, başka önemli bilgiler de paylaşmış: Daha önce ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in çok uğraştığını ama Deniz Baykal’ı Washington’u ziyarete ikna edemediğini, ABD’nin şimdiki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin ise Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu ziyarete ikna ederek büyük başarıya imza attığını öğreniyoruz. Nitekim bu nedenle Riccardone’nin 2014’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nda üç numaralı koltuğa oturabileceği de artık Washington’da konuşuluyormuş.
CHP AÇISINDAN ESAS TEHLİKE
Biz de 28 Ekim’de bu köşede, “Ricciardone CHP’den ne istedi” diye sormuş ve Kılıçdaroğlu’nun ABD Büyükelçisi’yle bir otel odasında 2,5 saat baş başa görüşmesini devlet geleneklerine ve ciddiyetine aykırı olduğu için eleştirmiştik.
Aynı yazıda, bazı öngörülerde de bulunmuştuk. Örneğin “Ricciardone istedi, Kılıçdaroğlu ABD’ye gidecek” demiştik. Başka öngörülerimiz de vardı, adım adım gerçekleşmesinden korkuyoruz…
Kuşkusuz bu yazıyı, Tanış’ın verilerini okuduktan sonra, “biz demiştik” diye yazmıyoruz…
Derdimiz, tüm bu olguları analiz ederek, CHP’yi, CHP’lileri esas tehlike için uyarmak! Başlayalım:
ABD’YE BİAT ETMEMENİN KARŞILI: KASET
1) Jeffrey’in Baykal’a ve Riccardone’nin Kılıçdaroğlu’na baskılarına bakılırsa, ABD’ye ziyareti kabul etmek, aslında bir ölçüde biat etmeyi kabul etmektir.
Baykal, bu gerçeği iyi bildiği için direndi, fakat sürdüremedi; kaset komplosuna teslim oldu!
2) Kılıçdaroğlu’nun Washington ziyaretinin bir Amerikan diplomasisi başarısı görülmesi, aslında tabanı anti-Amerikancı olan bir partiyi yörüngeye almanın başarısıdır.
3) Kılıdaroğlu ABD’ye çağrılarak, CHP’ye yeni seçenek mesajı verilmiş olmuyor. Tersine, ABD’nin bölgesel çıkarlarına itiraz etme potansiyeli taşıyan bir parti Atlantik yörüngesine sokularak, hem törpüleniyor hem de asıl seçeneğe karşı bir terbiye sopası olmaya zorlanıyor.
4) ABD için Kılıçdaroğlu yönetimindeki yeni CHP’nin değeri, iktidar seçeneği olmasında değil, iktidarın önündeki dikenli yolu düzleştirme potansiyeli taşımasındadır.
5) CHP’nin Atlantik yörüngesine oturtulmasının ABD açısından en önemli pratik yararı ise, onun böylelikle Arslanlı Yol’dan çıkarılabileceği gerçeğidir. Zira Washington yönetimi çok iyi bilmektedir ki, kendisi için asıl tehlike, çıkarlarının karşısındaki asıl barikat, Arslanlı Yol’dur!
CHP OLMASA DA, ARSLANLI YOL VAR!
Fakat ABD’nin hesap edemediği bir gerçek vardır: Arslanlı Yol vardır ve CHP olmasa da vardır.
Arslanlı Yol, Haziran Halk Hareketini’nin programlı halidir. Haziran’da “hükümet istifa” denilmişti; Arslanlı Yol’da ise Atatürk ve Türk Bayrağı’nda birleşilerek milli demokratik devrim programına işaret edilmektedir!
Türkiye bu yola girmiştir, mecburdur, geri dönüşü yoktur. Zira tersi, Türkiye’nin yok olmasıdır. Bu nedenle CHP olsa da, olmasa da, Arslanlı Yol kazanacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Aralık 2013
ATATÜRK’E CEZA VERMEK!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/12/2013
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Fenerbahçe maçına “Yüce Atatürk” yazısıyla çıkan Fethiyespor’u Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) verdi!
TFF’nin gerekçesi ilginç: “Tüm dünyada futbol sahalarının yalnızca futbolun oynandığı ve izlendiği alanlar olması hedeflenmektedir.” Yani TFF, futbolun sadece futbol olduğuna bizi inandırmak istiyor!
Dahası TFF, Fethiyespor’u “Milletçe sahiplenilen değerleri, sadece kendilerine mal ederek tartışma yaratmak için kullanmakla” suçluyor!
ATATÜRK DÜŞMANLIĞINA “MASUM” GEREKÇELER
Kuşkusuz bu bir gerekçe değildir fakat 11 yıldır Atatürk’le hesaplaşan AKP’nin sık sık başvurduğu bir yöntemdir.
Arabadaki Atatürk çıkartmasına ceza kesilir. Niye? Trafik yasası öyledir!
19 Mayıs yasaklanır? Niye? Çocuklar derslerinden mahrum kalmasın!
10 Kasım yasaklanır? Niye? Çocuklar törende tir tir titremesin diye!
Ne kadar “masum” gerekçeler değil mi? Hatta Haziran Ayaklanması’nda dalgalandırılan Atatürklü Türk Bayrağı’na da karşıdırlar. Erdoğan, sırf Atatürklü diye, millete “bayrak kanununu” anımsatır.
Oysa Atatürk’e “iki ayyaş” diyen, Atatürk için bir dakikalık saygı duruşunu “sap gibi dikilmek” diye niteleyen, Atatürk ve İnönü’yü Dersim’de katliamcı, hatta soykırımcı ilan eden kendisidir!
Türklük rahatsız ettiği için Andımız’ı kaldırır; bakanlıklardan başlayarak kamu kurumlarından T.C’yi indirirler…
ATATÜRK’Ü ALIŞTIRA ALIŞTIRA YOK ETMEK
Erdoğan Açılım başladığında “hazmettire hazmettire uygulayacağız” demişti. Şimdi Şivan Perver’den öğreniyoruz ki, Kürtçeyi resmi dil yapmak için de şartların olgunlaşmasını bekliyormuş!
Bu “alıştırma” meselesi, Erdoğan’ın felsefesidir. Kökü “iktidar olmak için gerekirse papaz elbisesi giyerim” diye özetlediği anlayıştadır.
Erdoğan bu felsefeyi, Atatürk’ü adım adım yok etmeye çalışırken de uyguluyor. Alıştıra alıştıra Atatürk’ü hayatımızdan çıkarıyor: Bazen isminin verildiği yerleri yıkarak, bazen kanun çıkarıp yeni isimler vererek… Arabada çıkartma olmasına, futbolcunun formasında bulunmasına tahammül edemiyor…
ATATÜRK YASAK, MANDELA SERBEST
TFF’ye göre futbol sadece futbol olarak kalmalı ve siyasi semboller kesinlikle kullanılmamalı! Oysa Atatürk kurucudur ve siyasi sembollerin üstündedir. Örneğin Atatürk’e yapılanın onda biri George Washington’a yapılsa, Amerika’da kıyamet kopar!
Yeri gelmişken şu siyasi sembol meselesine de değinelim: Arabalarda Atatürk çıkartması yasak ama Erdoğan’ın sık sık yaptığı Rabia işareti serbest, “huzur İslam’da” yazıları serbest… Statlarda Atatürk yasak ama Emre Belezoğlu’na Rabia işareti yapmak serbest, Drogba’ya Mandela tişörtü serbest… Taraftarlara “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı yasak ama Erdoğan’a her türlü vıcık vıcık yağcılık tezahüratı serbest!
TÜRKİYE’NİN İHTİYACI: MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ
Salı günü Fethiyespor’un durumunu ele alacak olan PFDK, Türk futboluna tarihi bir leke sürmek üzeredir. Uyarıyoruz.
Atatürk üzerinden Fethiyespor’un, daha doğrusu Fethiyespor üzerinden Atatürk’ün disipline verilmesi, Atatürk’e ceza kesilmeye çalışılması artık bardağı taşırmıştır. AKP’nin Atatürk’ü yasaklamasını normalleştirmeye çalışmasına bu millet izin vermeyecektir!
Hepimizin “Mustafa Kemal’in askeri” olmaya, Türkiye’nin dünden daha çok ihtiyacı vardır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Aralık 2013
CHP-PKK İTTİFAKI MÜMKÜN MÜ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/12/2013
CHP’nin Cemaat dışında, ayrıca PKK ile de yerel seçim ittifakına gidebileceği konuşuluyor. Üstelik bu konuda CHP ve BDP taraflarından ciddi bir yalanlama da gelmedi. Tersine, hem CHP sözcüsü Haluk Koç, hem de HDP adına Ertuğrul Kürkçü, ittifaka açık olduklarını ilan ettiler.
Peki, böyle bir ittifak gerçekte mümkün mü? 22 yıl önce yapılan ittifak, bugün de yapılabilir mi?
İttifaka işaret eden tüm verilere rağmen, biz bunu olanaklı görmüyoruz. İşte gerekçelerimiz:
CHP İLE PKK DÜŞMAN KAMPLARDA
1) PKK ile CHP, birbiriyle savaşan iki farklı cephede yer almaktadır. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu yönetimine rağmen, Cumhuriyet cephesindedir. PKK ise AKP’yle birlikte Türkiye’ye Cumhuriyet karşıtı cepheden saldırmaktadır.
2) CHP, yönetimine rağmen, üniter devletten yanadır. PKK ise AKP ile birlikte adım adım Türkiye’yi federasyona götürmektedir.
3) CHP ile PKK sadece Türkiye’de değil, bölgede de karşı karşıyadır. CHP Suriye’nin siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü savunmaktadır. PKK ise AKP ile birlikte Suriye’de rejimi yıkma ve özerklik elde etme peşindedir. PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin lideri Salih Müslim, stratejik hedeflerinin “federal Suriye” olduğunu özellikle belirtmektedir.
CHP ile PKK, Irak’ta da karşı karşıyadır. CHP Irak’ın bağımsızlığını savunurken, PKK, AKP’nin Bağdat’a karşı Erbil’i himaye etme planlarında rol almaktadır.
PKK İÇİN EN İYİ İKTİDAR AKP’DİR
4) Kaldı ki PKK’nin stratejik çıkarı, CHP ile değil, AKP ile birlikte yürümesinden geçmektedir. Çünkü AKP iktidar olduğu müddetçe, PKK’nin oturabileceği bir müzakere masası olacaktır.
CHP’liler için Haziran Ayaklanması derslerle doludur. BDP’nin neden Gezi’de olmadığı, neden o eylemleri AKP’ye karşı bir darbe tezgâhı olarak yorumladığı, CHP’lilerin düşünmesi gereken olgulardır.
PKK, son tahlilde AKP’nin iktidardan düşmesini istemez, fakat masada daha avantajlı olabilmek için, ortağının baskı altında olmasını tercih eder!
5) Kuşkusuz CHP ile PKK’nin22 yıl önce bir seçim ittifakı yaptığı hatırlatılarak, yeniden bir ittifakın mümkün olduğunda ısrar edilebilir.
Ancak 22 yılda çok şey değişti. İzleri o sırada olmakla beraber, esas olarak o ittifaktan sonra PKK önemli bir stratejik yol ayrımına girdi. PKK, Irak’ı işgal etmeye hazırlanan ABD’nin tam denetimini kabullendi. O tarihten bu yana PKK, ABD’nin stratejik planları içinde yer almakta ve o planlardaki konumuna göre araçsal bakımdan değerlenmektedir!
6) Diğer yandan PKK’nin, gerçekleşmeyecek dahi olsa HDP üzerinden CHP’yle ittifak araması, taktikseldir ve Öcalan’ın “Gezi’yi ulusalcılara bırakmayın” talimatının aslında devamıdır.
Yani PKK, HDP üzerinden CHP’ye seçim ittifakı yapmayı değil, aslında Kılıçdaroğlu ekibine, partinin “ulusalcı çizgiye” kaymaması için yardım etmeyi teklif etmektedir!
PKK, CHP’Yİ BÖLER!
Peki, Kılıçdaroğlu ekibi CHP’yi tamamen dönüştürebilmek adına bu “yardım eline” olumlu yanıt verirse, ne olur?
Şu somutlukta belirtelim: CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP adına mayın temizleyen politikalarına rağmen, hâlâ esas olarak Cumhuriyet mevzisindedir. Hatta diyebiliriz ki, Kılıçdaroğlu ve ekibi, aslında CHP’de azınlıktır. Bağımsızlık, Cumhuriyet, laiklik mevzilerindeki bir CHP’nin PKK ile ittifak yapması, bünyede hazımsızlık yapacaktır.
Partisine rağmen böyle bir ittifaka soyunması, teknik olarak Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan vazgeçtiği anlamına gelecektir! Dahası CHP bölünecektir!
Dolayısıyla bir kez daha vurgulamak istiyoruz: İşçi Partisi’nin seçimlerde yaptığı güç birliği teklifi, bu nedenle CHP için can simididir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2013
CHP, ABD’NİN YENİ SEÇENEĞİ Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/12/2013
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı ve ana muhalefet lideri kimliğiyle ABD’ye gitmiş olması, içeriğinden bağımsız olarak, bir yönelime işaret ettiği için, tek başına çok önemli anlamlara gelir.
Kılıçdaroğlu’nun dört günlük temaslarını, ABD’li muhataplarının sorularına verdiği yanıtları gazetelerden okudunuz. Kılıçdaroğlu’nun Cemaat temsilcileriyle buluşması, BOP’un bittiğini belirtmesi, Açılım’a destek vermesi, İsrail ile sıcak ilişkilere işaret etmesi, Türk-ABD ilişkilerine harç olmak istemesi, açık ki, “beni değerlendirebilirsiniz” mesajıdır.
Bu mesaj, Kılıçdaroğlu’nun Aydınlık, Ulusal Kanal ve Sözcü’yü neden akredite gazeteciler listesine dâhil etmediğini de açıklamaktadır!
MÜSTEŞAR YARDIMCISI DÜZEYİNDE AĞIRLANMAK
Kuşkusuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun “beni değerlendirebilirsiniz” mesajı Washington’u memnun etmiştir. Fakat gerçek bir anlam ifade etmiş midir?
Kılıçdaroğlu’nun hangi düzeyde ağırlandığı, Washington açısından ne anlam ifade ettiğine başlı başına bir işarettir. Kılıçdaroğlu, resmi olarak ancak müsteşar yardımcısı düzeyinde kabul edilmiş ve kendisine düşünce kuruluşlarını ziyaret ağırlıklı bir program hazırlanmıştır. Üstelik düşünce kuruluşlarında bir araya geldiği isimler de operasyonel isimlerdir, CIA ajanlarıdır…
Bu düzey, Washington açısından Kılıçdaroğlu’nun gerçek bir seçenek olmadığını gösterir. Eğer CHP, kritik üç seçimli 18 ay öncesinde Washington için gerçek bir seçenek olsaydı, emin olun çok daha üst düzeyde ağırlandı.
CHP-CEMAAT İTTİFAKI OLASI DEĞİL
Peki, CHP’yi Washington için gerçek seçenek yapacak olan nedir? Siyasetler dışında, kuşkusuz gücüdür, AKP’yi yıkabilme ve seçilebilme potansiyelidir.
Bu maddi gerçeklik Türkiye için farklı, ABD için farklı denklemler demektir. Türkiye için CHP’nin MHP ve İP ile ittifak kurması bir seçenek olmasını sağlar. ABD için ise CHP’nin Gül ve Gülen’le ittifak yapabilmesi…
Gülen cemaatinin CHP’ye destek verme olasılığı var mı? 1999 seçimlerinde Ecevit’e verdiği destek, Kılıçdaroğlu için de çıkar mı?
Gülen cemaatinin 1999’da Ecevit’e verdiği desteğin tek bir nedeni vardı: Fethullah Gülen, 28 Şubat’ta Ecevit’i kendisine kalkan yapmak istemişti. Böylece süreci hafif sıyrıklarla atlatabilecekti.
Gülen için benzer bir ihtiyaç bugün var mı? Kuşkusuz AKP-Cemaat çatışması nedeniyle Gülen’in yine bir şemsiyeye ihtiyacı var fakat bu CHP değildir. Zira Gülen için şemsiye değeri taşıyacak bir kuvvetin, fırtınanın geldiği yönde olması gerekmektedir. 28 Şubat’la aynı cephede yer alan Ecevit, Gülen’e şemsiye olabilir fakat CHP, AKP ile aynı tarafta olmadığı için o işlevi göremez. Bu benzerlik bir tek BBP ile olur ya da AKP’den kopacak Gülcü bir parti ile…
Sonuç olarak CHP ile Cemaat, bir tek bazı isimler üzerinden ve parçalı olarak ittifak yapabilir. Örneğin İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ün adaylığında…
CHP’YE CAN SİMİDİ
Peki, CHP ABD’nin asıl seçeneği değilse, neyidir? Yanıtı vermek için son 11 yıla, hatta özel olarak son 3 yıla bakmalıyız.
AKP’nin ABD adına bölgede taşeronluk yapması, açık ki güçlü bir muhalefet olmamasından kaynaklanmıştır. Milli kuvvetler Ergenekon tertipleriyle budanıp, CHP ve MHP de kasete teslim olunca, AKP için yol açık hale gelmiştir.
Burada Kılıçdaroğlu ve yeni CHP’nin rolü önemlidir. Erdoğan’dan daha türbancı ve Erdoğan’dan daha asker karşıtı bir profil çizen Kılıçdaroğlu, AKP için mayınları temizlemiştir. Rolü ABD’nin siyaset jargonlarıyla söylersek, kolaylaştırıcılık ve yumuşatıcılıktır! ABD için CHP bir seçenek değil fakat gerektiğinde esas seçeneğin işini kolaylaştıran gerektiğinde onu terbiye etmeye yarayan bir sopadır, bir maniveladır.
CHP üç yıldır bu rolü maalesef kabullendi. Ancak artık durum değişti. Yükselen halk hareketi dalgası, bu rolde ısrar eden CHP’yi de AKP’yle birlikte boğacaktır! O dalgada en çok yükselecek olan İşçi Partisi’nin CHP’ye güç birliği teklifi, bu nedenle can simidi değerindedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2013
AHLAKSIZ VURUŞMA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/12/2013
AKP ile Cemaat’in çarpışmasında tarafların birbirini ahlaksızlıkla suçlaması, belki de meselenin en ironik yanıdır. Zira birbirilerini suçladıkları ahlaksız yöntemler, dün milli güçlere karşı birlikte kullandıkları yöntemlerdir!
Fakat o yöntemi birbirlerine uyguladıklarında, akıllarına “ahlak” gelir. Tabi ahlak dediysek, gerçekten ahlak değil elbette.
AKP’DEN CEMAAT’A: BELDEN AŞAĞI VURMA
Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan Cemaat’e Müslümanlık dersi veriyor ve Müslümanların barışta da savaşta da ahlakı elden bırakmaması gerektiğini savunuyor. Kuşkusuz itiraz edilemeyecek bir genelleme…
Fakat yazının sonunda yer alan şu suçlama, her iki tarafın da ahlaktan ne anladıklarını ortaya koyması bakımından önemlidir: “Bugün gazetesinin dershane konusundaki tavrı ve mücadelesi biliniyor. Aynı ahlaki sapma orada da kendisini gösteriyor. Gazete, 30 Kasım’daki birinci sayfasında Başbakan Erdoğan’la Fatma Şahin’in el ele tutuşuyorlarmış gibi bir resmini bastı. Aynı fotoğraf bütün gazetelerde vardı ve Başbakan bir grubun elini hava kaldırıyordu. Bugün gazetesi ise resimdeki diğer kişileri kesip Başbakan el ele tutuşuyor gibi bir görüntü oluşturuyordu. Bunun adı açıkça belden aşağıya vurmaktır, seviyesizliktir, tefessüh etmektir. Hiçbir çekişme böyle bir saygısızlığa cevaz veremez.” (Yasin Doğan, Yeni Şafak, 4 Aralık 2013)
ERDOĞAN İLE FATMA ŞAHİN’İN ‘AHLAKSIZLIĞI’
Ne kadar çarpıcı! Cemaat’in yayın organı Bugün, Erdoğan ile Fatma Şahin’in el ele tutuşmasını ahlaksızlık varsayarak basıyor, çarpışmada koz olarak kullanıyor. Başbakan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan ise Erdoğan ile Fatma Şahin’in el ele tutuşmasının ahlaksızlık olduğunu kabul ederek, bu fotoğrafın yayınlanmasına tepki gösteriyor!
Erdoğan’ın belediye başkanı adaylığı gerekçesiyle Fatma Şahin’in elini tutup kaldırması, her iki kesimde de ahlaksızlık sayılıyor ve bir taraf diğer tarafı “belden aşağı vurmakla” suçluyor. Türkiye adına ne acı!
El tutmanın bile ahlaksızlık sayılması, kuşkusuz erkeğin saçın telinden bile tahrik olacağı üzerine kurulu bir kültürden kaynaklanmaktadır. O kültürde kafa, omuzların üzerinde değil fakat bacaklarının arasındadır; biyolojik olarak da memeli değil, kafadan bacaklıdırlar!
KİRLİ YÖNTEMLE TEMİZ SİYASET YAPILMAZ
Kafa bu olunca, siyasi çarpışmanın en önemli silahı da kaset olmaktadır. Taraflar, birbirini gizli çekim kasetlerle vurmaya çalışmaktadır. Özel hayata girerek, yatak odasına kayıt cihazı koyarak ve iki kişiyi röntgenleyerek yapılan işle, konunun öznesi olan kişi, hedef kitle nezdinde ahlaksız gösterilmeye çalışılmaktadır.
Hedef kitle nezdinde o görüntü o kadar ahlaksızdır ki, özel hayata girmek, yatak odasına kayıt cihazı sokmak önemsenmez, konu bile edilmez!
Asıl ahlaksızlığın yatak odasına kayıt cihazı koymak olduğu görülmediği müddetçe de bu kesimlerde kaset, en önemli siyasal propaganda aracı olur!
AKP ile Cemaat, birbirilerini suçladıkları ahlaksızlık konusunda başa baş yarışacak durumdadır. 11 yılın özeti şöyledir: Telefonlara yerleştirilen rehberler, bilgisayarlara konulan sahte belgeler, buzdolabı arkasına yerleştirilen uyuşturucu paketleri, çekmecelere konulan evraklar, odalara yerleştirilen dinleme cihazları, yatak odalarına konulan kayıt cihazları, tehditle yaratılan gizli tanıklar, şantajla görevden almalar, servis edilen dosyalar…
Tüm bunlar şu gerçeğe işaret eder: Kirli yöntemlerle temiz siyaset yapılmaz. Kirli yöntem bumerang gibidir, sonunda gelir, seni de vurur!
Kuşkusuz AKP de Cemaat de bu yöntemleri kendiliğinden terk edemez. Zira “iktidar olmak için gerekirse papaz elbisesi giyerim” diyen bir anlayışın doğal sonucudur bu yöntemlere sarılmak. AKP’yi de Cemaat’i de bu ahlaksız yöntemlerden kurtaracak kuvvet, milletin ta kendisidir. Kir kirle değil, ancak temiz suyla yıkanır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Aralık 2013
1 KASET + 1 BELGE = 2 YIL GERİ ADIM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/12/2013
Hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın yaptığı açıklamaya göre dershaneler şimdi değil, iki yıl sonra kapatılacak. Biz bu yazıyı Aydınlık Yazı İşleri’ne teslim edene kadar, henüz Başbakan Erdoğan’dan yardımcısı Bülent Arınç’ı yalanlayan bir açıklama gelmemişti.
Anımsayacağınız gibi, bir önceki Bakanlar Kurulu toplantısından sonra da hükümet sözcüsü Bülent Arınç kameraların karşısına çıkmış ve Bakanlar Kurulu’nun aldığı karar gereği, dershaneler meselesinin paydaşlarıyla tekrar müzakere edileceğini ilan etmişti.
Etmişti etmesine ama Başbakan Erdoğan birkaç saat sonra çıkmış ve “müzakere yok, dershaneler kapatılacak” demişti. Anlaşılan ya Erdoğan Bakanlar Kurulu toplantısında uyumuş ve bakanların aldığı kararı duymamıştı, ya da Arınç, alınan kararı sözcü olarak bilerek yanlış duyurmuştu!
Erdoğan, üzerinden yarım gün geçmesine rağmen bu kez Arınç’ı yalanlamadığına göre, dershanelerin şimdi değil, 2015’te kapatılması kararı alındığı açıklaması doğru olmalı…
Peki, bu açıklama ne anlama geliyor?
CEMAAT: 1 – AKP: 0
Açık ki bu karar öncelikle AKP’nin geri adımına işaret ediyor. Erdoğan’ın ısrarla “hemen kapatacağız” vurgusuna rağmen, iki haftadır süren kıran kırana çarpışmadan sonra hükümetin 2015’i işaret etmesi, önemli bir geri adımdır.
Peki, hükümet neden geri adım attı?
Kalemşorlarının iddia ettiği gibi dershaneler konusunda Cemaat aslında haklı mı? Cemaat’in bu konuda ileri sürdüğü tezler, AKP’yi ikna mı etti? Hayır!
Türkiye adına acı ama önemle belirtmeliyiz. Önce gazetelere servis edilen Erdoğan’ın bir yakınıyla ilgili kaset, ardından da Taraf’ın sürmanşetinden duyurulan bir bavul belgesi, bu geri adımın gerçek nedenidir.
Özeti şudur: 1 Kaset + 1 Belge = 2 yıllık geri adım.
İKİ YIL DAHA DA KANLI OLACAK
Ancak belirtelim, AKP ile Cemaat arasındaki savaş bitmedi. Hatta gittikçe daha da kanlı olacak. Her ne kadar iki yıllık geri adım bir uzlaşma zemini yaratacak gibi görünse de gerçekte tersi olacak.
Erdoğan ve kurmayları, iki yıllık geri adım atarken, aynı zamanda “seçimli kritik 18 ayı” kurtarmayı planlıyor. Cemaat’i tamamen karşısına almadan, kısmen uzlaşarak seçimleri atlatmayı hesaplıyor.
Cemaat ise iki yıllık geri adıma, şimdilik seviniyor. Çünkü bu iki yılda, Erdoğan’ı daha da zayıflatabilecek olanakları bulacak ve dershaneleri ebediyen kurtaracaklarını düşünüyorlar. Cemaat’e göre iki yıl içerisinde önemli siyasal kırılmalar yaşanacak ve Cemaat bundan kârlı çıkacak!
İki yıl içerisinde kuşkusuz çok önemli siyasal kırılmalar yaşanacak fakat ortaya çıkacak yeni siyasal tabloda ne AKP ne de Cemaat bugünkü gibi olacak!
KASETİN VE BAVULUN SORUMLUSU ERDOĞAN’DIR
Peki, tüm bu yaşananları nasıl açıklamalıyız?
Kasetli siyaset bir kez daha belirleyici olmuştur. Dün CHP’yi ve MHP’yi vuran, her iki partiyi geriye doğru dönüştüren, seçimler öncesinde kanadını kıran kasetler, bu kez AKP’yi vurmuştur.
Bavullu belgeler bir kez daha siyaseti belirlemiştir. Dün İşçi Partisi’ni, TSK’yi vuran “sahte belgelerle” dolu bavuldan, bu kez AKP’yi vuracak “gerçek belgeler” çıkarılmıştır.
Fakat Erdoğan ve kurmaylarının ağlamaya hakkı yoktur. 11 yıldır iktidardadır ve bu kasetlerden en çok yararlanan kendisidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2013
İNTİHAR EYLEMLERİYLE VERİLEN MESAJLAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/12/2013
AKP-Cemaat çarpışmasında kasetler, belgeler kılıç gibi çekiliyor, izliyoruz. Sözcüler en ağır suçlamaları yaparken kimi zaman önemli itiraflara imza atıyorlar, not ediyoruz. Kulislerde “gelecek senaryoları” konuşuluyor; AKP’den istifalar, Gül ile Cemaat’in parti girişimi, Erdoğan’sız AKP senaryoları, dinliyoruz.
Tüm bunların dışında bir de dikkatimizi üst üste gelen intihar eylemi girişimleri çekiyor. Başbakanlık, Çankaya Köşkü, TBMM ve AKP Genel Merkezi dörtgeninde 40 günde gerçekleşen bu 6 olayı sizin de dikkatinize sunuyoruz:
İLK MESAJ ÇANKAYA’YA
1. OLAY: 16 Ekim 2013’te, üzerinde bomba olduğunu öne süren bir kişi ticari taksiyle Çankaya Köşkü’nün 2 numaralı kapısından içeriye girmek istedi. Araç, bir ihbar üzerine trafik polisleri tarafından durduruldu. Cumhurbaşkanlığı’nda hazır bulunan bomba uzmanları ticari takside arama yaptı. Araç temiz çıktı. Cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından sorgulanan şahsın garip tavırları dikkat çekerken, neden böyle bir eylem yaptığı öğrenilemedi.
2. OLAY: 25 Ekim 2013’te AKP Genel Merkezi’nin karşısında tuhaf bir intihar girişimi yaşandı. Erdoğan’ın Genel Merkez’de bulunduğu sırada, inşaatı devam eden 22 katlı binaya çıkan iki kişi aşağıya taş atmaya başladı. Bunun üzerine AKP Genel Merkezi’nde bulunan görevli polisler, Emniyet’e ve itfaiyeye haber verdi. Polisler ve itfaiye ekipleri intihar girişiminde bulunduğu iddia edilen 2 kişiyi aşağıya indirmek için çalışma başlattı. Yaklaşık bir saat süren ikna çalışmaların sonunda 2 kişi ikna edilerek binadan aşağı indirildi.
BAŞBAKANLIK ÖNÜNDE BİR MECZUP
3. OLAY: 13 Kasım 2013 günü TBMM önünde başına silahı dayayan biri intihar girişiminde bulundu. Sabah 09.00 sıralarında Meclis Dikmen giriş kapısı önüne gelen bir kişi, dolandırıldığı iddiasıyla başına silah dayayıp canına kıymak istediğini söyledi. Olay üzerine Meclis’te görevli polisler alarma geçti. Takviye emniyet güçlerinin de gelmesiyle çevrede geniş önlem alındı. Meclise giriş çıkışlarda yapılan kontroller sıklaştırıldı. İntihar eylemcisi bir saat süren çabaların ardından ikna edildi ve gözaltına alındı.
4. OLAY: 21 Kasım’da Başbakanlık yakınında hareketlerinden şüphelenilen bir kişi, Başbakanlık koruma görevlilerince durduruldu. Bu sırada kişinin, gömleğini açmaya çalıştığını gören güvenlik güçleri şüphelinin üzerine kapanarak, kollarını kullanmasını önledi. Yere yüzüstü yatırılarak etkisiz hale getirilen şüpheli, daha sonra Çankaya Emniyet’ine götürülerek sorgulandı.
HASAN SABBAH’LI MESAJ
5. OLAY: 25 Kasım sabahı Çankaya Köşkü nizamiyesine gelen kişi, çantasındaki eşyaların şifreli olduğunu, şifrenin de ancak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından çözülebileceğini belirterek görüşme talebinde bulundu. Çantasından ruhsatsız tabanca, mermi ve uyuşturucu madde çıkan kişi, çağrılan karakol ekibine teslim edildi.
Şüphelinin ifadesi ilginçti: “Yanımda getirdiğim silah, Cumhurbaşkanının emrinde olduğum, mermiler ise yola çıktığım kişilerdir. Ankara’ya gelerek Cumhurbaşkanı ile görüşmeyi kendim istedim. Cumhurbaşkanı ile şifrelendirdiğim materyallerle görüşme sebebim, Hasan Sabbah’ın olayında olduğu gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın önüne bir terazi koyarak, terazinin bir kefesine silahımı koyup bunun ağırlığınca diğer kefesine para, güç ve kuvvet koymasını isteyecektim.”
6. OLAY: 28 Kasım günü, 155 polis imdat hattını arayan bir kişi, “AK Parti genel merkezi önünde kendimi patlatacağım” dedikten sonra telefonu kapattı. Başkent polisi alarma geçirildi. AKP Genel merkez önünde sivil polisler ve acil müdahale ekibi güvenlik önlemi aldı. Bir süre sonra AKP Genel Merkez önünde bir şüpheli yakalandı. Gözaltına alınan şüpheli, 155’i aradığını itiraf etti.
Tüm bu tuhaf olaylar, tesadüf eseri olabilir mi? 40 günde 6 meczup eyleminin gerçekleşmesi olası mı? Yoksa meczuplar üzerinden birileri birilerine mesaj mı veriyor?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Aralık 2013