Posts Tagged Kemal Kılıçdaroğlu

CHP NASIL KAZANIR?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin HSYK teklifiyle ilgili görüş alışverişinde bulunmak üzere önceki gün bir grup hukukçu ve gazeteciyle kahvaltıda buluştu.

KANADOĞLU’NUN CHP’YE GÜÇBİRLİĞİ TAVSİYESİ

Bu buluşmada Onursal Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’na çok önemli bir uyarıda bulundu:

“Bu iktidarın sizin tarafınızdan ortadan kaldırılması lazım. Yani bu seçimi kazanmaya mecbursunuz. Bu nedenle evvela sandık güvenliğinin sağlanması lazım. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na bağımlı seçim hiç güvenli olmaz. İkincisi güç birliği. Yasalar müsaade etmediği için yurttaşa düşüyor. Üçüncüsü ise taraflar kavga ediyorsa birini destekler gibi görünmemekte yarar var. Ayrıca, kahraman olmayan kişilerin belirli olaylarda kahraman haline getirilmesi de yanlıştır. Bu zor gidiş ya sizin başarınızla ortadan kalkacak ya da Türkiye daha karanlık yere gidecek.” (Milliyet, Serpil Çavikcan, 14 Ocak 2014)

Gerçi sözleri oldukça açık ama biz vurgulamak ve cümlenin öznelerini yerlerine koyarak yeniden inceleyelim. Kanadoğlu, Kılıçdaroğlu’na şunları söylüyor:

1) Türkiye AKP iktidarından kurtulmalıdır. Bunu CHP başarabilir ve seçimleri kazanmalıdır. Ancak seçim güvenliği sağlanmadan olmaz.

2) CHP seçim kazanmak istiyorsa, mutlaka “güçbirliği” yapmalıdır. Yasalar izin vermediği için, güçbirliğini yurttaşlar sağlamalıdır.

3) CHP, AKP-Cemaat kavgasında taraf tutamaz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zekeriya Öz’ü kahraman haline getirmesi yanlıştır.

4) Bu kötüye gidişi ya CHP engelleyecek ya da Türkiye daha da karanlığa yuvarlanacaktır.

KILIÇDAROĞLU’NUN OYALAMA TAKTİĞİ

En sonuncusundan başlayalım: CHP bu gidişi engelleyemezse, daha doğrusu engelleyecek ittifakları kurmaktan kaçınırsa, kuşkusuz işimiz zor olacak ama Türkiye karanlığa yuvarlanmayacak! Çünkü Türk milleti, Kılıçdaroğlu CHP’sine mahkûm değildir ve geçen yüzyılın başında Mustafa Kemal’le yükselttiği aydınlanma mücadelesini bu yüzyılın başında mutlaka kazanacaktır!

Umarız CHP, Türkiye’nin “tek şansı” olduğunu düşünerek kibirli davranmaz ve Sabih Kanadoğlu’nun “güçbirliği” önerisinin ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu görerek hareket eder.

Zira edindiğimiz izlenimlerden anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu yönetimi güçbirliği görüşmesi yaptıkları adresleri oyalamayı tercih ediyor. “Nasılsa oylarını bize verirler” diye düşünerek, güçbirliği “istermiş gibi görünmeyi” ve zamana oynamayı tercih ediyor.

Bu CHP’nin kendisi için hem tarihi bir hata hem de telafisi zor bir “taktik” olacaktır! Bu nedenle sadece Sabih Kanadoğlu’nun değil, tüm CHP’lilerin yönetimi uyarması ve güçbirliği baskısı yapması gerekiyor.

İKTİDAR OLMAK MÜMKÜN

Rakamlar ortada…

CHP başta İşçi Partisi olmak üzere bazı milli güçlerle ittifak yapmazsa, en fazla yine ana muhalefet partisi olur, iktidar değil!

Kılıçdaroğlu yönetimi artık şu düşünceden kurtulmalıdır: “İP’in yüzde 3-4, DSP’nin yüzde 1 oyu nasılsa bize gelir. Bu partilerin tabanları sağduyuludur, ‘AKP kazanmasın’ diye kendi partilerine değil, bize verirler!”

Uyarıyoruz: CHP’ye oy verenler de sağduyuludur ve artık şunları söylemeye başlamıştır, duyuyoruz: “Kaç seçimdir yanlış olmasına rağmen baraj korkusuyla oyumuzu İP’ye değil, CHP’ye veriyoruz. Ama CHP, oylarımızın hakkını vermiyor! Asıl etkili muhalefeti İP yapıyor!”

CHP bu sese kulak vermeli ve gözünü ana muhalefet olmaya değil, iktidar olmaya dikmelidir. Güçbirliği ile bu mümkündür! Hele de AKP güç kaybediyorken, Erdoğan’ın iktidarı sallanıyorken…

Aksi takdirde Türkiye yine kazanır ama kaybeden CHP olur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2014

Reklamlar

, ,

Yorum bırakın

İKTİDAR BOŞLUĞUNU KİM DOLDURACAK

AK Medya’nın en profesyonel kalemleri, Cemaatin yaptığı “yolsuzluk operasyonuna” karşı şu iki başlıklı haberlerle barikat kurmaya çalışıyor: “Operasyonda CIA parmağı var” ve “MOSSAD’ın hedefi İran altınları.”

CIA’NIN KULLANIŞLI ADAMLARI

Kuşkusuz CIA Halk Bankası’ndan rahatsızdır, MOSSAD da İran’ın altınlarından…

Ama bu durum ayakkabı kutularından çıkan 4,5 milyon doları ve evde bulunan para sayma makinalarını ortadan kaldırmaz. Paraları ayakkabı kutularına CIA ya da MOSSAD koymadığına göre, işin esası, ortada bir yolsuzluk olduğu gerçeğidir.

Diğer yandan “CIA ve MOSSAD parmağı” açıklamaları aslında bir itiraftır. Çünkü 11 yıllık ilişkileri hepsine öğretmiştir ki, kendileri hakkında en iyi dosyayı tutanlar, kendilerini kullanabilenlerdir!

Üstelik iyi dosya tuttukları için iyi kullanmışlardır ve kullandıkça da dosyalar kalınlaşmıştır. Örneğin Wikileaks belgelerinden öğreniyoruz ki, CIA’nın elinde “İsviçre’de 8 hesap” dosyası olduğu için, Erdoğan sadece ve ancak sahnede kükreyebilmektedir!

REJİM ÇÜRÜDÜ, SİSTEM ÇÖKTÜ

Günlerdir izliyoruz: Belgeler, birbirlerine kurdukları tuzaklarla elde ettikleri görüntüler, gazetelere servis edilen kasetler, köşelerden yapılan bel altı vuruşlar, paralar, para sayma makineleri, rüşvetler, ses kayıtlarına yansıyan ahlaksız çıkar ilişkileri, pahalı ve kokuşmuş hayatlar…

35 milyarlık yüzükler ve yüksek topuklar, işte bu kokuşmuş hayatların göstergesiydi…

Aslında ortada somut bir çürümüşlük gerçeği vardır! Ancak bu gerçeği saptayarak sorunu inceleyebilir ve çözebiliriz.

Bakınız problemin kaynağı şuradadır: AKP ve Cemaat rejimi yıktı ama üzerine yenisini kurmayı beceremedi. Kurmaya çalıştıkları şey bir rejim değil, ucubedir ve o ucubenin üzerinde, kazandıkları mevzileri korumak için artık kavga etmektedirler.

Aslında tablo açıktır. Rejim çürümüş, sistem çökmüştür. Doğal olarak sistem içi çözüm de kalmamıştır.

AKP’yi bölmek, Erdoğan’sız AKP yaratmak, Gül-Gülen-Kılıçdaroğlu ile yola devam etmek şeklinde hiçbir geçerliliği olmayan senaryolar üretmek, hem bir çaresizliğin ifadesidir hem de sistem içi bir çözümün kalmadığının göstergesidir.

Kısacası bir iktidar boşluğu vardır ve artık temel mesele o boşluğu kimin nasıl doldurabileceğidir!

İKTİDAR SEÇENEĞİ: ASLANLI YOL

Öte yandan ABD’nin artık iktidar tayin edecek bir gücü kalmadığını da yeniden vurgulayalım. Zaten o güç zayıfladığı için aktörleri birbirine girebilmektedir. Hatta sadece Türkiye’de değil, Suudi Arabistan ve Katar’da da benzer iktidar savaşları yaşanmaktadır…

Dolayısıyla CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çizgisi ve ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin sofrasına koşması, iktidarı değil, yeni süreç açısından ancak hezimeti getirir!

CHP, Ricciardone’nin sofrasında iktidar aramak yerine Aslanlı Yol gerçeğinde İşçi Partisi’yle buluşmalı ve 2007’den sonra 2013’te de iktidar olma şansını ıskalamamalıdır.

Aslanlı Yol’un CHP’siz de en güçlü iktidar seçeneği olduğu, nasılsa en sonunda öğrenilecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Aralık 2013

, , ,

Yorum bırakın

RİCCİARDONE’NİN CHP BAŞARISI

Hürriyet’in Washington temsilcisi Tolga Tanış, çeşitli temaslardan edindiği verilere dayanarak şu çok önemli saptamayı yapıyor: CHP’nin ABD ziyareti, asıl Amerikan diplomasisi için başarıdır.

Tanış saptamasının gerekçesini de açıklıyor: “Geçmişte kendisine sert biçimde muhalefet etmiş bir siyasi partinin yeni liderini ağırlamaları, o partinin tabanı düşünüldüğünde Amerika için de önemli bir kamu diplomasisi hamlesidir.” (Hürriyet, 8 Aralık 2013)

Tolga Tanış, başka önemli bilgiler de paylaşmış: Daha önce ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in çok uğraştığını ama Deniz Baykal’ı Washington’u ziyarete ikna edemediğini, ABD’nin şimdiki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin ise Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu ziyarete ikna ederek büyük başarıya imza attığını öğreniyoruz. Nitekim bu nedenle Riccardone’nin 2014’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nda üç numaralı koltuğa oturabileceği de artık Washington’da konuşuluyormuş.

CHP AÇISINDAN ESAS TEHLİKE

Biz de 28 Ekim’de bu köşede, “Ricciardone CHP’den ne istedi” diye sormuş ve Kılıçdaroğlu’nun ABD Büyükelçisi’yle bir otel odasında 2,5 saat baş başa görüşmesini devlet geleneklerine ve ciddiyetine aykırı olduğu için eleştirmiştik.

Aynı yazıda, bazı öngörülerde de bulunmuştuk. Örneğin “Ricciardone istedi, Kılıçdaroğlu ABD’ye gidecek” demiştik. Başka öngörülerimiz de vardı, adım adım gerçekleşmesinden korkuyoruz…

Kuşkusuz bu yazıyı, Tanış’ın verilerini okuduktan sonra, “biz demiştik” diye yazmıyoruz…

Derdimiz, tüm bu olguları analiz ederek, CHP’yi, CHP’lileri esas tehlike için uyarmak! Başlayalım:

ABD’YE BİAT ETMEMENİN KARŞILI: KASET

1) Jeffrey’in Baykal’a ve Riccardone’nin Kılıçdaroğlu’na baskılarına bakılırsa, ABD’ye ziyareti kabul etmek, aslında bir ölçüde biat etmeyi kabul etmektir.

Baykal, bu gerçeği iyi bildiği için direndi, fakat sürdüremedi; kaset komplosuna teslim oldu!

2) Kılıçdaroğlu’nun Washington ziyaretinin bir Amerikan diplomasisi başarısı görülmesi, aslında tabanı anti-Amerikancı olan bir partiyi yörüngeye almanın başarısıdır.

3) Kılıdaroğlu ABD’ye çağrılarak, CHP’ye yeni seçenek mesajı verilmiş olmuyor. Tersine, ABD’nin bölgesel çıkarlarına itiraz etme potansiyeli taşıyan bir parti Atlantik yörüngesine sokularak, hem törpüleniyor hem de asıl seçeneğe karşı bir terbiye sopası olmaya zorlanıyor.

4) ABD için Kılıçdaroğlu yönetimindeki yeni CHP’nin değeri, iktidar seçeneği olmasında değil, iktidarın önündeki dikenli yolu düzleştirme potansiyeli taşımasındadır.

5) CHP’nin Atlantik yörüngesine oturtulmasının ABD açısından en önemli pratik yararı ise, onun böylelikle Arslanlı Yol’dan çıkarılabileceği gerçeğidir. Zira Washington yönetimi çok iyi bilmektedir ki, kendisi için asıl tehlike, çıkarlarının karşısındaki asıl barikat, Arslanlı Yol’dur!

CHP OLMASA DA, ARSLANLI YOL VAR!

Fakat ABD’nin hesap edemediği bir gerçek vardır: Arslanlı Yol vardır ve CHP olmasa da vardır.

Arslanlı Yol, Haziran Halk Hareketini’nin programlı halidir. Haziran’da “hükümet istifa” denilmişti; Arslanlı Yol’da ise Atatürk ve Türk Bayrağı’nda birleşilerek milli demokratik devrim programına işaret edilmektedir!

Türkiye bu yola girmiştir, mecburdur, geri dönüşü yoktur. Zira tersi, Türkiye’nin yok olmasıdır. Bu nedenle CHP olsa da, olmasa da, Arslanlı Yol kazanacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Aralık 2013

, , , ,

Yorum bırakın

CHP, ABD’NİN YENİ SEÇENEĞİ Mİ?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı ve ana muhalefet lideri kimliğiyle ABD’ye gitmiş olması,  içeriğinden bağımsız olarak, bir yönelime işaret ettiği için, tek başına çok önemli anlamlara gelir.

Kılıçdaroğlu’nun dört günlük temaslarını, ABD’li muhataplarının sorularına verdiği yanıtları gazetelerden okudunuz. Kılıçdaroğlu’nun Cemaat temsilcileriyle buluşması, BOP’un bittiğini belirtmesi, Açılım’a destek vermesi, İsrail ile sıcak ilişkilere işaret etmesi, Türk-ABD ilişkilerine harç olmak istemesi, açık ki, “beni değerlendirebilirsiniz” mesajıdır.

Bu mesaj, Kılıçdaroğlu’nun Aydınlık, Ulusal Kanal ve Sözcü’yü neden akredite gazeteciler listesine dâhil etmediğini de açıklamaktadır!

MÜSTEŞAR YARDIMCISI DÜZEYİNDE AĞIRLANMAK

Kuşkusuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun “beni değerlendirebilirsiniz” mesajı Washington’u memnun etmiştir. Fakat gerçek bir anlam ifade etmiş midir?

Kılıçdaroğlu’nun hangi düzeyde ağırlandığı, Washington açısından ne anlam ifade ettiğine başlı başına bir işarettir. Kılıçdaroğlu, resmi olarak ancak müsteşar yardımcısı düzeyinde kabul edilmiş ve kendisine düşünce kuruluşlarını ziyaret ağırlıklı bir program hazırlanmıştır. Üstelik düşünce kuruluşlarında bir araya geldiği isimler de operasyonel isimlerdir, CIA ajanlarıdır…

Bu düzey, Washington açısından Kılıçdaroğlu’nun gerçek bir seçenek olmadığını gösterir. Eğer CHP, kritik üç seçimli 18 ay öncesinde Washington için gerçek bir seçenek olsaydı, emin olun çok daha üst düzeyde ağırlandı.

CHP-CEMAAT İTTİFAKI OLASI DEĞİL

Peki, CHP’yi Washington için gerçek seçenek yapacak olan nedir? Siyasetler dışında, kuşkusuz gücüdür, AKP’yi yıkabilme ve seçilebilme potansiyelidir.

Bu maddi gerçeklik Türkiye için farklı, ABD için farklı denklemler demektir. Türkiye için CHP’nin MHP ve İP ile ittifak kurması bir seçenek olmasını sağlar. ABD için ise CHP’nin Gül ve Gülen’le ittifak yapabilmesi…

Gülen cemaatinin CHP’ye destek verme olasılığı var mı? 1999 seçimlerinde Ecevit’e verdiği destek, Kılıçdaroğlu için de çıkar mı?

Gülen cemaatinin 1999’da Ecevit’e verdiği desteğin tek bir nedeni vardı: Fethullah Gülen, 28 Şubat’ta Ecevit’i kendisine kalkan yapmak istemişti. Böylece süreci hafif sıyrıklarla atlatabilecekti.

Gülen için benzer bir ihtiyaç bugün var mı? Kuşkusuz AKP-Cemaat çatışması nedeniyle Gülen’in yine bir şemsiyeye ihtiyacı var fakat bu CHP değildir. Zira Gülen için şemsiye değeri taşıyacak bir kuvvetin, fırtınanın geldiği yönde olması gerekmektedir. 28 Şubat’la aynı cephede yer alan Ecevit, Gülen’e şemsiye olabilir fakat CHP, AKP ile aynı tarafta olmadığı için o işlevi göremez. Bu benzerlik bir tek BBP ile olur ya da AKP’den kopacak Gülcü bir parti ile…

Sonuç olarak CHP ile Cemaat, bir tek bazı isimler üzerinden ve parçalı olarak ittifak yapabilir. Örneğin İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ün adaylığında…

CHP’YE CAN SİMİDİ

Peki, CHP ABD’nin asıl seçeneği değilse, neyidir? Yanıtı vermek için son 11 yıla, hatta özel olarak son 3 yıla bakmalıyız.

AKP’nin ABD adına bölgede taşeronluk yapması, açık ki güçlü bir muhalefet olmamasından kaynaklanmıştır. Milli kuvvetler Ergenekon tertipleriyle budanıp, CHP ve MHP de kasete teslim olunca, AKP için yol açık hale gelmiştir.

Burada Kılıçdaroğlu ve yeni CHP’nin rolü önemlidir. Erdoğan’dan daha türbancı ve Erdoğan’dan daha asker karşıtı bir profil çizen Kılıçdaroğlu, AKP için mayınları temizlemiştir. Rolü ABD’nin siyaset jargonlarıyla söylersek, kolaylaştırıcılık ve yumuşatıcılıktır! ABD için CHP bir seçenek değil fakat gerektiğinde esas seçeneğin işini kolaylaştıran gerektiğinde onu terbiye etmeye yarayan bir sopadır, bir maniveladır.

CHP üç yıldır bu rolü maalesef kabullendi. Ancak artık durum değişti. Yükselen halk hareketi dalgası, bu rolde ısrar eden CHP’yi de AKP’yle birlikte boğacaktır! O dalgada en çok yükselecek olan İşçi Partisi’nin CHP’ye güç birliği teklifi, bu nedenle can simidi değerindedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2013

,

Yorum bırakın

AK OPERASYON: CHP-PKK İTTİFAKI

Önce şu gerçeği saptayalım: CHP’nin PKK ile İstanbul’da bir ittifaka girmesi, bir seçim intiharıdır. CHP-PKK ittifakı yenilgi demektir, AKP’nin en kötü zamanda İstanbul’u yeniden kazanması demektir. Neden?

1) PKK’nin CHP’ye getireceği oyun çok daha fazlası, bu ittifak nedeniyle gidecektir.

2) AKP’ye karşı CHP’yi desteklemek isteyen sağ oyların büyük kısmı, PKK ittifakı nedeniyle MHP’ye ve hatta AKP’ye yönelecektir.

3) CHP-PKK ittifakı, ErdoğanÖcalan müzakeresi nedeniyle kamuoyu desteği yitiren AKP’yi rahatlatacaktır. Dahası siyaseten bir ölçüde aklayacaktır!

Bu üç durumun sonucu şu olacaktır: AKP, en kötü zamanında İstanbul’u yeniden kazanacaktır!

İTTİFAK VAR MI, YOK MU?

Oysa matematik bellidir. İstanbul’u CHP’nin, Ankara’yı MHP’nin ve Hatay’ı İşçi Partisi’nin almasını sağlayacak bir CHP-MHP-İP ittifakı sadece seçimi değil, yeniden Cumhuriyeti de kazanacaktır!

Fakat CHP’nin bu gerçeği reddederek PKK ile ittifak kurması, hem parti hem de Türkiye açısından bir intihar olacaktır.

Peki, CHP tüm bu gerçekler ortadayken PKK ile ittifak yapar mı? Mantıktan yola çıkarsak, yanıt bellidir: Hayır!

Fakat hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hem de Mustafa Sarıgül bu iddiayı ısrarla yalanlamamaktadır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında yanıt tersidir: Evet!

İTTİFAK DA, HABERİ DE AKP’YE YARAR

Meseleye tersten bakalım bir de…

1) CHP’nin PKK ile ittifakı her halükarda AKP’ye yarar.

2) Böyle bir ittifak girişimi yoksa eğer, olduğu şeklindeki haberler de AKP’ye yarar.

3) Önce İşçi Partisi ardından da Aydınlık CHP ve Mustafa Sarıgül’e “PKK ile ittifak mı yapıyorsunuz” diye sordu ve bu ittifakın yenilgi olacağı konusunda uyardı.

Ne CHP’den ne Sarıgül’den kamuoyunu aydınlatacak bir açıklama geldi. İddiayı yalanlamadılar da… Fakat birkaç gün sonra, aynı anda Vatan, Haber Türk ve Cumhuriyet CHP ile HDP’nin ittifak yaptığını, üstelik uyararak değil de, destekleyerek haber yaptı. Aynı anda bu üç gazeteye yapılan haber servisinin kaynağı acaba CHP midir, HDP mi? Yoksa bir başka kuvvet mi?

Diğer yandan bu “destek” haberleri, bir ittifak girişimi varsa da, yoksa da, olaya meşruiyet katmaz mı? Bu meşruiyet, yukarıda yaptığımız hesaplar doğrultusunda, kimin işine yarar? AKP’nin!

KILIÇDAROĞLU’NUN SARIGÜL’Ü BİTİRME HAMLESİ Mİ?

Hadi gelin meseleye bir de CHP içinden bakalım:

1) Önce bazı saptamalar: Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla Önder Sav’a dayanarak Deniz Baykal’ı, Gürsel Tekin’e dayanarak Önder Sav’ı ve son olarak da Adnan Keskin’e dayanarak Gürsel Tekin’i tasfiye etti. Gürsel Tekin artık ikinci adam değildir.

2) CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı kim olacak? Mustafa Sarıgül mi, Gürsel Tekin mi?

CHP’ye davet edilmesine bakılırsa, aday Sarıgül olacak. Fakat aday adaylığını koyan Gürsel Tekin, “adaylığım Kemal Bey’in bilgisi dâhilinde diyor” ve yalanlanmıyor!

Yukarıda saptadığımız tasfiye operasyonlarına bakılırsa, Kılıçdaroğlu Tekin’e dayanarak Sarıgül’ü tasfiye etmek de istiyor olabilir. Şöyle: Sarıgül ha aday oldu, ha olacak diye bekletilir ve son dakikada Tekin aday gösterilir. Böylece hem Sarıgül için o saatten sonra başka adres bulma sıkıntısı başlar, hem de Sarıgül “HDP ittifakı” üzerinden yıpratılmış ve bitirilmiş olur.

3) Öte yandan PKK açısından olaya bakılınca, işler daha da karışıyor. Şöyle: Sırrı Süreyya Önder ısrarla vurguluyor: “Sarıgül aday olursa, ben de aday olurum!”

Bu durumda CHP-PKK ittifakının, varsa eğer, adayı kimdir? Gürsel Tekin mi?

AKP OPERASYONUN NERESİNDE?

Görüldüğü gibi konu oldukça karışıktır ve operasyon içinde operasyon var gibi durmaktadır.

Fakat tüm bu olguları alt alta toplarsak ortaya çıkan tek sonuç vardır: CHP-PKK ittifakı, haberi, tartışması son tahlilde AKP’ye yarar!

AKP İstanbul’u kazanırsa, kuşkusuz yine yıkılır ama çok daha uzun sürer!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Kasım 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

RİCCİARDONE CHP’DEN NE İSTEDİ?

İstanbul’un değişik semtlerinde CHP’nin “Korumakta kararlıyız” pankartları asılı…

Güçlü bir mesaj, samimi bir niyet ve önemli bir irade beyanı…

Ya pratik?

ADAY BÖLMEMELİ, BİRLEŞTİRMELİ

“Korumakta kararlıyız” pankartı iki gündür yazdığım Adana yazılarını aslında daha anlamlı kılıyor.

Adana’da Aytaç Durak krizi yaşandığını yazmıştım ilk gün. Çok sayıda ve parti içinde çeşitli konumda olan CHP’lilerle görüştüğümü ve aldığım izlenimin şöyle olduğunu belirtmiştim özetle: CHP’lilerin bir bölümü Aytaç Durak’ın, bir bölümü de mevcut belediye başkanvekili Zihni Aldırmaz’ın CHP’den aday olması gerektiğini savunuyor.

Yazım nedeniyle beni Zihni Aldırmaz’ı desteklemekle suçlayan CHP’li okurlar oldu. Hatta Aytaç Durak’ı savunduğumu iddia eden CHP’liler bile vardı.

Oysa her iki adaydan birini desteklemediğim gibi CHP’li de değilim.

Bu köşenin düzenli okurları bilir: Bilimsel sosyalistim, İşçi Partiliyim ve bu benim en önemsediğim kimliğimdir!

ADAY KAVGASIYLA CUMHURİYET KORUNMAZ

Aslında iki günün sonunda ortaya çıkan bu tablo CHP’nin uzun yıllardır içinde bulunduğu gerçeği özetliyordu: CHP, pratikte ülkenin kurucu partisi olan CHP değildi artık.

Aytaç Durak CHP’li değil. Üstelik bugüne kadar pek çok partinin üyesi oldu ama bir tek CHP’li olmadı. Zihni Aldırmaz da CHP’li değil. Ama her ikisi de CHP’nin Adana’da üstünde kavga ettiği isim durumundalar…

Yazılarımdan sonra telefonla arayan, e-posta atan CHP’lilerin bir bölümü Aytaç Durak’ın mutlaka CHP’den aday gösterilmesi gerektiğini, başka türlü AKP’yi yıkamayacaklarını savunuyor. Zihni Aldırmaz’ın Durak’tan devraldığı belediyeyi batırdığını iddia ediyorlar. Hatta daha vahimi, Aytaç Durak’çı CHP’liler bazı Adana ve Seyhan CHP yöneticilerini, Zihni Aldırmaz’dan ihale almakla suçluyorlar.

Zihni Aldırmaz’ın CHP’nin adayı olması gerektiğini savunanlar ise çok daha ağır şeyler iddia ediyorlar.

Arada “biz gerçek CHP’liyiz, ne Durak ne de Aldırmaz bizim adayımız değildir” diyenler de var ama azınlıktalar…

Gelin şimdi bu tabloyu, yazının başında yer verdiğim “korumakta kararlıyız” pankartındaki mesajla yan yana koyun!

Aday kavgası veren CHP, Cumhuriyeti nasıl koruyacak?

RİCCİARDONE İSTEDİ, KILIÇDAROĞLU ABD’YE GİDİYOR

Adana’da bunlar yaşanırken, Ankara’da daha vahim şeyler yaşanmaktadır…

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir otel odasında baş başa 2,5 saat görüşebiliyor!

Bu görüşmenin ertesinde;

1. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yapmayacağı belirtilen ABD’ye ziyaretini artık yapacağı açıklanıyor.

2. Kılıçdaroğlu, haftalardır “ben gelmem, siz davet edin” diyen Mustafa Sarıgül’ü CHP’ye davet ediyor.

CHP CUMHURİYETİ KORUYABİLİR Mİ?

Kuşkusuz Ricciardone’nin Kılıçdaroğlu’nu sadece bu iki konuda ikna etmesi için 2,5 saat görüşmesi gerekmiyordu! Bu kadar zamana mutlaka başka şeyler de sığmıştır!

Peki, Francis Ricciardone CHP Genel Başkanı’ndan başka neler istemiş olabilir? Bazı tahminlerde bulunalım mı?

1. CHP-MHP-İP ittifakından uzak durun!

2. Süheyl Batum Anayasa Komisyonu’nda oyunbozanlık yapmasın. AKP’nin yeni Anayasa çıkarmasına yardımcı olun.

3. AKP-PKK müzakereleri biraz sıkıntıya girdi. Ulusalcı kesimlerin bu müzakereye karşı olmasının törpülenmesi CHP’nin sorumluluğundadır.

4. AKP’nin paketi mecburen eksik çıktı. CHP bu paketi geliştirmeli. Tıpkı türban, Dersim ve askerlik süresi konularında olduğu gibi başka konularda da AKP’nin yolundaki mayınları temizleyin.

Artık sormalıyız: Bu durumdaki bir CHP, Cumhuriyeti koruyabilir mi? Atatürkçülerin, Kemalistlerin, Ulusalcıların, Milliyetçilerin, Halkçıların, Solcuların yanıtını araması gereken soru artık budur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ekim 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ADANA’DA AYTAÇ DURAK KRİZİ

Bayramda Adana’daydım. İki kebap arası, haliyle sürekli siyasi temaslarla geçti.

Her ne kadar bir tek MHP’nin Büyükşehir Belediye başkan adayı netleştiyse de, Adana yerel seçim atmosferine girmiş durumda. Aday adayı afişleri sokakları süslemeye başlamış.

DURAK, CHP’DEN ADAY OLMAK İSTİYOR

CHP’nin İstanbul’da yaşadığı Mustafa Sarıgül krizinin bir benzeri Adana’da var: Aytaç Durak krizi.

Durak telefonla anket yapıyor. “Yeniden aday olayım mı”, “hangi partiden olayım” gibi sorularla Adanalıların görüşünü almaya çalışıyor. Siz bu anketi, Durak’ın aday olmak istediği partiye baskı aracı olarak da yorumlayabilirsiniz.

30 yıldır hemen her partiden belediye başkanı olan Durak, bu kez de CHP’den mi olacak? Bu yönde bazı duyumlar aldım.

Evet, Aytaç Durak CHP’den aday olmak istiyor. CHP’lilerin bir bölümü, kazanabilmek için bu adaylığı onaylıyor. Ama dosyaları nedeniyle karşı olanlar daha fazla…

Örneğin etkili CHP’lilerden biri bana şu iki haberi anımsatıyor:

‘RANTÇI’ DURAK, ‘ZAVALLI’ KILIÇDAROĞLU

1. Tarih 2 Kasım 2008. CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu Adana’da Kanal A televizyonuna çıkıyor. Kılıçdaroğlu’nun hedefinde dört dönemdir Belediye Başkanı olan ve şimdi de AKP’den yeniden aday olacak olan Aytaç Durak var. Kılıçdaroğlu, Durak’la ilgili yeni bir rant dosyasının bulunduğunu, bu dosyanın yolsuzluk sürecinin gelişimi açısından ibretlik olduğunu savundu.

2. Tarih 7 Ocak 2009. Yer Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu. Aytaç Durak basın toplantısı düzenliyor ve hedefinde Kılıçdaroğlu var: “Bana ‘yolsuzluk yaptı’ diyen Ankara’daki zavallının ağzına o lafı tıkarım.”

Bu iki haberi anımsatan CHP’li soruyor: Acaba Ankara’daki “zavallı”, Adana’daki “rantçıya” belediye başkanlığı adaylığı vizesi verecek mi?

Bakalım zaman ne gösterecek.

SİYASETİN NABZI EKSPRES’TE ATIYOR

Adana’da siyasi nabzın en iyi tutulacağı yerlerden biri Ekspres gazetesidir. Adana’nın en çok satan ve en etkili gazetesi olan Ekspres’in benim için ayrı bir yeri var. Çünkü gazetenin sahibi ve yöneticisi, çocukluk arkadaşlarımın babasıdır ve o nedenle Ekspres hep bir parçamız olmuştur.

Arkadaşım, aynı zamanda CHP İstanbul İl Genel Meclisi üyesi olan Koza Yardımcı’yla birlikte, işte bu duygularla, Ekspres’i ve babası Hakan Bülent Yardımcı’yı ziyaret ettik.

Tam tahmin ettiğimiz gibiydi ve siyasetin nabzı Ekspres’te atıyordu: Biz gazeteye gittiğimizde AKP’nin Yüreğir İlçe Başkanı Bahadır Balcılar ve Yardımcısı Gökhan Gürbüz, Hakan Bülent Yardımcı’yı ziyarete gelmişti. Biz çıkarken de MHP İl Başkanı Mustafa İzoğlu ve MHP’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hüseyin Sözlü, ziyarete geliyordu. Arada başka partiler, başka aday adayları…

Adana gözlemlerimizi yarın da aktarmayı sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ekim 2013

, , , , , , , , ,

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: