Posts Tagged Kemal Kılıçdaroğlu
Devlet aklı aldatmacası
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 06/06/2026
İtalyancası “ragione di stato”, Fransızcası “raison d’état”, Almancası “Staatsräson” ve İngilizcesi “Reason of State” olan kavram Türkçeye genelde “hikmeti hükümet” diye çevrilir. Ama son yıllarda bu kavramı “hikmeti hükümet” yerine “devlet aklı” diye çevirenler ve kullananlar var.
Oysa Özdemir İnce ustamızın da belirttiği gibi “raison” burada “akıl” değil, “neden” anlamındadır. Dolayısıyla bu kavramlaştırmayı üretenler “akla” değil, “varlık nedeni”ne işaret etmişlerdir.
Peki neden “devlet aklı” kullanılıyor son yıllarda?
Hukukun dışına çıkma durumu
“Raison d’état” ve yani “hikmeti hükümet”, yönetim meselesinde bir özel duruma, “Devletin çıkarı ve bekası nedeniyle hukukun dışına çıkabilme durumuna” işaret eder ki “derin devlet” isimlendirmesine daha yakındır.
“Hikmeti hükümet” Arapça kökenlidir ve “hükümetin gözettiği asıl fayda”, “hükümetin icraatında, devlet bekasını gözeten maksatlara göre hareket etmesi” anlamlarına gelmektedir. (Özdemir İnce, Cumhuriyet, 15.02.2022)
İşte “devlet aklı”, devletin bekası için ”hukukun dışına” çıkılmasını savunmayı “normalleştirmek” için üretilmiştir. Hukuk dışılık “devlet aklı” kavramıyla kitlelere bir üst aklın, üstün aklın kamu çıkarını gözetmesi diye sunulmaya çalışılmaktadır.
Bu daha çok devletlerin dönüşümünde, yönetenin devletleşmesinde, “partinin devletleşmesi ve devletin partileşmesi”nde görülen bir durumdur.
Sınıf ve devlet
Devlet, egemen sınıfın kendini örgütleme biçimidir. Egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken, toplumu da kendi sınıf egemenliği altında örgütler. Böyle olduğu için de devlet son tahlilde egemen sınıfın hatta çoğunlukla egemen sınıfın bir kesiminin öteki sınıflar üzerindeki baskı aracı, şiddet tekeli ve zorun toplamıdır. Bu arada “temsili demokrasi” de bütün bu ilişkiler ağını düzenleyen sistemdir.
Devlet zor ve baskıyı ihtiyaca göre ideolojik, siyasi, kültürel ya da askeri yollarla sürekli kılmaya çalışır. Böylece hem egemen sınıfın kendi iç çelişkilerini uzlaştırarak egemen sınıfın birliğini sağlar hem de öteki sınıfları egemen sınıfa tabi kılar. Bu tabi kılma işinde ideolojik aygıtlar ve hegemonya kritik önemdedir; birlikte “toplumun ortak çıkarı” algısını oluştururlar. (Haluk Yurtsever, Sınıf Savaşları ve Devlet, Yordam, 2006)
Dolayısıyla “toplumun ortak çıkarı ile devletin çıkarı ve bekası nedeniyle hukukun dışına çıkabilme durumuna” işaret eden ”hikmeti hükümet”, gerçekte egemen sınıfın çıkarı ve bekası içindir.
Operasyonun arkasındaki akıl
Bu uzun girişi CHP’ye operasyonun “devlet aklı” ile açıklanmaya çalışılması nedeniyle yaptık. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibinden Bülent Kuşoğlu, “mutlak butlan” kararıyla ortaya çıkan tabloyu, “devlet aklı”nın isteği olarak gerekeçelendirdi özetle. Hatta son cumhurbaşkanlığı seçiminin yüzde 2 ile kaybedilmesinin de “devlet aklı”nın işi olduğunu savundu.
Yukarıdaki dar ve çok kısa teorik çerçeveden hareketle şunları söyleyebiliriz:
1) Devlet aklı da ortak akıl gibi uydurmadır.
2) CHP’ye operasyonun hukuk dışılığı ortadadır. Bu operasyona alet olan CHP’liler, hukuksuzluğa kitle nezdinde “devlet” meşruiyeti sağlamak istedikleri için “devlet aklı” kavramını kullanmaktadır.
3) “Devlet aklı”nı, merkezinde “ittihatçıların” olduğu bir yapının aklı gibi sunmaya çalışmaları da aynı kurnazlık nedeniyledir. Tabanlarına “AKP devletinin aklı” değil, “bizim de siyasi akrabalarımız olanların aklı” demeye getirmektedirler.
4) CHP’ye operasyonun arkasında elbette bir akıl vardır ama bu Kuşoğlu’nun iddia ettiği gibi merkezinde ittihatçıların olduğu devletin aklı değildir, sarayın aklıdır!
Devletin dönüşümü
5) AKP hükümeti, egemen sınıfın temsilcisidir. Egemen sınıf, içindeki sanayi, mali, askeri, teknoloji türünden sermaye yapıları nedeniyle iç çelişkileri olan bir sınıftır. Bu sınıfın en üst katmanındaki yapıların ihtiyacı ile Atlantik sisteminin ihtiyaçlarının örtüşmesi ölçeğinde devlet dönüştürülmektedir. 25 yıldır olan budur. Eski devlet zayıflatılırken, geçiş aşamasında “paralel devlet yapılarının” olması da bundandır.
Kurulan, yani “Atatürk Cumhuriyeti devleti” dönüştürülürken, kurucular, yani TSK ve CHP dönüştürülmektedir. Çünkü egemen sınıf ile Atlantik sistemi nezdinde ve yeni rejim açısından, CHP’nin Atatürk devrimciliğini ve altı ok programını geride kalan yıllarda sulandırmış olması bile yeterli değildir.
Yani mesele bir partinin iç mücadelesi olmasının çok ötesindedir. Çünkü olmakta olan, temsili demokratik sisteminin ortadan kaldırılması girişimidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Haziran 2026
CHP NASIL KAZANIR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/01/2014
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin HSYK teklifiyle ilgili görüş alışverişinde bulunmak üzere önceki gün bir grup hukukçu ve gazeteciyle kahvaltıda buluştu.
KANADOĞLU’NUN CHP’YE GÜÇBİRLİĞİ TAVSİYESİ
Bu buluşmada Onursal Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’na çok önemli bir uyarıda bulundu:
“Bu iktidarın sizin tarafınızdan ortadan kaldırılması lazım. Yani bu seçimi kazanmaya mecbursunuz. Bu nedenle evvela sandık güvenliğinin sağlanması lazım. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na bağımlı seçim hiç güvenli olmaz. İkincisi güç birliği. Yasalar müsaade etmediği için yurttaşa düşüyor. Üçüncüsü ise taraflar kavga ediyorsa birini destekler gibi görünmemekte yarar var. Ayrıca, kahraman olmayan kişilerin belirli olaylarda kahraman haline getirilmesi de yanlıştır. Bu zor gidiş ya sizin başarınızla ortadan kalkacak ya da Türkiye daha karanlık yere gidecek.” (Milliyet, Serpil Çavikcan, 14 Ocak 2014)
Gerçi sözleri oldukça açık ama biz vurgulamak ve cümlenin öznelerini yerlerine koyarak yeniden inceleyelim. Kanadoğlu, Kılıçdaroğlu’na şunları söylüyor:
1) Türkiye AKP iktidarından kurtulmalıdır. Bunu CHP başarabilir ve seçimleri kazanmalıdır. Ancak seçim güvenliği sağlanmadan olmaz.
2) CHP seçim kazanmak istiyorsa, mutlaka “güçbirliği” yapmalıdır. Yasalar izin vermediği için, güçbirliğini yurttaşlar sağlamalıdır.
3) CHP, AKP-Cemaat kavgasında taraf tutamaz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zekeriya Öz’ü kahraman haline getirmesi yanlıştır.
4) Bu kötüye gidişi ya CHP engelleyecek ya da Türkiye daha da karanlığa yuvarlanacaktır.
KILIÇDAROĞLU’NUN OYALAMA TAKTİĞİ
En sonuncusundan başlayalım: CHP bu gidişi engelleyemezse, daha doğrusu engelleyecek ittifakları kurmaktan kaçınırsa, kuşkusuz işimiz zor olacak ama Türkiye karanlığa yuvarlanmayacak! Çünkü Türk milleti, Kılıçdaroğlu CHP’sine mahkûm değildir ve geçen yüzyılın başında Mustafa Kemal’le yükselttiği aydınlanma mücadelesini bu yüzyılın başında mutlaka kazanacaktır!
Umarız CHP, Türkiye’nin “tek şansı” olduğunu düşünerek kibirli davranmaz ve Sabih Kanadoğlu’nun “güçbirliği” önerisinin ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu görerek hareket eder.
Zira edindiğimiz izlenimlerden anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu yönetimi güçbirliği görüşmesi yaptıkları adresleri oyalamayı tercih ediyor. “Nasılsa oylarını bize verirler” diye düşünerek, güçbirliği “istermiş gibi görünmeyi” ve zamana oynamayı tercih ediyor.
Bu CHP’nin kendisi için hem tarihi bir hata hem de telafisi zor bir “taktik” olacaktır! Bu nedenle sadece Sabih Kanadoğlu’nun değil, tüm CHP’lilerin yönetimi uyarması ve güçbirliği baskısı yapması gerekiyor.
İKTİDAR OLMAK MÜMKÜN
Rakamlar ortada…
CHP başta İşçi Partisi olmak üzere bazı milli güçlerle ittifak yapmazsa, en fazla yine ana muhalefet partisi olur, iktidar değil!
Kılıçdaroğlu yönetimi artık şu düşünceden kurtulmalıdır: “İP’in yüzde 3-4, DSP’nin yüzde 1 oyu nasılsa bize gelir. Bu partilerin tabanları sağduyuludur, ‘AKP kazanmasın’ diye kendi partilerine değil, bize verirler!”
Uyarıyoruz: CHP’ye oy verenler de sağduyuludur ve artık şunları söylemeye başlamıştır, duyuyoruz: “Kaç seçimdir yanlış olmasına rağmen baraj korkusuyla oyumuzu İP’ye değil, CHP’ye veriyoruz. Ama CHP, oylarımızın hakkını vermiyor! Asıl etkili muhalefeti İP yapıyor!”
CHP bu sese kulak vermeli ve gözünü ana muhalefet olmaya değil, iktidar olmaya dikmelidir. Güçbirliği ile bu mümkündür! Hele de AKP güç kaybediyorken, Erdoğan’ın iktidarı sallanıyorken…
Aksi takdirde Türkiye yine kazanır ama kaybeden CHP olur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2014
İKTİDAR BOŞLUĞUNU KİM DOLDURACAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/12/2013
AK Medya’nın en profesyonel kalemleri, Cemaatin yaptığı “yolsuzluk operasyonuna” karşı şu iki başlıklı haberlerle barikat kurmaya çalışıyor: “Operasyonda CIA parmağı var” ve “MOSSAD’ın hedefi İran altınları.”
CIA’NIN KULLANIŞLI ADAMLARI
Kuşkusuz CIA Halk Bankası’ndan rahatsızdır, MOSSAD da İran’ın altınlarından…
Ama bu durum ayakkabı kutularından çıkan 4,5 milyon doları ve evde bulunan para sayma makinalarını ortadan kaldırmaz. Paraları ayakkabı kutularına CIA ya da MOSSAD koymadığına göre, işin esası, ortada bir yolsuzluk olduğu gerçeğidir.
Diğer yandan “CIA ve MOSSAD parmağı” açıklamaları aslında bir itiraftır. Çünkü 11 yıllık ilişkileri hepsine öğretmiştir ki, kendileri hakkında en iyi dosyayı tutanlar, kendilerini kullanabilenlerdir!
Üstelik iyi dosya tuttukları için iyi kullanmışlardır ve kullandıkça da dosyalar kalınlaşmıştır. Örneğin Wikileaks belgelerinden öğreniyoruz ki, CIA’nın elinde “İsviçre’de 8 hesap” dosyası olduğu için, Erdoğan sadece ve ancak sahnede kükreyebilmektedir!
REJİM ÇÜRÜDÜ, SİSTEM ÇÖKTÜ
Günlerdir izliyoruz: Belgeler, birbirlerine kurdukları tuzaklarla elde ettikleri görüntüler, gazetelere servis edilen kasetler, köşelerden yapılan bel altı vuruşlar, paralar, para sayma makineleri, rüşvetler, ses kayıtlarına yansıyan ahlaksız çıkar ilişkileri, pahalı ve kokuşmuş hayatlar…
35 milyarlık yüzükler ve yüksek topuklar, işte bu kokuşmuş hayatların göstergesiydi…
Aslında ortada somut bir çürümüşlük gerçeği vardır! Ancak bu gerçeği saptayarak sorunu inceleyebilir ve çözebiliriz.
Bakınız problemin kaynağı şuradadır: AKP ve Cemaat rejimi yıktı ama üzerine yenisini kurmayı beceremedi. Kurmaya çalıştıkları şey bir rejim değil, ucubedir ve o ucubenin üzerinde, kazandıkları mevzileri korumak için artık kavga etmektedirler.
Aslında tablo açıktır. Rejim çürümüş, sistem çökmüştür. Doğal olarak sistem içi çözüm de kalmamıştır.
AKP’yi bölmek, Erdoğan’sız AKP yaratmak, Gül-Gülen-Kılıçdaroğlu ile yola devam etmek şeklinde hiçbir geçerliliği olmayan senaryolar üretmek, hem bir çaresizliğin ifadesidir hem de sistem içi bir çözümün kalmadığının göstergesidir.
Kısacası bir iktidar boşluğu vardır ve artık temel mesele o boşluğu kimin nasıl doldurabileceğidir!
İKTİDAR SEÇENEĞİ: ASLANLI YOL
Öte yandan ABD’nin artık iktidar tayin edecek bir gücü kalmadığını da yeniden vurgulayalım. Zaten o güç zayıfladığı için aktörleri birbirine girebilmektedir. Hatta sadece Türkiye’de değil, Suudi Arabistan ve Katar’da da benzer iktidar savaşları yaşanmaktadır…
Dolayısıyla CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çizgisi ve ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin sofrasına koşması, iktidarı değil, yeni süreç açısından ancak hezimeti getirir!
CHP, Ricciardone’nin sofrasında iktidar aramak yerine Aslanlı Yol gerçeğinde İşçi Partisi’yle buluşmalı ve 2007’den sonra 2013’te de iktidar olma şansını ıskalamamalıdır.
Aslanlı Yol’un CHP’siz de en güçlü iktidar seçeneği olduğu, nasılsa en sonunda öğrenilecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Aralık 2013
RİCCİARDONE’NİN CHP BAŞARISI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/12/2013
Hürriyet’in Washington temsilcisi Tolga Tanış, çeşitli temaslardan edindiği verilere dayanarak şu çok önemli saptamayı yapıyor: CHP’nin ABD ziyareti, asıl Amerikan diplomasisi için başarıdır.
Tanış saptamasının gerekçesini de açıklıyor: “Geçmişte kendisine sert biçimde muhalefet etmiş bir siyasi partinin yeni liderini ağırlamaları, o partinin tabanı düşünüldüğünde Amerika için de önemli bir kamu diplomasisi hamlesidir.” (Hürriyet, 8 Aralık 2013)
Tolga Tanış, başka önemli bilgiler de paylaşmış: Daha önce ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in çok uğraştığını ama Deniz Baykal’ı Washington’u ziyarete ikna edemediğini, ABD’nin şimdiki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin ise Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu ziyarete ikna ederek büyük başarıya imza attığını öğreniyoruz. Nitekim bu nedenle Riccardone’nin 2014’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nda üç numaralı koltuğa oturabileceği de artık Washington’da konuşuluyormuş.
CHP AÇISINDAN ESAS TEHLİKE
Biz de 28 Ekim’de bu köşede, “Ricciardone CHP’den ne istedi” diye sormuş ve Kılıçdaroğlu’nun ABD Büyükelçisi’yle bir otel odasında 2,5 saat baş başa görüşmesini devlet geleneklerine ve ciddiyetine aykırı olduğu için eleştirmiştik.
Aynı yazıda, bazı öngörülerde de bulunmuştuk. Örneğin “Ricciardone istedi, Kılıçdaroğlu ABD’ye gidecek” demiştik. Başka öngörülerimiz de vardı, adım adım gerçekleşmesinden korkuyoruz…
Kuşkusuz bu yazıyı, Tanış’ın verilerini okuduktan sonra, “biz demiştik” diye yazmıyoruz…
Derdimiz, tüm bu olguları analiz ederek, CHP’yi, CHP’lileri esas tehlike için uyarmak! Başlayalım:
ABD’YE BİAT ETMEMENİN KARŞILI: KASET
1) Jeffrey’in Baykal’a ve Riccardone’nin Kılıçdaroğlu’na baskılarına bakılırsa, ABD’ye ziyareti kabul etmek, aslında bir ölçüde biat etmeyi kabul etmektir.
Baykal, bu gerçeği iyi bildiği için direndi, fakat sürdüremedi; kaset komplosuna teslim oldu!
2) Kılıçdaroğlu’nun Washington ziyaretinin bir Amerikan diplomasisi başarısı görülmesi, aslında tabanı anti-Amerikancı olan bir partiyi yörüngeye almanın başarısıdır.
3) Kılıdaroğlu ABD’ye çağrılarak, CHP’ye yeni seçenek mesajı verilmiş olmuyor. Tersine, ABD’nin bölgesel çıkarlarına itiraz etme potansiyeli taşıyan bir parti Atlantik yörüngesine sokularak, hem törpüleniyor hem de asıl seçeneğe karşı bir terbiye sopası olmaya zorlanıyor.
4) ABD için Kılıçdaroğlu yönetimindeki yeni CHP’nin değeri, iktidar seçeneği olmasında değil, iktidarın önündeki dikenli yolu düzleştirme potansiyeli taşımasındadır.
5) CHP’nin Atlantik yörüngesine oturtulmasının ABD açısından en önemli pratik yararı ise, onun böylelikle Arslanlı Yol’dan çıkarılabileceği gerçeğidir. Zira Washington yönetimi çok iyi bilmektedir ki, kendisi için asıl tehlike, çıkarlarının karşısındaki asıl barikat, Arslanlı Yol’dur!
CHP OLMASA DA, ARSLANLI YOL VAR!
Fakat ABD’nin hesap edemediği bir gerçek vardır: Arslanlı Yol vardır ve CHP olmasa da vardır.
Arslanlı Yol, Haziran Halk Hareketini’nin programlı halidir. Haziran’da “hükümet istifa” denilmişti; Arslanlı Yol’da ise Atatürk ve Türk Bayrağı’nda birleşilerek milli demokratik devrim programına işaret edilmektedir!
Türkiye bu yola girmiştir, mecburdur, geri dönüşü yoktur. Zira tersi, Türkiye’nin yok olmasıdır. Bu nedenle CHP olsa da, olmasa da, Arslanlı Yol kazanacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Aralık 2013
CHP, ABD’NİN YENİ SEÇENEĞİ Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/12/2013
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı ve ana muhalefet lideri kimliğiyle ABD’ye gitmiş olması, içeriğinden bağımsız olarak, bir yönelime işaret ettiği için, tek başına çok önemli anlamlara gelir.
Kılıçdaroğlu’nun dört günlük temaslarını, ABD’li muhataplarının sorularına verdiği yanıtları gazetelerden okudunuz. Kılıçdaroğlu’nun Cemaat temsilcileriyle buluşması, BOP’un bittiğini belirtmesi, Açılım’a destek vermesi, İsrail ile sıcak ilişkilere işaret etmesi, Türk-ABD ilişkilerine harç olmak istemesi, açık ki, “beni değerlendirebilirsiniz” mesajıdır.
Bu mesaj, Kılıçdaroğlu’nun Aydınlık, Ulusal Kanal ve Sözcü’yü neden akredite gazeteciler listesine dâhil etmediğini de açıklamaktadır!
MÜSTEŞAR YARDIMCISI DÜZEYİNDE AĞIRLANMAK
Kuşkusuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun “beni değerlendirebilirsiniz” mesajı Washington’u memnun etmiştir. Fakat gerçek bir anlam ifade etmiş midir?
Kılıçdaroğlu’nun hangi düzeyde ağırlandığı, Washington açısından ne anlam ifade ettiğine başlı başına bir işarettir. Kılıçdaroğlu, resmi olarak ancak müsteşar yardımcısı düzeyinde kabul edilmiş ve kendisine düşünce kuruluşlarını ziyaret ağırlıklı bir program hazırlanmıştır. Üstelik düşünce kuruluşlarında bir araya geldiği isimler de operasyonel isimlerdir, CIA ajanlarıdır…
Bu düzey, Washington açısından Kılıçdaroğlu’nun gerçek bir seçenek olmadığını gösterir. Eğer CHP, kritik üç seçimli 18 ay öncesinde Washington için gerçek bir seçenek olsaydı, emin olun çok daha üst düzeyde ağırlandı.
CHP-CEMAAT İTTİFAKI OLASI DEĞİL
Peki, CHP’yi Washington için gerçek seçenek yapacak olan nedir? Siyasetler dışında, kuşkusuz gücüdür, AKP’yi yıkabilme ve seçilebilme potansiyelidir.
Bu maddi gerçeklik Türkiye için farklı, ABD için farklı denklemler demektir. Türkiye için CHP’nin MHP ve İP ile ittifak kurması bir seçenek olmasını sağlar. ABD için ise CHP’nin Gül ve Gülen’le ittifak yapabilmesi…
Gülen cemaatinin CHP’ye destek verme olasılığı var mı? 1999 seçimlerinde Ecevit’e verdiği destek, Kılıçdaroğlu için de çıkar mı?
Gülen cemaatinin 1999’da Ecevit’e verdiği desteğin tek bir nedeni vardı: Fethullah Gülen, 28 Şubat’ta Ecevit’i kendisine kalkan yapmak istemişti. Böylece süreci hafif sıyrıklarla atlatabilecekti.
Gülen için benzer bir ihtiyaç bugün var mı? Kuşkusuz AKP-Cemaat çatışması nedeniyle Gülen’in yine bir şemsiyeye ihtiyacı var fakat bu CHP değildir. Zira Gülen için şemsiye değeri taşıyacak bir kuvvetin, fırtınanın geldiği yönde olması gerekmektedir. 28 Şubat’la aynı cephede yer alan Ecevit, Gülen’e şemsiye olabilir fakat CHP, AKP ile aynı tarafta olmadığı için o işlevi göremez. Bu benzerlik bir tek BBP ile olur ya da AKP’den kopacak Gülcü bir parti ile…
Sonuç olarak CHP ile Cemaat, bir tek bazı isimler üzerinden ve parçalı olarak ittifak yapabilir. Örneğin İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ün adaylığında…
CHP’YE CAN SİMİDİ
Peki, CHP ABD’nin asıl seçeneği değilse, neyidir? Yanıtı vermek için son 11 yıla, hatta özel olarak son 3 yıla bakmalıyız.
AKP’nin ABD adına bölgede taşeronluk yapması, açık ki güçlü bir muhalefet olmamasından kaynaklanmıştır. Milli kuvvetler Ergenekon tertipleriyle budanıp, CHP ve MHP de kasete teslim olunca, AKP için yol açık hale gelmiştir.
Burada Kılıçdaroğlu ve yeni CHP’nin rolü önemlidir. Erdoğan’dan daha türbancı ve Erdoğan’dan daha asker karşıtı bir profil çizen Kılıçdaroğlu, AKP için mayınları temizlemiştir. Rolü ABD’nin siyaset jargonlarıyla söylersek, kolaylaştırıcılık ve yumuşatıcılıktır! ABD için CHP bir seçenek değil fakat gerektiğinde esas seçeneğin işini kolaylaştıran gerektiğinde onu terbiye etmeye yarayan bir sopadır, bir maniveladır.
CHP üç yıldır bu rolü maalesef kabullendi. Ancak artık durum değişti. Yükselen halk hareketi dalgası, bu rolde ısrar eden CHP’yi de AKP’yle birlikte boğacaktır! O dalgada en çok yükselecek olan İşçi Partisi’nin CHP’ye güç birliği teklifi, bu nedenle can simidi değerindedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2013
AK OPERASYON: CHP-PKK İTTİFAKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/11/2013
Önce şu gerçeği saptayalım: CHP’nin PKK ile İstanbul’da bir ittifaka girmesi, bir seçim intiharıdır. CHP-PKK ittifakı yenilgi demektir, AKP’nin en kötü zamanda İstanbul’u yeniden kazanması demektir. Neden?
1) PKK’nin CHP’ye getireceği oyun çok daha fazlası, bu ittifak nedeniyle gidecektir.
2) AKP’ye karşı CHP’yi desteklemek isteyen sağ oyların büyük kısmı, PKK ittifakı nedeniyle MHP’ye ve hatta AKP’ye yönelecektir.
3) CHP-PKK ittifakı, Erdoğan–Öcalan müzakeresi nedeniyle kamuoyu desteği yitiren AKP’yi rahatlatacaktır. Dahası siyaseten bir ölçüde aklayacaktır!
Bu üç durumun sonucu şu olacaktır: AKP, en kötü zamanında İstanbul’u yeniden kazanacaktır!
İTTİFAK VAR MI, YOK MU?
Oysa matematik bellidir. İstanbul’u CHP’nin, Ankara’yı MHP’nin ve Hatay’ı İşçi Partisi’nin almasını sağlayacak bir CHP-MHP-İP ittifakı sadece seçimi değil, yeniden Cumhuriyeti de kazanacaktır!
Fakat CHP’nin bu gerçeği reddederek PKK ile ittifak kurması, hem parti hem de Türkiye açısından bir intihar olacaktır.
Peki, CHP tüm bu gerçekler ortadayken PKK ile ittifak yapar mı? Mantıktan yola çıkarsak, yanıt bellidir: Hayır!
Fakat hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hem de Mustafa Sarıgül bu iddiayı ısrarla yalanlamamaktadır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında yanıt tersidir: Evet!
İTTİFAK DA, HABERİ DE AKP’YE YARAR
Meseleye tersten bakalım bir de…
1) CHP’nin PKK ile ittifakı her halükarda AKP’ye yarar.
2) Böyle bir ittifak girişimi yoksa eğer, olduğu şeklindeki haberler de AKP’ye yarar.
3) Önce İşçi Partisi ardından da Aydınlık CHP ve Mustafa Sarıgül’e “PKK ile ittifak mı yapıyorsunuz” diye sordu ve bu ittifakın yenilgi olacağı konusunda uyardı.
Ne CHP’den ne Sarıgül’den kamuoyunu aydınlatacak bir açıklama geldi. İddiayı yalanlamadılar da… Fakat birkaç gün sonra, aynı anda Vatan, Haber Türk ve Cumhuriyet CHP ile HDP’nin ittifak yaptığını, üstelik uyararak değil de, destekleyerek haber yaptı. Aynı anda bu üç gazeteye yapılan haber servisinin kaynağı acaba CHP midir, HDP mi? Yoksa bir başka kuvvet mi?
Diğer yandan bu “destek” haberleri, bir ittifak girişimi varsa da, yoksa da, olaya meşruiyet katmaz mı? Bu meşruiyet, yukarıda yaptığımız hesaplar doğrultusunda, kimin işine yarar? AKP’nin!
KILIÇDAROĞLU’NUN SARIGÜL’Ü BİTİRME HAMLESİ Mİ?
Hadi gelin meseleye bir de CHP içinden bakalım:
1) Önce bazı saptamalar: Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla Önder Sav’a dayanarak Deniz Baykal’ı, Gürsel Tekin’e dayanarak Önder Sav’ı ve son olarak da Adnan Keskin’e dayanarak Gürsel Tekin’i tasfiye etti. Gürsel Tekin artık ikinci adam değildir.
2) CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı kim olacak? Mustafa Sarıgül mi, Gürsel Tekin mi?
CHP’ye davet edilmesine bakılırsa, aday Sarıgül olacak. Fakat aday adaylığını koyan Gürsel Tekin, “adaylığım Kemal Bey’in bilgisi dâhilinde diyor” ve yalanlanmıyor!
Yukarıda saptadığımız tasfiye operasyonlarına bakılırsa, Kılıçdaroğlu Tekin’e dayanarak Sarıgül’ü tasfiye etmek de istiyor olabilir. Şöyle: Sarıgül ha aday oldu, ha olacak diye bekletilir ve son dakikada Tekin aday gösterilir. Böylece hem Sarıgül için o saatten sonra başka adres bulma sıkıntısı başlar, hem de Sarıgül “HDP ittifakı” üzerinden yıpratılmış ve bitirilmiş olur.
3) Öte yandan PKK açısından olaya bakılınca, işler daha da karışıyor. Şöyle: Sırrı Süreyya Önder ısrarla vurguluyor: “Sarıgül aday olursa, ben de aday olurum!”
Bu durumda CHP-PKK ittifakının, varsa eğer, adayı kimdir? Gürsel Tekin mi?
AKP OPERASYONUN NERESİNDE?
Görüldüğü gibi konu oldukça karışıktır ve operasyon içinde operasyon var gibi durmaktadır.
Fakat tüm bu olguları alt alta toplarsak ortaya çıkan tek sonuç vardır: CHP-PKK ittifakı, haberi, tartışması son tahlilde AKP’ye yarar!
AKP İstanbul’u kazanırsa, kuşkusuz yine yıkılır ama çok daha uzun sürer!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Kasım 2013
RİCCİARDONE CHP’DEN NE İSTEDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/10/2013
İstanbul’un değişik semtlerinde CHP’nin “Korumakta kararlıyız” pankartları asılı…
Güçlü bir mesaj, samimi bir niyet ve önemli bir irade beyanı…
Ya pratik?
ADAY BÖLMEMELİ, BİRLEŞTİRMELİ
“Korumakta kararlıyız” pankartı iki gündür yazdığım Adana yazılarını aslında daha anlamlı kılıyor.
Adana’da Aytaç Durak krizi yaşandığını yazmıştım ilk gün. Çok sayıda ve parti içinde çeşitli konumda olan CHP’lilerle görüştüğümü ve aldığım izlenimin şöyle olduğunu belirtmiştim özetle: CHP’lilerin bir bölümü Aytaç Durak’ın, bir bölümü de mevcut belediye başkanvekili Zihni Aldırmaz’ın CHP’den aday olması gerektiğini savunuyor.
Yazım nedeniyle beni Zihni Aldırmaz’ı desteklemekle suçlayan CHP’li okurlar oldu. Hatta Aytaç Durak’ı savunduğumu iddia eden CHP’liler bile vardı.
Oysa her iki adaydan birini desteklemediğim gibi CHP’li de değilim.
Bu köşenin düzenli okurları bilir: Bilimsel sosyalistim, İşçi Partiliyim ve bu benim en önemsediğim kimliğimdir!
ADAY KAVGASIYLA CUMHURİYET KORUNMAZ
Aslında iki günün sonunda ortaya çıkan bu tablo CHP’nin uzun yıllardır içinde bulunduğu gerçeği özetliyordu: CHP, pratikte ülkenin kurucu partisi olan CHP değildi artık.
Aytaç Durak CHP’li değil. Üstelik bugüne kadar pek çok partinin üyesi oldu ama bir tek CHP’li olmadı. Zihni Aldırmaz da CHP’li değil. Ama her ikisi de CHP’nin Adana’da üstünde kavga ettiği isim durumundalar…
Yazılarımdan sonra telefonla arayan, e-posta atan CHP’lilerin bir bölümü Aytaç Durak’ın mutlaka CHP’den aday gösterilmesi gerektiğini, başka türlü AKP’yi yıkamayacaklarını savunuyor. Zihni Aldırmaz’ın Durak’tan devraldığı belediyeyi batırdığını iddia ediyorlar. Hatta daha vahimi, Aytaç Durak’çı CHP’liler bazı Adana ve Seyhan CHP yöneticilerini, Zihni Aldırmaz’dan ihale almakla suçluyorlar.
Zihni Aldırmaz’ın CHP’nin adayı olması gerektiğini savunanlar ise çok daha ağır şeyler iddia ediyorlar.
Arada “biz gerçek CHP’liyiz, ne Durak ne de Aldırmaz bizim adayımız değildir” diyenler de var ama azınlıktalar…
Gelin şimdi bu tabloyu, yazının başında yer verdiğim “korumakta kararlıyız” pankartındaki mesajla yan yana koyun!
Aday kavgası veren CHP, Cumhuriyeti nasıl koruyacak?
RİCCİARDONE İSTEDİ, KILIÇDAROĞLU ABD’YE GİDİYOR
Adana’da bunlar yaşanırken, Ankara’da daha vahim şeyler yaşanmaktadır…
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir otel odasında baş başa 2,5 saat görüşebiliyor!
Bu görüşmenin ertesinde;
1. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yapmayacağı belirtilen ABD’ye ziyaretini artık yapacağı açıklanıyor.
2. Kılıçdaroğlu, haftalardır “ben gelmem, siz davet edin” diyen Mustafa Sarıgül’ü CHP’ye davet ediyor.
CHP CUMHURİYETİ KORUYABİLİR Mİ?
Kuşkusuz Ricciardone’nin Kılıçdaroğlu’nu sadece bu iki konuda ikna etmesi için 2,5 saat görüşmesi gerekmiyordu! Bu kadar zamana mutlaka başka şeyler de sığmıştır!
Peki, Francis Ricciardone CHP Genel Başkanı’ndan başka neler istemiş olabilir? Bazı tahminlerde bulunalım mı?
1. CHP-MHP-İP ittifakından uzak durun!
2. Süheyl Batum Anayasa Komisyonu’nda oyunbozanlık yapmasın. AKP’nin yeni Anayasa çıkarmasına yardımcı olun.
3. AKP-PKK müzakereleri biraz sıkıntıya girdi. Ulusalcı kesimlerin bu müzakereye karşı olmasının törpülenmesi CHP’nin sorumluluğundadır.
4. AKP’nin paketi mecburen eksik çıktı. CHP bu paketi geliştirmeli. Tıpkı türban, Dersim ve askerlik süresi konularında olduğu gibi başka konularda da AKP’nin yolundaki mayınları temizleyin.
Artık sormalıyız: Bu durumdaki bir CHP, Cumhuriyeti koruyabilir mi? Atatürkçülerin, Kemalistlerin, Ulusalcıların, Milliyetçilerin, Halkçıların, Solcuların yanıtını araması gereken soru artık budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ekim 2013
DÖRT PARTİ SİSTEMDE BİRLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/07/2013
TBMM’de grubu olan dört parti, anımsayacağınız gibi Mısır’da Muhammed Mursi’nin devrilmesini “darbe” diye nitelemekte birleşmişti. Ancak AKP, CHP, MHP ve BDP’nin ilk ittifakı bu değildi. Dört parti, Haziran Ayaklanması’na karşı tavırda da birleşmişti!
1. HAZİRAN AYAKLANMASI’NA KARŞI İTTİFAK
AKP Genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan, zaten hükümetin başı olarak “Tayyip istifa” ve “hükümet istifa” sloganlarıyla Haziran Ayaklanması’nın baş hedefi olmuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçaroğlu da örgütüne rağmen Haziran Ayaklanması’na karşıydı: “Eylemlerde en önde olamayız. Bu bir halk hareketi. Kitle partisiyiz. Direkt ve aktif katılımın en önde olmanın bir faydası olmaz. Onların temel ihtiyaçları olan gıda ihtiyaçlarını gidermek bunun yanında güvenlik güçleri ile yaşadıkları sorunlarda arabulucu bir konumda arabuluculuk yaparak olayları sakinleştirmek olmalı.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisine Taksim Gezi eylemlerine katılmayı yasakladı, ısrar eden milletvekillerinin istifasını istedi!
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız” diyerek partisinin halk hareketine katılmayacağını ilan etti. Öyle ki, Başbakanvekili olarak Bülent Arınç “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz” diyerek kendilerini kutladı.
2. MISIR DEVRİMİNE KARŞI İTTİFAK
Mısır halkı 30 Haziran’da alanlara çıktı. Üç gün boyunca 30 milyon Mısırlı ülke genelinde Müslüman Kardeşler iktidarını ve Mursi’yi protesto etti. Bu büyüklükteki bir halk hareketi, doğal olarak 3 Temmuz’da Mısır Ordusu’nu da yanına çekti. Ardından Mursi devrildi.
Mısır halkı, 30 Haziran devrimini, 25 Ocak’ta Mübarek’in yıkılmasının devamı ve ikinci dalgası olarak selamladı.
Mursi’nin yıkılmasından en çok Erdoğan korktu ve karşı çıktı. Zira Türkiye’de de kendi iktidarını sallayan büyük bir halk hareketi vardı.
Ancak korkan yalnızca Recep Tayyip Erdoğan değildi! Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve Selahattin Demirtaş da korkanlar arasındaydı. Ve dört parti, TBMM tarihinde ilk defa birleşti; 4 Temmuz’da ortak bildiriyle Mısır’daki “darbeyi” kınadı!
Böylece Mısır halkının devrim dediği gelişmeye, başka bir ülkeden dört parti uzlaşmayla darbe demiş oldu!
3. YENİ ANAYASA’DA İTTİFAK
Hem Türkiye’deki hem de Mısır’daki halk hareketlerinin dört partiyi de korkutması, sistemle ilgiliydi. Dört parti de halk hareketinin hedefinde sistemin olduğunu ve sistemle birlikte kendilerinin de yıkılacağını görüyordu.
O nedenle ilk iki ittifakın ardından “sistemi kurtarmak” ve “krizden çıkmak” için yeni bir ittifaka soyundular: Yeni Anayasa ittifakı!
TBMM Başkanı Cemil Çiçek her dört partinin genel başkanını da ziyaret etti ve dördünden de “yola devam” mesajı aldı.
Örneğin Başbakan Erdoğan, “Madem 48 maddede mutabıkız, gelin diğerlerini beklemeden hemen bir haftada bu 48 maddeyi Meclis’ten süratle geçirelim” dedi. Amaç belliydi: Sallantıya karşı dayanak oluşturmak!
Kılıçdaroğlu Erdoğan’a anında yardım eli uzattı: “Başkanlık sistemini geri çek, 48’e 40 daha ekler, Meclis’ten çıkarırız.”
Zaten Bahçeli de Cemil Çiçek’le görüşmesinden sonra Erdoğan’a açık çek vermişti: “Şuan için 48 maddede TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin mutabakatı oluşmuştur. Bu mutabakatla diğer maddeler üzerinde görüşmeler devam ettiği takdirde genişleyebilir. MHP bu hayırlı çalışmanın devamını dilemektedir.”
Selahattin Demirtaş’la birlikte Çiçek’le görüşen BDP’nin Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak ise Erdoğan’ı en memnun eden açıklamayı yapmıştı: “Gelinen düzey, hepimizin beklentilerine cevap veren bir düzey değil. Uzlaşma sağlanan madde sayısının az olması, bu kadar uzun süreli bir çalışmanın içerisinde toplamda 48 maddede uzlaşılması büyük bir problem ve eksiklik. Biz parti olarak bunun giderilmesini arzuluyoruz.”
Manzara ortada… Halktan korkan dört parti sıkı sıkı birbirine sarıldı; sistemi “Anayasa’da uzlaşarak” kurtarmayı deneyecekler. Ancak uyaralım: Atatürk’ten görev alan Genç Türkler, tam da “yeni Anayasa’da” cisimleşen bağımsızlık karşıtı politikalara isyan ettikleri için alanlara çıkmıştı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Temmuz 2013