Archive for category Politika Yazıları
Askerin 9 endişesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/07/2015
Türk Ordusu AKP Hükümeti’nin Suriye’de güvenli bölge inşa etme direktifine direnmeyi sürdürüyor. Peki neden? Asker “Amerikan koridorunu” engellemek istemiyor mu? Elbette istiyor ama şu 9 endişe nedeniyle hükümet direktifine direniyor:
TAMPON TAMPON İÇİN Mİ, KORİDOR İÇİN Mİ?
1) Henüz hükümet belli değil. Asker böylesi önemli bir direktifin, sorumluluklar açısından, yeni kurulacak olan hükümet tarafından verilmesi gerektiğini düşünüyor.
2) Bir ay sonraki Ağustos şurasında yüksek komuta heyeti büyük oranda değişecek. Bu önemde bir askeri harekatın yeni komutanlarca ele alınması gerektiği birincisi işin teknik boyutu nedeniyle, ikincisi de bazı siyasal hesaplar nedeniyle düşünülüyor.
O siyasla hesap ise şu: Erdoğan, bir ay sonra yapılacak Yüksek Askeri Şura’ya mevcut AKP Hükümeti’yle gidilmesini istiyor ve bu nedenle koalisyon görüşmelerinin uzamasını, o tarihe kadar bir hükümet kurulmamasını istiyor. Asker ise YAŞ’ın bu boyutta “siyasallaştırılmasını” doğru bulmuyor.
3) Askerin önünde şu hayati soru duruyor: Tampon koridoru önlemek için mi, tampon tampon için mi? Zira asker çok iyi biliyor ki, AKP Hükümeti tam bir yıldır tampon bölge için bastırıyor ve inşa edilebilmesi için fırsatlar arıyor. (Ürdün’ün AKP’yle eş zamanlı Suriye’nin güneyinde tampon bölge hazırlığına soyunması, ilerisi için büyük endişe yaratıyor.)
Abdülkadir Selvi‘nin Suriye’de kurulmak istenen tamponu doğrudan Irak’taki 36. paralel çekme olayına benzetmesi, AKP’nin konuya bakışını özetliyor! (Yeni Şafak, 1 Temmuz 2015)
Öte yandan kurulacak tampon ya da güvenli bölge üzerinde ısrarla uçuş yasak bölge istenmesi, asıl hedefin hâlâ Esad olduğu gerçeğini gösteriyor. Güvenli bölgede ÖSO hakimiyetinin düşünülmesi ve Eğit-Donat programlarının oraya taşınması düşüncesi, tamponun hedefini bulanıklaştırıyor!
ERKEN SEÇİME ALET EDİLME RAHATSIZLIĞI
4) Asker, mevcut Kürt koridoru sorununun AKP Hükümeti’nin Suriye’ye uyguladığı 5 yıllık düşmanlık politikası nedeniyle ortaya çıktığını biliyor ve bu nedenle hükümete güvenmiyor!
En son Erdoğan‘ın Riyad ziyaretiyle ortaya çıkan Türkiye-Suudi Arabistan işbirliğinin yarattığı sonuçlar orduyu rahatsız ediyor. Nedir o sonuçlar? Türk topraklarında “ortak operasyon merkezi” kurulması, Esad karşıtı muhaliflerin El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra’nın önderliğinde Fetih Ordusu adı altında birleştirilmesi, Şam yönetiminin kuzeye doğru yaptığı stratejik taarruzu İdlip operasyonuyla durdurması…
Son iki ayda yaşanan bu gelişmeler, Kürt koridorunun mimarlığı diye değerlendiriliyor!
5) Erdoğan‘ın tek başına iktidar olamayan AKP’ye bir erken seçimle 276 milletvekili kazandırma hedefi peşinde olduğu ve buna askeri alet etmeye çalıştığı tezleri Ankara’da gün geçtikçe daha çok konuşuluyor. Asker erken seçime alet edilme olasılığından büyük rahatsızlık duyuyor. Kimi eski yüksek komutanların basına yansıyan açıklamaları, bu rahatsızlığın bir ifadesi olarak değerlendiriliyor.
AKP’NİN ESAD DÜŞMANLIĞI SÜRÜYOR
6) Asker, Ankara’nın Şam karşıtı politikasının sürdüğünü görüyor. Gerek Ahmet Davutoğlu‘nun gerekse Recep Tayyip Erdoğan‘ın ve sözcüsü İbrahim Kalın‘ın doğrudan Şam yönetimini hedef alan açıklamaları, müdahalenin politik hedefi açısından sorunlu bulunuyor. Asker bu nedenle “Şam’la anlaş” uyarısı yapıyor ve Dışişleri’nin bu nedenle Rusya ve İran’la doğrudan temasa geçmesi gerektiğini savunuyor.
7) Asker, AKP’nin ABD’ye “beraber tampon kurma önerileri” götürdüğü şartlarda, Amerikan koridorunun yıkılamayacağını düşünüyor. Harekat planlamasının, ABD’yle kurulmuş “ortak operasyon merkezlerinin” işlevsizleştirilmesi, İncirlik’in kullanımının daraltılması, Eğit-Donat programının kaldırılması hatta Esad‘a karşı kurulan patriotlardan vazgeçilmesi gibi pratik “caydırı” adımlarla birlikte ele alınması gerektiği düşünülüyor.
8) Politik hedef koridorun engellenmesiyse, asker bunun yolunun askeri harekattan önce sınırların kapatılmasından, angajman kurallarının kaldırılmasından, ABD ve Suudi Arabistan’la yapılan Suriye karşıtı işbirliğinin bitirilmesinden geçtiğini düşünüyor. Zira koridor pratikte Suriye’nin kuzeyinde bir otorite boşluğu yaratılmasından ve Esad‘ın o bölgeye egemen olmasının engellenmesinden doğuyor!
9) Tüm bunlardan daha önemlisi, Kürt koridorunun ağırlığının, yani PKK’nin asıl Türkiye’de bulunduğu gerçeğidir. Askere göre koridora müdahale, pratikte PKK’ye karşı mevzilenilmeye bağlıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2015
AKP’nin koridordan Esad düşmanlığı çıkarma hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/06/2015
Erdoğan‘ın havuz medyasına bakarak AKP’nin Suriye’deki Amerikan koridoruna karşı gerçkte nasıl konumlandığı hakkında bir fikre sahip olabiliriz.
Örneğin dünkü Akşam gazetesinde, bir kaç gündür olduğu gibi koridor tehdidiyle ilgili manşet vardı. Güzel.
Hatta manşetin içinde, “koridora karşı ne yapılır” sorusuna yanıt niteliğinde bir de yorum-analiz vardı. Üstelik analizin sahibi sıradan bir isim değil, Akşam‘ın etkili isimlerinden Murat Kelkitlioğlu‘ydu!
Peki Kelkitlioğlu‘nun koridora çaresi ne? 1. sayfadan altarıyorum: “Ben olsam, MİT TIR’larını ağır silahlarla doldurup Türkmenlere, Özgür Suriye Ordusu’na gönderirim…” (Akşam, 23 Haziran 2015)
Buradaki “Türkmenler” ifadesinin kamuoyu için cümleye monte edildiği ortada. Peki ÖSO’yu silahlandırarak koridor önlenir mi? Koridor tam da bu örgütleri silahlandırmanın sonucu ortaya çıkan otorite boşluğundan doğmadı mı?
AKP’NİN ÖSO SEVDASI
Kelkitlioğlu‘nun “çaresinin” kişisel değil “kurumsal” olduğunu başka yorumlara bakarak söyleyebiliriz. Örneğin AKP’nin “amiral gemisi” Yeni Şafak‘ın kaptanı İbrahim Karagül‘ün önceki günkü analizi…
Karagül, Türkiye’nin güneyinde “Kürt milliyetçiliğini de aşan bir tasarım” tuzağının bulunduğunu söylüyor ve o tuzağı tarif ediyor: “Bu tuzak, Suriye’nin meşru muhalefetini zayıflatırken Şam yönetimi, Hizbullah, PYD ve IŞİD’i aynı cephede birleştiriyor.” (Yeni Şafak, 22 Haziran 2015)
Şam yönetimine yani Esad‘a karşı “meşru” olan muhalefet kim? AKP’nin 5 yıldır işbirliği yaptığı, desteklediği, Türkiye’nin imkanlarını sunduğu terörüst örgütler! Onlara SUK, SUKO, ÖSO gibi adlar vererek “meşru” göstermeye çalışan AKP hükümeti, en başından beri İhvan türevli bu örgütlerin hakim olduğu federatif hatta parçalanmış bir Suriye istiyor! (Bu noktada hangi ve kimin koridoru iç tartışmaları var.)
DÜŞMAN CEPHE İMALATI
Kuşkusuz Karagül‘ün Suriye’de birbiriyle çarpışan kuvvetleri aynı cephedeymiş gibi sunmasını cehaletle açıklayamayız. Karagül, meseleyi Erdoğan ve Davutoğlu‘nun istediği gibi koyuyor. İkili özellike koridor meselesi gündeme geldiğinde beri sürekli Esad-PKK/PYD-IŞİD işbirliğini iddia ederek bir düşman cephe imal etmeye çalışıyor.
Neden? Kamuoyunun gündeminde olan koridor tehdidinden kendi çıkarlarına nemalanmak için!
Koridor’un aktörlerini, sürekli Esad’ın işbirliği yaptığı örgütler diye sunarak, Türk kamuoyunu Esad’a karşı yeniden kışkırtmak peşindeler! Koridorun sahibinin ya da en azından sorumlusunun Esad olduğunu kafalara işlemeye çalışıyorlar!
Peki bu kafa koridoru önleyebilir mi? 5 yıldır istihdam ettiği terörist gruplarla Esad‘ı devirmeye ve Suriye’yi parçalamaya çalışarak Amerikan koridorunun inşasında görev yapan AKP Hükümeti, durumdan hâlâ Esad düşmanlığına kazanç elde etmeye çalışarak koridoru önleyebilir mi?
Daha somut söyleyelim: Problemin kaynağı olanlar, problemin çözümünde yer alabilir mi?
SINIRI KAPAT, ÖSO’YU DAĞIT!
Ne demişti Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim? “Siz sınırlarınızı geçişlere kapatın, biz meseleyi 3 ayda çözeriz.”
Koridoru önlemek isteyenler meseleye buradan başlar: Suriye’ye düşmanlığı bitirir, temas ve işbirliği sağlar, sınırı kapatır, ÖSO’yu dağıtır, Suriye Hava Kuvvetleri’nin kuzey kuşağına yani koridora karşı egemenlik uçuşu yapmasını engelleyen angajman kurallarını kaldırır…
Bakınız Türkiye bunları yapsın, TSK’nin koridora müdahalesine bile gerek kalmaz!
Zira anımsayın, AKP Hükümeti Suudi Arabistan ve Katar’la anlaşıp terörist örgütleri “Fetih Ordusu” adı altında birleştirerek Esad‘a karşı Idlip’te taarruza geçene kadar, stratejik üstünlük Esad‘daydı ve Şam yönetimi adım adım kuzeye hakim oluyordu! Yani AKP iki ay önce Idlip saldırısını yapmasa, bugün koridor tehdidi bu boyutta olmayacaktı!
Bitirirken bir ricada bulunalım: Zorunlu bir aile ziyareti nedeniyle okurlarımdan 5 günlük izin istiyorum. 5 gün sonra görüşmek dileğiyle…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Haziran 2015
Ankara ‘casus belli’ ilan etmeli
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/06/2015
Suriye’deki Amerikan koridorunu önleyebilmek için Türkiye’nin hafızasında çok önemli bir deneyim var: Kuzey Irak deneyim,.
Eğer Ankara bu deneyimden dersler çıkararak hareket edebilirse, Amerikan koridorunu engelleyebilmek bakımından büyük avantajlar kazanacaktır.
Gelin bugün bu konuda karşılaştırmalı bir inceleme yapalım:
İKİ ZIT ÇİZGİYLE YÜRÜMEZ
1) Bugün Suriye’deki gelişmelerle ilgili Ankara’da iki temel çizgi var. AKP’nin 2011 yılından beri Suriye’de Esad‘a düşmanlık politikası sergilemesi ile bunun en sonunda Amerikan koridoruna dönüşeceğini saptayarak daha ilk günden itiraz eden milli çizgi, iki temel çizgiyi oluşturuyor.
Dün de bir yanda Özal‘ın çizgisi, diğer yanda da merkezinde Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis‘in olduğu milli çizgi vardı ve karşı karşıyaydı.
Kaba bir değerlendirme yaparsak, koridor, iki çizgiden hangisinin ağır basacağına göre şekilleniyor ya da şekillenemiyor.
2) Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu en önemli sıkışmışlık, düşmanıyla dostunun aynı kuvvet olmasıdır.
ABD görünürde müttefiktir, fakat pratikte Ankara’nın tam karşısındadır. Ankara, Amerikan müttefikliği ile Amerikan koridoru arasında sıkışmaktadır. Bu yığınak hatasıdır ve koridora karşı geliştirilecek hamlelerde Ankara’nın manevra kabiliyetini olumsuz etkilemektedir.
Durum dün de böyleydi: Türkiye ABD’nin müttefikiydi, Özal Bush‘un ortağıydı, Irak planı konusunda Bush‘un hizasındaydı.
Türkiye bu ikilem nedeniyle yığınak hatası yapmış oldu ve sonrasındaki Çelik Harekatı gibi doğru taktik hamleleri, sonucu “kesin” olarak değiştiremedi.
GÜVENLİ BÖLGE TUZAKTIR
3) ABD’nin IŞİD stratejini kabul etmek, bunun altında Eğit-Donat programını uygulamak, İncirlik’i kullandırtmak, Ankara’nın koridora karşı elini zayıflatan konulardır. Zira ABD bu işlere ortak ederek Türkiye’yi hareketsizleştirmektedir.
Dün de böyleydi. Türkiye ABD’nin Çekiç Güç’üne ortak edildi, topraklarında bu güce karargâh açtı ve en sonunda kendisini peşmerge eğitirken buldu!
4) ABD’nin IŞİD stratejisi içinde güvenli-tampon-uçuşa yasak bölge, gerçekte koridor demektir. Ankara ABD’nin IŞİD stratejisi içinde böyle bir tuzaktan uzak durmalıdır.
Zira dün de aynı tuzak kurulmuş ve tuzağa düşülmüştü: ABD Irak’ın kuzeyinde 36. paraleli ilan ettiğinde, Ankara “Saddam’a sormadan Irak’a girer terörle mücadele ederiz” diyerek sevinmişti. Ancak sonuçta güneyinde Barzanistan’ı bulmuştu.
Zira Ankara Saddam’a sormadan PKK’ye karşı operasyonlar yaparken, esası bırakıyor, koridora karşı askeri müdahale yapmamış oluyordu. Türkiye 1995 tarihinde Çelik harekatı yapana kadar da, ABD Bazarnistan’ı inşa konusunda önemli atılımlar yapmış oldu.
ŞAM’LA İŞBİRLİĞİ
5) Suriye’deki Amerikan koridorunu önleyebilmenin yolu Ankara’nın önce Şam’la ardından da Tahran ve Bağdat’la işbirliği geliştirebilmesine bağlıdır. Şam’ın işbirliğinden yoksun bir Suriye harekatı, büyük sıkıntılar doğrucaktır ve en sonunda Ankara’yı koridor bekçiliğine mecbur edecektir.
Dün de benzeri oldu. Ankara bölge ülkeleriyle işbirliği geliştiremediği için ABD’nin Kuzey Irak’taki koridorunu en sonunda kabul etmek zorunda kaldı.
Ankara’nın 1995 Çelik Harekatı’yla başlayan ve 1996’da Ankara Süreci denilerek Bağdat’la işbirliğine dönüşen süreç, bu dönemde, koridoru önlemek için yapılmış en önemli milli atılımdı ancak 1998’de Washington Süreci’yle önü kesilmiş oldu.
6) Bugün Ankara’da Amerikan koridoru için “tehdittir” görüşleri dile getirilmeye başlandı. Ancak yetersizdir, çünkü caydırıcı özellliği yoktur. Ankara, Ecevit hükümetinin yaptığı gibi, koridoru “casus belli”, yani “savaş nedeni” ilan edebilmelidir. Washington’un ciddiye alacağı esas beyan budur!
Bugün Türkiye’nin atacağı ilk adım bu ilandır. Arkasında Şam’la çeşitli kanallar üzerinden temas kurmak gerekir ve ardından da diğer bölge ülkeleriyle…
Türk Ordusu’nun koridora müdahalesi ancak bu yoldan ilerlendiğinde çözüm getirir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2015
Güvenli bölge kime yarar?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/06/2015
Suriye’nin kuzeyinde bir Amerikan koridoru inşa ediliyor mu? Ediliyor.
Bu süreç, Atlantik cephesinin “insan hakları” maskesiyle Esad rejimini hedef almasıyla başladı ve bu noktaya geldi mi? Geldi.
Atlantik cephesi kimlerden oluşuyordu? AKP Hükümeti, Suudi Arabistan ve Katar ABD’nin Suriye’deki taşeronları mıydı? Taşeronlarıydı.
ABD’nin Suriye’de kullandığı aletler kimdi? PKK-PYD’den ÖSO’ya, IŞİD’den Nusra’ya, hemen tüm örgütler 5 yıllık Suriye’yi parçalama sürecinde kullanıldı mı? Kullanıldı.
Bu aletlerin kullanılmasında, lojistik ve istihbarat desteğiyle Suriye’de terör estirmelerinde AKP’nin payı var mıydı? Vardı.
AKP Hükümeti PYD lideri Salih Müslim‘i hem Ankara’ya davet ederek hem de başka adreslerinde biraraya gelerek “özerkliğe karışmayız, ama Esad‘a karşı ÖSO’yla hareket et” anlaşması yaptı mı? Yaptı.
AKP Hükümeti PKK lideri Öcalan‘la Açılım mutabakatı yaptı mı? Yaptı.
Öcalan Açılım’ın yarattığı koşullarda ve AKP Hükümeti’nin izniyle örgütüne Suriye’de özerklik talimatı verdi mi? Verdi.
KORİDORA KARŞI NASIL KONUMLANILIR?
Şimdi tüm bunlar olmuşken AKP Hükümeti’nden Amerikan koridoruna gerçekten karşı çıkmasını beklemek mümkün mü? 13 yıllık mazisi ortada olan bu hükümetin, bizim gibi yıllardır bu tehlikelere dikkat çeken yazarlardan daha güçlü “vatan ve millet bağı” olduğu iddia edilerek Türkiye cephesine yerleştirilmesi, en azından şu aşamada doğru mu?
Daha basit soralım: BOP eşbaşkanının BOP haritasına karşı mücadele yürütmesi mümkün mü? Neredeyse mümkün değil, fakat imkansız da değil.
Ancak burada şablonlar yaratıp, “tamam bölücüydü ama bu tür iktidarlar bölünme tehdidi gerçekten ortaya çıktığında vatanseverleşir” gibi yaklaşımlarla, ya da “hakim sınıflar son tahlilde vatan bütünlüğünü savunur” gibi tezlerle olaya yaklaşamayız.
Gerçeği olgularda aramalıyız. Nedir bakacağımız olgu? AKP Hükümeti Esad’ı devirme hedefinden vazgeçerse ve adım adım Şam rejimiyle anlaşırsa, o zaman AKP Hükümeti’nin Amerikan koridoruna karşı konumlandığını söyleyebiliriz!
Peki böyle bir işaret var mı? Hayır. Tersine Erdoğan da Davutoğlu da Esad‘ı hedef almayı sürdürüyor. Dahası Davutoğlu, IŞİD ve PYD’yi Esad‘la işbirliği yapmakla suçluyor! Ve Erdoğan-Davutoğlu ikilisi uzun bir süredir ABD’yi doğrudan Esad‘ı hedef alan bir askeri müdahaleye zorluyor, NATO’yu göreve çağırıyor!
Hem ABD’nin Suriye’ye açık saldırısını isteyip, hem de ABD’nin koridoruna karşı konumlanılabilir mi?
SIFIR MÜTTEFİKLİ MÜDAHALE OLUR MU?
Türkiye’nin Esad’la anlaşarak Amerikan koridoruna müdahaele etmesi ne kadar doğruysa, güvenli bölge istemesi de o kadar yanlıştır.
Pratikten giderek düşünelim: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi sadece Ankara ile Şam’ı ilgilendiren bir mesele değildir. Bir cephesi Rusya, İran, Suriye, Irak olan, diğer cephesi ABD, İsrail, Fransa, Suudi Arabistan, Katar olan bir meseledir. Dahası PKK’den ÖSO’ya, IŞİD’den Nusra’ya onlarca örgüt vardır.
Düşünebiliyor musunuz, Türkiye hemen hepsine karşı olarak TSK’yi Suriye’ye sokacak! Akıl işi midir bu? Hangi kurmay, sıfır müttefikli bol düşmanlı bir bölgesel savaşa girer? “Esad’la anlaşmadan koridora müdahale etmek yanlıştır” ısrarımızı bu nedenle yapıyoruz.
Esad‘la anlaşmadan yapılacak bir müdahalenin en kötü sonuçlu senaryosunu da söyleyelim: Türkiye “Amerikan koridorunu” önlemek için Suriye’ye girer, bir güvenli bölge de kurar. Sonra? Şam rejimiyle anlaşmadan orada işgalci gibi uzun süre kalabilir mi? İki yönlü sıkıştırılarak çıkmaya zorlanır ve en sonunda geri dönmek mecburiyetinde kalır. O zaman ne olur? Amerikan koridoru engellenememiş, tersine koridora “yenilerek” meşruiyet kazandırılmış olur!
Not: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile tartıştığımız konu, Parti’nin programı veya temel politikalarıyla ilgili değil, güncel taktiklerle ilgilidir; Amerikan koridorunun nasıl engelleneceğiyle ilgilir. Dolayısıyla açık yapılmasında Parti hukuku açısından bir sorun yoktur. Ve daha önemlisi, Türkiye kritik kararların eşiğindedir. Böylesi zamanlarda ayrıntılarda olabildiğince çok görüş açıklanması Parti’nin fikir hayatını canlandırır, siyasetlerini olgunlaştırmasına katkıda bulunur. O nedenle ayrıntılarda fazla ve çeşitli fikirlerin çıkmasını engellememek, tersine teşvik etmek gerekir. Bu ve benzeri tartışmalar bahanesiyle Parti düşmanlığı yapanlara en iyi yanıt böyle verilir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2015
Stratejik hata
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 20/06/2015
Günlerdir şu iki sorunu inceliyoruz: AKP Hükümeti Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan koridoruna karşı mı? Koridor nasıl engellenir ya da yıkılır?
Vardığımız şu sonucu da tekrar tekrar vurguluyoruz: Esad‘la anlaşmadan TSK’nin Suriye’ye müdahale etmesi koridoru önlemez, tersine koridora bekçilikle neticelenir!
Kısacası analizlerimizde TSK’nin müdahalesine değil, Esad‘la anlaşmadan müdahalesine itiraz vardır. Bu nedenle yazdıklarımıza “TSK’nin Suriye’ye müdahalesine karşı çıkanlar vatan hainidir” diyerek karşı çıkılması, dayanaksızdır.
TAKTİK PİYON!
“ABD’nin satranç taşlarının değeri” başlıklı yazımızda, Kobani merkezli gelişmelere bakarak PKK’nin statejik piyon, AKP’nin de taktik piyon olduğunu belirtmiştik. Bu saptamaya “AKP’ye taktik piyon diyenler, taktik piyon olacaktır” düzeyinde karşı çıkanlar, siyasi duruşlarına açıklık getirmiş oluyorlar.
Öyle olduğu için de AKP Hükümeti en sonunda, “köşe yazarları gibi vatandan ve milletten iplerini bütünüyle koparmıyor” denilerek savunuluyor.
Bu bir savrulmadır ama daha AKP-Cemaat çarpışmasında alınan “F Tipi’ne karşı AKP’yle birlikte olma” çizgisiyle başlayan bir savrulmadır.
O gün “AKP’le birlikte olma” çizgisine girilmesi, hem önemli siyasi hatalara neden oldu, hem de seçim süreçlerinde iktidar yerine muhalefete muhalefet etmeye dönüştü. En sonunda iş Erdoğan‘a muhalefet bayrağını Selahattin Demirtaş‘lara bırakmaya kadar vardı!
Siyasi hatalar mı? Dikkatli okurlar o günlerde satır aralarında yaptığımız uyarıları anımsayacaklardır, sıralayalım:
TEZKERE HATASI
1) AKP’nin Suriye tezkeresine destek vermek büyük hataydı. Kamuoyunu ikna etmek için “Şam rejimi de tezkereye karşı çıkmıyor” türünden sorunlu verilere sarılmak ikinci bir hataydı.
O dönemde hem yazılı hem sözlü itiraz ettik ama ikna edemedik. Bizim itiraz ne ki, Suriye’nin kısa bir süre sonra tezkereye cepheden karşı çıkması bile ikna edici olmadı!
2) Eğit-Donat konusu 1 yıla yayılan hatalardandı. Önce “Eğit-Donat kabul edilmeyecek” dendi, kabul edilince “ama anlaşma olmayacak” dendi, mutabakat oluşunca “ama imza olmayacak” dendi, imzalanınca “ama eğitim başlamayacak” dendi, başlayınca “ama PYD eğitilmeyecek” dendi!
Sürecin böyle yumuşatılması halkın Eğit-Donat programına karşı seferber edilebilmesini engelledi!
3) “Açılım bitti”, “PKK bitti, PKK dibe vurdu, halk güneydoğuda PKK’den uzaklaşıyor” gibi tespitler de doğru değildi. “Açılım bitti” denildikten sonra Açılım Dolmabahçe Mutabakatı’yla taçlandı. PKK’nin bölgede Açılım nedeniyle ne kadar güçlendiği ise herkesin malumuydu. Kaldı ki 7 Haziran’da sandığa da yansıdı.
IŞİD ABD’NİN ALETİ!
4) IŞİD Kobani’de TSK’nin kartı sanıldı, TSK ile Pentagon’un Kobani’de IŞİD ve PYD kartları aracılığıla çarpıştığı varsayıldı. Çok yazdık: İkisi de ABD’nin kartıydı. ABD kartlarını Kobani’de böyle kullanarak Türkiye’yi peşmerge koridorlarına, Eğit-Donat programlarına, kısacası koridor planlarına mecbur etmeye çalışıyordu.
ABD’nin stratejisini hep şu şekilde anlattık: IŞİD Irak ve Suriye’de ABD yararına hamleler yapacak, daha sonra ABD havadan, piyonları karadan IŞİD’i geriletecek ve IŞİD’in çıkarıldığı bölge Kürt örgütlerinin denetimine bırakılacak. ABD koridorunu bu yöntemle inşa edecek.
Bu özeti defalarca ayrıntılı anlatmamıza rağmen “IŞİD ABD’nin değil, Türkiye’nin kartıdır” yanlışına saplanılıp duruldu.
Peki bugün durum ne? O gün “IŞİD Türkiye’nin kartıdır” denilmişti, bugün analizlere “ABD alet olarak önce IŞİD’i kullandı, sonra PYD’yi” diyerek başlanıyor… Umarız bir yıl sonra da “Esad’la anlaşmadan TSK’nin Suriye’ye müdahale etmesi yanlışmış” denmez!
Uzatmayalım ve şu tezimizi yeniden vurgulayalım: TSK koridoru engellemeli ancak TSK’nin Esad’la anlaşmadan Suriye’ye müdahale etmesi koridoru engellemez, daha büyük sorunlar yaratır ve en sonunda Amerikan koridoruna bekçiliğe dönüşür!
Mehmet Ali Güller
20 Haziran 2015
Ya Esad’la işbirliği, ya koridor
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/06/2015
IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan yeni dönemde Obama yönetimi ile Erdoğan iktidarı arasındaki çelişme neydi?
1) Erdoğan, “Önce IŞİD” diyen Obama‘yı “hem IŞİD hem Esad” çizgisine çekmeye çalışıyordu.
2) Erdoğan Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge, olmadı tampon bölge, ya da en azından cep bölge istiyordu. Tabi korunması için ayrıca bölgenin uçuşa yasak ilan edilmesini…
AKP Hükümeti bu iki konuda Washington’u zorlayabilmek için hem Eğit-Donat programının imzasını, hem de İncirlik’in kullandırtılmasını ağırdan aldı. Yoksa temelde bir itiraz yoktu. Ve en sonunda Eğit-Donat’ı da imzaladı, İncirlik’i silahlı predatörlere de açtı.
Bu pazarlıkların uzamasındaki bir diğer etken de ABD’deki çatlaklardı. Demokrat Obama yönetiminin tersine kimi Cumhuriyetçiler açık açık Erdoğan‘ın “önce Esad” ve “güvenli bölge” talebine destek verdiler. Erdoğan da zaten demokratlerin iktidarının biteceğini ve cumhuriyetçilerin iktidarıyla eski işbirliği döneminin yeniden başlayacağını öngörüyordu.
ABD: ESAD SAVUNMADA
Tel Abyad operasyonu ile işte bu durum değişmeye başladı. ABD, AKP’nin tampon bölge ve “hem IŞİD hem Esad” çizgisine yaklaşmaya başladı. (Gerçekte ABD’nin bir yere yaklaştığı yok, tersine bu aşamayı bekleyen Washignton’du ve şimdi Ankara kendi çizgisi sanarak daha aktif rol arayacak!)
Tel Abyad operasyonu sonrası ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey‘in “Esad artık savunmaya geçti” ve ABD Savunma Bakanı Ashton Carter‘in “Esad zayıfladı, Esad’ın içinde yer almayağı bir dönüşüm mümkün” demesi, yeni bir durumun işaretidir.
Değişim sadece Esad konusunda mı? New York Times‘da yer alan tam sayfalık “Suriye’de uçuşa yasak bölge kurulmalı” ilanını da not etmeliyiz!
AKP’NİN ESAD DÜŞMANLIĞI SÜRÜYOR
Bu durumda “tampon bölge kimin” sorusunu sormalıyız? ABD’nin mi yoksa AKP’nin mi? Hatta TSK’nin mi?
İki gündür ısrarla vurguluyoruz: Esad’la işbirliğini esas almayan hiçbir adım Amerikan koridorunu engellemez, tersine bekçiliğine dönüşür. Şam’la anlaşmadan yapılacak bir müdahale, niyetiniz ne olursa olsun, en sonunda gelip ABD’nin çıkarlarına hizmet eder!
Bugün Suriye’de olanlar, dün Kuzey Irak’ta olanların neredeyse aynısı: O gün de Ankara ABD’nin Irak’ta 36. paraleli çekmesini fırsat olarak gördü; en üst düzey TSK komutanları “Saddam’a sormadan Irak’ın kuzeyine girer çıkar, terörle mücadele ederiz” diye sevindi. Peki ne oldu? Barzanistan kuruldu!
Ya bugün? Bugün de AKP Hükümeti Tel Abyad’ı ABD’yi tampon bölgeye ikna etmenin fırsatı gibi görüyor! Bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi yine “Esad devrilecek” heyecanını açık açık ekranlardan gösteriyor!
Önemle belirtelim: Buradan, yani Esad‘ı düşman ilan ederek yürütülen politikadan, en sonunda koridora bekçilik çıkar!
SKUK’UN ‘FEDERAL SURİYE’ TALEBİ
Bakınız önceki gün PKK dışındaki Kürt örgütlerinin çatı örgütü olan SKUK (ENKS) Kamışlı’da 3. Kongresi’ni yaptı. Kongre’den “federal Suriye” talebi çıktı.
Oysa geçen ayın başında Türk Dışişleri heyeti SKUK heyetiyle görüşmüştü. Tıpkı Davutoğlu‘nun daha önce bu heyetle Katar’da görüşmesi gibi…
Ancak bu görüşme Türk basınında yer almadı. Dışişleri kaynaklarına sordum: SKUK’un Suriye Ulusal Konseyi’nin bir parçası olduğunu ve o nedenle düzenli görüştüklerini belirttiler.
Peki AKP’nin o görüşmesinden kısa bir süre sonra SKUK’un “federal Suriye” demesi ne anlama geliyor? Görüşmenin işe yaramadığını mı gösteriyor, yoksa AKP’nin ana hedefinin de “federal Suriye” olduğunu ve Tel Abyad’la ortaya çıkan koridor gerçeğine bu hedefin fırsatı olarak baktıklarını mı? (Fakat Müslüman Kardeşlerin pay kaptığı bir federal Suriye istiyorlar elbette!)
Ankara’da şimdi pek çok görüş masaya geliyor ve tartışılıyor. Bu nedenle tekrar tekrar vurguluyoruz: Koridora karşı koyabilmenin yolu öncelikle Esad’la işbirliğidir! Doğru yöntem oradan çıkar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2015
Tampon koridoru önlemez, inşa eder
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/06/2015
Suriye’de ilk olaylar başladığı günden beri yazıyoruz: ABD’nin hedefi, Irak’tan sonra Suriye’nin kuzeyinde de bir Kürt koridoru kurmak.
O nedenle “koridora karşı olan, Suriye’nin birliğini savunur” dedik sürekli, “Suriye’nin birliği, Türkiye’nin birliğidir” diye vurguladık hep…
Ve AKP’nin Suriye’ye düşmanlık politikasının, Esad‘ı yıkma hedefinin ve Şam rejimine karşı hemen herkesi desteklemesinin gerçekte ABD’nin Kürt koridoru planına hizmet olduğunu yazdık ısrarla…
Ve AKP’nin bu planda “bilinçli”rol aldığına dikkat çektik. Zira Erdoğan‘ın “ABD’nin BOP’u içinde Diyarbakır’ı bir merkez yapma” hedefiyle başlayan sürecin devamıydı bu da…
Ve Ahmet Davutoğlu‘nun ABD’ye verdiği “küresel yeni düzene, çevresinde alt düzenler kurarak katkıda bulunacağız” sözüyle uyumluydu gelişmeler…
Çünkü Irak’ın kuzeyindeki Kürt koridoru da, Suriye’nin kuzeyinde hedeflenen Kürt koridoru da, küresel düzenin altındaki alt bölgesel düzendi!
AKP TAMPON PEŞİNDE
Peki bugün durum ne?
Tel Abyad operasyonu da iyice gösterdi ki, ABD’nin asıl hedefi Suriye’nin kuzeyinde koridor kurmak!
AKP çevrelerinde de artık bu gerçek görülmeye başladı. Gazetelere yansımasından ve kulislerde konuşulmasından biliyoruz…
Ama bilmediğimiz şu: AKP, daha doğrusu Erdoğan-Davutoğlu ikilisi dün hizmet ettikleri koridora bugün gerçekten karşı mı? Karşı çıkmalarını, hatadan (gerçekte suçtan) dönmelerini elbette isteriz, zira bu Türkiye’nin yararına olur.
Ancak kimi haberler, Erdoğan-Davutoğlu’nun gerçekten değil, bunu fırsata çevirebilmek adına koridor karşıtlığına başladığını ortaya koyuyor:
AKP, kısa vadede Tel Abyad’ın alınmasının tampon ya da güvenli bölge için bir fırsat doğurduğunu düşünüyor. 2 yıldır buna karşı çıkan ABD’nin, AKP’nin güvenli bölge fikrine mecbur kalabileceği hesaplanıyor!
TSK’DE TAMPONU FIRSAT GÖRME EĞİLİMİ
Tampon ya da güvenli bölgenin koridora çare olarak mesaya getirilmesi, koridora karşı akılcı ve gerçeki bir şekilde karşı konulamayacağını göstermektedir.
Suriye içinde 50 km derinliğinde güvenli bölge kurulması ve Eğit-Donat programının oraya taşınması koridoru engellemez, tıpkı 90’larda Kuzey Irak’ta olduğu gibi Türkiye’ye kendi eliyle koridor inşa ettirir!
TSK AKP’nin Suriye’ye müdahale fikrine mesafeli duruyor ama AKP’nin masaya getirdiği bu yeni planı, maalesef, koridora karşı bir fırsat olarak görme eğilimi de taşıyor.
Bunun büyük hata olacağını önemle vurguluyoruz!
ÇARE LAZKİYE’Yİ SAVUNMAK
TSK Kürt koridoruna karşı mı? En pratik olanı belirtelim: Lazkiye’nin düşmesini önlemeli!
Zira Suriye’nin kuzeyindeki kuşağın Doğu Akdeniz’e açılabileceği alan Lazkiye ve civarı. Ve burası hâlâ Şam rejiminin kontrolünde. Lazkiye Esad’ın kontrolünde kaldığı müddetçe de kuşak koridor olamaz!
Dün de belirttik: Esad’la anlaşmadan koridor engellenemez! Sınır kapatılırsa, teröre destek bitirilirse, ÖSO dağıtılırsa, angajman kuralları değiştirilip Suriye Hava Kuvvetleri’nin kuşakta terörle mücadele etmesi engellenmezse, koridor yıkılır!
Fakat AKP bu yola gireceğine, tersine Esad düşmanlığını artırıyor ve ABD’yi de güya Esad‘a karşı kışkırtıyor! Davutoğlu önceki akşam Haber Türk‘te Esad, IŞİD ve PYD’nin işbirliği içinde olduğunu iddia ediyor. Aklınca “Esad ile IŞİD aynıdır” diyerek ABD’yi “önce IŞİD” çizgisinden döndürecek!
Açık söyleyelim: Bu bakıştan koridora karşı hamle değil, koridora bekçilik çıkar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2015
AKP hâlâ tampon peşinde
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/06/2015
ABD’nin havadan ve PYD ile ÖSO bünyesindeki Fırat Volkanı güçlerinin karadan yaptığı kuşatmayla Tel Abyad’ın ele geçilmesini, Kobani ile Cizire kantonlarını birleştirme operasyonu olduğunu yazıyoruz iki gündür.
Yani ABD bu hamleyle Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt kuşağı inşa etmeye, daha doğrusu bir Amerikan koridoru oluşturmaya çalışıyor.
ANKARA’DA İKİ AYRI GÖRÜŞ
Deniz Zeyrek‘ten öğrendiğimize göre, tablo Ankara’da iki türlü değerlendirildi. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt kuşağı kurulması, kısa vadede ABD’nin AKP’nin tampon bölge planına destek vermesine olanacak sağlayabilecek bir fırsat olarak görülüyor! AKP’ye göre Kuzey Irak’takine benzer bir güvenli bölge oluşturulması ve hava sahasının kapatılması, sadece IŞİD’i değil, Esad yönetimini de zayıflatabilir! (hurriyet.com.tr, 17 Haziran 2015)
Ancak Ankara’da, uzun vadede bunun Türkiye’ye zarar vereceği de öngörülüyor! İşte bu nedenle AKP’nin tampon ısrarına rağmen, TSK konuya mesafeli durmaya devam ediyor! (hurriyet.com.tr, 17 Haziran 2015)
KUZEY IRAK DENEYİMLERİ
AKP’nin Amerikan koridorunu kendi tampon bölge planı açısından bir fırsat gibi görmesi ile buna itiraz eden çizgi, bugün somut olarak karşı karşıyadır.
Kuşkusuz bu iki çizgi arasında gidip gelen kesimler ve görüşler de vardır. O kesimlere Türkiye’nin şu çok önemli üç Kuzey Irak deneyimini önemle anımsatıyoruz:
1) ABD’nin cephesinde yer alarak ABD’nin planına direnilemez. ABD’nin cephesinde yer alarak Kürt Koridoru’na karşı yapılan hamleler, en sonunda Kürt koridoruna desteğe dönüşür.
2) Kürt örgütlerinden birini diğerine tercih etmek Kürt Koridoru’nu engellemez.
3) Bağdat’la anlaşmadan, Kürt Koridoru engellenemez!
ANKARA KORİDORA KARŞI MI?
Bugün durum ne? AKP, TSK, Dışişleri, MİT dahil bir bütün olarak Ankara nasıl bir tutum izliyor? 7 Haziran sonuçları hakim çizgiyi zayıflatsa da, tablo yine de şöyledir:
1) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama ABD’nin cephesinde yer almak sürdürülmektedir: Eğit-Donat programıyla ABD’ye terörist eğitilmekte, İncirlik belli ölçülerde ABD’ye kullandırtılmakta ve ABD’nin yanında Suriye’ye karşı savaşılmaktadır.
2) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru yaratan Esad düşmanlığına devam edilmektedir. Hâlâ Esad‘ı devirmek esas hedeftir.
3) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru ortaya çıkaran Suriye’nin kuzeyindeki otorite boşluğuna kaynaklık yapılmaya devam edilmektedir: Sınırı açarak, teröre lojistik destek vererek, Esad‘a karşı savaşşsın diye terör örgütleri koordine ederek…
4) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru yıkmak üzere hamle yapan Şam rejimine karşı angajman kuralları uygulanmaktadır ve sınır hattında terörle mücadele edecek Suriye Hava Kuvvetleri fiilen engellenmektedir!
5) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama PKK’yi bölgede başat güç haline getiren Açılım’a devam denmektedir!
ÇARE ŞAM’LA ANLAŞMAK
Uzatmayalım, AKP’nin PYD lideri Salih Müslim‘le defalarca görüşmesini ve “yeter ki Esad’a karşı savaşın, özerkliğinize karışmayız” demesini, destek verdiği ÖSO gruplarının PYD’nin silahlı örgütü YPG ile yan yana savaşmasını, Türk toprakları üzerinden Kobani’ye peşmerge koridoru açmasını, hastanelerinde YPG’lileri tedavi ettirmesini vs. bir kenara bırakalım…
En önemli konuya dikkat çekelim: Ankara Amerikan Koridoru’na karşıysa ve bu konuda gerçekten somut birşey yapmak istiyorsa, yapması gereken ilk ve en önemli adım Şam’la anlaşmasıdır!
Kuzey Irak deneyimlerinden hareketle de TSK’yi uyaralım: Şam’la anlaşmadan yapılacak bir Amerikan Koridoru karşıtı askeri hamle, niyetiniz ne olursa olsun, Amerikan koridoruna hizmetle sonuçlanır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2015
ABD’nin satranç taşlarının değeri
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/06/2015
Satranç’ta her taşın rakamsal karşılığı olan bir değeri vardır. Piyonlar 1, atlar 3, filler 3, kaleler 5 ve vezir 9 puan değerindedir.
Ancak oyunun sonunda taşların değeri değişir. Örneğin kale 6 puana yükselir ama at ve fil 2,5 puana düşer. Oyun ortasında mı? Merkeze yerleşen piyonlar oyun ortasında değer kazanır; 1,5 puan olur.
Bu girişi ABD’nin Ortadoğu’daki satranç taşlarının değerini anlayabilmek için yaptık. Açalım:
ABD’nin her piyonu aynı değerde değildir. ABD’nin oyun başında feda edebileceği piyonları ile oyun ortasında merkeze yerleştirmeyi ve oyun sonuna taşıyabileceği piyonları aynı değerde değildir.
Feda edebileceği türden piyonlar taktik piyonlardır, merkeze yerleşenler yarı-stratejik ve oyun sonunu görebilecek piyonlar da stratejik piyonlardır.
Suriye’de yaşananları bu gerçeği görmeden analiz edemeyiz!
PKK STRATEJİK, AKP TAKTİK PİYON
Dün de belirttik: ABD IŞİD üzerinden belirlediği Ortadoğu hedefleri için 3 yıllık değil, gerçekte 30 yıllık planlamalar yapıyor. Bu planlamalar dahilinde de araçlarını stratejik ve taktik konumlarına göre sıralamakta ve bazen karşı karşıya getirmektedir. (Kuşkusuz planlama başka, gerçekleşebilmesi başkadır.)
Kobani’de de böyle oldu; piyonlar arası savaş değil, piyon fedası ile satranç tahtasının merkezi hedeflendi. O merkezdeki beyaz kare PKK-PYD’yi bölgesel aktör haline getirmek, siyah kare de Türkiye’yi koridor planına lehimlemekti!
ABD o siyah kareyi piyon fedası ve piyon takasları yaparak aldı. AKP’ye Türkiye üzerinden peşmerge koridoru açtırdı, TSK’yi Eğit-Donat programına mecbur etti. Kısacası Ankara’yı koridora karşı çıkarken koridora mahkum etti.
AMERİKAN KORİDORU
Şimdi Tel Abyad’da da aynı durumu yaşıyoruz. ABD Tel Abyad’ı IŞİD’in elinden “kurtarıp” PKK-PYD’ye teslim ederek, PKK’nin Kobani ve Cizire kantonlarını birleştirmiş oluyor; Kürt Koridorunu, Rafet Ballı’nın daha doğru ifadesiyle Amerikan Koridoru’nu geliştirmiş oluyor.
Ankara mı? AKP’nin yayın organlarına bakılırsa Ankara’nın itirazları var. Hatta Bakanlar Kurulu’nda BOP haritalarının masaya yatırıldığı, askerlerin bakanlara tehlikeyi o haritalarla anlattığı belirtiliyor.
Ya Erdoğan, ya BOP eşbaşkanı? O da BOP haritlarına karşı mı? Havuz medyasının “koridor” haberlerinden bu sonucu çıkarabilir miyiz? Kısmen evet.
Ama fotoğraf çekmekten öteye gidebilmeli ve tabloyu nedenleriyle birlikte ele alarak gerçekten aydınlatmalıyız. Aksi taktirde AKP-Cemaat çatışmasındaki gibi “suç ortaklığını” es geçen yanlış bir eğilim gelişir. Bu da Erdoğan‘ın pozisyonunu sağlamlaştırmasına olanak sağlayan etkenlerden biri olur.
PKK PUAN KAZANDI, AKP-KDP PUAN KAYBETTİ
Bu konuya derinlemesine inceleyeceğiz; AKP’deki güç kaybının AKP içi aktörlerin yönelimlerini nasıl etkiledeğini de araştıracağız. Şimdilik şu kadarını söyleyelim: ABD oyun ortasındadır ve taşları yeniden puanlamaktadır. Merkeze yaklaşanlar puan kazanmaktar, merkezden uzaklaşanlar ise puan kaybetmektedir.
Somut söyleyelim: Erdoğan Ağustos 2012 öncesinde Suriye konusunda ABD’nin bölgesel aktörü iken, Ayn el Arap’la (Kobani) birlikte bu değişti ve bölgesel aktörlük mertebesine PKK-PYD çıktı; PKK stratejik aktör haline gelirken, AKP taktik aktör mertebesine geriledi. PKK başat güç haline gelmeye ve hatta Barzani‘nin KDP’sinden daha fazla değerli olmaya başladı.
AKP ile PKK ve PKK ile KDP arasındaki çelişmelerle AKP ile KDP arasındaki yakınlaşma, oyun ortasındaki yeni puanlamanın sonucudur. PKK lideri Duran Kalkan‘ın dün yaptığı “PKK ile KDP arasındaki ilişkiler bitti” ilanını ve havuz medyasının koridor haberlerini bu bağlamda ele almalıyız.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2015
Tel Abyad, Kobani-Cizire birleştirme operasyonudur
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/06/2015
Ayn el Arap (Kobani) opeasyonu, ABD’nin Suriye’deki Kürt Koridoru’nun ilk ciddi hamlesiydi. Tel Abyad ise ikinci ciddi hamledir ve ilkinde bölgeye kabul ettirilmeye çalışılan kanton varlığını bu kez birleştirerek geliştirmeyi hedeflemektedir.
Daha somut söylersek, Tel Abyad operasyonu, tüm ayrıntıları bir kenara bıraktığımızda, PKK-PYD’nin Kobani ile Cizire kantonlarını birleştirme operasyonudur!
TEL ABYAD’DA AKP-PKK ORTAKLIĞI
Ve gelelim iki önemli ayrıntıya:
1) ABD’nin havadan bombalayarak, PYD’nin karadan kuşatarak yaptığı Tel Abyad operasyonu, AKP Hükümeti’nin bilgisi ve onayı dahilindedir. Zira operasyonda PYD ile birlikte ÖSO da rol almaktadır.
PYD’nin askeri birimi YPG, Tel Abyad’ı ÖSO bünyesindeki Fırat Volkanı (Burkan El Fırat) güçleri ile birlikte kuşatmaktadır. YPG ve AKP destekli Fırat Volkanı, ortak hareket ederek 12 köyü daha ele geçirmiş ve Tel Abyad’a 2 kilometreye kadar yaklaşmıştır. (Rudaw, 15 Haziran 2015)
AKP-MHP KOALİSYON ARAŞTIRMASI
2) AKP medyasının Tel Abyad üzerinden “Türkmen edebiyatı” yapması ve hatta “İşte Kürt devleti girişimi: Araplar ve Türkmenler sürülerek yerlerine Kürtler dolduruluyor” anafikirli analizler yapması iki pratik hedefle ilgilidir:
a) AKP MİT TIR’ı gerçeğinin yarattığı iklimi bulandırmaya çalışıyor. Kamuoyuna, “bakınız Türkmenlere yardımımız baltalanınca neler oluyor” mesajı verilmeye çalışılıyor.
b) Türkmen edebiyatı üzerinden MHP’nin olası bir Suriye’ye cep bölgesi kurma hedefli AKP operasyonuna desteği aranıyor. Bunun aynı zamanda Washington-Ankara eksenli yürütülen bir AKP-MHP koalisyon araştırması olduğunu da belirtelim! Zira MHP Suriye konusunda CHP’ye göre AKP’ye çok daha yakın duruyor.
ABD’NİN IŞİD STRATEJİSİ
IŞİD Kobani’den sonra Tel Abyad’da da ABD için “tasarlanmış elverişli düşman” olma özelliğini gösterdi. Bu bakımda dün Kobani’de olduğu gibi bugün Tel Abyad da karşıt gözükenleri yine aynı cepheye yazıyoruz: ABD, PKK/PYD-AKP-Barzani-IŞİD.
Araçlar arasındaki farklar ve hatta araçların karşı karşıya getirilmesi bu gerçeği değiştirmez! Açalım:
ABD’nin IŞİD stratejisi özetle ne? IŞİD Irak ve Suriye’de belirli bölgeleri ele geçirecek ve özellikle Araplar ile Türkmenleri sürecek, dağıtacak. Daha sonra ABD havadan, Irak’ta peşmerge ile Sünni milisler, Suriye’de ise PYD ve ÖSO o bölgeleri karadan kuşatacak. Sonra IŞİD’den boşaltılacak o alan Bağdat ya da Şam’a değil, elbette Barzani ile PYD’ye bırakılacak! (TSK ise Eğit-Donat programıyla karadan kuşatma yapacak kuvvetleri eğiterek dolaylı katkı sunacak.)
30 YILLIK HEDEF
ABD bu nedenle IŞİD stratejisini resmi olarak “şimdilik” 3 yıllık diye belirlemiştir. Bunun en az 5 yıla çıkarılması gerektiği de Pentagon-Dışişleri-CIA üçgeninde tartışılmaktadır. Zira ABD için mesele terörle mücadele ve IŞİD’in bitirilmesi değil, tersine teröre yol verme ve terörden yararlanmadır!
ABD o nedenle IŞİD konusunun hızla bitmesini değil, tersine uzamasını, yayılmasını ve konunun kendisine sürekli Ortadoğu’ya müdahale etme zemini yaratmasını istemektedir. ABD’nin eski Savunma Bakanı ve eski CIA Başkanı Leon Panetta başta olmak üzere kimi özel isimlerin “IŞİD’le savaş 30 yıl sürebilir” demesi bundandır!
Not: Yarın bu konuya devam edeceğiz. ABD’nin satranç tahtsındaki taşlarının oyun ortasında yeninden değerlenmesini ele alacağız.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2015