Archive for category Politika Yazıları
AKP’nin Obama’yla soykırım pazarlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/04/2015
Papa’nın “soykırım” mesajıyla başlayan 24 Nisan’a yönelik Atlantik baskısı karşısında Ankara neden Perinçek-İsviçre davasının AİHM kararını kullanmıyor?
Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz Hürriyet‘e yaptığı açıklamada şu yanıtı veriyor: “Türkiye kendi iç siyasi durumu nedeniyle bu hukuki kazanımları pek kullanmıyor. Belki ‘seçimlere gidiyoruz, Perinçek davasındaki kazanımı öne çıkarırsak Perinçek‘in şu anki konumuna katkı sağlayabilir’ gibi bir kaygı olabilir.”
SOYKIRIM SÖZCÜĞÜ YOK, TESLİMİYET VAR
Kuşkusuz AKP Hükümeti’nin böyle bir hesabı var. Erdoğan tıpkı 1 Mart 2003 tezkeresinin oylamasından önce kapalı grup toplantısında milletvekillerine “ya bendensiniz ya Perinçek’ten yanasınız” dediği gibi, bugün de en karşısında konumlananın Perinçek olduğunu bilmektedir.
Erdoğanların “Ermeni soykırımı yalanını” bitiren AİHM kararını kullanmaması, aynı zamanda ABD’yle vardıkları anlaşmanın da bir sonucudur! Açalım:
Washington’da temaslarını sürdüren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu müjdeyi verdi: “Obama ‘soykırım’ kelimesini kullanmayacak.”
Peki neyin karşılığında? Yanıt, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry‘nin Çavuşoğlu‘yla görüşmesi sırasında söylediği “Türkiye olmazsa olmaz partnerdir” cümlesinin içindedir. Kerry o cümleyi şöyle açmıştır: Türkiye Irak’ta, Suriye’de, IŞİD konusunda, Musul’da, Yemen’de, Afganistan’da, Libya’da hatta Ukrayna’da bile ABD’nin partneridir!
Tamam Obama bu yıl ‘soykırım’ demeyecektir ama AKP Hükümeti sayesinde Türkiye’den bölgedeki geniş çıkarlarında yararlanacaktır!
ÖZÜR, TAZİYE, BİLMEYEREK SOYKIRIM!
Siz bakmayın Papa’nın ‘soykırım’ mesajı sonrasında Erdoğan‘ın yaptığı çıkışlara. Tamamı 7 Haziran’la ilgilidir. Yoksa Erdoğan geçen yıl 24 Nisan’da yayınladığı “özür” mesajıyla bu konuda nerede durduğunu göstermiştir.
Ya Davutoğlu? O da bu yıl yayınladığı mesajla Ermenilerin acılarını paylaştı, taziyelerini sundu. Hatta “diasporayla gizli gizli görüştüğünü” de açıkladı.
Erdoğan özür diler, Davutoğlu taziye sunar da Arınç durur mu? O da “bilerek ve isteyerek soykırım yapmadık” diyerek çıtayı biraz daha yükseltti!
İnsan bu laflara bakınca Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan‘ın boşuna konuşmadığını düşünür! Şöyle demişti Sarkisyan geçenlerde: “Türkiye er geç soykırımı kabul edecek!”
Sarkisyan hem ABD’nin koordinatörlüğünde imzalanan Türkiye-Ermenistan protokollerine dayanarak bunu söylüyordu, hem de bu protokollerin bir sonucu olarak AKP’li yetkililerin “kamuoyunu alıştıra alıştıra” yaptığı açıklamalara…
ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN SERÜVENİ
Öte yandan AKP Hükümeti’nin Perinçek-İsviçre davasının AİHM kararını kullanmamasının bir diğer nedeni de şudur: ABD’nin kullandığı karta, ABD’nin taşeronları ve işbirlikçileri karşı çıkamaz!
Bakınız Ermeni meselesinin en önemli tarihsel özelliği dün de bugün de emperyalistlerin kullandığı bir kart olmasıdır. Ermeni milliyetçiliğinin temsilcisi olan Taşnaksütyun Partisi sadece 1. Dünya Savaşı’da Rus Çarlığının ve İngiliz emperyalizminin bir silahı olmamıştır, 1940’larda da Hitler’in emir komutasına girmiştir!
Ermeni meselesi konusunda çok önemli eserler veren Mehmet Perinçek‘in Kaynak Yayınları‘ndan çıkan son kitabı “Ermeni Milliyetçiliğininin Serüveni” işte bu çarpıcı gerçeği bizlere göstermektedir.
Ermeni milliyetçiliği önce Rus Çarlığının ve İngiliz emperyalizminin, sonra Nazizmin ve en sonunda da ABD emperaylizminin elinde bir kart olduğu için, 1915 olayları sürekli “soykırım” kelimesi üzerinden işlenmektedir.
Çünkü mesele gerçekte yaşandığı gibi “karşılıklı kırım” düzleminde incelense, Türkler ve Ermeniler arasındaki bu sorun hızla halklar yararına çözülecek ve emperyalizmin elindeki kart düşürülmüş olacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Nisan 2015
Kürt var, Ermeni var ama Türk yok!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/04/2015
HDP’nin seçim bildirgesinin en temel özelliği, içinde “Türk” sözcüğünün bulunmamasıdır! Kürt vardır, Ermeni vardır, Rum vardır ama HDP’nin seçim bildirgesinde “Türk” yoktur!
Hadi haksızlık etmeyelim, bir tek Kıbrıs konusunun olduğu paragrafta Türk vardır ama “Kıbrıs Türk”ü olarak…
Yani HDP’nin seçim bildirgesinde Kıbıs’ın Türk’ü vardır ama Türkiye’nin Türk’ü yoktur!
HDP’NİN MİSYONU
Peki hazırladığı seçim bildirgesine tek bir Türk sözcüğü koymayan HDP nasıl Türkiye partisi olabilir? Türkiye partisi olmak için sadece Türkiye demek yeterli midir?
Türk’ü yok sayan bir anlayışla Türkiye partisi olunur mu? Türk’ü “Türkiye halkları” diye geçiştirerek Türkiye partisi olunur mu?
Türk’ü üst kimlik olarak görmeyen bir anlayış, Türkiye partisi olur mu?
Fakat gerçekte HDP’nin zaten Türkiye partisi olmak gibi bir derdi yoktur. Bir MİT projesi olarak Hakan Fidan‘ın Öcalan‘a kurdurduğu HDP’nin temel görevleri Türk Solu’nu emmek ve Gezi türü yeni isyanlarda AKP’ye barikat olmaktır!
HDP’nin “Türkiye partisi” olarak 7 Haziran görevi ise diğer muhalefet partilerinin alacağı batıdaki oyların bir kısmını tırtıklayarak AKP’yi rahatlatmaktır!
ARA GÜLER’İN İŞARET ETTİĞİ GERÇEK
Ermeni kökenli Türk fotoğraf sanatçısı Ara Güler bakın ne diyor: “Ermeni ve Türkler bütündür. Hepsinin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu memlekette yaşayanlar, kökenleri ne olursa olsun Türk’tür. Türkiye vatanlarıdır.” (aa.com.tr, 21 Nisan 2015).
Ara Güler Türk kimliğine vurgu yaparak Ermeni kimliğini yok mu sayıyor? Hayır, Türk’ün Türkiye’de yaşayan herkesin üst kimliği olduğunu fakat Ermeniliğin de kendisinin alt kimliği olduğunu belirtiyor.
Çünkü Türk kimliği bir etnik kimlik değildir, milli ve siyasi kimliktir. Atatürk o nedenle “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” demiştir!
Bir devrimle Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran tüm (Türkmen, Kürt, Laz, Çerkez vs.) etnik gruplar, milletleşmiş ve Türk ortak kimliğini ortaya çıkarmıştır.
İşte Ara Güler usta bu esası vurgulamıştır. Çünkü Ara Güler ustanın birlikte yaşamak diye bir derdi vardır.
ÖZERKLİK AYRILIĞIN YOLUDUR
Peki HDP’nin birlikte yaşamak diye bir hedefi var mı?
Seçim bildirgesinin merkezine koydukları “özerklik”, birlikte yaşamanın adı mıdır, yoksa ayrılma vakti gelene kadar idare etmenin yolu mudur?
Hem Açılım’ı hem de özerkliği HDP’nin önüne koyan David Philips gibi ABD’nin Kürt işleri sorumlularının yazdıklarından biliyoruz ki, özerklik, ayrılışı kolaylaştıracak bir geçiş aşamasıdır!
ABD’nin Irak’a iki savaşla kabul ettirdiği otonominin, Suriye’de Batı destekli terörle inşa edilmeye çalışılan kantonların ve Türkiye’ye Açılım’la dayatılan özerkliğin son tahlilde Büyük Kürdistan’ın parçaları olduğu ortadadır!
DOLMABAHÇE MUTABAKATI
AKP ile HDP arasındaki “karşıtlık” görüntüsüne itiraz etmemiz Açılım’dandır!
AKP ile HDP Açılım ortağıdır ve her ikisinin de hedefi Türkiye Cumhuriyeti’nin idari yapısını ve kuruluş ilkelerini değiştirmektir.
AKP ile PKK’yi Açılım’da buluşturan en önemli ortak nokta, özerklik ile başkanlık sisteminin birbirini bütünlemesidir.
Ve o nedenle HDP seçim bildirgesinde, AKP ile yaptığı anlaşmayı esas almaktadır: “HDP, bu sürecin bir aşaması olarak Dolmabahçe Mutabakatı’nda açıklanan 10 maddeyi, çözümün ilkesel çerçevesi olarak kabul eder.”
AKP de tıpkı HDP gibi Dolmabahçe Mutabakatı’nı esas aldığından, baskıda düştüğünü söylediği Açılım’la ilgili metni, aynı gün kendi seçim beyannamesine eklemiştir!
ERDOĞAN-ÖCALAN ANLAŞMASINA UYUM
Böylece hem HDP’nin hem de AKP’nin seçim bildirgesi, aynı günde, Erdoğan-Öcalan anlaşmasına uyumlu hale getirilmiş olmaktadır!
Erdoğan‘ın tavrı konusunda “ama” diyenlere de önemle anımsatalım: Erdoğan 10 maddeye değil, oy kaygısı nedeniyle Dolmabahçe’de verilen poza itiraz etmişti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Nisan 2015
Başkanlık = AKP + HDP
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/04/2015
Türkiye 7 Haziran seçimine şu büyük aldatmacayla gidiyor: “AKP’nin panzehri HDP’dir.”
Bu aldatmaca üzerinden HDP’nin barajı aşmasına çalışılıyor:
1) Toplumdaki mevcut Erdoğan karşıtlığı rüzgarından HDP’nin yelkeni şişirilmeye çalışılıyor. “Erdoğan‘ı başkan yaptırmayacağız” gibi çıkışlarla, kamuoyunda “Erdoğan’la en iyi çarpışan parti HDP’dir” algısı yaratılmaya çalışılıyor.
2) AKP ile HDP’nin birbirinin karşıtı olduğu görüntüsü üzerinden Türk ve Kürt oylar kutuplaştırılmaya, MHP ile CHP’deki Türk ve Kürt oylar AKP ile HDP’ye yönlendirilmeye çalışılıyor.
3) AKP, örneğin Yeni Şafak‘ın dünkü “işte o gizli görüşme” türü manşetleriyle, Alevileri Atatürk ve Cumhuriyet’e düşmanlaştırmaya ve oylarını HDP’ye yönlendirmeye çalışıyor!
Yoksa AKP’nin derdi temelde Aleviler değil, fakat Dersimcilik ve Seyit Rızacılık üzerinden Cumhuriyet’le hesaplaşmak ve laikliğin en büyük savunucuları olan Alevileri Cumhuriyet’in temel ilkelerinden koparmaya çalışmaktır.
4) Kılıçdaroğlu‘nun “türbanı AKP’nin elinden almak” diyerek başlattığı laikliği sulandırma ve en sonunda “tarikat ve cematlere saygılı olma” çizgisi, laikliğin asıl kalesinin HDP olduğu iddiasında kullanılıyor.
DOĞUDA KAYBEDECEĞİNİN FAZLASINI BATIDA KAZANMAK
Denilebilir ki AKP HDP’yi neden güçlendirsin, neden kendisinin aldığı Kürt oyları HDP’ye kaptırma riskine girsin?
Erdoğan‘ın iki hedefi var:
1) Erdoğan, milliyetçilik görüntüsü ile doğuda kaybedeceğinden fazlasını batıda kazanacağını hesaplamaktadır.
2) Erdoğan, HDP’yi güçlendirebildiği oranda rakiplerini zayıflatacağını bilmektedir.
Yani Erdoğan milliyetçilik söylemi ile AKP’nin kaybedilecek oylarını durdurmaya ve AKP, MHP, CHP ve Vatan Partisi arasında dolaşacak milliyetçi-vatansever oyları kontrol etmeye çalışmaktadır. Diğer yandan rakiplerinin Kürt-Alevi ve laik oylarının da HDP’ye akmasına uğraşmaktadır.
ERDOĞAN-ÖCALAN ANLAŞMASI
Peki Erdoğan tüm bu operasyonları hangi ana hedef için yapmaktadır? Başkanlık sistemi için!
Erdoğan’ın başkanlığı ise AKP’nin oyları yetmediğinden, AKP ile HDP’nin oylarının toplamına bağlıdır. Ancak HDP barajı aşar ve AKP ile HDP’nin oy toplamı referandum için gerekli sayıya ulaşırsa Erdoğan‘ın başkanlık hayali gerçekleşebilecektir.
Demirtaş‘ın “seni başkan yaptırmayacağız” demesinin anlamı yoktur. Çünkü Erdoğan ile Öcalan, başkanlık sistemi ile özerklikte anlaşmıştır.
Daha doğrusu ABD’nin Erdoğan ile Öcalan‘ın önüne koyduğu ve kabul ettirdiği Açılım, asıl başkanlık ve özerklik demektir. Erdoğan‘ın daha 2004 yılının başında söylediği “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” demesi bundandır. Diyarbakır, “özerk Kürdistan”ın başkenti olacaktır!
AKP’Yİ KİM İKTİDAR YAPMAZ?
Ortaya çıkan bu tablo yukarıdakilerinin tersine asıl şu gerçekleri ortaya çıkarmaktadır:
1) HDP, AKP’nin panzehri değil, pratikte ortağıdır. HDP AKP’yle en iyi çarpışan parti değil, ortak hedeflerinin aktörüdür.
2) “HDP barajı aşıp TBMM’ye girerse AKP tek başına iktidar olamaz” tezi yalandır ve asıl HDP barajı aşarsa AKP iktidar olacak ve başkanlığı getirecektir!
3) Görüldüğü gibi AKP’yi tek başına iktidar yapmayacak etken HDP’nin TBMM’ye girmesi değil, asıl Vatan Partisi’nin TBMM’ye girebilmesidir.
4) AKP’nin milliyetçiliği sahtedir ve Ermeni soykırımı yalanı konusunda da görüldüğü gibi gerçek vatansever milliyetçiliği Vatan Partisi yapmaktadır.
5) Aleviler, Cumhuriyet’in ve laikliğin en önemli savunucularıdır ve oylarını Cumhuriyet düşmanlarına vermez!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Nisan 2015
NATO’ya karşı Çin-Rusya-İran cephesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/04/2015
İran Savunma Bakanı Tuğg. Hüseyin Dehkan, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu‘ya “NATO’ya karşı Çin-Rusya-İran birleşik cephesi” kurmayı önerdi.
ABD ve müttefiklerinin yayılmacı politikalar sürdürdüğünü vurgulayan Dehkan, yeni bir dünya düzeni kurulması gerektiğini savundu. Dehkan, Rusya’nın “ABD’nin güvenilir bir dost ve ortak olamayacağına dair görüşünü” paylaştıklarını da belirtti.
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise “Rusya, Çin ve İran’ın yakın tehditleri değerlendirmek için kısa zamanda ortak bir zirve yapması” çağrısında bulundu.
YENİ DÜNYA DÜZENİ KURULUYOR
Çin, Rusya ve İran arasında kurulacak bir “birleşik cephe”, yeni bir dünya düzeni yaratacaktır. Böylesi bir “birleşik cephe” herşeyden önemlisi ABD’yi kısa zamanda bölgede etkisizleştirecek ve en sonunda da Asya’dan atacaktır!
Fakat bizim açımızdan asıl önemlisi, “birleşik cephe”nin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğidir. Zira İran Savunma Bakanı Tuğg. Hüseyin Dehkan‘ın dikkat çektiği “ABD ve müttefiklerinin yayılmacı politikaları” cümlesindeki müttefiklerden birisi AKP Hükümeti’nin yönettiği Türkiye’dir.
Türkiye, birleşik cephenin tam karşısında olan NATO’nun bir üyesidir ve Suriye ile Yemen’de İran ile Rusya’ya karşı konumlanmıştır.
Bu tablo şu önemli gerçeğe işaret etmektedir: Türkiye, daha fazla Amerikancı bir iktidarla yönetilemez! Zaten Türkiye Amerikancı iktidara rağmen bir süredir kaçınılmaz olarak Asya’ya kaymaktadır. Tıpkı dünyanın geri kalanı gibi…
Neden? Çünkü Asya-Pasifik dünyanın yeni ekonomi merkezidir ve siyasal merkezi de olmaya başlamıştır. Çin, ABD’nin Dünya Bankası-IMF merkezli dünya düzeninin karşısında yeni bir düzen girişimi başlatmıştır. BRICS’in Kalkınma Bankası, AB ülkelerinin bile dışında kalamadığı Çin’in Asya Altyapı Yatırım Bankası, BRICS ülkelerinin dolar yerine milli paralarını kullanmaları yeni bir dünya düzeninin kurulmakta olduğunun göstergeleridir.
Bu gerçekler, Erdoğan rejimini bile Şangay İşbirliği Örgütü üyeliği arayışına, Asya Altyapı Yatırım Bankası kurucu üyeliğine ve Çin’le Füze Savunma Anlaşması yapmaya itmiştir. Erdoğan‘ın bunları ABD’yle pazarlığında kullanmaya çalışması talidir ve ana gelişmeyi değiştiremeyecektir.
KÜRESELLEŞMEYE KARŞI BÖLGESELLEŞME
Bu tablo aslında ABD’nin küreselleşme stratejisine karşı bölgeselleşmenin ne denli etkili olduğunun da göstergesidir. Bölgesel ittifaklar, ekonomik entegrasyonlar “tek kutuplu dünya”yı bitirmiş, arka bahçesi sayılan Latin Amerika’dan başlayarak dünyayı ABD emyeryalizmine dar etmiştir.
Türkiye de er geç bu ana gelişmeye uygun bir yönetime kavuşacaktır. Çünkü doğru rotada yanlış kaptanla yol alınamamaktadır.
Türkiye er geç “bölgeselleşecek” ve Batı Asya Birliği dediğimiz yapıyı İran, Irak, Suriye, Lübnan, Azerbaycan ve KKTC ile birlikte oluşturacaktır. Biz bunu, sınıf mücadelesi esaslı tarih, politika ve devletlerarası ilişki okumamıza yani emperyalizm ile milli devletler arasındaki mücadeleye bakarak söylüyoruz.
TÜRKİYE İÇİN JEOPOLİTİK ROTA
Ama jeopolitik bakışla da sonuç buraya çıkıyor, kaçınılmaz!
Türkiye’nin en önemli stratejistlerinden Soner Polat, jeopolitik bilimi ile çok önemli bir dünya, bölge ve Türkiye incelemesi yaparak, işte bu sonuca varanlardandır. Polat, “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” isimli yeni kitabında, Ankara-Şam-Bağdat-Tahran-Bakü hattının kurulmasının kaçınılmaz olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Polat, bu gerçeğe şu üç temel inceleme üzerinden varmıştır: Birincisi ABD’nin restorasyon çabalarına bakarak, ama ikincisi ABD’ye karşı küresel denge arayışlarını dikkate alarak ve üçüncüsü de Türkiye için risk ve tehditleri analiz ederek, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını saptayarak ve bu çıkarların kimlerle birlikte savunulacabileceğine bakarak!
Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitap, aynı zamanda jeopolitik disiplin hakkında genel bir kaynak olma özelliği de taşıyor. Bu bilimin tarihte nasıl ortaya çıktığı, hangi temel jeopolitik teorilerin olduğu, uygarlıkların bu disiplinle nasıl inceleneceği gibi konular da bu başvuru kitabında yer almaktadır. Kuşkusuz kitap aynı zamanda bir ABD, AB, Ortadoğu, Asya, Avrasya incelemesidir ve önemli bir devletlerarası ilişkiler kitabıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Nisan 2015
HDP’yle koalisyona evet, Vatan’la ittifaka hayır!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/04/2015
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 7 Haziran’dan sonra MHP ve HDP ile koalisyon kurabileceklerini ilan etti! (hurriyet.com.tr, 17 Nisan 2015)
Kılıçdaroğlu böylece “HDP barajı aşmalıdır” çizgisini daha da kalınlaştırmış oldu!
KILIÇDAROĞLU’NDAN HDP’YE OY İKRAMI
Bu sıradan bir açıklama değildir. Tek başına iktidar olamayan bir partinin hükümet kurma arayışı da değildir. Peki nedir?
CHP’li okurlarımız kızsınlar ama şu yazacaklarımın üzerinde mutlaka düşünsünler:
Kılıçdaroğlu‘nun bu açıklaması TBMM’yi AKP’ye teslim etme ve muhalefette kalma açıklamasıdır. Şundan:
1) HDP’yle ittifak ve HDP’yle koalisyon söylemi CHP’ye oy kaybettirir. Çünkü bu görüntü her şeyden önce ulusalcı seçmeni kızdırır.
Nitekim HDP’nin Açılım ortağı AKP bile bu gerçek nedeniyle her seçim öncesinde milliyetçilik maskesi takar ve PKK karşıtı açıklamalar yapar.
2) HDP’yle ittifak çizgisi, Kürt-Alevi oylara yönelmiş HDP’nin CHP tabanından oy kazanmasına yol açar. Hele bir de başta Kılıçdaroğlu olmak üzere üst düzey CHP yöneticileri “HDP’nin barajı geçmesini isteriz” demişken! Bu CHP Genel Merkezi’nin tabanından bir bölümü HDP’ye ikram etmesi demektir.
TEMEL NOKTA: MİLLİ DEVLET
Fakat daha önemlisi şudur: CHP’nin HDP ile ittifakı, kurucu partinin kurucu ilkelerden koptuğunu ve AKP’leştiğini resmeder!
Örneğin CHP de tıpkı AKP gibi artık “Avrupa yerel özerklik şartı” demekte ve PKK’nin istediği özerkliğe yeşil ışık yakmaktadır. Önce Dersimcilik, şimdi de soykırımcılık eğiliminin başlaması, bu kurucu ilkelerden kopmanın sonuçlarıdır. Hatta CHP heyetinin Ağrı-Diaydin’deki olay için “Asker gelmese PKK ve halk halay çekerdi, olay çıkmazdı” noktasına kadar savrulması bile bu kurucu ilkelerden kopmanın sonucudur.
Nedir o kurucu ilke? Üniter devlet, yani milli devlet!
Buradan verilecek tavizin yanında, tüm siyasal tavizler değersiz kalır! Vurgulamamız bundandır, CHP’li dostlarımızı üzmek pahasına bu noktaya dikkat çekmemiz bundandır. Türkiye’nin yurtseverlerini, ulusalcılarını, milliyetçilerini, Atatürkçülerini uyarmamız bundandır.
YENİ CHP YÖNETİMİNİN VATAN KORKUSU
Bunun “CHP’ye düşmanlık” gibi değerlendirilmesi, kuşkusuz Türkiye’ye özgü seçim süreci doğasının içindedir. Ancak kimi CHP’lilerin bu en temel noktalardaki eleştirilere yanıt vermek yerine, ekranlardan “CHP’ye karşı AKP-Vatan ittifakı var” gibi iftiralara sarılması, en hafifinden ayıptır!
Bu iftirayı atanlar kendilerine HDP ile ittifak yapabilmeyi yakıştırabilirler ama Vatan Partisi AKP ile yan yana olmayı kendisine yakıştırmaz!
Aslında o iftirayı atanlar da bunu bilmektedir. AKP’ye en iyi ve sonuç alıcı muhalefeti yapanın Vatan Partisi olduğunu bilirler. Daha düne kadar bu partinin Silivri duvarlarını nasıl yıktığından, AKP’nin “yeni Anayasa” girişimini nasıl durdurduğundan, soykırım yalanını nasıl mahkum ettiğinden övgüyle bahsedenlerin, bugün “CHP’ye karşı AKP-Vatan ittifakı var” türü iftiralara sarılması, aslında vatansever seçmenin Vatan’da birleşmeye başlaması korkusundandır!
Kurucu ilkelerden kopan CHP’nin vatansever seçmeninin Vatan Partisi’ne oy verme eğilimine girmesinden korkmakta ve çareyi iftirada aramaktadırlar!
Nitekim bu gerçek, ciddi anketlerde de ortaya çıkmaya başladı. Vatan Partisi’nin barajı zorlayan yüzde 8’lik potansiyele sahip olduğu gerçeği, bu telaşın, bu iftiraların nedenidir.
VATAN’LA İKTİDAR OLUNUR
Uzun laflar etmenin anlamı yok. Aydınlık‘ın CHP ile ilgili haberleri ortadadır ve tamamı bu partinin Kılıçdaroğlu döneminde kurucu ilkelerden kopması girişimlerine eleştiridir. Hatta doğru okuma yapmak isteyenler için, dostça uyarıdır.
İftiraya ve yalana dayalı propagandanın nasılsa hükmü yoktur, CHP’li seçmen bunu görecek siyasi olgunluktadır. O nedenle CHP’li seçmen asıl şu sorunun üzerine gitmelidir: Kılıçdaroğlu neden HDP’yle koalisyona evet ama Vatan’la seçim ittifakına hayır diyor? Kılıçdaroğlu neden Vatan’la iktidar olmak varken HDP’yle koalisyona razı oluyor?
Bu sorunun yanıtı, bütün sorunların anahtarıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2015
AKP’nin Açılım beyannamesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/04/2015
Ahmet Davutoğlu‘nun önceki gün açıkladığı “Yeni Türkiye sözleşmesi” isimli seçim beyannamesinde “çözüm sürecinin” olmadığı iddia ediliyor.
İddiayı daha çok 7 Haziran’da HDP’ye baraj atlatma kampanyasında görev alan kesimler öne çıkarıyor. Örneğin Taraf, “AKP Beyannamesi ‘çözümsüz’ çıktı” başlığı atıyor, “çözüm süreci başlığı bile yok” diyor. Örneğin Bianet, çözüm sürecinden sadece beyannamenin “neler yaptık” bölümünde bir cümleyle bahsedildiğinden yakınıyor.
Hatta sosyal medyada “çözüm süreci” bölümünün yaşanan son gelişmelerden dolayı beyannameden çıkarıldığı ileri sürülüyor.
AÇILIM DİYARBAKIR’I MERKEZ YAPMAKTIR
Ancak sadece “çözüm” kelimesinin varlığına bakarak ortaya atılan bu iddia doğru değildir.
Gelin bu iddia üzerinden ve Açılım’ın ne olduğuna bakarak beyannameyi inceleyelim:
Açılım, Kürt kökenli yurttaşlarımıza çeşitli demokratik haklarının iadesi değildi. Açılım, Kürtçe konuşmak, yazmak, gazete çıkarmak, şarkı söylemek değildi. Açılım, Kürt kökenli yurttaşlarımızın Kürt olduğunu söyleyebilmeleri de değildir.
Bunlar zaten olması gerekenlerdi ve ne yazık ki Türk devleti önce Kürt kökenli yurttaşlarını bu haktan mahrum bırakarak, sonra da bu hakkı çok geç iade ederek büyük bir hata yapmıştı!
AKP ile PKK’nin önüne konulan Açılım ise ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin en önemli hedefidir: Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan kurmaktır! (Erdoğan‘ın daha 2004’ün başında “Diyarbakır’ı BOP’un merkezi yapacağız” demesi bundandı.)
AÇILIM PKK’YE ÖZERKLİKTİR
Tabi Büyük Kürdistan’ı bölgede, bölge ülkelerini parçalayarak inşa etmek öyle kolay değildi. ABD Irak’a saldırdığı 1990 yılından beri bunun yolunu döşemeye çalışıyordu. Irak’ın kuzeyinde bir parça kurmak, bunu Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmak, Türkiye’ye doğru genişletmek gibi ara hedeflerle ilerlemeye çalışıyordu.
İşte Açılım, ABD’nin bu ana hedefe hazırlık aşamasıydı; Türkiye boyutuydu… Irak’ta iki işgalle Araplar ile Kürtler ayrıştırılmıştı, Suriye’de 4 yıldır Kürtler dış destekli büyük terör kalkışmalarıyla Araplardan koparılmaya çalışılıyor ve Türkiye’de de Türk ile Kürt Açılım’la farklı bir yol izlenerek ayrıştırılıyor. Açılım bu özelliği nedeniyle bir çözüm değil çözülmeydi.
Açılım’ın ABD açısından pratikteki tek anlamı, Kürtlere ileride Türkiye’den kopmayı sağlayabilecek bir statü verebilmekti. Bunun ne olduğu, Türkiye’deki milli kuvvetlerin direncine bağlıydı. Ergenekon-Balyoz tertipleriyle o direnç bir ölçüde kırılırken, Açılım da bu sürece paralel olarak “özerklik” hedefiyle ilerletildi.
Yani Açılım pratikte Kürtlere özerklik demekti, PKK’nin Türkiye’ni güneydoğusunu yönetmesi demekti.
AÇILIM YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIKTIR
Peki bu nasıl mümkün olacak? Zira Türkiye üniter (tekil) bir devlettir ve başta bu özelliği nedeniyle parlamenter sistemle yönetilmektedir. Özerklik ise bir nevi federasyondur, üniterliğin kaldırılmasıdır.
O zaman parlamenter sistem yerine başkanlık sistemine geçilmeliydi! Zira başkanlık sistemi daha çok federatif özellikleri bulunan, eyaletlerin toplamından oluşan ülkelerde uygulanıyordu.
Peki bu nasıl sağlanacaktı? Yeni bir anayasa yaparak! Yeni anayasa ile devletin idari şekli ve ülkenin rejimi değişecekti; ülke “Yeni Türkiye” ile Türkiye Cumhuriyeti olmaktan çıkacak ve Türk-Kürt Federasyonu olacaktı!
TÜRKSÜZ ANAYASA, ÖZERK ÜLKE
Şimdi bu gerçekler ışığında AKP’nin adı “Yeni Türkiye sözleşmesi” olan seçim beyannamesine tekrar bakın: Orada hem etnik kimlik referansı olmayan yani Türksüz bir Yeni Anayasa hedefini göreceksiniz, hem de PKK’ye özerkliği sağlayacak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekincelerinin kaldırılmasını ve mahalli idarelere yetki aktarımını…
Sonuç olarak “çözüm süreci” yani Açılım AKP’nin seçim beyannamesinde vardır ve üstelik bu kez taçlanmış olarak yer almaktadır. “Yeni Türkiye sözleşmesi” demeleri tam da bundandır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Nisan 2015
Genelkurmay kafa açtı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/04/2015
HDP ile AKP Hükümeti’nin Ağrı-Diyadin’deki çatışmayla ilgili birbirini suçlayan ve “kafaları karıştırmaya” yönelik açıklamaları kuşkusuz şaşırtmadı. Ancak Genelkurmay’ın konuyla ilgili toplam üç açıklaması, meseleyi belli oranda aydınlattı ve “siyasi hesaplar” noktasında kafaları açtı!
Açıklamalardan hareketle inceleyelim:
TSK’NİN PKK-HALK AYRIMI VURGUSU
Örneğin HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, yaralı askerlerin halk tarafından kurtarıldığını söyledi. Daha sonra Demirtaş‘ın açıklamasını kısmen destekleyen bazı görüntüler yayınlandı.
Kuşkusuz bu normaldi ve fidan dikme etkinliği nedeniyle orada bulunan halk elbette PKK’li değildi!
Fakat Başbakan Ahmet Davutoğlu, Demirtaş‘ın yalan söylediğini belirtti.
Genelkurmay Başkanlığı’nın ikinci açıklaması ise şöyleydi: “… bölgeye gelen vatandaşlarımızın, yaralı personelimize yardımı takdire şayan bulunmuş, vatandaşlarımızın Türk askerine olan bağlılığının ve sevgisinin ne denli büyük olduğunu göstermiş, milletimizin birlik ve beraberliğinin güzel bir örneğini teşkil etmiştir.”
Bu açıklama haliyle kamuoyunda “Davutoğlu’nun yalanlanması ve Demirtaş’ın doğrulanması” olarak yorumlandı. Ancak asıl önemlisi TSK’nin çok doğru olarak PKK-Halk ayrımı yapmasıydı!
Hatta ilerleyen saatlerde Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğg. Ertuğrul Özkürkçü çıktı ve Genelkurmay’ın üçüncü açıklaması olarak “Ağrı’da yaralı personelimize askerlerimizin yanında yer alarak yardım eden vatandaşlarımızın ‘canlı kalkan’ olarak tanımlanmasını TSK olarak kabul etmiyoruz” dedi!
OPERASYON MU GÜVENLİK TEDBİRİ Mİ?
İkinci önemli nokta fidan dikme etkinliğine askerin ne için gittiğiydi. HDP AKP’nin TSK’yi provokasyon için operasyona gönderdiğini savundu. Konunun hükümetten önce Erdoğan ile Efkan Ala‘nın gündeminde olması, bu propagandaya dayanak oluşturuyordu!
Konu operasyon mu, güvenlik tedbiri mi bağlamında tartışıldı durdu. Genelkurmay’ın şu ilk açıklaması operasyon şeklinde yorumlandı: “Terör örgütünün propagandasının yapılacağı, vatandaşlarımızın seçimde destekledikleri adaylara oy vermeleri konusunda baskı uygulanacağı yönünde bilginin alınması üzerine…”
Fakat dün açıklama yapan Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğg. Ertuğrul Özkürkçü, “operasyon yok, güvenlik tedbiri var” vurgusu yaptı!
Peki operasyon olması anormal mi? Dün de dikkat çekmiştik: Açılım zihinleri bulandırdı, iklim başkalaştı… PKK’nin fidan dikme etkinliğinde ne aradığı pek sorgulanmamakta, dahası askerin silahlı gruplara operasyon yapmasının normal ve görevi olduğu artık unutulmaktaydı!
GENELKURMAY: TSK’YLE İLGİSİ YOK!
Konunun üçüncü boyutu ise operasyonun ya da güvenlik tedbirinin sorumlusunun kim olduğuydu.
Genelkurmay’ın ilk açıklamasında da “Ağrı Valiliğinin talimatı”na dikkat çekilmişti. Mevcut yasaya göre Vali talimatı gerekiyordu, AKP Hükümeti askerin törerle mücadelesini engellemek için çoktandır operasyonları Vali iznine bağlamıştı!
Demirtaş ilk gün “Genelkurmay AKP’ye çalışmaktan vazgeçse iyi olur” demişti. Çeşitli çevrelerden TSK’ye “AKP’nin ordusu” suçlaması yapılmıştı. Davutoğlu ise Demirtaş‘a şu yanıtı vermişti: “Siyasi irade ne emrediyorsa, TSK o emre itaat eder!”
Peki Genelkurmay’ın konuyla ilgili yaptığı üçüncü açıklamada ne vardı? Burası ilginç. Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğg. Ertuğrul Özkürkçü iki çok çarpıcı vurgu yaptı. İlki şuydu: “Hizmet ettiğimiz vatandaşlarımıın hangi partiyi destekledikleri ya da hangi partiye üye oldukları TSK olarak icra ettiğimiz görevlerin mahiyetini etkilememektedir ve etkilemeycektir.”
Böylece Genelkurmay “AKP’nin ordusu” suçlamalarına yanıt vermiş oldu. Fakat ikinci vurgu daha da çarpıcıydı. Tuğg. Özkürkçü şöyle diyordu: “Güvenlik nedeniyle alınan bu önleyici tedbirin TSK ile ilgisi bulunmamaktadır.”
Böylece Genelkurmay Ağrı-Diyadin’de sorumlunun Vali ve AKP Hükümeti olduğunu söylemiş oluyordu!
Kuşkusuz bu vurgu, 7 Haziran süreci açısından çok önemlidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Nisan 2015
Asıl sorun, adayları Öcalan’ın belirleyebilmesidir
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/04/2015
Ağrı-Diyadin’de PKK’nin askerlere açtığı ateşle başlayan ve 5 PKK’linin ölümü, 4 askerin de yaralanmasıyla sonuçlanan çatışmanın ismi ne? Terörist saldırı mı? Provokasyon mu? PKK içinden “çözüm” sürecine yönelik baltalama mı? Açılım’a karşı hamle mi? AKP’nin 7 Haziran için istediği türden bir gerilim mi?
Olay AKP penceresinden farklı, HDP penceresinden farklı isimlendirilmekle kalmıyor, iki tarafın açıkça birbirini suçlamasıyla yürüyor: AKP sözcüleri “PKK, HDP yüzde 10 barajını geçebilsin diye silaha sarıldı” diyor, HDP sözcüleri ise “AKP düşen oylarını durdurabilmek için çatışma ortamı yaratıyor” diyor.
Peki hangisi doğru?
AKP-HDP DÜŞMANLIKTAN NEMALANIYOR
Asıl mesele, konunun tam da bu ikileme sıkışmış olmasıdır. Açılım ortaklarının ikisi de 7 Haziran sürecinde birbirine düşmanlıktan nemalanmaktadır!
AKP milliyetçi görüntü vererek, HDP de AKP’nin karşısında demokrasi cephesi görüntüsü vererek 7 Haziran’a girmeye çalışıyor. İki taraf da birbirini en keskin şekilde suçlayarak, seçmen havuzlarını kemikleştirmeye çalışıyor ve daha önemlisi Türk-Kürt ayrımıyla bölücülük yapıyor.
İki taraf da 6 yıllık ortaklığının üzerini örterek birbirlerinin “asıl” rakibi olduğunun propagandasını yapıyor. Böylece AKP seçmene HDP’nin karşısında Vatan Partisi, MHP ya da CHP’nin değil asıl kendisinin olduğunu yutturmaya çalışıyor, HDP de halka AKP’nin karşısındaki demokrasi barikatının Vatan Partisi ya da CHP değil, kendisinin olduğunu propaganda etmiş oluyor!
AÇILIM’IN YARATTIĞI İKLİM
Gelelim Ağrı-Diyadin’deki olaya…
Olay elbette öncelike bir terör saldırısıdır. Sadece hakim tepelerden ilk atışı PKK yaptığı için değil, egemenlik anlayışı açısından ikinci bir silahlı güce izin verilmeyeceği gerçeği nedeniyle…
AKP’nin Açılım politikaları bu noktada ciddi zihin iklimi değişikliğine yol açtı. PKK’lilerin ülkenin belli bir bölümünde elinde silahla yol kesmesi, asayiş birimi gibi dolaşması, mahkemeler kurması neredeyse normalleşti!
PKK liderlerine “bölgede istemediğiniz kişilerin listesini verin, görevden alalım” dendiği, Valiler üzerinden askere terörle mücadeleden el çektirildiği bir süreçten sonra TSK’nin eli silahlı PKK’lilere operasyon yapması, çoğu kişiyi artık şaşırtıyor. “TSK durduk yere neden saldırdı” diyenler bile var!
Silahlı PKK’lilerin normal sayıldığı ama askerin görevini yapmasının şaşırtıcı sayıldığı bu iklimin sorumlusu öncelikle Erdoğan’dır!
AKP’NİN ÖCALAN’A VERDİĞİ YETKİ
Fakat burada zamanlama açısından asıl önemli olan nokta, olayın seçimlerle doğrudan ilgili olmasıdır.
Ne diyor konuyla ilgili açıklamasında Genelkurmay? “Bahar Şenliği olarak isimlendirilen etkinlikte bölücü terör propagandasının yapılacağı, vatandaşlarımıza seçimde destekledikleri adaylara oy vermeleri konusunda baskı uygulanacağı yönünde bilginin alınması üzerine, kamu düzeninin bölgede sağlanması için…”
Konuyu Genelkurmay düzleminden daha da yukarı çıkararak devlet düzlemi içinde tartışalım: Devlet açısından PKK’nin “şu adaylara oy verilecek” şeklindeki seçim baskısı elbette kabul edilemez ama asıl mesele o oy verilecek adayların nasıl belirlendiğidir. HDP son İmralı ziyaretinde Öcalan’ın onayıyla adaylarını belirledi. Öcalan’a bu yetkiyi veren ise doğrudan AKP Hükümeti’ydi!
Bu durumda sormalıyız: PKK’nin “şu adaylara oy verilecek” diyerek baskı yapması mı daha büyük tehlikedir yoksa İmralı’nın aday belirlemesine AKP Hükümeti’nin izin vermesi mi?
Ağrı-Diyadin’deki terörü asıl bu kapsamda ele alırsak, Türkiye açısından yararlı bir sonuca ulaşmış oluruz. Aksi taktirde Açılım’da ortak ama seçimde rakip görüntülü AKP ile HDP’nin kıskacına girmiş oluruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 205
İmralı anlaşması: Al özerkliği ver başkanlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/04/2015
7 Haziran’ın önemli kampanyalarından biri, “HDP’ye baraj atlatma” kampanyasıdır. Bu kampanyanın sahipleri şu temel propagandaya sarılmaktadır: “AKP’nin panzehri HDP’dir, AKP’nin oy kaybetmesi HDP’nin TBMM’ye girmesine bağladır.”
Oysa daha önce de bu köşede birkaç kez incelediğimiz gibi AKP ile HDP birbirine rakip değil, ortaktırlar; aynı hedefin bütünleyen parçalarıdırlar. Erdoğan‘ın “Kürt sorunu yok” söylemi ile Demirtaş‘ın “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” söylemi gerçeğe değil, Erdoğan‘ın milliyetçi oy ihtiyacına ve Demirtaş‘ın toplumdaki Erdoğan karşıtlığından beslenme hedefine işaret etmektedir.
Kürt Açılımı neticede AKP için yeni anayasa ve başkanlık sistemidir, PKK için de özerklik. AKP’nin özerkliğe, PKK’nin de Erdoğan‘ın başkanlığına karşı olması gibi bir durum söz konusu değildir.
Nitekim değerli meslektaşım Ceyhun Bozkurt‘un kitaplaştırdığı “İmralı Tutanakları” bu gerçeği ortaya koymaktadır.
ÖCALAN: BAŞKANLIĞI DESTEKLERİZ
Bakınız Öcalan HDP heyetiyle yaptığı bir görüşmede neler söylüyor: “Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı Demokratik Meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi olabilir, Rusya’daki alt Duma gibi olabilir. İngiltere’deki Avam Kamarası’nın Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDK’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz.” (s:237)
Peki Öcalan “başkanlık ittifakına gidebiliriz” açıklamasını neye göre yapıyor? Bu sadece bir niyet mi? Elbette hayır! Erdoğan adına kendisiyle görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘la yaptığı anlaşmaya göre!
Dolayısıyla Selahattin Demirtaş‘ın “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” sözleri, gerçekte seçim sürecini olumsuz etkilemesin diye AKP-PKK ortaklığına örtülmüş bir perdeden ibarettir.
MİT DESTEKLİ ÖZERKLİK
Peki Erdoğan‘a başkanlığı veren Öcalan karşılığında ne alıyor?
Yine İmralı Tutanakları’ndan, 3 Nisan 2013 tarihli görüşmeden aktaralım: “Zaten önümüzdeki günlerde Suriye’deki duruma dair Heyet’le (Fidan) konuşacağız, bazı kararlar alacağız herhalde. Yeni oluşacak Suriye’de bizimkiler başat rol oynayacaklar. Orada özerk bölgeler olur; Kürtler, Aleviler hatta Araplar için de özerk bölgeler olacak gibi. İsviçre gibi özerk bölgeler.” (s: 91)
Öcalan‘ın bahsettiği kararlar alınmış olmalı ki, 17 Ağustos 2013 tarihli görüşmede şunları söylüyor: “Dün Heyet’le tartıştım. Herhalde hayata geçer, MGK’de de tartışacaklar. Müslim geldi, bunu stratejik önemde görüyorlar, ben de önemli görüyorum. (…) Orada Konseyin denetimi, geçici yönetim olur, kanton gibi, sonra da seçimler yapılır. Kobani, Afrin, El Cezir gibi bölgeler olur. KCK’nin buraya müdahilliğiyle ilgili şöyle bir şey düşündük. Burada doğrudan bizden bir arkadaşın üslenmesi olabilir. Kamışlo, Efrin vb. de askeri değil siyasi üslenmeleri olur. (…) Biz Suriye için ortak proje açısından Heyet’le çalışıyoruz.” (s: 92-93)
Evet Öcalan Heyet’le, yani MİT’le çalışmış ve Suriye için ortak bir proje geliştirmişlerdir! Nitekim AKP Hükümeti ve MİT, Türkiye’ye çağrılan PYD lideri Salih Müslim‘e “Esad’a karşı ÖSO’yla hareket et, özerkliğe karşı çıkmayız” mesajı vermiştir!
ABD İÇİN TAŞERONLUK ANLAŞMASI
Yani İmralı’da Erdoğan ile Öcalan anlaşmıştır. Daha doğrusu ABD’nin Açılım için önlerine koyduğu 18 maddeyi birlikte yürütmekte mutabık kalmışlardır.
Bu 18 maddenin esası da başkanlık ve özerkliktir. Zaten ikisi birbirine bağlıdır. Ancak yeni anayasa ile başkanlık sistemine geçilirse, yani parlamenter sistemin ve üniter devletin yerine başkanlık ile federatif sistem konulabilirse, özerklik inşa edilebilecektir.
Sonuç olarak HDP’nin AKP’ye panzehir olduğu koca bir yalandır!
Ceyhun Bozkurt‘un Destek Yayınları‘ndan çıkan İmralı Tutanakları kitabı, ikilinin sadece “başkanlık ve özerklik” ittifakı değil, bölgeyi de içeren ABD için önemli bir taşeronluk anlaşması yaptığını ortaya koymaktadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Nisan 2015
AKP 276’dan küçüktür
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/04/2015
Doğru, dünya 5’ten büyüktür ama Türkiye de 1’den büyüktür!
Sokaklar, kulisler ve anketler gün geçtikçe ortaya koymaktadır: Erdoğan “tek adam”ve “başkan” olamayacaktır, Türkiye tek adamdan büyüktür!
Çünkü AKP 276’dan küçüktür!
AÇILIMCILIK SEÇİMLERDE DEZAVANTAJ
400 diye hedef koyan ama 335’e düşen ve 276’ya duacı görünen Erdoğan‘ın seçim taktikleri, AKP’nin 276’dan küçük olduğunu net olarak ortaya koymaktadır. İnceleyelim:
1) 2005 yılında Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diye yola çıkan, ABD’nin çizdiği rotada 2009 yılında Kürt Açılımı başlatan, bunu 2013’te Öcalan Açılımı’na dönüştüren Erdoğan ansınız “Kürt sorunu yoktur” demeye başladı.
Neden? Çünkü seçimler yaklaşıyor ve Açılımcılık AKP’nin her zaman zayıf karnını oluşturuyordu. Bunu bilen Erdoğan da her seçim öncesinde olduğu gibi yine milliyetçi görüntü vermeye başlıyordu.
2) Örneğin 2011’de miting meydanlarından Devlet Bahçeli‘ye “yerinde olsam Öcalan’ı asardım” diye seslenen Erdoğan, bu kez seçmeni kolay kandıramayacağını gördü ve dozu artırdı. Örneğin “Dolmabahçe’deki poz yanlıştı” dedi.
Dikkat edin “poz yanlıştı” dedi, yoksa AKP-HDP’nin açıkladığı 10 maddeye bir itirazı yoktu. Zaten o 10 madde ABD’nin en başında önlerine koyduğu ve kendisinin de kabul ettiği 18 maddeden kalanlardı.
KIZIL ELMA MASKESİ
3) Erdoğan üçüncü olarak hedef küçülttü. 400 vekil yerine 335 demeye başladı. Zira 400 hayali, yandaşçılığa bile bol geliyordu. Bu denli gerçekçi olmayan bir hedef AKP’yi motive etmiyor, tersine atıl hale getiriyordu.
Hatta AKP içinde şu bakışı ortaya çıkarıyordu: “Kendisinin alamadığı sandalye sayısını Davutoğlu’nun önüne hedef koyarak haksızlık yapıyor!”
Erdoğan bu nedenle AKP’nin önüne 335 hedefi koydu.
4) Ancak AKP içi çarpışma, ekiplerin ortaya çıkması, anketlerdeki iç açıcı olmayan rakamlar, 7 Nisan listesinin yarattığı sıkıntılar varken, hedef küçültmek bile tabanı motive etmeyecekti.
Erdoğan bu kez 81 ilde yapmayı hedeflediği “teşekkür” mitinglerini iptal etmeye yöneldi. Zira tabandan aldığı izlenim, bu mitinglerin güçlü olmayacağı, bunun da AKP’yi 7 Haziran’da olumsuz etkileyeceği şeklindeydi.
5) Erdoğan‘ın son hamlesi ise “Kızıl Elma”cılığa soyunmak oldu!
“Yeni Türkiye Stratejik Arştırma Merkezi”nin açılış törenine katılan Erdoğan “Yeni Türkiye mücadelesi bizim ‘Kızıl Elma’mız” dedi!
Böylece Erdoğan “milliyetçilik ayaklarımın altında” pozisyonundan, milliyetçiliğin zirvesi olan “Kızıl Elma”cılığa kaydı! Böylece “ulusalcılığı iç tehdit” kapsamında gören anlayışını, seçim için maskeledi!
ERDOĞAN’IN VATAN KAYGISI
Erdoğan‘ın bu hamlesi ya da düşüşü durdurma taktiği, toplamda ulusalcı, milliyetçi, vatansever oyları hedef alıyor. Üstelik iki yönlü:
1) Erdoğan milliyetçi söyleme sarılarak kendi oy havuzundan oy kaybetmeyi durdurmaya çalışıyor. Peki o oylar nereye akıyor da Erdoğan bir önlem almaya çalışıyor? MHP ve Vatan Partisi’ne!
2) Erdoğan’ın AKP tabanından MHP ve Vatan Partisi’ne oy akışını durdurmak ana hedefli bu söylemi, aynı zamanda MHP’den Vatan Partisi’ne oy akışını kesmeyi de dolaylı olarak içeriyor.
Sonuç olarak Vatan Partisi’nin TBMM’ye girme olasılığının her geçen gün artması, en çok Erdoğan’ı korkutuyor!
Haksız mı? Zindanlara atarak baş edemediği bu güç, TBMM içinde neler neler yapacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2015