Archive for category Politika Yazıları

Koridor mimarlığı mutabakatı

ABD Başkanı Barrack Obama’nın IŞİD’le mücadele koalisyonu özel temsilcisi Em. General John Allen ile Büyükelçi Brett McGurk’un Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk heyetiyle yaptığı iki günlük müzakereden “ön mutabakat” çıktı. Pentagon Müsteşarı Christine Wormouth’un da dahil olduğu görüşmelerden çıkan mutabakat metni, hükümetlerin imzasından sonra yürürlüğe girecek.
Peki AKP-ABD ön mutabakatında neler var?

MUTABAKAT MADDELERİ

1) İncirlik’i bugüne kadar lojistik ve istihbarat amaçlı olarak Suriye’ye karşı kullanabilen ABD, mutabakat metnine göre artık operasyonel amaçlı da kullanabilecek.
Silahlandırılacak 2 adet predatör, hem IŞİD’e hem de Esad rejimine karşı kullanılacak.
AKP Hükümeti predatörlerin kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
2) ABD Diyarbakır ve Batman’daki askeri üsleri de Suriye’ye karşı lojistik amaçlı kullanabilecek.
3) Ankara’da Türkiye ile ABD arasında “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi” kurulacak.
4) IŞİD’e karşı yürütülen mevcut operasyon merkezinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) temsilcisi de görev yapacak.
5) ABD PYD’nin Cerablus’a “yayılmayacağı” ve PYD’nin kontrol ettiği bölgelerde demografik yapının değişmeyeceği konusunda güvence verdi.

GÜVENLİ BÖLGE YERİNE BÖLGE KONTROLÜ

Peki ya AKP’nin bir yıldır ısrarla istediği güvenli bölge konusu?
ABD güvenli bölge yerine sınıra yönelik havadan ve karadan alınacak tedbirlerle bölge kontrolünü yeterli görüyor.
İki gün süren müzakere neticesinde bu konu karara bağlanamadı ve önümüzdeki günlerde tekrar görüşülmek üzere mutabakattan ayrı tutuldu.
Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi AKP Hükümeti İncirlik’in operasyonel kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
6) Bu arada Türkiye’nin tek taraflı müdahale ihtimali de tek şarta bağlandı: Ulusal güvenliğin tehdit altına girmesi!

KORİDORA MÜDAHALE RAFA KALKTI
Mutabakat metnindeki bu maddelere bakılırsa Türkiye’nin koridora müdahale niyeti ABD’nin AKP’yi “hizalamasıyla” şu aşamada rafa kaldırılmış görünüyor!
Zira AKP “Esad’ın vurulması” karşılığında hem İncirlik’i vermiş oluyor, hem PYD’nin mevcut pozisyonunu kabullenmiş oluyor hem de “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi” ile Pentagon’a çıpalanıyor!

PROBLEMİN KAYNAĞI PROBLEMİ ÇÖZEMEZ!

Bu noktada döne döne şu vurguları yeniden yapmalıyız:
1) 5 yıldır Esad’ı devirmeye çalışan AKP hükümeti, desteklediği terör örgütleriyle Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğuna neden olmuş ve sonuç itibariyle PKK kantonlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kantonların birleşip koridora dönüşmeye başlaması Esad düşmanlığının sonucudur.
2) Esad’ın ve Şam rejiminin yıkılması demek Suriye’nin parçalanması demektir. Parçalanmış Suriye ise bir kaç koridor demektir. Erdoğan’ın ve AKP Hükümetinin Esad düşmanlığını sürdürmesi, pratikte koridorculuğa hizmet etmektedir.
3) PYD koridoru yerine ÖSO koridoru istemek ya da IŞİD koridoruna gözyummak “Kürt” koridorunu önlemez. Her türü koridor son tahlilde “Kürt” koridoruna dönüşür.
4) ABD’yle müttefiklik, 22 yıllık Irak örneğinde de görüldüğü üzere, en sonunda Türkiye’yi Amerikan koridoruna bekçi yapacaktır!
5) Problemin kaynağı probleme çözüm olamaz! BOP eşbaşkanlığı BOP haritasına karşı çıkamaz! (Nitekim Barzani yönetimi önceki gün Ankara’nın da desteğini alarak tek yanlı petrol satışı kararı aldı. Bu fiilen Barzanistan’ın Irak’tan ayrılma çabasıdır. Irak’tan Kürdistan çıkmasını destekleyenler Suriye’den Kürdistan çıkmasını önleyemezler.)
Türkiye önce Erdoğan rejimi problemini çözmelidir!

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

12 Temmuz 2015

Yorum bırakın

21. Yüzyıl: Asya yüzyılı

ABD’nin Çin’i çevrelemeyi esas alan Asya-Pasifik merkezli güvenlik doktrini aynı zamanda Rusya’yı Batı’ya entegre etme stratejisydi. Zbigniew Brzezinski’nin de ifade ettiği gibi ABD ancak Rusya’yla “daha geniş batı” inşa ederse Çin’i alt edebilirdi.
Fakat geride kalan 4 yılda degil Rusya’nın Batı’ya entegre edilmesi, tersine Rusya daha da Çin’e yapıştı!
Pekin’in Moskova ile yaptıgı 400 milyar dolarlık enerji anlaşması, ABD’nin stratejisinin önündeki ilk ciddi engel oldu. Suriye ve Ukrayna konuları ise adım adam Rusya’yı Batı’dan uzaklaştırdı.
Peki bugün durum ne?

ASYA’NIN YENİ DÜNYA DÜZENİ

Rusya’nın Ufa kentinde ŞİÖ’nün 15. ve BRICS’in 7. liderler zirvesi yapıldı. İki gün süren BRICS ve bir gün süren ŞİÖ zirveleri Asya’nın dünya siyasetine ağırlık koyması olarak özetlenebilir. Üç gün içinde öne neler mi çıktı? İnceleyelim:
1) Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin BRICS Zirvesi’nde yeni bir dünya düzeninden bahsetti. Putin Rusya ile Çin’in uluslararası ekonomik ve siyasi sorunları birlikte aşacağını ilan etti. Böylece Washington’u korkutan ittifak iyice pekişti.
Çin ile Rusya’nın ortak askeri tatbikatlar düzenlemesi, hele de bunu ABD’nin sürekli denetim altında tutmaya çalıştığı bir bölgede, Akdeniz’de yapması, küresel çapta yeni bir düzen için ortak hareket edeceklerinin önemli bir göstegesiydi.
2) Çin ve Rusya geçen yıl 90 milyar dolar olarak gerçekleşen ticaret hacmini 2020 yılında 200 milyar dolara çıkarma hedefini ilan ettiler.
Böylece Çin yaptırım uygulayan Batı’ya karşı ortağı Rusya’ya kalkan olmuş oldu.

ÇOK KUTUPLULUK KAYDA GEÇTI
3) Hindistan BRICS üyeliğinin ardından Ufa’da ŞIÖ tam üyeliği yoluna da girmiş oldu. Böylece ABD’nin Asya’da Çin ve Rusya’ya karşı dayanak yapmak istediği Hindistan, Asya kuvvetleriyle yan yana olduğunu ilan etmiş oldu.
Ekonomisi son yıllarda Çin’den sonra en yüksek büyüme oranları yakalayan 1,2 milyar nüfuslu dev Hindistan’ın Çin ve Rusya’yla stratejik ortaklığa yönelmesi, dünya dengelerinin tamamıyla Atlantik’ten Asya’ya kayması demek.
4) Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin Ufa’daki iki zirveyle “çok kutupluluğun kayda geçtiğini” ilan etti. Putin’in Çin ve Hindistan liderlerinin desteğini alarak yaptığı bu açıklama, Rusya’yı dışlayarak G8 yerine G7 zirvesi toplayan ABD Başkanı Barack Obama’ya sert bir yanıt oldu.

IMF DÜZENINE SON
5) BRICS üyeleri bir kaç yıl önce adım adım başkattıkları “karşılıklı ticarette ulusal paraları kullanma” kararını genişletmeyi önlerine görev koydular. Böylece doların dünya saltanatına önemli bir darbe vurulmuş oldu.
6) IMF ve Dünya Bankası’na karşı alternatif olarak kurulan BRICS Kalkınma Bankası 100 milyar dolarlık kurtarma fonu ilan etti.
Ufa’daki liderler zirvesinden önce Moskova’da yapılan BRICS Yeni Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu’nun ilk toplantısında bankanın yıl sonunda hizmete girmesi kararlaştırıldı. Merkezi Şangay’da olacak bankanın ilk başkanlığını ise Hindistan temsilcisi K. V. Kamath yapacak.
İlk toplantı sonrasında gazeteciler Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov’a bankanın Yunanistan’a yardım yapıp yapmayacağını da sordular. Siluanov kurtarma fonundan öncelikle üye ülkelerin yararlanacağını ama başvuran diğer ülkelere de destek vereceklerini açıkladı. Böylece BRICS tüm dünya ülkelerine “IMF yerine bize başvurun” mesajı vermiş oldu.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

11 Temmuz 2015

Yorum bırakın

ABD Ulusal Askeri Stratejisi – 2015

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, geçen hafta “ABD’nin Ulusal Askeri Stratejisi – 2015” başlıklı 20 sayfalık bir rapor açıkladı.
Rapor, Obama’nın bu yıl yayımladığı Ulusal Güvenlik Strateji’ne uyumlu hale getirilen 2011 tarihli askeri stratejinin güncellenmiş halidir.

KAOSUN ÜÇ KAYNAĞI

Askeri strateji belgesi özetle geride kalan 5 yılda dünyanın bir düzenden kaosa doğru kaydığını saptıyor. Kaosun üç kaynağı olduğu belirtiliyor:
1) Kurulu düzeni değiştirmek isteyen büyük güçler; Çin ve Rusya.
2) Ciddi güvenlik kaygılarına neden olan ülkeler; İran ve Kore DHC.
3) Devlet-altı yapılanmalar, şiddete başvuran aşırı örgütler.
Çin, Rusya, İran ve Kore DHC raporda revizyonist devlet diye niteleniyor; yani kurucu düzeni değiştirmek isteyen devletler… “Kurulu düzenden” kasıt ise ABD’nin hegemonya düzenidir!
Rapor, bu tehditlere bakarak şu saptamayı yapıyor: Hiçbir büyük güç henüz ABD ile askeri bir çatışmaya giremez ama ABD’nin büyük güçlerden biriyle askeri çatışmaya girme riski artmaktadır!
Rapora göre ABD askeri gücünün küresel konuşlanmasında yeniden bir düzenleme de gerekebilir.
ÇİN VE RUSYA HEDEF

ABD’nin bir önceki, yani 2011 tarihli Ulusal Askeri Stratesi’nde Rusya’ya neredeyse hiç yer verilmemişti. Ancak son strateji belgesinde Rusya önemli bir yer tuttu. Pentagon belgede “komşularının bağımsızlığını tanımayan ve hedefine varmak için şiddet kullanmaya hazır” diyerek Rusya’yı açıkça suçluyor. Rus askerilerinin Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçılar safında savaştığı belirtilen belgede bu nedenle NATO’nun önemine dikkat çekiliyor.
ABD Çin’i ise “Asya-Pasifik bölgesinde gerilimlere neden olmakla” suçluyor. Çin’in Japonya ve Güney Kore ile yaşadığı ada sorunları gerginliğin ana nedeni olarak gösteriliyor.

OBAMA DOKTRİNİNİN ÜÇ ÖZELLİĞİ
Bu askeri stratejiyi daha iyi anlayabilmek için, ABD Başkanı Barrack Obama’nın bu yılın başında ilan ettiği Ulusal Güvenlik Strateji’sine bakmamız gerekiyor. Zira askeri stratejiler, bu ana stratejiye uygun olarak hazırlanıyor.
Obama doktirini de denilen son güvenlik strateji belgesi, 2010 tarihli Asya-Pasifik merkezli Çin’i çevreleme esaslı stratejinin başarısızlığı üzerine belirlenmişti. Rusya’yı Çin’den koparamayan, Rusya’nın Ukrayna krizi nedeniyle Çin’e daha çok yağıştığı bir sürecin ve Ortadoğu’daki işlerin taşeronlar tarafından halledilemediği bir sürecin arkasından gelen Ulusal Güvenlik Stratejisi, aslında bir savunma stratejisi izliyordu. Ancak Ortadoğu’da taktik hamleler yapılacaktı.
Staretinin şu üç özelliği “stratejik savunmada taktik atak” anlamına geliyordu:
1) Obama’nın stratejisi “uzun vadeli taaruz kara muharebelerine” izin vermese de “kısa vadeli” ve “savunma” gerekçeli kara harekatlarına izin veriyor.
2) Obama’nın stratejisi muharip güçlerin sahada kullanılmsına izin vermese de özel operasyonlar yürütülmesine izin veriyor.
3) Obama’nın stratejisi “savunma” gerekçeli “özel operasyon” odaklı kara harekatlarını Suriye ve Irak’la sınırlamıyor.

SAVAŞ İHTİMALİ ARTIYOR
Sonuç olarak Ulusal Askeri Stratejisi, ABD’nin Çin ve Rusya ile savaşa girme ihtimalinin giderek arttığını saptıyor ve bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Matin Dempsey, raporunun tanıtımında, bu çatışmanın muazzam sonuçları olacağını vurguluyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Haziran 2015

Yorum bırakın

40 saat sonra vazgeçilen anlaşma

AKP Hükümeti İsrail’le ilişkileri normalleştirmek istiyor. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun iki hafta önce Roma’da İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Dore Gold ile görüşmesi bu nedenleydi…
O görüşmenin kimi ayrıntıları şu gerçeği ortaya çıkardı. 18 ay önce yapılan anlaşmanın onaylanmaması AKP Hükümeti’nden değil, İsrail’den kaynaklanmış!
Peki AKP Hükümeti neden İsrail’le anlaşmak istiyor? Neden Tel Aviv’le ilişkilerinin normalleştirilmesinin yolları aranıyor? Bölgedeki hangi gelişmeler bu yönde bir adımı gerektirdi?
İnceleyeceğiz ama gelin önce AKP Hükümeti’nin genel İsrail yaklaşımını anlayabilmek için bazı kritik verilere bakalım:

ONE MINUTE VE MAVİ MARMARA
“One minute” olayına en başından beri “Davos draması” demiştik. “Peres değil moderatöre one minute dendi” türü açıklamalar, olayın danışmanlar tarafından kurgulandığı yorumlarının yalanlanamaması, iş ve dış politika ihtiyaçları bu değerlendirmeyi gerektiriyordu.
Mavi Marmara olayı da aslında bir kurguydu. Zira Ankara İsrail’in Gazze’ye yardım konvoyuna müdahale edeceğini biliyordu. Hatta Ankara’da yapılan bir dizi toplantıda “en iyi” ve “en kötü” senaryolar masaya yatırılmış ve “en kötü” senaryonun gerçekleşmesi beklenmişti!
Üstelik AKP Hükümeti Mavi Marmara’nın tüm teknik sorunlarını da çeşitli kılıflarla çözmüştü. Örneğin uluslararası karasularda  seyir evraklarını tamamlama sürecinde çıkan problemler çözüldü. Örneğin idarenin yola çıkmasını teknik olarak doğru bulmadığı gemi başka bir ülke üzerinden evraklandı vs.

İSRAİL BÜYÜKELÇİSİNİN İDDİASI

Ancak yeni bir bilgi, Mavi Marmara olayının AKP kurgusu olduğu gerçeğini iyice teyit etti Anlatalım:
İsrail’in eski Washington Büyükelçisi Michael Oren “Müttefik” isimli bir kitap yazdı. İsrail-ABD ilişkilerinin ele alındığı kitap tartışma yarattı. Washington Oren’i “kitabını satmaya çalışan bir politikacı” olarak suçladı ama kitaptaki bilgileri de yalanlamadı!
Tolga Tanış kitaptan Türkiye’yi ilgilendiren önemli bilgileri okurlarıyla paylaştı. Kitapta Mavi Marmara ile ilgili çok önemli bir bilgi vardı ve “acaba yalanlanır mı” diye bekledim.
Oren’i dinleyelim: “Gazze’deki Hamas yetkilileri filoyu (Mavi Marmara) karşılamak için büyük bir çadır kurmuşlardı. İki gün sonra Büyükelçi Namık Tan’dan şaşırtıcı bir telefon aldım. ‘Filo İsrail’in Aşdod limanına yanaşabilir mi’ dedi. ‘Kızılay’ın temsilcileri orada buluşup insani yardımları alıp Gazze’ye transfer edebilirler mi?’ İsrail hükümeti kabul etti. Ama Tan, 40 saat içinde yeniden telefon etti. Erdoğan’ın anlaşmadan vazgeçtiğini söyledi. Filo, planlandığı şekilde ilerleyecekti.” (Hürriyet, 3 Temmuz 2015)
Peki 40 saatte ne değişti? Erdoğan neden anlaşamdan vazgeçti?
Oren’in açıkladığı ve Tan’ın yalanlamadığı bu bilgi, bizim birinci elden aldığımız “Ankara’da yapılan bir dizi topantıda ‘en iyi’ ve ‘en kötü’ senaryolar masaya yatırıldı ve ‘en kötü’ senaryonun gerçekleşmesi beklendi” bilgisiyle ne de çok uyuşuyor!

İRAN’A KARŞI AKP-İSRAİL-SUUDİ CEPHESİ
İleride arşivler açıldığında olayı daha net öğrenmiş olacağız. Biz şimdi yeniden AKP’nin İsrail’le neden normalleşme aradığına dönelim ve şu üç olguya dikkat çekelim:
1) ABD Başkanı Barack Obama’nın İran’la anlaşma yolunu zorlaması, bölgede İran karşıtı bir cephe inşası başlattı. İsrail ve Suudi Arabistan hızla İran’a karşı stratejik ortak oldu. Tel Aviv ile Riyad, 7 maddelik bir Ortadoğu planı üzerinde çalışıyor.
2) Suudi Arabistan ayrıca Suriye’de yine İran’a karşı Türkiye’yle bir anlaşma yaptı. Erdoğan’ın Riyad gezisinde yapılan o anlaşmayla çeşitli terörist örgütler birleştirildi ve Esad’ın Suriye’nin kuzeyinde denetimi ele geçirmek hedefiyle başlattığı stratejik taarruz bastırıldı.
3) AKP Hükümeti’nin Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge araması ile İsrail’in ve Ürdün’ün Suriye’nin güneyinde tampon bölge araması eşzamanlı gerçekleşiyor.
Bu üç olgu, AKP Hükümeti ile İsrail’in çıkar ortaklığına işaret etmektedir ve bu nedenle İsrail’le normalleşme aranmaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Türkiye ve Çin’in çıkarları ortak

Sahte fotoğraflarla başlatılan Çin düşmanlığı kampanyasının iki hedefinden birncisini, yani “Ankara-Pekin hattına sabotaj” hedefini dün incelemiştik. Bugün de “IŞİD’in Sincian Uygur Özerk Bölgesi’ne sokularak Çin’in sıkıştırılmaya çalışılması” hedefini inceleyeceğiz.

SİNCİAN UYGUR BÖLGESİ IŞİD’İN HEDEFİNDE

1 Aralık 2014 tarihli Anadolu Ajansı’ndan geçen bir haberin spotu şöyleydi: “Çin’in kuzeybatısındaki Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nden Suriye’ye yaşadıkları baskılar dolayısıyla göç eden bir grup Uygur Türkü Suriyeli muhaliflerle birlikte Esad yönetimine karşı savaşıyor.”
Çin baskısından kaçıp da, ilgisiz bir ülkede savaşmak daha rahat bir hayat olsa gerek! Kuşkusuz Anadolu Ajansı’nın durumu böyle ifade etmesi, AKP’nin Suriye’ye terör örgütleri seferber ettiği gerçeğini perdelemek için…
Çin’den Suriye’ye savaşa götürülenler elbette savaşın kaderini değiştirecek çoklukta değiller ama bölgeye ilerisi için staj yapmaya geliyorlar. Suriye’de deneyim kazanıp dönüp Çin’in Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nde terör estirecekler!
Nitekim Sincian Uygur’un ayrlıkçı örgütü bu süreçte El Kaide ile yakın bağlar kurdu. CIA organizasyonlu ağ üzerinden Suriye’de savaşmaya gelenlerin bir bölümü de IŞİD saflarına katıldı.
IŞİD’in yakın bir zamanda Sincian-Uygur bölgesinde harekete geçebileceği analizleri istihbarat raporlarına yansımış durumda…
Neden? Çünkü Japonya ve Güney Kore’ye dayanarak Çin’i çevrelemeye çalışan ABD, içeriden de azınlıkları kışkırtarak Pekin’i zayıflatmayı umuyor. Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nin ayrılıkçı örgütünün lideri Rabia Kadir’in ABD’den Japonya’ya taşındığına da dikkat çekelim. (Kadir düzenli olarak Japonya’ya gidiyor ve Dünya Uygur Kongresi’ni bu ülkede topluyor.)

ÇKP’DEN HDP’YE DAVET

Gelelim bu süreçte Çin Komünist Partisi’nin 18 kişilik HDP heyetini Pekin’e davet etmesine…
Resmi açıklamaya göre bu ziyarette ÇKP-HDP ilişkileri, küresel ve bölgesel sorunlar, Ortadoğu’daki gelişmeler ve yerel yönetimler alanındaki deneyim paylaşımları masaya yatırılacak.
Çin’in HDP daveti, anlayabildiğimiz kadarıyla salt bu partinin seçim başarısıyla ilgili değildir. Zira Pekin diplomasi geleneğini iyi bilenler, bu tür davetlerin birkaç ay öncesinden planlanmış olduğunu belirtiyorlar.
Çin’in Ortadoğu ilgisi nedeniyle bölgesel sorunlara daha aktif dahil olmak isteyebileceği düşünülebilir. Zira Çin 8 ay önce Erbil’de başkonsolosluk açtı ve Barzani yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirmeyi önüne hedef koydu.
Enerji ihtiyaçları nedeniyle Ortadoğu’ya özel bir önem gösteren Çin, bölgede ABD’ye karşı Rusya’yla birlikte hareket ediyor. En son Akdeniz’de Rusya’yla birlikte askeri tatbikat da düzenleyen Pekin, İran’la işbirliğini stratejik bir aşamaya ilerletiyor, Suriye’yi Rusya kadar olmasa da destekliyor, Filistin meselesine daha sıkı eğiliyor.
Daha önemlisi ise Çin Doğu Akdeniz, Süveyş Kanalı, Aden Körfezi ve Basra Körfezi dörtgeni içerisinde silahlı gemi gezdirmeye başladı, Cibuti gibi bölgeye yakın Afrika ülkelerinde askeri üs kurma çalışmaları başlattı.

ESAD DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI
Çin’in meseleye yaklaşımında kuşkusuz doğrudan kendisini ilgilendiren yeni bir tehdidin varlığı da etkili olmuş olabilir. IŞİD tehdidi, Pekin’in o tehditle sahada karşı karşıya gelen aktörlerle daha yakın işbirliği araması ihtiyacını doğurmuş olabilir. Neticede her ülke, öncelikle kendi çıkarlarını düşünür. Dahası ABD’nin Ortadoğu’da oyalanması, hatta IŞİD’in burada eritilmesi, Çin’in çıkarınadır; en iyi düşman, uzaktaki düşmandır!
Bizim açımızdan ise mesele şudur: AKP Hükümeti’nin Esad düşmanlığı sadece komşularımızla değil, Çin gibi uzaktaki bir ülkeyle bile ilişkimizi bozuyor. ABD’nin Çin’e IŞİD tezgahı kurabilmesi, AKP Hükümeti’nin Esad düşmanlığının üzerinden yürütülebiliyor!
Ancak Ankara’nın Suriye ile işbirliği yaparak koridorları (PYD, IŞİD ya da ÖSO koridorlarını) engellemesi Pekin’in de çıkarına olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Ankara-Pekin hattına sabotaj

Dün milliyetçilik ve millicilik kavramlarını ele almış ve “Çin’in oruç tutturmadığı yalanı üzerinden neyin hedeflendiğini” de bugün inceleyeceğimizi belirtmiştik.
CIA merkezli bu kampanyanın iki hedefi var:
1) Ankara-Pekin hattına sabotaj.
2) IŞİD’i Sincian-Uygur’a sokarak Çin’i sıkıştırmak.
Bugün Türkiye açısından önemli olan birinci hedefi, yarın da Çin açısından önemli olan ikinci hedefi inceleyeceğiz.

28 ŞUBAT MİLAT
Öncelikle Türkiye-Çin ilişkisine kısaca bir bakalım:
28 Şubat, Türkiye-Çin ilişkileri açısından çok önemli bir dönemdi. 28 Şubat’ta Türk Ordusu silah envanterini çeşitlendirmek amacıyla Çin’e yöneldi. En üst seviye komutan ziyaretlerinin yapıldığı bu süreçte, önemli silah anlaşmaları imzalandı.
Süreç 2002 sonunda AKP’nin iktidara gelmesiyle yavaşladı. Ancak Türk devleti AKP hükümetlerine rağmen başta Sincian Uygur Özerk Bölgesi konusu olmak üzere Ankara-Pekin arasındaki özel dosyalara olumlu bakışını korudu.
Çin’in dünya ekonomisinin ana motoru haline gelmesi ve ticaretin merkezinin Asya Pasifik’e kayması, tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’yi de etkiledi. Dünyanın merkezi batıdan doğuya kayarken, Türkiye de o yöne doğru hareket etmeye başladı; Erdoğan rejimi ise ters yöne kürek çekti.

ERDOĞAN’IN PAZARLIK KARTI
Bu doğal akış, ABD’yi 2010 yılında Asya-Pasifik merkezli bir güvenlik doktrini ilan etmeye götürdü. ABD, başta Japonya ve Güney Kore olmak üzere bölgedeki müttefiklerine dayanarak Çin’i çevrelemeye çalıştı.
Türkiye ise bu süreçte hem Rusya ile hem de Çin ile çeşitli alanlarda “zorunlu” yakınlaşmaya girdi. Zorunlu diyoruz çünkü dünyanın ağırlık merkezi yer değiştiriyordu ve bu da yeni ilişkiler, yeni işbirliği alanları oluşturuyordu.
Ayrıca bu zorunluluk Erdoğan için bir avantajdı; Çin’le işbirliği ABD’yle ilişkisinde bir pazarlık kartı olabilirdi. Oldu da!
Ankara Pekin’le Füze Savunma Anlaşması yaptı ama bir türlü imzalamadı. Anlaşmanın imzalanması iki nedenle sürekli erteleniyordu: Birincisi ABD’nin ve NATO’nun Ankara’ya baskısı nedeniyle, ikincisi de Erdoğan’ın bu imzayı iktidarını korumak adına ABD’yle pazarlığının bir kartı olarak kullanması nedeniyle…
Erdoğan’ın 28 Temmuz’da Çin’i ziyaret edecek olması, bu tablo nedeniyle önem kazanıyor. Gerçi bu ziyaret sonbaharda Türkiye evsahipliğinde yapılacak G-20 zirvesinin hazırlığı için olsa da, eldeki dosyalar nedeniyle ayrıca önemlidir.

TÜRK MİLLETİNİ ÇİN’E KIŞKIRTMAK

Gelelim Sincian-Uygur konusuna…
Sincian-Uygur Özerk Bölgesi, Çin ile Türkiye ilişkilerini sabote etmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Ankara ne zaman Pekin’le bir yakınlaşma sürecine girse, Türkiye’deki NATOTürkçü kesimler sahaya sürülüyor ve “Doğu Türkistan’da kızıl katliam var” yalanıyla Türk milleti Çin’e karşı kışkırtılıyor.
Bu yalanlarla neyin amaçlandığını en iyi Erdoğan’ın yakın destekçilerinden Rasim Ozan Kütahyalı veriyor: “Doğu Türkistan konusunda olduğu gibi ABD ile ortak olduğumuz mevzu da çok sayıdadır. Türkiye ve ABD müttefik iki ülkedir. Bu dönemde müttefik ilişkilerimiz daha da derinleşmelidir. Geçmişte olanların üstüne sünger çekilmelidir. ABD ile ortak noktalarımızı genişletmeliyiz. Hele ki Çin terör devleti konusunda ise ABD ve Türkiye tam anlamıyla stratejik müttefiktir. Bu noktada birbirine en çok ihtiyaç duyan iki devlettir” (Sabah, 5 Temmuz 2015).
Çin düşmanlığı kampanyasının iki hedefinden birincisini bugün bitirirken çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekelim: Genelkurmay karargahının resmi internet sitesinde Suriye sınırında yakalanan Çin vatandaşları için “Doğu Türkistan uyruklu” ifadesinin kullanılması yanlıştır. Doğu Türkistan diye bir yer yoktur, orası Çin’in Sincian-Uygur özerk bölgesidir.
Ülkemizin bir bölümünden “Kuzey Kürdistan” diye adım adım bahsedilmeye başlandığı bir süreçte çok daha dikkatli isimlendirmeler kullanmalıyız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Türkmenler soydaşımız mı?

Birgül Ayman Güler “Türk milleti ile Kürt milliyetini eşit sayamazsınız” dediğinde, çoğunluk bunu “Türk ile Kürt’ün eşit sayılmadığı” anlamında yorumlamış ve tepki göstermişti. O zaman bu köşede bir kaç kez yazmıştık: Birgül Ayman Güler sosyolojik bir tespit yapıyordu ve doğruydu.
Cümleden Türk ile Kürt kelimelerini çıkarınız ve yerine istediğinizi koyunuz; A milleti ile B milliyeti eşit değildir. Çünkü millet ile milliyet eşit değildir.

MİLLİYETÇİLİK DEĞİL MİLLİCİLİK
Milliyet etnisiteyle ilgilidir fakat millet, milliyetlerin toplamıdır ve siyasal bir kimliktir. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” derken, tıpkı Birgül Ayman Güler gibi milletle milliyetin eşit olmadığını belirtmiştir. Atatürk, Türkiye halkları olan Türk-Türkmen, Kürt, Arap, Laz, Çerkez vb’lerinin bir devrimle Cumhuriyet’i kurduğunu ve tek bir millet haline geldiğini belirtmiştir.
Millet yukarıda da belirttiğimiz gibi siyasal bir kavramdır, etnisiteyle, ırkla ilgisi yoktur; ortak coğrafyayı ve pazarı, ortak dili, ortak hedefi esas alır ve herşeyden önemlisi bir devrimle milli devlet kurabilmeye dayanır.
O nedenle yaygın bir şekilde kullandığımız “milliyetçilik” kavramı da aslında yanlıştır. Bugün ulusalcılık anlamında kullandığımız milliyetçiliğin doğru ifadesi milliciliktir.

MİLLİYETLER DEVRİMLE MİLLET OLUR
ABD’nin AKP-PKK ortaklığı üzerinden yürüttüğü Açılım süreci boyunca bu kavramlar hep hedef alınmıştır. Bir yandan millicilik-ulusalcılık Başbakanlık katından başlayarak tehdit ilan edilmiş, bir yandan da Türk siyasal kavramının bir etnik kavram olduğu iddiası üzerinden Kürt meselesine çözüm, Türkiyelilik diye dayatılmaya çalışılmıştır.
Türk ya da Türkmen etnisitesi ile Kürt etnisitesi eşittir ve bir devrimle birleşip milletleşmiştir. Başka milli devletlerin çoğunda olduğu gibi bizde de daha büyük ve örgütçü olan milliyet, aynı zamanda millete adını vermiştir. Bu tarihsel bir zorunluluktur.

MİLLET SOYU ESAS ALMAZ

Tüm bunları şundan anımsatma ihtiyacı duyduk: Suriye’nin kuzeyinde bir Amerikan koridoru inşa edilmekte olduğu gerçeği, pek çok yayında “soydaşlık” edebiyatına dönüştü. Türkmenlerin soydaşımız olduğu, soydaşlarımızın yardımına koşmamız gerektiği yayınları yapıldı.
Türkmenler Türk milletinin soydaşı değildir, fakat Türk milliyetinin soydaşıdır. Türk milletinin içinde Türk-Türkmen milliyeti olduğu gibi, Kürt ve Arap milliyetleri de vardır.
Komşularımızda yaşayan Türkmenler Türk milliyetinin, Araplar Adana’dan Mardin’e kadarki hatta yaşanan Arap milliyetinin ve Kürtler, güneydoğu bölgemizdeki Kürt milliyetinin soydaşıdır; fakat hiçbiri Türk milletinin soydaşı değildir.
Çünkü millet ile milliyet farklı düzlemlerdir ve millet soyu esas almaz.

IRAK, SURİYE VE ÇİN DÜŞMANLIĞI
Bu kavram kargaşı üzerinden yapılan psikolojik savaşlar, Kürt’ü Türk’ten ayırma hedefli Atlantik kaynaklı siyasal operasyonla ilgilidir. ABD’nin komşularımıza müdahalesi sırasında Türkmenlerin unutulması fakat ABD’nin ihtiyacı olduğunda “soydaş” denilerek anımsanması, Washington’un Türkiye’yi Ortadoğu’da bir mecraya sokmaya çalışmasıyla ilgilidir.
Yine en kritik zamanlarda Sincian-Uygur Türkleri üzerinden Türkiye’ye Çin düşmanlığı yaptırılması da öncelikle ABD’nin ihtiyaçlarıyla ilgilidir.
Günlerdir yaşadıklarımız kapsamlı bir operasyonun parçasıdır. Çin’in Sincian-Uygur Türklerine oruç tutturmadığı yalanı üzerinden bir kampanya başlatılmış ve sahte fotoğraflarla Türk milleti Çin’e karşı kışkırtılmıştır. Öyle ki ülkücüler Çinli sandığı Koreli gruba, Çinli diyerek Uygurlu Çin vatandaşına ve bir Türk’ün işlettiği Çin lokantasına saldırmıştır.
Bazı kesimlerde milliyetçilik hâlâ eski NATOTürkçülük etkisiyle başka milliyetlerden nefret etmek şeklinde yaşanmaktadır! Türkiye’nin gerçek Türk milliciliğine bugünlerde çok daha fazla ihtiyaç vardır.
Çin’in oruç tutturmadığı yalanı üzerinden neyin hedeflendiğini ise yarın inceleyeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Halep düşerse rejim düşer!

Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus bölgesi IŞİD’in elinde. Bölge PYD’nin eline geçtiğinde, daha önce iki kantonun birleşmesiyle uzayan Kürt koridoru ilk evresini tamamlamış olacak. Geriye Doğu Akdeniz’e açılması için Esad‘ın elindeki Halep ve Lazkiye’nin düşmesi kalıyor…

Sırf şu tablo bile koridoru engellemenin Esad‘ın Halep ve Lazkiye’yi koruyabilmesinden ve ülkesinin kuzeyinde egemenlik tesis etmesinden geçtiğini gösteriyor.

1 MUTABAKAT, 3 YÖNTEM

Ancak AKP ne yapıyor? Cerablus alınmalı diyor! Peki nasıl? AKP’nin iki yöntemi var: Ya TSK eliyle, ya da tam desteklenmiş ÖSO eliyle.

Tuzak burada başlıyor: ABD AKP Hükümeti’ne “sınır güvenliğin konusundaki endişene katılıyorum, Cerablus IŞİD’den temizlenmeli” diyor. Peki nasıl? ABD masaya kendi aktörünü sunuyor: “Görünen en uygun kuvvet sahadaki gücü nedeniyle PYD.”

Böylece masada Cerablus’un IŞİD’den alınması konusunda bir mutabakat fakat yöntemi konusunda üç seçenek belirmiş oluyor.

ABD bu tuzakla Ankara’yı “önce IŞİD” çizgisine sokuyor. Dün de belirttiğimiz gibi “üst düzey hükümet yetkilisi” bir grup gazeteciyle görüşerek bu yeni çizgiyi ilan etti.

ABD şimdi ikinci ve üçüncü tuzağı kurdu. Washington ikinci tuzakla Ankara’yı şu şekilde sıkıştırıyor: “Madem IŞİD’i sınırından atmak istiyorsun, Diyarbakır ve İncirlik Üssü’nü tam kullanımıma aç ki yoğun hava saldırısı yapayım.”

Üçüncü tuzak ise AKP’nin Halep operasyonu!

HALEP’TE ORTAK OPERASYON ARAYIŞI

AKP’nin desteklediği 13 terörist örgüt 2 Temmuz akşamı Esad rejiminin kontrolündeki Halep’e büyük bir saldırı başlattı. AKP Hükümeti “Halep düşerse, rejim düşer” diyerek bölgeye abanıyor. “Operasyonu yerinde izleyen” AKP’nin sesi Yeni Şafak, teröristlerin lideri Husanin’in ağzından dün şu sözleri manşet attı: “Osmanlı Halep’i kaybedeli 100 yıl oldu. İnşallah düştüğümüz yerden kalkacağız.”

Halep Cerablus’un güney batısında, İdlib’in kuzey doğusunda. IŞİD’in elindeki Cerablus’tan AKP’nin iki ay önce Suudi Arabistan’la anlaşarak Nusra liderliğindeki Fetih Ordusu gruplarına işgal ettirdiği İdlib’e bir çizgi çekerseniz, Halep o çizginin tam ortasında kalır.

Halep, IŞİD ile Nusra kontrolü arasındaki bölgelerin arasında kalan kritik bir konumdadır; hem ticari başkent olması nedeniyle, hem de Kürt koridorunun Doğu Akdeniz’e açılacağı hattın önünde olması nedeniyle…

İşte AKP böylesi kritik öneme sahip bir bölgeye saldırıyor. Üstelik ABD’yle Cerablus’ta “ortak operasyon” arayışında olduğu bir süreçte…

SURİYE’NİN BİRLİĞİ SORUNU

Ankara’da şöyle düşünenler de var: AKP’nin Halep hamlesi, nihayetinde koridorun Doğu Akdeniz’e açılan kapısının PYD yerine ÖSO, Nusra vb. gruplara teslim edilmesi demektir ve bu yönüyle olumludur!

İşte Türk devleti bu sakat anlayış nedeniyle 1991’den beri ABD’nin koridor tuzaklarına döne döne düşmektedir! Bölgenin PYD yerine Nusra ya da ÖSO’da olması koridoru önler mi? Esad‘da kalmasının Türkiye’nin güvenliği için en temiz çözüm olduğu görülemiyor mu?

Tablo Türkiye açısından giderek sorunlu hale gelmektedir. Uzatmadan belirtelim: Ankara’nın iki ay önce İdlib’i terörist örgütlere ele geçirtmesi, bugün de Halep’i almaya çalışması son tahlilde Amerikan koridorunun inşasına yarar!

Kuzey kuşağı içindeki bölgeler ister ÖSO, ister Nusra, ister Türkmenlerden kuracağınız örgütlerin kontrolünde olsun, Şam yönetiminin egemenliğinde olmadığı müddetçe, en sonunda Amerikan koridoruna dönüşür!

İdlib’in işgal edilmesi Esad‘ın ülkesinin kuzeyine egemen olmak için 6 ay önce başlattığı stratejik taarruzu durdurdu, Halep’in işgal edilmesi ise Esad‘ı iyice sıkıştıracak.

Sonra? Halep düşerse rejim düşecek; rejim düşerse Suriye parçalanacak.

Oysa denklem 1991’den beri sabittir: Irak’ın birliği ve Suriye’nin birliği, Türkiye’nin birliğidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2015

Yorum bırakın

ABD’nin hedefi AKP-PYD cephesi kurmak

Erdoğan‘ın Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerle ilgili yaptığı bir kaç açıklama, onun koridora karşı konumlandığı şeklinde yorumlandı. Problemin kaynağının problemi çözemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu açıklamaların erken seçim hesaplı iktidarı koruma hamlesi olduğunu belirttik.

Dahası Erdoğan‘ın koridora değil ama Suriye’ye müdahale etmek istediğini, fakat TSK’nin bu girişime direndiğini anlattık.

Bu tartışmaların ardından şu gelişmeler yaşandı:

3 GÜNDE TESLİMİYET

29 Haziran Pazartesi: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner: “Tampon bölge konusunda ABD’nin pozisyonu değişmedi.”

30 Haziran Salı: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby: “Tampon bölgeye şu aşamada gerek yok.”

30 Haziran Salı: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden konuyu telefonla görüştü. Ancak Ankara ve Washignton, bu özel diplomasiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.

30 Haziran Salı: Dolaylı açıklama Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın basın danışmanı İbrahim Kalın‘dan geldi: “Suriye konusunda baştan beri tek taraflı bir eylemin içinde olmayacağımızı ifade ettik.”

1 Temmuz Çarşamba: ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass: “Sınır kimdeyse IŞİD’le o mücadele etmeli.”

ANKARA’NIN 1 NOLU HEDEFİ IŞİD

Peki üç günlük bu gelişmelerden sonra ne yaşandı?

“Üst düzey bir hükümet yetkilisi” bir grup gazeteciyle görüşerek hükümetin çizgisini ilan etti. O görüşmeye katılan gazetecilerin dün köşelerinde yazdıklarını biraraya getirdiğimizde, AKP’nin şu çizgiye geldiğini görmüş oluyoruz:

1) Türkiye’nin 1 numaralı hedefi artık IŞİD’dir. Yani Ankara bir yıllık ayak sürümenin ardından ABD’nin istediği pozisyonda tamamen çıpalanacağını ilan etmiş oldu!

2) Türkiye, IŞİD ana hedefli yeni süreçte ABD’yle daha yoğun işbirliğine hazır.

a) Türkiye, ABD ile Eğit-Donat kapsamındaki işbirliğini daha üst seviyeye taşıyabilir. (TSK’nin eğitilmeyecek örgütler kırmızı çizgisi ortadan kalkabilir.)

b) Türkiye, ABD ile ortak planlama şartıyla IŞİD’i vurmak için İncirlik Üssü’nü “tam” kullanıma açabilir.

3) Ankara bu süreçte ABD ile Suriye’ye ortak operasyon arayışında olacak ve birlikte tampon bölge kurma hedefini zorlayacak.

4) Türkiye, ÖSO’yu sonuna kadar destekleyecek, diğer yandan da Türkmenleri sahada değerlendirecek.

EBELİKTEN BEKÇİLİĞE İTİLEN AKP

Böylece ABD “ya IŞİD ya PYD” diyerek yaptığı sıkıştırma hamlesinden sonuç almış oldu. Zira Ankara hangisini seçerse seçsin, aynı girdaba sürüklenecekti…

ABD’nin sıradaki hedefi ise şu: Esad ile IŞİD’in işbirliği yaptığı iddiaları üzerinden Ankara ile PYD’yi aynı mevziye sokmak! (Kobani’de en sonunda AKP’ye peşmerge koridoru açtıran ABD, daha ileri seviyede bir işbirliği zorlayacak.)

Ahmet Davutoğlu‘nun önceki akşam yeniden Esad ile IŞİD’in 28-30 Mayıs tarihlerinde Haseke’de görüştüğü ve işbirliği kararı aldığı iddiasını gündeme getirmesi, bu hedefin işaretlerinden biridir.

Böylece Esad’ı yıkma hedefiyle 5 yıldır Amerikan koridoruna fiili ebelik yapan Erdoğan hükümeti, koridora bekçilik aşamasına iteklenmiş oldu!

Problemin kaynağı probleme çözüm olamaz. Türkiye koridora Suriye sınırından değil, ancak Ankara’nın göbeğinden müdahale edebilir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2015

Yorum bırakın

Erdoğan’ın yol haritası

276 sandalyesi olmayan AKP’nin TBMM Başkanlığını alabilmesi, kabul etmeliyiz ki, Erdoğan‘ın başarısıdır. Erdoğan rakiplerinin çelişmelerinden yararlanarak İsmet Yılmaz‘ı TBMM Başkanı yapabildi.

TEK SUÇLU MHP Mİ?

Bu tabloyla ilgili olarak haliyle MHP suçlandı öncelikle. Zira 4. turda HDP gibi CHP’nin adayı Deniz Baykal‘a oy verselerdi İsmet Yılmaz değil, Baykal seçilecekti. Ancak MHP sırf HDP Baykal‘a oy verecek diye geçersiz oy kullandı.

Fakat konunun bir de şu yönü var: Mesele AKP’nin adayını TBMM Başkanı yaptırtmamaksa, çok daha işe yarar bir yol izlenemez miydi? Örneğin Baykal 3. turun sonunda kazanamayacağını göre göre neden seçime devam etti? Muhalefet yola son turda Baykal yerine MHP’nin adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile devam ederek İsmet Yılmaz‘ın önünü kesemez miydi?

İlke mi dediniz? Ekmeleddin İhsanoğlu daha 11 ay önce CHP’nin cumhurbaşkanı adayı değil miydi? CHP’nin dün cumhurbaşkanı görmek istediği birini bugün TBMM Başkanı olarak görmek istememesi mümkün mü?

Ya da?

CEPHE KURABİLME KABİLİYETİ

Dönüp yine Erdoğan-Baykal görüşmesine bakmalıyız. Baykal‘ın Kemal Kılıçdaroğlu‘na rağmen yaptığı o 2,5 saatlik görüşme, acaba Baykal‘ın 4. tur ısrarının kaynağı olabilir mi?

Erdoğan-Baykal ikilisi, bundan sonraki süreci Erdoğan‘ın lehine ilerletebilmek için özel bir işbirliği yapıyor olabilir mi? Erdoğan‘a 2003’te milletvekili yolu açmak zorunda kalan Deniz Baykal, yoksa devamını da getirmekle mi yükümlü?

Bu özel ilişkiye dair pek çok spekülatif iddia var, bilemiyoruz. Fakat üzerinde durmamız gereken şudur: Erdoğan, hâlâ iyi oyun kurabiliyor.

Haziran 2013’te saltanatı sallanan Erdoğan‘ın 30 Mat 2014’te yerel seçimleri kazanması, 10 Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı seçilmesi ve tüm kötü gidişata rağmen AKP’yi 7 Haziran’dan birinci parti çıkarabilmesi başarıdır.

Erdoğan‘ın 13 yılının özeti şudur: Erdoğan, yola devam edebilmek için hızla yeni müttefikler bulma, yeni cepheler oluşturabilme kabiliyetine sahiptir; müttefiklerini birbiriyle çarpıştırmasını, rakiplerinin çelişmelerinden yararlanmasını iyi bilmektedir.

Örneğin Haziran’dan sonra eski ortağı cemaate karşı daha geniş bir cephe kurabilmesi, Erdoğan‘ın pozisyonunu yeniden tahkim edebilmesini sağlamıştır. Örneğin 7 Haziran seçimlerine iki ay kala HDP’ye karşı milliyetçi bir söyleme yönelmesi, partisinin düşüşünü belli bir noktada frenleyebilmiştir.

ERDOĞAN’IN AJANDASI

Ve şu anda Suriye’nin kuzeyindeki kuşağa karşı izlediği ince taktiklerle, manevra alanını genişletmeye çalışmaktadır. Erdoğan‘ın TBMM Başkanlığını kazandıktan sonra izlemeye çalışacağı yol haritası şöyle görünüyor:

1) Koalisyon görüşmelerini baltalamak, uzamasını sağlamak. (Kuşkusuz AKP’de bu çizgiye itiraz edenler var.)

2) Ağustos başındaki Yüksek Askeri Şura’ya (YAŞ) mevcut hükümetle girerek istediği düzenlemeyi yapabilmek.

3) Kendisini ve ailesini soruşturmadan kurtarmak şartlı bir koalisyon anlaşması aramak.

a) Uzayan koalisyon sürecinden yararlanarak ve TSK’yi Suriye politikasına alet ederek erken seçimde AKP’ye tek başına hükümet kurabilecek sandalye kazandırmak.

b) Siyaseti tıkayarak erken seçim takvimi ilanlı AKP azınlık hükümetine Türkiye’yi mecbur etmek.

c) Açılım sürecinden tavizler vererek ve Suriye’de görüntüyü kurtaracak hamleler yaparak kısa sürecek bir AKP-MHP koalisyonuna razı olmak ve zaman kazanmak.

YENİDEN HAZİRAN

Kuşkusuz Erdoğan‘ın kendisine sürekli yaşam alanı açabilme başarısındaki aslan payı muhalefetindir. Erdoğan‘a karşı TBMM’den yapılacak muhalefetin yetersizliği ortadadır.

Erdoğan‘ı silkeleme kabiliyeti Haziranlardadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2015

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın