Hepimiz Kubilay’ız!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/12/2014
Cem Karaca‘nın 1977 tarihli “Bir Öğretmene Ağıt”ının ikinci bölümü şöyledir: “Yanında yer ayır Kubilay Teğmenim/ Yoksul bir köyde öğretmenim/ Biliyorum bütün kabahat bende, öğretmen oluşumda/ Ve saklamamamda aydınlık düşüncelerimi/ Ama ben Cumhuriyette doğdum, Cumhuriyet çocuğuyum/ Olamaz öğretmen oluşum suçum.”
Karaca bu dizeleri, gericilerin 84 yıl önce bugün, 23 Aralık 1930’da şehit ettiği Kubilay Teğmen için yazdı.
Askerliğini Menemen’de yedek subay olarak yapan Mustafa Fehmi Kubilay, Derviş Mehmet etrafında toplanan gericilerin isyanını bastırmaya çalışırken Hasan ve Şevki bekçilerle birlikte şehit edildi. Derviş Mehmet, Kubilay‘ın başını keserek yeşil bayraklı bir sopaya bağladı ve şehir meydanında kazdıkları bir çukura dikti.
Mustafa Kemal, daha bir kaç yıl önce Yunan işgali yaşamış bir bölgede bu olayın meydana gelmesine çok üzülmüş ve “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtmiştir.
KUBİLAY, RENNAN PEKÜNLÜ’DÜR!
İşte Cumhuriyet, Kubilay gibi devrimcilerin ölümü göze alan kararlılığıyla yaşadı ve bugünlere geldi…
Kuşkusuz Derviş Mehmet’ler bugün daha güçlü, daha etkili yerlerdeler…
Ama bu topraklarda çok köklü bir Jöntürk geleneği vardır ve gericilik her zaman karşısında dikilen bir Kubilay bulur!
Örneğin Prof. Dr. Rennan Pekünlü bugünün Kubilay‘larındandır; gericiliğin karşısına dikilmiş, laik eğitimi savunmuş ve öne çıkarak hapsi göze almıştır!
İşte karanlık, bu ve benzeri kararlılıklarla aydınlatılır!
KUBİLAY, KELEPÇELENEN 117 ÖĞRETMENDİR!
Ankara’da polisin sert saldırısına uğrayan, elleri kelepçelenerek gözaltına alınan 117 öretmenimiz de Kubilay‘dır!
117 Kubilay öğretmenimiz, “dindar ve kindar nesil” yetiştirmek isteyenlere inat, cumhuriyet nesilleri yetiştirmek için yollara düştüler.
Emek mücadelesinin bugünkü kalesi olan Yatağan’dan başlayarak yürüdüler, “laik eğitim” diye diye yürüdüler.
Gericiliğin ters kelepçelediği ellerinden öpüyoruz hepsini.
Derviş Mehmet müfredatına inat, Musatafa Kemal sevgisi ve yurttaşlık bilinci aşılatan tüm Kubilay öğretmenlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
KUBİLAY ORDUEVİNİN ÖNÜNDE!
Ve fakat Kubilay‘ı anarken, şu kareye saygı göstermeden de geçemiyoruz:
Polis 117 öğretmeni gözaltına alırken ve kimi öğretmenler polisin attığı gaz bombasından kötü etkilenip orduevine sığınırken ve polis o öğretmenleri de almak için orduevine girmeye çalışırken, kapıda silahıyla dikilen ve öğretmenlere sahip çıkan o Kubilay Teğmen‘in de ellerinden öpüyoruz.
O gün Kubilay hem öğretmen kimliğiyle, hem de teğmen kimliğiyle aramızdaydı.
KUBİLAY’LAR TGB’DE!
Ve aslında Kubilay‘lar hep aramızda.
Çünkü 19 Mayıs 2012’de 240 bin Kubilay‘ı Taksim’e çıkararak ülkemizin gidişatına dur diyen TGB var!
O eylem, bu toprakların devrimci Jöntürk geleneğini dosta düşmana göstermekle kalmamış, aynı zamanda Haziran Halk Hareketi’ne giden süreci de başlatmıştır!
TGB Gezi’de diktatörlüğe karşı mücadele etmiştir! TGB Silivri’de kumpas ve tertiplere karşı çıkmış, zindanların duvarlarına dayanmıştır!
TGB-TLB liselerde uyuşturucu baronlarına savaş açmıştır!
TGB Anadolu’da köy okulu inşaatında işçi ve alanlarda Mustafa Kemal‘in askeri olmuştur!
TGB ABD askerine çuval geçirip Mehmetçik’in intikamını almıştır!
TGB’Lİ KUBİLAY’LAR KIZILAY’DA
Ve TGB, şimdi de “Gericiliğe ve bölücülüğe karşı Kubilay Kızılay’da” diyerek Derviş Mehmet’lere meydan okumaktadır!
TGB’li Kubilay‘lar tıpkı Menemen’deki Kubilay gibi gericiliğin karşısına çıkmış ve Mustafa Kemal‘in “iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz” sözünü ödev kabul ederek “Hepimiz Kubilay gibi hazırız! 27 Aralık’ta Kızılay’dayız!” demektedir!
Öğretmen Kubilay’ın talebeleri ve teğmen Kubilay’ın askerleri olan bugünün Kubilay’larını yüreklerinden öpüyoruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Aralık 2014
Erdoğan’ın ‘kuzey Suriye’ mesajının anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/12/2014
Erdoğan‘ın önceki gün DEİK Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı dinlemişsinizdir. Şöyle diyor: “Kobani’nin stratejik önemi yok. Birileri için var. Ben şimdi düşünüyorum. Arkadaşlarıma da diyorum ki, yoksa burada Kuzey Suriye’de yeni bir yapılanma mı oluşturuluyor? Yeni bir eyalet mi oluşturuluyor?”
12 yıldır birlikte çalıştığı yapının kumpas kurduğunu farketmeyen(!), bugün kandırıldığını(!) söyleyen Erdoğan, meğer Suriye’de bir yapılanma oluşturulduğunu da farketmemiş!
Gelişmelere en ilgisiz yurttaşımızın bile bildiği bir gerçeği Erdoğan‘ın yeni yeni farkediyor(!) olması mümkün mü? Elbette değil. Daha 1,5 yıl önce Ankara’ya çağırdıkları PYD lideri Salih Müslim‘e “yeterki SUKO’ya katıl, özerkliğe karışmayız” diyen bir iktidar, Suriye’de özerklik benzeri (kanton) bir yapılanma oluşturulduğunu yeni farketmiş olabilir mi?
AKP ile Salih Müslim‘in o görüşmesinden beri PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde üç kanton ilan ettiğini kutuplarda yaşayanlar bile biliyor!
YANLIŞTAN DÖNME İŞARETİ DEĞİL
Erdoğan konuşmasında daha önce söylediği şu gerçeği de yineledi: “Kobani’ye verilen mühimmat, terör örgütlerine gönderildi.”
Bu ABD’ye bir eleştiri mi? Cümleye çıplak baktığınızda elbette öyle görünüyor ama cümle ancak şu sorularla birlikte siyasi anlamını kazanıyor:
ABD’nin IŞİD’le savaşsın diye PYD’ye silah vermesi ile AKP’nin PYD’ye destek olması için Kobani’ye koridor açıp peşmerge göndermesi ve Irak’ın kuzeyindeki kamplarda peşmergelere yoğun askeri eğitim vermesi aynı düzlemde değil mi?
Erdoğan‘ın bu tür çıkışları zaman zaman “yanlıştan dönme” şeklinde algılanıyor. Yanlıştan dönmelerini biz istemez miyiz? Ancak bu çıkışlar “yanlıştan dönme” işareti değil, ABD’yle Suriye pazarlığının söylemleridir ve Halep merkezli çıkarlarıyla ilgilidir!
KÜRT KORİDORU HEDEFİ İÇİN
İlk günden beri önemle vurguluyoruz. ABD’nin IŞİD stratejisi Kürt Koridoru inşası içindir. Taşeronları aracılığıyla yürüttüğü Suriye savaşında istediği sonucu alamayan Washington, 9 Haziran 2014’ten itibaren yeni bir planı deniyor.
ABD, Irak’ta Bağdat ile Erbil yönetimlerinin arasına, Suriye’de Şam ile Türkiye arasına sosis gibi giren IŞİD’i bu bölgelerden çıkardığında ne yapacak? Bölgeyi Bağdat ve Şam’a mı teslim edecek? ABD’nin IŞİD stratejisinin anlamı işte bu sorudadır!
Yanıtları da adım adım ortaya çıkmaktadır: Peşmerge Kerkük’ü işgal etti. IŞİD’in eline geçen Musul ile Telafer arasındaki bölge, Sincar’ın alınmasıyla fiilen Erbil’in kontrolüne girdi. (Sincar ve çevresi daha önce Kürt Bölgesi’nin sınırları içinde değildi). IŞİD’in dağıttığı Türkmenlerin bölgeleri, tek tek peşmergenin işgaline uğruyor.
Bu şekilde Irak’ta Barzanistan’ın sınırları genişletilecek ve Suriye’de PYD bölgesi oluşturulacak, hedef bu!
ÖCALAN: MÜZAKERE TASLAĞINDA ANLAŞTIK
Tüm bunlar aslında AKP ile PKK’nin yürüttüğü müzakerenin de konusudur. Öcalan‘ın Ortadoğu mesajları, PKK’nin Irak ve Suriye’de önüne daha çok silahlanma hedefi koyması vs. bu tablonun içindedir.
17 Aralık günü AKP Hükümeti’nin gizlice İmralı’ya götürdüğü HDP heyetinin Öcalan‘dan getirdiği mesajlar bile buna işaret etmektedir. Hatip Dicle söylüyor: “Öcalan ‘devletle müzakere taslağında anlaştık’ dedi.”
Dicle‘nin bu anlaşmanın sadece Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu da ilgilendirdiğini söylemesi anlamlı!
Öcalan‘ın “anlaştık” dediği taslak, özü itibariyle AKP’nin değil ABD’nindir ve Cemil Bayık o nedenle “süreç durursa ayaklanırız” mesajı vermektedir!
Kerkük’ün işgali, Barzanistan’ın genişletilmesi, Suriye’nin kuzeyindeki kantonlar, ABD’nin PYD’yi silahlandırması, peşmergenin eğitilmesi, Kobani koridoru, AKP ile PKK’nin anlaştığı “özerklik” hedefli müzakere taslağı… Hepsi ana tablonun parçalarıdır.
Peki Erdoğan bu tabloyu görmüyor mu? Erdoğan da bu tablonun içindedir!
Erdoğan’ın mesajının, bölge gerçeği ve Rusya faktörü nedeniyle Türk devleti içinde (AKP’yi de zorlayan) oluşan Suriye konusundaki 2. eğilim işaretiyle bir ilgisi yoktur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Aralık 2014
Aksiyon’a karşı Reaksiyon
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/12/2014
F Tipi yapıya yapılan son medya operasyonu, dizileri de gündeme getirdi. Samanyolu‘nun Tek Türkiye dizisinin hangi operasyonel hedeflerin aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı.
Bu dizilerde yıllardır hedef alınanlar için durum şaşırtıcı değildi. Ancak kamuoyunun bir bölümü, bu operasyonla birlikte bu tür dizilerin işlevini daha somut görmüş oldu.
MİT DİZİSİ
Sadece F Tipi yapı değil, AKP de dizilere meraklı. Örneğin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan‘ın önceki gün Filinta dizisinin setini ziyaret etmesi ve bu diziye övgüler dizmesi fazlasıyla basında yer aldı.
Ancak AKP açısından bundan daha ilerisi de var: Reaksiyon!
Hafta içi final bölümü yayımlanan dizi tipik bir MİT projesi. Üstelik benzerlerinden önemli bir farkı var.
Bilirsiniz, bu tür diziler önce şu yazıyla başlar: “Bu dizideki kurum ve şahısların gerçeklikle ilgisi yoktur.”
Ancak Reaksiyon‘da o yazı şöyle yer alıyor: “Bu dizideki kurum ve şahısların gerçeklikle ilgisi sınırlıdır.”
F TİPİ’NE KARŞI DİZİ
Evet, dizinin karakterleri gerçek hayattandır.
Örneğin dizide MİT Müsteşarı’nın ismi Gürkan Erman‘dır ve Hakan Fidan‘ı doğrudan çağrıştırmasından hiç kaçınmamışlardır.
Örneğin dizide İran adına Tükiye’de operasyonlar yapan istihbaratçının ismi Kazım Süleyman‘dır ve gerçek hayattaki Kasım Süleyman‘ı oynamaktadır. (Bu karakterin ismi dizinin son bölümlerinde biplendi!)
Uzatmayalım, dizinin karakterleri gerçek hayattandır ve dizi de bir MİT projesi olarak AKP’nin F Tipi yapıyla mücadelesi için çekilmiştir.
İçeriğine geçmeden önce önemle belirtelim: Senaryo, kurgu, oyunculuk açılarından dizi vasatın altında kaldı. Erdal Beşikçioğlu‘nun oyunculuğu bile diziyi kurtarmadı, Behzat Ç. hayranları hayal kırıklığına uğradı.
Onca reklama rağmen dizi iyi bir izlenme oranı yakalayamadı. Bu nedenle önce günü değişti, arından da erken final yaptı.
TASFİYE VE İTTİFAK
13 bölümlük diziyi çok kısaca özetleyelim:
AKP Hükümeti Ergenekon’u tasfiye eder. Bu operasyonu MİT Müsteşarı Gürkan Erman ve Başbakanlık Müsteşarı Öktem Bey yürütmektedir. (Öktem Bey, Efkan Ala ya da Fatih Kasırga gibi, hatta toplamlarını temsil eden bir karakterdir.)
İkilinin tasfiye ettiği Ergenekon örgütü ise dizide Erdal Beşikçioğlu‘nun canlandırdığı Yavuz Aslan karaketeridir. Dayı lakaplı Yavuz Aslan, dizi boyunca tıpkı AKP’lilerin gerçek hayatta kullandığı “eski Türkiye” şeklinde nitelenmektedir.
AKP, Ergenekon’u tasfiye ettikten sonra, bu kez F Tipi yapının üzerine gitmeye başlar. Gerçek hayattaki abiler, savcılar, polis şefleri ve paralel gazeteciler dizide Zekeri Öz‘den Mehmet Baransu‘ya kadar canlandırılmaktadır.
Fakat AKP, F Tipi yapıyı tasfiyede zorlanır. Gürkan Erman ve Öktem Bey, biri Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan bir yüzbaşı, diğeri de komiser olan iki kişi üzerinden “gizli bir yapı” kurar.
Harbiyeli Oğuz ile Polis Tekin‘in kurduğu gizli örgüt yasal olmayan yöntemlerle F Tipi yapının üzerine gider ama önemli bir başarı elde edemez. AKP sıkışmıştır ve Gürkan Erman ile Öktem Bey bir çözüm bulur: Yavuz Aslan’la ittifak!
Uzatmayalım: Dizinin son bölümlerine doğru bu ittifak kurulur ve birleşen güçler F Tipi yapı çökertir. Sonunda AKP tam iktidar olur!
Son bölümde Gürkan Erman ile Yavuz Aslan‘ın replikleri çok kaba ajitasyonlar içerir. Her ikisi de (AKP ile Ergenekon) birbirinin vatansever olduğunu anlamıştır! “Kökü dışarıda” olan Cemaat’e karşı o nedenle birleşmişlerdir.
DEVLETİN SAHİPLERİ KİM?
Dizinin sonunda ikisinin de üstünde olan yapıyla tanışırız. AKP ve Ergenekon’un bildiği bu yapının ismi “devletin sahipleri” olarak geçer. Seçilmiş bir grup kişidir bunlar ve “bekçi” denilen bir temsilcileri arcılığıyla devletin yöneticileriyle temas kurmaktadırlar.
Yani anlayacağınız sonu da en az başı ve ortası kadar özel amaçlıdır ve AKP’nin çıkarlarıyla ilgilidir!
AKP özetle Cemaat’e karşı mücadele ederken, dizi gibi silahları da kullanmaktadır: Cemaat’in çok bilinen yayın organı Aksiyon‘a karşı, kendi Reaksiyon‘unu sergileyerek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Aralık 2014
ABD’den Rusya’ya ‘Sıhhiye Hattı’
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/12/2014
ABD, 2011’de Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan üzerinden başlattığı Suriye saldırısında neden “tam başarı” kazanamadı? Elbette pek çok nedeni var: Şam rejiminin iyi direnişi, İran’ın tutumu vs.
Ama sonuca etkisi bakımından en önemli faktör Rusya’nın tutumudur. Rusya hem Çin’le birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Suriye karşıtı bir karar tasarısı çıkmasını engellemiş, hem de fiili olarak sahada Suriye’yi savunmuştur: Füze savunma sistemi takviyesinden, Suriye karasularına savaş gemileri getirmeye kadar!
ABD, sırf bu direnişi kırabilmek için Rusya’ya Ukrayna’dan ikinci bir cephe bile açmıştır!
ABD’NİN PETROL HAMLESİ
Neden mi anımsattık sizler için yeni olmayan bu bilgileri? Geleceğiz. Önce bir kaç anımsatma daha:
Petrol fiyatları neden düşüyor? ABD ve Suudi Arabistan, petrol üreticisi olmalarına rağmen neden petrol fiyatlarının düşmesine seviniyor? Şundan: Rusya’nın zararı ABD’ninkinden, İran’ın zararı da Suudi Arabistan’ınkinden fazla!
Zira Rusya’nın toplam gelirinin dörtte birini bu kalem oluşturuyor ve petrol fiyatı düştükçe bu Moskova’yı büyük sıkıntıya sokuyor.
Sadece petrol fiyatları mı? Elbette hayır. ABD’nin ve belli ölçekte AB’nin Rusya’ya yaptırım uygulaması da Moskova’yı sıkıntıya düşürüyor.
Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin yaptırımların etkisinin yüzde 25-30 düzeyinde olduğunu söyledi.
İkisi birleştiğinde önemli bir etki yaratıyor. Zaten geçen günlerde rublenin dolar karşısındaki değerinin düşmesi ve Moskova Borsası’nın değer kaybetmesi işte bu nedenleydi.
STRATFOR’A GÖRE ABD’NİN 3 SEÇENEĞİ
ABD için Rusya’ya geri adım attırabilmek artık kritik bir mesele haline gelmiştir. Çıkarlarının karşısına dikilen bir Rusya, güç erozyonuna çare arayan ve bu maksatla yeniden Ortadoğu hamlesi yapan ABD için mutlaka durdurulması gereken bir ülkedir.
Washignton’un petrol, yaptırım gibi kartlarını en ağır şekilde kullanması bu nedenle…
Peki yeterli mi? Kuşkusuz yetmez.
ABD bu nedenle Rusya’yı doğrudan hedef alan planlamalar da yapıyor. Bunu sadece ABD Kongresi’ne yansıyan çalışmalardan bilmiyoruz elbette… Örneğin “gölge CIA” denilen Stratfor’un başı George Friedman bu konuda kimi ipuçları veriyor.
Friedman‘a göre ABD’nin önünde üç seçenek var:
1) ABD Ukrayna’daki duruma daha aktif şekilde müdahale edecek.
2) ABD NATO’yu Rusya’yı çevrelemeye zorlayacak.
3) ABD NATO dışı bir ittifak ile Rusya’ya karşı “sıhhiye hattı” oluşturacak. (Rusya’nın Sesi, 19 Aralık 2014)
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ÖNEMİ
ABD’nin Ukrayna’ya doğrudan ve aktif bir şekilde müdahale etmesinin olanakları pek yok. Üstelik bu durum ABD’yi yeniden “tam müttefik” olmaya çalıştığı AB’yle sorunlu hale getirecek; Almanya başta olmak üzere pek çok AB ülkesi buna karşı çıkacak. Öte yandan aynı durum NATO’u devreye sokma seçeneği için de geçerli.
Dolayıysla ABD için daha “uygulanabilir” seçenek “NATO dışı ittifak” görünüyor.
Friedman o ittifakın kimlerden oluşacağını ve hattın yerini de belirtmiş: Baltık, Polonya, Romanya, Türkiye!
Uygulanabilir olup olmadığı bir yana, böyle bir planlama gerçekten var mı, bilmiyoruz. Fakat Washington’un ihtiyaçları böyle bir olasılık yaratıyor.
Kuşkusuz Moskova’nın bir istihbaratı vardır ve Putin‘in Rus yetkililerini bile şaşırtan Türkiye’yle enerji ortaklığı hamlesi de belki temelde bu stratejiye yanıt içindir. Göreceğiz.
Bizim için asıl önemlisi şudur: ABD eğer bu stratejiyi uygulamaya çalışırsa, önündeki en önemli konu Türkiye olacaktır.
Ankara’ya mecbur bir Washington gerçeği ise Türkiye’deki iç mücadeleye doğrudan etkileyecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Aralık 2014
Suriye konusunda 2. eğilim işareti
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/12/2014
ABD’nin IŞİD bahanesiyle yeniden Ortadoğu’ya hamle yapmasına, bölge ülkelerinin de yanıtları olduğunu yazmıştık geçen hafta:
1) İran, Irak ve Suriye, IŞİD’e karşı (gerçek) mücadele için ittifak kurdu.
2) Rusya, ABD’nin atağıyla uygulanamaz hale gelen Cenevre süreci yerine, Moskova Platformu inşa etmeye başladı. Hedef, Şam rejimi ile muhalifleri masaya oturtmak ve siyasi çözüm sağlamak.
3) BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura, Rusya’nın desteğiyle bir plan yürütüyor. “Dondurulmuş bölgeler” adıyla bilinen plana göre belirlenen bölgelerde önce ateşkes, sonra müzakere yürütülmesi hedefleniyor.
Üçü birbirini bütünleyen bu planlar etrafında yürüyen yoğun diplomasiyi geçen hafta incelemeiştik ve bitirirken de özellikle belirtmiştik: Cenevre yerine Mosova sürecinin başlaması, Ankara’nın önünde Suriye politikasını değiştirmek için çok önemli bir fırsattır.
Peki Ankara bu fırsattan yararlanabilir mi? Erdoğan ve Davutoğlu‘nun konuşmalarına bakılırsa, hayır! Ama yeni bir eğilimi işaret eden olgular da var:
ARINÇ: SURİYE’YLE SOĞUKLUK GİDERİLECEK
Tamam, sürekli yalanlandığı için özgül ağırlığı tartışmalı hale gelmiş olabilir ama Bülent Arınç hala AKP içinde önemli bir kesimi temsil eder. Arınç, basında pek yer almayan bir konuşmasında şöyle dedi: “Suriye, İran, Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerle siyasi bakımdan ve ülkelerin yöneticilerinin birbirilerine olan tavrı bakımından bir soğukluk yaşanmış olabilir ancak biz dostuz, aynı zamanda kardeşiz. Türkiye ile bu ülkelerin arasında belli ve malum sebeplerle meydana gelen soğukluk süratle giderilmektedir.” (AA, El Cezire, 13 Aralık 2014)
Bir çalışma mı var? Suriye’yle, Mısır’la soğukluk süratle nasıl gideriliyor? Bilmiyoruz. Ama Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun CNNTürk‘te söylediği şu sözleri önemsiyoruz: “Mısır’da darbe yönetimi, Sisi ile ilişkilerimizin normalleşmesi öngörülmüyor ama ticari ilişkiler olabilir, alt düzey temaslar olabilir.” (Bugün, 13 Aralık 2014)
Mısır’ın bu açıklamaya yaklaşımı olumlu oldu. Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri Türkiye’nin tutumunu değiştirmesi durumunda diyaloga geri dönmeye hazır olduklarını açıkladı.
Çavuşoğlu birkaç gün sonra İranlı mevkidaşı ile yaptığı görüşmede de yeni bir eğilimin işaretini verdi: “Suriye’de yeni ve kapsayıcı bir hükümetin olması konusunda bazı detaylarda farklı görüşlerimiz olsa da İran’la aynı düşünüyoruz.” (hurriyet.com.tr, 17 Aralık 2014)
Tamam, Çavuşoğlu aynı konuşmasında Esad’ın meşruiyetinin bittiğini de vurguladı ama tam da şu süreçte “İran’la aynı düşünüyoruz” demesi oldukça anlamlıydı.
SUKO: RUSYA’NIN HEDEFİ AKP PLANI
Bogdanov ve De Mistura‘nın temaslarında ortaya çıkan muhalifler arasındaki iki farklı eğilim de bu yeni durumun bir yansıması olabilir.
SUKO’nun eski Başkanı Muaz Hatip Rusya’yla görüşüyor ve yeni plana olumlu bakıyordu ama SUKO’nun şimdiki Genel Sekreteri Nasır Hariri karşı çıkıyordu. Dahası Hariri, Rusya-BM planının Türkiye’nin planını boşa çıkarmak amacı taşıdığını iddia ediyordu. (El Cezire, 15 Aralık 2014)
Hariri’ye göre ABD yakında Suriye’ye “güçlü bir biçimde müdahale edecek” ve Türkiye’nin “güvenli bölge” planı uygulanacak!
AB DE ‘RUSYA-İRAN’LA ÇÖZÜM’ DEDİ
Aslında Ankara’da yeni bir eğilimin “zorunlu ihtiyaç” olarak ortaya çıkması tam da bu olasılık nedeniyledir. Zira ABD’nin Suriye’ye saldırısı ve AKP’nin güvenli bölge planının uygulanması, çözüm değil, tersine yeni ve çok daha büyük sorundur.
AB bile bu gerçeği görüyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogheri, AB ülkelerinin dışişleri bakanlarının, Suriye krizinde çözüme kavuşmak için bölge ülkeleriyle beraber, özellikle İran ve Rusya ile beraber çalışmak konusunda mutabık kaldıklarını ilan etti. (Rusya’nın Sesi, 15 Aralık 2014)
Kuşkusuz Ankara’da düşük dozda da olsa yeni bir eğilimin işaretinin çıkması, aslında bu “yalnızlığın” sonucudur. İkinci eğilim işareti, birinci eğilimin seçeneği olarak değil ama zaman kazanmak için de verilmiş olabilir. Yine de Türkiye ve bölgenin geleceği açısından AKP bu noktadan olabildiğince zorlanmalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Aralık 2014
F Tipi’ne yardım ve yataklık suçu
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/12/2014
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan‘ın “milli orduya kumpas kurdular” söylemi, AKP için hem yeni süreçte suçu Cemaat’e yıkma hedefinin, hem de bu çarpışmada Genelkurmay Karargahı ile ittifak niyetinin söylemiydi.
“Kumpas” kavrmı artık bir psikolojik savaş argümanı olarak çarpışmanın ön cephesinde çeşitli türevleriyle birlikte kullanılıyor: “Kandırıldık” diyorlar, “alnı secdeye değenlere güvendik” diyorlar…
Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Erdoğan ve ekibini Cemaat bu kadar kolayca kandırabiliyse, onu BOP eşbaşkanı yaparak bölgede kullanan ABD neler yapmıştır? Bu kadar kolay kandırılan ve kullanılan bir iktidarın, ülkenin geleceği için görevi hemen bırakması gerekmiyor mu?
EMNİYET’İ CEMAAT’E KİM VERDİ?
Kumpas dedikleri operasyonlar için Cemaat’e yer türlü devlet olanağı sağlayanlar kendileriydi. Erdoğan, soruşturmaya yönelik tepkilerin karşısına dikilip, “ben bu davanın savcısıyım” diyordu. Kimi F Tipi polislerin de belirttiği gibi, o dalga dalga yapılan operasyonların emrini bizzat vermişti. Hatta Ergenekon savcısı Zekeriya Öz‘ün altına kendi zırhlı lüks aracını bile vermişti.
Zaten çarpışma başladıktan sonra da açık açık şöyle diyorlardı: “Ne istediniz de vermedik?”
Vermişlerdi: Emniyet’i, kolejlerinden istihbarat dairesine kadar Cemat’in emrine vermişlerdi. Cemaatin istediği yasaları çıkarıyor, Fethullah Gülen‘in işaretiyle “ulusalcılığı” tehdit kapsamına alıyorlardı. Yargıyı önlerine sermişlerdi. Daha iyi yerleşsinler diye yasa çıkarıyor, daha iyi nüfuz etsin diye bakanlığı emirlerine veriyorlardı.
Uzatmayalım ve şu ikinci soruyu soralım: F Tipi yapı suçluysa, ki suçlu, Erdoğanlar da bu durumda en hafifinden suça yardım ve yataklık yapmış olmuyorlar mı?
AZMETTİRME SUÇU!
Kimi AKP’li bakanların da itiraf ettiği gibi 40 yıldır devlet kurumlarına sızmaya çalışan Cemaat, tarihinin en parlak dönemini AKP’nin kanatları altında geçirmiştir.
Bu dönemde büyükelçilikler dünyanın dört bir tarafından emirlerine verildi, bu dönemde finans girişimlerinin önü açıldı, daha çok kazanabilsinler diye yasalar çıkarıldı, daha çok bağış toplayabilsinler diye olanaklar yaratıldı vb.
Ve en önemlisi, AKP’nin önündeki engelleri temizleyebilsinler diye F Tipi çeteye her türlü dokunulmazlık zırhı sağlandı. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında yaptıkları basit hatalar, salt çaplarından dolayı değil, daha çok arkasındaki devlet desteğine aşırı güvendendi.
Bu durumda şu üçüncü soruyu da sormalıyız: Tamam, AKP’nin adım adım iktidar olmasında ve önündeki engellerin aşılmasında kullanılan Ergenekon davalarında tetiği F tipi çete çekmiştir ama silahı o çeteye kim vermiştir? AKP suça azmettirmiş olmuyor mu?
HELALLEŞME YOK HESAPLAŞMA VAR
Ve gelelim Cemaat’e…
Bugün diktatör dedikleri Erdoğan‘ın önünü en çok kim açtı? Erdoğan‘ı tek adam olmaya götüren çok önemli bir dönemeç olan 12 Eylül referandumunda “ölüler bile mezarlarından kalkıp referandum için evet oyu versin” diye çağrı yapan kimdi? AKP’nin önündeki engelleri kaldırmak için her türlü tertibi kim uyguladı? AKP’ye tetikçilik yaparak bu ülkenin en seçkin aydınlarını zindanlara kim attı?
Tıpkı eski ortağınız AKP’nin “kumpas” kurnazlığı gibi, siz de “helalleşelim” kurnazlığına soyunuyorsunuz şimdi…
“Basın özgürlüğü” ağıtlarınız gibi, “helalleşelim” tezgahınızın da hiçbir inandırıcılığı yok!
Gerçek adalet için helalleşmek değil hesaplaşmak gerekir!
Tüm suçlarınızın hesabını tek tek vereceksiniz!
İlle de hayatlarını kararttığınız insanlardan helallik mi istiyorsunuz? İşe AKP’yle birlikte işlediğiniz ortak suçları itiraf ederek başlayın!
Hayatlarını karartığınız o güzel insanlar helallik verir mi bilmiyorum ama siz en azından Silivri’de yalnız kalmazsınız!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Aralık 2014
17 Aralık ile 14 Aralık’ın çarpışmasından yararlanmak
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/12/2014
Hangi psikolojik savaş mekanizmalarını harekete geçirirlerse geçirsinler, 17-25 Aralık haftasınının artık bu ülkede Yolsuzlukla Mücadele Haftası olmasını engelleyemezler!
Hangi yöntemlere başvururlarsa başvursunlar, 17 Aralık’ı artık unutturamazlar!
Hangi perdeleri örtmeye çalışırlarsa çalışsınlar, ayakkabı kutularını, para sayma makinelerini, sıfırlanamayan paraları, kol saatlerini, çikolata kutularıyla gönderilen paraları, medya için kurulan havuzları, Alo Fatih’leri, bakara makaraları bu milletin ortak hafızasından silip atamazlar!
3YE YAPTIKLARINI UNUTTURAMAZLAR
3Y diyerek gelip 3Ye yapmalarını görmemizi artık engelleyemezler!
Evet, ne yaparlarsa yapsınlar bulaştıkları bu kirleri bilinçlerimizden sökemezler!
Tersine, sökmeye çalıştıkça daha da zihnimize kazıyorlar:
“Aldığım rüşvet değil, hediye. Hediye de Türk geleneğinde var” diyerek 17 Aralık’ı daha da unutulmaz hale getiriyorlar!
İstifa etmek zorunda kalan bakanlardan biri “tapeler montaj” derken, öbürü “hepsi gerçek” diyerek, şüphe duyanların bile kafasını açıyorlar!
17 Aralık soruşturmasına yayın yasağı getirerek, milletin bu konuya daha da ilgi göstermesini sağlıyorlar!
Çamurdan çıkmaya çalıştıkça, daha da batıyorlar!
17 ARALIK’I HAZİRAN YARATTI
17 Aralık, kabaca F Tipi yapının AKP’ye yaptığı bir operasyon olarak değerlendirilemez.
Evet, yolsuzlukların olduğunu gösteren dinlemeleri bu örgüt yapmıştır, tapeleri bu örgüt basına yansıtmıştır, bu örgütün hamlesi nedeniyle Türkiye yolsuzlukların bu boyutunu öğrenmiştir.
Ama asıl gerçek şudur: 2013 Haziran Halk Hareketi, 17 Aralık 2014’ü doğurmuştur!
Haziran’ın büyük tokadı, ortakların iç çelişkilerini derinleştirmiştir: AKP ile Cemaat ve AKP ile PKK Haziran’dan sonra sorunlu bir ilişki dönemine girmiştir. AKP ile Cemaat birbirine düşmüş, ortak suçlarını birbirinin üzerine atarak suçlardan yırtmaya kalkmışlardır. Haziran, AKP ile PKK’nin yürüttüğü Açılım’ı ise rafa kaldırmıştır!
Haziran gerçeğini görmeden 17 Aralık’a salt bir “ortaya çıkan tapeler” çerçevesinde bakmak sadece eksiklik olmaz, daha önemlisi siyasal mücadelenin yönünü tayin edememek bakımından büyük hata olur!
17 VE 14 ARALIK GALDYO’NUN ZAYIFLAMASIDIR
17 Aralık 2013 ile 14 Aralık 2014, suç ortaklarının suçtan kaçma çabalarıdır!
Türkiye’nin devrimci dinamikleri 17 Aralık’tan da, 14 Aralık’tan da ve bu iki Aralık’ın birbiriyle çarpışmasından da yararlanarak ülkenin önünü açabilecektir.
17 Aralık’ta AKP’ye, 14 Aralık’ta F Tipi yapıya güç kaybettirilmektedir. AKP ile F Tipi’nin güç kaybetmesi, Türkiye’nin önünü açmaktadır.
17 Aralık ile 14 Aralık’ın çarpışması, devrimci dinamiklerinin hareket alanını genişletmektedir.
Ve evet, 17 Aralık ile 14 Aralık, aynı zamanda Gladyo’nun yarılması, kanatlarının çarpışması ve son tahlilde zayıflamasıdır.
ÇATIŞMA BÖLGEYİ DE RAHATLATTI
17 Aralık ile 14 Aralık’ın karşı karşıya gelmesi, sadece Türkiye’ye değil, sonuçları itibariyle bölgeye bile nefes aldırmıştır!
AKP-Cemaat ortaklığının yarılması, her ikisinin de gücünün azaltılması, komşulara düşmanlığı da belli ölçüde azaltmıştır.
AKP güç kaybettikçe Irak ve Suriye’ye düşmanlığını ilerletememiştir.
Cemaat güç kaybettikçe İran düşmanlığını sürdürememiştir.
YENİ BİR SİYASAL TABLO OLUŞTURMAK
Artık mesele şudur: AKP ile F tipi yapının bu çatışması yeni bir siyasal tabloya dönüştürülmelidir. Önümüdeki 6 ay, işte bunun mücadelesinin takvimidir.
AKP ile F Tipi’nin çatışmasından, birinin tasfiye edilmesini diğerinin de zayıflatılmasını hedefleyerek yararlanılmalı ve Türkiye, önümüzdeki 6 ayın sonunda yeni bir siyasal tabloya kavuşturulmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Aralık 2014
F Tipi örgüte 3 öneri
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/12/2014
Erdoğanların derdi kumpası aydınlatmak değil, biliyoruz. Güç mücadelesi içine girdikleri eski ortaklarını tasfiye etmeye, tek erk olmaya çalışıyorlar!
O nedenle de F Tipi yapıya karşı operasyonları, birlikte işledikleri suçları ortaya koyabilecek konular üzerinden değil, kendilerine bulaşmayacak konular üzerinden yürütüyorlar.
Açalım:
AKP’NİN ORTAK SUÇTAN KAÇINMA TAKTİĞİ
Erdoğanlar F Tipi yapıya karşı operasyonlara başlamadan önce yoğun bir “kandırıldık” propagandası yaptı. Böylece geçmişin ortak suçlarından arınmaya, suçu F Tipi yapının üzerine atarak operasyonlar için geniş kamuoyu desteği bulmaya çalıştı. Bir ölçüde başarılı da oldu.
Erdoğanlar zorunlu olarak parça parça yürütecekleri operasyonları, kendilerine en yakın halkadan başlattılar. Şöyle: Önce Ali Fuat Yılmazer gibi, geçmiş tertiplerde kendileriyle en yakın mesaide olan polis şeflerini içeri alarak, kurulabilecek bağları azalttılar. Yılmazer’in içeri girmeden önce “emri Erdoğan’dan bizzat aldım” gibi itirafları yetersiz ve geç kaldı.
Erdoğanlar 14 Aralık’ta ise çok alakasız bir konu üzerinden (Tahşiye) operasyon yaparak kendileriyle bir bağ kurulmasının önüne geçti.
Hedef belli: Birlikte işledikleri suçlar üzerinden değil, kendilerinin en uzak oldukları konular üzerinden F Tipi yapının üzerine giderek, korunacaklar!
TERTİPLERİNİZ İÇİN ÖZÜR DİLEYİN!
Bu nedenle F Tipi yapıya 3 öneride bulunuyoruz:
1) Erdoğan dün de belirttiği gibi kuyruğunuza bastı ve kıvranmanızı izliyor. Biat etmenizi, teslim olmanızı bekliyor.
Bu nedenle uzlaşma çağrısı yapmayı bırakın! Çünkü işe yaramaz.
2) Ergenekon tertiplerinde canını yaktığınız kimi isimler, yanlış bulsak da, 14 Aralık’ta “insani bir tavır” diyerek size destek çıktı. Kimi yazarlarınız bu duruş karşısında mahcup oldu, hatta aranızda özür dileyenler de oldu.
Evet, tertipler düzenlediğiniz, hayatlarını karartığınız bu insanlar, sizin hukuk içinde ve adil yargılanmanızı istiyor. Zira çarpıştığınız “kindar nesil” gibi değiller, ileri-geri gibi takıları olmayan demokrasiye inanırlar.
O nedenle bu insanlardan adam gibi özür dilemelisiniz! Affedilmek için değil, davalarınızın daha sağlıklı bir iklimde yürümesi için.
ORTAK SUÇLARINIZI İTİRAF EDİN
3) Fakat en önemli önerimiz şudur: Yol yakınken tüm suçlarınızı itiraf ediniz!
Bunu ikinci maddede önerdiğimiz özrünüzün anlam kazanması için değil sadece, aynı zamanda suçun bir tek sizin üstünüze kalmaması için de öneriyoruz!
Biliyoruz, siz o suçları yalnız işlemediniz: Tertiplerin uygulanmasında siz görev aldınız ama onlar da arkanızdaki siyasi destekti. Dedikleri gibi ne istediyseniz verdiler. Yürttüğünüz tertiplerin davasına “savcı” oldular!
Çünkü iktidar olmak, devleti ele geçirmek ve rejimi değiştirmek istiyorlardı; tıpkı sizin gibi…
Engel gördüğünüz herkesi sıra sıra tasfiye ettiniz; ta ki devleti ele geçirmekte baş başa kalana kadar.
Uzatmayalım: Siz bunları bizlerden daha iyi biliyorsunuz.
Bu suçlardan dolayı elbette hesap vereceksiniz, zaten onlardan önce biz yapıştık yakanıza! Ama hesabı tek başınıza vermek zorunda kalmamıza da gönlümüz razı değil.
Nasılda sıra onlara da gelecek, onlardan da hesap soracağız ama Türkiye’yi rahatlatmak için hızlanmamız lazım. O nedenle hem hesabınızı hafifletmek için, hem de Türkiye’ye bir iyilik yapmak için önünüzde altın bir fırsat var: ortak suçlarınızı tane tane itiraf edin!
İtiraf edin ki, ortaklarınız suçtan yırtamasın!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Aralık 2014
14 Aralık operasyonunun anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/12/2014
Fuat Avni‘nin AKP devleti içindeki özgül ağırlığının Bülent Arınç‘tan daha fazla olduğunu ortaya koyan operasyon, dün yapıldı.
Ancak belirtelim. 14 Aralık’ın sahipleri F Tipi yapıdan tertibin ve kumpasın hesabını sormak için değil, yolsuzluklarını ortaya koyan hamlesini mahkum etmek için operasyon yaptılar. (Zaten kumpasın ortağıdırlar.) Bu gerçek, AKP ile Cemaat arasındaki kavgadan yararlanabilme siyasetleri üretebilmek için büyük önemdedir.
Üstelik AKP’nin operasyon biçimi ve takvimi de F Tipi’ne bu anlamda avantaj sağladı. Şöyle: AKP 17 Aralık’ın rövanşını almak istediğini göstere göstere operasyonu 14 Aralık’a denk getirdi. Bu durum haliyle F Tipi örgüte “basın özgürlüğü” hikayesi yazma şansı verdi.
F Tipi yayınlar, dün gün boyu bu noktadan hareketle propaganda yaptı, basın mensuplarından dayanışma istedi, “bugün bize, yarın size” edebiyatı yaptı. Oysa 14 Aralık’ta operasyona uğrayanlar, gerçekte “basın özgürlüğü” kavramını ağızlarına en son alacaklar listesinde bile olamazlar!
Deneyimli meslektaşımız Zafer Arapkirli‘nin şu mesajı ne demek istediğimizi daha açık anlatacaktır: “Herşeyi söyle de muhterem, ‘mesleki’ dayanışma isteme bendem. Meslektaş değilsin. Kusura bakma, meslektaşlarımın ve mesleğimin katilisin.”
KONUYA NASIL BAKMALI?
Mesele basittir: AKP ile Cemaat’in çatışması ve Türkiye’nin önünü tıkayan bu iki gücün birbirine girmesi, Türkiye’nin yararınadır. Gerçek suçun ortakları birbirini vurdukça, Türkiye rahatlaycaktır.
Türkiye’nin devrimcileri, millicileri, demokratları, halkçıları meseleye bu açıdan bakmalı ve bu durumu geliştirecek siyasetler üretmelidir.
AKP karşıtlığını kör bir şekilde F Tipi örgüte kalkanlığa dönüştürmek, siyaset yapmamak ve ringin dışında kalmak demektir. Bu edilgenlik kısa vadede F Tipi örgüte, uzun vadede AKP Hükümeti’ne yarar.
Yöntemi yeniden anımsatalım:
1) F Tipi yapı mutlaka tasfiye edilmelidir.
2) AKP Hükümeti’nin F Tipi yapıyla mücadelesinden yararlanılmalıdır.
3) AKP’nin F Tipi ile mücadelede konumunu tahkim etmesine, iktidarını sağlamlaştırmasına izin verilmemelidir.
4) F Tipi’yle mücadelenin asıl hedefi, Türkiye’yi ABD’ye bağımlılıktan çıkartmak olmalıdır.
Y-CHP F TİPİ’NE KALKAN OLDU
Türkiye’nin ana muhalefet partisi ise kör bir AKP karşıtlığı temelinde siyasetsizlik batağına saplanmış durumda. 14 Aralık’ı, F Tipinin istediği gibi meseleye basın özgürlüğü penceresinden bakarak karşıladılar.
Yeni CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, paralel yapıya dün yapılan operasyona “basın özgür olabilmeli, korkusuzca yazabilmeli, bu basına darbedir” diyerek tepki gösterdi.
Danışmanlarına öneriyoruz: F Tipi basının neler yazıdğını bir dosya yapıp Kılıçdaroğlu‘na okutunuz!
O dosyada tertiplerle gazeteciler hapislere sokulurken “bu mu gazetecilik”, “gazetecilikten alınmadılar” diye attıkları manşetler olsun.
O dosyada daha iddianame bile ortada yokken Türkiye’nin en seçkin subaylarına, devrimcilerine, ulusalcılarına yapıştırmaya kalktıkları “Ergenekon Silahlı Terör Örgütü” yaftalı manşetler olsun.
O dosyada Gezi eylemcileri için yaptıkları şu yalan haberler olsun: “Gezi Parkı eylemlerinde molotof bombası atacaklardı”, “Gezi Parkı’nda ele geçirilen ilaçlar devletin çıktı”, “Eli bıçaklı Gezicilerin çok sayıda suç kaydı ortaya çıktı”.
O dosyada Fethullah Gülen‘in Gezi eylemcilerine “nesebi sahih” yani “piç” demesi de olsun!
Dosyanın sunuş yazısında da şu olsun: F Tipi tertiple darbeci ilan edilenlere avukat olan Baykal’ın CHP’sinden, F Tipi’ne operasyona darbe diyip tertipçilere kalkan olan Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine; değiştik, dönüştük, başkalaştık! Artık Atatürk’ün CHP’si değiliz!
ÇATIŞMADAN İKTİDAR ÇIKARMAK
Yeni CHP yönetimi bu tür çıkışlarla sadece Atatürk‘ün partisini bitirmiş olmuyor, daha önemlisi Türkiye’yi bataklıktan çıkaracak önümüzdeki büyük kavgada yer almayacağını ilan etmiş oluyor.
O nedenle şu gerçeğe işaret ederek bitiriyoruz: AKP ile Cemaat’ın çatışmasınından doğru siyasetlerle yararlanabilenler ve bunu hem F Tipi örgütün tasfiyesine, hem de AKP’nin zayıflatılmasına dönüştürebilenler, Türkiye’nin yeni iktidarı olur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Aralık 2014
Ankara’nın önündeki fırsat
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/12/2014
ABD’nin 2011’de başlattığı Suriye’ye saldırı, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan üzerinden yürütülüyordu. Zamanla bu üçlü ayrıştı. Türkiye ve Katar bir tarafta, Suudi Arabistan diğer tarafta yer aldı.
Bu ayrışmanın temeli İhvan’a bakıştı. Bu bakış, tarafları hem Mısır’da Mursi‘nin devrilmesinde hem de Suriye’de desteklenecek muhaliflerin seçiminde karşı karşıya getirdi.
RİYAD’IN POZİSYONU
Mısır nedeniyle Türkiye ve Katar ikilisinden ayrışan Suudi Arabistan, Suriye konusunda Rusya’yla da dirsek temasına geçti. Hatta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suud el Faysal‘ın yaz başında Moskova’ya gitmesi, hemen ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un Riyad’ı ziyaret etmesi, bölgede “Suudi Arabistan Suriye politikasını mı değiştiriyor” sorusunu gündeme getirdi.
Kimi bölge gazeteleri, Riyad’ın bu tutum değişikliği sinyalinde, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi‘nin rolü olduğunu yazdılar.
Bu durum, ABD’nin Suriye politikasına da yansıdı. ABD, Riyad’ın pozisyonunu da dikkate alarak konumlanmaya başladı. Ankara ile Washington’un Suriye konusunda ayrışmaya başlamasında bu durumun önemli bir etkisi vardı. (Kuşkusuz en önemli etkenler birincisi Suriye’nin direnişi, ikincisi de Rusya ile İran’ın Şam’a tam desteğiydi.)
DOHA DA ANKARA’YI YELNIZ BIRAKIYOR
Artık yeni bir durum daha var. Türkiye ile birlikte davranan Katar, Körfez ülkelerinin büyükelçi çekmeye kadar varan ağır baskısı sonrasında tutum değiştirmeye başladı. Katar İhvan’la ilişkisini gevşetmeye ve Doha’da evsahipliği yaptığı İhvan liderlerine “kendinize yer bakın” mesajı vermeye başladı.
Hafta içi Doha’da toplanan Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi’nin sonuç bildirisinde Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi‘nin yol haritasına açık destek verilmesi de Katar’ın pozisyonunda “zorunlu” bir revizyona gittiğini gösteriyor.
Kuşkusuz bölge ülkelerinin pek çok parametreye bağlı çıkarları, ilişkileri, mezhep temelli yaklaşımları, bu tür pozisyon revisyonlarını her an değiştirmeye zemin doğuruyor.
Peki bu durumun Türkiye’ye etkisi ne? Artık konunun bizi ilgilendiren önemli boyutuna gelebiliriz.
MOSKOVA’NIN YENİ PLANI
Önceki gün ABD’nin IŞİD’le mücadele üzerinden yaptığı Ortadoğu hamlesine karşı bölgede iki önemli karşı hamlenin başladığını yazmıştık.
Bir yandan İran, Irak ve Suriye üçlü ittifak kurarak IŞİD’e karşı gerçek bir mücadele cephesi kuruyordu, diğer yandan Moskova, Şam rejimi ile muhalifleri biraraya getirme hedefli başlattığı girişimi geliştiriyordu.
Cenevre yerine Moskova Platformu kurmaya başlayan, muhaliflerle görüşen, bir bölümünü ikna eden, BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura‘yı da bu yeni girişime belli ölçülerde ortak eden, De Mistura‘nın Türkiye’de muhaliflerle görüşmesini sağlayan Rusya, ABD’ye bile açık açık bu sürecin dışında kalmaması gerektiği uyarısı yapıyor!
Putin‘in özel temsilcisi Bogdanov‘un “ABD ile Suriye’yi isterlerse Moskova’da biraraya getirirz” mejavı vermesini böyle okuyoruz.
ESKİ KONUMDA ISRAR YENİLGİDİR
Muhaliflerin de dahil olduğu yeni bir Suriye hükümetinin kurulmasını esas alan Rusya’nın yeni planı, bölgedeki tüm ülkeleri Suriye konusunda yeniden konumlanmaya zorluyor.
Peki Katar’ı da yavaş yavaş kaybeden, Suriye konusunda tek başına kalan Türkiye bu yeni duruma uyum gösterebilecek mi? Ankara’nın Moskova’yla “enerji ortaklığına” girmesi, Suriye politikasına da yansıyacak mı? Bizim açımızdan kritik soru budur.
Şu gerçeği saptayalım: Bu yeni duruma uyum göstermemek, eski konumda ısrar etmek, “yenilmek” demektir! Çünkü tablo değişiyor ve Türkiye gittikçe daha da yalnızlaşıyor.
Bu nedenle Ankara’nın Moskova’nın girişiminden de faydalanarak konumunu değiştirmeye başlaması gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı’ndan TSK’ye kadar tüm merkezi kurumlar, bu konuda hükümeti zorlamalıdır. İlk gösterge de Ankara’nın Suriye’de güvenli bölge ve uçuşa yasak alan ısrarından vazgeçmesi olacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Aralık 2014