Posts Tagged İsrail

NATO MAYINLADI, İSRAİL YERLEŞECEK!

Hükümet, Suriye sınırımızdaki mayınların temizlenmesi için özel bir yasayı TBMM’den geçirmeye uğraşıyor. Tasarıya göre hükümet mayın temizleme işini 5 yılda bitirmesi şartıyla İsrailli bir şirkete vermeyi planlıyor. Üstelik İsrailli şirket 44 yıllığına bölgenin işletim hakkına da sahip olacak. Yani, bölge 49 yıllığına bu İsrailli şirkete devredilecek!

TBMM’de CHP ve MHP’nin tepki gösterdiği, Genelkurmay’ın taraf olmadığını açıkladığı bu girişime ise Türkiye’nin hemen tüm önemli kesimleri; en başta da bölge halkı karşı çıkıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan ise karşı çıkanları faşistlikle suçluyor.

Tayyip Erdoğan, iktidarının ilk dönemine, Yahudi örgütünden “cesaret ödülü” alarak başladı. 5 yıl boyunca da aldığı bu ödülün hakkını verdi. Ancak Erdoğan, yerel seçimler öncesi iç basıncı normalleştirebilmek için, Davos’ta “posta koyma” görüntüsü yarattı. Kaldı ki, Davos’ta yaşananların bir drama olduğu da kısa sürede ortaya çıktı. Seçim dönemi boyunca Türk milletine “anti-İsrailci” bir görüntü seyrettiren Başbakan, mayınlı arazi konusuyla birlikte yeniden asli rolüne döndü.

Menderes onayladı, ABD-NATO mayınladı

Türkiye, imzaladığı Ottowa sözleşmesi gereği, sınırlarındaki anti-personel mayınları 10 yıl içinde temizlemek zorunda. Türkiye’nin 12 Mart 2003 tarihinde taraf olduğu, 1 Mart 2004’ten itibaren de yürürlüğe soktuğu bu sözleşmeye göre, Ankara yükümlülüğünü 2014 yılına kadar yerine getirmek zorunda. Sözleşme, Türkiye’ye sökülen mayınların da imhası için 4 yıl süre veriyor.

Peki 900 kilometrelik Suriye sınırımızın Hatay-Kilis-Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Şırnak illerini kapsayan 600 kilometresi boyunca döşenmiş 615 bin adet mayını, kim, ne zaman döşedi?

Tartışma yaratan bu mayınlar, Menderes hükümetinin kararıyla 1955-1959 yılları arasında NATO İkmal ve Bakım Ajansı NAMSA tarafından döşendi! 1952 yılında NATO’ya bağlanan Türkiye’nin sınırları, 3 yıl sonra bizzat NATO tarafından mayınlandı!

Peki hangi gerekçeyle?

Türkiye’nin milli menfaatleri yerine ABD’nin emperyalist çıkarlarının yerine getirilmesinin esas alındığı Menderes döneminde, NATO güneyden gelecek bir saldırı hayali dayattı Ankara’ya! Ve de bunu gerekçe ederek, Türkiye’nin Suriye sınırını mayınladı.

“1946 yılında bağımsızlığını kazanan Suriye’nin 1955 yılında, Türkiye’ye saldırması ne kadar mümkün” sorusu ise etkili ve yetkili kesimlerin kafasında yoktu. Üstelik Suriye, henüz o yıllarda dünyadaki kamplaşmalar gereği Sovyetler Birliği’ne de yakınlaşmamıştı.

Türkiye’nin güney sınırını mayınlayan ABD-NATO, hem Türkiye’nin güney komşularıyla dostluğunu mayınlamış oldu, hem de çok kıymetli bir arazinin 50 yıl boyunca değerlendirilmesini engellemiş oldu. Üstelik resmi olmayan verilere göre bu mayınlı arazilerde Türkiye-Suriye geçişi yapmak isteyen 10 bin kişi hayatını kaybetti, 20 bin kişi de sakat kaldı.

AKP’nin yasa tasarısında neler var?

Öncelikle AKP’nin tasarısı yeni değil. 2005 yılında “kararname” olarak gündeme gelmişti. Danıştay 13. Dairesi de, 2007 yılında ihale şartnamesinin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermişti. Çünkü Danıştay, mayını temizleme işi ile arazinin tarım amaçlı kullanılması işinin aynı ihalede birleştirilmesini hukuka aykırı bulmuştu.

AKP Danıştay’ın kararından sonra bu kez yasa tasarısı olarak konuyu TBMM’ye getirdi.

AKP’nin çıkartmak istediği yasa tasarısında, mayınlı bölge büyüklüğünün 216 bin dekar olduğu belirtiliyor.

Yasa tasarısının 2. maddesinde “ihalenin, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olmaksızın Maliye Bakanlığı’nca yürütüleceği” belirtiliyor! AKP’nin Kamu İhale Kanunu’nu bugüne kadar tam 7 kez değiştirdiğini hatırlatalım. AKP buna rağmen mayınlı arazi ihalesini kendi budadığı kanundan da kaçırmaktadır!

Yine aynı maddede, bölgedeki taşınmazların da ihaleyi kazanacak yüklenici firmaya bırakılacağı belirtiliyor. Yani AKP Danıştay’ın 2007 yılında aldığı kararı hiçe saymış oluyor!

AKP’nin değil, MGK’nin kararı

Türkiye Suriye sınırındaki mayın temizleme sorununu 2001 yılında gündemine aldı. 29 Mayıs 2001 tarihli Milli Güvenlik Kurulu görüşü gereği, bölgenin tarıma kazandırılması hedeflendi. (Abdullah Öcalan’ın Şam’dan çıkartılması ve 1999 yılı sonrası Suriye ile ilişkiler de bunda belirleyici oldu.)

MGK toplantısından üç ay sonra, ağustos ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı karargahında, proje ofisi kuruldu. 2001 yılında itibaren Türk Ordusu bu konuda önemli çalışmalar yürüttü.

Ancak Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı sırasında, 2004 yılında Türk Ordusu mayın temizleme işinin çok maliyetli olduğuna karar verdi ve konunun Milli Savunma Bakanlığı üzerinden ihale yöntemiyle çözülmesi noktasında görüş bildirdi. Milli Savunma Bakanlığı da birkaç aylık çalışmadan sonra bütçe sıkıntısı nedeniyle sorunu Maliye Bakanlığı’na devretti!

Ancak TSK’nın sınırlı sayıda da olsa, özel mayın temizleme birlikleri vardır. Ki 1998 yılından itibaren yaklaşık 17 bin adet mayını temizlemiştir. Komisyonlardaki tutanaklardan öğrendiğimize göre de, örneğin Şanlıurfa  Akçakale gümrük kapısının açılması öncesinde bölgedeki mayını Elazığ’dan getirtilen askeri birliğimiz başarılı bir şekilde temizlemiştir!

Mayın arama işinin İsrail’e verilmesinin sakıncaları

Tasarının yasalaşması ve ihalenin İsrail’e verilmesi halinde esas olarak Suriye ile ilişkilerimizin bozulması ile su-gıda-petrol ve mülk temelli sorunlarla karşı karşıya kalacağız.

Öncelikle tasarı yasalaştığı taktirde, Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri önemli oranda bozulacaktır. Mayınlı arazinin İsrail’e verilmesiyle, Suriye güneyden sonra kuzeyden de su kıskacına alınmış olacaktır. Suriye’nin Gola Tepeleri, büyük oranda su kaynağı da olduğu için zaten İsrail tarafından işgal altında tutulmaktadır. Bir de kuzeyden, önemli bir su bölgesinin 49 yıllığına İsrail’de olması, Suriye’yi zor durumda bırakacaktır!

Manavgat suyunu pahalı olduğu gerekçesiyle son anda almaktan vazgeçen İsrail, bedava suya kavuşacaktır!

Diğer yandan bölge, İsrail’in dinsel ve ideolojik olarak elinde bulundurmak istediği bir yerdir. İsrail bu amaçla uzun bir süredir bölge üzerinde politikalar üretmektedir. AKP’li belediye döneminde hayata geçirilen Yahudi Urfa Projesi unutulmamalıdır! İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, mayınlı arazi tartışmaları yaşanırken, geçtiğimiz hafta Şanlıurfa’yı ziyaret etmiş ve şu dikkat çeken cümleyi sarf etmiştir: “Her Yahudi için atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli”.

Ayrıca 2004 tarihli ilerleme raporunda yer alan, AB’nin GAP sularının ileri bir tarihte “uluslararası bir su yönetim idaresine” devredilmesi hedefi asla unutulmamalıdır!

Meselenin gıda boyutu da çok önemlidir. ABD’nin dayattığı tarım politikaları neticesinde kendine yol bulan İsrail’in, ülkemizi mahkum ettiği “ikinci üretimi olmayan genleriyle oynanmış tohum” sıkıntısını daha da yaşatacağı aşikardır.

Ayrıca meselenin bir de petrol boyutu vardır. Bölgede Türkiye Petrolleri

Anonim Ortaklığı’ nın (TPAO) açtığı kuyuların 10’undan günde iki bin varil petrol üretilmeye başlanmıştır. Aynı bölgenin karşısında, yani Suriye tarafında ise 560 civarındaki kuyudan günde 450 bin ile 500 bin varil arasında petrol çıkarılmaktadır. TBMM’deki tutanaklara yansıyan bilgilere göre, TPAO yetkilileri yeni açılacak 12 kuyudan yaklaşık 2500 varil petrol daha çıkarılabileceğini belirtmektedirler.

Öte yandan 216 bin dekarlık bir bölgemizin İsrail’e kiralanması salt bir ticaret olarak ele alınamaz. Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs adasını İngilizlere, donanmalarının bakım ve ikmali için geçici olarak kiraladığını unutmamak gerekiyor.

Hani AKP’nin Kürt sorununu çözme açılımı?

Meselenin bölge halkını ilgilendiren boyutu da çok önemlidir.

Tahran’a giderken “2009’da çok önemli gelişmeler olacak” diyen, Bağdat’a giderken ilk defa “Kürdistan” kelimesini telaffuz eden, Prag’a giderken de “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur” diyen AKP’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül elbette ABD’nin planları gereği bu açıklamaları yapıyordu. Keza 2005’te Kürt sorunu benim sorunumdur diyen Tayyip Erdoğan da…

Oysa hem Gül’e, hem de Erdoğan’a, bu meseleyi Türkiye adına çözebilme fırsatı çıkmıştır. Kendilerinden tam programlı bir toprak reformunu elbette beklemiyoruz; feodalizmi yıkacak, ağa topraklarını kamulaştıracak bir çalışmaya sınıfsal konumları gereği elbette girişemezler. Ancak hazineye ait olan bu mayınlı araziyi, 5 yılda temizleyecek firmaya 44 yıllığına kiralamak yerine, bölge halkına dağıtabilmek yetkileri dahilindedir. Kürt sorunu konusunda ciddilerse bu konuda bir adım atmaları yeterlidir!

Mayınlı arazinin 49 bini Mardin’de, 36 bini Hatay’da, 34 bini Kilis’te, 15 bini Gaziantep’te, 55 bini Şanlıurfa’da, 16 bini de  Şırnak’tadır. Bu kadar toprağın dağıtılmasıyla bölge halkının hangi oranda rahatlayacağını varın siz hesap edin!

Oysa meselenin bölge halkı yararına çözümünü sağlayacak bu girişim AKP’nin gündeminde olmadığı gibi tasarının ele alındığı tutanaklardan da görüyoruz ki, “bölge partisiyim” diyen DTP’nin de gündeminde değildir!

Sonuç

Tasarı iptal edilmeli, mayınlı arazinin mayından arındırılarak bölge halkına dağıtılması esas alınmalıdır. Mayın temizleme işi Maliye Bakanlığı’nın yetkisinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nca ülke menfaatleri göz önünde bulundurularak çözülmelidir.

MEHMET ALİ GÜLLER

, , ,

Yorum bırakın

DAVOS’DA DRAMA

Panel talebinin iki hafta önce bizzat Erdoğan’dan geldiğini öğrenince, Davos’da aslında bir “drama” yaşandığı gerçeği tamamen pekişmiş oldu! 22 gün süren Gazze işgali boyunca, tek bir yaptırım bile uygulamadan İsrail’e karşı “üst perdeden” demeçler veren Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres’in paneli de ancak drama olurdu zaten!

Çünkü Gazze işgali sırasındaki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, “Erdoğan, İsrail-Filistin meselesinin neresinde” sorusuna giden tek yanıt, Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı görevinden geçmektedir! Bu görevi görmezden gelerek verilecek her yanıt, yalnızca, Erdoğan’ın tüm bu gelişmelerde ayrıca medet umduğu yerel seçim yelkenini şişirme hedefine hizmet edecektir.

ABD’NİN 2025 STRATEJİSİ

Davos’da bir drama yaşanmasına kadar uzanan bulanık süreci berraklaştırmak için ABD stratejisini yeniden hatırlayalım:

ABD, “Balkanlar’dan Orta Asya’ya tüm Avrasya” jeopolitik düzleminde tanımlanan 2025 stratejisi gereği uygulamaya soktuğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin, önce Yugoslavya aşamasını tamamladı. Ardından 2003 Irak işgaliyle diğer aşamaya geçti.  Bu aşama öncesinde, Türkiye’de 2001 ekonomik krizi yaratılarak, BOP’a uygun –eşbaşkanlık görevini kabul eden ve Türk Ordusu’nu ABD-NATO görev gücü yapmaya hazır- bir iktidar değişikliğine gidildi.

Çünkü 1986’dan beri Türkiye’ye dayatılan ve BOP’un ileri hamlelerinde olmazsa olmaz öneme sahip olacak Kukla Devlet planlarını Ankara bir türlü kabul etmiyordu! 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü ABD adına Yeşil Kuşak stratejisi içinde yapan NATO generallerinin yerini, ABD planlarına direnen milli generaller almıştı! (Bu değişim-direnç, yıllar sonra Ergenekon tertibinin de nedeni olacaktı!)

SÜPERNATO CİNAYETLERİ

“Türkiye himayesinde Kürdistan” ya da Kukla Devlet planına önce dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ direndi. ABD, bu dirence Özal üzerinden “iki Necdet” operasyonuyla yanıt verdi. ABD 3 yıl sonra yeniden planı dayattığında, Ankara’yı, “Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun” suikastlarıyla da ikaz ediyordu. Herşeye rağmen, Kukla devlet planına 1991’de de Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay, istifa ederek direndi.

1991 -1996 yılları, ABD ve Türkiye açısından planla ilgili çatışmaların daha da sertleştiği bir dönem oldu. Bu dönemde Ankara’nın öne çıkan hamlesi Ankara süreciydi. ABD, planlarını çökertecek bu gelişmeye karşı  bu kez Uğur Mumcu ve Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis suikastıyla ve Sivas Katliamına kadar uzanan pek çok olayla yanıt verdi.

ÇELİK HAREKATI

Sürece keskin bir darbe vurmak isteyen Türk Ordusu, Başbakan Tansu Çiller’e bile önceden haber vermeden, 35 bin kişiyle Kukla devlete girdi. ABD, Kukla Devleti resmileştirme yolunda ileride kullanacağı 3000 peşmergeyi, tarihe Çelik Harekatı diye geçen bu sınır ötesi operasyon sonucunda, Guam’a taşımak zorunda kaldı. Durumun ciddiyetini önceden analiz eden ABD istihbaratı, Çelik Harekatı’nı engellemek için Gazi mahallesinde Alevi-Sünni çatışmasını amaçlayan provokasyon bile yaptı!

28 ŞUBAT’IN HEDEFİ ABD’YDİ

28 Şubat 1997 de, aslında bu sürece direnmek zorunda olan Türkiye’nin, ikili iktidar yapısına yönelik bir ayarlamaydı. Çünkü ABD planlarına göre farklı farklı mevzilenen Türk Ordusu ile hükümetler arasındaki duruş farkı Ankara’nın elini hep zayıflatıyordu. 28 Şubat sonrası bir pat durumu yaşandı. SüperNato bu dönemde Ahmet Taner Kışlalı’yı öldürdü.

ABD emperyalist devleti, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulama zorunluluğu nedeniyle, iktidara NeoConları taşıdı ve 2003 Irak işgali öncesi içte ve dışta gerekli ayarlamaları yaptı. Dışta yaptığı en önemli ayarlardan biri, başta da söylediğimiz gibi, 2001 ekonomik kriziyle, 2002’de BOP eşbaşkanlığı görevini kabul edecek bir iktidar değişikliğiydi.

ABD TÜRK ORDUSU’NA SİLAH GÖSTERDİ

Ancak Türk Ordusu ABD planlarına direnmeye devam ediyordu. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddiyle ABD planı yine büyük yara almıştı. Türk Ordusu’nun direncini kırmak isteyen Washington, bu dönemde 4 Temmuz Süleymaniye baskını-Çuval operasyonu ile resmen TSK’ya silah gösterdi!

EMPERYALİZM OBAMA’YLA DERİ DEĞİŞTİRİYOR!

Dünyadaki güçler dengesinin aldığı yeni boyut da ABD planlarını sekteye uğratıyordu. Çin ve Rusya’nın bazı hamleleri ile İran’ın bölgesel direnci Washington’u güç kaybına götürdü. Bush iktidarının dünya halkları karşısında itibar yitirmesi Amerikan Devleti’ni yeni bir hamle değişikliğine götürdü ve iktidara “biraz zenci, biraz Müslüman, biraz Hüseyin” olan Obama’yı getirdi. Emperyalizm deri değiştirdi! Bu deri değişimi sürecinin Ortadoğu’ya ilk yansıması İsrail’in Gazze’yi işgaliydi.

İRAN’DAN ROL ÇALMA OPERASYONU

Tayyip Erdoğan’ın misyonu artık, “ılımlı İslamcı” bir BOP eşbaşkanı olarak Ortadoğu’da İsrail’le Arap’lara eşit mesafede olacak bir “ağabey”likti. ABD, Tayyip Erdoğan’ı öne çıkararak, Ortadoğu’da liderlik üstlenen Ahmedinejad’ı yani “antiemperyalist İran”ı devre dışı bırakmak istiyordu. Washington, ABD karşıtı Ahmedinajad’ı destekleyen Arap halklarını mümkünse yanına çekmek, olmadı tarafsızlaştırmak için Tayyip Erdoğan’a ihtiyaç duydu. Arap halkları üzerinden uygulanacak bu psikolojik savaşın en önemli kaynağı ise ancak sözde İsrail karşıtlığı olabilirdi. Nitekim öyle de oldu! Gazze işgalinin hemen öncesinde Ankara’da İsrail başbakanı Olmert’le buluşan Erdoğan, işgal boyunca İsrail karşıtı bir görüntü verdi. Ancak bu karşıtlığa rağmen, ne İsrail-Türkiye anlaşmalarıyla ilgili bir adım attı ne de İsrail devletine karşı siyasi bir tavır aldı. Büyükelçimizi en azından görüş almak için bile geri çekemeyen Tayyip Erdoğan, CHP’nin önerdiği TBMM’den ortak kınama çıkarma kararını da engelledi! Erdoğan Amerikan Yahudi Komitesi’nin 2004 yılında kendisine verdiği “Cesaret Ödülü”nü bile iade edemedi!

ERDOĞAN’IN DAVOS BEKLENTİLERİ!

Tüm bu gelişmelerin ardından, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda Tayyip Erdoğan’ın Şimon Peres’le bir panelde buluşacağı duyulduğunda, çok haklı olarak şu iki soruyu sorduk: Erdoğan madem İsrail karşıtı, Davos’da, İsrail Cumhurbaşkanı’yla bir panelde ne işi var? Böylesi bir panelden Türk dış politikası mimarlarının ne beklentisi var?

Sorunun yanıtı panel sonrasında ortaya çıktı!

Peres’in herkesi şaşırtan ses tonu ve üslubu, Ignatius’un “kötü” yönetimi ve Erdoğan’ın “anlık sinirden kaynaklanmadığı” anlaşılan düzgün cümleleri, (çünkü 6 yıldır gördük ki, Erdoğan sinirlendiğinde düzgün cümle kuramıyor, üstelik argo kelimeler kullanıyor) Ortadoğu halklarına yönelik bir psikolojik savaşın en önemli sahnesini oluşturdu!

MİLLİ DEVLET’TEN KABİLE DEVLETİ’NE

Dünya televizyonları canlı yayına geçtiğinde, İstanbul’daki hazırlıklar da son aşamasına gelmek üzereydi. Çünkü Erdoğan aynı zamanda “seçim çalışmasına Davos’dan başlamıştı”! Bir taşla birkaç kuş vurulacaktı.

Tüm aktörler, ileride olabilecekler konusunda rahattılar zaten. Ciddi bir “kriz” beklentisi taşımıyordu AKP kurmayları. Kaldı ki, ertesi gün, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, endişe edecek bir şey olmadığını, işlerin en kısa sürede yoluna gireceğini açıklıyordu!

Davos’daki dramanın en kötü sahnesi de, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşinin ağlayarak kameralar karşısında “İsrail Cumhurbaşkanı’nın söylediği her şey yalan” sözleriydi..! Milli devlet modelinden, kabile devlet modeline geçmiştik artık!

“DAVOS FATİHİ” AFİŞLERİ ÇABUCAK HAZIRLANMIŞ!

Masadan “benim için Davos bitmiştir” diyip kalkan Erdoğan, bir süre sonra Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Kalus Scwab ile ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan bu kez ne Şimon Peres’i, ne de İsrail devletini hedef aldı? Olanlara moderatör (Panel yöneticisi) David Ignatius sebep olmuştu! Erdoğan Ignatius’a kızdığı için Panel’i terk etmişti!

Gece geç  saatlerde İstanbul’a gelen Erdoğan, hazırlanan “davos fatihi, dünya lideri” afişleriyle karşılandı. Oyunun bu aşamasında, Türk milletinin haklı İsrail karşıtlığı kullanılarak, yerel seçimler öncesi yelkenler de şişirilecekti.

“HEPİMİZ ERMENİYİZ”CİLERİN GERÇEK YÜZÜ

Ertesi sabah yandaş medya aracılığıyla hazırlanan ortamda, Erdoğan Ortadoğu’nun yeni lideri ilan ediliyordu. Erdoğan’ın tutumunu eleştirecek olan kesimlere karşı gerekli hazırlık da yapılmıştı. Suçlu, Erdoğan’ın da işaret ettiği kötü “moderatör” David Ignatius’du. Daha dün bir işaretle “hepimiz Ermeniyiz” diyen demokrasici kalemler, birden Ignatius’un Elazığ-Harput kökenli Ermeni bir aileden geldiğini yazıp-çizdiler. Daha dün “hepimiz Ermeniyiz” diyenler, bugün Ignatius’un paneli kötü yönetmesini Ermeni kökenli olmasına bağlıyorlardı! Hrant Dink’in ardından sahte gözyaşı dökenlerin, gerçek etnik ayrımcı yaklaşımları bir kez daha ortaya çıkmıştı!

Oysa  David Ignatius Aralık ayında İstanbul’a geldiğinde, Dolmabahçe’de Erdoğan’ın başdanışmanı Ahmed Davudoğlu’yla görüştüğünde, 21 Aralık’ta Washington Post’da bu görüşmeyi yazdığında, Ahmet Davudoğlu ve AKP’nin dış politikasına övgüler dizdiğinde, hatta “domino teorisi” diye yaldızlanan bu dış politikayı Barack Obama’ya tavsiye ettiğinde, “Ermeni kökenli” değildi! 21 Aralık tarihli yandaş gazeteleri açın bakın, Ignatius o gün, en utangaçları bile “ABD’nin en önemli kalemi” diye yağlıyordu!

BAĞDATLI ÇOCUKLAR MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ?

Panelden bu yana Türkiye ikiye bölündü. Bir yandan Erdoğan’a büyük alkış var. Çünkü, yukarıda özetlemeye çalıştığımız yöntemlerle millete, Erdoğan’ın İsrail’e tepki gösterebilen bir lider olduğu imajı çizildi!

Filistin’de çocuklar öldüğü için tepki gösteren Erdoğan’ın, ABD Bağdat’ta çocuk öldürürken neden sustuğunu kimse sormuyor Erdoğan’a bu atmosferde? Askerlerimizin başına çuval geçirilirken, nota isteyen kesimlere, “ne notası, müzik notası” mı diyen Erdoğan unutuldu bile! Yüz binlerce Müslüman’ın katledildiği Irak’ta, ABD daha başarılı olabilsin, daha çok öldürebilsin diye, TBMM’den tezkere çıkarmaya çalışıldığı da hiç hatırlanmıyor bugünlerde!

ERDOĞAN’A YANLIŞ YERDEN VURULUYOR!

Erdoğan’ı eleştiren kesimlerin bir bölümü ise resmen İsrailcilik yapıyor! Daha doğrusu İsrailci bazı özel kalemler, Tayyip Erdoğan’ı, “Hamasçı, batıya sırtını dönen Ortadoğulu” diye yaftalıyor! Bizim bazı “Laikçi” çevreler de, bu koroya kapılıp, İsrailcilik yapmış oluyorlar. Ortadoğulu olmak ayıpmış gibi… Ortadoğu bizim yaşam alanımız!

Erdoğan’ı Hamas’ın sözcülüğünü yapmakla suçlayan bu kesimler, (İsrail’in işgal politikası Hamas yokken de vardı!) Türk dış politikasının Yahudi Lobisi’ni kaybederek intihar ettiğini yazıp çiziyorlar!

Kaldı ki bu çevreler yıllardır, ABD’yi Ermeni ve Yahudi lobisinin yönettiği yalanını yazarak, emperyalist ABD devletini, Yahudi sermayesinin oyuncağı olan bir zavallı gibi göstermeye çalışıyorlar. Onlara göre, Yahudi Lobisi sayesinde, Türkiye Ermeni Lobisi’nin saldırısına direniyor yıllardır! Geçiniz! Lobi devleti değil, Devlet lobiyi kullanır!

CHP’den Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştiriler de tutarsızdır. “Erdoğan samimi ise şunu da yapsın, bunu da yapsın” demek, politika üretememenin en doğal sonucudur! ABD’nin BOP Eşbaşkanı sıfatını taşıyan Tayyip Erdoğan’dan nasıl bir samimiyet beklenebilir ki?!

SONUÇ

Tayyip Erdoğan, kimi “laikçi-Arap karşıtı-İsrail yandaşı” çevrelerin korkmasına yer bırakmayacak kadar ABD ve İsrail politikalarına uyumludur! Bu uyum, BOP eşbaşkanlığı görevinden kaynaklanmaktadır. Erdoğan, ABD ve İsrail’le köprüleri atamaz. Çünkü Erdoğan’ı bizzat o koltuğa ABD ve İsrail getirmiştir.

Tayyip Erdoğan sadece, halkımızın özlediği “devlet adamı” rolünü, üstelik çok da kötü oynamıştır Davos’taki dramada…

Mehmet Ali Güler

, ,

Yorum bırakın

TAYYİP ERDOĞAN İSRAİL-FİLİSTİN SORUNUNUN NERESİNDE?

Mehmet Ali Güller

Teori Dergisi– Şubat 2009

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni aşaması gereği, İsrail’i Filistin halkının üzerine sürdü. Bir hafta boyunca hava harekatıyla hedef gözetmeksizin Gazze’yi füze saldırısı altında tutan İsrail, ardından da kara harekatıyla Filistin topraklarını işgal etti.

Biz yazımızda iki konu üzerinde duracağız. Birincisi, İsrail’in işgalini Hamas’a bağlayanların teorisini çürüteceğiz. İkincisi ve daha önemlisi de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsrail-Filistin sorununun aslında neresinde durduğunu göstereceğiz.

ABD-İSRAİL’İN HAMAS YALANLARI

İsrail’in işgaline ABD penceresinden bakan kesimlerin ürettiği tezlerin en başında geleni, “İsrail’in kendisini terörist Hamas’a karşı savunduğu” idi. Bu tezin sözcüleri İsrail’in Filistin’i değil, Hamas’ı hedef aldığını propaganda etmeye çalıştılar. Kullandıkları psikolojik savaş malzemesinin en başta geleni de “ateşkesi Hamas bozdu” ve “Hamas uluslararası hukuka uymuyor” yalanlarıydı.

“İSRAİL KENDİNİ SAVUNUYOR” YALANI

Öncelikle, İsrail’in kendini terörist Hamas’a karşı savunmadığını, tam tersine İsrail’in daha Hamas bile yokken, 1947’den beri aşama aşama, topraklarını genişletmek için, saldırı-işgal-katliam siyaseti uyguladığını belirtelim. Bunun en önemli kanıtı 60 yılın sonunda gelinen durumu gösteren aşağıdaki haritalardır:

İsrail bu genişleme siyasetini 60 yıldır kanla uyguluyor. Haritalarda da görüldüğü gibi, İsrail yerleşim bölgeleriyle, Filistin yerleşim bölgeleri oranı, 60 yılda birbirinin tam tersi duruma gelmiştir.

Daha Hamas diye bir örgüt bile yokken, İsrail bu işgalleri, bu katliamları defalarca yapmıştır.

Hamas iktidarından önce İsrail Filistin’e saldırmıyor muydu? Hamas’ın değil, El Fetih’in lideri olan Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ı Ramallah’ta abluka altına alan ve zehirleyen İsrail değil miydi?

“HAMAS ATEŞKES’E UYMUYOR” YALANI

Ateşkes’i bozan Hamas değil İsrail’dir! İsrail, 4 Kasım’da yaptığı sınır saldırısında 6 Hamas militanını öldürerek, ateşkesi bozan taraf olmuştur!

Kaldı ki, İsrail İç İstihbarat Örgütü Shin-Bet’in 23 Aralık’ta İsrail kabinesine verdiği bilgiye göre Hamas her şeye rağmen ateşkesin uzatılmasını istedi. Ama Ateşkes anlaşmasında olan ve İsrail’in uymadığı iki konuda ısrarcı oldu Hamas. Nedir anlaşmada olan ama İsrail’in uymadığı bu iki madde? Ambargonun kaldırılması ve ateşkesin Batı Şeria’da da uygulanması. Böylesi bir gerçeği atlayan “bir kısım medya”, “İsrail’in sivilleri öldürmesini kınıyoruz ama Hamas da ateşkese uymuyor” yalanıyla okurlarını yönlendirmeye çalıştı günlerce.

İsrail’in yıllarca süren işgalleri boyunca 380 km karelik alana sıkışıp kalan 1.5 milyon Filistinli’nin yaşadığı Gazze abluka altındaki bir açıkhava hapishanesi durumundadır. İnsanlar ekmek için yer altı tünelleri kullanıyor! Mısır’ın Refah sınır kapısı bile ABD ve İsrail baskısı nedeniyle kapalıydı. Hamas, ateşkes şartları içinde elbette ambargonun kaldırılmasını talep edecekti! Bundan daha doğalı ne olabilir?

İsrail’in ateşkes karşısındaki gerçek tutumunu bir de Amerikalı Musevi akademisyen Prof. Norman Finkelstein’dan dinleyelim. Prof. Finkelstein’a göre İsrail’in son Gazze işgalinin iki temel hedefi var. (Zaman 19 Ocak 2009)

“Birincisi Arap devletleri arasında korku yayarak caydırıcılık gücünü tekrar takviye etmek. Bu İsrail’in stratejik doktrininin temel ilkelerinden biridir. Arap ülkeleri İsrail’in büyük askerî kuvvetinden korkmalı, İsrail’in istediklerini yapmalı ve emirlerine itaat etmelidir.”

“İkinci gaye ise Filistin’in barış ‘hücumunu’ akamete uğratmaktı. Araplarla barışı müzakere etmemek de İsrail’in diğer temel ilkelerinden biridir. İsrail, Araplara her zaman emir vermek ister ama müzakere etmek istemez. Hamas, çok ılımlı bir çizgiye doğru geliyordu. 1967 öncesi sınırlar çerçevesinde barışa ‘evet’ diyebileceğinin kuvvetli sinyallerini göndermeye başlamıştı. Suriye ve Batı Şeria’daki Filistin liderliği de bu yönde işaretler veriyordu. İsrail, milletlerarası camianın son 30 yıldır desteklediği bu barış planına mecbur edilebileceği endişesine kapıldı. Bu tür barışa ABD ya da şöyle diyelim, ABD destekli İsrail itiraz ediyor. Hamas gittikçe ılımlı bir çizgiye doğru ilerliyor, 2008 Haziran’ında kabul edilen ateşkese riayet ederek de güvenilir bir barış ortağı olabileceğinin işaretlerini veriyordu. Yani sözünü tutuyordu. Bu arada İsrail ne yapıyordu? İsrail ateşkesin mühim şartlarından biri olan Gazze tecridinin kaldırılması için hiçbir şey yapmadı. İsrail’in stratejisi Filistinlilerin bu barış ‘hücumunu’ öldürmekti ki İsrail, bunu her zaman yapar. Filistinlileri her zaman tepki vermeye zorlar. Ya Hamas’ı tamamen tahrip etmek istiyor ya da o kadar fazla zarar vererek Hamas’ın ‘biz hiçbir zaman İsrail ile müzakere etmeyiz’ demesini temin etmeye çalışıyor. Bu da tam olarak İsrail’in istediğidir. İsrail hiçbir zaman karşısında ılımlı, makul bir barış muhatabı görmek istemez. Böyle bir muhatap ortaya çıkarsa milletlerarası baskının artacağını çok iyi bilir. Hamas şu an çözümden yana, sözlerini tuttu. Sözlerini tutmayan ve müzakere etmek istemeyen taraf İsrail’dir.”

“HAMAS ULUSLARARASI HUKUKA UYMUYOR” YALANI

Bir de İsrail Dışişleri Bakanı Livni’nin ağzından “Hamas uluslararası hukuka uymuyor” yalanına sarılanlar var. Hangi uluslararası hukuk? 1972’den bu yana BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail aleyhine çıkarılmak istenen 44 tasarıyı ABD veto etmedi mi?

Kara harekatından hemen önce, İsrail’in Gazze’yi işgaline karşı protesto metni yayınlamak isteyen Güvenlik Konseyi’nde yine veto hakkını kullanmadı mı ABD?

İsrail’in 2004’ten beri süren Gazze operasyonlarını sonlandırması için hazırlanan 5 tasarıyı ABD engellemedi mi?

“Hamas uluslararası hukuka uymuyormuş”! Hangi uluslararası hukuk?

ABD uluslararası hukuk içinde mi işgal altında tutuyor Irak’ı?

TAYYİP ERDOĞAN’UN ORTADOĞU MİSYONU

Başbakan Erdoğan, işgal boyunca İsrail karşıtı sözler sarfetti. Gerçi, İsrail’e karşı tek bir somut yaptırım uygulamadı ama her sözü, Filistin için yüreği çarpan vatandaşlarımızın gazını aldı. Peki, durum gerçekte nedir? Tayyip Erdoğan ve de AKP, İsrail-Filistin sorununun neresindedir? Birkaç önemli olguyu hatırlatalım:

KİM İSRAİL, KİM FİLİSTİN DOSTU?

340 AKP milletvekilinin bulunduğu TBMM’nin Türkiye-İsrail Dostluk Grubu üyesi kaç? 361. Evet, tam 361 milletvekilimiz, İsrail-Türkiye Dostluk Grubu’nun üyesi.

Peki kaç milletvekilimiz İsrail-Filistin Dostluk Grubu’nun üyesi? Sadece 61.

İsrail’in Gazze’yi işgali sırasında Türkiye-İsrail Dostluk Grubu’ndan istifalar oldu. Ama şu günler geçsin, göreceksiniz, yine hızla koşup İsrail dostluğuna sarılacaklar!

ERDOĞAN “YAHUDİ CESARET ÖDÜLÜ”NDEN VAZGEÇMEDİ!

İş lafa geldi mi “Müslüman kardeşliğini” ağzında düşürmeyenlerin daha 5 yıl önce, 2004’ün Ocak ayında, ABD’de Amerikan Musevi Komitesi’nden “cesaret ödülü” aldığını unutmayalım! Amerikan Musevi Komitesi, İsrail’e hizmet edenlere verdiği bu ödülü, 2004 yılında ilk defa Yahudi olmayan bir isme, Tayyip Erdoğan’a vermişti!

Sözde, hergün İsrail karşıtı açıklamalar yapan Tayyip Erdoğan, bırakın İsrail’e ciddi bir yaptırım uygulamayı, aldığı bu ödülü bile iade edemedi.

İsrail dostluğuna büyük önem veren AKP’nin, bir yandan “Müslüman kardeşliği” derken diğer yandan da İsrail’le en çok anlaşma imzalayan hükümeti oluşturduğunu da belirtelim.

ERDOĞAN-OLMERT GÖRÜŞMESİ

İsrail’İn Gazze’yi işgalinden hemen önce, Başbakan Erdoğan, İsrail Başbakanı Olmert ile Ankara’da 5 saatlik bir görüşme yaptı. Basına da yansıdığı üzere bu görüşme esnasında İsrail’in Gazze’ye saldıracağı zaten konuşulmuş. Ancak bu 5 saatlik görüşme konusunda kamuoyunun baskısına rağmen, Başbakan Erdoğan herhangi bir ciddi açıklama yapmadı. Erdoğan sadece “Olmert’le görüşmem çarpıtılmasın” dedi.

“ERDOĞAN MAHMUT ABBAS’I SATTI”

İsrail işgalinden sonra Ortadoğu turuna çıkan Başbakan Erdoğan İsrail’le temaslarından bahsederken şöyle bir cümle sarfediyor: “İsrail’in en yetkili ağzı, Filistin lideri Mahmut Abbas’ın tutuklu Hamas milletvekillerinin serbest bırakılmasını istemediğini söyledi”

Olmert’le 5 saatlik görüşmesi hakkında bir açıklama yapmayan Erdoğan, sonraki temasları sırasında ise “bir gizli” bilgiyi ifşa ederek Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı kendi halkı önünde küçük düşürüyor, uluslararası kamuoyu önünde de zor durumda bırakıyor!

KINAMAK KOLAY, YAPTIRIM NEREDE?

İsrail’in Gazze işgali, öylesine büyük bir nefret topladı ki, “kınamak” hemen her devlet adamı için yapılabilecek en kolay politika oldu. Kaldı ki, İsrail, bu tip işgaller karşısında, kendi kamuoyunu rahatlatmak için “protesto ve kınama” yapan devlet adamlarının durumunu gayet anlayışla karşılıyor!

İsrail’in Gazze’yi işgaline karşı somut beklentiler içinde olan Türk milleti, boşuna bekledi. Erdoğan, değil diplomatik ilişkileri dondurmak, Büyükelçimizi bir süreliğine bile geri çekmedi.

Dünyada sadece dört devlet ciddi yaptırım uyguladı. Chavez’in Venezuela’sı İsrail’le diplomatik ilişkileri kesen ilk ülke oldu. Ardından Bolivya ve Moritanya ile Katar.

BOP EŞBAŞKANLIĞI GÖREVİ

AKP lideri Tayyip Erdoğan’ın İsrail karşıtı görünen çizgisi BOP Eşbaşkanlığı görevi gereğidir. Açıklayalım.

Bir kere İsrail’in Gazze’yi işgali BOP kapsamındadır. İsrail işgale Obama’nın resmi olarak ABD Başkanı olmasından önce başlamış ve yemin töreninden hemen önce de ateşkes istemiştir. Yeri gelmişken dünyaya “küresel lider” olarak empoze edilen Obama’nın “Kudüs, İsrail’in bölünmemiş başkenti olacaktır” sözünü de hatırlatalım.

Tayyip Erdoğan’ı BOP eşbaşkanlığı görevi üzerinden Ortadoğu’da öne çıkartan bir politika izleniyor. Nerede sorun var, Tayyip Erdoğan orada bitiyor! İsrail Lübnan’a saldırıyor. Geri çekiliyor. Boşluğu Erdoğan hükümeti kararıyla Türk Ordusu dolduruyor!

ABD Ortadoğu’da İran etkisini kırmak için, Tayyip Erdoğan’ı öne çıkarıyor. Bölgede İran-Suriye-Hizbullah-Hamas şeklindeki ABD karşıtı hattın önüne Erdoğan-Mısır bloğu yerleştiriliyor. Ahmet Davutoğlu diploması dehası ilan ediliyor, Tayyip Erdoğan da arabuluculuğa soyunduruluyor.

“TÜRK ORDUSU GAZZE’YE” PLANI

Dikkat ediniz, İsrail Gazze işgaline başlar başlamaz AKP’nin yürüttüğü sözde diplomasinin merkezine hemen “Türk Ordusu Gazze’ye” formülü yerleştirildi. Tıpkı Lübnan’da olduğu gibi İsrail’in geri çekildiği boşluğa TSK’yı yerleştirmek istiyorlar.

ABD, Türkiye’ye Gazze’de uluslararası güç oluşturma görevi veriyor, Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan-Ali Babacan üçlüsü hemen köşkte toplanıp, ardından da basına şu bilgiyi servis ediyorlar: “Köşk’te gerçekleştirilen toplantıda, öncelikle Gazze’de ‘ateşkes’ sağlanması için Ankara’nın atacağı diplomatik adımlar, ardından da bölgeye bir “gözlemci gücü” yerleştirilmesinin yolları üzerinde duruldu” (Hürriyet 5 Ocak 2009)

Ardından BOP’un İsrail ayağı devreye giriyor ve şu bilgi basına servis ediliyor: “Türk askerinin Gazze’de gözlemci statüsünde görev yapma önerisine İsrail de yakın”. (6 Ocak tarihli tüm dünya gazeteleri)

SONUÇ

ABD, Bush’un yitirilen itibarıyla sekteye uğrayan Büyük Ortadoğu Projesi’ni, Obama’yla sürdürecek. Obama bu yüzden biraz Müslüman, biraz zenci, biraz Hüseyin’dir…

Projenin kilit oyuncusu ise Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü kilit ülke Türkiye’nin Başbakanıdır ve bu yüzden de kendisine projenin eşbaşkanlığı görevi verilmiştir.

Türkiye direnirse, ABD BOP’u uygulayamaz.

Türkiye direnirse, Filistin yaşar!

, , ,

Yorum bırakın

KINAMAK İSRAİL’İ DURDURMAZ, YAPTIRIM ŞART!

İsrail, ABD emperyalizminin açık desteğiyle yine Ortadoğu’yu kana bulamaktadır. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni aşaması gereği, şimdi de İsrail’i Filistin halkının üzerine sürmüştür.

Günlerce hava harekatıyla hedef gözetmeksizin Gazze’yi füze saldırısı altında tutan İsrail, ardından da kara harekatıyla Filistin topraklarını işgal etmiştir.

Dünya halkları Gazze’yi işgal eden İsrail’i kınamakta, protesto etmektedir. Halkların bu tepkisi, devletleri de kınamaya sevketmektedir; hükümetleri de İsrail karşıtı protesto dolu açıklamalar yapmak zorunda bırakmaktadır. Ancak tüm bu kınamalar, protestolar ABD destekli İsrail’i durduramamaktadır. Çünkü kınamak İsrail’i durdurmaz, yaptırım şart! Kınamak, protesto etmek, yüzlerce Filistinli bebeğin yaşamasını maalesef sağlamıyor!

KİM İSRAİL, KİM FİLİSTİN DOSTU?

Olan biten karşısında timsah gözyaşı dökenleri halkımız iyi ayırt etmelidir!

TBMM’deki dostluk grubu üye sayısı bile gerçeği göstermektedir! Türkiye-İsrail Dostluk Grubu’nun 361 üyesi varken; Türkiye-Filistin Dostluk Grubu’nun sadece 60 üyesi vardır! AKP’nin 340 milletvekili olduğunu da hatırlatalım!

İş lafa geldi mi “Müslüman kardeşliğini” ağzında düşürmeyenlerin daha 5 yıl önce, 2004’ün Ocak ayında, ABD’de Amerikan Musevi Komitesi’nden “cesaret ödülü” aldığını unutmayalım! Amerikan Musevi Komitesi, İsrail’e hizmet edenlere verdiği bu ödülü, 2004 yılında ilk defa Yahudi olmayan bir isme, Tayyip Erdoğan’a vermişti!

İsrail’le en çok anlaşma imzalayanların, “Müslüman kardeşliği” edebiyatı yapmaya hakkı yoktur!

İsrail dostu AKP milletvekillerine soruyoruz: 1996 tarihli Türkiye – İsrail silah modernizasyonu anlaşmasının altında Abdullah Gül’ün imzası yok mu?

“HEDEF FİLİSTİN DEĞİL” YALANI

Bir kısım Amerikanperver çevre ise utangaç bir şekilde İsrail’i haklı çıkarmaya çalışıyor. İsrail, Filistin’i değil, sadece Hamas’ı hedef alıyormuş; İsrail El Fetih’i değil, sadece Hamas’ı hedef alıyormuş! Yalanlarını yüzlerine çarpıyoruz! Hamas kaç yılın örgütü? 20 yıl önce Hamas mı vardı? Daha dün, Filistin Devlet Başkanı ve El Fetih’in lideri Yaser Arafat’ı, Ramallah’ta kuşatıp öldüren İsrail değil miydi?

“Hamas ateşkese uymuyor” ve “Hamas uluslararası hukuka uymuyor” gibi yalanlar da bizzat ABD ve İsrail tarafından üretilen ve İsrail’in Gazze’yi işgalini haklı göstermek için uydurduğu psikolojik savaş yalanlarıdır.

“HAMAS ATEŞKESE UYMUYOR” YALANI!

Ateşkes’i bozan Hamas değil İsrail’dir! İsrail, 4 Kasım’da yaptığı sınır saldırısında 6 Hamas militanını öldürerek, ateşkesi bozan taraf olmuştur!

Kaldı ki, İsrail İstihbaratı Shin-Bet’in 23 Aralık’ta İsrail kabinesine verdiği bilgiye göre Hamas her şeye rağmen ateşkesin uzatılmasını istedi. Ama Ateşkes anlaşmasında olan ve İsrail’in uymadığı iki konuda ısrarcı oldu Hamas. Nedir anlaşmada olan ama İsrail’in uymadığı bu iki madde? Ambargonun kaldırılması ve ateşkesin Batı Şeria’da da uygulanması. Böylesi bir gerçeği atlayan “bir kısım medya”, “İsrail’in sivilleri öldürmesini kınıyoruz ama Hamas da ateşkese uymuyor” yalanıyla okurlarını yönlendirmeye çalışıyor günlerdir.

İsrail’in yıllarca süren işgalleri boyunca 380 km karelik alana sıkışıp kalan 1.5 milyon Filistinli’nin yaşadığı Gazze tam bir abluka altında. İnsanlar ekmek için yer altı tünelleri kullandı yıllarca. Mısır’ın Refah sınır kapısı bile ABD ve İsrail baskısı nedeniyle kapalı. Elbette ambargonun kaldırılmasını talep edecek Hamas!

“HAMAS ULUSLARARASI HUKUKA UYMUYOR” YALANI

Bir de İsrail Dışişleri Bakanı Livni’nin ağzından “Hamas uluslararası hukuka uymuyor” yalanına sarılanlar var. Hangi uluslararası hukuk? 1972’den bu yana BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail aleyhine çıkarılmak istenen 44 tasarıyı ABD veto etmedi mi?

Daha önceki gün, İsrail’in Gazze’yi işgaline karşı protesto metni yayınlamak isteyen Güvenlik Konseyi’nde yine veto hakkını kullanmadı mı ABD?

İsrail’in 2004’ten beri süren Gazze operasyonlarını sonlandırması için hazırlanan 5 tasarıyı ABD engellemedi mi?

“Hamas uluslararası hukuka uymuyormuş”!  Sevsinler yalanınızı! ABD uluslararası hukuk içinde mi işgal altında tutuyor Irak’ı?

ARAP DEVLETLERİ AKILLARINI BAŞLARINA ALSIN!

Ya Araplara ne demeli? ABD’nin Irak’ı işgali karşısında birlik olamayan Araplar, Filistin işgali karşısında İsrail’e karşı yine “kınama ve protesto”yla mı yetinecekler? İsrail’le gizli anlaşmaların üzerinde oturan yöneticilerini daha ne kadar sırtlarında taşıyacaklar? Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren ABD ve İsrail karşısında birer birer kırılmayı mı bekleyecekler?

ANLAŞMALAR İPTAL EDİLMELİ

İsrail’i kınamak ve protesto etmekle yetinmemeli; hükümeti İsrail’e karşı yaptırım uygulamaya zorlamalıyız!

İşte uygulanması gereken yaptırımlar:

–          İsrail ve efendisi ABD ile tüm askeri ve diplomatik ilişkiler,İsrail geri çekilene kadar dondurulmalı!

–          İsrail ile yapılan tüm açık ve gizli anlaşmalar iptal edilmeli!

–          Büyükelçimiz geri çağrılmalı!

–          ABD ve İsrail mallarına yüksek gümrük kotaları uygulanmalı ve bu mallar kullanılmamalı!

ABD PLANI!

9 Ocak’ta Filistin Devlet Başkanı’nın görev süresi doluyor; 10 Şubat’ta da İsrail seçimleri var. Bu konjonktürde, bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Dünyaya “demokrat” olarak yutturulan, dışı siyah içi beyaz Barack Obama’nın “Kudüs, İsrail’in bölünmemiş başkenti olacaktır” sözünü lütfen iyi okuyunuz!

Mehmet Ali Güller

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın